Kitap Önerileriniz

Başlatan Pınar, 01 Nisan 2009, 05:25:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

rinda

#30
"Ey Dünya İnsanları Hepiniz Türksünüz"
 
Tarih yeniden mi yazılacak?

Kadim Türkler tüm insanların ataları mı?

Onlar bin yaşına kadar yaşayarak, uzun yaşamın sırlarını öğrenmişler miydi?

Tüm dinler onların Tengri dininden mi türedi?

Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammet ve Buda Türk müydü?

"Işık doğudan gelir" ne anlama geliyor?

Türkler gelecekte insanoğlunun kurtuluşunda nasıl bir rol üstlenebilirler?



Amerika'da doğan ve daha sonra Meksika'ya yerleşen bir yazar, eşinin ani ölümünden sonra ruhunun hep yanında olduğuna ve destek verdiğine inanarak insanlığın ve dünyanın daha iyiye gitmesi için ne yapılması gerektiği konusunda araştırmalar yapmaya başlıyor. Özellikle, Hıristiyanlığın kökenlerini araştırarak işe başlıyor ve çok ilginç bir şekilde araştırmaları onu Türklerin ayak izlerine götürüyor. İlk insanların Türklerle başlayıp daha sonra dünyaya dağıldığını ve ilk konuşulan dilin Türkçe olduğunu, bilimin, felsefe ve dinin yine Türklerden başladığını söylüyor. İnsanların güneşsel enerjiyle nasıl senkronize yaşaması gerektiğini anlatıyor. Şu an insanlığın içinde bulunduğu huzursuzluğun çözümünü ancak Orta Asya ve Türklerin getirebileceğini, daha iyi bir dünya için gerekli açılımları ancak onların yapabileceğini iddia ediyor ve şayet bu olmazsa dünyanın asla huzur bulamayacağını söylüyor. Ayrıca yazar Türklere bir gönderme yapıyor. Nasıl oluyor da doğuştan filozof ve şair olan, Türk kültürünü dünyaya yayan Erke Han'ı bilmiyorlar. Türk dünyası görkemli zaferlerini ona borçludur.



Eski uygarlıklarda kullanılan teknolojiye de değinen yazar, insanların onları kullanarak nasıl yüzlerce yıl uzun yaşabileceklerini yazıyor. Bu arada Türklerin Orta Asya ve Çin'de yaptıkları piramitleri anlatıyor. Gerçeğin Türklerden saklandığını yazıyor. İnsan bu kitabı okuduğu zaman bir Amerikalının nasıl olur da bilmediğimiz geçmişimiz hakkında bu kadar şey bildiğine hayret ediyor.
 
 
Yazar: Gene D. Matlock
Yayınevi: Hermes Yayınları
Çevirmen: Özgür Umut Hoşafçı
Sayfa sayısı: 328
ISBN: 978-975-6130-19-3
Basım tarihi: Aralık 2008
Kategori: Arkeoloji / Eski Uygarlıklar
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tiversonus

#31
Aslında Kasyopya Celseleri, Dünya gezegenin gizli tarihine dokunur. Benim aklıma gelenler şunlar, insanların büyük bir kısmı, güneş sisteminin 5. gezegeninden (Kantek'den gelmişler) uzay gemileri ile Kafkas'lara indirilir. Bırada boyut kapısı olduğunu düşünüyorum. Hitler ile yanında bir kont ve Enver Paşa'nın kardeşinin bir resmi var ve ilginç şekilde hep Kafkas Planı var bu tek dünya devleti isteyenlerin, ilginç değil mi?

Evet Kantekler insanların çoğunun ruhsal ataları bir gezegenleri patlamadan bir haftada 7.5 milyon kişi Kafkaslar'a inmişler ve yerli halk ile savaşlarının kayıtları hndistan'da var. Sonra batıya göç edilir. Şimdiki ingiltere'ye, irlanda ya ve iskoçya ya ulaşılır ve artık kafkas/ari/kelt denilen ırk diğer ırklar ile karışırlar. Hatta Druidler ve Gelibolu(Galli- poli), Galatlar ve elbette Kafkas halkından çerkezler....Yani hikaye uzun:))

Bence ruhsal atalardan hareket etmek yerine, toplam insanlık realitesine ve onun Spiritüel(manevi) gelişimine odaklanılmalı...Dünya Planı, sonuçta ruhların öğrenmesi için bir plan.

Birde Çerkezler'in çpk eski tahtaya vurularak yaptıkları dansları, eski Türk danslarını ve elbette Kelt danslarını birlikte ortak yanlarını izlemenizi tavsiye ediyorum:

Aslan-Günaş-5(BEŞ) işte daha önce paylaştığımı yineliyorum:
http://www.youtube.com/watch?v=jwLC5h5jdak

Tiversonus

#32
Terkedemediğimiz Davranış: Şiddet (s.24)

ve

Anadolu'da Keltler (s.70)

http://rapidshare.com/files/210977221/Eylul_2006_-_By-GizemLi-TBT.pdf

Alemtac

#33
Aşk

Elif Şafak



· Doğan Kitap
· Basım Tarihi : 03 - 2009
· ISBN : 9786051111070
· Sayfa Sayısı : 420
· Etiket Fiyatı : 19.90 TL



Ya ortasındasındır AŞK'ın merkezinde; ya da dışındasındır, hasretinde..
Ella Rubinntain (40) Amerikalı bir ev kadınıdır. Tipik burjuva değerlerinin hâkim olduğu oldukça varlıklı bir ailesi, düzenli ve görünüşte 'sorunsuz' bir evliliği vardır. Üç çocuğunu da büyüttükten sonra bir yayınevinde editör-asistanı olarak iş bulur; görevi A. Z. Zahara adlı tanınmamış bir yazarın tasavvuf felsefesini konu alan tarihi romanını değerlendirmektir.

Ancak hayatının kritik bir döneminde eline aldığı bu kitap, hiç beklemediği bir şekilde Ella'yı derinden sarsacak, dünyevi aşkı keşfetmek adına zorlu ve tehlikeli bir yolculuğa çıkmasına neden olacaktır.

Hayatlarımızın durgun gölünü dalgalandıran taş misali, yüzleşmek zorunda olduğumuz sıkıntılar, acılar... ve aşkın peşinde kat etmek zorunda olduğumuz zorlu yollar, ödediğimiz bedeller...
Aşk... kitap içinde bir kitap, hayatın anlamı peşinde bir aşk macerası...
Aşk... Elif Şafak'tan arayışa, gerçeğe ve keşfetmeye dair bir roman.

Elif Şafak:

"Aşkı bulmak için 'ben'den vazgeçmeli"

 

"Aşkı bulmak için insanın 'ben'den vazgeçmesi gerekiyor. En zoru bu. En önemli kısmı da bu. Halbuki biz habire 'ben' demeye o kadar alışmışız ki. Benim karım, benim sevgilim, benim nişanlım... Birbirimiz üzerinde mülkiyet iddia ediyoruz adeta. Hâlbuki aşk 'ben'i onaylayan bir şey değil. Nefsanî değil. Tam da 'ben'in erimesini gerektiren bir akış."

 

 "Yaradan'ı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok, eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir."

Bu söz Elif Şafak'ın son kitabı "Aşk"ta yer alan "Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı"ndan birincisi. Elif Şafak'ın son kitabı "Aşk" aslında kitap içinde bir kitap. İki farklı zamanda, mekânda ve kültürde geçmiş iki hikâyeyi barındırıyor. Hikâyelerden birisi zamanımızdan 800 yıl önce Mevlana ve Şems-i Tebrizî arasındaki İlahî aşkı anlatırken diğer hikâye günümüz Amerika'sında bir kadının Mevlana ve Tebrizli Şems arasındaki İlahî aşktan etkilenerek aşkı keşfetmesini anlatıyor.

Yazar Elif Şafak, mercek altına aldığımız "Aşk" isimli kitabında sadece tarihte geçen bir roman yazmak istemediğini, o dönemden bu döneme uzanan bu ölümsüz çağrıyı takip etmek istediğini belirtiyor. Mevlana'nın birbirinden çok farklı insanları cezp ettiğini belirten Şafak, kitabında bu esrarın peşine düştüğünü söylüyor.

Aşkı bulmak isteyen insanın öncelikle "ben"den vazgeçmesi gerektiğini ifade eden Şafak "En zoru bu. En önemli kısmı da bu. Halbuki biz habire 'ben' demeye o kadar alışmışız ki. Benim karım, benim sevgilim, benim nişanlım... Birbirimiz üzerinde mülkiyet iddia ediyoruz adeta. Hâlbuki aşk 'ben'i onaylayan bir şey değil. Nefsanî değil. Tam da 'ben'in erimesini gerektiren bir akış" diyor.

Şafak, kırkıncı kural olarak "Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba İlahî aşk peşinde mi koşmalıyım, yoksa dünyevî, semavî ya da cismanî diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşkın hiçbir sıfat ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde ya da dışındasındır, hasretinde..." dediği kitabıyla ilgili yaptığımız söyleşide çok içten ve samimi cevaplar verdi.

         

Aşk niçin önemli?

Aşk bizi tamamlayacak olan yegâne öz. Bence aşk bir milat. Hani "aşktan önce", bir de "aşktan sonra". Eğer "Âşık oldum ama hâlâ aynı insanım" diyorsak orada bir sorun var. Âşık olmuşsak aynı insan olamayız artık. Romanda dendiği gibi "Hepimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz ve bizi tamamlayacak olan şey aşk." Hepimizin hayat mücadelesi tamamlanmaya çalışmakla geçiyor. Bunun için debeleniyor, çaba harcıyor, düşüyor, kalkıyor, tekrar yola devam ediyoruz.

 

Kitabınızda iki farklı zamanda yaşanmış iki ayrı olayı anlatıyorsunuz. Hâlbuki sadece Şems ile Mevlana arasındaki İlahî aşkı anlatsanız da bir kitap olabilirdi. Niçin böyle bir tarz izlemeyi tercih ettiniz?

Sadece tarihte geçen bir roman yazmak istemedim. Ben esas o dönemden bu döneme uzanan bu ölümsüz çağrıyı takip etmek istedim. Bu nasıl bir tılsım ki aradan 800 sene geçmiş biz hâlâ Hz. Mevlana'yı konuşuyoruz? Ve aslında hâlâ onu tamamen kavrayabilmiş değiliz. Mevlana birbirinden çok farklı insanları cezp ediyor, etkiliyor ve dönüştürüyor. Ben bu esrarın peşine düşmek istedim kitapta. O yüzden iki paralel zamanda tasarladım kurguyu.

 

800 yıl önce Şems, İlahî aşkına ihanet etmemek için nikâhlı eşiyle gerdeğe girmiyor, günümüzde Şems'i takip eden Aziz ise evli bir kadınla aşk yaşıyor. Aşk, niçin bu kadar büyük bir değişim geçirdi?

Evet ama ben bugünün aşklarını küçümsemiyorum. Bugün de derin aşklar yaşanabiliyor ve yarın da yaşanacaktır muhtemelen. Hüzünlerimiz, özlemlerimiz, hayal kırıklıklarımız da olgunlaşmanın bir parçası. Böyle böyle pişiyoruz. Yeter ki insan kendine karşı dürüst olsun. Yeter ki nefsini bilsin. Akıl temkinlidir. Mantık ve akıl çıkarcıdır, bencildir. Aşk ise bencil olamaz. Aşk kendinden vazgeçebilmeyi gerektirir. O yüzden aklı rehber edinerek ancak bir yere kadar gidebiliriz. Bizleri pişiren kalbimizdeki yara bereler.

 

Mevlana, ünlü, saygı gören, etrafında herkes tarafından sevilen ve sayılan biri; Şems ise adeta kendini hiçliğe gömmüş, hiç kimsenin sevgisine, saygısına perestiş etmiyor. Hiç olan biri nasıl oluyor da Mevlana'yı gerçek Mevlana yapabiliyor?

Mevlana ile Tebrizli Şems'i etle tırnak gibi ayrılmaz bir bütün olarak görüyorum. Kopmaz bir manevi bağ onlarınki. Ama karakter olarak o kadar farklılar ki. Kişilikleri bambaşka. Biri ateş ise diğeri su. Biri gece, diğeri gündüz. Biri poyraz gibi sert rüzgâr, diğeri meltem gibi sakin bir rüzgâr. Hem farklı hem "bir" olmak ne kadar önemli. Birbirlerine ayna tutuyorlar. O anlamda ikisi de birbirinin üzerinde dönüştürücü etkiye sahip.

 

Şeriat, kelime anlamı itibarıyla Allah'ın koyduğu kanunlara verilen isimdir. Siz, kitabınızda "Aşk Şeriatı"ndan bahsediyorsunuz. Dolayısıyla aşkı Allah'a bağlıyorsunuz. Hâlbuki günümüzde "Aşk" kelimesi çok farklı anlamlar için kullanılıyor. Nedir "Aşk Şeriatı"?

"Aşk Şeriatı" Mevlana'nın kullandığı bir tabir. Ben de bunu aldım, romanın içindeki romanın başlığı olarak kullandım. Beraber düşünmek istedim. Nasıl oluyor da bu iki kelime yan yana geliyor? Tasavvuf bence insanın içsel yolculuğunu yapabilmesi için muazzam bir mecra. O yol zaten "aşk yolu". Ama tabii ki onun da kendi içinde damarlar var. Değişik mistik akımlar birer nehir gibi, ırmak gibi. Son tahlilde hepsi aynı denize akıyor.

 

Kitabınızda "Gönlü Geniş Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin 40 Kuralı" var. Bu kuralları çıkarırken nelerden etkilendiniz veya bu kuralları neye göre çıkardınız? Bu kurallar sizde nasıl bir aranış sonucu ortaya çıktı?

Bu kırk kuralı ben oluşturdum. Ama Mevlana ve Şems okumalarımdan, genel olarak mistisizm okumalarımdan çok beslenmişimdir. Yalnız şunu belirtmeliyim, bu kitabı oturup zihnimde ayrıntılarıyla önceden kurgulamadım. Kalpten yazdım. Ben sadece yazdım. Acaba nasıl bir roman olacak, şurası nasıl olsun diye düşünmeden. Yazı benden aktı.

 

Şems, Mevlana'nın gerçek aşkı bulması için en olmadık işleri yaptırıyor. Gerçek aşkı bulmak için bunlar gerekli mi? Aşkı bulmak için nelerden vazgeçilmesi gerekiyor?

Aşkı bulmak için insanın "ben"den vazgeçmesi gerekiyor. En zoru bu. En önemli kısmı da bu. Halbuki biz habire "ben" demeye o kadar alışmışız ki. Benim karım, benim sevgilim, benim nişanlım... Birbirimiz üzerinde mülkiyet iddia ediyoruz adeta. Halbuki aşk "ben"i onaylayan bir şey değil. Nefsanî değil. Tam da "ben"in erimesini gerektiren bir akış.

 

Kitabınızın "Boşluk" isimli beşinci bölümünde hayatta, varlıklarıyla değil yokluklarıyla bizi etkileyen şeyleri anlatıyorsunuz. Yok olan bir şey insanı niçin etkiler? Veya yok olup da insanı etkileyen şeyler nelerdir? Bir de insan yok olanın farkına nasıl varabilir?

Hayatımızda olmayan kimi şeyler yokluklarıyla bizi etkiliyor. Ben mesela babasız büyüdüm. Biliyorum ki "baba boşluğu" bende dönüştürücü bir etki bıraktı. Yani boşluk sadece bir "eksiklik" ya da "noksanlık" demek değil. Bir şeyden mahrum olmak demek değil. Boşluk da kendi içinde bir enerjiye sahip.

 

Kitabınızda sabah ezanını aşka benzetiyorsunuz. Bu gerçekten çok ilginç bir benzetme. Belki de şu ana kadar hiç kimsenin yapmadığı bir benzetme. Ezan niçin aşka benziyor ve niçin öğle, ikindi, akşam veya yatsı değil de sabah ezanı?

Sabah ezanının apayrı bir çağrısı olduğunu düşünüyorum. Sihirli, ürpertici. Eğer dikkatle dinlersek gecenin karanlığında insanın yüreğine hitap eden bir çağrıdır bu. Gün içinde hep koşuşturduğumuz için ezanı hep aklımızla duyar ya da belki hiç duymayız. Ama sabah ezanı bizi yalnızken yakalar. Sessizlikte. Gecenin gündüze dönüşümünde. En çocuk halimizle. Doğrudan kalbimizden yakalar. 

 

800 yıl sonra bütün dünyada Mevlana ve tasavvufa karşı büyük bir ilgi var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bu çok dikkat çekici bir şey. Dünya bir yanıyla teknoloji ve bilimde ilerlerken bir yanıyla da maneviyata yöneliş hızlandı. Ama daha katı din anlayışlarından ziyade tasavvuf gibi insana kucak açan kaynaklara yöneliyor pek çok kişi. Kimileri bunu bir "moda" olarak görüp küçümsüyor. Ben böyle bakmıyorum. Kimin ne bildiğini, ne kadar anladığını ben bilemem ki. Baktığım yerden kimseyi yargılayamam. Bence tasavvuf özü gereği moda değildir ve olamaz. Ama velev ki popüler bir alan oldu, eğer beş bin kişi moda diye ilgileniyorsa ama bu insanlardan beş tanesinde hakiki bir uyanış oluyorsa bence o modada vardır bir hayır, bir güzellik.

 

Kitabınız insanı gerçekten etkileyip sarıp sarmalıyor. Bir şeyin insanı böylesine etkilemesi için yaşanmış olması gerekiyor. Siz kitapta anlattığınız Mevlana ve Şems arasındaki aşkı yaşadınız mı?

Onlarınki o kadar güzel bir bağ ki kaçımıza böyle bir can yoldaşlığı bulmak nasip olur bilemiyorum. Bir de ben galiba "bulmak"tan ziyade işin "aramak" kısmını seviyorum. Yani bu bir yolculuk... Bu sürekli oluş hâli beni cezbediyor.

 

Kitabınızı okuyunca önemli olanın İlahî aşk olduğu izlenimine kapıldım. Gerçekten öyle mi?

Sadece AŞK demek yeterli geliyor aslında. Belki de bu kategorileri biz zihnimizde derinleştiriyoruz. Dünya aşkla yaratıldı. Arayışımızın, yolculuğumuzun özü bu. Bütün suların, bütün nehirlerin aktığı denizin adı Aşk! Romanın ismi belki ilk bakışta çok basit bir kelime gibi duruyor ama o kadar uzun düşündüm ki üzerinde. Hiçbir tamlamaya, sıfata, artı bir kelimeye ihtiyacı yok "aşk"ın. "Acaba dünyevi bir aşk mı yoksa manevi mi, Batılı mı Doğulu mu vs" diye sormak bile bir noktadan sonra belki gerekmiyor artık. Bizim kendi zihnimizin yarattığı kategoriler bunlar. Saf, som, bütün varoluşu etkileyen, dönüştüren, belki de varoluşun özü olan tek bir kavram var; o her şeyi anlatıyor, her şey onda buluşuyor.

 

Aşk varsa ne olur, yoksa ne olur? Aşk neleri değiştirebilir?

Bunu yaşayanlar daha iyi bilir, değil mi? (Gülüyor) Hani romanda Mevlana'nın konuştuğu bir bölüm var. Aşkı anlatmanın ne kadar zor olduğunu söylüyor. Yaşamayanlar bilmez, yaşayanlar da kolay kolay söze dökemez. Leyla'yı görebilmek içim dünyaya Mecnun'un gözleriyle bakabilmek gerekiyor herhalde...

 

 "Gönlü geniş ve ruhu gezgin sufi meşreplilerin kırk kuralı"ndan bazıları:

2. kural: Hak yolunda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. Kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. Nefsini bilenlerden ol, silenlerden değil!

4. kural: Kâinattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescitte, kilisede, havrada değil, her an her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, onu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa, sonsuza dek O'nda kalır.

8. kural: Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Sufi, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilendir.

15. kural: Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

16. kural: Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.

18. kural: Tüm kâinat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil ve unutma ki nefsini bilen Rabb'ini bilir. Başkalarıyla değil sadece kendiyle uğraşan insan sonunda mükâfat olarak Yaradan'ı tanır

21. kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

22. kural: Hakiki Allah âşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgâh olur. Ama Bekri aynı namazgâha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

24. kural: Mademki insan eşref-i mahlûkattır, yani varlıkların en şereflisi, attığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile, gene de başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

27. kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır, şer çıkarsa sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

32. kural: Aranızdaki perdeleri tek tek kaldır ki Allah'a saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur, dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma. İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

36. kural: Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor, sana zarar vermek istiyorsa, Allah da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz. Sen sadece buna inan!

37. kural: Allah kılı kırk yaracak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki sayesinde her şey tam zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için bir âşık olma zamanı vardır; bir de ölmek zamanı

 

skystar

#34


Beyninizdeki olağanüstü kuvvetten haberiniz var mı? Beynin YÖNLENDİRİLMİŞ MİKRODALGA üretme tekniği DUA! Beynin, KUVVET, BECERİ VE EK KAPASİTE kazanma tekniği ZİKİR... Kuran ve Hadislere dayanan DUA ve ZİKİR örnekleri, özel zikir formülleri... ZİKİR niçin Arapça orijinali ile yapılmak zorundadır? ZİKİR çeken deli mi olur? Niçin KİŞİYE ÖZEL ZİKİR? DUA VE ZİKRİN kaderle bağlantısı...

Gökte ve ötende sandığın TANRI'nı terket; sonsuz - sınırsız ALLAH'a yönel; O'nun, her noktada ve zerrede mevcût olduğunu farket; ve O'nu GÖNLÜNDE bulmaya çalış!. Sonra iste O'ndan, ne istersen!.. Eşini, işini, aşını; ister mevlânı, ister şifânı!

Bil ki, seni, her isteğine ve her arzuna kavuşturacak tek şey DUA ve ZİKİR'dir. Bil ki dostum; her zerrede tüm özellikleriyle mevcut olan ve kendinden gayrının varlığı aslâ sözkonusu olmayan ALLAH, SENDEN SANA İCABET EDECEKTİR!.

SEN, bilesin ki, yeryüzünde "HALİFE"SİN! HALİFE olarak sana, gönlüne, BEYNİNE bahşedilmiş yüce güçlerden haberin var mı? DUA ile ZİKİR ile, o muhteşem BEYNİN ile, kendindeki mekanizmayı harekete geçirebileceğinden haberin var mı?... "EN GÜÇLÜ SİLAH" olarak sana bağışlanmış DUA mekanizmasını biliyor musun?

Fakîr, garîb, nîce kişiler DUA ve ZİKİR ile nîce ZALİM SULTANLARI helâk ettiler!. Nîce yoksullar, büyük zenginliklere hep DUA ve ZİKİR ile eriştiler!.. Nîce, dertli, sıkıntılı, hastalıklı, ezâ, çile çekenler, hep kurtuluşu, selâmeti DUA ve ZİKİR'de buldular!..

SENDE, dünyanın en güçlü silâhı olan DUA ve ZİKİR cihazı mevcuttur. BEYNİNDEKİ, GÖNLÜNDEKİ bu en güçlü silâhı kullanmasını öğrenerek; bu yaşadığın dünyanın ve ölümötesi yaşamın tüm güzelliklerine erişebilirsin!..

Ya da, DUA ve ZİKİR mekânizmasını kullanmaz, paslandırıp, bir kenara terkedersin, ki bunun cezasını da sonsuza dek çekersin!.. Sana, karşılıksız, bedava verilmiş bir mekanizmadır bu! Hibedir! DUA ve ZİKİR için kimseye muhtaç değilsin ve kimseyi aracı koymak zorunda da değilsin!

İster, bu kitaptan yararlan; ister gönlünden geldiği gibi yönel! Ama kesinlikle, kendindeki, bu dünyanın en kıymetli cihâzı olan DUA ve ZİKİR cihâzını kullanmasını öğren.

Online Okumak İçin :

http://download.ahmedhulusi.org/download/flashpaper/duavezikir.swf
 

skystar

#35
Selam arkadaşlar duanın böyle bir işlevi var mı? yani beyin fonsiyonlarını etkiler mi? Yukardaki eklediğim kitabı okumadım ama nette bunu görünce ilgimi çekti, buraya koydum.

Sevgiler
 

Tiversonus

#36
Ben çok dua ederim, kendi sezgime göre; anladığım dilde ve "anlamını hissederek" edilmeli yani yürekten, candan edilmeli diye düşünüyorum. Sanırım Prof. Dr. Nuri Öztürk'te benzer şeyleri söylüyordu bir ara okuduğum yazısında...Her yaptığım dua kabul oluyor mu? Sanmıyorum. Bakın gerçek bir duam:

"Felsefesi Bir olan ve Başkalarına Hizmet olan 6. yoğunluk Işık ailesinden özgür irademle şu yardımları istiyorum: Benliğimi ve uzantılarımı ve yaşam alanlarımı ve Başkalarınahizmet.com internet sitesini ve üyelerini ve .. geçmiş, gelecek herhangi bir an'daki tüm ..."

Yani ruhların öğrenme ve Ben'liğini özkeşifleri için deneyimlediği bu yoğunluktaki bilgilerimiz kısıtlı, buna rağmen dua hem işe yarar ve hem de sınırları var diye düşünüyorum. Ra bilgilerinde ise dün tekrar okudum; bazı imgeler ve şekillerden bahsediliyordu, meditasyon sırasında.

Dünya'ya baktığımızda ise ne yazıkki ya dua edenler etkisiz, ya dua etmiyorlar ya da dua dan başka şeylerde gerekli yaratımlar için. Sonuç olarak ben çok dua ederim kendi felsefeme göre...

Alemtac

#37
"Beynin YÖNLENDİRİLMİŞ MİKRODALGA üretme tekniği DUA!" derken sanırım bir hata olmuş, ya da benim bilgilerime göre böyle bir şey olmaması gerekir. Bildiğime göre; mikrodalgalar elektromanyetik dalga olarak yayılırlar, radarlarda, mikrodalga fırınlarında, cep telefonlarında, kablosuz Internet erişiminde, Bluetooth kulaklıklarda, mağaza güvenlik sistemlerinde, mikrodalga frekansları kullanılır ve mikrodalgalar 1cm den kısa frekanslardır. Bildiğiniz üzere bu dalgaya direk maruz kalmak insan organizmasında tahribat yaratır.

Anlamını bilmediğimiz bir şekilde dua etmenin ya da ne anlamı olduğunu bilmediğimiz şekiller çizerek meditasyon yapmak arasında bir fark yoktur. Dua da, meditasyon da aynı şeydir, yeterki içten, inanarak ve ne yaptığınızı bilerek yapın; diyorum, tabi kendimce :)

 

Tiversonus

#38
Sevgili skystar,

Bu kitap hakkında okuyanlardan bir "tavsiye" veya "fikir" istemişsiniz. Bu nedenle düşüncelerimi yazmak istiyorum. Bu demek değildir sizn seçiminize karşımak veya küçümsemek veya yargılamak.

Ben Ra Bilgileri- Pleiades Öğretileri- Kasyopya Celseleri'ni büyük ölçüde benimseyen bir yapıdayım. Ayrıca, Gurdjeff ve ekolünü ve V.Valerian'a aktarılan bilgileri de önemsiyorum. Dolayısı ile bu kaynaklardan aldığım bilgi ve özümsediğim doğrular ile yukarıdaki şahsın Kendine Hizmet kanallı olduğunu içsel hep düşünmüşümdür. Bundan 2 yıl önce sitesindeki videoları izledim yalnız bir tane dahi kitabını almadım. Bunu açıkça görüş istediğiniz için yazıyorum.

Genel olarak şu eleştirim var size:)) Şimdi önerilere koyduğunuz bir kitabı önermiş oluyorsunuz. Yani bu sizin öneriniz, işte burada okuduğumuz bir kitabı veya eseri önermeniz daha doğru bir yaklaşım olmaz mı? Bu bir eleştiri sadece, çok da önemli değil.

Evet bizim ailede bu tür dua kitapları var, birara ablam 10.000 tane birşey yapıyordu:)) Hatırlıyorum, yani bir kere fikir söyledim ama elbette onun kendi seçimiydi bu fikir söylemekten öteye müdahalem olamaz. Ben genel olarak dinsel kaynaklara aynı yaklaşıyorum, bunların toplumun bilinç sarmalında, o sarmala göre bir iş yaptıklarını düşünüyorum, ama şimdi değil. Yani görüşüm ilk baştaki 3 kaynağa uygun bir görüş. Yani yukarıdaki kaynağın söylediği şeylerin KH'yi beslediğini düşünüyorum. Yaratan ile yaratılan arasında ayrılık ilüzyonu ve/veya tapınmak gibi eylemlerin "ikilik" yarattığını ve kişiyi hemen yoldan çıkardığını düşünüyorum, temel fark bence bu noktada. Birara secret çıkmıştı işte doğru üzerine kurulmuş saptırmalar diye düşünüyorum. Madde ilüzyonu içerisinde oyalama taktikleri yerine madde ilüzyonunu aşmak (üst yoğunluğa hasat) kavramına yakın duruyorum... Orion Kendine Hizmet'in bir huyu, tahribat yapacağı şeyin "üzerine" bir modeli kurmasıdır. Yani tahribat. Ben sufiliğin daha asıl(gerçeğe yakın) bir kaynak olduğunu düşünüyorum. Bütün bunların yanında doğu kaynaklarında da bu tür unsurların olduğunu görüyorum, yani buralardada sapmalar var diye düşünüyorum. Temel olarak şunu kabul ediyorum: "Yaratan ile Bir'iz".

Yine de siz kendiniz için doğru olanı seçeceksiniz, asıl olan da budur kanımca.

Selamlar, Sevgiler...

skystar

#39
Sevgili Tiversonus kitabı buraya koymamın sebebi öneri degil sadece okuyuan ya da bu tür şeyleri bilen birilerinin yorum yapmasıydı ki kitabı okumadığımı bu yüzden belirttim, kitap içerikleri bu bölümde paylaşıldığı için buradan sordum bu da gayet doğal [:)] ayrıca kitabı okumadım sadece fikirlerinizi merak ediyorum demek istedim yani önerdiğimi söylemedim [:)] bu da benden size eleştiri olsun [:)]

Sevgiler
 

Tiversonus

#40
Tamam teşekür ederim:))

Tiversonus

#41
Holografik Evren



Michael Talbot

Ruh ve Madde Yayınları

Çevirmen : Güray Tekçe
Ekim 1997, 492 sayfa, ISBN: 9758007424
 
Not: Bu kitabı sevgili Gülay'ın önerdiğini hatırlıyorum ancak bu sitede mi önceki sitede mi hatırlayamadım. Tekrar öneriyorum; Bir'lik frekansının temelleri olabilecek "bilimsel" veriler var bu kitapta.

Tiversonus

#42
İyileşme Kitabı (Cd'li)



Nusret Kaya
Pegasus Yayınları;
İstanbul, 2007, 13,5 x 21,5 cm, 400 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9944326872

Türkiye'nin en önemli Psikiyatri Uzmanı, Rüya Analizti Doç. Dr. Nusret Kaya'dan Rüyalarla hayatına yön verecek iddialı bir kitap.

Nedir global öğreti?

Kutsal Kâse yoksa kutsal dişi yok, Kutsal dişi yoksa erkek yok.

Neden?

Kutsal Kâseyi bilmeyen bir kadın hiçbir suçu olmaksızın doğurganlığı ile yaşam enerjisi kullanan bir rahim olur ve özellikle doğurduğu erkek çocukların alt beyinlerini büyütmez, kız çocuklarını da 'Rahim' olarak yetiştirir.

Nedir ikinci global öğreti?

Bir binanın temel inşaatı bozuksa nasıl ki ufak bir depremle yıkılır, biz insanların da ana rahmindeki temel inşaatı bozuksa, yaşamı deprem gibi olur.

Neden?

Çağdaş bilim: Annenin yaşadığı heyecansal bozuklukların cenini etkilediğini kesinlikle ispatlamıştır.

Sonra Kutsal Kâseyi öğrenmeden gebe kalmayın, kutsal kâseyi öğrenmeden gebe bırakmayın. Libido olması gereken yerde olsun.

Bu kitap, bu global bilgi, neden ve sonuçlarının ayrıntılarını anlatır ve aldığımız çok sayıda 'geri dönüm'e göre 'iyileşme' ve 'güçlenme' sürecine katkıda bulunur.

Bu amaçlara uygun olarak kitap,260 rüya analizi ve bir dinleme CD'si ile desteklenmiştir.

Not: Kitabı okumdan öneriyorum. Yalnız yazarın bugünkü alıntısı biraz ipucu veriyor. Kendime tavsiye ediyorum ve hemen sipariş veriyorum:))...sipariş tamamdır, ödemesini yaptım...Yalnız bu M.Tablot'un Holografik Evren kitabı işte...Bazı şeyleri "vitrin önünde" olmasını istemeyen "görünmez el" ler misali yok satıyor...Bunu Pleiades Öğretileri 1'de de yaşamıştım...Bulacağız,buluruz,bulduk:))

rinda

#43
Levh-i Mahfuz
Yazar: buRAk özDEMİR

http://www.burakozdemir.com/levhimahfuz-x.html
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Moderator

\"GÜNE? VE YERKÜRE ARASINDAK? B?RB?R?NE BA?LILIK\" ile ilgili PDF format?nda bir kitapc?k...

\"Küresel bilinç de?i?iminde önemli bir faktör, yeterince insan?n kendi enerjilerinden, hislerinden ve eylemlerinden daha fazla sorumlu olma gereksinimini kavramas?d?r. Kendi içinde ve Dünya ile denge olu?turmak her insan?n sorumlulu?udur. Bu ?ekilde bu geçi? ve bilinç yükselmesi küresel ortamda da yans?t?l?r. Bu da, insan varl?klar ve Yerkürenin enerji sistemleri aras?nda kar??l?kl? faydal? geri besleme döngüsü yarat?r.
 
Uyumlulu?umuzu art?rmak için meditasyonlarla birlikte, zihinsel ve duygusal sistemlerimizi dengelemek ve idare etmek için kalbimizin zekas?n? kullanmak ki?isel frekans?m?z? yükseltir ve bizi güne? aktivitesinin bu sonraki döngüsüyle gelebilecek olan yarat?c? f?rsatlara ve faydalara enerjisel olarak hizalar. Daha fazla say?da insan ister spiritüel, astrolojik, solar, çevresel veya ister sosyal olsun, yeni enerji ak?mlar?yla nas?l etkile?ilece?inin seçimine sahip olduklar?n?n fark?nda var?yor.\"  



Kaynak:

http://www.glcoherence.org/monitoring-system/commentaries.html

(TÜRKÇES?: SAFFET GÜLER)

Download:
http://rapidshare.com/files/319284377/C479388Cd01.pdf | 526 KB




Alinti:
kryonturkiye (yahoogroups)
yuvadanmektuplar (yahoogroups)
www.kosulsuz-sevgi.com

Saffet Güler\'e genel olarak hizmetlerinden dolay? te?ekür ederiz.