Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Hüseyin Aygün'den Ovacık'a Dair Kınama Açıklaması (15 Haziran)

Başlatan bozadi, 16 Haziran 2016, 03:46:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

Görüş paylaşımlarınız için ikinize de teşekkür ediyorum arkadaşlar. Bu görüş ifadelerini ve karşılaştırmalarını yapmamızın önemli, değerli olduğunu düşünüyorum.

Arulnool arkadaşımın görüşlerine katıldığımı belirtmem gerekiyor ve açıklamaları için kendisine özellikle teşekkür ediyorum.

Ve ben yine, "bölgesel" meselelerle birlikte, hatta esas olarak kendi ülkemizin durumunu gerçekçi ve hakkaniyetli bir şekilde ele almamızın çok kritik bir öneme sahip olduğunu düşünüyorum.

Ağaçkakan, sen de kabul ediyorsun ki, devletimizin/ordumuzun, tüm dünyanın baş şeytan devletleri olan ABD ve İsrail'le olan karanlık ilişkisi (isabetli alıntında geçtiği gibi bir "metres ilişkisi" bu gerçekten!), ülke tarihinde başımıza gelen pek çok felaketin, haksızlığın, hukuksuzluğun, işkencenin, katliamın başlıca nedenidir. Devletimiz ve ordumuz şeytani güçlere çok büyük oranlarda boyun eğmiş, adeta hizmetçileri haline gelmiştir. Askeri darbeler, halkın çeşitli kesimlerine yönelik devlet terörü, PKK'nın peydahlanması ve uzun ömürlülüğünün sağlanması, ekonomi ve hukuk sistemindeki dipsiz hukuksuzluklar, adaletsizlikler, son dönemde hem PKK terörüne hem de "İslami teröre" verilen açık krediler... Bütün bunların özellikle ABD-İsrail ikilisinin faaliyetlerinde kendini gösteren İlüminati şeytanlarının bizim için yaptığı planlar ve uygulamalar olduğunu pek çok kesimden pek çok insan biliyor ama iş bu bilginin hakkını vermeye geldiğinde çoğu kişiyi meydanda göremiyoruz. Ve ne yazık ki toplum genelinin tüm bu şeytani süreçler karşısında genel itibariyle "dut yemiş bülbül" durumunda olmasının ta Osmanlı döneminden beri halka aşılanan "kulluk" bilinciyle, baskılarla, işkencelerle, ekonomik ve hukuki adaletsizliklerle çok yakından bağlantılı olduğunu görebilmemiz gerektiğini düşünüyorum. Osmanlıyı ille bir bütün olarak kötülemek amacıyla söylemiyorum bunu ve şüphesiz Osmanlı'nın uzun tarihinde övülmeyi hak eden pek çok şey de olmuştur ama son derece eleştirilebilir yönleri de olduğunu ama tıpkı bugün devletimizin ve ordumuzun pek çok problemli, daha doğrusu resmen "şeytani" yönlerini yeterince derinlemesine ve geniş kapsamlı bir şekilde eleştiri ve düzeltici eylem konusu yapmak pek çok insan için neden zor ve hatta imkansızsa, aynı sebeplerle Osmanlı'nın eleştirilmesi gereken yönlerini eleştirmek de zor ve hatta imkansız geliyor pek çok kişiye. İşin içinde çok feci beyin yıkama, hipnoz, baskı ve işkence süreçleri var çünkü.

Atatürk her ne kadar imparatorluk mirasının halk geneli üzerinde meydana getirdiği lanetli etkiyle mücadele etmiş, Ulusal Kurtuluş Savaşı sürecinde toplumu da bu sürece etkili bir şekilde angaje edip çok önemli ve "hayati" başarılara öncülük etmişse de, bence o lanetin o kadar kısa sürede tüm zaferlere ve devrimlere rağmen bozamayacağı kadar derin ve güçlü olduğu acı gerçeğiyle karşılaşmış ve bizzat bu nedenle ciddi bir zihinsel/ruhsal/fiziksel dejenerasyon deneyimlemiş ve, zaman zaman ifade etmek zorunda hissettiğim şahsi fikrimdir, o lanet hayatının son dönemlerinde bizzat Atatürk'e de sirayet etmiştir. Okuduğum çeşitli şeylerden anladığım kadarıyla da İsmet İnönü'nün bu sirayet sürecinde, yani Atatürk'ün yozlaşma veya "zehirlenme" sürecinde önemli bir rolü var. Yine anlaşılıyor ki, aynı İsmet'in "faşizme" ve "masonluğa" duyduğu özel ilgi ve alaka bağlamında ülkemizin ABD ve İsrail ile (ve bunların temsil ettiği Global Şeytanlıkla) kurduğu göbek bağları, askeri darbelerle, PKK'yla, devlet terörüyle, sonu gelmez yolsuzluklarla, adaletsizliklerle, hukuksuzluklarla, kısacası devlet ve ordu üzerinden "halka işkence" etme süreciyle çok yakından ilişkili. Hadi diyelim ki 2. dünya savaşı süreciydi, ekonomik buhran vardı, faşist yönetimler her yerde hakimdi, o dönemki İnönü başta olmak üzere çok sevgili CHP'li yöneticilerimiz ne yaptılarsa bizi sevdikleri ve korumak istedikleri için yaptılar, peki aradan bir süre geçip de ABD'nin ve İsrail'in açıkça "global terör" devletleri oldukları ve bizim ülkemizi ve halkımızı da açıkça düdükledikleri "kör olmayan ve körlük taslamayan" herkes için açık hale geldi, o zaman niye bir organizasyon olarak CHP söyleminde buna uygun değişiklikler yapmadı? CHP ideolojisi birkaç istisna dışında ABD, İsrail ve bunlarla yakından bağlantılı olan global şeytanlık düzenine hiçbir zaman yapısal bir şekilde itiraz etmemiş, karşı çıkmamış, aksine onlarla olan ittifakımızı savunmuş, "beslemiş", desteklemiştir. Demek ki bu işin içinde başından beri bir sakatlık, ciddi bir anormallik var. Ve bana sorarsınız bu mesele Atatürk'ün yozlaştığı ve/veya yozlaştırıldığı (bence) sürece kadar geri gidiyor Türkiye Cumhuriyeti devleti ve "CHP" süreci açısından (Osmanlı'ya uzanan kısmını düşünmezsek).

Bizler her ne kadar doğar doğmaz kendimizi içinde bulduğumuz "ideolojik gerilim ve çatışma" bataklığında biraz da mecburen, ana-babamızın, çevremizin vs etkisiyle bir ideolojiye taraf olmak durumunda kalabilsek de, bunları aşabilmemiz gerekiyor meseleleri gerçekten objektif bir şekilde ve evrensel değerler açısından yorumlamaya yaklaşabilmek için.


ağaçkakan

Dediklerinize katılıyorum aslında. Daha önce de belirttiğim gibi, şeriatçı fanatiklerin rejiminde yaşamaktansa Esad rejimi altında yaşamayı yeğlerim. Ama bu, Esad rejiminin diktatör ve despotik bir rejim olduğu gerçeğini inkar etmeme neden olmaz.

Sizler de Esad rejiminin günahsız olmadığını kabul etmişsiniz. Benim de dediğim bundan çok farklı değil. Ben bu günahkarlık durumunun biraz daha ağır olduğunu söylüyorum sadece.

Bakın, bugün gördüğüm bir haber:

http://www.mynet.com/haber/dunya/rus-televizyonu-yanlislikla-misket-bombalarini-yayinladi-2506088-1

Düşünün ki BM tarafından yasaklanmış bu misket bombalarının kullanımı. Çünkü aşağıda pek çok parçaya ayrılıyor ve çok can yakıyor. Hedef gözetmeyip gelişigüzel şekilde canları yakıyor.

Rusya'nın ve Suriye'nin pek çok hastane, pazaryeri ve diğer sivil yerleşimi bombaladığına dair haber gördük geçmişte. Buralarda cihadcılar da vardı belki ama sivil halkın, özellikle de çocukların parçalanan bedenlerini kahrolarak gördük.

Esad rejiminin 11 bin mahkuma işkence edildiğine dair fotoğraflar bir ara basında yer almıştı. Korkunç görüntülerdi. Rejim bunları yalanladı ve komplo olarak niteledi gerçi. Ama sanırım gerçekti.

K'lerin Putin ve Rusya övgüsünün, küresel haydutluğa karşı bir direnç olması anlamında ifade edildiği düşüncemi tekrarlıyorum. Putin'in, emperyalist planları bozan zekice hamlelerine övgüler vardı. Dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yönlendiren, yağmalayan, bölen, parçalayan, yeniden kuran emperyalist ülkelerin karşısında Rusya veya başka bir engelin çıkması elbette sevindirici. Ama mesela Suriye'de çözüme hizmet eden bir yapıcı müdahalesini göremedik henüz. O da vurup, yakıp yıkıyor. O da acılara sebep oluyor.

Rusya'nın ve Suriye'nin, cihadist gruplara karşı sivilleri gözetmeyen bombardımanına olumlu gözle bakmakla, bizdeki hendekçi pkk'lilerin direnişinin kırılabilmesi için Sur'u, Cizre'yi topa tutmaya olumlu bakmak arasında etik açıdan fark yok. Her ikisinde de masum siviller, çocuklar ölüyor, sakat kalıyor, korkunç acılar çekiyor. Dünyanın zaten fazla olan acı stoğunu daha da artırıyor bölgemizdeki bu yaşananlar.

Daha çok da buralarda yaşanıyor bu acılar. Mültecilerin dramı, ışid barbarlığının gözümüzün önünde insanlığa sergilediği vahşet, işte kaçırılanların sayısının 10 bini bulduğu K'lilerce de doğrulanan çocuklar... Ve bizlerin çaresizliği, seyirciliği...

Bu seyircilik durumumuz kendi içimizdeki olaylarda da aynen geçerli. İşte Hüseyin Aygün de ifade etmiş, sivil toplum örgütlerinin suskunluğunu, insanların korkup sinmişliğini... Düşünün, PKK kaçıncı kezdir ki bu tür saldırılarla, patlayıcılarla, kaç masum canı aldı. Ama doğru düzgün bir tepki yok. PKK eleştirisi pek yüksek sesle yapılamıyor. Demirtaş bile bir ara itiraz edecek oldu; Kandil'den gelen sert bir uyarı sonucu sesini kıstı.

Konuyu biraz dağıttım sanırım. Ama madem yazdım, böylece göndereyim. Dertleşiyoruz nasılsa...

 

Arulnool

Sevgili Ağaçkakan, ortadoğu halkları kültürel ve toplumsal yapı açısından oldukça despotiktir. Bireysel tutumdan, grublara kadar heryerde despotluk ve dikta görürsün! Bu o bölgenin doğal yapısı haline gelmiş! Güce tapan insanlar sürüsü. Güç neredeyse orada kümelenen bir siyaset ve kültür! 2-3 bin yıl öncesinede gidin aynı yapıyı görürsünüz. Dinler bile bu yapıyı değiştirememiş ve bu despotik düzenin oyuncağı haline gelmiş. Günümüze bakalım ortadoğuda demokratik olan bir ülke varmı?

Suudi Arabistan= krallık, hatta en katısından. Ülkede kral ve soyunun sözü geçer.  parlementosu yoktur, oldukça despot ve diktatördür. Şuan dünyanın en fakir ülkesi Yemen ile savaş halinde, her gün uçaklarla Yemen şehirleri bombalanmakta!( İnternet ve televizyonlarda suudilerin savaşı ile ilgili bir haber gösterilmez! ilginç demi, neden acaba!)

Körfez ülkeleri. (katar, bahreyn, birleşik arap emirlikleri, kuveyt) bu ülkeler emirlikle yönetilir. parlementoları yoktur(kuveyt hariç) Oldukça baskıcı ve despotturlar. Şuan suudi arabistanla el ele Yemen'e saldırmaktadırlar.

Mısır= cumhuriyettir, parlementosu vardır. Ancak 30 yılı aşkındır bir despot olan hüsnü mübarek ülkeyi yönetmiş,daha sonra devrilmiş, yerine müslüman kardeşler lideri Muhammed Mursi gelmiş ve oda askeri darbeyle yerini Genel kurmay başkanı Abdullfettah Sisi'ye devretmiş! Şuan Mısır'ı Amerikancı bir darbeci yönetmekte! Amerikancı olduğu için demokratik olabilir biraz:)

Ürdün= krallık, parlementosuda var! ingilizlerden örnek almışlar biraz. yıllardır kral yönetir ürdünü. Oldukça despotik ve diktatördür. Ama İngilizci olduğu için demokratik sayılabilir:) Suriye'ye cihatçı temininde müthiş görevler üstlenmiştir.

Lübnan= cumhuriyet. parlementosu var. Ve belkide bölgenin en demokratik ülkesi. İkide bir hükümet düşer, yeni hükümet kurulur. Müthiş etnik, dini ve mezhepsel kamplaşma mevcuttur Lübnanda. 2006 yılında israille savaş yaptı Lübnan. sürekli komşularının müdahaleleriyle karşı karşıya, her 30 yılda bir iç savaş yaşar. iç savaş yaşamazsada, dış savaş ona gelir. Böyle bir ülke ve bölge vede insan yapısı. Demokratiktir gene:)

Irak= kendinden önceki ırak kralını deviren, albay Saddam hüseyin, yıllarca ülkeyi despotluk ve diktatörlükle yönetti. 
2 büyük savaş yaptı. İran ve abd ile. Göstermelik bir parlementoya sahipti. Halkına yıllarca işkence yaptı. Ve sonunda idamla yok edildi. ama şimdiki ırakında parlementosu var, ama ülkede ışıd terörisleri etkin ve ülkenin yarısını işgal etmiş durumdalar. Hergün pazar yerlerinde bombalar patlar ve yüzlerce insan ölür. Tv'lerde yer etmiyor ırak artık.

İran= Dini yönetim, ülkeyi ayetullah ile birlikte parlementosu yönetir. oldukça muhafazakar ve baskıcı bir yapısı vardır. Ve despotik bir anlayışla ülke yönetilir. Farklı seslere değer verilmez ve bastırılır. Amerikancı olmadığı için demokratikte değildir:)


Libya= ne idiğü belirsiz bir memleket. Ne kralı var nede parlementosu. Gerçi ihtişamlı bir diktatörü vardı muammer kaddafi ama öldürdüler adamı. Şuan ülke 4' bölünmüş vaziyette. Bir yanda trablus yönetimi, bir yanda bingazi yönetimi, diğer yanda ışıd vede ülkenin güneyinde tuarek denilen etnik bir yapı siyasi bağımsızlık için mücadele ediyor. ülke neredeyse yok oldu. yakılıp, yıkıldı. batıya yakın olduğu için azıcık demokratik olabilir:9

Tunus= 2011 de muhammed boğazinin kendini yakmasıyla başlayan arap baharının merkezi. Yıllardır ülkeyi diktatörlikle yöneten Zeynel Abidin ıbn Ali, devrildi. Ve ülke parlementer yönetime daha uygun hale geldi. Ancak siyasi kaos devam etmekte. Genede diğer arap rejimlerine göre daha demokratik:) daha az despotik ve baskıcı. Tatil ülkesi normaldr.

Ve dahası, sudan, fas, çad, cezayir, umman, yemen, bütün bu saydığım ülkeler despotiktir. Gücü seven toplumsal yapıyla donatılmış bireylerden mevcuttur.

Söyleyin bana Ağaçkakan, suriye devletinin bu insanı yapıdan uzak olabileceğinimi düşünüceğiz! Despotik ve diktatör demek kolaydır! Ama binyıllardır bu bölgenin yapısı budur sevgili ağaçkakan! bunlar gerçektir.

Ya Türkiye! Türkiye giderek diktatörlüğe ve despotikliğe doğru giderken ve belkide tarihimizde görmediğimiz bir çılgınlığa doğru adım atmaktayken, başka ülkelerin diktatörlerini konuşmak bana pek doğru gelmiyor. zira Türkiye gerçekten ışık saçan aydınlık bir yer. Ancak bu aydınlık gittikçe karanlığa doğru yol almakta. ve suriyede yaptığımız onca şeyin cezasını karmik olarak çekeceğiz! ne ekersen, onu biçersin. Bu evrensel karma yasasıdır!

Ağaçkakan, bahsetiğiniz Halep ili ve çevresinde müthiş bir düğüm var ve o düğüm çözülmek üzere. O kadar önemli bir düğümkü savaşın seyri değişecek. Bir yandan Amerikan destekli SDF güçleri, diğer yanda suriye ordusu Halep kuzeyine doğru baskı yapmaktalar. Çünkü Halep kuzeyinde Türkiye'ye açılan sınır kapıları var. O kapıların kontrolü  çok önemli. Çünkü o kapıların kontrölü dahilinde silah akışı kesilecek  ve silahlı grublara ciddi darbeler vurulacak! bahsetiğiniz sivil ölümlerin nedenide bu yarışın neticesidir. Rusya kısa bir süre önce suriyeden çekileceğiğni ilan etmişti. Ancak cenevre görüşmelerinde varılan kararlara uyulmaması nedeniyle(ki K' celselerinde karanlık güçlerin çatışmasızlığı engelemek isteyecekleri söz edilmişti) Rusya yeniden hava saldırılarına başladı. Eğer ki rusya o bölgede bulunmasaydı, şuan suriye devleti yıkılmış, ve ülke parçalara bölünmüş olacaktı. Aynı libya gibi olması muhtemeldi. Ve dikkatinizi çekerse Batı basını hemen Rusya aleyhinde haberler yapmaya başladı.

Malesef ki ve çok çok üzülerek söylüyorum ki, böyle bir savaşta sivil ölümlerin olması kaçınılmazdır:( Türkiye ve Avrupanın bile siviller üzerinden yaptıkları çirkin pazarlıklar, ne kadar karanlık bir aşamada olduğumuzu çok net gösteriyor. Ben Antakyalıyım, her gün buradaki suriyelilerin çektiği sıkıntılara şahidim. ne adına, kim için ne için buralarda dahi olduklarının farkında değil. Ama şunu biliyorum ki, bu savaşı Esad başlatmadı, Rusyada başlatmadı! Onlar savaşın bitmesi için uğraşıyorlar. Ancak bazı güçler savaşın tırmandırılması için uğraş vermekte. Büyük resmi görmek zorundayız.
Anlamak isterken, hoş gördüm yargıları...

arinmak

suriyede ; mezhepler , musluman olmayanlar vs vs yuzdelikler aynı olmasada türkiye gibidir.

arap baharını biliyoruz , bahar geldikten sonra olanlarıda biliyoruz.

İlk başta ozgur suriye ordusu dediler , acaba yuzde kaçı suryeliydi.
Suryeye demokrasi getirmek isteyen , katar , suud vs vs ... ortadoğu ülkeleri ne kadar demokratik.
Bunca zamanda ne kadar suriyeliyi devlete karşi devşirip , örgütleye bildiler.
Surye ordusu zamanında sivil halk zarar gormesin diye bir çok cerrahi operasyon yaptı.
Kimyasalları surye devleti veya ordusunun atmadığı geçmişte kanıtlandı.
Her fotoğrafa videoya inanmamalıyız. Sağlamasını yapmak zorundayız. Suriyeden once demokrasi goturulen ulkeler aynı fotoğraf ve video oyunları yapılmıştı.
Surye devleti , soylenen yalanları yapmış olsaydı halk neden arkasında dursun.
Zamanında  vatandaşlarınıda guvenli yerlere tahliye ettiler. Edebildikleri kadarını.
Zamanla işler öyle bir noktaya gelirki kurunun yanında yaşta yanar.

Batı veya doğu bloklarının olaya dahil olması vs vs ........
Suryeyi terkedenlerin ne kadarı can derdinden , nekadarı daha lux bir yaşam için terketti vs vs .....

 Çok yüzeysel yazıp kaçıyorum.





 

ağaçkakan

Sevgili Arulnool, dediklerine katılıyorum. Gerçekten de bölgemizin kültürel, toplumsal ve siyasal yapısı böyle. Pek çok ülke diktatörlükle veya despotik tarzla yönetiliyor. Yine en demokratiklerden biri biz kalıyoruz bu tabloda. :)

Lübnan da nispeten demokratik ve israil de kendi içinde, yahudi halkına karşı demokratik bir rejime sahip. tabii filistin halkına karşı ise zalim ve işgalci.

Ayrıca diktatörlük veya değil, bu ülkelerde genellikle yozlaşmış bir ekonomik-politik yapı var. Halklarını türlü rüşvet, hile, komplo mekanizması ile yozlaşmış biçimde yönetiyorlar.

Bu açıdan bakıldığında ve yine dediğin gibi, Suudi Arabistan gibi aşırı baskıcı, katı ve despotik bir rejim dururken elbette Suriye de özel bir konumda ele alınmak durumundan çıkıyor. Daha sıradanlaşıyor onun baskıcı ve diktatöryel konumu.

Rusya'nın da, İran'ın da bölgedeki işlevleri batı blokunun amaçlarını sekteye uğratıyor. Benim değinmek istediğim, onların da bunu idealist ve halkların birliği, kardeşliği, huzuru vb için değil, kendi ekonomik ve politik çıkarları doğrultusunda yaptıkları ve bu işlevlerinin gerçek çözüme, gerçek huzura ve barışa hizmet etmekten uzak olduğuydu. Evet, savaşı Rusya başlatmadı ve batı bloku başlattı. Ama bu savaşı bitirecek olan da belki de aralarında varacakları bir uzlaşma olacak. Belki de uzlaşmayıp bu savaşı hepten yıkıcı olacak kadar sürdürecekler. Olan da bölge halklarına ve insanlık değerlerine olacak.


 

bozadi

ağaçkakan, Esad'ı devirmeye çalışan güçlerin başında yine ABD ve İsrail geliyor ve bu saldırı sürecinde "medya" gücünü de sonuna kadar kullanmaya çalıştılar ve "yalan" haberler bu sürecin çok önemli bir parçasıydı. Kimyasal saldırı haberleri ilk yapıldığında ve suç Esad'a atıldığında bunda hem anaakım Batı medyası, hem de bizim medya ve El Cezire gibi "Katar" merkezli (aynı Batılı güçlerle ittifak halindeki) medya unsurları Esad'ın "şeytanlaştırılması" için "olağanüstü" çabalar harcadılar. Ve kimyasal saldırıların muhtemelen hepsinin bizzat ABD-İsrail piyonu cihat sürüleri tarafından yapıldığı ve bu tür saldırıları yapanların çoğu durumda Türkiye'yle de bağlantılı oldukları ortaya çıkarıldı. Örneğin birkaçı Türkiye'de sarin gazı temin ederken yakalandı. BM yetkilileri kimyasal saldırı düzenleyip, ölen insanların fotoğraflarını yayınlayıp suçu Esad'a yıkan "ılımlı teröristleri" defalarca ifşa etti.

ABD-İsrail Esad'a karşı bu saldırı sürecini başlatmadan önce Esad'ın savaş veya işkence suçlarıyla ilgili bir gündem var mıydı? Tayyip Esad'la kol kolaydı, "canım-cicimliydi", ne zaman ki Batı ve Batının Ortadoğulu köpekleri Arap Baharında sıra Suriye'ye gelip de Esad'a tüm güçleriyle saldırdılar, bir anda Esad "baş şeytan" oldu, göz göre göre, ne kadar ilginç!? Bu terörist saldırıları başlatanların ve onlara köpeklik edenlerin tüm İslam dünyasının baş tecavüzcüleri olduğu ne de çabuk unutuldu veya hiç hatırlandı mı ki?!

Esad'ın Suriye devleti hapishanelerindeki mahkumlara işkence yaptığıyla ilgili haber sadece Suriye devleti tarafından yalanlanmakla kalmadı, tıpkı kimyasal saldırı yalanlarında olduğu gibi bu haberin de yeni bir Cenevre barış görüşmesine saatler kala "Katar" tarafından son derece şüpheli şekilde servis edilen bir yalan kampanyası olduğuna dair pek çok işaret ortaya çıktı ve CNN gibi bir kuruluş bile söz konusu habere ve fotoğraflara "iddia edilen" demek zorunda kaldı, çünkü olayın gerçekçiliğiyle ilgili hiçbir somut delil veya kesinlik mevcut değildi. Raporun "gündeme getiriliş" biçiminde olayın sahteliğine dair pek çok işaret bulundu ve bunun da "kimyasal yalanlarında olduğu gibi" bir "barış görüşmesine" çok kısa süre kala servis edilen yalanlar zincirinin bir parçası olduğu genel olarak kabul edilen bir görüştür. Ama bizim ülkemizde bizzat kendi beslediği teröristler tarafından yapılan Reyhanlı Katliamını Esad'a yıkan (ki sırf bu "yıkma" olayı için hazırlanmış bir saldırı ve KATLİAMDIR) Tayyip gibi bir "padişah" varken, bütün bu yalan süreçleriyle ilgili geniş medya spotu bulamazsın, çünkü anaakım medya unsurlarının baskıyla ve tehditle nasıl "yola getirildiğini" çok iyi takip ediyor olmalısın.

Fotoğrafları çektiği söylenen ve "adı verilmeyen" sözde eski Suriyeli görevli, ne hikmetse fotoğrafları Katar destekli bir terörist gruba veriyor, olayla ilgili raporu hazırlayan hukuk bürosunun Katar adına çalıştığı öğreniliyor ve yine ne hikmetse bu Katarlı hukuk bürosu olayın haberini Katar'ın kendi satılmış medyası olan El Cezire'den bile önce CNN'e verip yayınlatıyor, Suriye konusunda yapılacak 2. Cenevre görüşmelerine yalnızca "saatler kala". Ve o CNN bile o haberi verirken "iddia" diye vermek zorunda kalıyor çünkü daha önce Suriye'yle ilgili çeşitli yalan haberleri kısa sürede ifşa olmuştu, daha fazla ifşa olma riskini göze alamadılar demek. Ve haberle ilgili hiçbir zaman kesin bir kanıt yüzeye çıkmadı. Katar denen devletin, ABD-İsrail'le ittifak halinde İslam dünyasında yalanların ve yılanların egemenliği için yarışma konusunda Suudi Arabistan'dan hiçbir geri kalır yanı olmayan bir devlet olduğunun ne kadar farkındasın?

Söz konusu işkence ve katliam "iddialarıyla" ilgili şu kaynaklarda dikkat çekilen hususlara bir gözat:

http://www.ajanshaber.com/suriyeden-iskence-goruntulerine-aciklama-haberi/32806
https://www.wsws.org/tr/2014/jan2014/syri-j23.shtml
http://www.yenimesaj.com.tr/guncel/esada-foto-tezgh-h13004333.html

Putin Rusyasının teröristlere saldırıp da daha çok sivilleri öldürdüğüne dair haberlerin çoğunun ve bence muhtemelen tümünün de aynı şekilde "yalan" olduğundan eminim kendi adıma. Örneğin Halep'te çok sayıda sivilin ölümüne neden olan ve hemen Rusya'ya yıkılan bir saldırıda Rusya açıklama yapıp söz konusu saldırının "Türkiye'den kalkan ABD uçakları" tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı, bildiğim kadarıyla ABD bunu yalanlayamadı bile, çünkü Rusya söylediği şeyi kanıtlayabilir. IŞİD'in yaratıcısı olan ABD'den bahsediyoruz. Şeytani amaçları için şeytanca yalan söylemek ve aldatmak ABD'nin en temel özelliği, tıpkı başka ülkelere "demokrasi götürme" adı altında "terörü tırmandırma" süreçlerinde olduğu gibi:

http://www.turkiyegundemi.com/haber/rusya-halepi-biz-vurmadik-abd-vurdu/39519
http://sendika10.org/2015/11/rusya-tirlari-biz-vurmadik-ama-insani-yardim-tasidiklari-supheli/

Sevgili ağaçkakan, tekrar ifade etme gereği duyuyorum, Esad'ın demokratik olmayan bir şekilde yaptığı çok şey olabilir ama Esad kendi halkına işkence etmeye "hevesli" biri değil kesinlikle. Global Şeytanlar ve onların Ortadoğu'daki Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye (ne yazık ki) gibi müttefikleri gibi büyük devletler ve besledikleri yüzbinlerce terörist hep birlikte Esad'a saldırdıktan sonra, eğer Esad gerçekten kendi halkının çoğunluğu tarafından bir "şeytan" olarak görülüyor olsaydı, o Global Saldırıda Esad'ı Batılı Şeytanlar veya onların "Müslüman teröristleri" değil, bizzat çoğunluğu Sünni olan Suriye halkı ve ordusu al aşağı ederdi. Bizzat Batılı şeytanların ajanslarının yaptığı kamuoyu yoklamaları, Esad'ın Suriye halkının çoğunluğunun desteğine sahip olduğu gerçeğini tekrar tekrar ortaya koydu.

Senin pek hoşuna gitmiş gibi gözükmese de gerçek budur. Esad kendi halkına canice işkence eden ve katleden bir psikopat olmadığı gibi, tüm Ortadoğu'ya ve dünya halkına kesintisiz bir şekilde adaletsizlik, işkence ve katliam uygulayan ABD ve İsrail terör devletlerinin projelerine karşı geldiği için OLAĞANÜSTÜ bir saldırıya maruz bırakılan ve buna rağmen ordusu ve halkıyla onurlu bir şekilde direnerek ve elbette Rusya ve İran gibi müttefiklerinden aldığı destekle mücadelesinde ciddi bir ölçüde başarılı olan ve bizim devlet yöneticilerimize de örnek olması gereken bir kahramandır. Suriye Savaşı, Esad'ın "kimi kesimlere" yönelik baskıcı tutumunun da hiç azımsanamayacak ölçüde (%100 değilse bile) haklı olduğunu göstermiştir.

Senin de bildiğin gibi Erbakan'ın "ayağının kaydırılmasının" baş nedeni, İslam dünyasında ABD-İsrail (İlüminati) Global Şeytanlığına karşı Sünniler ile Alevi-Şiiler arasında bir ittifakın gerekliliğini ve önemini çok iyi anlamış ve ifade etmeye başlamış olmasıydı, bu konuda çaba göstermeye başlamış olmasıydı.

Bölgedeki EN ÖNEMLİ mesele budur ve dünyanın da geleceğini yakından ilgilendiren bir meseledir. Ve bu bağlamda Esad'ın devlet yönetimindeki genel tutumu da ABD-İsrail şeytanlığına karşı direnç geliştirmektir. İran ve Suriye başta olmak üzere Alevi-Şii yönetimlerin ABD-İsrail şeytani egemenliği karşısında bir Sünni-Şii işbirliği geliştirme eğiliminde oldukları çok iyi bilindiği için, ABD ve İsrail şeytanları Sünni kesimleri mümkün olduğunca marjinalleştirmek, Alevi-Şii düşmanlığını körüklemek için Türkiye de dahil olmak üzere tüm İslam coğrafyasında yoğun mesai yapıyor ve uzun yıllar öncesinde yaptıkları plan ve projelerinde de İslam halklarını bölüp birbirine düşürme planlarında tüm bunlar açıkça yazılmış, çizilmiş. El Kaide'nin, Nusra'nın, IŞİD'in ve Afrika'daki benzer örgütlerin sırf bu amaçla özel olarak Global Şeytanlarca üretilen terör örgütleri olduğu çok iyi biliniyor. Medya dahil her yolla o kadar büyük bir propaganda mücadelesi veriyorlar ve aynı anda tüm kesimlere o kadar büyük hipnoz ve korku uyguluyorlar ki, 2 milyara yakın Müslüman halk birlik olup da İslam adına her türlü şeytanlığı yapan terör örgütlerini ortadan kaldıramadığı gibi, Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye gibi MÜSLÜMAN DEVLETLER yoluyla o teröristler ciddi şekilde beslenmekte, desteklenmektedir.

Mesele budur ve eğer biz ister genel olarak İslam adına, ister kendi ülkemiz bağlamında yurtseverlik veya milliyetçilik duygularıyla hayatımızın durumunu analiz edip temel problemi tespit etmeye çalışıyorsak, önce güneş gibi ortada olan çıplak gerçeklikle mücadele etmeyi bırakmamız gerekiyor. Hem kendi ülkemizde, hem Ortadoğu'da, hem de dünya genelinde kimlerin adaletsizliği, işkenceyi, katliamı bizler için olağan gerçeklik haline getirmeye çalıştığı apaçık ortadadır, bunla ilgili hiçbir gizem veya sır yoktur kör olmayan ve körlük taslamayan akıllar/yürekler için.

Mevcut koşullarda, Esad Suriyesinin de, İran'ın da, Rusya'nın da o Global Şeytanlığa karşı bizim devletimizin ve Müslüman Aleminin ezici çoğunluğunun GÖSTERMEDİĞİ çok ciddi bir direnç ve karşı koyuş sergilediği apaçık ortadadır ve bu direncin ve mücadelenin insanlığın geleceği için çok hayati bir öneme sahip olduğu da yine apaçık ortadadır eğer güneşi balçıkla sıvamaya çalışmıyorsak.

Tüm bu berbat koşullarda, bizim kendi ülkemizde "nispeten" mevcut olduğunu iddia ettiğin demokraside bile Global Şeytanlara karşı yürütülen her türlü mücadelenin doğrudan ve dolaylı ciddi bir katkısı olduğunu akıl edebilmek zor olmamalı!

Suriye'nin ve müttefiklerinin "despotluğunu/bencilliğini" tescil etme konusunda gösterdiğin hevesi, doğrudan ve dolaylı olarak etkisi altında olduğun kendi ideolojik görüşlerinin problemlerini tescil etmek için de gösterebilmelisin. Doğrudan veya dolaylı bir şekilde ait olduğun siyasi olarak şarj edilmiş kitlenin özeleştirisini yapabilmelisin önce. Esad'a ve müttefiklerine karşı sergiledikleri sorgulamayı, tepkiyi, nefreti, karşı koyuşu ABD-İsrail zulmüne karşı sergilemeyen herkes Şeytani Hipnozun etkisi altındadır bir şekilde.

Kendine veya kendi ideolojik çevrene dair "özeleştiri" getirme konusunda fazlasıyla pasif bir tutum sergilediğini düşünüyorum. Ve bunda da o ideolojik çevrenin aynı şekilde ABD-İsrail propagandalarının, hipnozunun ve "ittifakının" etkisi altında olmasının büyük bir payı olduğunu düşünüyorum. Şimdiye kadar yazdığın, söylediğin şeylerde "en hevesli" şekilde vurguladığın şey Esad Suriyesinin ve müttefiklerinin "masum olmaması" ve bir anlamda "kendi şeytani amaçlarının" peşinde oldukları iddiası. Bilsem, inansam ki Suriye'nin, İran'ın, Rusya'nın kötülüğünü tescillemeye gösterdiğin ilginin daha fazlasını ABD'nin, İsrail'in, Suudi Arabistan'ın, Katar'ın ve bizim kendi devletimizin Şeytanlıklarını tescillemek için de gösteriyorsun, içim çok daha rahat olacak. Ama ne yazık ki sergilediğin tutum konusunda içim hiç rahat değil ağaçkakan. Yanıldığımı umuyorum ve gerçekten yanılıyorsam, yanıldığımı görmeyi, anlamayı, inanmayı, güvenmeyi, özür dilemeyi.


ağaçkakan

Sevgili Bozadi, bu son mesajında, son iki paragrafında tartışmamızı öznel boyuta taşımış oluyorsun. Birbirimizi tanımıyoruz ve sadece burada yazdıklarımızdan anlamaya çalışıyoruz. Ben de burada tartışmamızın kapsamıyla sınırlamaya çalışarak görüşlerimi ifade ediyorum.

Ortaklaştığımız düşünceleri tekrar tekrar yazmamızın gereğini görmediğim için özellikle belirtmiyordum. Ama bundan sonra seni ikna edebilmek için ABD'nin, İsrail'in, Suudi Arabistan'ın, Katar'ın, bizim devletin ne kadar sinsi planlar içinde olduklarını, ışid konusunda, bölgedeki felaketler konusunda ne büyük günahlar işlediklerini her mesajımda birkaç kez tekrarlayayım.

Bu konudaki fikirlerimi açıkladım. Işid'i ABD'nin, İsrail'in kurup büyüttüklerini düşündüğümü belirttim. (Tabii bu, ışid'in ırak'daki sunnî aşiretlerde taban bulduğu gerçeğiyle çelişmez.)

Karşımda ABD'yi, İsrail'i, diğerlerini savunan, onları suçsuz ve masum gören birileri olsa ve onlarla tartışsam, bunları onlara karşı daha güçlü bir üslupla dile getirirdim ama zaten aynı şeyi düşünüyorsak burada neden böyle bir çaba göstereyim ki?

Esad ve onun içinde yer aldığı rejimle ilgili de öyle aşırı "tescilleme" çabası içinde olduğumu sanmıyorum. Cihadist örgütlere karşı yine de onu desteklediğimi, o rejim altında yaşamayı yeğleyeceğimi belirten ben değil miydim?

Ama bu tercihim, beni Esad'ı "kahraman" ilan etmeye götürecek kadar etkili olmazdı.

İşkence fotoğrafları Suriye'de çekilmiş olmayabilir. Bu konuda Katar kaynaklı bir komplo kurulmuş olabilir. Suriye hardal gazı ve başka kimyasal silah kullanmıyor da olabilir. Ama o şehirleri, Halep'i ve diğerlerini o hâle kim getirmiş olabilir? Yıllardır süren bu savaşta muhaliflerin elinde uçak, helikopter, tank vb yoktu. Bunlar sadece Suriye devletinin elinde vardı. Bu durumda 1 numaralı şüpheli sizce kim?..

Bizde pkk'nin hendek savaşını bitirebilmek için Sur'da, Cizre'de devlet tank, top, uçak vb kullandı. Bu kullanma sonucunda oraların ne hâle geldiğini fotoğraflardan gördük ve eleştirdik. "Teröristlere karşı bu mücadele yapılıyor. Olacak o kadar" dedik mi? Sivillerin arasında böyle bir yönteme başvurulmasını doğru bulmadık haklı olarak. Aynı şeyi Suriye'de, Esad rejimi yapınca doğru bulabilir miyiz? Seçici bir ahlak anlayışımız olabilir mi?

Ben çok yönlü ele alıyorum. Bilmediğim konularda dikkat ederseniz, ısrar etmiyorum. Akıl yürütüyorum ve bilgim ve bu akıl yürütmelerim temelinde bir fikir oluşturmaya çalışıyorum. Bildiğim konularda, ABD'nin, İsrail'in, Katar'ın, Arabistan'ın bölgedeki uğursuz rolleri zaten malum. Suriye rejiminin de yapısı az çok belli. Saddam Irak'ından sicili belki "biraz" daha temizdir. O da Irak'da Halepçe katliamı dünya tarafından biliniyor ve tescillenmiş durumda olduğu için. Saddam'ı bile kahraman görenler çıktı bizde. Perinçek'in partisi mesela... Neymiş, ABD emperyalizmine karşı direniyormuş. Evet ama kendi paçası tutuşunca direniyor. Ayrıca o direnişi değerlendirmek başka, sırf bu yüzden böylesi bir adamı kahraman ilan etmek başka.

Bu mantığın bugün vardığı yeri de görüyorsunuzdur sanırım. Bugün Perinçek partisi, sırf ergenekoncularla yakınlaştı diye AKP'yi ve Erdoğan'ı destekler konuma geldi. Hatta Perinçek, Esad'la Erdoğan arasında arabuluculuk yaptığını açıkladı geçen gün. Mantık öyle olunca konum da böyle trajik zikzaklar çiziyor tabii.

Neyse, çıkmam gerekiyor. Umarım sana, hakkımdaki kanaatinde yanıldığını biraz da olsa gösterebilmişimdir. Eğer seni yine ikna edemediysem daha fazla yapabileceğim şey yok. Aynı şeyleri çok fazla tekrarlamanın da gereği yok.

Sevgilerimle...



 

bozadi

Tartışmaların "öznel boyuta taşınması" konusunda bir yasak yok ağaçkakan. Sadece bunun neden ve nasıl yapıldığıyla ilgili bir sorun olabilir, duruma göre. Ayrıca benim amacım tartışmayı "tamamen" öznel bir boyuta taşımak da değil kesinlikle. Lakin tüm tartışmalarda bir ölçüde öznellik olması kaçınılmazdır, hiçbirimiz %100 objektif değiliz ve yakın bir zamanda olamayız da. Tüm tartışmaları özneler yaptığına göre ve konu öznelerin ve onlarca oluşturulan kitlelerin potansiyel önyargılarını ve potansiyel programlanmışlıklarını da kapsadığı için, buna dair iddiaların, soru-cevapların, görüş alışverişlerinin olması da doğal diye düşünüyorum. Tartışmanın öznelleşmesinden endişelenmeni gerektirecek bir durum olduğunu sanmıyorum. Birbirimizi şimdiye kadar yaptığımız görüş alışverişleri "ölçüsünde" tanıyoruz ve giderek daha iyi tanımaya çalışma sürecindeyiz diye düşünüyorum. İletişimimizin, tartışmalarımızın uzunvadede yapıcı, güzel sonuçlar verebileceği konusunda gayet ümitliyim aslında ama kısavadede bazı konuların aramızda ciddi bir gerilim yaratması da kaçınılmaz gibi görünüyor diğer yandan. İkimiz (ve ilgili herkes) için de sabır ve anlayış çabası temenni ederim.

Örneğin, "tekrarlı" olarak Suriye'nin yıkılan şehirlerine, binalarına, imarına referansta bulunup bunu "Esad'ın kötülüğüne, caniliğine" bir kanıt olarak öne sürüyorsun. Ya adam Suriye'nin en üst düzey yöneticisi. Kendi ülkesi orası. Sen Suriye'yi, halkını, şehirlerini Esad'dan daha fazla mı seviyor, savunuyorsun? Ülkesinin ve halkının geleceğini savunuyor! Adam bizim devletimizin ve aynı zamanda halkımızın azımsanamayacak bir kısmının kasıtlı veya kasıtsız bir şekilde desteklediği yüzbinlerce terörist üzerinden saldıran dünyanın en büyük şeytanlarına karşı halkıyla ve ordusuyla ölüm-kalım mücadelesi veriyor, sen savaşta yıkılan binalardan dem vurup Esad'ı şeytanlaştırma derdindesin hala. Lütfen ağaçkakan, kıyamet gibi bir savaşın ortasında olan bir ülkenin şeytanlarca kontrol altına alınmaya çalışılan ve çatışmalarda yıkılan şehirlerini örnek gösterip de bunu o ülkenin onurlu ve kahraman liderinin kötülüğüne ve şeytanlığına bir kanıtmış gibi gösterme artık. Şeytanlar tamamen ezilene ve püskürtülene kadar gerekirse tüm ülke yıkılır, yeniden kurulur, anlayamıyor musun bunu? Adam kendi ülkesini neden yıkmak istesin? Şeytanın köpekleri tüm ülkede bombalı saldırılar yaparken, bizimki gibi devletlerden aldıkları silahlarla ve mühimmatlarla şehirlerde sokak sokak ilerlemeye çalışırken, IŞİD intihar bombalamaları yaparken, tarihi değerleri havaya uçururken, Esad'ın "Oh, tam da planladığım gibi, ülke paramparça oluyor" deyip bundan keyif aldığını falan mı hayal ediyorsun?

Bir yanda, Tayyip'in tamamen keyfi bir şekilde, tamamen psikopatça duygu ve düşüncelerle yakıp yıktığı, PKK'ya karşı yürütülen mücadeleyle hiçbir gerçek ilgisi olmayan, aksine PKK'nın ekmeğine yağ sürdüğü apaçık olan bir yıkım süreciyle, diğer yanda Suriye'de bir ülkenin, devletin, milletin ve ordunun Global Şeytanlara ve onların kiralık cihatçı sürülerine karşı yürüttüğü ölüm-kalım mücadelesinde yıkılan şehirleri aynı şey olarak görüyorsan, konuştuğumuz tartıştığımız diğer tüm meseleleri geçici olarak askıya alıp sırf bu konuda yaptığın bu "benzetmeyi" (!) ele almamız, meselelerin gerçeklerini hatırlamamız gerekir.

ABD-İsrail kuklası cihatçılarla karşılaştırıldığında Esad rejimini tercih etmeni neredeyse bir erdemmiş gibi sunuyorsun. "İkisinden birini seçmen gerekmesi" durumunda havada karada Esad'ı tercih etmek "zorundasın", eğer insani bir gelecek ümidi beslemeye devam edebilmek istiyorsan.

Ve evet, ABD'nin, İsrail'in, Suudi Arabistan'ın, Katar'ın ve bizim devletimizin "şeytanlıklarını" tekrar tekrar söylemekten hiç bıkmamalısın, çünkü bu söylenmesine, tekrarlanmasına, geniş çaplı olarak farkına varılmasına, açıkça haykırılmasına en çok ihtiyaç duyulan şey. Ben bu forum kurulduğundan beri bunu tekrarlayıp duruyorum ve asla sıkılmıyorum, sıkılamam. Ne zaman ki bu şeytanların bizim hayatımıza kesintisiz bir şekilde devam eden işkenceleri ve katliamları sona erer, işte o zaman biz de bu şeytanlıkları bu kadar sık ve tekrarlı bir şekilde vurgulamayı keseriz. Sadece bizim ülkemizde değil, tüm Ortadoğu'da ve dünya genelinde, şeytanlığın, kötülüğün en ciddi şekilde zuhur ettiği ve aynı zamanda bu gerçeğin en çok hasır altı edilmeye, gözden kaçırılmaya çalışıldığı bir durum bu ve Suriye Savaşı da tam da o gerçeğin en çok hasır altı edilmeye, gözden kaçırılmaya çalışıldığı süreçlerden biridir ve senin en hevesli ve TEKRARLI şekilde eleştirdiğin şey esas Global Şeytanlar ve onların yerel kuklaları değil, Esad ve müttefikleri oluyor nedense. Gerçek Şeytanların şeytanlığını tekrarlamak sana gereksiz ve sıkıcı geliyor ama Esad'ın ve müttefiklerinin iddia ettiğin kötü niyetlerini "tekrar tekrar vurgulama" konusunda aynı gereksizliği ve sıkıcılığı hissetmiyor gibi görünüyorsun. Ve ben burada kasıtlı olmasa da çok ciddi bir önyargı ve "dezenformasyon" yayılması tehlikesi görüyorum.

Saddam konusundaki eleştirinde itiraz edilecek hiçbir şey görmüyorum, sonuna kadar katılıyorum. Ve yine, Perinçek ve Ergenekon konusunda da aynı fikirdeyim. Ama Saddam ve Esad aynı kefeye sokulamaz. İran ve Rusya Saddam'a yardıma koşmadıysa ama Esad Suriyesi için canlarını dişlerine taktılarsa, olay Armagedon'a dönüştüyse, arada bir fark olmalı değil mi? Senin pek görmek istemediğin bir fark bu. Devasa ölçekli bir dezenformasyon kampanyasıyla tüm dünyanın gözünde şeytanlaştırılmaya çalışılan ve ülkesine Gobal Şeytanlarca sayısız kiralık psikopat sürüleriyle saldırılan Esad'ın canını dişine takarak savunmaya ve kurtarmaya çalıştığı ülkesini, halkını, ordusunu, şehirlerini ondan daha sevip düşündüğünü varsayıyorsun.

Elbetteki hiçbir konuda bana veya bu forumdaki herhangi birine birşey kanıtlamak gibi bir zorunluluğun yok. Hiçbir şeyi tekrarlama zorunluluğun da yok, ama Global Şeytanların kötülülüklerini tekrarlamadığın kadar Suriye ve müttefiklerinin iddia ettiğin kötülüklerini "tekrarlama" veya vurgulama gereği duymanın son derece "öznel" ve "dezenformatif" bir durum teşkil ettiğini düşünüyorum. Bunu çok kasıtlı yaptığını düşünmüyorum, propaganda etkisi altındasın ve bazı önyargılarını henüz kıramadığını düşünüyorum. Hepimizin henüz kıramadığı önyargıları vardır mutlaka. Kötü bir niyetle hareket etmedikçe, düşüncelerimizi paylaşabiliriz yeri geldikçe karşılıklı olarak; birbirimize ayna olabilmek, mesafe katedebilmek için kardeşim. Haklılıklarımız, haksızlıklarımız zamanla mutlaka netleşir ve dilerim ki ilişkimizin doğası haklılık-haksızlık tartışmalarının ötesinde, karşılıklı iyi niyet çerçevesinde olur.

ağaçkakan

Sevgili bozadi, tartışmalarda ve sorgulamalarda izlenen yöntem ve kullanılan dil konusunda özel olarak ilgiliyim. Dil ve düşüncenin ayrılmaz bir bütün olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan bakınca senin sorgulama ve tartışma yönteminde eski tarza ait bazı unsurlar görüyorum. "Öznellik" derken kast ettiğim bu eski ve yanlış tarzı terk etmeliyiz.

Mesela ben yakılıp yıkılan Suriye şehirleri verisini Esad'ın kötülüğüne bir kanıt olarak sunarken, sizin Esad'ı bu kötülüklerden münezzeh sayan yaklaşımınıza karşılık tekrarlamak zorunda kalıyorum. Olgular, veriler neyse odur. Bir kere bunlara karşı dürüst olmalı ve itirazsız kabullenmeliyiz. Yorum yapabiliriz, ama yorumlarımız, olguların üzerini örtme amaçlı olmamalıdır.

Şimdi senin mantığını, daha önce benzer düşündüğümüz Dersim katliamına uyarlasam ve şöyle desem: "Ya adam Türkiye'nin en üst düzey yöneticisi. Kendi ülkesi orası. Sen Türkiye'yi, halkını, şehirlerini O'ndan daha fazla mı seviyor, savunuyorsun? Ülkesinin ve halkının geleceğini savunuyor! Adam emperyalistlerin azımsanamayacak bir kısmının kasıtlı veya kasıtsız bir şekilde desteklediği binlerce eşkiya yoluyla saldıran dünyanın en büyük şeytanlarına karşı halkıyla ve ordusuyla ölüm-kalım mücadelesi veriyor(du), sen savaşta yıkılan binalardan dem vurup O'nu şeytanlaştırma derdindesin hala."

Suriye'yi terk edip göçen milyonlarca mülteci... Bunlar cihadcı teröristlerden de kaçıp göçtüler ama Esad'ın bombardımanından da kaçıp göçtüler. Öyle olmasaydı Kaçıp sığınacakları yer daha fazla Suriye, daha az diğer ülkeler olurdu.

Bizde Sur ve Cizre gibi yerlerdeki çatışmalı süreçten kaçan Kürd'lerimiz, kaçıp Kobane'ye değil, Türkiye'nin diğer şehirlerine göçtüler mesela. Suriye halkı Esad'ı o kadar destekliyor olsaydı (ki destekleyen bir kesim de var; bunu inkar etmiyorum) savaştan, çatışmalı bölgelerden kaçıp Suriye'nin daha güvenlikli bölgelerine göçerlerdi. Oysa, böyle yapanlar da vardır ama, çoğunluğun başka ülkelere kaçtığını biliyoruz.

PKK'nin hendek savaşlarını "Tayyip'in yakıp yıkması" olarak nitelemen de bence aşırı öznel bir yaklaşım. Çözüm süreci eleştirisi ayrıdır, katılırım eleştirilerin bir kısmına. Bu sürecin bitirilmesinde her iki tarafında yanlışlarına ve artniyetli yaklaşımlarına işaret ederim. Ama bu taraflardan birini her fırsatta "Tayyip" olarak nitelemeyi de doğru bulmuyorum. Yani koskoca bir devlet olgusu varken, devletin tipik ve klasik devlet refleksleri, tarzı, yöntemi, yaklaşımı dururken, her olguya bir kişinin çıkarları, niyetleri açısından yaklaşmak politika bilimi açısından doğru değil. Bu daha çok Sözcü gazetesinin tarzı. Devleti kusurlarından ve günahlarından arındırıp bütün kötü işleri "Tayyip"e yıkmak; bütün iyi işleri ise devlete, orduya vb yüklemek.

Yani Sur'u, Cizre'yi yakıp yıkan özel olarak "Tayyip" değil, genel olarak devlettir ve bunu devlet olmanın asgari bir gereği olarak yapıyor. Devlet olmak demek, devletliğini böyle durumlarda kanıtlamak da demektir. "Esad"ın kendi şehirlerini yakıp yıkması ve "Tayyip"in kendi ilçelerini yakıp yıkmasıdır. Gerekçe bulunur. Bu gerekçeler belki kısmen haklıdır da. Ama masumları savaşın felaketinde mağdur etmenin ahlaki bir gerekçesi olamaz.

Emperyalizm Esad'ı yıkmak istedi ama bu Esad'ı iyi biri yapmaz. Sadece bizlerin, bu emperyalist plana karşı Esad'ı ve onun başında bulunduğu devleti emperyalizme karşı savunmamız anlamına gelir. Buna itirazım yok. Ama bunu, Esad'ı kahramanlaştırmadan da yapabiliriz.

Ama mesela emperyalizm değil de bir halk hareketi olsa, bir devrim hareketi olsa, Esad'ı değil, halk hareketini desteklerim. Suriye'de de başında bir halk muhalefeti vardı. Ama toplama cihadist çeteler yürüttükleri savaşla bu hareketi de bitirdi, halkın kendisini de bitirdi.

Aradaki fark nedir? Halk hareketi demokratik özlü olur. Daha iyisi için, daha demokratik, insanca yaşama ortamının yaratılacağı, radikal değişiklikler veya kısmî reformları amaçlayan bir hareket olur. İslamcı çeteler ise demokrasi ve reform değil, kendi ideolojik amaçları için kendi katı, şeriatçı rejimlerini kurmayı amaçlıyorlar.

"Tekrarlamaktan bıkmamalısın" sözün bana her gün sık sık tekrarlanan kalıplaşmış ifadeleri hatırlattı. Mesela dinsel ifadeler, ayet ve hadisler... Acaba dedim, onlar da bu nedenle mi, böyle böyle mi, sık sık tekrarlanır oldular. Çünki biliyoruz ki, dinler de ilk çıktıklarında şimdiki gibi değildiler. Zamanla böyle oldular.

Yani başkalarını kendi imanı konusunda ikna edebilmek için aşırı bir tekrara gidildi. Tekrarlandıkça da içeriği silinmeye başladı.

Benzetmemi hoşgörüne güvenerek aktardım.

Esad konusunda sizlerden gelen savunma tekrarları ve ısrarları olunca ben de kendi görüşümü mümkün olduğunca az tekrarla birkaç kez ifade ettim. Ama artık bunu bir daha yapmayı da düşünmüyorum. Söylenecek söz kalmadı. Devamı halinde yeni tekrarlar olması kaçınılmaz.

Ama bakın, yine tekrar olacak ama, cihadistlere karşı, amerika'ya karşı Esad'ı destekleyeceğimi, onu tercih edeceğimi bir daha söylüyorum. ve bunu bir erdem diye de sunmuyorum. Fikrî yaklaşımım bu yönde. Açıksözlü biçimde bunu ifade ettim ve ediyorum.

İdeallerimiz bir yana, pratik gerçekler bir yana. Biz daha iyisini isteriz ama bu o zaman için mümkün değildir. Bu nedenle gerçekçi olup mümkün olanın iyisine râzı oluruz.

Esad ve Saddam arasında bir fark görmenin üzerinde düşünelim. Suriye tarihinde de katliamlar var. Ama Halepçe kadar öne çıkmış, duyulmuş, medyatik olmuş değil. İnsanlık görsel bir hafızaya sahip. Halepçe katliamını en iyi simgeleyen ve dünyaya tanıtan şey; bir Türk gazetecinin çektiği o meşhur, yavrusuna sarılıp ölmüş ananın fotoğrafıydı.

Saddam Irak'ı uzun zaman SSCB'nin yakın ilişki kurup sürdürdüğü bir devletti. SSCB yıkılınca Rusya uzun süre toparlanamadı. Eski müttefiklerini bırakıp kendi başının derdine düştü. Bu nedenle emperyalist kamp uzun süre, bu eski ülkeleri ham yapıp yutmaya, yağmalamaya başladı. Rusya Irak konusunda da itiraz etmek, direnmek istedi ama etkili olamadı. Sineye çekmek zorunda kaldı.

Zaten söz konusu olan emperyalist planlara engel olmaksa, Saddam'ın niteliğine bakmadan, Irak'da da müdahil olmak, planlara karşı çıkmak gerekiyordu.

Ama karşı çıkarken nasıl? Özgürlükleri kısıtlanmış, baskı ve katliamlarla acılara boğulmuş, ulus olma vasfı kaybettirilmiş, aşiretlere, etnik kimliklere bölünmüş toplumlara insanca yaşabilecekleri, kabullenecekleri bir çözüm programıyla gelmek. ABD Irak'da Kürd'lere ve Şii topluma bunu özerk bir yapı olarak sunarak onların desteğini aldı. Ama sunni Arap toplumun nefretini kazanma pahasına yaptı bunu. Ülkeyi parçalayarak, dağıtarak, güçsüzleştirerek, bağımlılaştırarak, onuzsuz duruma düşürerek... Böylece ışid'e de yol açtı, ışid'in daha öncesi bombalı saldırılara, katliamlara da. Artık ayrılmak üzere olan, güçsüz, devletten çok derme çatma bir yapıya benzeyen bir Irak var. Sam amcanın bıraktığı onca acıya, korkunç anılara ek olarak bir de böyle bir karamsar gelecek söz konusu.

Son olarak, dezenformasyondan etkilenmiş olabilirim. Eğer böyleyse bu konuda kendimi düzeltmekten hiç çekinmem. Yeter ki bu somut olarak gösterilsin. Doğru sandığım yanlışları ve yanlış bulduğum doğruları ilk fırsatta belirtir ve tavrımı değiştiririm.

Çokça yazdım ve epeyce yoruldum. Bu konuda yazmayı bir süreliğine veya tamamen bırakayım izninizle. Bir de forumun asıl ilgi alanı politik görüşlerimiz değil. Senin de bu konulardaki yazılarından cesaret alarak müdahil olmuştum ama sanırım bu konuda yeterlilik önergesi verebiliriz.

Tekrar sevgilerimle...




 

bozadi

Karşı eleştirilerinde mutlaka haklı olduğun, benim kendi önyargılarım nedeniyle körü körüne karşı geldiğim hususlar olabilir, umarım bunları daha iyi fark edecek duruma gelirim.

"Olgular" derken, bir filmin son derece yanlış bir izlenim yaratabilecek bir "karesini" alıp bunu "olgu" diye sunarsan yanlış olur. Esad'ın tüm depotluklarına rağmen, senin, benim, hepimizin yaşamlarına kesintisiz bir şekilde tecavüz eden ABD ve İsrail'in şeytani planlarına en başından beri onurlu bir şekilde direniş sergilediğini bir görebilsen, takdir edebilsen ne iyi olurdu ama hiç yanaşmıyorsun Esad'ın bu tarihsel/hayati niteliğini öne çıkarmaya, takdir etmeye. Mesele şu görebildiğim kadarıyla. Bir teraziye koyulduğunda sana göre Esad'ın kötü yönleri iyi yönlerine ağır basıyor, bunu ima veya iddia ediyorsun. Bense iyi yönlerinin kötü yönlerine fazlasıyla ağır bastığını düşünüyorum ve bunun vicdan terazisinde esas OLGU olduğunu düşünüyorum. O kadar insan durup dururken sırf "Esad onlara saldırdığı" için yurdunu terk etmiş gibi bir resim çiziyorsun ve burada da dezenformasyon yayıyorsun. İlkokul öğrencisinin bile anlayabileceği aynı basit ve bariz şeyi neden tekrartlatmak zorunda bıraktığını çok merak ediyorum. Tüm Global Şeytanlar ve müttefiklerinin doğrudan ve dolaylı şekillerde desteklediği şeytani bir savaş başlatılıyor, yüzbinlerce terörist sayısız kahpeliklerle her gün kafa kesiyor, intihar bombalamaları yapıyor, sokaklarını, caddelerini ele geçiriyor. Varlık-Yokluk, ölüm-kalım savaşı veren bir ülkede devlet gereken her türlü olağanüstü önlemi alır. Savaş bu. Sanki Esad şahsi keyfi için savaşıyormuş, ülkesini vatanını savunmuyormuş, sırf psikopatlığına sağa sola bomba atıp yüzbinlerce insanı göçe zorluyormuş, böyle bir hobisi varmış gibi resim çiziyorsun. Esad Suriyesine bu aşşağılık saldırı başlamadan önce böyle birşey var mıydı diye düşünmüyor musun hiç? Daha önce Esad kendi şehirlerini bombalamak zorunda kalmış mı? Daha önce insanlar kitleler halinde başka ülkelere kaçmak zorunda kalmış mı? Koskoca bir ŞEYTANİ SALDIRIYI görmezden gelip sanki Esad durup dururken kendi şehirlerini bombalayıp vatandaşlarını başka ülkelere göç etmeye zorlamış sanırsın senin söylediklerine bakınca. Esas aşşağılık global saldırganların ve yerli piyonlarının faaliyetlerinin önemini küçücük görüyor ve gösteriyorsun bu konuda. Koskoca bir "Olguyu" inkar ediyorsun. Faydası olacaksa:

Alıntı YapTekrar mülteci sorununa dönmek istiyorum. Erdoğan'ın Avrupa liderlerine adeta şantaj yaparcasına mültecileri kasıtlı olarak Avrupa'ya ittiğine dair bir haber okudum.Yani bir bakıma Avrupalı liderler mazlumlar konusunda Hristiyan yardımseverliğini göstermeye zorlanıyor. Mülteci akını yoluyla Avrupa'ya bazı teröristlerin sokulduğu konusunda hemfikiriz sanırım. Erdoğan'ın Avrupa'da kaos yaratmak için mülteci akınını kasten zorladığı da doğru mu?

C: Evet. Ama mülteci meselesinin nedenini unutmayın: İsrail-Amerikan ittifakı emperyal hırslarının agresyonu.

Dersim, örnek vermeye çalıştığın şey bakımından çirkin ve yanlış bir benzetme. Dünyanın öbür ucundan gelen Anzaklara "onlar bizim evladımız" diyen Atatürk'le, Dersim halkının üzerine gelişigüzel yağdırılan bombaların, yapılan kan dondurucu, IŞİD vari işkencelerin, katliamların (şu veya bu düzeyde bilinçli/kasıtlı) iznini veren Atatürk'ün çok farklı durumları olduğunu, Atatürk'ün geçirdiğini algıladığım yozlaşma ve zehirlenme sürecini çeşitli fırsatlarda ifade etmeye çalıştım ve bu bağlamda örneklemeye giriştiğin Olguyla uyumsuzluk nedeniyle şimdilik daha fazla üzerinde durma gereği duymuyorum. O konuda da yeri geldikçe bilgi ve farkındalıklarımızı geliştirecek, tabloyu iyice netleştirecek bilgi ve akıl yürütme süreçlerini gerçekleştirebileceğimizden eminim.

Ben Kürt bölgelerindeki yıkımın, işkencelerin, katliamların sırf "Tayyip"in bir "icraati" olduğunu iddia etmediğim gibi, aksine bunun Tayyip'ten çok daha öncesine giden (Darbe süreci, JİTEM gibi doğrudan Devlet / Derin Devlet bağlantılı) bir "geleneğin" neticesi ve tekrarı olduğunu defalarca haykırdım ve haykırmaya da devam ediyorum. O sürekli "TEKRARLADIĞIM" Global Şeytanların bu devleti ve orduyu şeytani bir şekilde kontrol altında tuttuğunu haykırmaktan  dilimde tüy bitti, senin şurada bana yönelttiğin suçlamaya bak. "Olgularla" savaşıyorsun.

Bazı yazdıklarından tahmin yürütebildiğim kadarıyla Kürt'sün ve devletin ve ordunun öteden beri Kürtlere yaptığı işkencenin yeterince konu edilemeyişi seni üzüyor. "Eğer" bu tahminim doğruysa, Esad'ın bu Suriye Savaşı çıkmadan önceki çeşitli zamanlarda kendi ülkesindeki Kürtlere karşı aşırı baskıcı bir politika uyguladığına dair de birşeyler okumuştum, belki Esad'la ilgili kızgınlığının bir nedeni de odur. Eğer bu da senin açından meselenin ciddi bir parçasıysa, evet, dediğim gibi Esad'ın bu konuda da ciddi eleştirilebilir yanları olabileceğini kabul ederim ama sen de biraz daha açık ve net kendini ifade edebilirsin gibi geliyor bana. Daha önceki yazdıklarında da bazı hususlar dikkatimi çekmiş olmakla birlikte, bu son yazdıklarında şimdiye kadar kendin, öznel deneyimlerin, algıların hakkında yeterince somut açıklamalar yapmadığın sonucuna varıyorum. Nedense konunun sana veya yakın çevrenin deneyimlerine gelmesini pek istemiyorsun, farklı/uzak örneklerle derdini açıklamak zorunda hissediyorsun sanki.

Irak Şiilerinin ABD'nin Irak'taki geçmiş aşşağılık faaliyetleri sürecinde nasıl bir tavır takındıklarını bilmiyorum açıkçası, ciddi bazı sorunlar olduğu anlaşılıyor ama son süreçte ABD'ye karşı çok daha net bazı tavır alabildiklerini görüyorum her ne kadar devlet bazında belirli bir düzeyde ittifak görüntüsü verseler de.

Vaktim, imkanım oldukça bu ve başka konularda ateşli bir tartışma boyutuna varmak zorunda kalsa da konuşuruz, tartışırız. Teşekkür ederim ilgin, sabrın için. Ben de kendi algı ve bilgilerimi sürekli geliştirmeye çalışıyorum, yanlışlarım, önyargılarım da olabilir, hepimizin olabileceği gibi. Elimden geldiğince daha fazla objektifliğe doğru ilerlemeye çalışıyorum. Ben gerçekten körü körüne bir davanın, bir ideolojinin vs peşine düşmek istemiyorum. Celselerde geçen bilgilere de dayalı olarak, ABD'nin ve İsrail'in, çok başlı İlüminati yılanın başlıca başları olduğunu gözlemliyorum, hem kendi ülkemizde, hem bölgemizde hem de dünya genelindeki din/devlet/ekonomi terörünün başlıca sponsoru ve sürdürücüsü olduğunu görüyorum ve pek çok tavrımı da buna göre alıyorum. Kendi devletimi ve ordumu da bu konuda Allahına kadar eleştiririm, Ortadoğu'dakileri de, dünya genelindekileri de. Ve aynı bağlamda şu görüşümü yine tekrarlıyorum, Esad melek değildir, kabul edilemeyecek despotlukları da olmuştur ama ülkesine, devletine, ordusuna, halkına yöneltilmiş Armagedon boyutlarında bir şeytani saldırıya karşı onurla ve kahramanca direnmiş ve ciddi ölçüde başarılı bir devlet yöneticisidir. Sana göre bu bir "olgu" değil, ama bana göre öyle. Haklıyımdır, değilimdir, şu veya bu ölçüde haklıyımdır, zaman gösterir.


bozadi

Haber alıntısı (http://www.ntv.com.tr/turkiye/destek-olmadan-esadi-yenemezler,HBon89nQcUiDoA62PFL92w)

Alıntı YapAylar önce Başbakan Erdoğan'ın "Esad'ın günleri sayılı" demesine rağmen, Esad rejiminin yapısı çökmedi, ordudaki Sünni askerler kopup saf değiştirmedi, orta sınıf Suriye halkı da kitlesel olarak Esad'a karşı cephe almadı. Yani Ankara'nın öngörüleri tümüyle yanlış çıktı. Hatta son aylarda Esad'ın elinin kuvvetlendiğine işaret eden gelişmeler var. Bunlara örnek olarak bazı Sünni aşiretlerin Esad tarafına geçtikleri, saf değiştiren bazı üst düzey subayların Suriye ordusuna dönmeleri ve Suriye halkının direnişçileri - aralarındaki cihatçı Selefi gruplar nedeniyle - her şeyi yakıp yıkan teröristler olarak görmesi ve onlara mesafeli durması gösterilebilir.


Esad'a karşı direnen bir Suriye halkı yok! CIA ve MOSSAD'ın kontrolünde 25 bin kişilik bir eşkiya sürüsü var
(http://akademim.blogspot.com.tr/2012/07/esada-kars-direnen-bir-suriye-halk-yok.html)

CIA: Esed, seçimleri %75 oyla kazanır
(http://www.haberler.com/cia-esed-secimleri-75-oyla-kazanir-4636861-haberi/)

BBP Başkanı Haydar Baş: Halk Esad'ı Destekliyor
(https://www.youtube.com/watch?v=cWn6jqljJEI)

Esad'a Halk Desteği Sürüyor
(http://www.haberturk.com/dunya/haber/905724-esada-halk-destegi-suruyor)

Esad: Halk desteği olmasa 4 yıl dayanamazdım
(http://www.haberekspres.com.tr/dunya/esad-halk-destegi-olmasa-4-yil-dayanamazdim-h74295.html)

Rusya: Esad Rusya'nin Kırmızi Çizgisi, Halk Desteği Var
(http://ilerihaber.org/esad-rusyanin-kirmizi-cizgisi-halk-destegi-var/24003/)

Lavrov: Halk desteği olmasa Esad çoktan yıkılırdı
(www.cnnturk.com/dunya/lavrov-halk-destegi-olmasa-esad-coktan-yikilirdi)

Esad'a Halk Tarafından Yoğun İlgi
(http://korkusuzgundem.com/2016/03/18/esada-halk-tarafindan-yogun-ilgi/)

Esad: Halk isterse gitmeye hazırım
(http://www.milliyet.com.tr/esad-halk-isterse-gitmeye-hazirim/dunya/detay/2202891/default.htm)

Habere dikkat (Sabah Gazetesi): Milyonlar Esad İçin Yürüdü
http://www.sabah.com.tr/dunya/2011/03/29/suriye-hassas-esikte

Filistin'den Esad'a destek var
(http://www.internethaber.com/filistinden-esada-destek-var-577083h.htm)

'Esad kazandı'
(http://www.insanhaber.com/roportaj/esad-kazandi-44509)

Lübnan'da Onbinlerce Halk Beşar Esad Yönetimine Destek Yürüyüşü Düzenledi
(http://www.islamidavet.com/2013/05/13/lubnanda-onbinlerce-halk-besar-esad-yonetimine-destek-yuruyusu-duzenledi/)

'Esad devrilmediyse Sünnilerin sayesinde'
(http://sendika10.org/2015/03/esad-devrilmediyse-sunnilerin-sayesinde-faruk-ayyildiz-evrensel/)

Halep'te Halk Savunma Komitelerinden Beşar Esad'a Büyük Destek
(http://suriyehaberlerim.blogspot.com.tr/2014/02/halepte-halk-savunma-komitelerinden.html)

Esad: 'benden Filistin ve bölge devletlerin işgaline destek istediler'
(http://www.meltemhaber.com/?haber,12406)

Esad halk arasında
https://www.youtube.com/watch?v=x5EIUKhvFbI

Esad Şam'da gövde gösterisi yaptı
https://www.youtube.com/watch?v=bhnLlb_wNxY

Suriye Neden Düşmüyor Diyenler İzlesin
https://www.youtube.com/watch?v=nUqMog9ZU3A


bozadi

Suriye'nin nüfusunun "çoğunluğu" Suriye dışına göç etmemiş.

2012 nüfus sayımı: 22.5 milyon
2016 nüfus sayımı: 18.2 milyon. Mülteci sayısının 4 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.

Ve ölenler ve göç edenler "Esad yüzünden" değil, Esad Suriyesine yöneltilen şeytani saldırı süreciyle birlikte başlayan "çatışmalar" nedeniyle öldüler ve göç ettiler temel olarak.

bozadi

İster kabul edin, ister etmeyin, ABD ve İsrail ekseninde yüzünü en somut şekilde gösteren İlüminati insanlığın ve hepimizin en büyük düşmanıdır. Ve Esad Suriye tarihinde o şeytani güçlere ve piyonlarına karşı daima mücadele halinde oldu, onların aşşağılık planlarına boyun eğmedi. Önceki sayfada linki verilen röportajlarından birinde de geçtiği gibi, şeytani güçler ona Filistin ve diğer bölge devletlerinin "köpekleştirilmesi" sürecinde "yardımcılık" teklif etmişler ve o bu şeytani teklifleri reddettiği gibi, hepimizin hayatının "şeytanı" olan güçlere karşı pek çok başka bakımdan da direniş göstermiş, daima onlara karşı mücadele halinde olagelmiştir. Bu adam bunu sadece kendi keyfi ve şahsi çıkarları için yapmadı, anlayana "tüm insanlık" için yaptı. Bizim için yaptı. O da tıpkı bizim pek çok devlet ve ordu yöneticilerimiz gibi ABD-İsrail kuklası veya köpeği olmayı kabul edebilirdi ama etmedi, aksine zor ve erdemli olan yolu seçip o Global Şeytanlarla ömrü boyunca mücadele halinde olageldi. Her zaman olağanüstü baskı koşulları altındaydı ve pek çok sözde İslam devleti ona bu mücadelede destek olmadığı gibi köstek oldu. Yani çok zor koşullarda mücadelesini sürdürdü ve bu nedenle de meşhur Arap Baharı sürecinde sıranın "ona" da geleceği gün gibi ortadaydı ve geldi de. Ve olağanüstü bir dezenformasyon süreci başlatılarak belki de dünya tarihinde görülmemiş bir ölçekte tüm dünyadan çok yoğun bir şekilde terörist devşirilmek suretiyle bu Esad Suriyesinin üzerine sürüldü. Adeta tüm dünya bu adamın üzerine çöktü ve o yılmadı, az sayıdaki müttefikinin ve halkının çoğunluğu ve sadık ordusunun desteğiyle bu şerefsizlik sürecine tüm gücüyle direndi. Bizim devletimizin de sonuna kadar desteklediği, yataklık ettiği, beslediği, sonu gelmeyen satılık "Müslüman" zombi nifak çetelerine karşı hala mücadelesini sürdürüyor.

ABD-İsrail her zaman olduğu gibi özellikle Suriye sürecinde mezhep-nifakı kartını sonuna kadar kullanması gerektiğini çok iyi biliyordu ve kullandı da.

El Kaide'in çocukları Nusra ve IŞİD yeminli Alevi-Şii düşmanı olarak tasarlandı ve piyasaya sürüldü. İslam dünyasının baş tecavüzcüleri olan ABD'ye, İsrail'e karşı hiçbir düşmanlıkları olmadığı gibi, ağızları açık bir şekilde sürekli olarak ABD'den, İsrail'den para ve silah dilenerek faaliyetlerini sürdürdüler. Ve bizim devletimiz de bu mezhep-nifaklı şeytani saldırı fırsatını dibine kadar kullandı. Ordumuzun ne kadar direnen yanları olduysa da, AKP'nin baskısıyla bu sürece azımsanamayacak ölçüde göz yumdu, hatta destek oldu.

Sonuç olarak, Suriye halkının ve ordusunun sadakati ve müttefik dostların yardımı sayesinde Suriye çok büyük acılara ve kayıplara rağmen ABD'nin ve İsrail'in planlarını boşa çıkardı ve tüm insanlık için paha biçilmez bir örnek oldu. Aşşağılık şeytanlara boyun eğmeyerek, tüm saldırılara sonuna kadar direnerek. Atatürk'ten sonra bunu bizim ülkemizde kaç tane devlet/ordu yönetici yapabilmiş? Bunu yapmaya kalkışan askerler, aydınlar, devlet adamları öldürülmedi mi? Devlet/ordu ve halk bu olaylarda kendi "gerçek milliyetçilerini" koruyabildi mi, savunabildi mi? Yoksa çoğu durumda ABD'ye ve İsrail'e, yani İlüminati'ye, yani Şeytan'a boyun mu eğdi? Ne yazık ki çoğunlukla boyun eğdiler. Eğmeselerdi, bu ülkede PKK diye bir sorun olmazdı, ekonomik, siyasi, askeri, hukuki adaletsizlikler, işkenceler, katliamlar alıp başını gitmezdi. Ülkemizin devleti ve ordusu ABD-İsrail Şeytanlarının neredeyse düzenli olarak "metresliğini" yapmıştır. Kendi halkına kesintisiz bir şekilde işkence edip durmuştur. Alevi-Sünni, Türk-Kürt, sağcı-solcu, dindar-laik kavgası ve nifakları bizzat devlet-ordu yoluyla desteklenmiş, sürdürülmüş, tırmandırılmıştır.

Böyle bir halde, Global Şeytanların propagandasına, baskısına, işkencesine, ideolojik hipnozlarına, rüşevletlerine, baskılarına uyup da "Kanlı Esad, Zalim Esad, Şeytan Esad" demek ne kadar kolay geliyor pek çoğuna. Bizi içinde süründüğümüz boka sokan, katleden, işkence eden Dünyanın Şeytanlarına karşı anlı-şanlı direnişin en önemli simgelerinden biridir o Esad, hepimizin geleceğini yakından ilgilendiren, insanlık onuru adına paha biçilmez değeri olan bir mücadelede çok ama çok büyük bir rol oynamıştır Suriye tarihinde ve özellikle de son Suriye Savaşı sürecinde.

Hala Global Şeytanların propagandasının, dezenformasyon sağanağının, ideolojik hipnozlarının etkisi altında insanların çoğu. Bu gaflet uykusuna bir son vermemiz gerekiyor. Yeter artık!

ağaçkakan

Hayır bozadi, Kürd değilim, Türk'üm. Konulara yaklaşımım öznellik içermez. Sadece doğru olduğunu düşündüğümü söylerim. Ayrıca Atatürk'ü de sever ve sayarım. Hem bir kurucu lider olarak, hem deha düzeyinde bir askerî ve politik lider, entellektüel yapılı, çokça okumuş, aydın, vatansever biri olduğu için kendisine olumlu yaklaşırım. Dersim katliamını ise o dönemin anlayışı ile gerçekleştirilmiş korkunç bir eylem olarak görürüm. İnsanlar yaşadıkları dönemden bağımsız değerlendirilemez. Atatürk de o dönemin yanlış anlayışlarından muaf değildi. Mesela birey kavramı henüz gelişmemişti. İnsan hakları kavramı da öyle. Bunlar daha sonra ortaya çıktı. Atatürk Türkiye'sinde durum böyleydi de Avrupa ülkelerinde farklı mıydı? Hitler ve Mussolini faşizmleri yükseliyordu. Genelde baskıcı ve otoriter rejimler vardı. Mesela öztürkçecilik akımı da o dönemin yanlış dil anlayışı ile benimsenen bir akımdı; sonra bunun yanlış olduğunu görünce girlen yeni rota olan güneş-dil teorisi de öyleydi. Bunlar geçici denemelerdi. Dünyada başka örnekleri de vardı.

Ben Halep katliamıyla Dersim katliamı arasında benzetme yapmadım; ben senin Esad'ın Halep gibi şehirleri yakıp yıkmasını savunmanı Dersim katliamı savunmalarına uyarladım. İlginç de oldu yani. Mantık aynı çünki. "Dersim'de analar ağlamadı mı? Ağlayacaktı tabii." diyen CHP'li vekilin sözleri akıllardadır. O da aynı mantıkla bu korkunç lafları edebilmişti, hem de meclis kürsüsünden!

Evet, Suriye'de eskiden beri Kürd'lere karşı baskı yapılmıştır. Mesela onlara vatandaşlık hakkı bile tanınmamıştır. Ben bunun da sözünü etmemiştim uzatmamak için. ama sen sözünü edince değiniyorum.

Ama bu Suriye, Kürd'lere vatandaşlık hakkı bile vermeyen bu rejim, onları Türkiye'ye karşı silahlı savaşta barındırmış, destekleyip yönlendirmiştir. Öcalan'ı ve PKK kamplarını kendi kontrolü altındaki topraklarda 1980-1998 arası barındıran bu Esad rejimidir.

O PKK ki, 12 Eylül'ün ezdiği, korkunç bir zulüm uyguladığı Kürd halkımızın haklı tepkilerini başarıyla örgütleyip haklı temelde başlayan bir mücadelesini, suçlu-suçsuz, asker-sivil ayrımı gözetmeksizin, aşırı şiddet uygulayarak sürdüren ve binlerce insanın ölümünden, yakınlarının acı çekmesinden sorumlu olan bir örgüttür. Şeytanî kötülüğün bir parçasıdır o da.

Suriye nüfusunun çoğunluğunun göç etmemiş olması olgu hakkında bize tam bir fikir vermez. Muhalefetin hakim olduğu yerler nüfus olarak nispeten az olan kırsal bölgelerdir. Mezkez her zaman daha kalabalıktır ve rejimin kontrolünün en güçlü olduğu yerlerdir, vb... Asıl benim dediğim husus, yani savaştan kaçanların çoğunluğunun rejimin kontrolü altındaki yerlere değil de başka ülkelere kaçması bizim açımızdan fikir verici olabilir.

Esad'a destek tabii ki vardır. Bizde de (Allah korusun!) bir iç savaş çıkarsa emin olun ki bütün tarafların çok kalabalık kitleleri olacaktır. Taraflar "işte, halk bizi destekliyor" diyeceklerdir.

Daha yazılabilir ama dediğim gibi, artık bu konuda fazla yazmak istemiyorum. Sadece yanlış anlaşıldığım kısımları düzeltmek istemiştim.