Çözüm: HDP etrafında kenetlenmek (27 Temmuz)

Başlatan bozadi, 27 Temmuz 2015, 11:02:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

27 Temmuz 2015

Çözüm: HDP etrafında kenetlenmek


Oya Baydar




Ortalık toz, duman, ateş, savaş, ölüm, kan. Cephelerde orduların savaşı değil (1990'ların kirli savaşı bile değil), herkesin birbirinin düşmanı kesildiği, kötücüllüğün toplumu sardığı, her çeşit yalanın kol gezdiği, vicdanın yitirildiği, insanî-ahlakî değerlerin sıfırlandığı bir ülke...

Bu satırları yazmaya çalışırken Diyarbakır'dan kalkan savaş uçaklarının Irak Kürdistan'ındaki PKK hedeflerine döndüncü kez saldırıya geçtiklerini haber veriyor televizyonlar. Bölge alev alev yanıyor. İktidarın IŞİD'e karşı ABD destekli hava operasyonu kandırmacasının gerçek amacı artık gözlerden saklanamayacak gibi ayan beyan ortada.

Erdoğan cuntasının yakın hedefi

Seçim sonuçlarını, özellikle de HDP'nin 80 milletvekiliyle Meclis'e girmesini hazmedemeyen Erdoğan AKP'si'nin 7 Haziran öncesinden başlayıp 7 Haziran'dan sonra hızlanan amok koşusunun tek amacının ister tekrar seçim, ister yakın zamanda erken seçimle mutlak iktidarı almak (gaspetmek de diyebilirsiniz) olduğunu görmeyen, anlamayan kalmadı. Mecliste çoğunluğu sağlamak için ülkeyi felakete sürüklemek sağduyulu insanlara inanılmaz görünse de, Tayyip Erdoğan ve yakın çevresinin ruh halini bilenler için hiç de imkânsız değil. İktidarı kaybetmeye, gereğinde paylaşmaya niyet ve kabiliyeti olmayan bu kadronun, mutlak çoğunlukla iktidar olmak için her melaneti göze almasının çok önemli bir nedeni de ağır suç bagajlarının açılıp suçların günahların vebalinin ödetilmesi korkusu.

Lafı dolandırmadan özetleyecek olursam, AKP'nin (en azından Erdoğan ve çevresinin) yakın hedefi, bir kaos ve belirsizlik ortamı yaratarak mümkün olan en kısa zamanda seçimleri yenilemek ve bir yandan MHP'ye öte yandan HDP'ye kaptırdıkları oyları yeniden alarak tek başına iktidar olmak. MHP nasıl olsa çantada keklik ve stepne olduğuna göre bu hesabı bozabilecek tek siyasal güç HDP.

13 Temmuz tarihli yazımın başlığı: Erken seçimden önce HDP'ye operasyon planı'ydı. Çeşitli hamlelerle, provokasyonlarla, yalanlarla, saldırılarla barış ve özgürlük isteyen Kürt halkı kadar bütünTürkiyeli demokratlara, barışçılara, "iyi insan"lara umut veren HDP şeytanlaştırılacak, yıpratılacak, terörle bağlantılı gösterilerek seçmenlerin gözünde itibarsızlaştırılacaktı. Bu plan hepimizin gözleri önünde, Erdoğan medyasının iğrenç manipülasyon korosunun eşliğinde, Devlet Bahçeli'nin ulumaları arasında, PKK'nin son şiddet eylemleri ve Kandil'in söylemleri kullanılarak ahlaksızca uygulanıyor şimdi.

Dağlardan bakınca her şey farklı görünür

HDP'yi yıpratmanın, kitlelerin gözünde itibarsızlaştırmanın en kolay yolu partiyi PKK ile ilişkilendirmektir. Kürt hareketinin silahlı kanadından kaynaklanan her şiddet eylemi, her savaş söylemi, HDP'ye karşı güven sarsıcı beyanlar, vasi tavırları, HDP'ye ve onun Türkiye'ye verdiği umuda darbedir.

Dağlardan, savaşın ortasından, silahların arasından bakıldığında her şey farklı görünür. Planlar farklı yapılır, öncelikler başkadır, hesaplar da farklı kurulur. 20-30 yıldır çatışmaların, savaşın içinde, metaforik deyişle "dağlarda" olanların "ova"daki psikolojiyi kavraması, sıradan halkın endişelerini, istemlerini, günü birlik yaşamını, acılarını, sevinçlerini gerçek boyutlarıyla anlayıp değerlendirmesi mümkün değildir. Tıpkı ovadaki bizlerin dağları tam anlayamadığımız gibi...

Son dönemlerde yaşadıklarımızın, biraz da demokratik mücadelenin haleti ruhiyesi ve gerekleriyle silahlı mücadelenin ruh halinin farklılığından kaynaklandığını; ovada siyasete, hem de Türkiye siyasetine niyetlenen HDP ile dağ siyasetinin arasındaki senkronizasyon bozukluklarının doğal ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Hele de orkestra şefinin, yani Öcalan'ın susturulduğu bir ortamda bu gerçek iyice ortaya çıkıyor. Bir süredir Kandil, çeşitli yetkili ağızlardan Demirtaş HDP'sini pasif olmakla eleştiriyor, aba altından sopa gösteriyor. HDP'nin seçim başarısı ve bu başarının mimarlarından Demirtaş'ın kucaklayıcı, barışçı üslubu dağ kadrolarının canını sıkmış görünüyor. Son üç hafta içinde Kandil komutanları tek taraflı ateşkesin sona erdirildiğini, bundan böyle silahlı hareketin saldırıya geçeceğini birkaç defa tekrarladılar. HDP eşbaşkanı Demirtaş'ın"Silahların susmasını ancak Sayın Öcalan sağlayabilir, tecridi kaldırın, süreç devam etsin, heyetler müzakereye başlasın", vb. açıklamasına KCK Eşbaşkanı Bese Hozat'ın "Silah bırakmak için Öcalan'ı işaret etmek apolitiktir" cevabı, hele de "Silah bırakmaya ikna olmamız için, Önder Apo'nun serbest bırakılıp gerillayla yüzlerce görüşme yapması gerekir" mealindeki sözleri, Kandil'in barış ve çözümden yana bilinen "Önder Apo"ya da alenen posta koymasıydı. (Bu arada Türkiye partisi HDP projesinin mimarının Öcalan olduğunu da hatırlayalım.)

PKK Erdoğan'ın oyununa mı geldi?

Bu gelişmeler Suruç'un hemen öncesinde oldu. PKK, bölgedeki güç dengelerinin kendi lehine döndüğü, ABD'nin PYD gibi kendisinin de arkasında duracağı değerlendirmesinden ve benim bilemeyeceğim başka hesaplardan hareketle, çözüm sürecini savsaklayan AKP iktidarının sabrını bu kadar istismar etmesine karşı bayrak açıyordu. Ne var ki bir iktidar kumpası olabilecek kuşkulu Suruç katliamını izleyen birkaç gün içindeki: polis öldürme, IŞİD'li diye adam vurma, iş makinelerini veya halk otobüslerini yakma, baraj inşaatlarına saldırı, askeri araçları havaya uçurma vb., vb. türünden şiddet eylemleri savaştan yılmış, barış ve huzur isteyen kitleler nezdinde itibar görmediği gibi, bu eylem ve yöntemlerle ilişkisi olmayan HDP'nin hanesine yazılıyor. Kandil'in bunu fark edip etmediğini, fark ediyorsa da önemseyip önemsemediğini bilemem. Ama IŞİD'e operasyon bahanesiyle başta Kürt hareketi kadrolarına ve muhalif kesimlere yönelen devlet şiddetinin, kitlesel baskıların, tutuklamaların, antidemokratik uygulamaların sokaktaki adamın gözünde bir çeşit meşruiyet kazandığını; Kürt siyasal hareketinin etki alanını daralttığını, HDP'nin güven yitimine uğramaya başladığını biliyorum; ki Erdoğan'ın planı tam da buydu işte.

PKK; Öcalan'ın sahneden çekildiği (daha doğrusu bu planın parçası olarak susturulduğu) ortamda Erdoğan'ın kurduğu oyuna gelmiş görünüyor. 1990'lara dönüş görünümü veren gelişmeler, Erdoğan AKP'sinin (veya cuntasının) planını adım adım sahneye koymasını kolaylaştırıyor. Daha da vahimi, Kandil'e önceki yıllardan çok daha sert, orantısız, kabul edilemez askerî saldırıları kışkırtarak örgüte yara aldırıyor. Kim kazandı, sorusunun cevabı da, ne yazık ki Erdoğan iktidarı, milliyetçi faşist savaş lobisi ve  şiddet oluyor.

Bu vahim ötesi gidişata karşı ne yapabiliriz? Yazının başlığına dönerek, çözümün Türkiye barış, demokrasi, özgürlük güçlerinin HDP etrafında kenetlenmesi, içerden dışardan gelen darbelere karşı HDP'yi güçlendirmesi olduğunu söyleyeceğim. Nasıl'ı yarına kalsın. 

Kaynak: t24.com.tr

bozadi

#1
İlginç ve önemli bazı doğrular içeriyor gibi görünüyor Oya Baydar'ın anlattıkları. "Kürtçü" denebilecek bir niteliği bulunan bir siyasi hareketin Türkiye'de hükümetin "vahim ötesi" fitne girişimlerine karşı direnişin önemli bir odak noktası haline gelebileceği aklımın ucundan geçmezdi. Ama son seçimin dinamikleri tam da bu anlama geldi. Hükümetin Faşo Ağasına "Seni başkan yaptırmayacağız" diyen HDP'nin barajı geçmesiyle Ağa'nın planları ciddi bir yara aldı hakikaten. Şu anda da o yaralı, korkmuş ve gözü dönmüş ağanın tüm ülkeyi ateşe atabilecek vahşi bir intikam ve faşist baskı girişimine şahitlik ediyoruz. Yıllardır çeşitli biçimlerde adeta kol-kanat gerilen IŞİD bahane edilerek Suriye'ye saldırılıyor, ABD/NATO acilen Suriye topraklarına yönelik saldırılar için ülkemizi "kullanmaya" davet ediliyor, Solcu ve Kürtçü muhalif çevreler şiddetli bir şekilde provoke edilerek güvenlik güçleriyle çatışmaya zorlanıyor.

HDP'nin bir "Türkiye partisi" olma söylemiyle son aylarda yürüttüğü politika ve bu bağlamda katettiği mesafenin Tayyip'i bu kadar korkutabileceğini düşünmezdim doğrusu. Ama gerçekten böyle bir durum var gibi görünüyor ve son seçimin buna işaret eden neticelerine rağmen bu gerçeğin ciddiyetini daha yeni yeni anlayabiliyorum sanki. Tayyip'in acil bir şekilde PKK eşek-arısı kovanına daldırdığı sopa sanırım bunun en önemli kanıtlarından biri. IŞİD'e savaş açma görüntüsü altında daha ziyade Kürtleri provoke etmeye yönelik korkunç bir atak var. Tayyip (daha doğrusu onun yerel ve uluslararası kukla oynatıcıları) HDP'nin gerçekten barışçıl olabilecek bir amaçla yürüdüğü yolda AKP'nin faşist iktidarını ve genel olarak "faşizmi" ciddi şekilde tehdit edebileceğini gördükleri için, HDP ile PKK arasında olmaması zaten mümkün olmayan ilişkiyi suistimal ederek HDP'nin potansiyel barış projesinin (daha doğrusu pek çok farklı kesimden insanların HDP üzerinden uygulamaya çalıştığı barış projesinin) bir an önce yok edilebilmesi için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.

PKK sempatizanı değilim. Aslında HDP sempatizanı bile değilim, hiçbir partinin de sempatizanı olmadığım gibi. Ama mevcut ulusal egemen şeytanlık odağı olan AKP karşısında ve genel olarak pozitif bazı ortak toplumsal değerler doğrultusunda bir süredir HDP üzerinden ciddi bir organizasyon çabası gösteriliyor gibi görünüyor. Hiçbir şekilde buna gözü kapalı bir şekilde inanıp körü körüne desteklemek veya savunmak gibi bir niyetim yok. Hele ki PKK'nın belki ortaya çıkış ve gelişim zamanlarında "meşru" bazı gerekçeleri olsa bile (bu olası meşruluk bile ilgili dönemlerde yapılmış "herşeyi" otomatik olarak temize çıkarmaz kesinlikle) zaman içinde telafisi imkansız denebilecek biçimde ahlaki kötülüğe bulaştığını düşünen biri olduğum için ve HDP ile PKK arasında organik ve önemli bir ilişki olmaması mümkün olmadığı için, HDP'nin söylemlerine de şüphesiz, sorgusuz, sualsiz bir şekilde olumlu ve destekleyici bir gözle bakmayı hiç de basit ve kolay bulmuyorum kendi adıma.

Bence PKK'nın "devam eden kirliliğinin" en bariz kanıtı, pek çok halk ve ordu mensubunu katletmesine rağmen, kendisini açıkça ve kesin bir şekilde kötüleyen, yok etmek için kamu bütçesini bol kepçe kullanan, bombalayan, saldıran esas ulusal ve yerel devlet yöneticilerine veya kademelerine karşı aslında gayet eylemsiz olmasıdır ("söylemdeki" tehditkar kükremeler istisna olmak üzere). Sen ne diye halkı ve hatta askeri ısrarla hedefine alıyorsun, katlediyorsun? Evet, elbette "asker" bizzat seni hedef alarak öldürmeye geldiğinde varlığını korumak için seni öldürmeye çalışanı ya öldüreceksin ya bir şekilde püskürteceksin veya kaçacaksın. Ama PKK çatışmanın kaçınılmaz olduğu durumlar dışında bile kendisi özellikle gidip bölgedeki herhangi bir yerde ateş açıyor, roket atıyor, mayın döşeyip patlatıyor, bir sürü sivil ve geçici asker kıyafetli sivil vatandaşı, gençleri katlediyor. Hem de aralarında bir sürü de Kürt olduğu halde. Eee? Ne oldu şimdi? Devlet artık vaz mı geçti seni hedef almaktan? Tam tersine, her "şehit" (!) için sana karşı nefret söyleminin çok daha fazla tırmandırıldığını sen çok ama çok iyi biliyorsun ve senin üzerine o piyonları salan ordu yöneticilerini, daha da önemlisi bunun emrini veren devlet görevlilerini cezalandırmak veya onları bu kararlarından dolayı pişman etmek için yapabileceğin en iyi şey piyon askerleri ve halk mensuplarını katletmek mi? Senin silahlı eylem şehvetin bir tek halk mensuplarına ve birkaç ay askerlik yapan çoluk çocuğa veya düşük rütbeli askerlere mi şahlanıyor?

Bunu söylerken, PKK'nın halk mensuplarından, piyadeden ve erbaştan ziyade yüksek rütbeli asker ve ayrıca konuyla birebir alakalı yerel ve ulusal devlet yöneticilerini hedef alıp öldürmesini "tavsiye" ediyor değilim kesinlikle, şuna dikkat çekmeye çalışıyorum: eğer PKK bir haksızlığa karşı silahlı bir hak mücadelesi verme konusunda gerçekten samimi olsaydı, hedef aldığı şey "halk" mensupları değil de, kendisini yok etmek için on binlerce asker ve milyonlarca dolarlık silah ve cephaneyi bozuk para gibi harcayan "esas karar alıcılar" olsaydı, o zaman PKK'nın adı çoluk çocuk ve birkaç düşük rütbeli erbaşa yönelik katliamlarla değil, yüksek rütbeli subay ve bu işlerle doğrudan alakalı yerel ve ulusal devlet yöneticilerine yönelik stratejik nitelikte ve karşı tarafı masada gerçek bir pazarlığa zorlayıcı "suikastlerle" anılıyor olurdu daha çok. Ama öyle mi? Kesinlikle hayır! Savaş alanında PKK'nın bir anlamda esas "rakibi" olan ve gerçekten kendisini imha etmeye çalışan TSK'nın üst düzey personeline ama bundan da önemlisi onlara bu yönde emirler veren, bu yönde politikalar güden yüksek makamlardaki yerel ve ulusal devlet görevlilerine karşı kaç tane doğrudan eylemi var acaba PKK'nın aradan geçen bunca kanlı yılda? PKK en çok bu ülkenin "çocuklarının" kanını içerek varlığını sürdürdü ve şüphesiz TSK da bu sürecin tam da bu şekilde ilerlemesi için kendi adına edebileceği en ideal şekilde hizmet etti boyun eğegeldiği Global Faşist güçlere. Ve yine hiçbir şüphe duymuyorum ki, TSK'nın da, PKK'nın da tüm seviyelerinde şu veya bu oranda sahici insancıl güdülerle, vicdanla karar almaya ve hareket etmeye çalışan birileri mutlaka olmuştur. Ama neticeye bakıldığında aydınlığın mı, yoksa karanlığın mı daha egemen olageldiğini anlamak zor olmamalı. TSK da, PKK da varlıklarını ve faaliyetlerini çok büyük oranda Global Şeytanların emirlerine, baskılarına gayet uygun şekilde yürütegeldi.

Sırf Tayyip bu kadar feci şekilde saldırıyor olduğu için ve görüşlerine gerçekten derin bir saygı duyduğum bazı fikir insanlarının sunmaya çalıştığı rehberliği dikkate almam gerektiğine inandığım için, HDP konusundaki gelişmeleri önemsemem gerektiğine inanıyorum. Ve olaylar öyle bir noktaya geldi ki ve öyle bir tırmanıyor ki, pek çok samimiyet sınavı ve zorlu mücadeleler olacak gibi görünüyor, hem HDP konusunda, hem de her türlü başka konuda.

Global Faşistlerin güdümü altında devletimiz ve ordumuz eliyle Kürt halkına yapılan kan dondurucu işkenceler ve katliamlar sürecinde gelişen PKK terörünü bahane ederek ülkedeki tüm Kürt hareketinin ve siyasetinin, özellikle de son süreçteki HDP hareketinin körü körüne karalanmasına, aşağılanmasına, günah keçisi ilan edilmesine ve linç kampanyası yürütülmesine son derece karşıyım. Ve HDP'ye, samimiyetine güvenmek istediğim Selahattin Demirtaş'a ve onunla gerçekten aynı duygu ve düşüncelerle hareket ettiklerine inanmak istediğim yoldaşlarına kulak verilmesi, gerçek bir şans verilmesi gerektiğine inanıyorum. Oya Baydar'ın da vurguladığı gibi zaten Selahattin ve ekibi ile PKK/KCK arasında ciddi bir gerilim var bu konuda. Ve Tayyip son vahşi atağıyla bu gerilimi sonuna kadar zorlamaya kararlı görünüyor. Ama içimden bir ses, son zamanlarda tırmanan yıkım ve dönüşüm sürecinde insanlarda azımsanamayacak bir uyanış meydana geldiğini ve daha da fazla geleceğini söylüyor. Artık pozitif kazanımların bozuk para gibi harcanıp ziyan edilmesine kolay kolay izin verilmeyeceğini umuyorum ve tahmin ediyorum.

Global Şeytanların ve onlara hizmet eden çeşitli çevrelerin bizim kanımızla canımızla beslenmesinde en verimli ve en hoyratça suistimal edilen bir yara haline getirildi Kürt/Güneydoğu meselesi. O yaradan kan yerine ışık yayılmasını sağlayacak bir dönüşüme yönelik ciddi bir çaba var. Bunu takip etmek ve tespit edebildiğim gelişmeleri ve yorumlarımı paylaşmaya devam etmek istiyorum.

bozadi

#2
PKK'nın pozitiflik doğrultusunda, hak-hukuk doğrultusunda, girmek istemediği "samimiyet" testinin doğal bileşenlerinden biri de ABD ve İsrail devletlerinin özellikle Türkiye ve Ortadoğu politikaları konusunda net bir tavır alması gerekliliğidir. Ama PKK'nın bu konuda son derece iki yüzlü ve hatta tamamen yüzsüz olduğunu düşünüyorum şimdiye kadar genel olarak okuduklarım ve sezdiklerim bağlamında.

Kendimi zorlayarak bile olsa oy verdiğim CHP'nin Dersimli Alevi Başkanı Kılıçdaroğlu bile ABD'ye tavır koymuyor. Dilerim bu tavırsızlık, bu iki yüzlülük, bu ahlaksızlık, CHP'nin ABD devleti ve NATO gibi uluslararası faşist güçlerle şimdiye kadar arasının hiç de kötü olmamasından kaynaklı geçici bir diplomatik tutumdur ve bir an önce gerekli doğru, adil, ahlaklı tavır alınır bu konuda.

bozadi

#3
28 Temmuz 2015

Şehit Binbaşı Arslan Kulaksız'a son veda


PKK tarafından dün akşam otomobilinde uğradığı silahlı saldırıda şehit düşen Malazgirt İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız'ı, aynı saldırıda kolundan yaralanan eşi Sibel Kulaksız ve silah arkadaşları asker selamıyla uğurladı.





Muş'ta PKK pususunda hayatını kaybeden şehit Binbaşı Arslan Kulaksız bugün son yolculuğuna uğurlandı. Muş'taki cenaze töreninde bayrağa sarılı tabutunun başında "O benim Arslan'ım, bütün milletin Arslan'ı, bütün vatanın Arslan'ı" diyen Sibel Kulaksız, eşinin şapkasını önce kendisi giydi, ardından saldırı sırasında yanlarında bulunmayan 15 yaşındaki kızı İrem'e giydirdi. Muş İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Osman Nuri Çevik ise törendeki konuşmasında silah arkadaşına "Ruhun bizimle beraber, bedenin rahat uyusun. Çünkü biz artık uyumayacağız" dedi.

Eşi Sibel ile birlikte dün akşam saat 19.20 sıralarında arkadaş ziyaretinden dönen Malazgirt İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız'ın özel otomobili ilçenin Mezarlık Caddesi'ne geldiğinde, PKK'lılar bir otomobille yaklaşıp ateş açtı. Ağır yaralanan Binbaşı Arslan Kulaksız ile eşi Sibel, Malazgirt Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Sınavla astsubaylıktan subaylığa geçen Binbaşı Arslan Kulaksız, doktorların tüm çabasına karşın saat 22.30'da şehit oldu.

MUŞ'TA TÖREN DÜZENLENDİ

Binbaşı Arslan Kulaksız'ın cenazesi Muş'a getirildi. Muş Devlet Hastanesi'nde yapılan otopsinin ardından bu sabah İl Jandarma Komutanlığı'na götürülen Binbaşı Kulaksız için uğurlama töreni düzenlendi.

Şehit Binbaşı Arslan Kulaksız'ın bayrağa sarılı naaşı, hazırlanan katafalka konulurken, saldırıda yaralanan kolu askıya alınan eşi Sibel ile 15 yaşındaki kızı İren de törene katıldı. Şehit Binbaşı Kulaksız'ın İstanbul 'da üniversite öğrencisi olan 22 yaşındaki oğlu Dursun Burak, babasının toprağa verileceği Amasya'ya gittiği için buradaki törene katılamadı.

Yapılan konuşmaların ardından şehit Binbaşı Kulaksız'ın cenazesi hava yolu ile Amasya'nın Merzifon ilçesine bağlı Ortaova Köyüne götürüldü.

ŞEHİT BİNBAŞI'NIN EŞİ: ARSLANIMI KÖYE ARSLANLAR GİBİ GETİRDİM

Şehit Binbaşı 46 yaşındaki Arslan Kulaksız'ın cenazesi, Muş'ta yapılan törenin ardından askeri uçakla Merzifon 5'inci Ana Jet Üst Komutanlığı Askeri Havaalanı'na getirildi. Cenazeyi burada Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Altay ve şehidin yakınları karşıladı.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Abdullah Altay ile birlikte bekleme salonunda bulunan ailenin yanına taziyeye giden Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'e şehit Binbaşı Arslan Kulaksız'ın ablası Emine Şallı, "Siz geldiniz Arslanım nerede?" diyerek feryad etti. Şehit Binbaşı Kulaksız'ın eşi Sibel Kulaksız ve kızı İrem, şehidin Türk bayrağına sarılı tabutu ile birlikte uçaktan indi. Bu sırada şehit binbaşının yakınları gözyaşlarına boğuldu.

Daha sonra tabut, askerler tarafından cenaze aracına konuldu. Cenaze, konvoy eşliğinde Binbaşı Kulaksız'ın baba evinin bulunduğu Ortaova Köyü'ne getirildi. Bu sırada araçtan inen şehit eşi Sibel Kulaksız, "Arslanımı köye Arslanlar gibi getirdim" diyerek gözyaşı döktü.
Daha sonra şehidin cenazesi köy meydanında götürülerek yakınlarından tekrar helallik alındı.

Şehit binbaşının cenazesi daha sonra konvoyla birlikte Merzifon İlçe merkezindeki Kara Mustafa Paşa Camii'ne getirildi. Burada ikindi namazının ardından kılınan cenaze namazı sonrasında şehidin cenazesi, Merzifon Hava Şehitliği'nde gözyaşlarıyla toprağa verildi.

Kaynak: radikal.com.tr

bozadi

#4
PKK'dan birileri ülkenin her etnik kökenden çoluk çocuğunun cesetleri ve bu şekilde söndürülen ocaklar üzerinden davalarını (!) yürütmekte olduklarını ve bunun kendi sahtekarlıklarını ve kahpeliklerini ifşa eden bir yönü olduğunu idrak ettikleri için midir bilinmez, gidip bir "binbaşını" katletmişler. Çok yüksek bir rütbe ya! Ve Binbaşı Arslan Kulaksız hakkında tespit edebildiğim haberlerden görebildiğim şey ise bu adamın fakir halk katmanları arasından yetişmiş, son derece pozitif eğilimli, halk dostu bir adam olduğu yönünde. Bu da benim PKK'nın silahlı eylemlerinin tümüne değilse bile pek çoğuna atfetmekte olduğum "kahpeliğin" kendini tekrar tekrar ifşa eden "nişanelerinden" biri.

Onlarca sivil Kürdü köylerinin meydanında kurşuna dizdikten sonra onurlandırılıp adı kışlalara verilen şerefsizler oldu bu ülkede. Güneydoğuda zorunlu askeri operasyonlar dışında bile gidip kasten halkı taciz eden, göz göre göre kendi halindeki sivillere, çocuklara mermi ve bomba atıp paramparça eden, köylüleri aşağılayan, provoke eden, hayatlarını işkenceye çevirmeye çalışan nice aşağılık haydut komutanlar var halen "görevini" yürütmekte olan. Daha çok yakın bir tarihte birden fazla olayda askerlerine Kürt köylülerin çok sayıda katırlarını kurşuna dizdirip o insanları aşağılayan, provoke eden komutanlar oldu. PKK madem silahlı eylemlerle sesini duyurmak, mesaj vermek istiyor, neden gidip öyle şerefsizleri veya onların sponsorlarını bulup öldürmüyor da, mütevazı bir kökenden gelmiş, görev yaptığı bölgelerde halkın kalbini kazanmış, insancıl mesajlar vermeye çalışan bir adamı öldürüyor? Bu neyin mesajı oluyor bu durumda? Kahpelikten, şerefsizlikten, şeytanın köpekliğinden başka neyin?!

bozadi

#5
29 Temmuz 2015

'O benim, bütün milletin Arslan'ı!'


Otomobilinde eşi ve kızıyla uğradığı kalleş saldırıda şehit düşen Malazgirt İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız'ı, aynı saldırıda kolundan yaralanan eşi Sibel Kulaksız ve silah arkadaşları asker selamıyla uğurladı




Eşi Sibel ve 15 yaşındaki kızı İrem'le önceki akşam saat 19.20 sıralarında arkadaş ziyaretinden dönen Malazgirt İlçe Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız'ın özel otomobili ilçenin Mezarlık Caddesi'ne geldiğinde, PKK'lı teröristler siyah renkli bir otomobille yaklaşıp ateş açtı. Ağır yaralanan Binbaşı Arslan Kulaksız ile eşi Sibel, Malazgirt Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Sınavla astsubaylıktan subaylığa geçen Binbaşı Kulaksız, doktorların tüm çabasına karşın saat 22.30'da şehit oldu.

Ey babayiğit vatan evladı

Dün sabah Muş'ta İl Jandarma Komutanlığı'nda Binbaşı Kulaksız için uğurlama töreni düzenlendi. Şehidin bayrağa sarılı naaşı, hazırlanan katafalka konulurken, saldırıda yaralanan kolu askıya alınan eşi Sibel ile kızı İrem de törene katıldı. Törende konuşan İl Jandarma Komutanı Hava Pilot Kurmay Albay Osman Nuri Çevik, "Ey babayiğit vatan evladı. Ey heybetiyle dosta güven, düşmana korku salan vatanperver. Seni anca böyle kahpece bir pusuda şehit edebilirlerdi" dedi.

Bir Arslan gider bin gelir

Tören sırasında eşinin şapkasını takan Sibel Kulaksız, daha sonra şapkayı kızı İrem'e verdi.  Sık sık eşinin tabutuna sarılan Sibel Kulaksız, "Benim aslanım şehit oldu. Peygamber efendimizin yanına gitti. Benim aslanım adı gibi aslan gibi Peygamberimizin yanında şimdi. Rabbim herkese nasip etsin. Hiçbir düşmanı güldürmeyeceğiz. Gülemeyecekler. Arslanlar çok gelecek. Bir Arslan gider bin Arslan gelir. O benim Arslan'ım, bütün milletin Arslan'ı, bütün vatanın Arslan'ı" diye gözyaşı döktü.

Tatlı dilliydi ve çok seviliyordu

Binbaşı Kulaksız, hem memleketinde hem de görev yaptığı yerlerde çok seviliyordu. Çocuklarla da arası çok iyi olan binbaşı, özellikle 3 yıl süreyle Merkez Asayiş Komutanı olarak görev yaptığı Rize'de tatlı diliyle herkesin sevgisini kazanmıştı. Rize'nin Gündoğdu Mahallesi'nde, 2012 yılı Mayıs ayında çaydaki kota uygulamalarını protesto eden kalabalık, tepki amacıyla çayları Karadeniz Sahil Yolu'na dökerek yolu ulaşıma kapatmıştı. Olay yerine gelen ve o dönem Yüzbaşı rütbesi olan Rize İl Jandarma Komutanlığı Merkez Asayiş Komutanı Arslan Kulaksız, "Etme canını yiyeyim. Yolda bir sürü araç birikti. Gözünüzü seveyim, hadi açalım yolu" diyerek vatandaşları yolu ulaşıma açmaları için ikna etmeye çalışmış ve bunu da başarmıştı. Yüzbaşı Arslan Kulaksız, 3 yıl görev yaptığı Rize'de geçen yıl Binbaşı rütbesine terfi ederek Muş'un Malazgirt İlçesi Jandarma Komutanlığı'na atanmıştı.

Abisi de maden şehidi

Şehidin ağabeyi Dursun Kulaksız'ın da 1990 yılında maden kazasında şehit olduğu öğrenildi. 1990 yılında Merzifon'da meydana gelen ve 68 madencinin hayatını kaybettiği olay Türkiye'yi derinden sarsmıştı. Büyük acı yaşayan Arslan Binbaşı, oğluna ağabeyi Dursun'un adını vermişti.

'Çok zor şartlarda okudu'

İlkokul arkadaşı Salih Ak, şehit Arslan Kulaksız'ın köylerindeki 3'üncü şehit olduğunu söyledi. Kulaksız'la ilkokulu beraber okuduklarını ifade eden Ak, "Bizden sonra liseyi Merzifon'da okudu, sonra askeriyeye geçti. Gayet sakin ve dürüst bir kişiydi. Garibanlıktan yetişti, her zaman sağlam kişiliği vardı. Çok zor şartlarda okuyup bu mertebeye geldi" dedi. Ak, şehit binbaşı ile en son geçen yıl yeğeninin düğünü için geldiği köyde görüştüklerini belirtti. Komşusu Alaattin Sayan da Kulaksız'ın zor şartlar altında yetiştiğini dile getirerek, "Bütün köy halkı çok seviyordu. Geçen yıl geldiğinde görüşmüştük" diye konuştu.

Siyah otomobil bulundu: 10 gözaltı

Önceki gün akşam saatlerinde pusuya düşürülen Binbaşı Kulaksız'ın şehit edilmesiyle ilgili detaylar ortaya çıktı. Edinilen bilgilere göre Binbaşı, eşi ve kızıyla birlikte mesai bitiminde evlerine gittikleri sırada otomobili arıza yaptı. Otomobilden inen Kulaksız, aracını kontrol ettiği sırada kendisini takip eden iki araçta bulunan PKK'lı teröristler tarafından çapraz ateşe tutuldu. Binbaşıya siyah renkli bir otomobilden ateş açıldığını ve olayı gördüğünü belirten 13 yaşındaki M. K.'nın ifadesi üzerine Malazgirt didik didik arandı. Kulaksız'ın şehit edildiği yere 200 metre uzaklıkta siyah renkli Balıkesir plakalı siyah bir otomobilde bulunan 4 kişiyi gözaltına aldı. Daha sonra yapılan operasyonlar kapmasında ise 6 kişi daha yakalanarak gözaltına alındı. Böylece toplam 10 kişi gözaltına alınmış oldu.

Kaynak: gazetevatan.com

bozadi

#6
PKK'nın içinde de çeşitli mevkilerde pozitif vicdanı negatif vicdana veya vicdansızlığa ağır basan birileri vardır, buna inanıyorum. Gerçekten varlarsa, dilerim PKK'nın yönetiminde güçleri artar da, silahlarını giderek daha namuslu işler için kullanmaları sağlanır. Evet, silahın bile bir gerekliliği ve namusu olabilir pekala. Son derece gerekli ve onurlu olan ulusal kurtuluş savaşımızı da silahlarımız olmasaydı kazanamazdık. Koşullara göre herşey pozitif amaçlarla da kullanılabilir, negatif amaçlarla da.

Tıpkı TSK gibi PKK'nın da birbirine son derece zıt nitelikte olabilen, hatta birbirinden pek haberi bile olmayan çoklu-karakterleri, farklı parçaları var. Adam gibi, ne olduğu belli olan bütüncül ve tutarlı bir karakter yok yani ortada. Gelişmekte olan koşullar, tırmanan değişim dönüşüm frekansları, şeytanın çok işine gelen böyle karakter bozukluklarına imkan bırakmayacak yakında. Her kesimde kendi içinde önemli bölünme olayları oluyor bildiğiniz gibi. Yani nerede bir sahtekarlık varsa, samimiyetsizlik, çıkar kavgası, yalan varsa, orada bölünme oluyor. Dincilerin önemli bir bölümünün Tayyip ile Fethullah arasında bölünmeleri ve açıkça çatışmaya başlamaları bunun bariz örneklerinden biriydi. Elbette bunlardan biri iyi, diğer kötü değil. Ama giderek tüm bölünmeler bu saflaşmayı sağlayana kadar devam edecek. İyi iyiye çekilecek, kötü de kötüye. Ve ilginç ve güzel olan şey ise, çok çeşitli hareketlerdeki gruplar ayrışa ayrışa pozitiflik ve negatiflik yönünde yeteri kadar saflaştıktan sonra, hareketin türünden ve niteliğinden bağımsız olarak tüm pozitif hareketler kendi aralarında birleşme eğiliminde olacaklar ve bunu yapmakta hiç zorlanmayacaklar. Tabi bu özellikle pozitif kutbiyet için geçerli. Negatif akımlar mecburiyet gereği stratejik birleşmeler yapsalar bile kutbiyetleri gereği kendi aralarında asla pozitiflik gibi bir bütünlük, destekleyicilik ve akıcılık içinde olamazlar.

Kürt hareketi konusunda, ben Demirtaş'tan umudumu kesmiyorum. Bu Kürt davasında da daha iyicil ve daha kötücül olan çeşitli alt parçalar var. Bunların ne zaman ne şekilde etkinleştiğini bilemeyebiliriz ama neyin iyiye neyin kötüye sevk ettiğini anlamamız giderek kolaylaşacak. Bireylerin kendi içlerinde bile "uzlaşmaz" karakter bölünmeleri olabilir. Hani K'lar diyor ya, "Yılan kadar bilge, güvercin kadar masum olun". Bu ifadede kastedilen şey bile birbiriyle "çatışan" karakter parçalarına sahip olmak değildir. Evet, elbette karakterimizin çeşitli alt parçalarının olması son derece doğaldır ama parçalar arasında bir bütünlük ve bir çeşit uyum da olabilmelidir sağlıklı bir durumda. Yaşamakta olduğumuz süreçte hepimiz karakter alt parçalarımız arasında tutarlı, uyumlu olmaya teşvik edileceğiz veya zorlanacağız bence. Bu zaten "şifa" dediğimiz şey aslında bir yönüyle. Yaşadığımız hayatta maruz bırakılmakta olduğumuz koşullar ne yazık ki uzlaşması kolay olmayan karakter alt parçaları geliştirmek zorunda bırakabiliyor bizi ve bu da yaşam enerjimizi etkili bir şekilde kullanmamızı, kendimize tamamen güvenmemizi, şüphesiz ve akıcı bir şekilde hareket etmemizi zorlaştırıyor. Ama son derece zorlu yollarla bile olsa hayat bizi bu konuda "şifalandırmak" için faaliyetlerini yoğunlaştırıyor gibi görünüyor.

Türkiye'deki Kürt hareketinin de kendi içindeki uzlaşmaz karakter parçalarını aşması gerekecektir. Birbiriyle kesinlikle uzlaşmayan inatçı parçalar varsa da tam bölünmelere gidilmek zorunda kalınacaktır. O zaman pozitiflik namına biz de neyi savunacağımızı, neyi reddedeceğimizi çok daha iyi bileceğiz aşamalı olarak. Selahattin Demirtaş'ın tüm karakter alt parçalarının durumunu bilemeyecek olsam da, güçlü bir pozitif karakter yönü olduğuna inanıyorum.

Bu diğer parti yöneticileri için de geçerli olabilir. Onların temsil ettiği hareketlerde de zaman içinde daha net ayrışmalar olmak durumunda kalacaktır ve o zaman o hareketlerin herhangi bir eylemini desteklemek ve reddetmek çok daha kolay hale gelecektir diye düşünüyorum. Zaten bu yönde yeteri kadar ilerleme kaydedildikten sonra, pozitivite ve negativite kendini iyice belli ettikten sonra, farklı hareketlerin pozitiviteleri tek çatı altında birleşmek eğiliminde olacaktır; dünyayı kurtaracak olan güç böyle doğacak diye anlıyorum.

bozadi

#7
29 Temmuz 2015

PKK: İki polisi öldürdüğünü söyleyen 'Apocu fedai timi' bizden bağımsız, yerel güç


KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit: PKK/HPG olarak yapılan bir eylem varsa bunun izahatı, gerekirse özeleştirisi yapılır.




Şanlıurfa'nın Ceylanpınar İlçesi'nde 22 Temmuz'da 2 polis memurunun öldürülmesi üstlenen "Apocu fedai timi" hakkında açıklama yapan KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, "Bunlar bize bağlı olmayan, kendi içlerinde örgütlenmiş olan yerel güçlerdir" dedi.

İki polisin evlerinde başlarından tabancayla vurularak öldürülmesi ardından PKK açıklama yaparak saldırıyı üstlenmişti. PKK'nın askeri kanadı HPG tarafından yapılan ve ANF'de yayımlanan açıklamada şöyle denilmişti:

" 22 Temmuz günü bir Apocu fedai timi, Suruç katliamına misilleme olarak bugün sabah 06.00 sularında Ceylanpınar'da DAİŞ çeteleriyle işbirliği içinde olan 2 polise karşı bir cezalandırma eylemi gerçekleştirmiştir. "

BBC Türkçe'den Mahmut Hamsici'ye açıklamalarda bulunan Kandil'deki KCK Dış İlişkiler Sözcüsü Demhat Agit, Ceylanpınar'da iki polisin öldüğü saldırıyı PKK'nın yapmadığını iddia etti.

PKK'lı Demhat Agit polislere yönelik saldırıyla ilgili soruları yanıtlarken, saldırıyı PKK'nın 2 polisi öldürmediğini belirterek şöyle devam etti:

" Bunlar PKK'den bağımsız birimler. Bize bağlı olmayan, kendi içlerinde örgütlenmiş olan yerel güçlerdir diye açıklandı. Bizim yaptığımız bir şeyi üstlenmekle ilgili çekincemiz yok. PKK/HPG olarak yapılan bir eylem varsa bunun izahatı, gerekirse özeleştirisi yapılır. "

Kaynak: t24.com.tr

bozadi

#8
İşte PKK'nın hastalıklı karakter bölünme örneklerinden biri. PKK adına biri çıkıp "O iki polisi biz öldürdük" diye anons ediyor. Sonra yine PKK adına biri çıkıp, "Hayır, bizim adımıza bizden ayrı birileri yapmış" diyor.

TSK da kendi maaşlı personellerinden oluşan JİTEM'in ve aynı zihniyetle şimdi isimsiz çalışmaya devam eden terörist komutanlarının faaliyetlerini inkar ediyor, onlara yaptırımda bulunmayı reddediyor ve hatta zaman zaman onları onurlandırıyor.

Her iki örgütün/kurumun da adam gibi bir kimliği, karakteri, doğru dürüst bir kişiliği olmadığının sonsuz kanıtları. Ve Global Şeytanlar bu ikircikli durumları çok güzel suistimal ediyorlar.

Sahipleneceksin arkadaş! Biri senin adına bi bok yiyosa, ve eğer sen ahkam kesme, meydan okuma, yargılama konusunda sınır tanımadığın halde senin adına şeytani provokasyonlar yapanları ifşa etmiyorsan, yargılamıyorsan, o zaman senin adına yapılanlar da senin hanene yazılır.

bozadi

#9
01 Ağustos 2015

Erdoğan, Davutoğlu, Bayık, Karayılan ve diğerleri! İsteseniz bu kirli savaş bir saatte biter


Oya Baydar




İsteseniz barış da, huzur da gelir, bu kanlı cinnet sona erer. Ama istemiyorsunuz. Hepinizin; Türküyle, Kürdüyle bu ülkenin halkları üzerinden kendi acentalarınız, kendi iktidar planlarınız var. İnsanların canını, huzurunu, umutlarını, geleceğini o planlara kurban etmekten çekinmiyorsunuz. Halkı birbirine kırdırtıyorsunuz. Kürtmüş, Türkmüş, Aleviymiş, Sünniymiş, polismiş, askermiş, gerillaymış, ne fark eder, hepsi can, hepsi insan. Ama sizler hepsi can, hepsi insan, hepsi bizim diyemiyorsunuz¸ yüreğinizde aynı acıyı duyamıyorsunuz. Çünkü savaş ve iktidar hırsı insanı ve vicdanı yok eder.
Türkiye, 400 milletvekilliğine feda

'Bir ata krallığım' bir tiyatro oyunudur. Erdoğan'ın şiarı da '400 milletvekiline, 80 milyonluk Türkiye'.

HDP'nin seçim barajını aşarak 80 milletvekiliyle Meclis'e girmesinin, bunun sonucunda AKP'nin tek başına hükümet kuramamasının ilk şoku atlatılır atlatılmaz, hedef Erdoğan tarafından tekrar seçim olarak kondu.

AKP, MHP'yi de koltuğuna alıp tek başına iktidara HDP'yi (ve çözüm sürecini) bitirerek ulaşmaya çalışırken sözde IŞİD'e vuracağı kandırmacasıyla Kürt silahlı hareketini hedef tahtasına oturttu. Günlerdir, teröre karşı mücadele adı altında dur durak bilmeden sınır içinde ve Kuzey Irak'ta PKK mevzileri bombalanıyor. PKK'den de istediği, planladığı cevabı alıyor; ne kadar fazla askerimiz, polisimiz, insanımız yitirilirse, korku ve huzursuzluk ne kadar yayılırsa, kendi oy hanesine o kadar artı yazdığını düşünüyor. İğrenç ve korkunç...

Kandil Erdoğan'ın emrinde mi?

Bazılarının öfkelerine hedef olacağımı bile bile açık konuşayım. Olup bitenlere baktığımda Kürt silahlı hareketinin bunca deneyimine rağmen Erdoğan'ın pususuna nasıl düştüğünü soruyorum kendi kendime. Devlet aklı denilen o pis akılsızlığın ne melanetler yapabileceğini bildiğimden Kandil'i bu oyuna, bu provokasyona neyin, kimlerin soktuğunu sorgulamadan edemiyorum.

Kürt silahlı hareketinin, Türk devleti ve MHP destekli AKP iktidarının provokasyonlarına kapılıp bu ortamda tam da onların istediği savaşı başlatmasının nasıl bir akıl/üst akıl(!) işi olduğunu kavramak güç. Bu kanlı çatışma ve vicdanlarda yara açan saldırılar sadece HDP'yi yıpratmakla, toplumsal desteklerini zayıflatmakla kalmıyor, Rojava'nın korunması, PYD'nin IŞİD'e karşı güçlendirilmesi için de tehdit oluşturuyor. Benim gördüğümü silahlı hareketin şefleri bilmezler mi, görmezler mi, hesaplamazlar mı? Görüyorlar, hesaplıyorlarsa durum vahim; göremiyor, hesaplayamıyorlarsa daha da vahim.

Kürt özgürlük hareketi nereye gidiyor?

PKK, Kürtlerin Edi Bese (Yetti gayri)! diyerek silahlı mücadele başlatmalarının adıdır. Arınç'a bile, 'o koşullarda ben de dağa çıkardım' dedirten zulme karşı bir başkaldırı, bir özgürlük mücadelesidir; mücadelesiydi. Silahı, savaşı hiçbir zaman benimsememiş biri olarak, PKK'nin yöntemlerine yakın hissetmedim kendimi ama onları anladım, ben de dağa çıkardım duygusunu paylaştım. Ne zaman bir barış umudu doğduysa da Türkiyeli barışçılarla, demokratlarla, vicdanlı insanlarla birlikte umudun yanında yer aldım.

Aradan geçen yıllar, yaşanan acılar, geri gelmez kayıplar, en önemlisi de birbirinden kopan lime lime olmuş yürekler hepimize birşeyler öğretmiş olmalıydı. Gelinen noktayı en iyi Öcalan değerlendirdi; barış dedi, bu cesareti gösterdi. Kürt hareketi içinde kimileri yürekten, kimileri bağırlarına taş basarak katıldılar bu çağrıya; umutlandık. Kandil'in mırın kırın ettiğini duyuyorduk zaman zaman ama duymazdan geliyorduk. Sonra ne oldu? Süreci sözde başlatmış ama her adımını sadece kendi iktidarı ve Erdoğan'ın çıkarlarına endekslemiş, hiçbir zaman gerçekten içinde duymamış Erdoğan AKP'si, çözüm sürecinin kendine oy kaybettirdiği hesabıyla seçimlere doğru giderken masayı devirdi. Onlar şunu yaptı, bunlar şunu dedi gibi itirazların anlamı yok. Meraklıları açıp o günlerin arşivlerine baksınlar, Erdoğan ve kurmaylarının süreci nasıl sona erdirdiklerini açıkça görecekler. Masanın devrilmesinin ve çözüm sürecinin sona erdirilmesinin nedenini şimdi pervasızca ifade ediyorlar zaten: HDP ve Demirtaş'ın 'seni başkan yaptırmayacağız çıkışı'.

Ama şunu da hatırlayalım; Kandil'in ateşkes tek taraflı bitmiştir açıklaması seçimlerin ve HDP'nin seçim başarısının hemen ardından geldi, sonra haziran ve temmuz boyunca, en serti KCK eşbaşkanı Bese Hozat'ın, 'mevcut durum, topyekun savaş durumudur, ateşkes söz konusu olamaz' türünden savaşçı, çatışmacı söylemler birbirini izledi. HDP'yi her fırsatta eleştirme, açıkça fırçalama bunlara eşlik etti. Suruç katliamı açık bir provokasyondu. Provokasyona gelen, ya da bu fırsatı kollayan PKK içindeki kimi yapıların Ceylanpınar'da iki polisin gece uykuda öldürülmeleri benzer terör eylemlerinin habercisiydi. Sonrasını hep birlikte izledik, izliyoruz.

Halk intikam değil huzur istiyor

Kandil muktedirlerinden Bayık bir muhabire verdiği röportajda 'Halkımız bizden intikam istiyor', diyordu. Yüreğim dondu. İntikamını,  evinde, ailesinin gözü önünde bir işçiyi öldürerek, trafik polislerini kaza ihbarıyla çağırıp göreve gelenleri kalleşçe vurarak, sivil kıyafetle dolaşan astsubayın ensesine sıkarak, trenin geçeceği demiryoluna mayın döşeyip yolu onarmaya gelen işçilere ateş açıp öldürerek, halkın kullandığı araçları yakarak, vb., vb. mi alacaksın? Kimden alıyorsun intikamını? Özgürlük savaşçılığı ile kör intikamcılığın, kör terörün ayrışma noktası buradadır.

Bu eylemlerin Kürt veya Türk, halkın nezdinde tasvip gördüğünü mü düşünüyorsunuz? Halkımız bizden intikam istiyor diyen lider fena halde yanılıyor. İntikam isteyenler var; onlar MHP ve sağlı sollu benzerlerinin çizgisindeki Türk faşistleri, istedikleri intikam da 'şehitlerin kanı' edebiyatıyla sürdürdükleri Kürt halkından intikam.

Türkiye halkı, bütün kesimleriyle barış ve huzur istiyor. Usandık, tükendik artık.

Özet; yazının başlığında. Ne Erdoğan AKP'si ne de Kandil'in büyük başları barış istemiyor. İsteseler birkaç saatte biter bu iş. Öcalan'ın tecritten çıkarılıp konuşabilmesi, kendi örgütüne çağrıda bulunması ve PKK mevzilerinin bombalanmasının sona erdirilmesi yeter. Ama iktidar buna izin vermiyor çünkü bu savaştan oy devşireceğini, şehitleri oya tahvil edeceğini umuyor. Kandil de izin vermiyor; nedenini bilmiyorum ama dağdan ovayı yeterince açıklıkla göremediklerini ve savaşmaktan başka yöntem tanımadıklarını düşünüyorum. Arada olan ise, çözümü ve demokratikleşmeyi gerçekten isteyen Demirtaş HDP'sine ve Türkiye'ye oluyor.

Kaynak: t24.com.tr