Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Kitap Önerileriniz

Başlatan Pınar, 01 Nisan 2009, 05:25:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Pınar

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus


Tiano

Isigin_Savascisinin_El_Kitabi_-_Paulo_Coelho

Mevlana-Fihi_Ma-fih

Chislane_D._Martel_-_Ben_Enerjiyim

Lucretius_Carus-Varligin_Yapisi

Nietzsche-Boyle_Buyurdu_Zerdust

Simyac__305_-Paulo_Coelho.pdf
 

Tiversonus

#3
Pleiades Öğretileri 1 ve 2

Barbara Marciniak




Mordevrim

#4
Herhangi bir download linki veremiyorum ama aşağıdaki 10 kitap bazı internet sitelerince "En İyi 10 Spiritüel Kitap" olarak geçiyor. Elbette herkesin algısı farklı olduğu için seçimleri de farklıdır. Ben hiçbir yorumda bulunmadan bu 10 kitabı belki yardımcı olabilir düşüncesiyle aşağıya sıralıyorum:

1) Atlıkarıncada Bir Tur Daha – Tiziano Terzani (Merkez Kitaplar)

 Spiritüel alemin en iyi kitabı, aslında çoğunun adını ilk defa duyacakları için biraz da sürpriz bir kitap. Yazarı "Bu kitap nasılsa ulaşması gerekenlere ulaşacaktır" diyerek kitabın reklamının yapılmasını reddetmiş ve gerçekten de fısıltı gazetesiyle kitap, hiç reklam çok satanlar listesinde 1 numaraya oturmuş. Ülkemizde nerdeyse hiç bilinmeyen "Atlıkarıncada Bir Tur Daha" muhteşem bir bilgelik kitabı, ama aynı zamanda doğu öğretilerinin ve tıbbının, kapitalizm ve küreselleşmenin elinde ne hale dönüştüğünü gösteren ve spiritüel konuları meslek edinmişlere gayet oturaklı eleştiriler de yönelten bir eser. Kitap, spiritüelliğin en zorlandığı alan olan ruhu akılla birleştirmek konusunu da başarıyla gerçekleştirmiş bir insanın öz-yaşam öyküsü.

Hikaye, Terzani'nin kansere yakalandığını öğrenmesi ile başlıyor ve onun kanserine çare ararken yaptığı yolcuğu anlatıyor. Öyle bir yolculuk ki bu, Amerika'dan Tibet'e, Tayland'dan Himalayalar, Hindistan'dan Hong Kong'a kadar uzanıyor. Kah New York'te ultra modern bir hastanede oluyoruz onunla, kah Hindistan'da sefil bir köyde veya Tibet'te bir tapınakta... Reiki, yoga, ayurveda, homeopati, zihnin gücü, doktorlar, şifacılar, ermişler, şarlatanlar, umut tacirleri, bilgeler ... Geleneksel tıbbın nabzında ve klasik tıbbın büyütecinde bir "insan"ın gerçek yolcuğunu okuyoruz 680 sayfalık bu kitapta.


2) The Secret – Rhonda Bryne (Mia-OWO Yayınları)

Bir tarafta bu kitabı "hayatımı değiştirdi" deyip başının üzerinde gezdirenler, diğer tarafta yerin dibine batırıp, "enayi avcısı" diye dalga geçenler... Siz her iki tarafa da aldırmayın ve önyargılardan arınmış şekilde okuyun "The Secret"ı. Binlerce yıldır çeşitli kaynaklarda yer alan bilgileri derleyip, sadeleştirerek ve örneklendirerek anlatan ve başarısını da bu sadeliğine borçlu "hayat değiştirebilecek" bir eser. İçinde "yeni" bir bilgi barındırmıyor, fakat mevcutları öyle güzel sunuyor ki bugüne kadar "aynı" bilgileri defalarca okuduğu halde hayatında uygulayamayanlar için bir nev'i eylem kitabı niteliğine bürünüyor. Diğer yandan eleştirilebilecek yanları da mevcut elbette, ama siz kopan fırtınalara aldırmadan kitabın özünü almaya ve "çekim yasası"nı işleyişini kavramaya bakın.

3) Martı - Richard Bach (Epsilon Yayınevi)

 Richard Bach'ın birçok kitabı bu listede rahatlıkla yer alabilir. Fakat tabii ki içlerinden birini seçelim dersek, en önce "Martı" gelir. Günlerini teknelerden kendilerine atılacak yiyecek artıklarını bekleyerek harcayan binlerce martının arasından birisi, Jonathan Livingstone'nun kendini buluş hikayesi bu. "Ben aslında kimim?" sorusuyla başlayıp, en yakınlarının engelleme çabalarına rağmen vazgeçmeyen ve sonunda kendisinin, kendisine öğretilenden çok daha fazlası olduğunu öğrenen ve öğreten bir martının enfes hikayesi. Bir martının karakterinde, insanın kendini keşfetmesinin de hikayesi. (Halen hayatımdaki birçok adımda, özellikle de engellenmeye çalıştığım noktalarda Jonathan'ın nasıl davrandığı aklımdadır...) Bir defa okumak yetmez, defalarca okunmalı.


4) Işığın Savaşçısının El Kitabı - Paulo Coelho (Can Yayınları)

Ben sevmem öyle "ışık işçisi, ışık savaşçısı, ışık böcüğü..." gibi sıfatları amma velakin yine bir diğer enfes spiritüel romanın, "Simyacı"nın yazarı Paulo Coelho'nun bu kitabında "Işık Savaşçısı" kavramı bambaşka. O, esasında "Kamil İnsan" olarak nitelendirebileceğimiz insanın el kitabını yazmış ve hiç de öyle "elele toplaşıp, barış şarkıları söyleyip, nameste çekip, dünyayı ışığımızla kurtaralım" diyen uçmuş tipler gelmesin "Işık Savaşçısı" denilince aklınıza. Gerçekten "yaşayan insan"ın rehberi bu ki, hayatta mutluluklar olduğu kadar, kan ve gözyaşının da olduğunu kabul eden, ayakları dünya üzerine sağlam basan ve yüreğini, aklı ve ruhuyla bir etmiş insanların rehberi bu. Eğer mesajlarını tüm varlığıyla hissedebilirseniz, hayatınızı birebir etkileyecek bir kitap, ama diğer türlü "ay ne güzel bilgiler var, hemen arkadaşlarımı ileteyim" deyip harcarsınız, sonra da evinize gelen arkadaşlarınıza kitaplığınızı gösterdiğinizde "ay ne güzel kitaptır o" deyip, varlığını unutursunuz. Seçim sizin...


5) Yuvaya Yolculuk – Kryon (Akaşa Yayınları)

 Kryon tıpkı Ramtha örneğinde olduğu gibi, bir medyum aracılığı ile (Lee Carroll adı) bilgi aktaran bir varlık. 1989'dan beri dünyanın çeşitli bölgelerinde celseler halinde bilgiler aktarıyor. Yalnız güzel niyetlerle başlayan faaliyetlerin içine zamanla para, pazarlama, iktidar ilişkileri gibi faktörler girince olanlar, Kryon'un da gözümdeki güvenilirliğini azaltmış etkenler. Ama ne olursa olsun, tüm celseleri, bilgileri vs. bir yana; bu roman bir yana. Esasında Kryon öğretisinin özü de bu romanda ve hiç de öyle burun kıvrılacak bir öğreti değil bu.
Kitap, Michael Thomas adlı bir adamın hikayesini anlatıyor. Amcam birçoğumuz gibi hayatından mutsuz ve artık ölmeyi isteme noktasına gelmiş. Derken hayat ona bir "hediye" sunuyor ve evine giren bir hırsız, Michael'ı bir güzel dövüp hastanelik ediyor ve işte o noktada Michael'ın içsel yolculuğu başlıyor. Sonrasında ise hayatınızda size yardımcı olacak birçok harika benzetmeler ve örneklerle dolu enfes bir öykü. Kryon'un başka kitaplarını okumaya niyetiniz olmasa bile, bunu mutlaka ama mutlaka okuyun.


6) Tanrı ile Sohbet Serisi, Neale Donald Walsch (Ötesi Yayınları)

 Hayatımda çok sıkıntıda olduğum bir dönemde rastlamıştım bu kitaba. Ev arkadaşlarımın evi aniden terk edip beni yüksek bir kirayla baş başa bırakmışlardı ve ödenmemiş bir sürü fatura bekliyordu.  Yine üzerine binen sıkıntılar da vardı ve ben ne yapacağımı bilmez halde geziniyordum. Derken bu kitabı gördüm ve öyle de umarsamaz bir ifadeyle açtım. Karşımda şuna benzer bir soru vardı: "Tanrım, evde ödenecek o kadar fatura ve bir de kira beni beklerken, sen hala nasıl kendi gücünü keşfet diyebiliyorsun?". Soruyu görünce kalakalmıştım ve daha sonradan defalarca deneyimleyip öğreneceğim üzere bu kitabın, aklınızdaki sorulara yanıt verebilme gibi bir ilginç özelliği vardı. Evet, çok ilginç ama mesela cidden yanıtını istediğiniz bir soru aklınızdan geçirin ve rastgele bir sayfayı açın, bakın bakalım ne göreceksiniz. Hatta bir gün bir arkadaşım bana "Hasan, ya biz bunları uyduruyorsak, ya bu kitabı açıp yanıtları almamız bir tesadüfse" dedi ve ben de rastgele bir sayfayı açtım, aynen şunlar yazıyordu: "Tüm bunları, bu yaşadıklarınızı kendinizin uydurması sanıyorsanız, beni aşağı çekersiniz".
Daha ne diyebilirim ki, biz o gün ağlamaktan bir hal olmuştuk. Tabii yanlış anlaşılmasın büyülü bir kitap değil bu. İşin sırrı, kitabın içinde geçen "siz bir soruyu sorunun yanıtını gerçekten isteyin, size yanıtı mutlaka bir filmle ya da bir şarkıyla ya da bir kitapla... mutlaka gelecektir" cümlesinde yatıyor. Yazarın, kendi yüksekbenliğiyle (ya da içsel ses, ya da Tanrı artık ne ad verirseniz) sohbetleri diye nitelendirebileceğimiz bu kitap da o kadar geniş kapsamlı ki içinde sorularınıza mutlaka bir yanıt bulabilirsiniz.


7) Dokuz Kehanet ve Onuncu Kehanet (Altın Kitaplar)

 Yakın zaman içinde filmini de izlediğimiz "Dokuz Kehanet" ve devamı "Onuncu Kehanet", ben de dahil olmak üzere birçokları için spiritüel bilgilerle tanışma kitabı olmuştur. Mayalardan kalan gizemli bilgilerin peşinde koşan kahramanımızın yolculuğu, kitaba sanki ilk başlarda bir "İndiana Jones"muş muamelesi yaptırsa da, okumaya başlayıp bilgilerle karşılaştığınızda kendinize ve hayata yeni bakış açıları kazandıran bir başyapıtla karşı karşıya olduğunu hissedersiniz. Zaten bunu hisseden çok kişi olduğu için de kitap, hemen herkesin "en iyi 10"unun içinde ve filmi çevriliyor. Devamı olan "Onuncu Kehanet" ise ilk kitaptan da iyi. Okurken içerdiği bilgilerin enerjisinden başım dönmüştü diyeyim siz anlayın. Hele ilk kitapta aşkı anlatan bir bölüm vardır ki: "...Şu anda onunla birlikte olmanız mümkün değil, çünkü hazır değilsiniz. Sen bir yarım elmasın, o da bir yarım elma ve iki yarım elma bir araya geldiğinde bir elma olduklarını düşünürler ilk başlarda. Ama bu yanıltıcıdır, bir süre sonra uyuşmazlıklar başlar ve ilişki biter. Ama kendi içinde bütünlenip tam elma olduğunuzda, iki tam elmanın ilişkisini yaşarsınız, o zaman bu çok uzun sürecektir..." Okumadıysanız mutlaka okuyun.



8) M. S. 2150 – Thea Alexander (Akaşa Yayınları)

 1976 yılında yazılmış ama güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecek bir başyapıt. Bir gece yatağa girdikten sonra gözlerini 2150 yılında açan bir adamın öyküsü, makro ve mikro-felsefelerin anlatımı ve özellikle de tamamen spiritüel yaşayan bir toplumun nasıl olabileceğini resmetmesi açısından harika bir eser. Hani böyle kitaplarda altını çizerek okursunuz ya, ben bu kitabı okurken altını çize çize kitabı yırtmıştım neredeyse. Ayrıca "Eşruhlar" kavramını anlatımı, okuyanlara "ah ben de istiyorum bundan" dedirtmiş ve hatta karşılarına çıkıp aşık oldukları herkesi "eşruh"ları zannedip bir "eşruh" enflasyonu oluşmasına katkıda bulunmuştur. Benim ilk okumamdan beri bir 10 sene geçtiği ve halen kitabın birçok yerini satır satır hatırladığım düşünülürse, ne kadar etkileyici bir eser olduğunu tekrarlamam yanlış olmaz herhalde.


9) Siddhartha – Herman Hesse (Afa Yayıncılık)

"En İyi" listemizdeki kitapların, kitapçıların spiritüel kitaplar raflarında bulamayacağınız bir tanesi de dünyaca ünlü edebiyat klasiklerinden "Siddhartha". Ünlü Alman Yyazar Herman Hesse'nin birçok romanını rahatlıkla spiritüel kitaplar kategorisinde değerlendirebiliriz, ama içlerinden "Siddhartha", diğerlerinden bir adım önce çıkıyor.
Buddha'nın aydınlanmadan önceki kimliği Prens Siddhartha Gotoma'nın, aydınlanma yolunda yaşadıkları, Hesse'nin kendi anlatımı ve eklemeleriyle harika bir hikayeye dönüşmüş. Öyle Sanskritçe kelimelerle dolu kutsal bir metin sanmayın bu kitabı, son derece yalın, içten ve anlaşılır, senin benim gibi bir adamın hikayesi bu.


10) Dingin Savaşçı - Dan Millman (Ötesi Yayınları)

Tanıdığım için rahatlıkla söyleyebilirim ki son derece sıcakkanlı, ilgili ve alçakgönüllü bir insan, Dan Millman. Roman da esasında kendi içsel yolculuğunun öyküsü. Yazar, Socrates adını verdiği bilge bir savaşçının rehberliği ve Joy (Haz) adındaki gizem ve coşku dolu doğasını ismine yansıtmış bir kadının dayanılmaz çekiciliğinin etkisiyle, yaşamı yeniden öğrenişini anlatıyor romanında. O öğrenirken de siz de onun öğrenme sürecine eşlik ediyor ve kendinize çok şeyler katıyorsunuz. Özellikle günlük yaşam içine karşılaştığınız durumlara, spiritüel bakış açısıyla nasıl bakılabileceğinin örneklerini görmüştüm ben kitabı okurken. Filmi de çevrildi ve ABD'de geçtiğimiz günlerde yoğun talep üzerine ikinci kez gösterime girdi.
 

Tiano

#5
Hermann Hesse'in Siddhartha kitabını çok duydum ben de, kitabın tamamını okuma imkanım olmadı. Ama İnternette sadece bir bölümünü okuyabildim. Sizlerle de paylaşmak istiyorum:

Brahmin'in oğlu Siddhartha, başka bir din adamının oğlu Govinda'yla birlikte büyüdü. Siddhartha, babasından birşeyler öğreniyor ve bilge kişilerin konuşmalarına katılıyordu, onlardan düşünme, düşüncede yoğunlaşma sanatını öğreniyor ve bu konular üzerine Govinda'yla tartışıyordu. Sessizce Om çekmeyi çoktan öğrenmişti. Atman'ı, yıkılmaz evrenle bir olan Atman'ı, varlığının derinliklerinde duymayı da biliyordu.'
Bu akıllı, bilgiye susamış oğul, babasını çok mutlu ediyordu; büyüdüğünde önemli bir bilge, bir rahip, Brahminler arasında bir prens olacaktı oğlu. Arkadaşı Govinda herkesten çok seviyordu onu.Herkes Siddhartha'yı seviyordu, herkese sevinç veriyor, mutlu kılıyordu herkesi O.

Oysa Siddhartha mutlu değildi, kendisi sevinç duymuyordu. Huzursuzluğun içinde filizlendiğini duyuyordu. Babasının, anasının, arkadaşı Govinda'nın sevgilerinin bile kendisini mutlu kılamıyacağını, ona huzur veremeyeceğini, yetemeyeceğini, onu doyuramayacağını sezmeye başlamıştı. Değerli babasıyla öteki öğretmenlerinin, bilge Brahminlerin bütün bilgilerini, en iyi bilgilerini kendisine aktardıklarını, hepsini olduğu gibi kendisinde aç bekleyen o dağarcığa döktüklerini biliyordu; gene de dağarcığın dolduğundan, aklının doyuma ulaştığından, ruhunun huzura erdiğinden, yüreğinin tek duracağından kuşkuluydu. İnsanın Benlik'inden, özünden, herkesin içinde taşıdığı ölümsüzlükten başka nerede olabilirdi Atman? Bu benlik, bu öz, neredeydi? Et ya da kemik, düşünce ya da bilinç olamazdı bu! En bilge kişiler böyle sanıyorlardı oysa. Neredeydi öyleyse? Kendine, Atman'a yaklaşmaya çalışmak-denenmeye değer başka bir yol var mıydı? Kimse göstermiyordu bu yolu, kimse bilmiyordu- ne babası, ne öğretmenleri, ne bilge kişiler, ne de kutsal ezgiler. Birçok değerli Brahmin tanıyordu, en çok da, kutsal, bilgili, saygıdeğer babasını. Beğenilecek bir insandı babası; ölçülüydü, soyluydu. İyi bir yaşam sürüyordu; sözleri bilgelik doluydu, ince soylu düşünceleri vardı. Böylesine çok şey bilen babası mutluluk içinde miydi, huzurlu muydu? O da hiç durmadan arayan biri, doymak bilmeyen bir insan değil miydi? Atman yok muydu içinde? Kaynağı kendi yüreğinde bulamıyor muydu? İnsan kendi içinde bulabilmeliydi kaynağı, kendisi sahibolmalıydı ona. Bunun dışında herşey bir arayıştı, bir sapma, bir yanlıştı. Bunlardı işte Siddhartha'nın düşündükleri; susuzluğu, acısı buydu onun.

Bir gün Siddhartha'nın oturduğu kentten bazı Samanalar geçti. Başıboş dolaşan bu asetikler zayıf, yıpranmış üç kişiydiler; ne gençtiler, ne yaşlı; omuzları toz, kan içindeydi; nerdeyse çırılçıplaktılar; güneşte kavrulmuş, yalnız, yabanıl, düşman görünüşlü kişilerdi, insanların pırıl pırıl dünyasında yaşayan bir deri bir kemik çakallardı bunlar. Çevrelerinde, sessiz bir tutkululuk, bitirici bir çalışma, kendine acımayı bilmeme havası vardı. Siddhartha, Samanalara katılma fikrini önce arkadaşına sonra da babasına bildirdi. Önce karşı çıkmasına rağmen, Siddhartha'nın kararlılığı karşısında babası izin vermek zorunda kaldı, arkadaşı Govinda da Siddhartha'ya katıldı. O gün akşama doğru Samanalar'a yetiştiler, aralarına katılma isteklerini, bağlılıklarını bildirdiler ve kabul edildiler. Sıradan insanların, ilgilendikleri, değer verdikleri olaylar, kavramlar, bunların hiçbirisi dönüp bakmaya bile değmezdi; herşey yalandı, yalan kokuyordu; duyuların, mutluluğun, güzelliğin yanılsamalarıydı bunların hepsi. Herşey çürüyecekti, buruk bir tadı vardı dünyanın, yaşam acılarla doluydu.

Siddhartha'nın tek bir amacı vardı artık;boşalmak, susuzluktan, tutkulardan, düşlerden, zevkten ve üzüntülerden arınmak. Benlik'ini öldürmek. Ben olmaktan çıkmak; arınmış bir yüreğin dinginliğini tatmak, salt düşünceye ermek, buydu onun amacı. Benlik bütünüyle ele geçirilip öldürüldü mü bir kez, tüm tutkular, tüm arzular susacaktı; işte o zaman en son şey, Varlık'ın artık Ben olmayan iç özü-o büyük sır- uyanacaktı!
Samanalar'ın en yaşlısı, benliğini yadsımayı Samanalar'ın kurallarına göre düşüncede yoğunlaşmayı öğretiyordu. Siddhartha Samanalar'dan, oruç tutmayı, düşünmeyi ve beklemeyi (sabretmeyi) öğrendi. Üç yıldır Samanalar'la birlikte yaşamak ve bu süre zarfında onlardan öğrendikleri de yetmemişti. Tam bu sırada çeşitli yerlerden bir söylenti, bir bildiri geldi kulaklarına. Gotama denen aydın bir kişi çıkmıştı ortaya: Buddha. Bu kişi kendi içinde dünyanın acılarını yenmiş, yeniden doğuş çevrimini durdurmuştu. Çevresinde izleyicileriyle dolaşan malsız, mülksüz, evsiz, karısı olmayan, başı yukarda dolaşan, ermiş bir adam; ülkeyi baştan başa dolaşıp vaaz veriyordu; Brahminler'le prensler onun önünde boyun eğiyor, öğrencileri oluyorladı.

Bu bildiri, bu söylenti, bu öykü şurda burda duyuluyor, yayılıyordu. Kentte Brahminler, ormanda Samanalar bundan söz ediyorlardı hep. Buddha adı bazen iyi, bazen kötü denerek, bazen övgülerle, bazen aşağılamalarla hiç durmadan kulaklarına geliyordu geçlerin. İnananlar onun büyük bir bilgiye sahip olduğunu söylüyorlardı;O, önceki yaşamları anımsıyordu, Nirvana'ya ermişti, çevrime hiç kaptırmamıştı kendini, biçimlerin o dertli ırmağına düşmüyordu artık. Onun hakkında birçok olağanüstü, inanılmaz şey söyleniyordu, Tanrılarla konuşmuştu. Öte yandan düşmanlarıyla ona inanmayanlar da bu Gotama'nın başıboş bir dolandırıcı olduğunu söylüyorlardı;günlerini zevk içinde geçiriyor, kurbanları aşağılıyordu; bilgelikten uzaktı; ne dualardan ne de bedenini öldürmekten haberi var onun, diyorlardı.

Buddha hakkındaki bu söylentiler çok ilginçti;büyüleyici bir yanı vardı duyulanların. Dünya hastaydı, yaşam zordu ve işte yeni bir umut belirmişti. Her yerde Buddha hakkında söylentiler dolaşıyordu. Hindistan'ın dört bir yanındaki gençler bunları dinliyor, kendilerini bekleyiş, umut içinde buluyorlardı. Büyük Samana, Buddha denen bu kişinin eskiden bir asetik olduğunu, ormanda yaşadığını, sonra zevke, safaya ve dünya zevklerine döndüğünü duymuştu ve Gotama'ya hiç inanmıyordu.

Govinda, bu eksiksiz kişinin öğrettiklerini kendi ağzından dinlemek ve yeni bir yola atılmak istediğini Siddhartha'ya söyledi. Siddhartha'nın, artık Samanaların yolundan gitmek istememesine rağmen, Buddha'nın da öğrettiklerini dinleme isteği yoktu. Çünkü öğretilere, bilgilere artık inanmıyordu, öğretmenlerden kendisine gelecek şeylere inancını hemen hemen yitirmişti. Gene de, bu yeni öğretiyi de dinlemeye hazır olduğunu; yüreğinde öğretilerin en iyi meyvalarını artık tattığı inancı olsa da, bu yeni teklifi kabul ettiğini arkadaşına söyledi. Aynı gün Siddhartha en yaşlı Samana'ya onlardan ayrılmak istediklerini, gençlere, öğrencilere yaraşır bir incelik ve alçak gönüllülükle söyledi. Oysa yaşlı adam her iki gencin de kendisinden ayrılmak istemelerine kızmış, sesini yükseltip adamakıllı azarlamıştı onları. Siddhartha, yaşlı Samana'nın yanında, başı dimdik, öylece durdu, gözlerini onun gözlerine dikti, bakışlarıyla onu yakaladı, uyuşturdu, susturdu, istemini yendi, sessizce kendi istemini kabul ettirdi ona. Yaşlı adam sustu, gözleri donakaldı, istemi yıkıldı, kolları yana sarktı, Siddhartha'nın büyüsü altında güçsüzleşti. Siddhartha'nın düşünceleri yaşlı adamın düşüncelerine egemen oldu; yaşlı adam onun buyurduklarından başka bir şey yapamazdı artık. Böylece yaşlı adam birkaç kez eğildi, onları kutladı, kekeleyerek iyi yolculuklar diledi. Gençler iyi dileklerle teşekkür ettiler; eğilerek selamına karşılık verip yanından ayrıldılar.

Siddhartha ve Govinda, Savathi kentinde Jetavana korusunda, Buddha'yı buldular. Govinda, Buddha'nın öğretilerinden hemen etkilenerek ona katıldı. Oysa Siddhartha Buddha'ya şunları söyledi; " Sizin Buddha olmadığınız, binlerce Brahmin'in, Brahmin oğlunun ulaşmaya çabaladığı en yüce ereğe ulaşmadığınız bir an bile geçmedi aklımdan. Bunu kendi arayışınızla kendi yolunuzda, düşüncede yoğunlaşmayla, bilgiyle, aydınlanmayla yaptınız. Öğretilerden hiçbir şey öğrenmediniz; ben öyle düşünüyorum ki Ey Yüce Kişi öğretilerle kimse kurtuluşa eremez. Ey Yüce İnsan, aydınlanma anında size neler olduğunu sözlerle ya da öğretilerle anlatamazsınız kimseye. Aydın Buddha'nın öğretileri çok şeyi içeriyor, çok şeyi, dürüst yaşamayı, kötülükten kaçınmayı öğretiyor. Ama bu açık, değerli öğretinin içermediği bir tek şey var: onda Yüce Kişi'nin kendi yaşadıklarının- yüzbinlerce kişi içinde yalnız onun yaşadıklarının gizi yok. Sizin öğretilerinizi dinlediğim zaman bunu düşünüp bunu anladım. İşte bunun için gideceğim kendi yoluma; daha başka, daha iyi bir öğreti aramak için değil; çünkü biliyorum ki yok böylesi; tüm öğretileri, bütün öğretmenleri bırakıp kendi ereğime yalnız başıma ulaşmak - ya da ölmek - için. Şu var ki bu günü, gözlerimin gerçekten ermiş bir insan gördüğü şu anı hep anımsayacağım, ey Yüce İnsan. Size katılanların, hepsinin öğretileri izlemesidir dileğim. Ereklerine ulaşmalarını dilerim. Başka bir yaşamı yargılamak bana düşmez. Ben kendi yaşamımı yargılamalıyım. Ben, benimden kurtulmaya çalışıyorum. Ey Yüce İnsan, ben sizin izleyicilerinizden biri olsaydım, korkarım bu ancak yüzeyde böyle olacaktı; huzurluyum, kurtuluşa erdim diye kandıracaktım kendimi, oysa aslında Ben'im yaşamaya, büyümeye devam edecekti; çünkü Ben'im sizin öğretilerinize, size, keşişler topluluğuna olan bağlılığıma ve sevgime dönüşecekti." Bunun üzerine; Buddha yarı gülümseyerek, gölgesiz bir açıklıkla, dostlukla, gözlerini kırpmadan baktı yabancıya; sonra belli belirsiz bir hareketle ona gitmesini işaret etti ve son olarak; " Akıllısın ey Samana, akıllıca konuşmayı biliyorsun. Gereğinden fazla akıllı olmamaya dikkat et." dedi. Buddha uzaklaşıp gitti; bakışı, kırık gülümseyişi Siddhartha'nın anısına çakıldı kaldı.
Kimsenin böyle bakıp güldüğünü, böyle oturup böyle düşündüğünü görmedim diye düşündü Siddhartha. Ben de böyle bakıp gülebilmek, böyle oturup yürüyebilmek isterdim; böylesine özgür, böylesine değerli, böylesine ölçülü, böylesine içten, böylesine çocukça ve gizemli. İnsan ancak Ben'ini yendikten sonra böyle bakıp böyle yürüyebilir. Ben de yeneceğim Ben'imi diyerek kendine söz verdi.

Şimdiye dek önünde gözlerimi yere indirdiğim tek insan tanıdım, diye düşündü. Başka kimsenin önünde yere indirmeyeceğim bakışlarımı. Başka kimsenin öğretisi çekmeyecek beni; Buddha'nınki çekemedikten sonra dedi Siddhartha.

Buddha bende olan herşeyi aldı diye düşündü. Beni soydu; gene de çok daha değerli birşey verdi bana. Eskiden beri bana inanan dostumu (Govinda'yı) aldı benden; şimdi ona inanıyor o dostum; benim gölgemdi o; şimdiyse O'nun Gotama'nın gölgesi oldu. Ama SİDDHARTHA'YI bana verdi, kendimi verdi. Bu düşünceler içerisindeki Siddhartha bundan sonraki yaşamını, sıradan, normal insanlar gibi yaşamaya, hayatı olduğu gibi kabul etmeye, her türlü öğretinin, sıradan bir yaşam içinde saklı olduğuna inanarak sürdürmeye karar verdi. Bu yaşamıyla Ben'ini yenerek, gerçek bir aydın kişi,ermiş kişi olmayı başardı.



 

Tsunami

Mevlana-Mesnevi
Halil Cibran- Ermis
Sri Nisargadata Maharaj-Ben O\'yum

Hemen aklima geliveren üc basucu kitabi.
 

Alemtac

#7
Mesnevi ( Tercumesi ve Serhi ) 1,2 - 3,4 - 5,6 cilt....Abdulbaki Golpinarli
Yazildigi tarihten itibaren Dogu'da ve bati'da bircok dillere cevrilmis, esere serhler yazilmis, bu kitaptan secmeler yapilmistir. Ancak yazilan serhler aslina dayanilmadani ana kaynaklara basvurmadan, kisacasi bugunku analiz metodlarina uyulmadan meydana getirildiginden, yazildiklari caglara hitab edememislerdir. Bu kitap gunumuz okurlarina bugunun anlayisiyla ve yarina sunulmaktadir.
Inkilap Kitapevi

Insan Aklinin Sinirlari ( Dianetics ) L. Ron Hubbard
Dianetics bir seruvendir. Insan aklinin bilinmeyen bolgelerinde yasanacak bir kesif seruveni...Insanlar akillarini gerektigi kadar kullanamiyorlar
Altin Kitaplar Yayinevi

Kryon - Perdeyi Kaldirmak ( yeni enerji apokalipsi ) 9. kitap
Yunanaca'da gercek anlami perdeyi kaldirmak olan apokalipsi, bu kitapta , insan kitlelerinden saklanan belli seylerin belli kisilere ifsa edilmesi anlaminda kullanilmistir.
Akaşa
 

Tiano

#8
İnsan Aklinin Sinirlari adli kitap bende var. Bu hafta sonu tarayıp link vermek istiyorum. Ancak ben kitaptan hiçbir sey anlamadim. Okuyan, anlayan varsa ve anlamamizda yardimci olabilirse cok sevinecegim. Bunun disinda Michael Ende'nin Bitmeyecek Öykü adli romanini okudum ve cok sevdim. Kabalci yayinevinden. Vaktim olursa ve tabii bir sakinca olmazsa bunu da tarayip link vermek isterim. Sakincasi olup olmamasi konusunda forum yoneticileri bilgi verirse sevinirim. sevgiler
 

Tiversonus

#9
Arkadaşlar sanırım bu linklerden başımız ağrıyabilir, meditasyon daki sezgim benim bu yönde. Ama başka bir yöntem bulmaya çalışalım; buraya konan linkler belirli bir sürekalabilir! Ama boşa gitmeyebilir diyorum.

Alemtac

Sevgili Tiano;

Unutma perdesi sadece gecmis yasanlarimizla ya da dunyalanmadan( :) ) oncesi ile ilgili degildir, bu yasantimizda da olanlarin icinde unutmak istediklerimiz olur ve bunlarin bizlerde biraktigi izler/yaralar tum hayatimizi korkularimiz, fobilerimiz, tikler seklinde kabusa cevirir. Dianektik insan kafasinin kesfidir ve ayni zamanda tedavi yontemidir. Acilara yol acan nedenleri ogrendigimizde nekadar basit olduklarini ve yanlis yorumladigimizi gorunce kahkahalarla gulmemize sebeb olacak bir bilimdir Dianetik. Aslinda bimedigimiz bir sey olmayan ve okuyunca bizleri memnunlukla gulumsetecek kendi bilinmeyen yonlerimizi ogrenecegiz. Oncelikle varolus ilkesi ve anlami, sonra normallikten sapmanin kaynagi ve tedavi yontemleri eylenceli bir bicimde aktarilmis.

Sevgiler
 

Tiano

#11
Sevgili alemtaç,

Kitabın sonlarına kadar geldiğim halde ben hala kitabı çözemedim. Kitapta sizin de bildiğiniz gibi engramlardan bahsediliyor. Yani büyürken çevremizdeki insanların sözlerini, düşünce süreçlerini bizim istemeden kaydedip yaşantımızı kirlettiğini, bu yüzden cansız, yaratıcılıktan uzak, zihnimizden geçen suçlayıcı diyaloglarla baş etmeye çalışan bireylere dönüştüğümüzü vs. Ron Hubbard, bulduğu bir yöntemle insanları kitapta çok geçen adıyla "temiz"e dönüştüreceğini iddia ediyor. "Temiz"den ne kast ettiğini kendi cümleleriyle vereyim:
Dianetik açısından en iyi durumda olan bir kişi temiz diye tanımlanır." Algıları açık, yaşamındaki herşeyi tamamen hatırlayabilen, hayal gücünü tümüyle kullanan vb. Benim anladığım kadarıyla Hubbard, "temiz" olmayan insanları gelişigüzel konuşturarak ve konuşmalarındaki tekrar eden söz öbeklerini onlara tekrar ettirerek bu insanları "temiz"lediğini iddia ediyor. Ben bu kitabı tesadüf eseri almıştım, internette görüp ve okumaya başladığımda inanın çok heyecanlandım ve denedim, daha doğrusu anlattıklarından yola çıkıp denemeye çalıştım. Ama kendimde hiçbir ilerleme gözlemlemedim, ne kitabın iddia ettiği gibi zekamda bir artış oldu ne de gözle görülür bir olumluluk oldu.. Ayrıca, kitabın içinde bu uygulamaların, yani tedavinin varsa bir dianetik uzmanı tarafından, yoksa kitabı çok iyi okuduktan sonra uzman hale gelen kişinin tek başına uygulaması gerektiği salık verilmiş. Şimdi ben kendime pek güvenmediğim için ya bir yerlerde yanlış yapıyorsam diye kuşkuya düştüm ya da bu adam bir düzenbaz. Sanki sadece laf kalabalığı yapıyor, birçok şey söyleyip hiçbir şey söylemiyor ya da ben anlamıyorum, kaçırdığım bir nokta var..Anlamadım gerçekten..Bu yüzden de bu işi bilen bir arkadaş varsa yardım eder belki diye yardım istedim. Hala bu kitaptan ümidim var ama kuşkularım da var. Belki Ron Hubbard hakkında topladığım bilgilerden ötürü de kuşkulanmakta haklıyım. Bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/L._Ron_Hubbard
Ayrıca elimdeki kitabın çevirisi de pek kötü olabilir. Ben bu işi biliyorum, bu bir bilimdir ve bu bilim işe yarıyor derseniz ingilizcesi de var elimde, değecekse onu da elimdekiyle kıyaslayarak okumak istiyorum. Teşekkürler
 

Tiano

#12
Bu arada kitaplara link vermek sakıncalı olabilirmiş gerçekten. Ama bence okuduğumuz kitaplardan alıntı yaparsak, tamamını değil de istediğimiz/istenilen bölümleri alıntılarsak yasağı aşmış oluruz. sevgiler
 

Tiversonus

#13

Alemtac

Sevgili Tiano;

Benim kitaptan aldigim, faydalandigim kismi, bebeklikten beri sure gelen ve nedenini aciklayamadigimiz/ortulu biraktigimiz sorunlari bulmak anlaminda oldu. Sizde, isinize yarayacak kismi varsa, sadece onu kullanin derim. Bu sadece bir fikir, tavsiye degildir.

Sevgiler.