Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

7. yoğunluk ve diğer yoğunluklar

Başlatan Majisyen, 08 Şubat 2015, 14:13:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Süvari

#45
ÖLÜM İÇİN BİLGİ KİTABINDA
Ölüm, Can Tohumu' nun programını kapatmasıdır.

Ölüm, Can Tohumu' nun programında yazılı, zaman ve şartların yerine gelmesiyle, Ruhsal Enerji almaktan vazgeçmesidir.

Ölüm anında, Bedeni terk eden Ruh değildir. Ruhsal Enerji zaten Bedenimizin dışında olan bir kaynaktır. Ölüm halinde Bedeni terk eden, Bizim Evrimimiz-Tekamülümüz nispetinde güçlendirdiğimiz EVRİM ÖZ' ümüz ile Bedensel Enerjilerimizin Bütünüdür.

Can Tohumu, Biyolojik Bedene Can verir, Can Tohumu Programını kapattığında, EVRİM ÖZ!ü, Eterik Bedeniyle ve Tüm Bilinciyle Spadyum' a veya Tekamülüyle ulaştığı Evrim Boyutuna  ışınlanır.

Heplik Boyutu içersinde, her Beden kazanmak istediğimizde, yani yeniden Enkarne olduğumuzda Can Tohumu, yukarıda anlatılan şekilde yeniden hazırlanmakta ve EVRİM ÖZ'ü ile birleştirilerek Dünya'mıza ışınlanmaktadır.
SONUÇ ;

Yüksek Benliğin bir partikülü olarak Evrim yoluna çıkan Enerjiye ÖZ  veya  EVRİM ÖZ'ü   denmektedir.

ÖZ' ün veya  EVRİM ÖZ' nün, maddesel ortamda Evrim yapması için,  yaşayacağı maddesel ortamın maddesine uygun  bir Bedene ihtiyacı vardır.

Can, EVRİM ÖZ' üne,  Evrim yapacağı ortamdaki Maddelerden yapılacak Fizik Bedeni inşa edecek, Hücrelere gerekli yaşam enerjisini yani Ruhsal Enerjiyi (programı süresince) çekecek Teknolojik bir programdır. Teknolojik bir Şifre, Teknolojik bir yazılımdır. CAN, Bedensel Enerjimizin Öz potansiyeli olarak çalışan bir programdır.[purple][/purple][purple][/purple]
 

bozadi

#46
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Turuk

Arkadaşlar tekrardan merhaba

Pen/Pan isiminde bir varlık var mı? Bilginiz var mı bu konuda

Turuk, bunu neden soruyorsun? Kendini Pen veya Pan diye tanıtan bir varlıkla mı iletişim kurdun veya buna dair birşey mi sezdin?

bozadi

#47
Sevgili Süvari, ruhun tekamül edip etmediği meselesinde "ruh" teriminden neyin kastedildiğini de tartışmak gerektiğini düşündüm aslında ama değişmediği iddia edilen üç şeyi birlikte düşündündüğüm zaman bana gayet saçma göründü ve hala da öyle görünüyor. Gerçi "el yazısı" konusunda neyin kastedildiğiyle ilgili iki varsayımım da "tutmamış" ama bir insanın kalemle yazım stilinin hiç değişmediğinin iddia edilebileceği gelmedi aklıma hiç. Hala bunun da insanı yapıcı bir şekilde düşünmeye sevk etmekten ziyade son derece lüzumsuz ve yanlış bir varsayıma dayalı bir beyan olduğunu düşünüyorum.

"Ruh"tan neyin kastedildiğini de tartışmak gerektiği halde, sıralanan şeylerin genel anlamsızlık ve faydasızlık düzeyi nedeniyle oraya girmek istemedim demiştim. Madem ruhun tekamül etmemesi ile ilgili bu gerekçeler gündeme geldi, o halde bu konuyu ele alabildiğimiz kadar alalım. Evet, örneğin İngilizce'de de Soul (Ruh) ve Spirit (Ruh) kavramları bazen iki farklı şeyi kastetmek için kullanılıyor. "Soul" bireysel ruhu veya ruhun şahıssal uzantısını temsil ediyor bildiğim kadarıyla. "Spirit" terimi ise ruhun şahsi ucunu değil de tanrısal ucunu kastetmek için kullanılıyor (her zaman ille de bu anlamda kullanılmasa da).

Diyelim ki ruhun tanrısal ucu (7. yoğunluk) hakikaten tekamül etmiyor olsun. O durumda bile ruh teriminin kendisi hala çok katmanlı, çok boyutlu bir kavram. Dolayısıyla genel geçer bir tarzda "ruh tekamül etmez" diye beyanda bulunmak bence gereksiz bir sansasyonelliktir.

Varoluşun seviyeleri arasında bilgisini artırmak suretiyle ilerleyen, yükselen bireysel ruh uzantısının yaptığı şey, hakkında tamamen bilgisiz olduğu birşeyi keşfetmek olmasın da, varlığının mutlak özünde (7. yoğunluk) zaten bilgisi mevcut olan şeyi "ortaya çıkarmak" veya "hatırlamak" olsun. Sonuçta bu yine de bir öğreniş, onaylayış, özünü keşfediş ve öğrendikçe değişim ve dönüşüm geçirmedir. Çok boyutlu bir kavram olan Ruhu ille de 7. yoğunluk bakış açısıyla değerlendirmek, ruhun diğer yoğunluk seviyelerindeki halini/seviyesini "ruhtan" saymamak bence çoğu durumda pozitif niyetli bir yaklaşım değil. Negatif bir amaçla kullanılma gayesi insanların halihazırda ciddi bir sorunu olan "ataleti" ve "egoizmi" pekiştirmek olabilir pekala. Yani öğrenmeyi, değişmeyi, dönüşmeyi gereksiz gibi gösterip caydırmak veya hiç değilse bu konuda akıl karıştırmak.

Süvari

#48
[IMG]http://img673.imageshack.us/img673/3491/uFt9ig.jpg[/IMG]

Ruhun ete kemiğe bürünüşünü Bilgi Kitabında anlatıldığı ve biraz da kendi hafızalarımızda kaldığı şekli ile şemaya aktarmaya çalıştım...
 

Majisyen

#49
Az önce aklıma geldi.Sayılar ve varoluş bağlantılı olabilir mi acaba? Normal birey sıfır ve etrafında dolaşıp dururken BHde ilerleyenler artı sonsuza doğru ilerliyorlar.Artı sonsuza kadar olan mesafe sonsuz olduğu için oraya ulaşma süreci de yani öğrenme de sonsuz oluyor.Aynı şeyi KH yönelimliler için de eksi sonsuza doğru gitme olarak düşünebiliriz sanırım.Sizin fikirlerinizi de bekliyorum.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

Süvari

#50
[IMG]http://img537.imageshack.us/img537/5782/Gu2bWn.jpg[/IMG]
OLMAMAYA ÇARE Mİ VAR..

Dehre ve zamana sövmeyiniz.
ÇÜNKÜ
Dehr ve zaman 'O' dur...
Feleklerin hareketi "dehr" ile ifade edilir.
İnsan süresi 1.2.3. ayetlerde anılan zaman..
Uzun zamandır, Asli zamandır.Bizim yaptığımız takvim ile alakası yoktur. İnsan üzerinden henüz anılan bir şey olmadan, Elest meclisinden bu ana kadar geçen zamandan söz edilmektedir. Doğru yola kılavuzlandık, gören işiten yapıldık. Bu kılavuzlanmış olduğumuz menzilde tıpkı kros yarışçıları gibi sürücü melekelerimiz geliştikçe, araçtan araca(halden, hale, bkn.İnsan:2) mekandan diğer mekanlara yol almaktayız. Kimi zaman rahvan, kiminde tavşan gibi sıçRayarak..

(Bknz.CASİYE:24)Şikayet etmedeyiz.HAYAT, ZAMAN NE ÇABUK HARCADIN BENİ

 KAHPE FELEK DEĞİRMENİ DÖNDÜRÜR. Halbu ki zaman bizi değil biz zamanı harcıyoruz. Oyyy oyy....! Ölüp, ölüp diriliyoruz değil mi....HELAK OLUYORUZ..

Değirmen, dolap nasılda nazlı nazlı işini bilerek dönmede öğütmede içinde ne varsa......
Emrem Yunus'un şiirini hatırladınız değil mi...?

Dolabın içinde halden hale çevrilmedeyiz....

Bizi sevgisinden vareden diyor ki; BU KONUDA NE BİLİYORSUNUZ Kİ, SADECE SANIDA BULUNUYORSUNUZ...

Zira zaman kelimesi şimdi, geçmiş ve gelecek için kullandığımız sınırlı/belirli bir dilimdir. Dehr ise,"kesintisiz devam eden uzun zamana yani âlemin ömrüne" (Aslı Zamana, Mutlak Zamana)denir.

KADERDEN KAÇILMAZ......DERİZ.... Doğru söz dür.. Dünyanın neresinde hangi mekana, Evrenin hangi ucuna gidersek gidelim o hep bizimledir.

Onun ile bağımız var tıpkı kan bağımız, ruh bağımızın olduğu insanlar gibi...Bir tandık gözle, yüzle özle bakışır da Şaşırır kalırsın...Bir ses, bir renk, bir ışık, bir kod açı verir; ulaşılmaz sandığın gizli 'sandıkların' kilidini milyonlarca ışık yolu uzakların yanında oluverirsin saniyenin dilimleri gibi bir anda ...Şaşar kalırsın.. Hani bir gülyüzlü de şaşmıştı usta yüzücü nasıl da kayıvermişti bir girdaba doğru...Bir bilinmeze...BÖYLELİKLE ANCAK SEN SANA AKARSIN........

DEHRE VE ZAMANA SÖVMEYİNİZ, Çünkü ' O' dehrdir.

İsyanımız kendimize, bir plan yapıldı, kıl kırk yarılarak öyle bir düzenle ayarlandı ki, Biz bu düzene misak verdik, and içtik yüce mecliste... OLMAMAYA ÇARE Mİ VAR..#9834;#9834;


Şunu unutmayalım ki; Pes ettiğimizde, kaçtığımızda Allah'ım korusun misakı tek taraflı fesh etme yolunu seçtiğimizde...
buRAK özDEMİR dostun dediği gibi kader bir sonraki istasyonda yanına başka arkadaşlarını da alıp bizi bekliyor olacaktır...
 

Scyth

#51
Masonlarmı akımı gerçekleştireceklermiş!
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

beyrutkapı

#52
Enteresan! Kırk haramilerde yanlış tanıtılıyor aslında. Hepsi iyi çocuklar özünde. Sadece çevreleri kötü.
 

Scyth

#53
Dünyada bir kavga var doğru; fakat bu yeraltı ve yerüstü dünyası arasında. Ayrıca bu savaş iyi-kötü savaşı değil. İnsanı tasarlayan ve hamiliğini üstlenenler yer üzerindeki daha az gelişmiş türü yeraltıdaki modiyife ettikleri yeni türle değiştirmek istiyorlar. Genel olarak durum yer üzerinin Yahudiler yer altının da bizim Nazi diye tanıdıklarımız tarafından yönetilmesi. Şimdi gelecek olayların bir parçasıda yeraltındakilerin yüzeye karşı açık bir savaş açması ki şimdiye kadar bunu Nazi Almanyası'yla kısmı olarak soğuk savaş döneminde de üstü kapalı olarak denediler. K'lerin  " gerçek düşman" dedikleri aslında bu yeraltı insanları olsa gerek. Burada gerçek düşman derken bu grubun bizim gibi 3. yoğunluk olduğu ayrıca 4 Kh Orion'un gözdesi olmaları gerçeği bizler için yeraltı insanlarını ölümcül kılıyor. Bu süreçte eski tabiriyle "Tanrılar" seçtikleri grupları destekliyor ve buna göre mesajlar gönderiyorlar. Yüzeyde yayınlanan spiritüel mesajların bir noktada Yahudilerin  varlıklarnı zaruri olarak tanımlamasıda bu yüzden.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Turuk

#54
Zaman geçiyor ve bize verilen süre bitiyor.Her ne kadar amaç bilgiye bilgi ekleme olsa da artık taraf seçme zamanı. Taraf seçmeyenler negatif ya da pozitifte olsa yoğunlaşmayı tamamlayamayacaklar
 

Scyth

#55
Senin inancın senin seçimin. Birde celselerden öğrendiğimiz gerçekler var. Senin söylediklerin bundan farklı dolayısıyla seçtiğin yolda bol şans.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#56
Sevgili Turuk, seninle ilgili anladığım şöyle bir durum var: Medyumik veya telepatik denebilecek bazı yeteneklerin ve/veya eğilimlerin var ve bir takım "aşkın" varlıklarla iletişimlerin, etkileşimlerin olduğunu, negatif bir takım varlıkların baskılarına maruz kaldığını ama bu baskıların etkisini bir çeşit teslimiyet yoluyla aştığını ve giderek daha istikrarlı bir şekilde pozitif bazı varlıklarla bilgi iletişimi kurduğunu söylüyorsun. Ve zaman zaman, elde ettiğin bilgi veya sezgilere dair "kısmi" bazı paylaşımlar yapıp, henüz söylemediğin veya söyleyemediğin başka ve belki çok daha önemli şeyler olduğuna vurgu yapıyorsun. Şimdiye kadar bu forumda paylaştığın şeylerle ilgili henüz çok net bir resim çizemiyorum. Yani şu ana kadar anlattıklarının ne anlama geldiğini, neyi ifade ve işaret ettiğine dair henüz net bir kavrayışım yok. Söylediğin bazı şeyler pek çok başka soru işareti doğuruyor ve açıklama gerektiriyor.

Şahsen, paylaşımlarından rahatsız değilim. İlginç buluyorum ve hangi noktalarda bir anlayış ortaklığına, uyuma sahip olduğumuzu anlamaya çalışıyorum. Verdiğin bilgi ve/veya yorumların bir kısmını gerçekçi buluyorum, bir kısmını fazla karmaşık ve şüpheli buluyorum. İletişim/etkileşim içinde bulunduğun varlıklarla bağlantının ne ölçüde istikrarlı ve berrak olduğunu bilmiyorum ve senin de bu konuda kesin bir eminliğe, kesin bir istikrara henüz sahip olmadığını düşünüyorum; ama olabileceğini düşünüyorum ve olmanı isterim.

Tüm odağımızın celseler olmaması gerektiği, artık somut birşeyler yapmak gerektiğine dair yorumuna hak veriyorum ve zaten bizler de celselerle yatıp celselerle kalkıyor değiliz veya hayatımız için en önemli, en somut, en gerekli şeyin bu kanal bilgileri olduğunu düşünmüyoruz. Bunlar sadece ortak ve çekici bir ilgi alanı oluşturuyor ve aynı zamanda hayatımızda, iç ve dış dünyamızda olan bitenleri yorumlamamıza yardımcı oluyor.

Senin bazı yorumlarında, Ra ve Kasyopya celselerinde esas alınan bazı kavram ve bilgileri genel olarak benimsediğin anlaşılıyor ama katılmadığın veya ayrıca bilinmesi gerektiğini düşündüğün başka şeyler olduğunu söylüyorsun. Eyvallah. Bu görüşün şahsen bana batmıyor ve seni ve bilgilerini daha fazla öğrenmekten memnun olurum. Özellikle de belirli bir uyum, işbirliği ve iyi niyet ekseninde ilerleyebilirsek.

Bir yanda AKP'nin dini bölücülük için kullanışına, diğer yanda Atatürk'ü putlaştıranlara dair eleştirin bence isabetli ama garip bir şekilde Masonlukla ilgili olumlu bir referansta bulunuyorsun gibi göründü. Bu da benim aklıma Fethullah Gülen'i getiriyor. Çünkü kendisinin Masonluğa pozitif bazı referanslarını paylaşmıştım forumda (Fatih Altaylı'yla olan bir röportajında) ve belki Fethullah hem dini bölücülük için kullananların (AKP), hem de "Atatürk'ü putlaştıranların"  dışında daha sağlıklı üçüncü bir tarafı temsil ediyormuş gibi görünebilir kimilerine. Açıkçası ben böyle düşünmüyorum. Aksi yönde yeterince işaret, kanıt görmedikçe Fethullah'ın pozitif eğilimli biri olduğunu düşünmem ve bunun gerekçesi olarak geçmişten tonlarca işaret veya kanıt sunulabilir. Tayyip tarafından aldatılması sonrası Tayyip'i ve AKP'yi zaman zaman "öttürüyor" olması bence güzel birşey ama bunu pozitif bir ruhsal tekamül doğrultusunda yaptığını düşünmüyorum. İmkansız değil tabi ama öyle olduğuna inanmak için ortada yeterince veri görmüyorum. İnşallah görürüz!

"Fethullahçı" veya sempatizanı isen bunu ille de çok kötü veya kabul edilemez birşey olarak yorumlamam, ama yine de bilmek ve bazı eleştiri ve sorularımı paylaşmak isterim. Eğer değilsen de bu konuyu hiç açılmamış sayabilirsin.

bozadi

#57
Sevgili Turuk, açıklamaların için teşekkürler. Yalnız yine, yaptığın her açıklamanın çok daha fazla açıklama gerektirmesi gibi bir durumun söz konusu olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki bu durum bir "problem" teşkil ediyor forumumuzda yapmaya niyet ettiğimiz şey açısından. Yani netlik, somutluk, konular arasında anlamlı bağlantılar kurma çabasındayız. Temas ettiğin ve bu forumda ele alınan kaynakların terimlerinin de yer aldığı çeşitli görüşlerin arasında anlamlı bağlantılar kuramıyorum şahsen.

Şöyle bir önerim var hem sana, hem de herkese. Çok sayıda konuya girip çıkmak yerine, netlik, sadelik amacıyla, şimdiye kadar ele aldığın konulardan belirli bir tanesi üzerinde odaklanıp o konuda belirli bir anlamsal tatmin edicilik oluşuna kadar başka bir ana temaya atlamama gibi bir yöntem izleyebiliriz.

Örneğin İlüminati/Masonlar/Tek göz meselesiyle ilgili birşeyler söyledin. Başka bir konuya girmeden önce bu konuda tam olarak ne biliyorsun, ne düşünüyorsun, ne anlıyorsun, bunu paylaşabilir misin? Elbette birşeyi anlatmak için başka hususlara referansta bulunman gerekiyor olabilir ama yine de bu konuda aşağı yukarı bir netlik ortaya çıkana kadar ana temayı başka bir temaya kaydırmamaya gayret edelim lütfen. Senden ve diğer arkadaşlardan ricam budur. Eleştiri ve alternatif önerilere açığım.

Scyth

#58
İyi de yükseliş işi ruhsal temelde ilerler beden buna eşlik eder. Neden bedeni kurtarmak önemli olsun ki ruh öğrenemediyse beden zaten önemsiz hale geliyor. Bu bağlamda yaklaşmakta olan olaylara karşı "kendini kurtar" yaklaşımı ne kadar doğru!!! Zannediyormusun ki yükselişi deneyimleyecek olanların hepsi bedenlerini de dönüştürerek 4. yoğunluk olacaklar. Ölüp 4. yoğunlukta doğacak olanlarda olacak; bunu celselerden biliyoruz zaten. Oyunun içinde ne kadar süre bulunduğun değil oyundan ne kadar ders öğrendiğin önemli. Yaşadığımız evren ilizyonsa gerçek; öğrenişler olmaz mı. Öğrenen varlık hangi şartlarda fiziksel taşıyıcı bu kadar önemser?
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

beyrutkapı

#59
Zincirin son halkası bir Türk deyince, benden bahsediyorsun sanmıştım turuk. Böylece egonun ne kadar berbat bir şey olduğunu bir kez daha göstermiş oluyorsun. Kesin tarihler vermek, verebilmek hiç iyi bir işaret değildir dostum. Ayrıca hiçbir önemli insan gerçekten önemli olduğunu iddia etmez! Umarım son cümleyi cevaplamadan biraz olsun düşünürsün.