Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Oya Baydar: "Devletin Bölücülük, Kin ve Savaş Nârası" (2 Temmuz) 

Başlatan bozadi, 02 Temmuz 2015, 11:59:34

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

02 Temmuz 2015

Devletin bölücülük, kin ve savaş nârası


Oya Baydar




Devlet konuşuyor: O kadim ceberrut devlet; savaşı, kanı, ölümü kutsayan, vatanı böldürtmeyiz nâraları atarken halkı lime lime ayırıp bölen,  şoven milliyetçi, militarist, eril devlet konuşuyor. Kimin sesiyle, kimin maskesini takmış olarak, kimler adına, önemli değil; biz bu ürkütücü sesi, bu ulumayı, bu vahşi savaş nârasını tanıyoruz. Yeni değil, geçmişten; unutmak istediğimiz acılarla, çatışmalarla, cinayetlerle dolu bir dönemden yankılanıyor. Kimilerinin artık dişlerinin döküldüğünü, çağın ruhuna uyup yumuşadığını, barut ve kan kokusunun serhoşluğuna kapılmayacağını sandıkları bir anda, büründüğü/büründürüldüğü kuzu postundan sıyrılıp, çürümüş ama hâlâ sivri dişlerini gösteriyor. Kadim devlet, Osmanlı'dan bu yana özü değişmemiş devlet...

Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür

Yukardaki cümleyi genç kuşaklar için tercüme edelim: İnsan hafızası unutkanlıkla sakatlanmıştır. Gençler yaşamadılar, bilmiyorlar; bizler yaşadık o günleri. Ama insanız; acıları, kötülükleri unutmaya eğilimliyiz, unutuyoruz. 70'li yıllar boyunca Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adlı parti ve onun gençlik örgütü Ülkü Ocakları, (derin) devletin vurucu gücüydü. Yükselen sola ve emek hareketine karşı, Batı emperyalizminin CIA başta çeşitli gizli-açık örgütlerinin Türkiye'yi destabilize ederek askerî darbeye sürükleme planlarının baş uygulayıcıları Ülkücü timlerdi. 1975-80 arasında sağ-sol çatışması görünümü altında çoğu genç binlerce insanımızın öldürülmesinde, Alevî katliamlarında, aydınlara, sendikacılara, yazarlara, siyasî figürlere yönelen suikastlerde MHP'nin vurucu timleri hep önplandaydı. Susurluk olayından hatırlanan derin devlet ajanı Çatlı'nın emri ve planı dahilinde Ankara Bahçelievler'de 7 TİP'li gencin evlerinde kurşunlanarak, telle boğularak öldürülmesi olayı (cinayete karışanların tümü Ülkü Ocaklıydı, katillerin başı Haluk Kırcı cinayeti yıllar sonra ayrıntılarıyla anlattı, cinayette kullanılan arabayı süren kişi ise MHP'de milletvekilliğine kadar yükseldi); Bedrettin Cömert, Kemal Türkler, Abdi İpekçi, Prof.Cavit Orhan Tütengil, savcı Doğan Öz (katili üç defa idama mahkum edildi ve üç defa salıverildi), Tâlip Öztürk; daha onlarca aydının, binlerce gencin, işçinin öldürülmesi, 78-80 arasında en kanlıları Malatya, Çorum, Sivas, Maraş olan Alevî ve solcu katliamları, delili ispatıyla ortaya konduğu ve tarihe geçtiği gibi, o dönemin MHP'si ve Ülkü Ocakları ile ilişkiliydi. Şiddet ve terör, o günlerde MHP ve ideolojik benzerlerinin tekelindeydi. İşe ustaca karışan derin yapıların yönlendirmesi, kışkırtması, provokasyonuyla sağlı sollu gençler birbirlerine kırdırılırken MHP'nin şiddet gerekçesi; vatanın komünist hainler tarafından bölüneceğiydi.

Amaçlanan darbe, 12 Eylül 1980'de geldi. Askerî darbe haberini alan Baba Bush'un "bizim çocuklar becerdi" diyerek sevinmesi hatırlardadır. Artık kendisine iktidar yollarının açıldığını düşünen MHPnin sevinci ise kursağında kaldı. 12 Eylülcü askerler iktidarı paylaşmaya niyetli değillerdi, Başbuğ Türkeş ve önde gelen MHP'liler tutuklanırken, Türkeş'in "fikirlerimiz iktidarda ama kendimiz zindanlardayız" diye sızlanması da hatırlarda.

Kuzu postu yırtıldı, kurt göründü

Son seçimler öncesinde sağlı sollu çevrelerden yükselen Devlet Bahçeli liderliğindeki MHP güzellemelerini izlerken düşündüm bütün bunları. Bahçeli MHP'yi ehlileştirdiği, 1970'lerin eli silahlı Ülkücü güruhlarını dizginlediği, kendini şiddetten arındırdığı için övülüyor, yere göğe konulmuyordu. Evet, Kürt fobisi vardı; evet; içerde ve dışarda savaş öneriyordu, devletin demir yumruğunu farklı olana, farklı düşünene indirmesinden yanaydı, evet; çoğulculuktan nefret ediyor, ustası Başbuğ Türkeş'in veciz ifadesiyle "Ne mozayığı ulan! Mermer" zihniyetini benimsiyordu ama o kadar kusur kadı kızında bile bulunurdu. Sağ kesim gibi sol ulusalcılar, hatta ülkenin normalleşmesinden, çatışmacı üslubun yerini uzlaşma üslubunun almasından yana olan iyi niyetli kişiler de, geçmişi unutup MHP'yi neredeyse bağırlarına bastılar. Gazeteler, televizyonlar Bahçeli'nin gülen yüzünü, insan yanını -biraz zorlanarak da olsa- yansıtmaya çalıştı. Kimse çıkıp da, demokratları, barışçıları, Kürtleri terörist ilan eden Bahçeli'nin partisinin kanlı terörist geçmişine bir kez bile özeleştirel yaklaşmadığını hatırlamadı, sorgulamadı. Kuzu postuna sarınmış kurdun şuradan buradan dışarı fırlayan dişleri, pençeleri, kuyruğu görmezden gelindi.

Ne var ki, seçim sonuçları belli olur olmaz, kurt büründüğü postu yırttı, fıtratının tabiatının bütün özellikleriyle meydana çıktı. Kan kokusu duymuşcasına, iktidar şikârına doğru sol gösterip sağ vuran, hesaplı adımlarla yürümeye başladı.

MHP'li hükümet savaş hükümetidir

Yarınlar ne getirecek bilemeyiz, bugünden bakıldığında olası görünen bir AKP-MHP koalisyonu içerde ve dışarda savaş tamtamları demektir. MHP bunu hiç gizlemiyor zaten. 6 milyondan fazla oy almış HDP'yi ve 80 milletvekilini yok sayarken, kendi kırmızı çizgisinin çözüm sürecinin sona erdirilmesi, yani Kürt sorununun çözümünde barışçı yöntemlere son verilmesi olduğunu açıkça belirtiyor. Erdoğan AKP'si de gönül düşürdüğü müstakbel gelin adayına yüz görümlüğü olarak Dağlıca'ya, oraya buraya birkaç bomba, Roboski'de ölü katırlar armağan ediyor.

MHP, Suriye'ye asker sokmak, en azından Rojava'yı kontrol ve tehdit etmek, oradaki Kürt oluşumunu geriletmek konusunda AKP'den bile hevesli görünüyor. Ne uluslararası hukuk kuralları, ne NATO ilkeleri, ne Türkiye halkının böyle bir savaşa ezici çoğunlukla karşı olması, ne de savaşın insanî trajedisi, ekonomik yıkımı umurunda.

Aslında demokratikleşme sürecinden başka bir şey olmayan çözüm sürecinin fikrine, telaffuzuna bile karşı olan MHP'nin demokrasiden ne anladığı da 6 milyondan fazla oy almış ve Meclis'e 80 milletvekili sokmuş bir siyasal partiyi yok saymasıyla apaçık ortaya çıkıyor.  Milletin iradesini hiçe sayan, seçtiği vekilleri tanımayan bir zihniyetin demokratik meşruiyetinin tartışılacağı umurunda değil.

1970'lerin MHP'si "komünistler vatanı bölüyorlar" diyerek vatan-millet edebiyatına sığınıp az kan dökmedi, az yıkım yaratmadı. 2015'in MHP'si "Kürtler vatanı bölecekler" diye nâralanırken asıl bölücünün kendisi olduğunu fark etmiyor. Uzlaşma kültürünün U'sundan habersiz Bahçeli ve mermer blok gibi partilileri, çatışmacılığı, uzlaşmazlığı tutarlılık ve ilkelilik sanıyor, öyle yutturmaya çalışıyor. 2000'ler Türkiye'sini okuyamamayı, toplum nereden nereye geldi sorusunu sormayan, kendi yarattığı öcülerden korkan ve o sanrı ürünü öcülerle korkutmaya çalışan bu siyasal çizgi, siyaset tarihinin taş devrinin biryerlerinden sesleniyor.

Şimdi koalisyon hesapları yapılıyor, belki de iş kapalı kapılar ardında çoktan bağlandı. Kaba bir deyim vardır: İmam ölüden, deli deliden hazzeder, diye. Önümüzdeki günler ne gösterecek bilemeyiz ama Erdoğan AKP'si ile Bahçeli MHP'si birbirlerine yakışırlar doğrusu. Ne ki bu evlilik günümüz Türkiye'sine hiç yakışmaz. Uzun da sürmez zaten. Uzun sürecek olursa, bilin ki MHP tükürdüklerini yalayıp AKP'lileşmiştir.

Not: Yazının ilk paragrafındaki devletle Devlet Bahçeli'nin sözcük benzerliğinden başka ilgisi yoktur!


Kaynak: t24.com.tr

bozadi

Genel itibariyle tepedeki partiler düzenle, yani global faşistlerle bir şekilde anlaşmak zorunda gibi görünüyor hayatta kalmak için. İktidarı da, muhalefeti de. Tüm partilerin son derece şeytani yönleri olduğu gibi içinde mutlaka pozitif eğilimler veya pozitif potansiyeller de barındırıyorlar.

Şu andaki "popüler" partiler: AKP, CHP, MHP, HDP...

ABD devleti şahsında somutlaşan Global Faşizmin, yani İlüminati'nin, yani (dışarıdaki) Şeytan'ın güdümüne bir şekilde girmiştir tümü, yakın ve/veya uzak geçmişinde. Halen de o Şeytan'la örtülü bir mutabakat içinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Tamamen ona hizmet etmiyorlar ama yine de onun ciddi şekilde baskısı, kontrolü ve hipnozu altındalar.

Şeytan kükreyip baskıyı yoğunlaştırdığında, bu partilerle özdeşleşmiş olan ideolojiler, "vicdani akıl" diyebileceğim pencereyi veya Tayyip'in bir ara çok kullandığı ifadeyle "aklıselim" penceresini kolayca karartabiliyor.

Şeytan'ın sağ-sol kartı popülerliğini ciddi ölçüde yitirdi. Alevi-Sünni kartının popülerliği de bir zamanlar olduğu kadar yüksek değil, çünkü Alevi-Sünni toplum unsurlarının içiçe, yanyana yaşama süresi arttıkça, temelde birbirlerinden hiçbir farkları olmadığını anlamak durumunda kalıyorlar. Suriye meselesinde bu kart tekrar yükseltilmeye çalışılsa da, eskisi kadar aktif hale getirilmesi çok zor. Suriye meselesinde Şii-Sünni kutuplaşması da hortlatılmaya çalışıldığı için ve bu sefer konunun etrafında kümelenen devletler arasında (ABD, İsrail, Suudi Arabistan – İran, Rusya, Çin vs) ilginç bir denge durumu meydana geldiği için, Türkiye bu meselede devlet bazında Şeytan'a çok derin ve istekli bir şekilde hizmet etse de, AKP'nin sayısız diğer şeytanlıklarına ek olarak Suriye meselesinde çevirdiği şeytanlıklar Fethullah faktörünün de yardımıyla ifşa oldukça, Suriye konusunda bizim devletimiz üzerinden icra edilen şeytanlıklara karşı sesler ve tutumlar da çok güçlendi ve AKP'nin son seçimde ciddi bir yara almasına büyük bir katkıda bulundu.  Ortadoğu'daki gelişmeler, Şeytan'ın "Din" faktörünü nasıl kullandığıyla ilgili bilgilerimizin artması için bir katalizör görevi görüyor bir bakıma.

Din veya dincilik karşıtlığı (başka pek çok sorunlu karşıtlığa ek olarak) konumu alan bir devlet zorbalığıyla özdeşleşen CHP'nin gücü zaman içinde eridi ve son dönemde AKP'nin dinci devlet zorbalığıyla müşerref olduk bu sefer.

Uzun zamandır Şeytan'ın Türkiye'de belki de en popüler kartı "Kürt Meselesi". Laik zorbalıkla dinci zorbalığı sınırlarına kadar zorlayıp insanları bu yapay kutuplaşma üzerinden birbirine düşürmeye gayret eden Şeytan, Kürtlere yönelik olarak devlet/ordu eliyle sistematik bir terör silsilesi başlatıp ayrılıkçı Kürt hareketini zaman içinde bir "karşı terör örgütü" haline getirmeyi de başarıp bu sefer ülke halkını bu yapay kutuplaşma üzerinden yıpratmaya, birbirine düşürmeye başladı.

CHP ve MHP Şeytan'ın Kürt kartını oynama sürecine çok hizmet etti. Ne HDP'nin, ne de önceki Kürt partilerinin, PKK'nın, KCK'nın, şunun, bunun aynı sürece doğrudan veya dolaylı şekilde hizmet etmediğini de iddia etmiyorum kesinlikle. Kimse masum değil temelde.

CHP'nin Şeytana aktif hizmet miyadı zaman içinde doldu gibi görünüyor. Özellikle AKP'nin egemenliğinin tırmanma sürecinde CHP AKP'nin vahşi yükselişinin en büyük katalizörünün kendi kapkaranlık sicili olduğunu bildiği için "Dersimli" bir Alevi adeta sembolik bir şekilde CHP'nin başına geçebildi. Kılıçdaroğlu'nun performansı, doğrusu-yanlışı konusunda henüz net bir değerlendirme yapamıyorum kendi adıma, ama bir pasiflik sorunu var gibi görünse de, CHP'nin "normalleşme" sürecine katkıda bulunduğunu ve sadece CHP'nin başında kalmasının bile buna hizmet ettiğini düşünüyorum.

MHP'nin de özellikle 80 darbesi öncesi Sağ-Sol, Alevi-Sünni geriliminin tırmandırılma sürecinde Şeytan'a aktif bir şekilde sunduğu taşeronluk hizmetlerinin karşılığını 80 darbesiyle alması sonrasında bundan bazı dersler çıkarmış olması muhtemeldir. Alevi-Sol taban unsurlarının ve/veya bunların benimsediği ideolojilerin tamamen masum olduğunu düşünmüyorum ama karşılaştırma yapılması bence imkansız olan bir düzeyde Şeytani baskılara, işkencelere ve katliamlara maruz bırakıldıklarını düşünüyorum, ki bu da İlüminati'nin Türkiye'de Alevi-Sol hareketlerin çok daha güçlü olan pozitif potansiyeline duyduğu kızgınlığın ve derin korkunun bir yansımasıydı bence. Bu algımda, bu anlayışımda eksik veya yanlış bir şeyler varsa, bunları keşfetmeyi dilerim.

MHP'nin özellikle 80 darbesi öncesi o veya bu şekilde taşeronluğunu yaptığı Global Faşizme Kürt meselesinde de aynı hizmeti sunma potansiyelinin yüksek olduğu bence açık. Bu şer değirmenine epeyce su taşıdı. Ama nasıl ki Kürt siyasetinin ve militan unsurlarının sergilediği yıkıcı tepkiler Kürtlerin maruz bırakıldıkları şeytani işkence ve katliamlarla bir ölçüde anlaşılabilir hale geliyor ("anlamak" ille de tamamen "mazur görmek" anlamına gelmemek şartıyla), ayrılıkçı ve düşmancıl Kürt hareketlerinin terörist faaliyetleri sonucu, ülkenin çoğunluk unsuru olan Türklüğün siyasi temsilciliğine soyunmuş olan bir partinin kendi tabanını bu düşmancıllığa aynı nefret ve kinle tepki göstermeye sevk etmesi de bir ölçüde anlaşılabilirdir ve bu anlaşılabilirlik de yine mazur görülebilirlikle aynı şey değildir.

Şeytanın uzun zamandır iktidarda olduğu bir 3. Yoğunluk KH dünyasında, artık kafamızı o Şeytanın barkodunu taşıyan ideolojik kutuların içinden çıkarmamız gerekiyor. Bu dünya üzerindeki insan hayatında şeytani güçlerin egemenlik kazanmış olduğu ve binlerce yıldır insanlığın kanıyla, canıyla beslendiği gerçeğinden daha büyük, daha acil, daha önemli bir gerçek değil Türklüğün veya Kürtlüğün onuru-gururu. Veya Alevilin-Sünniliğin. Veya Sağcılığın-Solculuğun veya herhangi başka bir yapay kutuplaşmanın. Tüm bu nefretler, karşıtlıklar, düşmanlıklar, kinler tam da o Şeytanın tüm dünyadaki psikopat iktidarını sürdürmesini "temin" eden şey değil mi!? Dönmeye devam etmesi için bu şeytan değirmenine kendi kanımızı, canımızı taşıyoruz ve bunu da ideolojik etiketlerle "meşrulaştırmaya" zorlanıyoruz. Evet, mutsuzluğumuzu, acımızı, işkencemizi onaylayan, kabul eden, meşrulaştıran biziz. Bir süredir bu gezegendeki insan yaşamı üzerinde egemenlik kazanmış olan bir kahpe şeytanı beslemek için.