ABD'den Türkmen Kentine Yardım (31 Ağustos)

Başlatan bozadi, 31 Ağustos 2014, 16:58:01

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

beyrutkapı

#15
Tam olarak değil. Sifonu çeken elde, sifon da içindeki ve dışındaki her şeyle tanrı zaten. Mademki her şey tanrıdır.
problem seçtiğimiz ve gerçekleşmesine izin verdiğimiz gerçeklikte. Problem koca bir kukla insanlık olarak yaratmayı seçtiğimizin kendisinde. Her şey eninde sonunda aslına Dönecek. Şimdi olmazsa başka bir oyunda... Sonsuz Bir evrende sonsuz olmayan bir şey söyle bana. Sifonun içindeki de bizim onu çeken elde.
belki başka bir uzun dalga döngüsünde, kimse tuvalette olmayı seçmeyince, herkes zaten kendinde olana kavuşur. Elbette kendinde olanı umutsuzca sonsuza kadar arayacaklar dışında... Bazen insan anlamakta güçlük çekiyor, garip ama herkes kendince yapıyor hizmetini. Mesele bizim neyi seçtiğimiz. Palavranın ne kadarını yutacağımız. Objektif realiteye ne kadar hazır olduğumuz. Dünyada olmanın en kotu yanı varoluşun güzelliğini, eğlencesini sık sık unutturması. Çünkü çok fazla acı var çevremizde.
herkes dersini alana kadar sürecek, katilde, kurbanda, izleyende. Din yaşam, tanrı sonsuz ve her şey
şimdilik eksik olan biziz. Yol uzun, yürüyüşümüz dinmesin.
 

maiterya

#16
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Evet, halkın (veya insanlığın) uzun zamandır yaşadığı tüm bu belalarda temel suç ("suç" diye ifade edersek) illa ki halka ait olacaktır. Halk kendinden sorumludur. Yaşadığı sorunların temel sorumluluğu da kendine aittir. Çeşitli mesajlarımda belirtmeye çalıştığım gibi "Hırsızın hiç mi suçu yok?" meselesi var bir de. Global çete zaten faşist. Burada sorunlu olan, örneğin devlet veya devlet kurumları dediğimiz uzuvların global faşizme sıkça ve yaygınca maşa olması ama bu kurumların başına geçen halk evlatlarının tüm bu meselelerle ilgili sus-pus olup bir de sorgulama, araştırma, şeffaflaştırma çabalarına karşı tehditkar tavırlar sergilemeleridir. 

Gaffar Okkan'ın son derece muhtemel olarak JİTEM denen örgüt tarafından katledildiği biliniyor. JİTEM bir devlet kuruluşu. TSK ısrarla inkar ediyor varlığını, yani ısrarla yalan söylüyor. Maaş bordroları ve pek çok başka askeri belgedeki işlemleri tespit edilmiş yasadışı ve son derece canice icraatlere imza atmış bir devlet/ordu kurumu. Kürtleri bu ülkeye zorla düşman etmek için inanılmaz mesai harcamış, sayısız katliam yapmış bir kurum. PKK'ya varlık zemini hazırlamış.

PKK/Kürt meselesinin global faşist güçlerce, gözümüzün içine baka baka kendi devletimizin/ordumuzun karanlık uzuvları yoluyla palazlandırıldığına dair sayısız kanıt mevcut. Bu ülkenin belki de en büyük yarası açıldı bu yolla. On binlerce insan katledildi (dile kolay) karşılıklı olarak ve milyonlarca insan travmaya uğratıldı. Silah yatırımı adı altında halkın kaynakları ABD'nin ve İsrail'in kasasına boşaltıldı. Ne kadar karanlık bir süreç olduğu ortada.

Elbette bu ülkenin halkı sütten çıkmış ak kaşık değil ama global faşist güçlerin devlet ve ordu kurumları üzerinde ne kadar büyük bir kontrol gücüne sahip olduğu ortadayken, insanların bu konuda devlete ve orduya eleştiriler getirme, bu kurumların pisliklerden temizlenmesi için kurumlara baskı uygulama yolları feci şekilde tıkanıyor ve bu çabaları gösterenler tehdit ve baskı altında bırakılıyor.

Devletimizi, ordumuzu sevelim. Ama global faşist güçlerin devletimiz ve ordumuz üzerinde sahip olduğu korkunç kontrol gücü ortadayken (tüm dünyada olduğu gibi), bu kurumlara adeta "dini" bir eleştirilmez kutsiyet atfedilmesi bizzat o faşist güçlerin empoze ettiği birşey. Devletimiz ve ordumuz bu durumdayken, onu sevmenin gereği onların içinde bulunduğu kirliliği ortaya koymak ve temizlik için çaba göstermektir. Bu da öncelikle araştırma ve sorgulama yoluyla yapılır. Bizzat bu kurumların başına geçen halk evlatları bu yolları feci şekilde tıkıyorlar. Yani bu kurumları yönetenler, o kurumlar üzerindeki global faşist komutaya uygun hareket etmek zorunda oldukları bir duruma giriyorlar. Şimdi bu kadar kritik bir durumda devletimizi, ordumuzu sevmek neyi gerektirir?

Bildiğin gibi bu forumda ele alınan konulardan biri "yapışık varlıklar". Yani halk arasındaki amiyane tabirle "cin çarpması" durumları. Global faşizmin devletimiz ve ordumuz üzerinde sahip olduğu komuta gücü, aynı bir insanın davranışlarını ciddi şekilde kontrol altına almış bir parazit varlığın gücüne benziyor. Evet, onu hala sevebilirsin. Dışlamazsın. Ama onun öncelikle "iyileştirilmesi" gereken hasta bir durumda olduğunu veya çok kirli bir durumda olduğunu bilmen gerekir.

Bizim ülkemizde tıpkı dinlerin durumunda olduğu gibi, devlet ve ordu konusundaki tutum da sürekli siyah - beyaz olmaya zorlanıyor. Ya seveceksindir, ya karşıtı olacaksındır. Seveceksen onu asla yapısal bir şekilde eleştirmemelisindir. Ne yaparsa desteklemelisindir. Karşıtıysan da tu kakasındır. Hedefsindir.

Yani devletini ve ordusunu sevip aynı zamanda onu eleştirmek diye birşey yoktur. Bu yol tıkalıdır. Devletini ve ordusunu sevenlerin bu kurumların sorunlarını masaya yatıracakları, tartışacakları zeminler engellenmiştir. Devletinin ve ordunun "yanlış" şeyler yaptığını düşünmek, otomatik olarak devleti ve orduyu sevmediğin, hatta onun düşmanı olduğun anlamına "getiriliyor" zorla. Çok ayıp ve günah adeta. Devleti ve orduyu yapısal biçimlerde eleştirmek, bunların kötü ve hatta çok kötü yapmış olabileceği birşeyi masaya yatırmaya çalışmak, bir dinin mümini olup aynı zamanda o dinin inandığı Tanrı'nın yanlış birşeyler yapmış olabileceğini düşünmek ve iddia etmek kadar "sakat" birşey olarak gösteriliyor. Bu kadar anormal bir durum söz konusuyken, devletin ve ordunun (ve pek çok başka resmi ve gayrıresmi kurumun) içinde bulunduğu şiddetli ve tehdit edici hastalıkları eleştiri konusu yapmadan "devletimi, ordumu seviyorum" sloganı, bana biraz "hastalıklı" görünüyor açıkçası. Ama bu demek değil ki devletin bir mensubu olarak insanlara karşı doğru ve güzel davranışlarda bulunmak, iyi bir şekilde hizmet yanlış birşey. Neden öyle olsun. Ama bir devlet memurunun insanlara iyi hizmet veriyor olması, devletin ve ordunun çok sayıda korkunç faaliyetlerde bulunduğu ve bulunmaya devam etmesinin de son derece muhtemel olduğu gerçeğiyle yüzleşme gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.

Sevgili bozadi bu görüşlerine aynen katılıyorum tabiki,orduda devlette her şey eleştirilebilir,eleştirilmelidir ,zaten eleştirmek yapıcı bir eylemdir ben saldıranlara karşıyım,kurumlar içindeki tüm karanlık yapılardan,suç odaklarından temizlenmelidir, sonuçta halkın kendine hizmet etmesi için kurduğu bir yapılanmadır kutsal görülmemelidir ama bu eleştirileri yaparken küresel güçlerin planlarından biri olan yerel orduların özellikle direnç gösterenlerin tasfiye edilmesine karşı uyanık olma hassasiyetimiz olmalı,doğru dürüst bir ordu bu ulusun bir ihtiyacıdır günümüz koşullarında.Derin devleti ve derin orduyu savunmuyoruz elbet.
 

bozadi

#17
Eleştirileri saldırı haline getirmeme gerekliliği konusundaki eleştirine katılıyorum maiterya. Bazen (belki de "sıkça") bu konuda aşırıya kaçıyorum. Şiddetli bir kızgınlığımı ifade ederken bu kızgınlığın zararlı bir hal almasına engel olmakta zorlanıyorum. Bu da bendeki sorunlardan biri. Kendimi iyileştirmem gereken konulardan biri.

Ülkemizin gerçekten ülkesine hizmet eden, global faşist komutadan kendini giderek arındıran bir orduya sahip olması, ülkemiz için en büyük temennilerimden biridir. Ama tekrar etmek istiyorum: devletini, ordusunu sevdiğini söyleyenlerin, devletinin ve ordusunun yanlışlarını, özellikle de "bariz suçlarını" dile getirmeyi ve eleştirmeyi (yapıcı eleştiri!) "ihmal" etmesi, bana göre sevginin gerçekliğini sorgulanabilir hale getirir.

Sevgili beyrutkapı, bu kadar siyasi tartışmanın üzerine senin edebi evrensel yorumunu okumak dengeleyici, sakinleştirici bir ilaç gibi etki etti. Teşekkürler dostlarım, ve iyi geceler.