AB kızdı, AKP Cizre\'deki yasağı kaldırdı (11 Eylül)

Başlatan bozadi, 12 Eylül 2015, 23:27:56

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

11 Eylül 2015

AB kızdı, AKP Cizre'deki yasağı kaldırdı


Günlerdir kamuoyunun yaptığı tüm çağrı ve baskılara rağmen Cizre'deki sokağa çıkma yasağını kaldırmayan AKP, AB'den gelen sert açıklamadan hemen sonra sokağa çıkma yasağını kaldırma kararı aldı.




Cizre'de sokağa çıkma yasağı ile ilgili bugün Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri  Thorbjörn Jagland ağır bir açıklama yaptı.

Açıklamasında Jagland bir yandan Cizre'deki sokağa çıkma yasağının biran önce kaldırılmasını isterken, diğer yandan da bağımsız gözlemcilerin ilçeye erişiminin sağlanması çağrısında bulundu.

Bu sert çıkıştan kısa bir süre sonra, akşam saatlerinde Valilikten söz konusu yasağın sabah saat 07.00 itibariyle kaldırılacağı yönünde açıklama geldi.

Yasağın kaldırılmasının ardında başka hesaplar mı var bilinmez ancak yasağın kaldırılacağı yönündeki açıklamanın bu çıkışın hemen ardından gelmesi düşündürücü.

Valinin yasağın kaldırılacağı yönündeki açıklamasının içine "Cizre halkına teşekkür ediyorum" cümlesini iliştirmesi de dikkat çekici. Satır arasına yerleştirilen bu teşekkürün, yasağı kendi insiyatifleriyle kaldırdıkları yönünde algı oluşturmaya yönelik olduğu görülüyor.

Tüm bunlardan daha dikkat çekici olan ise günlerdir Türkiye kamuoyundan yapılan çağrı ve baskılara rağmen yasağı kaldırmayan AK Parti Hükümetinin, Avrupa'dan gelen sert açıklamanın hemen ardından yasağı kaldırması.



Kaynak: haberdar.com

bozadi

#1
12 Eylül 2015

Kenan Evren öldü ancak ruhu yaşıyor!


Bugün 12 Eylül. Türkiye'de karanlık bir dönemin başlamasının üzerinden tam 35 yıl geçti. Darbe lideri Evren geçtiğimiz yıl öldü ancak 12 Eylül uygulamalarının neredeyse tamamı AKP eli ile yaşatılıyor.




12 Eylül'ün üzerinden 35 yıl geçti ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'nin hayata geçirdiği uygulamalar 12 Eylül dönemini aratmayacak hale geldi.

Erdoğan bu durumu da ayrı zamanlarda yaptığı "Kabul etseniz de etmeseniz de Türkiye'de yönetim şekli fiilen değişmiştir. 400 vekili verin bu iş huzur içinde çözülsün." açıklamalarıyla fiilen ilan etti.

12 Eylül dönemini aratmayan bu dönemde muhalefet partileri terör örgütü ilan edildi. Hukuk askıya alındı. Görevini yapan hakim, savcı ve gazeteciler cezaevine atıldı. Medya üzerinde 12 Eylül'dekinden daha beter bir şekilde baskı kuruldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a en küçük bir eleştiri yönelten kendini cezaevinde buldu. Seçim sonuçları ise beğenilmedi. Erken seçim kararı alındı.

Son olarak AKP'nin seçimi kaybetmesiyle ülke yangın yerine döndü. Şehit cenazeleri peşpeşe gelmeye başladı. Birçok şehirde ve ilçede sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Kısaca 12 Eylül ruhu neredeyse tüm uygulamalarıyla AKP ile yaşatıldı ve yaşatılmaya da devam ediyor.

İŞTE 12 EYLÜL 1980 EVREN TÜRKİYE İSE 12 EYLÜL 2015 ERDOĞAN TÜRKİYE'SİNDEKİ BENZERLİKLER...

- 12 Eylül'de hukuk tamamen askıya lınmış ve Evren kendi yargısını oluşturmuştu. Şimdi hukuk AKP eliyle askıya alındı ve kendi yargısını oluşturdu.

 - AKP iktidarı ile toplumun özellikle örgütlü ve muhalif güçleri, çeşitli adlar altında yaşanan gözaltı ve tutuklama operasyonları ile sindirilmeye çalışılmış, tüm toplum 12 Eylül`ün yarattığı korku atmosferine mahkum edilmek istendi.

- 12 Eylül döneminde muhalif kurum ve sendikalara yönelik baskılar, bugün AKP iktidarı eliyle sürdürülüyor.

- 12 Eylül darbesi sırasında DİSK genel merkezi basılıp, sendikacılar gözaltına alınırken, 32 yıl sonra KESK ve KESK`e bağlı sendikaların genel merkez ve şubeleri basıldı, sendikacılar evlerinden gözaltına alındı ve tutuklandı.

- 12 Eylül darbesi sonrasında dünyada en çok siyasi tutuklu olan ülke Türkiye iken, darbeden 32 yıl sonra, dünya üzerindeki 33 bin siyasi tutuklunun üçte biri Türkiye`de. Türkiye AKP iktidarı ile bir kez daha dünya üzerindeki en çok siyasi tutuklunun olduğu ülke haline geldi.

- Milletvekillerinin, belediye başkanlarının, gazetecilerin, yazarların, sendikacıların, soyut suçlamalarla uzun süre tutuklu kalması 12 Eylül düzeninin sürdüğünün en somut kanıtlarından biri durumunda.

- 2012 itibariyle cezaevlerinde 12 Eylül döneminden daha fazla gazeteci bulunuyor. Basın yayın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün kapsamı sürekli olarak daraltılıyor.

- 12 Eylül`ün 32. yılında binlerce üniversite öğrencisi cezaevinde. Yine binlerce öğrenci düşüncelerini ifade ettiği ya da basın açıklamalarına katıldığı için soruşturma yaşamakta, okuldan atılmaya kadar varan cezalar alıyor.

- Tıpkı 12 Eylül döneminde olduğu gibi, AKP iktidarı döneminde de uzun tutukluluk süreleri, fiili olarak cezalandırma haline geldi.

- 12 Eylül darbesi sonrasında 1402 ile binlerce bilim insanı üniversiteden uzaklaştırılırken, bugün sırf yazdıklarından ya da verdiği derslerden dolayı tutuklanan, soruşturmaya uğrayan, işten atılan bilim insanları bulunuyor.



Kaynak: haberdar.com

bozadi

#2
10 Eylül 2015

Davutoğlu: Cizre'de tek bir sivil kayıp yok, yasak bitmesi gerektiği zaman bitecek


Başbakan Ahmet Davutoğlu, 'abluka' altındaki Şırnak'ın Cizre ilçesinde yedi gündür süren sokağa çıkma yasağı için, "Ne zaman bitmesi gerekiyorsa o zaman bitecek" dedi.




A Haber'e konuk olan Başbakan Ahmet Davutoğlu, Cizre'de sokağa çıkma yasağıyla ilgili olarak, "Sokağa çıkma yasağı ilelebet devam edecek değil. Ama ne zaman bitmesi gerekiyorsa o zaman bitecek. Ama bu süreçte Cizre'de fırınlar çalışıyor, halkın istekleri karşılanıyor" dedi.

Davutoğlu, Cizre'de tek bir sivil kayıp olmadığını da savundu. Oysa Cizre'den çok sayıda sivil can kaybı haberi gelmiş,  İçişleri Bakanı Selami Altınok da, "Bir vatandaş hayatını kaybetti" demişti.
'Cizre'ye yürümek kolay, işte yürüyorlar, Türkiye demokrasi'

Aralarında HDP'li bakanlar, vekiller ve Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın da bulunduğu, Cizre'ye giden HDP heyetini de eleştiren Davutoğlu, "Şu anda hangi heyet olursa olsun AK Parti'den de heyet gitse, oradaki kamu düzeni bağlamında alınan tedbirlere uymak zorunda. Cizre'ye yürümek kolay, işte yürüyorlar, Türkiye demokrasi. Ama onlar operasyonun üzerine gölge düşürmek istiyorlar" diye konuştu.

Davutoğlu, "Küçük bir bebek cesedinden bahsediliyor. Çocuklar hepimizin evlatları. Ancak oraya giden ambulansa ateş açılıyorsa hastaları nasıl alsınlar?" dedi.
Anketlerde yükseliyoruz

Davutoğlu, 1 Kasım seçimlerinin hangi şartlar altında olursa olsun yapılacağını da belirterek, "Tek parti iktidarına gidecek şekilde güçlendirilmesi için elimizden geleni yapıyoruz. Oylar istikrara yöneliyor. Partimizin oylarında yükseliş trendi var" diye konuştu.



Kaynak: diken.com.tr

bozadi

#3
12 Eylül 2015

Başbakan Davutoğlu: Sanki olağanüstü bir durum varmış gibi...


Başbakan Ahmet Davutoğlu partisinin kongresinde delegelere seslendi: "Türkiye'de sanki olağanüstü bir durum varmış gibi, kriz çıkarmaya çalışanlara karşı Türkiye'nin her yerden Ankara'ya aktınız."




AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, partisinin 5. kongresinde konuştu. Davutoğlu Ankara Arena'daki kongreye girdiği anda, salonun ışıkları karartıldı.

Davutoğlu ve eşi Sare Hanım, salona partililerin cep telefonlarının ışıkları eşliğinde girdiler.

Hürriyet gazetesinin haberine göre, Konya Milletvekili de olan Davutoğlu, salona girerken "Mevlana'nın, Şems'in diyarından" sözleriyle takdim edildi. Davutoğlu çiftinin salona girdiği anda kürsüden de Nurullah Genç'in, "Uyan artık yiğidim" şiirinden dizeler okundu:

"Tasalanma yiğidim; zaman bizden yanadır külümüzden yükselen duman bizden yanadır. Son durak, son ilahi ferman bizden yanadır. Dünya düşman olsa da, iman bizden yanadır..."

Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun konuşmasından satır başları şöyle:

Ak yüreklerini Türkiye'nin yürekleriyle buluşturan dava arkadaşlarım hoş geldiniz. Bir tek şeyi söylemek için geldiniz, biz biriz, beraberiz ve hep birlikte Türkiye'yiz.

Siz ki bu zor zamanda Türkiye'de sanki olağanüstü bir durum varmış gibi, kriz çıkarmaya çalışanlara karşı Türkiye'nin her yerden Ankara'ya aktınız.
Anadolu'dan Rumeli'ye giden atalarınız gibi, büyük fethe yürüyen dedeleriniz gibi geldiniz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Böyle zor zamanlarda ak bayrağı, al bayrağı yüceltmekten gurur duyuyoruz.

Varlığınızla varlığımız pekiştirdiniz. Allah sesimizi gür eylesin, bastığımız toprağı kadim eylesin.

Vatanın birliği için hiç korkmadan cesaretle şer odaklarına, terör odakların yürüyen yiğitler gibi o emanetlere güç vermeye geldiniz. 7 Haziran sonrası çok kriz çıkarılmaya çalışıldı. Bir anda PKK 'sı, DEAŞ'I dışardaki odaklarla birlikte düğmeye bastılar ve Ak Parti'nin kazanımlarını yerle bir etmek için harekete geçtiler.
AK Parti 1 Kasım'da zafer için harekete geçiyor. AK Parti kadroları istikbal için, huzur için yürüyor. 7 Haziran'dan sonra yaşananları gördük.

Kimlerin ülkeyi parçalamak için harekete geçtiğini gördü bu Türkiye. Bu millet kimlerin iktidardan kaçtığını gördü. Biz dik durduk cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan  gibi hep dik durduk. En zor şartlarda bile millet gür bir ses istediğinde işte buradayız, işte sesimiz dedik.

Şimdi sizler bu mevcudiyetle buradayız diyorsunuz. 1 Kasım'da AK Parti bayrağını dikiyor muyuz. Şehitlerim emanetlerini ayakta tutacak mıyız.
Bu gençler onurlu bir gelecek sağlayacak mıyız. Sefere hazır mısınız? Menzili görüyor musunuz? 1 Kasım'da hep beraber milli irade diyecek miyiz.

İşte AK Yürekler millet yürek istediğinde yüreğini ortaya koyar. Seferimiz hayırlı menzilimiz yakın olsun.

Allah'a emanet olun. İçeride kardeşlerimiz bekliyor. Allah yar ve yardımcımız olsun.



Kaynak: radikal.com.tr

bozadi

#4
11 Eylül 2015

HDP'li vekilden Cizre soruları: Bunlar sivil değil mi?


HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, "Cizre'de tek bir sivil kayıp yok" diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu'na Twitter'dan yanıt verdi. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu isimler veren Sarıyıldız, "Bunlar da mı sivil değil" diye sordu.




Sokağa çıkma yasağının 1 haftadır devam ettiği Cizre'de bulunan Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Tek bir sivil kayıp yok" açıklamasına yanıt verdi. Sarıyıldız, Cizre'de yaşamını yitirenlerin isimlerini alt alta yazarak "Sivil değiller mi" diye sordu.

 "Başbakan ve İçişleri Bakanı Cizre'de öldürülen sivil yok diyor; peki bu ölenler kim?" diye soran Sarıyıldız şöyle devam etti:

-Mehmet Emin Levet sivil değil mi?

-Sait Çağdavul (18) sivil değil mi?

-Osman Çağlı (18) sivil değil mi?

-Dört çocuk annesi Maşallah Edin (40) sivil değil mi?

-Cemile Çağırga (10) sivil değil mi?

-Yedi çocuk annesi Meryem Süne sivil değil mi?

-Özgür Taşkın (18) sivil değil mi?

-Eşref Erdin (60) sivil değil mi?

-Bahattin Sevinik (50) sivil değil mi?

-Suphi Saral (50) sivil değil mi?

-Sait Naici (17) sivil değil mi?

-Hastaneye kaldırılmadığı için ölen 35 günlük bebek sivil değil mi?

-Kalp krizi geçirip hastaneye kaldırılamayan üç sivil yurttaş sivil değil mi?

-Bu akşam başından vurulan ve hayati tehlikesi olan 10 yaşındaki çocuk sivil değil mi?

-Çatışmalardan dolayı 12 saat sonra ancak hastaneye kaldırılan ve ayağı (yaralanan) Abdullah Özcan sivil değil mi?

-Aş susuz ve elektriksiz bıraktığınız bir mahalledeki on binlerce insan sivil değil mi?

-Ekmek almaya giderken zırhlı araçların taraması ile yaralanan dört çocuk sivil değil mi?



Kaynak: radikal.com.tr



bozadi

#5
10 Eylül 2015

Sibel Yiğitalp o anne ve bebeğini anlattı


"Annesi bebeği korumak isteyince yüzüstü düşüyor, bebeği kurtardı ama kendi öldü..." Sibel Yiğitalp, Cizre'de anne kucağında taranan bebeği ve çocuğunu korurken hayatını kaybeden 17 yaşındaki çocuk annesini anlattı...




HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, dün gece Cizre'de yaşanan ve tüm Türkiye'yi derin yasa boğan o kareyi İleri'ye anlattı.

Annesinin kucağında vurulan bebeğin öyküsünü anlatan Yiğitalp, aynı aileden hem gelin hem de kayınvalidenin hayatını kaybettiğini söyledi. Bebeğin de kulağının arkasından ve ayağından vurulduğunu anlatan Yiğitalp, çok dramatik olduğunu belirttiği olayın dün gece saat 21.00 ile 22.30 sıralarından yaşandığını söyleyerek sözlerine başladı.




ANNE DE 17 YAŞINDA BİR ÇOCUKTU...

"Vurulan annenin eşi Irak'ta çalışıyor. Evlerinde telefon yok. Ona telefon etmeye çıkarken kapının önünde tarıyorlar" diyen Yiğitalp, gelinle birlikte kayınvalideyi de taradıklarını kaydetti.

Yaşananların çok kaotik olduğunu belirten Yğitalp, vurulup düşen bedeni bebeğine hayata tutunma kaynağı olan annenin de henüz 17 yaşında bir çocuk olduğunu söyledi.

"ANNENİN ÖLEN BEDENİ ÇOCUĞA SİPER OLDU"

Fotoğrafları Cizre'de yaşanan sivil katliamları görünür kılmak için paylaştığına dikkat çeken Yiğitalp, "Bebeğin kulağının arkasından ve ayağından vurulduğunu ve yaralı olduğunu ifade etti.

Yiğitalp, konuşurken boğazı düğümlenerek ifade etti: "Annesi çocuğu korumak istemiş, vurulup yüzüstü düşünce çocuk kurtulmuş..."

CİZRE: YAŞAM, SEYEHAT, SAĞLIK HAKKINA GASP

Bugün 8 kişinin daha hayatını kaybettiği söylenen Cizre'de ölüm ve yaralanma haberleri gelmeye devam ediyor. Elektrik yok, su yok, iletişim yok, ulaşım, dünyayla bağlantı yok. Açlık ve susuzluk ilçe genelinde baş göstermiş durumda. Ekmek ya da temel yaşamsal ihtiyaçları gidermek için evden bakkala çıkmak isteyen gençler, çocuklar taranıyor. Ya ciddi şekilde yaralanıyor ya da yaşamını yitiriyor.

Ne eczaneler açık ilaç temin edilebilecek, ne de yaralı tedavi edebilmek için hastaneye ulaşabilecek bir ambulans var.

Devlet Cizre'de yaşam, sağlık ve seyahat hakkını gasp etmiş durumda.

Cizre'deki durmuş halde olan sağlık hizmetiyle ilgili bilgi aldığımız TTB Merkez Konseyi üyesi Doktor Şeyhmus Gökalp, ilçedeki sağlık hakkı gasplarına dikkat çekerek şunları sıraladı:

-Cizre'de tüm eczaneler 7 gündür kapalı

-Ambulanslar tüm çağrılara rağmen yaralıları alamıyorlar

-Devlet hastanesinde 1 doktor tek kalmış durumda

-73 tane diyaliz hastası 7 gündür diyaliz makinasına giremiyor

-Kronik, tansiyonu, şekeri olan hastalar sağlık hizmeti alamıyorlar.

-Ölen sivillerin, çocukların cenazeleri evlerde bekletiliyor.

-Basından okuduğumuz kadarıyla 8 ölü var.

Bir yaralı hastaneye gidemiyor, ambulans mahalleye de sokulmuyor. Sağlık görevlileri hiçbir şekilde çalıştırılmıyor. Ya evden çıkamıyorlar ya da ilçeye gidemiyorlar.

Devlet hastanesinde sadece bir tane doktor kalmış durumda. Aşılamalar yapılamıyor, çöpler toplanmıyor.

Tek bir tane doktor Cizre Devlet Hastanesi'nde var, o da mahsur kalmış durumda. Çıkamıyor..."


Kaynak: ilerihaber.org

bozadi

#6
7 Eylül 2015

Cizre'de Polis Ekmek Almaya Çıkan Çocukları Taradı


Cizre'de ekmek almak için evinden çıkan 3 çocuk, zırhlı araçlardan polisler tarafından tarandı. 1'i ağır 3 çocuk yaralandı. Polis ablukasından kaynaklı yaralanan çocuklar hastaneye kaldırılamıyor.





Günlerdir AKP hükümetinin savaş konsepti kapsamında sokağa çıkma yasağının devam ettiği, polis ve askerler tarafından yurttaşların katledildiği Şırnak'ın Cizre ilçesinde evlerinden ekmek almaya çıkan 3 çocuk tarandı. Kale Mahallesi Kırmızı Medrese (Medresa Sor) yakınlarında bulunan evlerinden ekmek almak için çıkan 3 çocuk zırhlı araçlarca tarandı. Tarama soncu 1'i ağır 3 çocuk da yaralandı. Çocuklardan Murat Babayiğit (9), HDP milletvekillerinin aradığı ambulansla Cizre Devlet Hastanesi'ne kaldırılırken, Botan İmrağ ve ismi öğrenilemeyen bir çocuk evlere götürüldü. Olay yerine yakın bulunan ve polislerce olay yerine geçişleri engellenen HDP milletvekilleri Sibel Yiğitalp ve Mahmut Toğrul'un ambulansı aramalarına rağmen Acil Servis ekiplerinin "Can güvenliğimiz" diyerek gelmemeleri dikkat çekti.









Kaynak: caldiranajans.com



bozadi

#7
12 Eylül 2015

Cizre'de Öldürülen 70 Yaşındaki Mehmet Erdoğan Herkesi Ağlattı


Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasağı bu sabah itibariyle kaldırıldı. 8 gün boyunca abluka altında Cizre'de insanları insanlığından utandıran görüntüler gelmeye devam ediyor.




Cizre'de yaşanan bir insanlık trajedisi haberi daha geldi. Ekmek almaya giden 70 yaşındaki yaşlı adam, kafasından vurularak öldürüldü. Yaşlı adamın Cesedi, almaya gittiği ekmek dolu poşetle 3 gün boyunca sokakta kaldı.

Kent merkezinde yaşanan insanlık trajedisinin görüntüleri, sokağa çıkma yasağının sona ermesiyle gün yüzüne çıktı. Aç olan ailesi için ekmek almaya giden 70 yaşındaki Mehmet Erdoğan isimli yaşlı adam, keskin nişancıların hedefi oldu.  Ekmek almaya giden yaşlı adam, sokakta öldürüldü ve cesedi 3 gün boyunca sokakta kaldı. Ancak, yasa ve gözyaşlarına boğan bu trajedinin yani insanlık dramının ayrıntıları ise herkesin yüreğini dağladı. 3 boyunca cesedi sokakta kalan Mehmet Erdoğan'ın cesedi sokaktan kaldırıldı, fakat almaya gittiği ekmek poşeti ise sokakta duruyor ve bir dramın yaşandığını insanlara fısıldıyor.

Bu insanlık dramı ise şöyle meydana geliyor; Yaklaşık 3 gün önce akşam saatlerinde aç olan ailesi için ekmek almaya fırına giden 70 yaşındaki Mehmet Erdoğan, Mezbahane Sokak girişinde kafasından vuruluyor. Sokağa çıkma yasağının sürdüğü için cesedi 3 gün boyunca sokakta ve almaya gittiği ekmek dolu poşetle bekliyor. Sokağa çıkma yasağının bitmesinin ardından Mehmet Erdoğan'ın cesedi ekmek dolu poşetle kafasından vurulmuş halde bulundu. Cesedin başına gelen Cizre halkı gözyaşlarına boğuldu. Ceset sokaktan kaldırılırken, ekmek dolu poşet ise bir trajediyi anlatır gibi sokak ortasında duruyor.

Herkesi Yasa Boğan O Olayın Görüntüsü






Kaynak: anahaberim.com

bozadi

#8
Ülkenin Başbakanı'nın şeytani bir hayasızlıkla hiçbir sivil kayıp olmadığını söylediği Cizre'de bu son abluka sürecinde onlarca sivilin öldürüldüğü, çok sayıda sivilin yaralandığı, bunların pek çoğunun da bebek ve çocuk yaştaki bireyler olduğu biliniyor. Öldürmenin ve yaralamanın ötesinde, oradaki insanların hayatına açıkça tecavüz etti Devletin silahlı güçleri, PKK'yı bahane ederek. Global Şeytanların taşeronlar yoluyla devlet/ordu/polis mekanizmasını ne düzeyde kontrol edebildiğini görebilmek önemli. Hepimiz aynı oyunun içindeyiz.

bozadi

#9
HDP'nin Türkiye çapında demokratik bir harekete dönüşme çabası Devletin de, PKK'nın da hoşuna gitmedi hiç. Neden acaba?

bigsenfoni

#10
Sokaga cikma yasagi demek, sokaga ciktigin anda kanun disi olursun yada teröristlere provakasyon/saldiri  firsati verirsin demek...

Bu cocuklarin anasi babasi yok mu?Ben de 80\'li yillarda siki yönetimi yasadim aksam oldugu zaman zannedersem 17:00 den itibaren sokaga cikilmasi yasakti zamaninda annem cingeneler calar diye aksamlari eve sokardi...Suc kimde simdi! görevlerini büyük baskilar altinda yapan askerde mi? cocuklarina sahip cikmayan büyüklerde mi?Gerci bu haberlerin dogrulugu ayri bir konu ve su anda orasi ajan kayniyor!...isin boyutlar arasi konusuna girmek bile istiyorum.

Kalbiniz temiz gözünüz acik olsun
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#11
Ben konuyla ilgili görüşlerimi paylaşırken, pek çok medya organına birden yansıdığı şekliyle Şırnak Cizre'de sivil halk mensuplarının, çoluk çocuğun başına gelen olaylara dayandırıyorum bu görüş ve yorumlarımı. Ve bu olayların hemen hepsinin gerçekleştiğinden bir şüphe duymuyorum, çünkü bu haberleri pek çok farklı yayın organından birden okuyoruz ve devlet bir haftadır devam eden bu olaylarda öldüğü açıklanan, isimleri, fotoğrafları verilen insanlar için çıkıp da "hayır, onu bizim görevlilerimiz vurmadı/öldürmedi" diye bir açıklama yapmadı görebildiğim kadarıyla. Başbakan Davutoğlu'nun yukarıda alıntıladığım "toplu inkar" beyanı hariç olmak üzere. Bu beyanın düpedüz bir yalan olduğu bence apaçıktır. Manzara şudur: aralarında bebeklerin, çocukların, kadınların bulunduğu onlarca sivil devleti temsil eden askeri polis güçleri tarafından hiç de "mecbur" olunmadığı halde taranmış, vurulmuş, öldürülmüş, yaralanmışlardır ve bu düpedüz caniliktir. Sokağa çıkma yasağını ihlal etmenin cezasının keskin nişancılarca kurşunlanmak olması normal mi? Burada bir "canilik" olduğunu düşünüyorum ben. O insanların isterse hepsi terör örgütü PKK'nın sempatizanı olsunlar, o çocuklar, o kadın ve erkek bireyler sokağa çıktılar diye o şekilde canice öldürülmeyi hak ediyor olamazlar, öyle değil mi?

Eğer o olayların tamamının veya çoğunun aslında "hiç gerçekleşmediğini" veya devletin polisi tarafından öldürüldüğü veya yaralandığı söylenen bu insanların aslında devlet güçleri tarafından değil de örneğin PKK tarafından veya tam olarak bilmediğimiz üçüncü taraflarca vurulduklarını düşünüyorsan, bu konuda ortak bir anlayışa ulaşana kadar konunun geri kalan herhangi bir kısmını tartışmanın hiçbir manası yok sanırım.



bozadi

#12
İkimizin de ailesi CHP'ci olduğu halde ve örneğin geçen seçimde ikimiz de CHP'ye oy verdiğimiz halde, eşim ve ben bu seçimde HDP'ye oy verme kararı aldık. Ve elbette bunun nedeni Tayyip'in/AKP'nin de PKK'nın da HDP'nin son süreçteki politikasına karşı bir savaş açmış olması. Kısacası oyumuzu Selahattin'in son aylarda yoğunlaştırdığı ve hem AKP'ye hem de PKK'ya batan pozitif yönlü politikalarına veriyor olacağız.

CHP'nin barajı geçmek gibi bir sıkıntısı yok. Tayyip'in faşist başkanlık / padişahlık planlarının sekteye uğramasında geçen seçimde HDP'nin barajın üzerine çıkmasının ne kadar büyük bir rol oynadığını ve ardından Tayyip'in / AKP'nin gözü dönmek suretiyle kasten ve aceleyle PKK yılanının kuyruğuna basıp onlarca ailenin ciğerinin göz göre göre yakılmasını "sağladığını" izledik. Madem Selahattin öncülüğünde HDP'nin son politikaları ve başarıları Tayyip'in / AKP'nin şeytanlığını bu kadar ifşa edici bir etki yaptı, madem Şeytan gözü dönmüş gibi PKK'yı hortlatıp insanlara karşı sopa olarak kullanmaya başladı ve madem hem AKP yılanı hem de PKK yılanı HDP'nin son barışçıl açılımlarından bu kadar korktular, o HDP'yi, o Selahattin'i, o politikayı desteklemek de bizim için adeta zaruri oldu. Kimseye HDP'ye oy verin diye "propaganda" niyetiyle söylemiyorum bunu; ne gördüğümü, ne anladığımı, ne hissettiğimi paylaşmak istedim.

Tayyip / AKP artık belki de asla iflah olamayacak ve sürekli vurgu yaptığım gibi, Tayyip'in devlet imkanlarıyla özellikle son yıllarda teşebbüs ettiği şeyler Devlet üzerinden halka nasıl şeytanlık yapıldığının açık sineması haline geldi ve bunun çok değerli bir yönü olduğuna inanıyorum çünkü Tayyip K'ların, bir yönüyle Ra'nın ve Mouravieff gibi bazı bilginlerin tanımladığı şekliyle bir "ruhsuz" veya diğer bir ifadeyle henüz gerçek anlamda yüksek ruhsal merkezleri etkinleşmemiş biri ve o kadar cahilce, o kadar hırslı ve o kadar aptalca şeyler yapıyor ki bencil amaçlarına ulaşabilmek için, bunlar ülkemizin tarihi boyunca görülmemiş derecede halkı uyandırıcı etkiler yapıyor bence. Global Şeytanların ciddi şekilde kontrol altında bulundurduğu Devlet erkinin halka işkence etmek için, halkı sömürmek ve ezmek için nasıl kullanıldığını ortaya çıkarıyor. AKP şeytanlık yapıyor da diğer herhangi bir siyasi parti veya partiler sütten çıkmış ak kaşık değil bana göre. Özellikle ailece destekleyegeldiğimiz CHP'nin kendi geçmişinin son derece karanlık bazı dönemlerinde bu ülkede faşist devlet anlayışına son derece ciddi düzeylerde hizmet ettiğini düşünüyorum ve zaten AKP'nin halk tabanında bu kadar geniş bir destek bulmasında da CHP'nin geçmişindeki derin karanlıklarının çok büyük bir etkisi olduğundan şüphe duymuyorum. Şimdi CHP giderek dengelenirken, faşizm/şeytanlık koşusunda AKP açık ara önde. Ama AKP'nin başında "faydalı bir aptal" bulunuyor. Evet, şeytanlar için de faydalı bir aptal ama bence daha önce benzeri görülmemiş bir şekilde halkın çıkarları için de faydalı bir aptal Tayyip. Artık kim daha fazla yararlanabilirse. Ben AKP'nin iktidarda kalmasından da çok rahatsız olmam, daha fazla insanın uyandırılacağına yorarım. Yeter ki oldu bittiye getirip devleti faşist bir monarşiye dönüştüremesin. Ve HDP'nin son süreçte oynadığı rol tam da öyle sakat bir olasılığın azalmasını sağlamak oldu. Bkz. "Seni Başkan Yaptırmayacağız." Ve HDP bunu gayet demokratik bir yolla başardı. Ve sonra Tayyip AKP'sinin açıkça demokrasinin, insanlığın anasını bellemeye başlamasını izledik. Tayyip AKP'si gücü yetse kendisini desteklemeyen veya açıkça itiraz eden herkese aynı şeyi yapabilmek isterdi ama bunu yaptıktan sonra kendi götlerini tam güvenceye almaları icap eder ki, henüz o koşullara sahip değiller. O yüzden halk kitlelerinin patlamasını önleyecek sağlam gerekçelere ihtiyaçları var. İşte, uzunca zamandır şehirlere bomba yığmasına göz yumduklarını itiraf ettikleri PKK'yı "kullanarak" HDP tabanına karşı bunu yapıyorlar bu günlerde ve halkın tepkisini ölçüyorlar. Niyet, ileride bir gün bunu kendilerine karşı gelen herkese yapabilecekleri ve buna rağmen popolarının hiçbir tehdit altında olmayacağı koşullara erişmek.

maiterya

#13
Kasım seçimindede akp kazanmamalı,bu önlenemezse rejimi değiştirecekler o zaman yarım hitler yerine tam bir hitler dönemi gelebilir bu ülke buna layık değil.Hdp terörle arasına daha kesin çizgiler koymalı,birçok hdpli vekil teröristlere yardım götürürken yakalandı ,hdp türkiye partisi olmalı bu konuda  ciddi şüpheler var, bir ayağıyla demokratik kanallarda iken diğer ayağıyla teröristler arasında kalmamalı,o zaman pkk lı lar daha dürüsttür çünki ne yaptıkları neyi savundukları  açık belli derim,birde hdp küresel konsorsiyumdan yardım istememeli,pkk ve akp  küresel konsorsiyumdan yardım alarak görevini yapıyor,hdp ye çok iş düşüyor akp  hdp yi bakın bunlar terörist deyip barajın altına çekmeye çalışıyor ama hdp hakkında kürt olmayan hatta bir çok kürt vatandaşımızın aklında ciddi soru işaretleri var bunları gidermeli o zaman bende oyumu hdp ye verebilirim,geçen seçimlerde tayyipe karşı oldukaları için hdp ye oy veren vatandaşları kaybetmemeli.
 

bozadi

#14
HDP elbette henüz bir Türkiye partisi değil ama olma potansiyeli güçlenmeye başlayınca bu kadar olaylar çıktı ya zaten. Selahattin PKK'yı açıkça eleştiriyor "yanlış yapıyorsun" diye. Ve PKK Selahattin'in planlarından hiç hoşnut değil gibi görünüyor. Çünkü PKK da savaş endüstrisinden nemalanan karanlık bir örgüt büyük ölçüde. Global Kirli Savaş Ağalarından destek alıyor. ABD'den, İsrail'den vs. Elbette tüm örgütlerde / kurumlarda olduğu gibi "kompartmantalize" bir yapısı var K'ların ifadesiyle. Emir komuta zincirinde birbirini sorgulayamayan, birbirinden haberi bile olmayan parçaları var. Nitekim aynı şey TSK için de geçerli. Global Şeytanların sponsorluğunda TSK ile PKK arasında sayısız kanıtı ayyuka çıkan danışıklı dövüş de bu kurumların belirli kompartmanları arasında oluyor. Bu iki güç adına birbirleriyle çatışanlar çoğu durumda "patronlarından bazılarının" kimlikleri ve niyetleri hakkında doğru dürüst bir farkındalığa ve sorgulama cesaretine sahip değiller. PKK'yı yönetenler nasıl onun karanlıklarını sorgulayan Kürtlere karşı vahşice saldırıyorsa, TSK'yı güden mevkilerdeki yerleşik bazı derin güçler de aynı şekilde TSK'nın karanlıklarını sorgulayanlara aba altından sopayı gösteriyor.

Nasıl HDP'nin PKK'yla arasına bazı sınırlar çizmesi gerekiyorsa, bizim ülkemizin devletinin, ordusunun ve başka pek çok kurumunun da Global Şeytanlarla, yani Global Teröristlerle (ABD/CIA, İsrail/MOSSAD, NATO vs) arasına güçlü bazı çizgiler çizmesi gerekiyor ama bu konuda sicilleri hiç temiz değil ve bu AKP döneminde başlamış bir sorun değil.