"Kobanê Kürtlerin destanıdır, Erdoğan’ın da hüsranı" (28 Ocak) 

Başlatan bozadi, 28 Ocak 2015, 13:42:44

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

28 Ocak 2015

Kobanê Kürtlerin destanıdır, Erdoğan'ın da hüsranı...


Hasan Cemal




Evet öyle, Kobanê Kürtlerin destanıdır.
Erdoğan'ın da hüsranıdır.
Yenilgisidir.
Kürtler Kobanê'de destan yazdı.
Bütün Kürtleri birbirine yakınlaştıran, birbiriyle kaynaştıran bir büyük destan.
Tayyip Erdoğan, böyle bir destan yazılmasına karşıydı.
Onun içindir ki:
Daha ekim ayında "Kobani düştü düşecek!" demişti, içindeki özlemi saklamamıştı.
Onun içindir ki:
PKK da, PYD de aynıdır, ikisi de 'terör örgütü'dür, demişti.
Onun içindir ki:
Kürtlerin hakim olduğu bir 'Kuzey Irak'tan sonra, bir de 'Kuzey Suriye' istemiyoruz yanı başımızda, demişti.
Onun içindir ki:
Rojava'da Kürtlere karşı IŞİD'e, El Nusra'ya yol vermiş, el vermişti.
Onun içindir ki:
Kobanê'de Kürtlerin IŞİD tarafından ezilmesine uzun zaman seyirci kalmış, kayıtsız kalmıştı.
Onun içindir ki:
Dünya âleme rezil rüsva olmuştu.


Diyarbakır'da Kobanê zaferi kutlamaları büyük bir coşkuyla sokaklara taştı



Düşmanlığının sebebi, Suriye Kürdistanı'nın özerkleşme ihtimali

Rojava'yı geçen yıl nisan ayında gezmiştim.
Nereye gitsem, Erdoğan'ın adıyla IŞİD ve El Nusra birlikte anılıyordu.
PYD-YPG güçlerine sınırın kapalı, IŞİD'le El Nusra'ya açık tutulduğu her adımda kulaklara çarpıyordu.
Kürtlere bu düşmanlık neden diye soruluyordu.
Nedeni açıktı:
Rojava'da, yani Suriye Kürdistanı'nda, 'Kuzey Irak'taki gibi özerk bir Kürt yönetimi görmek istemiyordu Tayyip Erdoğan.
Bir başka deyişle:
Suriye'deki 'Kürt realitesi'ni de kabul etmek istemiyordu.
Bunun için de Kürtleri, radikal İslamcı örgütlere yedirmenin peşindeydi.
Rojava'da, Kobanê'de IŞİD'e yol ve el vermesi bu yüzdendi.
Bir ara, "Kobanê düştü düşüyor!" diyecek kadar da umutlanmıştı.




Saray'daki Sultan ve 'Serok Obama'

Tayyip Erdoğan, genel Suriye politikasından sonra Kobanê'de olan biteni de yanlış okumuştu.
Kürtlerin her geçen gün nasıl uluslararası sahneye çıktığını... Ortadoğu'da nasıl önemli bir oyuncu haline geldiklerini... Amerika'nın nasıl daha çok devreye girdiğini...
Ve PYD aracılığıyla da olsa PKK ile nasıl ilişki ördüğünü...
Bütün bunları yerli yerine oturtamamıştı Erdoğan.
En nihayet, Amerikan savaş uçakları IŞİD'i bombalamaya başlayınca uyanır gibi oldu.
Ama artık çok geçti.
Erdoğan'ın Kobanê tavrı, bir yandan Kürtlerin içinde büyük bir yara açtı, diğer yandan Türkiye'yi uluslararası kamuoyunda radikal İslamcı örgütlerle neredeyse aynı kaba koyuverdi.
Bu nedenle, Kobanê'nin kurtuluşuyla birlikte Kürtlerden Biji Serok Obama sloganları kulaklara çalınırken, Saray'daki Sultan'ın esamesi bile okunmuyordu.


Başbakan Davutoğlu Diyarbakır'da 'Eğer vakit bulursam güzel Kürtçe'yi de güzel Türkçe'miz kadar öğrenmek istiyorum' dedi.
 



Davutoğlu, Demirel'i hatırlatırken

Hâl böyleyken, Başbakan Davutoğlu'nun Diyarbakır'dan Kobanê'ye selam sallaması ya da güzel Kürtçe gibi şirinlikler yapması hiç de sahici değildi.
Daha açık deyişle sırıtıyordu.
1991 yılının sonunu anımsıyorum.
Başbakan Demirel, Diyarbakır'da "Kürt realitesini tanıyoruz" deyince yer yerinden oynamıştı.
Bu bir devrim manşetleri uçuşmuştu.
Ama sloganın arkası gelmemiş, devletin bir gri yalanı olarak kalmış ve 1990'larda hukuk dışına çıkan devlet Güneydoğu'da koca bir cehennem çukuru açmıştı.

Roboski'ye sırtını dönen...

Onun içindir ki:
Bugün artık şirinlik zamanı değil.
Lafa karnı tok insanların.
Laf değil iş yapma zamanı.
Bir kez daha vurguluyorum:
Kobanê Kürtlerin destanıdır, Erdoğan'ın da hüsranı...
Bu büyük yenilgiden gerekli dersleri çıkartabilir mi Tayyip Erdoğan?..
Sanmıyorum.
Saray'daki Sultan'ın demokrasi ve hukukla bağları kopmuş durumda çünkü...
Son söz:
Roboski'ye sırtını dönen, Kobanê'yi hissedemez, Kobanê destanını anlayamaz.


Kaynak: t24.com.tr

bozadi

PYD konusunda henüz net bir fikrim yok. Ama PKK'nın Türkiye'de terör faaliyetlerinde bulunduğundan şüphe duymuyorum. "Devlet" ve PKK arasındaki kısır ölüm ve vahşet döngüsünün her iki yanında küresel faşistlerin, yani İlüminati kontrolünün bulunduğundan da şüphe duymuyorum.

ABD'nin IŞİD'e yönelik saldırılarının ne kadar göstermelik ve büyük ölçüde sahte olduğuna dair pek çok kanıt çıkmıştı, ki bu kanıtlara ihtiyaç da yoktu aslında. ABD İsrail'le birlikte IŞİD canavarını kendi elleriyle yaratan baş aktörlerden biriydi. Ve IŞİD'e yönelik saldırılarının pek çoğunun sahte olduğu ve hatta IŞİD'e defalarca "yanlışlıkla" yardım kolileri attığı da pek çok kez haberlere yansımıştı. Bu anlamda, Kürt halkı içinde ABD'yi dost olarak görenler, destekleyenler, onaylayanlar, işbirliği yapanlar Kürt halkının başına daima yeni belalar çekeceklerdir görüşündeyim.

Kürtlerin Kobani zaferini sevinçle karşılıyorum. İslam adına hareket ettiklerini söyleyen cani kuduz köpek sürülerine karşı kazanılan bu zafer insanlık adına gurur ve cesaret vericidir.

Tayyip'in Kürt meselesinde ve özellikle de PKK meselesinde şu anda nasıl bir plan yaptığını merak ediyorum. Bir ara silahlı mücadeleyle PKK'yı gerçekten köşeye sıkıştırıp terör faaliyetlerine son vermesini sağlayacak adımlar atıyordu. Olağanüstü bazı operasyonlar yapılıyordu. Ama Tayyip şahsında AKP'nin pek çok konudaki başarısızlığı, aptallıkları, yolsuzlukları gün yüzüne çıktıkça Tayyip şiddetten, baskıdan daha fazla nemalanabileceğini hissetti sanırım. Şimdi Tayyip'in PKK'yı tamamen durdurmaya, engellemeye yönelik bir arzu duymadığından şüpheleniyorum. Çünkü "terör tehdidi" olduğu sürece bunu tüm ülke halkına karşı bir sopa olarak kullanma şansı olabilir. Provokasyonlardan beslenen bir yapıya evrilmekte olduğu için, PKK tehdidinin bitmesini özellikle istemeyebilir. Tıpkı TSK'nın darbe yapmadan önce sağ ve sol grupları kendi elleriyle silahlandırıp, marjinalize edip sonra da bunu bahane ederek askeri darbeyle halkı sindirme operasyonu yapması gibi. Tabi ki o darbeyi sadece şahsen TSK yapmış değil. Global Kan Emicilerin bir operasyonuydu ve TSK da şeytani bir operasyona araçlık etmiş oldu.

Tayyip bir korku imparatorluğu kurmak için her türlü şiddetten, terörden nemalanmayı planlıyor olabilir. MİT'in elemanlarının PKK eylemi gibi görünen pek çok eylemde ön saflarda yer aldığının tespit edilmesi bunun bir işareti olabilir. PKK'nın kuruluşundan beri MİT'in PKK ile ilişkileri nasıl çok ilginç bazı durumlar yansıtmışsa, şimdi MİT'in KCK ile de bir o kadar "derin" bağları olduğuna dair pek çok ipucu ortaya çıkıyor. Tayyip iktidar gemisini kaybetmemek için kimbilir daha neler planlıyor.

bozadi

23 Ocak 2015

Mahkeme İdris Naim Şahin'in sözlerini ihbar kabul etti, 'Serap'ı MİT'çiler öldürdü' iddiasını TBMM'ye sordu


Sanık avukatı: Yeniden yargılanma talebinde bulunacağız
 




Mahkeme, molotof kokteyli atılan otobüste yaşamını yitiren lise öğrencisi Serap Eser davasından ceza alan iki sanığın, aynı otobüsün şoförünü öldürmeye teşebbüs suçundan yargılandığı davada, eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in, "Yapanlar MİT elemanıydı" şeklindeki açıklamasının incelenmesini ve açıklamanın ihbar kabul edilerek bu konuda işlem yapılıp yapılmadığının TBMM'ye sorulmasına karar verdi.

Küçükçekmece'de 8 Kasım 2009'da PKK adına İETT otobüsüne düzenledikleri molotofkokteyli saldırısı sonucu 17 yaşındaki lise öğrencisi Serap Eser'i ağır şekilde yaralayarak ölümüne neden oldukları gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan iki sanığın, aynı otobüsün şoförü Recep Keskin'i öldürmeye teşebbüs suçundan yargılandığı davaya devam edildi.

Doğan Haber Ajansı'ndan Yüksel Koç'un haberine göre,  Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde dün görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Hamit Aksan ile Salman Akpınar, tutuklu bulundukları cezaevlerinden SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) sistemi üzerinden video konferans yöntemiyle duruşma salonuna bağlandı.

Duruşmada söz alan sanıklardan Salman Akpınar'ın Avukatı Önder Akçiçek, İdris Naim Şahin'in dile getirdiği iddialarla ilgili olarak diğer sanık Hamit Aksan'ın avukatı Hüseyin Boğatekin'in her iki sanık adına ortak açıklama yapacağını beyan etti. Bunun üzerine söz alan Avukat Hüseyin Boğatekin, İdris Naim Şahin'in dile getirdiği iddialarla ilgili olarak her iki sanık adına şunları söyledi:

 "Biz defalarca bu suçun sanıklar tarafından gerçekleştirilmediğini söylemişsek de genç bir bayanın feci şekilde ölmesi nedeniyle devlet bunu bu şekilde kullandı. Sanık Abit Sümer isimli bir kişinin Bakırköy 2'nci Asliye Ceza Mahkemesi'nde yapılan bir yargılamasında, bu kişinin MİT ajanı olup bu olayı da bu kişinin gerçekleştirdiği söylendi. İki gün önce İçişleri Bakanlığı yapmış İdris Naim Şahin bu konuda da bir beyanda bulunmuştur. Biz bu olayları gündeme getirerek hem basın açıklaması hem de suç duyurusunda bulunup, asıl olayla ilgili yeniden yargılama talebinde bulunacağız."

Sanık Hamit Aksan söz alarak, "Abit isimli kişi 2011 yılında tutuklu olarak Tekirdağ Cezaevi'ne girdi ve benim yanıma geldi. Beni ve diğer tutukluları sorguladığı için rahatsız olduk. Bu nedenle de birkaç hafta sonra cezaevinden gönderildi" dedi.

Mahkeme Şahin'in açıklamalarını TBMM'ye sordu

Mahkeme, İdris Naim Şahin'in iddiaları ile ilgili olarak şu cümleleri tutanağa geçirdi:

 "Sanıklar müdafilerinin savunmalarında açıkça yer verdikleri üzere İdris Naim Şahin isimli milletvekili tarafından dava konusu olayla ilgili açıklamada bulunup bulunmadığı, içeriğe bağlı olarak ihbar mahiyetinde kabul edilip herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise gizlilik kaydı ve incelenmesinde mahkemece kısıtlılık getirilmek kaydıyla dosyaya gönderilmesi, söz konusu açıklamanın hukuki kapsamı ve yaratacağı sonuçların yasal takibi görevi bulunan Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yapılan tüm işlemlerin, mahkememize yargılanmanın yenilenmesi hususları da dahil olmak kaydıyla bildirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı marifetiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yazılıp bilgi ve belge istenilmesine, sonucuna göre re'sen değerlendirilmesine."

Mahkeme, eksiklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi

Serap Eser'i öldürmekten mahkum olmuşlardı

8 Kasım 2009 tarihinde Küçükçekmece'de İETT otobüsüne düzenlenen molotofkokteylli saldırıda 17 yaşındaki lise öğrencisi serap Eser ağır şekilde yaralanmış, kaldırıldığı hastanede 29 gün sonra yaşamını yitirmişti. Olayla ilgili tutuklu yargılanan sanıklar Hamit Aksan ve Salman Akpınar, "PKK silahlı terör örgütü adına hareket ederek üzerlerine atılı olan devletin birliğini bozmak ve ülke topraklarından bir kısmını devlet idaresinden ayırma amaçlı eylemleri", "18 yaşından küçük maktül Serap Eser'i patlayıcı madde atmak suretiyle yakarak kasten öldürmek" suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildiler. İki sanık ayrıca "patlayıcı madde bulundurmak ve nakil etmek" suçundan da 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Sanıkların bu cezalarını onayan Yargıtay, sanıkların ayrıca otobüsün şoförü Recep Keskin'i "Öldürmeye teşebbüs" suçundan da yargılanmaları gerektiğini belirtmişti. Bunun üzerine her iki sanık hakkında, Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, "Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle yangın, su baskını, tahrip, batırma, bombalama ya da nükleer, biyolojik, kimyasal silah kullanarak öldürmeye teşebbüs" suçundan 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı. Bu davanın 5. celsesi dün görüldü.

Şahin ne demişti?

Eski İçişleri Bakanı ve MİLAD Partisi Eş Genel Başkanı İdris Naim Şahin, üç gün önce verdiği bir röportajda 2009 yılında meydana gelen ve Serap Eser'in ölümü ile ilgili olarak, "Küçükçekmece'de otobüse molotofkokteyli atılması sonucunda 18 yaşındaki Serap Eser kızımız hayatını kaybetmişti. Otobüse molotofkokteyli atarak kundaklayan kişilerin ne yazık ki istihbarat elemanı olduğu bilgisi edindim. Aynı zamanda istihbarat elemanıydılar" demişti.


Kaynak: t24.com.tr

bozadi

15 Ocak 2015

Kemal Burkay: KCK, devlet tarafından oluşturulmuş bir yapı


Kemal Burkay: 'KCK, Kürt mücadelesini kontrol etmek için devlet tarafından oluşturulmuş bir yapı'




HAK PAR Genel Başkanı Kemal Burkay, "KCK'nın içinde 1000'den fazla MİT ajanı olduğunu" öne sürdü. Burkay, "Bugün Devlet ile KCK anlaştı söylemi doğru değil. Zaten KCK'nın ortaya çıkışında devletin parmağı var." dedi.

BUGÜN TV'de Tarık Toros'un sunduğu "Merkez Siyaset" programına konuk olan Burkay önemli iddialarda bulundu:

"KCK öyle bir oluşum ki PKK'yi, PKK'nin çizgisindeki legal partileri, DTK'yı falan kapsayan çatı örgütü. PKK'yi ve PKK yanlısı kitleleri, kurumları legal ve illegal olarak denetlemek için devlet tarafından oluşturulmuş bir yapı."





"KCK aslında Kürtlerin mücadelesini yönetmek üzere oluşturulmuş bir yapı değil" diyen Burkay, sözlerini şöyle sürdürdü:

"KCK, Kürt mücadelesini kontrol etmek için devlet tarafından oluşturulmuş bir yapı. Sizce 1000 tane ajan çok önemli değil mi? Bakın savcılar bu konuda soruşturma yapmak istedikleri zaman feci şekilde engellendiler. Savcılara 'Ne yapıyorsunuz devletin sırlarını mı açığa vuruyorsunuz?' dendi. "


Kaynak: ilkehaber.com

bozadi

27 Ocak 2014

Örgüt üyesi değil MİT elemanıymış!


 


PKK eylemlerine katılıp molotofkokteyli atan A.S. mahkemede "Ben MİT'e ve Emniyet'e çalışıyorum" dedi. MİT iddiayı doğruladı. Savcı yine de ceza istiyor.

İstanbul'da terör operasyonu düzenleyen emniyet, 2011 yılında bir A.S isimli şüpheliyi gözaltına aldı. Savcılık tarafından örgüt üyeliği, patlayıcı madde atma ve bulundurma ile mala zarar verme suçlarından mahkemeye sevk edilen şüpheli, tutuklandı. 2011 yılının Mart ayında hakkında dava açılan sanık A.S, terör örgütü oyesi olmakla suçlandı ve 2009 ile 2010 yılında terör örgütü tarafından düzenlenen eylemlere katılmak ve molotofkokteyli atmak suçlarından İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya başladı.

Tutuklu sanık duruşmada çarpıcı bir bilgi verdi. Terör eylemlerine devlet için katıldığını söyleyen sanık A.S, "2008 yılından bu yana MİT'e ve emniyete çalışıyorum" dedi. Bunun üzerine mahkeme duruşmayı bitirdi. Mahkeme, MİT ve emniyete yazı yazarak sanığın ifadelerinin doğru olup olmadığını sordu. Emniyet yanıt vermedi. MİT ise şu yanıtı verdi: "Söz konusu şahıs, birçok eylemde haber elemanı olarak kullanılmıştır." Ardından bazı MİT görevlileri de mahkeme heyeti ile görüşmek için adliyeye geldi ve bilgiyi sözlü tekrar etti.

Dosya gizlendi

Bunun üzerine heyet dosya ile ilgili bir dizi önlem aldı. Sanığın "MİT'e çalıştığının deşifre olmaması ve örgütün hedefi haline gelmemesi için" dosya bir süre mahkeme başkanının odasında muhafaza edildi. Ancak resmi yazışma olduğu için gelen yazı duruşmada okunmak zorunda kaldı. MİT'in yazısının dava dosyasına girmesinin ardından görülen duruşmada, dava savcısı mütaalasını sundu.

Savcı: Cezalandırılmalı

Sanığın örgüt üyeliği, patlayıcı madde atma ve bulundurma ile mala zarar verme suçlarından cezalandırılmasının istenildiğini belirten savcı, mütalaasında MİT'ten gelen yazıya da bir nevi yanıt verdi. Sanığın MİT personeli koruma kanunu kapsamında olmadığını belirten savcılık, eylemlerinden dolayı cezalandırılmasını talep etti. Savcılığın mütaaalasını sunduğu duruşmada, A.S. "tutuklu kaldığı süre ve atılı suçun niteliği" gerekçeleriyle tahliye edildi. Tutuksuz yargılanmaya devam eden sanık ile ilgili mahkemenin vereceği karar ise merak konusu oldu.

Hakimlere suikast şüphesiyle gözaltına alındı

A.S.'nin ismi daha önce de PKK üyesi olarak bir davada geçmişti. Yaklaşık 2 yıl önce özel yetkili savcı ve hakimlerin oturduğu lojmanların önündeki ağaç ve elektrik trafolarına yazılan gizemli yazılar, Ergenekon ve Balyoz gibi davalara bakan hakim ve savcılara suikast yapılacağı endişesi yarattı. Polis lojmanın girişinde namlusuna mermi sürülmüş silahlarla 2 PKK'lı yakalandı. Operasyonu genişleten polis 4 kişiyi daha gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında A.S. de vardı. Daha önce de Kağıthane'de 7 iş yerine molotofkokteyli atılması ve 8 aracın yakılması olayına karıştığından, hakkında terör örgütü üyeliği suçlamasından yakalama kararı olduğu ortaya çıktı. 6 şüpheli PKK üyeliği suçlamasından tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şüpheliler savcılıkta ise olayın terör değil "Gönüş işi" olduğunu iddia etti. Şüphelilerden O.S., Bakırköy Cumhuriyet Savcısı'nın kızına aşık olduğunu söyledi. O.S., adam yaralama ve gayrimenkul davalarını üstlenen avukata aşık olmuş, karşılık bulamayınca genç kadını tehdit etmeye başlamıştı. O.S. sürekli telefonla aradığı kadına, "Arkamda örgüt var. Seni ve aileni temizleyeceğim" demişti.

Kaynak: gazetevatan.com

bozadi

13 Ocak 2014

Taraf'tan 'Uludere'yi MİT Bombalattı' İddiası


Taraf'tan Mehmet Baransu'nun yayınladığı belgelere göre MİT, TSK'yı arayıp Fehman Hüseyin'in hudut hattını geçtiğini söyledi. Bunun üzerine F16'lar Uledere'de köylüleri bombaladı.




Uludere'de 34 köylünün bombalanmasına yol açan MİT'in TSK'ya gönderdiği raporları, Taraf ele geçirdi. Raporların ulaşmasından sonra TSK'yı telefonla arayan MİT'çi, Fehman Hüseyin'in hudut hattını geçtiğini söyledi. Bunun üzerine F16'lar köylüleri bombaladı.

KÖYLÜLERİ PKK'LI ZANNETTİK

Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı, Uludere'de bombalanan 34 kişiyle ilgili yaptığı soruşturmayı önceki hafta tamamladı. Askerî savcılığın hazırladığı rapor kamuoyuyla da paylaşıldı.

Raporun özeti şuydu; "Köylüleri PKK'lı zannettik. Genelkurmay Başkanı'nın emriyle yapılan hava operasyonunda hata yaptık. Gelen istihbaratlarda grubun içinde Fehman Hüseyin olduğu söyleniyordu. Yanıldık. Sorumlu kimse olmadığı için, yargılamaya gerek yok." 16 sayfalık rapor özetle bunu diyordu.

Peki, gerçekler askeri savcılığın açıkladığı gibi miydi? Taraf gazetesinden Mehmet Baransu bugünkü yazısında Uludere ile ilgili bazı istihbarat belgelerini ve yeni bilgileri paylaştı. Bu belgeler kamuoyuna ilk kez yansıyor.

MİT'İN JANDARMA, EMNİYET VE TSK'YLA PAYLAŞTIĞI BİRİNCİ YAZI

27.11.2011 tarihinde MİT tarafından gönderilen yazıya göre, 26.11.2011 tarihinde oldukça güvenilir bir haber elemanından Irak'ta alınan istihbarata göre, ENLEM 33,3157 ve BOYLAM 44.3922 koordinatlarından Şırnak Uludere Ortasu'ya mücavir Irak alanında Türkiye'ye aktarılması planlanan bir Kongre- Gel (PKK) grubunun beklediği bildirildi. MİT tarafından yazılan birinci yazıda PKK'lı grubun Uludere kırsalından Türkiye'ye geçiş yapacağı bilgisi iletilmişti. Bu tarihte bir geçiş meydana gelmediği için hava harekâtı düzenlenmedi. (Belge 1)

Taraf'ta yer alan o belgeler:




MİT, 21 Aralık 2011 tarihinde yeni bir istihbarat bilgisini Genelkurmay ve Emniyet'e bildirdi. Alınan istihbarata göre; Fehman Hüseyin, PKK'lı grupla hudut hattında Şırnak Uludere'ye yakın bir alanda Düğün Dağı'nda konuşlanmış, telsiz görüşmesi yapmıştı ve kısa süre içerisinde (22 Aralık-30 Aralık tarihleri arasında) eylem yapacaktı.

Aynı evrakta ayrıca bu bölgede faaliyet gösteren Topal Bedran- Bedirhan kod isimli Sait Tanıt'ın da askerî birlikler ve üs noktaları hakkında bilgi topladığı bilgisi MİT tarafından paylaşılmıştı. MİT bu bilgilerini Irak'ta faaliyet gösteren bir elemanına dayandırmıştı. (Hükümet'in ve Başbakan'ın böyle bir istihbarat belgesi yok dediği belgeler ilk kez bu köşede yayımlanıyor.) (Belge 2)

ÜST DÜZEY MİT YETKİLİSİ: FEHMAN HÜSEYİN SINIRI GEÇİYOR

MİT'in askere verdiği bilgiler bununla sınırlı değildi. Bombalamanın yapıldığı gün, Uludere'de 34 Roboski köylüsünün sınırdan geçtiği sırada ise üst düzey bir MİT görevlisi TSK'yı bizzat aradı. Fehman Hüseyin'in hudut hattını geçmekte olduğunu telefonla askere bildirdi. MİT'ten gelen iki resmî istihbarat raporu ve telefon üzerine F-16'lar havalanıp, köylüleri bombaladı.

Baransu'nun iddiasına göre, Askerî ve sivil savcılığın Uludere'yi kapatmasının nedeni işte bu raporlar.


Kaynak: rotahaber.com




7 Nisan 2012

Uludere'de 'Milli Kaynak' İstihbaratı


GENELKURMAY'IN raporunda önceki açıklamaların aksine, saldırı ile ilgili son istihbaratın 24 aralıkta "milli unsurlardan" alındığı belirtildi


Genelkurmay Başkanlığı'nın 34 kişinin hayatını kaybettiği Uludere katliamına ilişkin yedi sayfalık raporu tartışmalara yol açtı. Olayı araştırmak üzere kurulan TBMM Uludere Alt Komisyonu üyeleri, daha önce izledikleri Heron kayıtlarıyla Genelkurmay'ın raporunda yer alan "Gruba ait ilk görüntüler, bölücü terör örgütünün Kutalma ve Keşan bölgesindeki kampları arasından alınmıştır" ibaresinin çeliştiğine dikkat çekerek, "Görüntülerdeki kişiler mal alışverişi yapan kaçakçı. Bu görüntülerden anlaşılıyor. Silahları yok, bombalanırken bile saklanmaya ve kaçmaya çalışmıyorlar. Bir araya toplanıyorlar" dediler. Rapordaki "Olay öncesinde tüm istihbaratın tamamı, milli kaynaklardan, devletin istihbarat birimlerinden alınmıştır" tesbiti, gözleri MİT ve Jandarma istihbaratına çevirdi.

Uludere'ye yarım sayfa

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın aldığı gizlilik kararını gerekçe göstererek, Meclis'e ayrıntılı bilgi vermeyen Genelkurmay'ın yedi sayfadan oluşan bilgi notunda, "Olay günü İnsansız Hava Araçları'ndan gruba ait ilk görüntüler, bölücü terör örgütünün Kutalma ve Keşan bölgesindeki kampları arasından alınmıştır" ifadesi yer aldı. 15 şubatta 34 köylünün bombalanma anlarını da içeren dokuz saatlik Heron kayıtlarını izleyen komisyon üyeleri, kayıtlardan bu kişilerin köylü olduklarının anlaşıldığını verilen bilginin çeliştiğini söyledi. Taraf 'a konuşan CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, şunları söyledi: "Heron kayıtlarını takip ettiğimizde, motorlu araçlar PKK kampından buluşma noktasına geliyor. Ancak yaya hareketi, Türkiye tarafından buluşma noktasına doğru gerçekleşiyor. 7 sayfalık bilgi notunun 6.5 sayfasında Güneydoğu'da yaşanan terör faaliyetleri ile Ankara Kumrular Sokak'taki bombalı saldırı olayına yer veriliyor. Bu olayla ne alakamız var. Bilgi notunun yarım sayfasında, sonuç olarak 'İnsani boyut olarak bu operasyon üzücüdür' deniyor. Ancak 'Terör olaylarının yoğun olduğu bir tarih, sınır ötesi terör örgütünün denetiminde bir bölge, harekatın gece olması' gibi çeşitli gerekçelerle 'Bu bir askeri operasyondur. Bize verilen yetki çerçevesinde bu operasyon yapılmıştır' deniyor. Bunu yaptık ama 'bundan bundan dolayı yaptık' diyerek gerekçe üretmişler."

İstihbarat 'milli kaynaklar'dan

Genelkurmay'ın bilgi notu için "gelişi güzel hazırlanmış" diyen Özdemir, "İstihbaratı milli kaynaklardan aldık" ifadesi için de "Kurumlar, savcılığın 'gizlilik' kararını gerekçe göstererek suçu, birbirinin üstüne atmaya gayret gösteriyor, sorumluluktan kaçmaya çalışıyor" dedi. Uludere Alt Komisyonu Başkanı ve AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, Heron görüntülerini izledikten sonra Taraf'a şu bilgileri vermişti: "Heron, çekime 15.59'da başlıyor ve gece 01.01'de bitiyor. Toplam dokuz saatlik görüntü var. Bu görüntüler, saat 17.25'ten itibaren Kutalma Deresi ile Haftanin Deresi'nin kesiştiği noktada araçların yolunun bittiği noktaya odaklanmaya başlıyor. Önce bir araç geliyor, sonra bir araç daha, toplam sekiz araç geliyor. Bu araçlar ilk defa 17.25'te görülüyor. Ve saat 18.23'te insanlar görüntüye giriyorlar mal almaya giderken. Malları yüklüyorlar. 19.16'da bir grup harekete geçiyor. Bu ilk grup, hiç duraklamadan saat 21.00'a gelirken sıfır noktasına yakın bir yere geliyorlar. Orada toplanıyorlar, bekliyorlar arkadan küçük gruplar da katılıyor, kalabalıklaşıyorlar. Tepeye çıkıyorlar, telefonla görüşüyorlar zannediyorum. Geri geliyorlar, tekrar gidiyorlar. İlk bomba 21.39'da atılıyor. Sonra 21.54'te, 22.04'te, 22.24'te toplam dört bomba atılıyor. Dört ayrı grup var. İlk bomba ve son bombada, yoğunluklu olarak insanlar ve hayvanlar var. Diğerlerinde üçer beşer kişilik gruplar var. Saklanmaya ve kaçmaya çalışmıyorlar."

Gül: Soruşturma titizlikle yapılıyor

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Milli Savunma Bakanlığı'nın TBMM Uludere Alt Komisyonu'na gönderdiği yazıya ilişkin ''Ortada sivil, asker, hepimizi çok üzen bir, maalesef olay oldu. Üzüntümüz hala hepimiz için çok geçerlidir. Bunun nasıl olduğunun ortaya çıkartılması ile ilgili çalışmaların titiz yapıldığından herkes emin olsun'' dedi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da Uludere olayıyla ilgili hem adli hem de idari yönden soruşturmaların devam ettiğini belirterek, "Herkes şunu bilmeli ki Uludere'de meydana gelen olayın aydınlatılması ve bu olayla ilgili insanların kafasında şüphe kalmayacak şekilde gerçeğin ortaya çıkartılması herkesin arzusudur. Biz gerçeğin takipçisiyiz, bunu da soruşturmalar ortaya çıkartacaktır" diye konuştu. Genelkurmay'ın raporuna tepki gösteren BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, "Genelkurmay'ın Uludere raporu acizlik vesikasıdır, skandal belgedir" dedi.

Kaynak: taraf.com.tr

bozadi

25 Ocak 2010

Öcalan-MİT İlişkisini Araştırıyordu


Uğur Mumcu'nun kızı: Babam öldürülmeden önce Öcalan-MİT ilişkisini araştırıyordu




Uğur Mumcu'nun 17'nci ölüm yıldönümünde konuşan kızı Özge Mumcu, babasının öldürülmeden önce teröristbaşı Öcalan'ın MİT'le bağlantısını araştırdığını vurguluyor. Siyasi cinayetlerde herkesin hedef olabileceğine dikkat çeken Mumcu, "Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür." ifadelerini kullanıyor.     

ERMENİ KİMLİĞİ

Gazeteci Uğur Mumcu'nun kızı Özge Mumcu, babasının öldürülmeden önce Öcalan'ın MİT'le bağlantısını araştırdığını söyledi. Babasının öldürülmese bir gün sonra Baki Tuğ'la randevusu olduğunu belirten Mumcu, "Yıllar geçtikçe babamın gerçeğe ne kadar yaklaştığını anladım. Muhtemelen Apo'nun MİT ajanı olduğuna dair bir belgenin izine ulaşmıştı. Bu belgeyi aradığını da biliyordum. Üzerine hiç gidilmedi." diye konuşuyor. 90'lı yıllarda başlayan suikastların ideolojik kavgayı körüklediğini vurgulayan Mumcu sözlerini şöyle sürdürüyor: "Bunların çoğu da siyasal İslam kökenli örgütlerin öldürdüğü söylenen cinayetlerdi. O konjonktürde bunu kullanmak işlerine gelirse bunu kullanırlar. Hrant Dink suikastında da Ermeni kimliği üzerinden bir şey kurmak isterlerse onu kullanırlar. Çünkü bunlar büyük infial yaratacak eylemlerdir ve toplumu parçalayacak eylemlerdir. Bu kimlerin işine yarar ona bakmak lazım." ifadelerini kullanıyor. Uğur Mumcu'nun oğlu Özgür Mumcu da kısa bir süre önce, "Bu cinayeti kontrgerillanın işlediğini duysam şaşırmam. Ama ben bu cinayetin bir İslamcı operasyonu olduğuna inanmıyorum." demişti.

KÜRT KİMLİĞİ OLUR

Babasının 17'nci ölüm yıldönümünde Vatan Gazetesi'ne konuşan Özge Mumcu çarpıcı açıklamalarda bulundu. Babasının ulaştığı gerçekleri engellemek için herhangi bir örgütün kullanılmış olabileceğini aktarıyor. "Kürt kimlikli olur, siyasal İslam kimlikli olur ya da öldüren siyasi bir ideolojiye sahipmiş gibi gözükebilir." diyen Mumcu, siyasi ideolojiye sahip olup olmamasından ziyade cinayet emrini kimin verdiğiyle ilgilendiğini anlatıyor.

Siyasi cinayetlerde herkesin hedef olabileceğini dile getiren Mumcu, "Cinayeti konjonktürel olarak uygun olduğunda taşeron örgüte verirsin, o da öldürür. Kimin yaptığının bir önemi var ama kimin yaptırdığı daha önemli." ifadelerini kullanıyor.

MUMCU, ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ANILDI

Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, ölümünün 17. yıldönümünde kabri başında törenle anıldı. Evinin önünde bombalı saldırı sonucunda yaşamını yitiren Mumcu'nun Cebeci Asri Mezarlığı'ndaki kabri başında düzenlenen törene, eşi Güldal Mumcu, kızı Özge Mumcu, oğlu Özgür Mumcu, Genel Sekreteri Önder Sav ile partinin merkez ve ilçe teşkilatı üyeleri, bazı sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Katılımcılar, "Vurulduk Ey Halkım, Unutma Bizi", "Korkmadan Öldük Ey Halkım, Unutma Bizi", "Unutmadık, Unutmayacağız" yazılı dövizler taşıdı, Mumcu'nun kabrine kırmızı karanfil bıraktılar ve mum yaktılar.     

Kaynak: ensonhaber.com

bozadi

MİT, CIA, MOSSAD... Hepsi aynı. Aynı şeytanın çocukları.