Ahmet Altan'ın Yargılanması (22.6.17)

Başlatan bozadi, 23 Haziran 2017, 13:04:05

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

22 Haziran 2017

Ahmet Altan: Önümdeki birkaç yıl için arkamdaki onlarca yılı korkaklık ederek çöpe atacak biri değilim


"Bugünkü adalet sisteminden bir talebim yok. Bütün yargıçlar gibi siz de kendi kararlarınızla yargılanacaksınız"




Gazeteci yazar Ahmet Altan, kardeşi Prof. Mehmet Altan ile gazeteci Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu 17 sanıklı "15 Temmuz darbe girişimine iştirak" iddiası öne sürülen davada iddianameye karşı görüşlerini açıkladı. Duruşmaya, yarın (23 Haziran) saat 10.00'da tekrar toplanmak üzere ara verildi.

İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan duruşmada Ahmet Altan, iddianameye hazırlayan Savcı Can Tuncay'a ağır eleştiriler yöneltti. İddianamedeki suçlamaların hiçbir kanıta dayanmadığını vurgulayan Altan, "Zaten bu savcı hukukun ırzına geçmeyi öyle bir alışkanlık hâline getirmiş ki bizim iddianame hukuk pornosuna dönmüş" dedi.

Altan, gözaltına alınma sebebi olan "subliminal darbe mesajı verdi" iddiası için de "Subliminal mesaj, gerekçesi bütün dünyayı güldürüp alay konusu olunca hokkabaz topu gibi birden ortadan kayboluyor. Sanki savcı hiç bunu ileri sürmemiş, sanki biz 12 gün nezarethanede bu iddiayla tutulmamışız gibi subliminal lafı unutuluyor. 'Subliminal' lafı yerine sahneye 'siz darbeyi biliyordunuz' iddiası çıkıyor. Savcının saçmalıklar tiyatrosunun yeni aktörü bu" diye konuştu.

Ahmet Altan, Taraf gazetesinde yayımlanan 'Balyoz' haberleri için "Bugün korkak ve çıkarcı gazetecilerin AKP'ye yaranmaya çalışması gibi o gün de korkak ve çıkarcı gazeteciler generallere yaranmaya çalışıyorlardı. Eğer benim yayımladığım Balyoz haberlerinin benzerlerini daha önce yayımlama cesaretini göstermiş olsalardı bu ülke böyle bir darbe çöplüğüne dönmezdi" ifadelerini kullandı.

Altan, "hapishaneden korkacağını bekleyenlere" cevap olarak "Boşuna beklemeyin. Ben sizin korkutabileceğiniz bir adam değilim. Önümdeki birkaç yıl için arkamdaki onlarca yılı korkaklık ederek çöpe atacak biri de değilim" dedi.

Altan, John Fowles'ın "Dünyadaki bütün yargıçlar verdikleri kararlarla yargılanır" sözünü de hatırlattığı savunmasını "İnsanları nedensiz yere tutuklayan, yalan dolu iddianamelerle insanları yargılayan bugünkü adalet sistemine güvenim yok. O nedenle bir talebim de yok. Vereceğiniz kararın benimle bir ilgisi olmayacak. Sayın yargıç, nasıl yargılanmak istiyorsanız, hakkınızda nasıl hüküm verilmesini istiyorsanız, nasıl hatırlanmak istiyorsanız öyle karar verin" sözleriyle bitirdi.

Avukatların ifadeleri

Ahmet Altan'ın ardından sanık Tibet Sanlıman'ın savunması alındı. Daha sonra konuşan Nazlı Ilıcak'ın avukatı Mikail Hasbek, "Örgütle bağı olabilecek kişilerin profillerine bakınca benim müvekkilim bu profile uymamaktadır. Deliller toplandı, delil karartma imkanı yok. Bu yaştaki bir insanın yurtdışına kaçması söz konusu değildir" diyerek tahliye istedi.

Sanık Yakup Şimşek'in avukatı müvekkilinin hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini söylerken, "Müvekkilime son yıllarda çalıştığı Zaman gazetesinde tenzil-i rütbe yapıldı. Nasıl örgüt üyesi olabilir?" diye sordu ve tutuksuz yargılanma talep etti.

Sanık Şükrü Tuğrul Özşengül'ün avukatı da "Katıldığı TV programları açısından bakarsanız, hepsi lisanslı faaliyet gösteren kuruluşlardır. Müvekkilim hakkında örgüt içerisinde hücresel ilişkileri var deniyor ama bu ilişkiler açıklanmıyor. Darbe gecesi katıldığı yayında dediklerinin bir kısmı iddianameden çıkarılmış, bir kısmı manipüle edilmiş. "Müvekkilim iddia edildiği gibi örgütün üst düzey liderleriyle irtibatlı olsaydı kariyerinin sonunda Bitlis polis okuluna sürgün edilmezdi. Ben bu salondan terör örgütü üyesi çıkacağını zannetmiyorum. Biz mahkemeye güveniyoruz. 28 gün gözaltında kaldı. Sağlık problemleri var. Kaçma ihtimali yok. Tahliyesini talep ediyoruz" dedi.

Altan kardeşlerin avukatı Ergin Cinmen, "Her iki müvekkilin sorgularının üzerine bir şey eklemek zor. 'Gerçek ötesi' bir iddianame var aslında.  Savcı her türlü hukuki ve fiili gerçekten uzak bir 'kopuş' iddianamesi yazmış. 247 sayfa iddianame, üç müebbet artı 15 yıl. Kim için? Bir iktisat profesörü, milyonların okuduğu bir yazar. Bu dava Altan Kardeşler davası olarak Rosenberglerin, Dreyfus davasının yanına yazılacak. Tüm dünya Altan Kardeşler davasını biliyor. Bu dava Engizisyon hukukunu hatırlatıyor. O zamandaki gibi bir ihbarla, Büşra Arpasırtı diye birinin ihbarıyla başladı bu dava. Dosyada bir de imzasız, Ahmet Altan'ı mesnetsizce suçlayan ihbar var. Engizisyon'daki gibi suç at ve masumiyetin ispatını zorla. Bizim iki müvekkilimiz de tutuklanmadılar, bir yerde tutuldular, tutulmaya da devam ediyorlar. Bu dosyada hukuken tutuklama olmaz. Engizisyon'daki gibi gizlilik hâkim. Dosya bize kapatıldı. Ama hazırlık soruşturması http://sabah.com.tr 'ye sızdırılıyordu. Her ay tutukluluk hâline itirazımızı http://sabah.com.tr 'den aldığımız haberlere göre yazdık. Müvekkillerimin televizyondaki uyarıları darbeye karşı bir ikazdır, darbe çağrışımlı değildir, gidişatı değiştirmek için bir uyarıdır.  Hiçbir YAŞ kararının altında ne Ahmet Altan'ın ne Mehmet Altan'ın imzası var ama Erdoğan "bunları devlete biz yerleştirdik" dedi. 6 tutukludan Nazlı Hanım, Ahmet, Mehmet Bey birbirlerini tanıyorlar, diğer üç kişiyi hiç tanımıyorlar. Diğer altı sanık ise firari. Bu dava bir kısım çevrenin müvekkillerin muhalif kimliğini yok etmek için açtığı bir davadan başka bir şey değildir" ifadelerini kullandı.

Mehmet Altan: Ben Çetin Altan'ın oğluyum

Dünkü duruşmada ifade veren Mehmet Altan, mesleğini soran hâkime "Üniversite hocasıydım, KHK ile atıldım" demiş, "Rousseau 254 yıl önce yazdıklarını bugün televizyonda söylese hiç kuşkusuz 'darbeyi biliyordu, subliminal mesajları veriyor, darbeye zemin hazırlıyor' yakıştırması ile göz altına alınırdı. Ardından 3 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle Silivri zindanlarına atılırdı" ifadelerini kullanmıştı. Mehmet Altan, "Tabi ki FETÖ'cü bir darbeden haberdar değildim ama hukuk devletinin ne olup olmadığını gayet iyi biliyorum. 'Demokrasinin katledilişine' alkış tutmadığım için burada olduğumun bilincindeyim" demişti.

Mehmet Altan, Yeni Şafak yazarı Hüseyin Likoğlu'nun "Şakird subayların altın vuruşu" yazısını hatırlatarak "27 Haziran günü Hüseyin Likoğlu'nun yazısında 'Duyduklarımı yazarsam kıyamet kopar' diyor. Bunu kimse merak etmiyor" diye konuşmuştu.

Altan, evinde bulunan 1 dolarlarla ilgili olarak da "Bugün olsa gene evimde o paralar gene dururdu. Ben suçlu değilim, yok etmeyi yakıştıramadım" demişti.

Mehmet Altan'ın savunmasının tam metnini okumak için tıklayın

Özşengül: Babam işkenceci bir polisti

Dün ifade veren isimlerden eski Polis Akademisi Öğretim Görevlisi Şükrü Tuğrul Özşengül de babasının 12 Eylül döneminde siyasi şubede görevli olduğunu belirterek "Benim babam işkenceci bir polisti maalesef. Ama normalde şeker gibi bir insandı, çok severdim. Ama o sorgu odasına girdiği zaman bambaşka bir insan oluyordu, bir canavar oluyordu" demişti. Özşengül, insanlara elektrik verildiğini, Filistin askısı yapıldığını gördüğünü ifade ederken "Elektrik verilen insanın çıkardığı sesi size tarif edemem. Onlara nasıl sopa atıldığını biliyordum. Babamla bir kaç kez tartıştım, 'niye yapıyorsun' dedim. Bana, 'oğlum görevim' diyordu" diye konuşmuştu.

Nazlı Ilıcak tahliye istemişti

Savunması önceki gün sona eren Ilıcak "Ben 2013'e kadar Erdoğan'ı destekledim. Erdoğan'ın düşmanı değilim ki. Niye darbe isteyeyim. Onunla geçmişten gelen yol arkadaşlığım var, nasıl böyle bir yorum yapabilirim. Muhalefete geçmem buna nasıl sebep olabilir?" diye sormuştu. Ilıcak, ayrıca "Dursun Çiçek'in İrticayla Mücadele Eylem Planı'nı yazdığım yazdı Balyoz propagandası gibi gösterilmiş. Arada hiç ilişki yok. Savcıya göre Ergenekon, Balyoz'dan söz etmek FETÖ'cülük kriteri. Cumhurbaşkanı, Başbakan bunlardan söz edince bir şey olmuyor" diyerek tahliyesini istemişti.

Gazetecilere yönelik ilk "darbe" davası

Altanlar ve Ilıcak'la birlikte 15 kişinin daha yargılandığı dava gazetecilerin 15 Temmuz darbe girişimine "iştirak etmekle" suçlandıkları ilk dava olma niteliği taşıyor.

Aralarında kapatılan Zaman gazetesinin eski yazarları Şahin Alpay, Mümtazer Türköne ve Ali Bulaç'ın da bulunduğu 30 kişinin yine "darbeye iştirak" etmekle suçlandığı bir başka davanın ilk duruşması Eylül ayında görülecek. "Terör örgütü üyeliği" suçlamasıyla yargılandıkları davada tahliye edildikten sonra "darbe" suçlamasıyla tekrar gözaltına alınan ve aralarında Atilla Taş ile Murat Aksoy'un da bulunduğu 13 gazetecinin ilk duruşma tarihi ise henüz belli olmadı.

Dava kapsamında savcılık, Ahmet ve Mehmet Altan ile Nazlı Ilıcak hakkında "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak", "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya çalışmak" ve "Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya çalışmak" suçlamalarıyla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve "Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" suçlamasıyla da 15 yıla kadar hapis cezası talep ediyor.

Ahmet Altan hakkında kapatılan Taraf gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptığı dönemde çıkan bazı haberler, üç köşe yazısı, 14 Temmuz tarihinde katıldığı bir televizyon programında yaptığı yorumlar, HTS kayıtları ve tanık ifadeleri gerekçe gösterilirken, Mehmet Altan hakkında ise iki köşe yazısı, Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak'la 14 Temmuz'da katıldığı televizyon programı, tanık ifadeleri, HTS kayıtları ve evinde bulunan altı adet 1 dolar delil olarak sunuluyor.

İddianamede diğer 13 kişi hakkında darbe suçlamalarına ek olarak "Terör örgütü yöneticisi olma" veya "Terör örgütü üyeliği" suçlamaları yöneltilirken Tibet Murat Sanlıman ise "Silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek" ile suçlanıyor.

Davada Altan kardeşler ve Ilıcak'a ek olarak Ekrem Dumanlı, Emrullah Uslu, Tuncay Opçin, Abdülkerim Balcı, Şemseddin Efe, Osman Özsoy, Faruk Kardıç, Fevzi Yazıcı, Mehmet Kamış, Şükrü Tuğrul Özşengül, Yakup Şimşek, Bülent Keneş, Ali Çolak ve Tibet Murat Sanlıman sanık olarak yargılanıyor.

Altanlar ve Ilıcak'la birlikte Fevzi Yazıcı, Şükrü Tuğrul Özşengül ve Yakup Şimşek tutuklu olarak yargılanırken Tibet Murat Sanlıman ise tutuksuz olarak yargılanıyor. Geri kalan 10 kişi hakkında ise yakalama kararı bulunuyor.

15 yıla kadar hapis talebi

Davada Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak hakkında"Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak", "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya çalışmak" ve "Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadan kaldırmaya çalışmak" suçlamalarıyla üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve "Silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme" suçlamasıyla da 15 yıla kadar hapis cezası isteniyor

Dursun Çiçek, Altan kardeşlerin yargılandığı davada adalet istedi

"AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı" olarak bilinen ve Taraf'ta yayımlanan "İrtica ile Mücadele Eylem Planı"nın altında ıslak imzası bulunduğu iddiasıyla 4 yıl hapis yatan CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek de, Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak'la birlikte toplam 17 kişinin yargılandığı davayı izlemek üzere Çağlayan'daki 26. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geldi. "Kin duygusu içinde olmadığını" vurgulayan Çiçek, Altan'lar için adalet talebiyle mahkemeye geldiğini söyledi.

Kaynak: T24


bozadi

#1
AKP şu anda Ahmet Altan'ı (Altan kardeşleri) kendisine karşı Fethullahçı komployu destekleme suçlamasıyla yargılatmaya çalışıyor ama ilginç bir şekilde AKP'ye muhalif kesimlerin ciddi bir bölümünün Ahmet Altan'ı uzun süre AKP yandaşlığıyla suçladığı süreci de hatırlıyorum.

Bu konudaki şahsi fikrim değişmedi. Ahmet Altan "Taraf Gazetesi" sürecinde de ve muhtemelen öncesinde ve sonrasında da, TSK içindeki şeytani yapılanmaya, PKK meselesinin nasıl bitirilmediğine, TSK ve MİT'in bu konudaki suçlarına ısrarla dikkat çekmeye çalıştı.

Gencecik askerlerin ve sivil Kürtlerin on yıllardır bu kirli savaşa bozuk para gibi harcanmasına tüm gücüyle karşı çıkmış son derece yürekli bir insan. AKP'nin bu konudaki barış/çözüm iradesini desteklediğinde birileri tarafından "AKP yandaşı" olmakla suçlanırken, AKP'nin bu konudaki 180 derecelik politika değişimlerine karşı çıktığı zaman da "AKP'yi yıkmaya çalışmakla" suçlandı.

Evet, Ergenekon Davası sürecinde ciddi sapmalar oldu. Ahmet Altan da bu konuda ileri sürülen / yaratılan bazı sahte delillere güvenerek bazı yanlış iddiaları destekledi ama bu hata kesinlikle Altan'ın tüm sürece dair yanlış bir duruşu olduğu anlamına gelmiyor. Dursun Çiçek / Islak İmza olayının bu sapmaların en belirgin ifadelerinden biri olduğu anlaşıldı. Ve Çiçek'i çok takdir ediyorum yukarıdaki haberde alıntılanan görüşleri nedeniyle.

Netice itibariyle tam da Taraf'ın en büyük yükselme sebeplerinden biri olan TSK-PKK-MİT arasındaki karanlık işbirliği ilişkileri doğruydu. Aslında bugün daha net anlaşılıyor ki, Global Şeytanların doğal oyun alanı olan bu karanlık ilişki bizzat Fethullah'ın kontrol ve gözetiminde sürdürülüyor. Dolayısıyla, ta o zamanlarda Taraf gazetesi, TSK ve MİT içindeki karanlık güçlerin varlığına tüm gücüyle dikkat çektiği için çok hedef haline geldi.

Evet, aynı Taraf'ın içinde sonradan Fethullah'la bağlantılı olduğu ortaya çıkan isimler vardı ama Taraf yapması gereken çok önemli bir işi yaptı. PKK savaşında hem PKK'nın, hem de Devlet'in kirli yüzünü, daha doğrusu Global Şeytanların her iki taraf üzerindeki kontrolünü ortaya koydu.

fidelista

#2
Ergenekon ve Balyoz davalarının düzmece olduğu ortaya çıktığına göre bu adamın ne onuru olabilir.?

bozadi

#3
Söz konusu davalar esasen düzmece değildi, sadece davaların ilerleyen süreçlerinde kullanılan delillerden ve suçlamalardan bazıları düzmece veya negatif amaçlıydı. Ahmet Altan'ın neden gayet onurlu bir insan olduğunu düşündüğümle ilgili nedenleri yukarıdaki mesajda açıkladım. TSK/MİT ile PKK arasındaki danışıklı dövüşlerle ilgili ifşa edilmesi gereken çok şey ifşa etti Taraf gazetesi sürecinde, önemli olan da buydu. Ki sonradan aynı TSK'nın Fethullahçı bir darbe girişimine alet olması, onun hakikaten nasıl aşağılık, nasıl karanlık bir hal içinde olduğunun apaçık bir kanıtıydı. TSK'da Şeytana köpeklik eden çok sayıda subay/rütbeli var veya vardı ve bunların önemli bir kısmı da "Atatürkçü" geçinen tipler veya tiplerdi. Ergenekon-Balyoz gibi davaların başlangıçtaki temel amaçlarından biri bu basit ama bir o kadar zorlu gerçeğe neşter vurmaktı ve vuruldu da. Elbette sonradan davaların seyrinde sapmalar oldu vesaire ama yapılması gereken önemli birşey az-çok yapılmış oldu ve aslında TSK içinden yapılan yarı-Fethullahçı yarı-Kemalist darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının temel nedenlerinden biri de TSK'nın içinde bulunduğu son derece şeytani duruma Ergenekon-Balyoz sürecinde vurulan bu neşterdir. Atatürkçülerin bir kısmı kendi ideolojilerini yakından ilgilendiren bazı karanlık gerçeklerle yüzleşmeye karşı korkunç bir direnç gösteriyorlar ve bu tür bazı gerçekleri tümlemesine yalanlayarak işin içinden çıkabileceklerini sanıyorlar.

bozadi

#4
2012

Atatürkçüler Yenildi


Yılmaz Dikbaş




•   Türkiye, 1952 yılında NATO'ya girdi. Bu tarihten sonra CIA ajanları Türk ordusunun içinde istedikleri gibi rahatça örgütlendiler. Yüksek komutanlarımız bu gerçeği gördüler, ama ses çıkarmadılar. Son altmış yıl içinde ordumuzun en küçük birimlerine kadar giren CIA ajanları, bizim subaylarımızdan kendilerine ajanlar devşirerek istihbarat ve eylem ağını yaygınlaştırdılar.

•   Son altmış yılda ordumuzun, bakanlıklarımızın ve MİT'in içine girip kök salan CIA; medyaya, üniversitelere, işçi sendikalarına, belediyelere ve sivil toplum kuruluşlarına da kanser gibi yayıldı.

•   Menderes döneminde MİT müsteşarı olan Korgeneral Behçet Türkmen, CIA ajanıydı. CIA'dan düzenli para alıyordu...

•   Başbakan Nihat Erim, CIA ajanlarının devşirdiği bir ABD kuklasıydı...

•   Masonlar, 1950'den sonra ordumuzun en üst komuta heyetine kadar girdi. Çok sayıda komutanımız mason oldu. Son altmış yıldır ordumuz, mason komutanlar tarafından yönetildi.

•   Masonlar, İsmet İnönü döneminden başlayarak kurulan tüm Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinde bakanlık koltuklarına oturdular. Her hükümete girmeyi beceren masonlar, devletin yüksek bürokratları arasında da yoğunlaştılar. Medyada ve üniversitelerde de önemli köşe başlarını masonlar ele geçirdi.

•   Atatürk'ün kapattırdığı Mason Localarını yeniden açtıran İsmet İnönü, 1962-1963 sürecinde başbakanlığı döneminde, Rotary ve Lions kulüplerinin de açılmasına olanak sağladı.

•   27 Mayıs 1960 İhtilalcilerin kurduğu hükümette, toplan 22 bakandan 16'sı masondu.

•   27 Mayıs 1960 İhtilalinin lideri Org. Cemal Gürsel, yaklaşık 3.000 general, albay ve deniz binbaşıyı ordudan atmak için Amerikalılarla anlaştı. Zorunlu emekli edeceği subaylara verilecek 100 milyon lirayı da Amerikalılardan istedi.

"Bu gençlik, öteden beri para toplar, kibar dilenci şeklindedir."
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Sümerbank mağazaları kapatılsın!"
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Köylü, basit bir mahlûktur!"
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Karabük Demir-Çelik Fabrikası bizim başımıza beladır!"
Devlet Başkanı Cemal Gürsel.

"Her memleket, Yahudilere boyun eğmeye mecburdur!"
Selim Sarper, Cemal Gürsel Hükümetinin Dışişleri Bakanı.

"Laik okullarda yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez!"
Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay.

"İmam Hatip okullarında iyi eğitim veriliyor. O çocuklardan zarar gelmez. Türkiye, laikliği dinsizlik olarak algılamış, yanlış tatbikatlar yapmıştır. 1930'lardaki laiklik anlayışını yanlış olarak görüyorum."
Cumhurbaşkanı Kenan Evren.

"Ben bugünkü gözlemlerim içinde Fethullah Gülen'i ve çevresindekileri rejim için kaygı verici bir durumda görmüyorum. Laiklik açısından bir tehdit oluşturdukları izlenimini almıyorum."
Başbakan Bülent Ecevit.


•   Adalet Eski Bakanı, Avukat İsmail Müftüoğlu; nerede, ne zaman ve niçin Dışişleri Bakanı Turan Güneş'e tabanca çekti?

•   Siyonist İsrail devleti ile ilk askeri anlaşmayı gizlice kim imzaladı?

•   "Türk generaller İsrail'den yana çok güçlü duygular beslemektedir. İsrail'i kayıtsız şartsız desteklemeyen tek bir Türk yüksek subay bulunmadığına inanıyorum..."
•   Genelkurmay 2. Başkanı Org. Refik Tulga

•   Başbakan Bülent Ecevit, Siyonist İsrail devleti ile gizli bir askeri anlaşma imzaladı.

•   Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den Tel Aviv Üniversitesi'ne yılda 500.000 dolar bağış!

•   CHP 2011 Seçim Bildirgesi: Aldatmanın, Kandırmanın ve Yalanların Belgesi.

•   Atatürkçüler; CHP'nin çoktan beridir Atatürk'ün partisi olmaktan çıktığını görmediler, gerçeklerle yüzleşmediler ve sonunda Karşı Devrimciler tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldılar.

•   Günümüz Atatürkçüleri, "Sarı saçlı, mavi gözlü" bir kurtarıcı bekliyor. Sarı saçlı, mavi gözlü kurtarıcı, bir daha Samsun'a çıkacak, oradan da yürüyüp Türkiye'yi kurtaracak! Atatürkçülerin beklentisi bu...

•   Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve artık Türkiye Haçlıların safında...


Kaynak: idefix

 

fidelista

#5
Atatürkçü geçinenlerin ne Atatürkü nede çağı nede milletin durumunu anlmadığı açıktır ve başarızlar,hırslı aç gözlü dönek şerefsiz hain KH tipler gerçekten çok aktifler ve başarılılar kanser gibi yayıldılar ele geçirdiler.Dünya bazında ve ülkemiz bazında maalesef.
Taraf gazetesi ve yazarlarıda CIA için çalıştılar fetö gibi.Sorosun tosunları bunlar.:)