Shamanic Force

Başlatan Tsunami, 12 Nisan 2009, 04:05:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tsunami

Cenk Sertdemir... O bir Şaman... Sibirya\'nin Tiva bölgesinde şamanlar tarafından yetistirilmis resmi Kurt Şamanı. Shamanic Force\'un uygulayicisi ve ayni zamanda egitimcisi. Kendi kaleminden Shamanic Force\'un ne oldugunu söyle anlatiyor:

SHAMANIC FORCE NEDİR?

Shamanic Force ingilizceden alınma bir deyimdir, ki bu da Doğanın Gücü anlamını taşır.
Doğanın Gücü'nü şöyle anlatmak mümkün:
Hepimiz doğanın bir parçasıyız ve böylece olağan üstü bir güce sahibiz. Her kim kendini bu hediyeye açarsa, mutlak mucizeler onu bekler.

Ağaçların, suyun, hayvanların, güneşin, dünyanın, rüzgarın, havanın dahi gücüne verilen isimdir.
Doğa da KOŞULSUZ sevgiyi görürüz.
Çünkü doğa her hangi şarttan dolayı ona sığınsak, yine de bizleri iyileştirmek ve yüceltmek için elinden geleni yapar.
Yapmak icin de tasarlanmıştır.
Yeşil şifanın rengidir. Bu da ağacların, otların ve sebzelerin neden yeşil olduğunu açıklar. Koşulsuz seviliyoruz. Ve doğaya uyum sağlamayı seçiyorsak, ki elimizde kalan bu kısıtlı zaman içersinde, koşulsuz sevmeği öğrenmemiz ŞART.
Koşulsuz sevgi en büyük şifadır.
Unutmayın ki... Tanrı bizi kendi sıfatından yarattı. Koşulsuz sevmenin daha uygun bir zamanı veya şartı YOK!


Cenk Sertdemir\'in sizlerle paylasmak istedigim yazilari var...
 

Tsunami

#1
Cok dogru yaklasimlari , isabetli tesbitleri ve bizi üzerinde düsünmeye itecek acilimlari var:

3 ÖNEMLILER

1.
Öncelikle kendi gerçeğini hiç kimse için saklamayacaksın. İster inansınlar, ister inanmasınlar. O onların seçeneği oluyor. Bazen aktardiğimiz gerçekler insanlara o kadar ters düşüyor ki, inanamıyorlar. Her kim için sen gerçeğini saklıyorsan o gerçek bir gün suyun yüzeyine çıkacaktır. Ve o zaman işte ,,sen çok değiştin" sözünü duyacaksınız. Tabi ki insan değişiyor. Ama bu kötüye gidiyor anlamını taşımıyor ki. İlişkimizde kendi gerçeğimizi söyleme isteği, karşımızdaki insana olan yakınlıktan ötürü oluşuyor. Ama o kişi ilişki düzeyini bir rutin olarak görüyorsa değişimi bir tehdit olarak algılar. Ama değişime direnen insanların hepsi hastalanmaktan başka bir yol izleyemiyor. Sebebi de kendi ruhlarının amacının yücelmek olduğunun farkındalığı içine girmek istemiyorlar. Rutin dışı, tehdit oluyor.
Buna karşı ne yapılmalı:
Insanları rahat bırakmalıyız ve onları gidişatlarıyla yanlız bırakmalıyız ki onlar da kendi gerçeklerine kavuşsunlar. Er yada geç bunu yapacaklardır ama burda sorun şu ki hiç bir şekilde buna kendileri izin vermiyorlar. Hayat yolculuktur. Ama bu yolu sürekli yürümek isteyen ve yorulup veya korkup geriye dönmek isteyenler arasında ikiye ayrılır.
Korku insanlara hastalıklar getirmiştir her zaman.Her zaman.
Başka birine yaranamama korkusu depresyona neden olur. Yanlızlık korkusu hiper tansyon yaratır. Sevgisiz kalma korkusu stres ve asabiyete yol açar. Asabiyet sadece içinde sıkışmış yardım çağrısıdır.
Her kim buna ,,doğru değil" derse, onun da korkusu bilgisiz kalmaktır. Bilgisizlik doğadan kopma anlamına gelir ve bu da en nihayetinde intahar hastalığını getirir.
Bu korkuları aşmaları gerekiyor. Peki bu durumda yardım edilemez mi? Hayır, edilemez.
Herkes kendi gözlerinden hayatı izlediği için kendi tecrübe ve deneyimlerinden yola çıkarak korkularını yenmeğe yada onların içinde boğulmayı seçecektir.

2.
Hiç bir zaman senden sevgi istenmedikçe vermeyeceksin. İstenmedikçe. Herşeyde olduğu gibi arz talep meselesi bu cünkü. Biz sevgi istemedikçe, kimse bize sevgi vermez. Biz bakkaldan ekmek istemedikçe adam bize ne vereceğini bilemez ve sadece öyle yüzümüze bakar durur. Biz evrenden istemedikçe evren bize bir şey göndermez. Biz Tanrıdan ,,istemedikçe" o bize istediğimizi vermez. ,,Sen kendin ne istediğini bilmiyorsun ki, ben nerden bileyim?" der Tanrı.
O nedenle kimseye istemedikçe sevgi, anlayış, şevkat yani "verici duygular" vermeye kalkmayın. Çünkü bu sizin verdiğiniz şeyin değerinin anlaşılmamasına yol açabilir. Hepimizin temel amacı tekrar Tanrı olmak. Bu durumda onu taklit etmemiz gerekiyor. ,,Benden istemezsen, vermem. Veremem çünkü böylece senin isteme özgürlüğünü elinden almış olurum ve bunu hiç bir zaman yapmayacağım."
İlişkinizi Tanrısal boyuta taşımak istiyorsanız, ki hepimiz kalbimizin derinliklerinde bunu isteriz, istenmedikçe bir şey vermeyin. Sevginizi hissettirin. Bunu nasıl yapacaksınız? Her isteğine ,,evet" diyerek.  Sevgi mi istiyor? Evet. Ayrılmak mı istiyor? Evet. Yanlız mı kalmak istiyor? Evet. Başka birinde daha mı mutlu olur? Evet.
Tanrı bize hep evet diyor. Bunu bizde söylemeliyiz. Sevgi hep evet demektir.
Bir ilişkide sevgilinizden ne kadar çok ,,hayır" kelimesini duyarsanız o kadar az seviliyorsunuzdur. Gerçek sevgi kişinin veya kendi başına bir şey gelebilir ,,korkusuyla" onun kişisel kararlarının yanlış olduğu imajını yaratmak değildir. Gerçek sevgi yapmak istediği herşeye bu ölüm bile olsa: evet demektir.

3.
Biri size ,,beni anlamıyorsun" yada ,, çok anlayışsızsın" dediğinde o kişiyi aslında tanımadığınız ortaya çıkıyor. Ama bu tanımama kötü bir sey mi? Hayır. Sadece ortada sevgi eksikliği vardır. Biliyorum, bu cümleler biraz tuhaf gelmiştir okuyanlara ama hemen açıklayacağım.
Biz bir insanı ne kadar çok tanıyorsak o kadar çok anlıyoruz, değil mi? ( ki aslında buna hiç gerek yok, çünkü sevgi her şartta ,,evet" der. Ama o mertebeyi kabulleneceğimiz farkındalığa erdiğimizde gerek kalmıyor)
Şimdi....
Anlayış bu durumda tanıma kavramıyla orantılı oluyor.
Peki tanıma kavramı neyle orantılı oluyor?
İlişkide olduğumuz kişinin kendisini ne kadar çok sevmesiyle orantılı.
Kendisini sevmesi şöyle açıklanabilir. Bir insan ne kadar kendini severse, o kadar kişiliğini,gerçeğini ve felsefesini açığa çikarır. Herhangi birinin onun hakkında ne düşündüğü, umrunda olmaz, çünkü o kendisini o kadar çok seviyordur ki, herkese kendi ışığını gösterme, ve kendisini neden bu kadar çok sevdiğini gösterme heycanından dolayı saklayamayacaktır.
Peki biz bu durumda ilişkimizde karşımızdaki insanı nasıl tanıyıp anlayış gösteririz?
O kendini ne kadar çok sevdiğini bize gösterirse, bizde onun gerçek kimliğini tanıyıp anlayış gösteririz. (ki bu da istediği herşeye "evet" demek oluyor.)
Başkasına (kim olursa olsun) yaranacağım diye, onun kisisel sevgi anlayışına sığacağım diye uğrasmaya devam edersek, kendimizi hiç bir zaman sevemeyeceğiz ve en nihayetinde kendimizi unutup, sürekli başkalarının sevgi anlayışına göre hareket edeceğiz. Onların sevgi anlayışlarına göre şekillenmeye başlayacağız. Bu da kendimizi, farkında olmadan, kasmaya ve sonuç itibariyla hastalanmaya itecektir.
Önce kendini sev ki, hastalanma. Hastalanmak demek kendi benliğini ilgisiz bırakmak demektir.

Cenk Sertdemir

 

ivrin

#2
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tsunami


Öncelikle kendi gerçeğini hiç kimse için saklamayacaksın. İster inansınlar, ister inanmasınlar. O onların seçeneği oluyor. Bazen aktardiğimiz gerçekler insanlara o kadar ters düşüyor ki, inanamıyorlar. Her kim için sen gerçeğini saklıyorsan o gerçek bir gün suyun yüzeyine çıkacaktır. Ve o zaman işte ,,sen çok değiştin" sözünü duyacaksınız. Tabi ki insan değişiyor. Ama bu kötüye gidiyor anlamını taşımıyor ki. İlişkimizde kendi gerçeğimizi söyleme isteği, karşımızdaki insana olan yakınlıktan ötürü oluşuyor. Ama o kişi ilişki düzeyini bir rutin olarak görüyorsa değişimi bir tehdit olarak algılar.


Sevgili melegim ne kadar güzel bir paylaşım bu ve içinde çok fazla kendimden parçalar buldum. Örneğin yukarıdaki paragrafta yazanları çok sıklıkla birebir yaşıyorum. Ben bende olanları şeffaf bir şekilde paylaştığım zaman, ya deli muamelesi görüyorum ya da "yalan söylüyorsun" deniyor. Özellikle Spiritüel yeteneklerim konusunda, benim geldiğim noktada olmayanlar için benim yaşadıklarım bir yalan oluyor. Hep ispatlamak durumunda kalıyorum, çünkü bunu yapmazsam da bu sefer sınamalara tabi tutuluyorum.

Bu bizim spiritüel alemdeki arkadaşlarımız arasında da var, bunların olabilirliğini bildikleri halde inanmıyorlar ve başlıyorlar dalga geçmeye.. gerçi ben onlara sevgiyle gülümsüyorum, fakat burada bu yazıyı görünce açıklama ihtiyacı hissettim. Çoğu bana, ben onlara kendi yaşam biçimimden ve uygulamalrımdan kareler aktarınca (ki durduk yerde yapmam bunu, ya sormuşlardır ya da içeriğinde evrensel bir mesaj vardır!)bana hemen "ohooo kızım sen olmuşsun, tamamsın(!) öyle güzel anlatıyorsun ki neredeyse inanacağız, biz de senelerdir bu spiritüel alemde cirit atıyoruz ama böyle yaşayamıyoruz" şeklinde örseleme çalışmaları oluyor. Ama inansalar da inanmasalar da bu benim yaşam tarzım! Dinginliğime kimseyi inandıramıyorum mesela, hemen herkes "sen bastırıyorsun tüm bunları sonra içinde kimbilir nasıl patlıyordur." ifadelerini kullanıyorlar. Söylüyorum işte; an'da sabitlenme ile başarıyorum, özümle tam ve bütün halde kalma çalışmalrıyla başarıyorum diyorum, ve bu çalışma huzur ve dinginlik için yeterli diyorum, bir ağaca bile dokunduğumda her şeye karşı nötrleniyorum diyorum çünkü evrenle bütünlüğümü o anda yaşıyorum." ama nafile dostlar, bir türlü inanmıyorlar, deneyimlemek yerine beni yargılamayı tercih ediyorlar. Oysaki sadece deneyimleseler anlattıklarımı ve biraz da emek verseler "ol(a)maz" dediklerini kendilerine kendileri ispatlayacaklar. En çok ta şu "düşünceleri bilmek, okumak" konusunda bu tavırları görüyorum, sırf beni yalancı çıkarmak için düşüncelerini inkar eden dostlara rastladım ben. Ama iki adım sonra bir şekilde ya bunları konuşurlarken yakalandılar bana ya da aynı düşünceleri sesli söylerlerken:)yakalandılar ve onlar da tatlı tatlı sevgiyle benim gülümsememe maruz kaldılar.

Bir de kalkıp ben evrensel mesajları -başkalarına hizmet- adına ortaya döktüğümde "aman sen her şeyi çok biliyorsun" tarzı cümlelerle geliyorlar. Şükür bu platformda bunları yaşamadık, burada bir ruh bütünlüğü içerisinde aktarımlarımızdan dersler alıyoruz. Ama bir çok alanda bunları yaşadım ve yaşamaya da devam ediyorum.

Ben bunları niye anlattım; dostlar her şey bizim için, diyelim ki karşımızdakinin anlattıkları bize yalan geliyor o halde içindeki dersi alın gersine karışmayın. Ben öyle yapıyorum birinin yalan söylediğini hissettiğimde "bu yalanla bana ne anlatılmak isteniyor?" tarafından olaya yaklaşıyorum, ve diyorum ki demek ki bunu yalanı duymam gerekmiş. Bakın mesela bir örnek vereyim; Düşüncelerini okuduğumda benden yalan ile bunu saklamaya çalışan bir dostum sayesinde ben artık düşüce okumayı kontrollü hale getridim. Çünkü farkettim ki, ben bunu istem dışı yaparken o kişinin şahsi alanına tecavüz etmiştim ve bu da bir özgür iradeye ihlaldi!.. En azından üzst-beninden izinsiz yapılmamalıydım. Bu benim için çok önemli bir dersti ve ben artık eskisi gibi kontrolsüz zihin dinlemiyorum.

Zaten o durum çok büyük bir handikaptır yani bunu kontrol edemediğinizde kalabalık ortamlara çıkamıyorsunuz:( bir sürü uğultu şeklinde insanı delirten düşünce kalıplarının saldırısı gibi geliyor insana. Ve ben bundan nasıl kurtulacağımın çarelerini arıyordum ama tabi daha o zamanlar bunu durdurmayı bilmiyordum. Şimdi şükür, benden -düşüncelerini okuduğum halde insanların yalanlarla bunu gizleme çalışmaları- sonrası, bunu durdurmak için neler yapabilirim konusunda araştırmalara sevk etti beni.

Yani buradan şu sonuç çıkıyor aslında, bize inanmayanlar da bizim için birer çözüm ya da ders olabiliyorlar. o yüzden bana inanmadıklarında onlara sevgiyle gülümseyerek bakıyorum ve "zamanı var onlar bir gün bu yetilerine kavuşacaklar" diye düşünüp anlatmam gerekenler en şefaf şekilde anlatmaya devam ediyorum ve kucak dolusu sevgilerimi yolluyorum onlara.

Ve hepinize de tabii ki canım meleklerim:)