Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

ABD'den Türkmen Kentine Yardım (31 Ağustos)

Başlatan bozadi, 31 Ağustos 2014, 16:58:01

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

31 Ağustos 2014

ABD'den Türkmen kentine yardım


  Pentagon, ABD'nin Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) kuşatması altında olan Şii Türkmen kenti Ömerli'ye havadan insanı yardım attığını ve bazı IŞİD noktalarına saldırı düzenlediğini açıkladı.




Ömerli iki aydır kendisine İslam Devleti adını veren IŞİD örgütünün kuşatması altında bulunuyor. Kentte yaklaşık 15 bin Şii Türkmen yaşıyor.

Havadan insani yardım konvoyuna İngiltere, Avustralya ve Fransa'nın da katılırken Türkmenlere gıda, su ve tıbbi malzeme atıldı.

Birleşmiş Milletler, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içerisinde kalan Ömerli kentinin savunması kırılırsa bir katliam yaşanmasından korkuyor.

Pentagon Ömerli'deki sivillerin can güvenliği için operasyonların sınırlı tutulacağını söyledi.

Şiiler IŞİD militanları tarafından dinlerinden dönen kimseler olarak görülüyor.

Şii milisler, Irak ordusu ve Peşmerge kent etrafındaki IŞİD kuşatmasını kırmaya çalışıyor.

Amaç hem IŞİD kuşatmasını kırmak hem de Irak'ın başkenti Bağdat'tan kuzeye giden ana yolu açmak. Yol şu anda IŞİD tarafından kesilmiş durumda.

BBC muhabiri Jim Muir, kentteki IŞİD kuşatmasının hemen kırılmasının mümkün görünmediğini ve bunun uzun bir zaman alabileceğini söylüyor.


Kaynak: bbc.co.uk

maiterya

#1
Ben hala bunlara oy verenleri,destekleyen ahmakları kınıyorum,bunları dindar sanan geri zekalıların egemen olduğu bir ülkede yaşamak insanın kendini sürgünde gibi hissetmesine yol açıyor.
 

bozadi

#2
Sevgili maiterya. Bildiğin gibi AKP'nin en ciddi rakibi CHP. Benim ailem ve sülalemin tamamına yakını CHP'ye oy verir. Ezbere. Kötünün iyisi diyerek. Tıpkı pek çok başka insanın "kötünün iyisi" (veya "en iyisi") diyerek AKP'ye oy verdiği gibi.
 
CHP bana göre hiçbir zaman gerçekten "halk" partisi olmuş bir parti değil. Hiçbir partinin de gerçekten halk partisi olmaya yanaşacağını sanmıyorum. Fazlasıyla zorlu ve mücadeleli bir süreç gerektirir çünkü. Partiler anca zaman zaman, geçici olarak halkçılık yapar, sonra o tutumu hızla bırakır veya yozlaştırır.

Şu anda AKP'nin dincilik adı altında empoze ettiği pek çok olumsuzluğu, bana göre CHP de başka ideolojik tanımlamalar adı altında yapmıştır. Kısacası, bence CHP de gerçek manada insancıl güdülerle hareket eden bir oluşum değil.

Toplumun (bir yönüyle) bu durumu cezalandırıp AKP'yi iktidara taşıması üzerine, CHP artık köhnemiş faşizan tutumlarını azaltma gereği hissettiği için Kılıçdaroğlu'nu başa getirmek zorunda kalmadı mı? Baykal'ın seks skandalını kim ifşa edip medyaya servis etti bilmiyoruz ama CHP giderek kan kaybedecekti zaten. Bu olay, Bush denen şeytan kuklasının Ortadoğu'daki aşırı şeytanlıkları konusunda halkın tepkisini azaltmak üzere dedesi Müslüman, babası ise en azından çocuklukta Müslüman olan bir zencinin ABD'nin başına getirilmesine benziyor biraz da. CHP'nin başına Dersimli Zaza bir Alevi'nin getirilmesi bir o kadar şaşkınlık verici olan ve muhtemelen tabandaki bazı değişim/dönüşüm baskılarını dindirmeye yönelik bir operasyona benziyor.

Kılıçdaroğlu'nun en azından "iyi niyet" konusunda Obama denen köpekle karşılaştırılması mümkün değil bence. Ama Kılıçdaroğlu partide "eski CHP zihniyeti" denebilecek kesimin o kadar büyük bir baskısı altında bırakılıyor ki, partinin ilerlemesi, gerçek bir halk hareketine dönüşmesi mümkün olmuyor bana göre. Daha da üzücü olan ise, Kılıçdaroğlu şahsında CHP'nin yakın zamanda gidip ABD'nin elini öpüp gelmesi oldu. Biz AKP'ye küfrediyoruz şeytan ABD'ye hizmet ettiği için, AKP'nin baş düşmanı denebilecek CHP/Kılıçdaroğlu ABD'nin göstere göstere yaptığı faşistlikleri protesto bile edemiyor. Dersimli bir Alevi'nin başkanlığındaki bir CHP bile ABD'yi protesto edemiyorsa, eleştiremiyorsa, faşizan devlet reflekslerine sığınıyorsa (müttefik zırvaları) durum fazlasıyla ümitsiz demektir. AKP'nin şeytanlıklarına küfretmekle bitmiyor olay. Şeytanın görebildiğin ve sezebildiğin en büyük merkezine boyun eğiyorsan, eyvallah diyorsan, AKP'ye BOP'çu diye kızmanın manası kalıyor mu?

O beğenmediğimiz İran devleti, Türkiye'den çok daha onurlu ve saygın bir durumda bence. Hiç değilse dünyanın en büyük şeytanına "şeytan" diyebiliyor. Ortadoğu'da Şii ve Sünni kesimler arasında işbirliği geliştirmeye çalışıyor. Sünni Filistin'e en büyük desteği sağlayan ülkelerden biri.

Yani ülkemizde sahtekarlık, ikiyüzlülük, aldatıcılık siyaset dünyasının kanında var. Reel siyasette hala ideolojik bazı kavram ve duruşlara saygı duymak zorunda olsak da, hiç değilse böyle bir ortamda ideolojiler ötesi ve vicdanlı bir şekilde düşünüp kendimizi de eleştirebilmemiz gerekiyor. Dediğim gibi, bunu sülalesi CHP'ye oy veren biri olarak söylüyorum. CHP'ciler oy vakti gelince yine gitsinler CHP'ye oy versinler. Ve CHP'de nasıl bir değişim istiyorlarsa taban hareketleri geliştirip yönetim seviyesine baskı yapsınlar. Ve tabi bu süreçte mecburen ve belki de isteyerek o partinin siyasi söylem ve duruşlarına da elbette saygı gösterirler. Ama bazen de başımızı o sudan çıkararak, parti ötesi, ideoloji ötesi bakıp bu partinin ne durumda olduğunu, bunca zamandır ne yaptığını, ne ettiğini, neyi iyi, neyi kötü yaptığını insani bir şekilde düşünebilmemiz, söyleyebilmemiz, eleştirebilmemiz gerekiyor. 

Umarım burada bunu birlikte yapabiliriz.

maiterya

#3
CHP konusundaki eleştirilerine katılıyorum Bozadi ama ülkenin durumu o kadar vahimki sadece demokratik laik sistemin kalması adına sözdede olsa özgürlükçü sistemi koruma refleksi ile chp ye yöneldi bir çok kişi,akp nin bilinçaltı işiddir eğer ülkeyi tamamen dönüştürmeyi başrırırlarsa bu yazıları bile yazamayabiliriz,chp kendine yenileyememiş ve içinde antidemokratik yapılaşmanında olduğu,hizipçilikle uğraşan bir durumda , dürüst temiz liderlerde çıkarsa kurtlar sofrasında yetersiz kalıyorlar,bu ülke gerçek anlamda halkçı ve demokratik bir dönem yaşamadı doğrudur ama yinede sahip olduğumuz özgürlükler azımsanacak durumda değildir kadın hakları olsun diğer bir çok açıdan özgürlükler olduğu gibi kürt ve alevi kardeşlerimize karşı baskılar ayırımcılık yapıldığıda olmuştur ama ülkesel bazda halk arasında böyle bir durumun ayrımcılığın yapıldığına inanmıyorum,çok sayıda kışkartmalr olmasına rağmen halklar arasında kalıca bir düşmanca durum olmamıştır, başa geçen çapsız yöneticilerin marifetleridir bence,bu ülkeyi nasıl güçlü kılarım diyen birisinin bir tek ferdi bile dışlama hakkı,lüksü yoktur,tüm bunların arasında ülkenin liderleri hep küresel güçlerin eteğini öpmüş ve dediklerini yapmışlardır,seninde bahsettiğin gibi bir iran gibi dik duramamış bu ülke maalesef,ikiyüzlülük ,yozlaşma,şımarıklık,tembellik,hırsızlık... tam bir daağılma yaşıyor,bu durum Kh güçleri için tam bir ziyafet sofrası ve insanlarda göz göre göre bunları desteklemiyormu diyecek kelime bulamıyorum.
 

beyrutkapı

Bu dünya süpürülmeyi çoktan hak ediyor
 

bozadi

#5
Bahsettiğin korkuları anlıyorum maiterya. Bu korkuları inan ben de duyuyorum ve hatta zaman zaman ciddi paranoyaya da kapılıyorum. Yani dünyada egemen kılınmaya çalışılan tam faşist tek dünya devleti "idealinin" AKP sayesinde Türkiye'de çok daha erkenden başarılması tehlikesi doğabilir. Yani ülkeyi tam bir faşist polis devletine çevirmeleri ihtimal dahilinde olabilir.

Ama bana kalırsa Tayyip "erken öten bir horoz" gibi. Negatif güçlerin niyetinin halk tabanında "vaktinden erken" anlaşılmasını sağlıyor ve sağlayacak. Bence başımızda örneğin Fethullah veya ona tamamen tabi olan bir kukla bulunuyor olsaydı, Tayyip'in aceleyle yapmaya çalıştığı şeyi daha sabırlı, dikkatli ve ustaca yapıyor olacaktı. Global faşistler Tayyip hareketine sevinsinler mi, endişelensinler mi bilemiyorlar belki de ve sadece görmek istedikleri görüp "İşte Adamımız!" diyor veya buna şans tanıyor olabilirler.

Bence Tayyip aslında farkına bile varmadan bize iyilik ediyor. Gerçekten! Hatta Tayyip'in bizler için büyük bir şans ve nimet olduğunu düşünüyorum. Tayyip bize eninde sonunda (başta hangi ideoloji maskesi altında olursa olsun) dayatılacak olanın bir "önizlemesini" sunuyor. Biliyorum; bu iktidarın kalkıştığı bazı şeylerin, egemenliğini ve kontrol gücünü yayma hızının bazen nasıl kanımızı dondurduğunu, bizi dehşet ve çaresizlik hissi içinde bıraktığını çok iyi biliyorum. Ve diyorum ki aslında Tayyip bizim çok daha önceden farkına varmamız gereken tehlikenin "ciddiyetini" yansıtan bir işlev görüyor aslında.

Dünyadaki hayat tamamen vahşi doğa yasalarına göre işliyor. Kurtlar sofrası! İşin gerçeği bu! O yüzden, bir güç eğer bizden (yeterince) daha güçlüyse, gelip herşeyimizi ele geçirir. Bize istediğini yapar. İsterse bizi yok eder. İşte bakın IŞİD on binlerce insana neler yaptı ve yapmaya devam ediyor. Dehşet dolu bir kıyamet.

Ve bu ülkenin geçmişinde derin devlet güçleri çeşitli halk kesimlerinden on binlerce insanı katletti, hayatlarını paramparça etti. Çünkü bunu yapmaya güçleri vardı. Ve yaptılar... Şeytanın emriyle bu devletin güçleri çok sayıda toplu katliamlar yaptılar. İnsanların çoğu bunu görmezden geldi. Çünkü tehdit vardı. Bu teşebbüslere itiraz edenler de hokka altına gidecekti veya en azından şiddetli baskı altına alınacaktı. Tıpkı darbeler gibi. Ülkenin ordusunun darbe denen şeyi yapması yasadışıdır. Şerefsizliktir! Defalarca yapıldı! Çünkü ordunun gücü vardı, bunu yapmak istedi... Ve yaptı... Binlerce insan katledildi, işkenceye uğradı, travmalara uğratıldı. Bu ülkede on binlerce Alevi bazı durumlarda doğrudan devlet eliyle, bazı durumlarda ise dolaylı destekle ve "engel olunmamak suretiyle" katledildi. Bu ülkede binlerce solcu katledildi. Aynı şey çeşitli başka halk kesimlerinin de başına geldi. Ama insanlar bir araya gelip de bu devlete, bu orduya "senin bunu yapmaya ne hakkın var" demedi! Aksine insanlar stockholm sendromuyla bu devlete, bu orduya aşık oldular. Kraldan çok kralcı oldular. Aslında o katliamları, o işkenceleri yapan devlet veya ordu da değildi. Onlar yalnızca birer maşa. Tüm dünyada egemen olan ahtapotun kolları yaptı bunu. Bu katliamlara, bu işkencelere, bu travmalara maruz kalanlar ölmekten bin beter şeyler yaşadılar. Kıyameti iliklerine kadar hissettiler. Dünyanın her yerinde insanlar farklı zamanlarda farklı şekillerde aynı şeye maruz kaldı. "Susma, sustukça sıra sana gelecek" olayı. Şeytan kendini ifşa etmemek için, dikkatli bir strateji izliyor tecavüzlerinde, katliamlarında. Avını tamamen uyandırmamaya dikkat ediyor. Parça parça onu felç ediyor ve yiyor.

Tayyip de aynı global faşistlere maşa oluyor ama bunu o kadar aşırı hevesli ve aceleci bir şekilde yapıyor ki, insanların azımsanamayacak bir kısmının topluca "uyanması riskini" yaratıyor bana göre. Eğer bir katliamı, işkenceyi, bir travmayı bir ideoloji adı altında uygularsanız ve halkın çoğunluğuna benimsetirseniz, azınlıklara uygulayacağınız katliam ve işkenceler de halkın genelinin gözünde "meşru" veya hiç değilse "kabul edilmesi gereken" birşey haline gelir. Şimdiye kadar bizim ülkemizde de, dünya genelinde de şeytan insanlığa darbelerini birer birer böyle indirmiştir. Böylece insanlar katliamları, işkenceleri savunur hale gelmiştir. Meşrulaştırmıştır. Sıranın eninde sonunda kendisine de geleceğini anlamadan. Bugün falanca ideoloji adı altında, yarın başka bir ideoloji adı altında. Parçala ve yönet. İnsanları birbirine düşür. Böylece birine yaptığın işkenceyi diğeri benimsesin, diğerine sıra geldiğinde ise öbürü hıncını almış olsun.

İdeolojik bölünme ve düşmanlıkların nelere malolduğunun anlaşılması gerekiyor. Aynı halkı fraksiyonlara bölüp birbirine düşürüyorlar. Kardeş kardeşi öldürüyor, işkence ediyor. Sonra bu bölücülüğü ve fitneyi yapan güç tarafların her birini ayrıca pataklıyor. Ama bunu o kadar ustalıklı bir şekilde yapıyor ki, kendisini tam olarak ifşa etmiyor. Taraflardan biri ezildiğinde diğeri seviniyor, öteki ezildiğinde beriki "oh olsun" diyor. Aynı insanlık katledilmeye, travmalara uğratılmaya devam ediyor.

O yüzden ideolojiler üstü, insani, vicdani bir uyanış gereklidir. Gerçekten uyanan ve birbirini kardeşçe sevip kollayan gruplar kendilerini koruma konusunda çok etkili hale gelirler. Dünyaya egemen olan faşistlerin korktuğu şey de budur. Birlikten kuvvet doğuyor gerçekten.

Tayyip'in bizi korkutması bu bakımdan hayırlı birşey olarak yorumlanabilir. Tepemizde sahte bir dost olacağına gerçek bir düşman olması çok daha iyidir. Tayyip global faşistlerin bize karşı duyduğu kin ve nefreti ve bize yönelik muamelelerindeki ikiyüzlülüğü çok güzel ifşa ediyor. Ve bize uyanma fırsatı sunuyor. Uyanıp aile bağlarımızı kurma fırsatı. Birbirimizi gerçekten sevip kollama fırsatı. Aynı şeyi yapan diğerleriyle daha büyük bir ağ oluşturma fırsatı.

İdeolojik bölünme ve karşıtlıkların ne kadar şeytani bir etki yaptığını düşünebiliyor musunuz?

İnsanların ciddi bir bölümünde gerçek bir pozitif adanma sağlayacak irade yok. O yüzdendir ki, Ra 4. yoğunluğa mezun olacakların sayısının dünya nüfusuna göre çok az olacağını söylüyor. Önemli olan, pozitif adanma iradesine sahip olanların uyanması ve işbirliği yapması. Bu ne kadar erken olursa ve ne kadar güçlü olursa, uyanabileceklerin veya o iradeyi geliştirip o bataklıktan çıkabileceklerin sayısı da artacaktır.

Evet, BH ve KH de birer kutuplaşma. Ama sahte değil. İnsan hayatında özellikle siyaset sahnesinde bize dayatılan kutupsallıklar ise çoğunlukla feci şekilde sahtedir. Şu anda bu ortamda yaşamlarımızın gerçeklerini konuşuyor, tartışıyor olmamız, dünyada ve kendi ülkemizde olan bitenleri paylaşıp yorumluyor ve eleştiriyor olmamız, pozitifleşme yönünde bir adımdır bence. Elbette bunun tek yolu bu değildir. Zaten bunun tek bir yolu da olamaz. Tüm hayatımız, tüm deneyimlerimiz bir şekilde bu sürecin içindedir. Sabırla, iradeyle, yardımlaşmayla, çabayla, disiplinle uyanabiliriz.

beyrutkapı

Genel olarak söylediklerine kat?l?yorum sevgili bozadi. Yaln?z görünen o ki olaylar?n ta?ma noktas?na ula?mas? çok can s?k?c? olaca?a benziyor. Zulmün arts?n dermi? eskiler...
 

bozadi

#7
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Genel olarak söylediklerine katılıyorum sevgili bozadi. Yalnız görünen o ki olayların taşma noktasına ulaşması çok can sıkıcı olacağa benziyor. Zulmün artsın dermiş eskiler...
Katılıyorum kardeşim. Taşma noktasına kadarki süreçte çok üzücü, kahredici şeyler yaşamamız muhtemel diye düşünüyorum ben de. Maalesef. Ama yine de öyle bir taşma noktasına ulaşacağımız ve insanların global ve yerel faşistlere karşı sesini birleştireceği öngörüsü ümit ve güven verici.

bozadi

#8
Devletin ve ordunun global faşizme maşa olduğuna dair görüşlerim, kimseyi ülkesine, devletine, milletine, ordusuna karşı duyuyor olabileceği sevgiden, saygıdan soğutma amaçlı değildir gerçekten. İnsanın yaşadığı yeri, ülkesini sevmesi kadar doğal birşey olamaz. Bu tıpkı bir insanın evini, yuvasını, ailesini sevip ona hizmet etmek istemesi gibidir. Ancak devlet ve ordu dediğimiz resmi mekanizmaların hem iyiliğe hem de çok şiddetli kötülüğe hizmet edebilen dual (ikili) yapısına da dikkat edilmesi gerektiğine işaret etmek istiyorum. Yani bu mekanizmaların tamamen iyi şeylermiş gibi görülmesinin, aşırı yüceltilmesinin, eleştiriye kapalı bir kutsiyet atfedilmesinin bizi objektiflikten, hayatın gerçeklerinden uzaklaştırabileceği ve uyanış sürecini zorlaştırabileceği görüşündeyim.

maiterya

#9
Develtimız ve orduyu kurumsal olarak ele alıp o anlamda sevememiz daha doğru olur,yoksa bu kurumalara bir şekilde gelmiş kişiler bilerek bilmeyerek halka hizmet değil ihanet içinde olabilirler,orduyu seviyorum ama abd nin emriyle desteğiyle darbe yapan paşayı yada halka kötü muamale eden subayı tabiki hoşgöremem ama bu ülkenin öz malı olan ve bu ülkeye halka hizmet eden bir orduya ihtiyaç vardır , 30 ağustosta 1922 de işgalcilerle savaşan ordumuz şimdi bizim bağımsızlığıöızın beksçisi olması gerekir ,bize hükmetmeye kalkışanlara bakarak tüm ordu faşsttir deyip cephe olmak yanlış olur.Devletle orduyla halkın bağın kssmek yada patoljık hale getirmek çabasıda global faşistlerin bir taktiği ve onların oyuncuları var maalesef.Küresel sömürgeci güç kendine hizmet eden bir ordu istemekte halkına hizmet edip bağımsız tutmak isteyen bir ordu değil bu yüzden,balyoz ergenekon olayları oldu.
 

bozadi

#10
Yüzde yüz katılmamakla birlikte (örneğin senin "istisna" olarak görüyor olabileceğin devlet-ordu suçlarının ben pek çok durumda neredeyse "kural" haline gelmiş olduğu kanaatindeyim), son mesajındaki çeşitli eleştirilerinde kendimce bazı haklılık payları buluyorum ve görüşlerimde ve iddialarımda aşırıya kaçıyor olabileceğim yönleri tekrar ele almaya gayret ediyorum maiterya. Teşekkürler.

maiterya

#11
Devlet,ordu,polis bunlar kurum olarak var ama her şeyde insan faktörü geçerli,ben şimdi kamuda hizmet veriyorum bana gelen kişinin karşısında devlet benim , yaşlı doğulu bir amca her geldiğinde samimi bir şekilde allah devletimize zeval vermsin diye dua eder  istisnasız , ben ona insancıl davranmasam sonuç malum olacaktı,rahmetli Gaffar Özkan emniyet müdürü idi o zaman devleti temsil ediyordu herkes seviordu çocuklarına adını koyuyordu onu görenlerin karşısında devlet iyimi idi kötümü faşistmi,velhasıl ne yaptığını bilen adamlar halkı seven kişilerin iş başına gelememe sorunu var,bunda halkında payı var küresel çetininde.Halk okuyup gözünü dört açıp kimin kh kimin başkaısna hizmet etmeye çalştığını ayırt etmeyi öğrenmesi gerekir,temel sorun belkide halkın geri kalmışlığıdır,bu devleti yönetenler,asker,polis uzaylı değil sonuçata bu ülkenin evladı,devletteki negatif yapılanmanın kaynağı halkın yansıması sonucu çıkıyor.
 

beyrutkapı

#12
Karşıtlıkların bile suni manipülasyon olduğunu bir dünyada sorgulanamaz hiçbir şey yoktur bence. Sırf ben sorguladığım için biri bir şeyden soğuyacaksa zaten özüne hiç katmamış demektir o her neyse işte o değeri.
kurumların ve aygıtların aynı planın parçaları olduğu bu kadar ortadayken, suyun anarşist halini, yani seli beklemek kalıyor şimdilik inançsız denilen tüm özgür ruhlara. Kral her zaman çıplaktı! Kafamızda yaratılan tüm imajlar palavra! İnsanı sınırlandıran, köleleştiren, sağırlaştıran her şey ahmaklık! Yaratılan tüm imajlar, ne adına olursa olsun, geçmişte ve günümüzde defalarca öldürülen her masum insanla kendi meşruluğunu kaybetti zaten. Önce kadınların ve çocukların ırzına geçilen bir dünyada, neyi biraz kazısan altından iki yüzlü samimiyetsizlik ve bencilliğimiz çıkıyor. Her gün söylenen onca yalanla, hipnotize olmuş insanlığımızla, korkudan titreyen vicdanlarla, koca bir şaka içinde yaşıyoruz. Hani çok eski bir türküde der; "nesini söyleyim canım efendim\ gayrı düzen tutmaz telimiz bizim"
 

maiterya

#13
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Karşıtlıkların bile suni manipülasyon olduğunu bir dünyada sorgulanamaz hiçbir şey yoktur bence. Sırf ben sorguladığım için biri bir şeyden soğuyacaksa zaten özüne hiç katmamış demektir o her neyse işte o değeri.
kurumların ve aygıtların aynı planın parçaları olduğu bu kadar ortadayken, suyun anarşist halini, yani seli beklemek kalıyor şimdilik inançsız denilen tüm özgür ruhlara. Kral her zaman çıplaktı! Kafamızda yaratılan tüm imajlar palavra! İnsanı sınırlandıran, köleleştiren, sağırlaştıran her şey ahmaklık! Yaratılan tüm imajlar, ne adına olursa olsun, geçmişte ve günümüzde defalarca öldürülen her masum insanla kendi meşruluğunu kaybetti zaten. Önce kadınların ve çocukların ırzına geçilen bir dünyada, neyi biraz kazısan altından iki yüzlü samimiyetsizlik ve bencilliğimiz çıkıyor. Her gün söylenen onca yalanla, hipnotize olmuş insanlığımızla, korkudan titreyen vicdanlarla, koca bir şaka içinde yaşıyoruz. Hani çok eski bir türküde der; "nesini söyleyim canım efendim\ gayrı düzen tutmaz telimiz bizim"

Sadece tanrının sifonu çekmesini baklemekten başka çare yok diyorsunuz :)
 

bozadi

#14
Evet, halkın (veya insanlığın) uzun zamandır yaşadığı tüm bu belalarda temel suç ("suç" diye ifade edersek) illa ki halka ait olacaktır. Halk kendinden sorumludur. Yaşadığı sorunların temel sorumluluğu da kendine aittir. Çeşitli mesajlarımda belirtmeye çalıştığım gibi "Hırsızın hiç mi suçu yok?" meselesi var bir de. Global çete zaten faşist. Burada sorunlu olan, örneğin devlet veya devlet kurumları dediğimiz uzuvların global faşizme sıkça ve yaygınca maşa olması ama bu kurumların başına geçen halk evlatlarının tüm bu meselelerle ilgili sus-pus olup bir de sorgulama, araştırma, şeffaflaştırma çabalarına karşı tehditkar tavırlar sergilemeleridir. 

Gaffar Okkan'ın son derece muhtemel olarak JİTEM denen örgüt tarafından katledildiği biliniyor. JİTEM bir devlet kuruluşu. TSK ısrarla inkar ediyor varlığını, yani ısrarla yalan söylüyor. Maaş bordroları ve pek çok başka askeri belgedeki işlemleri tespit edilmiş yasadışı ve son derece canice icraatlere imza atmış bir devlet/ordu kurumu. Kürtleri bu ülkeye zorla düşman etmek için inanılmaz mesai harcamış, sayısız katliam yapmış bir kurum. PKK'ya varlık zemini hazırlamış.

PKK/Kürt meselesinin global faşist güçlerce, gözümüzün içine baka baka kendi devletimizin/ordumuzun karanlık uzuvları yoluyla palazlandırıldığına dair sayısız kanıt mevcut. Bu ülkenin belki de en büyük yarası açıldı bu yolla. On binlerce insan katledildi (dile kolay) karşılıklı olarak ve milyonlarca insan travmaya uğratıldı. Silah yatırımı adı altında halkın kaynakları ABD'nin ve İsrail'in kasasına boşaltıldı. Ne kadar karanlık bir süreç olduğu ortada.

Elbette bu ülkenin halkı sütten çıkmış ak kaşık değil ama global faşist güçlerin devlet ve ordu kurumları üzerinde ne kadar büyük bir kontrol gücüne sahip olduğu ortadayken, insanların bu konuda devlete ve orduya eleştiriler getirme, bu kurumların pisliklerden temizlenmesi için kurumlara baskı uygulama yolları feci şekilde tıkanıyor ve bu çabaları gösterenler tehdit ve baskı altında bırakılıyor.

Devletimizi, ordumuzu sevelim. Ama global faşist güçlerin devletimiz ve ordumuz üzerinde sahip olduğu korkunç kontrol gücü ortadayken (tüm dünyada olduğu gibi), bu kurumlara adeta "dini" bir eleştirilmez kutsiyet atfedilmesi bizzat o faşist güçlerin empoze ettiği birşey. Devletimiz ve ordumuz bu durumdayken, onu sevmenin gereği onların içinde bulunduğu kirliliği ortaya koymak ve temizlik için çaba göstermektir. Bu da öncelikle araştırma ve sorgulama yoluyla yapılır. Bizzat bu kurumların başına geçen halk evlatları bu yolları feci şekilde tıkıyorlar. Yani bu kurumları yönetenler, o kurumlar üzerindeki global faşist komutaya uygun hareket etmek zorunda oldukları bir duruma giriyorlar. Şimdi bu kadar kritik bir durumda devletimizi, ordumuzu sevmek neyi gerektirir?

Bildiğin gibi bu forumda ele alınan konulardan biri "yapışık varlıklar". Yani halk arasındaki amiyane tabirle "cin çarpması" durumları. Global faşizmin devletimiz ve ordumuz üzerinde sahip olduğu komuta gücü, aynı bir insanın davranışlarını ciddi şekilde kontrol altına almış bir parazit varlığın gücüne benziyor. Evet, onu hala sevebilirsin. Dışlamazsın. Ama onun öncelikle "iyileştirilmesi" gereken hasta bir durumda olduğunu veya çok kirli bir durumda olduğunu bilmen gerekir.

Bizim ülkemizde tıpkı dinlerin durumunda olduğu gibi, devlet ve ordu konusundaki tutum da sürekli siyah - beyaz olmaya zorlanıyor. Ya seveceksindir, ya karşıtı olacaksındır. Seveceksen onu asla yapısal bir şekilde eleştirmemelisindir. Ne yaparsa desteklemelisindir. Karşıtıysan da tu kakasındır. Hedefsindir.

Yani devletini ve ordusunu sevip aynı zamanda onu eleştirmek diye birşey yoktur. Bu yol tıkalıdır. Devletini ve ordusunu sevenlerin bu kurumların sorunlarını masaya yatıracakları, tartışacakları zeminler engellenmiştir. Devletinin ve ordunun "yanlış" şeyler yaptığını düşünmek, otomatik olarak devleti ve orduyu sevmediğin, hatta onun düşmanı olduğun anlamına "getiriliyor" zorla. Çok ayıp ve günah adeta. Devleti ve orduyu yapısal biçimlerde eleştirmek, bunların kötü ve hatta çok kötü yapmış olabileceği birşeyi masaya yatırmaya çalışmak, bir dinin mümini olup aynı zamanda o dinin inandığı Tanrı'nın yanlış birşeyler yapmış olabileceğini düşünmek ve iddia etmek kadar "sakat" birşey olarak gösteriliyor. Bu kadar anormal bir durum söz konusuyken, devletin ve ordunun (ve pek çok başka resmi ve gayrıresmi kurumun) içinde bulunduğu şiddetli ve tehdit edici hastalıkları eleştiri konusu yapmadan "devletimi, ordumu seviyorum" sloganı, bana biraz "hastalıklı" görünüyor açıkçası. Ama bu demek değil ki devletin bir mensubu olarak insanlara karşı doğru ve güzel davranışlarda bulunmak, iyi bir şekilde hizmet yanlış birşey. Neden öyle olsun. Ama bir devlet memurunun insanlara iyi hizmet veriyor olması, devletin ve ordunun çok sayıda korkunç faaliyetlerde bulunduğu ve bulunmaya devam etmesinin de son derece muhtemel olduğu gerçeğiyle yüzleşme gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.