düşünce atölyesi

Başlatan bozadi, 25 Kasım 2010, 20:30:19

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#15
Bence esas mesele ,düşünce dediğimiz şeyin ,bireysellikle, bütünsel  görüş ve anlayışının müştereken devrede olduğu mecburiyetler içinde ,evrensel gerçeklikleri de içine alan ve bilgilenme ile içindeki kapalı kapıları açan özelliği ile hayatımızı kapladığını anlamak,

Yani,
Kh yiz - bireysellikte yaşam için gerekenleri elde edip yaşamımızı sürdürmeliyiz

Bh yiz - bütünselliğin farkında olduğumuzdan (bütünün bir parçası olduğunu bilmek)

Dengelemeliyiz -Bu iki kutuptan bir tarafa fazla kaydığımızda, tekrar dengeye gelmek için oldukça zorluk çektiğimizi farkettiğimizden ,

Hayatımızı kaplayan şeyin düşünce olduğunu anlamak- Bütünsellikten parçalanıp bireysele kadar uzanan bu halin her bir bölümünü  anlama yolunda yapılan gayretin tümü..


bozadi

#16
Alıntı YapKh yiz - bireysellikte yaşam için gerekenleri elde edip yaşamımızı sürdürmeliyiz

kh kavramı, veya hayatımızdaki kh'liğimiz sadece bundan mı ibaret acaba? sanmıyorum.

kendi açımdan, şu an için şöyle bir ekleme yapmak isterim kh'liğimizle ilgili tespit çabasına:

"kendinin ve başkalarının pozitif gelişimine yönelik olmayan düşünce kalıplarına sahip olmak ve bu durumun (bu problemin) etkin bir şekilde farkında olmamak, görmezden gelme eğiliminde olmak."

evet, biliyorum, bu beni de kapsıyor, ama sadece beni değil.

bozadi

#17
yargılama amaçlı olarak da söylemiyorum bunu. sadece basit ve yaygın bir gerçeğin kabulüne doğru bir ilerleyiş isteği. yönelimimizin pozitife doğru olması çok şey fark ettirir evet. ama sonuçta hala ciddi oranda negativite içinde olduğumuzu, düşüncelerimizde, duygularımızda bu negativitenin çeşitli açık ve örtülü şekillerde mevcut olduğunu kabul etmek. dediğim gibi, bu yargılama amaçlı değil, yargılayıcılığın aksi yönünde.

Tgur

#18
Demin yana yakıla yazdığım bir yazım uçtu ,her neyse ,

Dengelemeliyiz dedim sayın kardeşim ,
Kh oluşumu üzerinde konuşurken bahsettiğiniz "farkında olmamak ,aldırmamak" unsurları kh nin aşırılık bölümleri,
işte onları dengelemek ve analize yönelmek düşünce olgusunu ortaya çıkarıyor,

Bu sefer düşüncenin fasit bir dairede mi yoksa helozoni bir döngüde mi karakterinden bahsetmek lazım,
Aslında ,fasit bir döngüde olan düşünsel faaliyeti söz konusu ettiğiniz kh aşırı faaliyetleri kapsamında görmeliyiz,

Tgur

#19
Ben de sizin gibi yapayım kısım kısım gönderme

Tgur

#20
Helozoni bir döngüdeki düşünce ,istenen bh hali ortaya çıkaran bir düşünce tarzıdır,

Bu sefer düşünülen hale davranışları adapte problemi ortaya çıkıyor ,
Yani iyi düşünüyorsan o güzel tavrı uygula..

bozadi

#21
:) "uçan" yazı için üzgünüm sevgili Tgur. hepimizin başına geliyor sanırım.

Alıntı Yapfasit bir döngüde olan düşünsel faaliyeti söz konusu ettiğiniz kh aşırı faaliyetleri kapsamında görmeliyiz

o fasit, aşırı kh faaliyetlerini hepimiz yapıyoruz diyorum ben de işte. :)

Tgur

#22
Bu da her zaman olamadığından ,kendini fani ve yetersiz bir kalıptaki insan formu maskesine saklanmak kolaylığı, kh nin aşırı bölümlerine dalmak oluyor ,zikzakların böyle sergilendiğiortam da düşünce faaliyetinin devrede olduğu anlamına geliyor ,

Tgur

#23
Neticede,
helezoni bir tavırda düşüncemizi rafineleştireceğiz ,yani bilgiyle zenginleştirip değişimin her haline adapte olabilen bir hale sokacağız ,gelinen bu yüksek farkında düşünce halini davranışlarımıza uygulamaya çalışacağız ,

En azından bunlarda başarı sağlayamazsak ,"maximaldekini alkışladığımız gibi ,dengeyi tutturabilmek adına, minimaldekini de yargılamıyacağız"


bozadi

#24
kısavadede birbirimizi anlama konusunda iletişimsel problemler yaşamamıza rağmen (en azından kendi adıma), orta ve uzunvadelerde bunları aşabileceğimize inanıyorum. hepimize sabır diliyorum.

sirera

#25
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Bozadi

bu alıntıda söylediklerini biraz daha açıklayabilir misin sevgili sirera? "konu" derken, "düşünce" konusu mu? sözcükler/söz dizimi derken, düşüncelerle ilgili olarak mı? o anlamdaysa, evet, düşünce kavramını 3. yoğunluk dil/sözdizimi cenderesi içinde ele almaya çalıştığımız zaman, çok sınırlayıcı, aşırı derecede sol beyin egemenliğinde, aşırı lineer, kalpten uzaklaşan, soğuk bir durum meydana gelir sanırım.
Evet sürekli analize yönelik bir alışkanlık var, parçalamaya bölmeye ayırmaya çalışarak anlamaya çalışıyor. Tüm olana bakılabilirse bir an istediğimiz sonuçların başka nedenlerden kaynaklandığını ve anlayamadığımız bir şekilde sonuçların bizi beklediğimiz bir geleceğe de yönlendirmediğini görebiliyoruz gibi. Bu durumda tüm olanın, bizim anlayamadığımız  bir denge içinde olduğunu söyleyebilir miyiz. Biz bu dengeyi sağlamak için gerekli aracılarız bedendeki hücreler gibi belki. Bir hücre kendi hücreliğini tanımaya başladığında ve izlediğinde ise farklılaşmaya başlıyor ancak bu farklılığı dile getirmek için sözcükleri bazen (çoğunlukla bazen)yeterli bulamayabiliyor. Bu konuda izlemeye başlayanın da güçlü bir bellekten destek alması şartı var ifade edebilmesi için. Burada kh devreye giriyor olabilir. İzlemek-anlamak isteyen benlik kendi içinde dışarıdaki bilgilerden ve kalıplardan bağımsız hareket etmek zorunda, kibir izleyiciye ihtiyaç duyarmış ya Kibir sanırım kalıp bir kh davranışı.  Bh ise uygulamada hizmete yönelik- paylaşım, destek, güven, umut gibi belirtilerle yolda. Ancak bu yolda içinde izlediği yolu unutmamalı, beklentisiz, arzusuz, irade hakimiyetli kalabilmeli. İyi olduğu için değil, değiştirmek için değil yolda olabilmek için belki de sadece. Dünyada ve diğer kürelerde bu yolda huzur-denge olabildiğince yükselmek ve tüm olana bağlanmak istiyor olmalı. Bir olana. Ve bu her yapı için her karakter her kişi için farklı farklı. Tüm olan kuşkusuz muazzam ve tam, izlemeye gönlü olmayan, işin içinden çıkamayan pes eden, havlu atan ya kendine ciddi hasarlar veriyor ya da ölmeden bu işi çözeceğinin beklentisiyle arayıp duruyor. Bir hikaye vardı sincap deliler gibi meşe palamutu istiyor, meşe palamutu topluyor bir on-yüz-bin yıllık meşe palamutunun yanında uykuda ve daha ne kadar meşe palamutu toplayacağını düşünüyor. Bu hikayeyi hatırlayabilmek için bir kutunun yanına minik bir sincap koydum yanında onun kadar minik bir kutu var, kutunun içi meşe palamutu doluymuş. Açarsanız boş olduğunu görüyorsunuz. Orada düşler var. Sincap meşe palamutu var sanıyor.
Koyun kendini aslan-kaplan sanıyor, büyücü çit yapmak için tembel ve cimri, koyun habire kaçıyor :) Evet ben de negatifim. Ohh bee.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#26
Alıntı YapEvet sürekli analize yönelik bir alışkanlık var, parçalamaya bölmeye ayırmaya çalışarak anlamaya çalışıyor.

problemlerimizin, dertlerimizin çözümüne hizmet ettiği sürece ne analizde, ne de başka herhangi bir sol beyin faaliyetinde bir sorun olduğunu/olacağını sanmıyorum.

temel derdimizin, dertlerimizin ne olduğu konusundaki görüşlerimizi paylaşmaya ihtiyacımız var belki de.

Alıntı YapTüm olana bakılabilirse bir an istediğimiz sonuçların başka nedenlerden kaynaklandığını ve anlayamadığımız bir şekilde sonuçların bizi beklediğimiz bir geleceğe de yönlendirmediğini görebiliyoruz gibi.

evet, biraz boşa kürek çekme algısı/korkusu (ve gerçeği) hepimimiz için azımsanamayacak oranda söz konusu sanırım. ama çözülemeyecek birşey değil.

burada temel olarak itiraf edilmesi gereken bir realite şu bence: pek çok zaman kendi en yüksek çıkarımıza düşünemiyoruz/düşünmüyoruz. dolayısıyla sorunlarımızı çözemiyoruz/çözmüyoruz. bundan korkuyoruz belki de. sorunlarımızın çözülmesinden.

Alıntı YapBu durumda tüm olanın, bizim anlayamadığımız bir denge içinde olduğunu söyleyebilir miyiz.

evet, "tüm olan"ın bizim genellikle pek anlayamadığımız ve pek de umursamadığımız bir denge içinde olduğu genel olarak güvenle iddia edilebilecek birşey gibi görünüyor.

Alıntı YapBiz bu dengeyi sağlamak için gerekli aracılarız bedendeki hücreler gibi belki.

evet, bunun bir doğruluğu olduğunu düşünüyorum. ama biz problemlerimizi çözersek tanrının dengesi bozulmaz herhalde (ne de problemlerimizi çözmezsek). ve bizim tanrının dengesini sağlamasına yardımcı olmak gibi bir misyon üstlenmemiz gerektiğini sanmıyorum. biz ancak kendimizden sorumluyuz. ve tüm yapmaya çalıştığımız kendimizi, davranışlarımızı anlamak/çözmek. son derece ilkel anlamda. neden kendimizin ve birbirimizin iyiliğini isteyemiyoruz nitelikli ve istikrarlı bir şekilde?

Alıntı YapKibir sanırım kalıp bir kh davranışı.

hayır, kibir bir bh davranışı. yo, şakaydı.

Alıntı YapAncak bu yolda içinde izlediği yolu unutmamalı, beklentisiz, arzusuz, irade hakimiyetli kalabilmeli.
sorunlarımızı çözmeye yönelik arzu eğer kh'yse, yine de kh'nin bh'ye en yakın tarafındadır sanırım ve çoğu zaman bizim seviyemizin biraz üzerinde kalıyor diye düşünüyorum, kabul etmek çok zor olsa da. ama hiç ümitsiz değilim ne kendimle, ne de başkalarıyla ilgili olarak.

hepimiz ciddi oranda negatifiz. ama dünyanın geneline göre yine de daha iyi, daha yüksek durumdayız psişik olarak bence. bizi ilerlemeye motive edecek olan şey sadece şimdi ve buradaki sade, temel gerçek sorunlarımızı tespit etme ve çözme yönündeki samimi arzu ve çabadır. kh'liğimiz bunu yapmamızı karmaşıklaştırıyor. bh'ye yönelim irademiz ise bu doğal çabayı asla bırakmıyor.

sirera

#27
Kibir, bir başkası olduğu algısıyla ilgili bir duygu-davranış-denetleme mekanizması olarak da tanımlanabilir. Bu nedenle verdiği hizmet bh dir de düşündüğüm olmuştur. Bu nedenle yaptığınız şakanın şaka olmadığını okuduğumdaki an yaşanan şaşkınlığım hoşuma gitti. Analiz etmeye çalışan zihin en küçük minicik bir parçayı parçalara ayıra ayıra çözmeye çalışarak karmaşaya giriyor evet dertlerin çözümüne hizmet ederken faydası olmayabiliyor da. Bunu hastalanan birinin hastalığını çözmeye çalışan sık kullanılan- alıştırılan-kabul ettirilmeye çalışılan ilimin hastayı hasta olan parçası olarak kabul edip tedavi eden yöntemlerde görebiliriz. Yine de hizmet hizmettir denebilir. Ancak unutulan unutturulan bir olanı hatırlamaya başladığımızda, bu hizmetin, insanın sermayeye olan hizmeti ile de sıkı bir bağlantısı olduğu görülebilir.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bozadi

#28
önemli bazı değişim-dönüşümlere yaklaştıkça, kendi içsel statükomuz veya statükolarımız da sarsıntılara uğruyor. ayrıca bu kaosu fırsat bilen üst seviye negatif varlıklar da psişik saldırılarını arttırıyorlar doğal olarak. bu saldıları tesirlerinden kendimin muaf olmadığını çok iyi gözlemleyebiliyorum. ama herşeyin kendi içinde bazı dengeleri var. sabırla hepimizin kazanacak çok şeyi olduğuna inanıyorum.

ortak hareket ve dayanışma gücümüzü arttırmak için ortak bir eğitim-gelişim süreci geliştirebileceğimize inanıyorum. bununla ilgili fikirlerim olgunlaştıkça sizlerle paylaşmak isteyeceğim. gerçekten çok umutluyum. saldırı faktörü her zaman akılda bulundurulması gereken birşey. her zaman mümkün olduğunca hazırlıklı olunması, işaretlerin, enerjilerin okunması ve buna karşı bir direnç ve mümkün olan en az hasar ve en fazla gelişim-değişimle bunları atlatma mekanizması geliştirilmesi gerekiyor. ayrıca her türlü saldırı, kendi bilincimizdeki açıkların farkına varmamızı sağladığı için, büyük de bir fırsat sunuyor. saldırı altında olduğumuzda en çok hangi olumsuzlukları deneyimliyorsak (tabi o anda bunu düşünmek kolay olmuyor ama...), o alanlarda geliştirmemiz gereken problemli düşünce kalıplarına sahip olabiliriz. her konuda olduğu gibi bu konuda da giderek birbirimize yapıcı bir şekilde yardımcı olabilmenin yollarını geliştirebileceğimize inanıyorum.

allah 4kh'yi bildiği gibi yapsın :)

bozadi

#29
bayağıdır aklımda dolaşan çok basit ama bir o kadar da karmaşık bir konu. herkesin de aklında, kalbinde sürekli dolaşan birşey bir şekilde, ama belki şimdi üzerinde daha doğrudan bir şekilde düşünebiliriz. bir gerçeği hatırlamak gibi.

bizim ve bizim gibi milyarlarcasının gözleri önüne serilen bu 3. yoğunluk dünya hayatı realitesinin bizi ciddi oranda körleştirdiği bir gerçekliği hatırlamaya ve bu konuda dayanışmaya adanmak.

hayatımız diye yaşıyor göründüğümüz şeyin ciddi ölçüdeki sahteliğine (sahte yönüne) yavaşça uyanmayla ilgili.

neresinden başlamak, nasıl girmek lazım konuya çok iyi düşünemiyorum. çeşitli mesajlarda adım adım meseleyi tanımlamaya çalışacağım ve sizlerin de olası görüş ve önerileriyle umarım süreç kolaylaşır. çeşitli hatalar yaparak ilerlemek pahasına, tanımlamak/hatırlatmak istediğim şeyi parça parça tanımlamaya çalışmaya başlıyorum, aşırı ciddiye alınmaması gerektiğini, sadece üzerinde hep birlikte sakince düşünülebilecek bir fikir olduğunu vurgulayarak.

birbirimizin ruhen gerçekten hasta, yaralı diye tanımlayacağımız etkiler altında olduğunu bildiğimiz halde, tüm varlığımızla birbirimizi iyileştirmeye adanmayan bir şekilde yaşıyor olmamız, bu hayatın sahteliğine, negatifliğine ikna ediyor beni. dışarıdaki dünya, yani "ekono-sosyal düzen" hepimiz için ne kadar ciddi, ne kadar önemli, ne kadar vazgeçilmez görünüyor. biraz da "mecburi" görünüyor. bu mecburiyet ve ego yönümüz (ikisi etkileşimli), bizi ciddi zararlara uğratan koşulların farkına varıp gerekli çözümleri uygulamamızı çok zorlaştırdı, zorlaştırmaya devam ediyor.

insanın ne kadar büyük potansiyellere sahip olduğunu, aslında ne kadar güçlü bir varlık olduğunu, nihayetinde tanrı olduğunu okuruz, söyleriz. bence doğru bu ve var olan herşey için de geçerli. ama hayat diye tanımladığımız bu mevcut ekono-sosyal düzen içinde bir de bakarız ki, o güç boğuldukça boğuluyor, kayboldukça kayboluyor.

boşverelim tanrısal erkimizi ortaya koymayı, kendimizden, diğerlerinden, hayattan, herşeyden nefret etmemize neden olan durumlara düşeriz. ne büyük çelişki, ne büyük karmaşa ve acı. ama tüm bu verimsizliğe, kısırlığa rağmen, kendimizde ve aslında herkeste potansiyel olarak bulunan ilahi güçten ilham alarak devam ederiz yaşama.

aramızda öncelik vermeyi deneyebileceğimiz birşey önereceğim. bir bakış açısı. ama bunun bir anda tam takır uygulamaya geçirilmesinin mümkün olmadığını düşündüğümü de belirteyim. hatta kabullenmesi çok zor bazı durumlarla yüzleşme gerektirebilir ve bu bir anda mümkün olmayabilir. benim için de değil nitekim. dediğim gibi, sadece üzerinde düşünmeyi, eleştirmeye başlamamızı öneriyorum.

insanlık tarihini ve bugününü düşünecek olursak, genetiğimizde, bilincimizde ne kadar çok korkutucu malzeme olduğunu anlamamız zor değildir. çocukluktan itibaren bu dünyada korkacak ve görmezden gelmeye alışmaya mecbur kalacak derecede güçlü ve hakim pek çok negatif şey olduğunu öğreniriz. korkarız, travmaya uğrarız ve birşey yokmuş gibi devam etmek zorunda kalırız yaralarımızla. şahsen biz bu tür deneyimlerle çok ezilmesek bile, etrafımızda ezen ve ezilen şeylerin yoğunluğundan etkilenmemek, psişik bir tür cehennemde yaşadığımızı görmemek, algılamamak mümkün değildir. ve garip bir şekilde insanların bu durum karşısında herşey tamamen normalmiş gibi korkunç bir duyarsızlıkla olağan kaçak hayatlarını sürdürüyor olmaları trajiktir. "duyarsızlık" dediğim şeyin nispi bir olumlu yönü vardır aslında; sürekli ah-vah ederek yaşayacak halimiz yok. madem bir düzen (yani o düzenin efendileri) bizim sürekli korku, endişe, travma, boyun eğme, acizliği (tanrı olmadığını) kabullenme halinde kalmamızı istiyor, herşeye rağmen olumlu, iyimser, pozitif bir duygu-düşünce halini yakalamak ve bunu paylaşmaya çalışmak elbette psişemize nefes aldırıyor olmalı. yaşanan duruma karşı dolaylı ve çok değerli bir çözüm veya tedbir şekli olabilir bu. ama kabul edelim ki, "doğrudanlık" eksikliği vardır. meseleyi doğrudan ele almayan ve çözümü için doğrudan öneriler ortaya koymayan bir tutumdur, tüm yeri doldurulmaz değerine rağmen. ve eğer o doğrudanlıkla ilişki kurmazsa, giderek sadece uyuşturucu bir etki yapmaya başlaması kaçınılmaz hale gelecektir.

ben de meseleyi en doğrudan şekilde ele alıyor olamayacağım muhtemelen ama buna yönelik birşeyi hatırlatmaya çalışıyorum diye düşünüyorum: biz ve sevdiklerimiz acı çekiyoruz bu yaygın/hakim hayat biçiminde. hem de çok. ama acıyı esas zorlu hale getiren şey bu acıyı, bu travmayı yaratmaya niyetlenen güçlerin faaliyetleri değil, bizim neredeyse böyle bir mesele yokmuş gibi, bu derin problemin/tehdidin farkındalığını merkeze almayan yaşamlar yaşıyor olmamız ve bunun neticesinde doğal olarak problemin çözümünün sürekli erteleneceğini ve belki de derinleşeceğini seziyor olmamız. eğer bizlerin bölünmesinden, güçsüzleşmesinden, acizleşmesinden gıdalanan kh güçleri faaliyetlerini o veya bu nedenle durdurmaya karar veriyor olsaydı, dolaylı çözümler, görmezden gelmeler, sadece pozitife odaklanma çabası işe yarayabilirdi ama hiç de öyle bir durum yok. yani negatif güçler dünya popülasyonunun genel durumunu çok elverişli buluyor gibi görünüyor kendileri açısından.

bu bölücü, parçalayıcı güç o kadar geniş bir şekilde sarıyor ki dört bir yanımızı, onu hayat sanıyoruz veya sanmak zorunda hissediyoruz. o bölücü güç sadece devlet, ordu, din, şirketler, yeraltı-yerüstü organizasyonlar vs değil veya sadece bunlar üzerinden çalışmıyor. o güç biziz aynı zamanda. o bölücü güç her birimizin içinde de mevcut o veya bu ölçüde. bu gerçeğin gözardı edilmemesi gerekiyor. sahip olabileceğimiz tüm iyiniyetlere rağmen, kendimizi püripak pozitif varlık sanmamız çok büyük bir hata olur ve kendimizi aşırı negatif şekillerde yargılamamıza neden olacak durumlara sürükleyebilir. hem pozitif, hem negatif potansiyellerimiz olduğunu ve bu hayat biçimi içinde ikisine de çeşitli şekillerde ve derecelerde yatırımlar yapmış olduğumuzu anlamamız gerekiyor. bölünmüşlük böyle birşey biraz da. günlük bilinç düzeyinde farkında olarak veya olmayarak çok farklı yönlere çıkan farklı hayat biçimlerine yatırım yapmak ve dolayısıyla da ilerleme kaydedememek.

yapılabilecek en güzel yatırım, insana yatırımdır derler. madem her birimiz aslında tanrının kendisiyiz, ama bir şekilde bu potansiyelin ciddi oranda tıkandığı hallere düşmüşüz, kendimiz için yapabileceğimiz en güzel yatırımlardan biri, birlikte yaşadığımız, etkileştiğimiz insanların yaralı psişesinin iyileşmesine ve bireyin tanrısal özüyle tekrar etkili bir bağlantı kurmasına yardımcı olmaktır. çünkü pozitif eğilimde bu vardır. kendi daha yaralı olsa bile birlikte yaşadığı insanların yaralarını iyileştirme güdüsü. bir grup içindeki insanların her biri bu güdüyle hareket ettiğinde, o gruptaki herkesin mümkün olan en güçlü, sağlam ve dengeli şekilde şifalanma sürecine girmesi, böylece bunu diğerleriyle giderek daha etkili şekilde paylaşması kaçınılmaz olacaktır.

hayatımızda bunu geciktiren veya engelleyen faktörler çok çeşitli. psişik olarak kendimizin ve birbirimizin yaralı/hasta bir durumda olduğumuzu görmezden geliş bunun en büyük nedenlerinden biri. bizi giderek daha fazla hastalatmaya/yaralamaya adanmış bir düzen içinde yaşadığımız gerçeğini görmezden geliş de var. suçlama ve suçluluk duygusu veya kendine ve başkalarına karşı derin güvensizlik bir diğeri. dünyada gözlerimizin önüne serilen ekono-sosyal düzenin sunduğu şeylere veya bunlarla ilişkili hedeflere ulaşmaya yönelik güçlü arzular, o düzen içinde güç ve prestij sahibi olma arzusu bir diğeri. sonuçta kendimizi ciddi bir acizlik içinde buluyoruz.

bu düzenin, bu hayat biçiminin sahteliğini, bizi uyutuculuğunu anlamamızı sağlayacak farkındalıklardan biri bu. hepimiz, tanrının bir parçası olma bilincimizin ve bunun sağladığı potansiyel olarak sınırsız enerjinin, sevginin, çözüm gücünün önünü tıkayan, bunun farkındalığını yitirmemize neden olan derin korku ve endişeler, travmalar, kendini uyuşturma halleri içinde olduğumuzu bildiğimiz halde, varlığımızı, hayatımızı bu meselenin farkındalığına ve çözümüne adamıyoruz. düzen ve o düzenin şekillendirmesine büyük ölçüde uygun yaşayan toplum tarafından ciddi ölçüde uyuşturulmuş, hipnotize edilmiş durumdayız. düzen sürekli tüm dikkatimizi üzerinde topluyor, kendimizin ve birbirimizin psişik hastalığını, yaralılığını, bölünmüşlüğünü, korkularını, travmalarını büyük ölçüde görmezden gelmemize neden oluyor, bunlara yönelik doğrudan bir tavır almamızı, hayatımızı öncelikle buna adamamızı sürekli erteletiyor ve zorlaştırıyor.

dediğim gibi, elbette bu görüşlerde çeşitli eksik ve yanlışlar olabilir. tanımlamalarımı sürdürme sürecinde olası yanlış ve eksik noktaları görmeyi, bunları gidermeyi umuyorum.