Haberler:

Yeni celse forumda! 25 Nisan 2026🔆

Ana Menü

Mutlaka İzlemelisiniz!

Başlatan Rekalis, 25 Şubat 2010, 19:07:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Rekalis

4. Tür (The Fourth Kind) 2009

http://www.imdb.com/title/tt1220198/

http://www.sinemalar.com/film/30586/4-Tur/

Konu başlığı olarak mutlaka izlemelisiniz dedim ama Milla Jovovich'in filmin (belgesel filim) başında dediği gibi "iyi düşünün. Zira bağzı sahneler gerçekten rahatsız edici"
Ben Kasyopya celselerini okuyan biri olarak 4. seviye kendilerine hizmet yani negatif ufoların kaçırma vukaatlarını anlatıyor film. Film diyorum ama sizi rahatsız edecek görüntüler gerçek olanlar. "Psikayatrist Dr. Abigail Tyler, hastalarının birinde oldukça ilginç bir travma durumuna rastlar. Bu travmanın izini süren Abigail onun uzaylılar tarafından kaçırıldığına dair ikna edici ipuçlarına rastlar." böyle ifade ediliyor filmin konusu. Fakat bence gerçekten anlamak için Kasyopya celselerinden sonra izlenmeli. Baştanda belirttiğim gibi filimin bağzı sahneleri bence gerçekten ağır. Filmi izlediğim gece gözümü kırpmadım.
 Film 60 küsür saatlik bir belgeselin özeti niteliğinde. Olaylar, sesler, videolar TAMAMEN GERÇEK. Hatta bir bölümünde o çok merak ettiğiniz kertişlerin GERÇEK sesinide dinyelebilirsiniz. Film çok ağır, FAKAAAT! sırf filmin sonlarına doğru gerçek Psikayatrist Dr. Abigail Tyler'ın kertişler hakkındaki yorumu için bile izlenir. Millanın dediği gibi inanıp inanmamakta size kalır.
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

Tiversonus

#1
http://rapidshare.com/files/344871686/The.Fourth.Kind.2009.DVDSCR.XviD-SilentNinja.part1.rar
http://rapidshare.com/files/344873946/The.Fourth.Kind.2009.DVDSCR.XviD-SilentNinja.part2.rar
http://rapidshare.com/files/344867297/The.Fourth.Kind.2009.DVDSCR.XviD-SilentNinja.part3.rar
http://rapidshare.com/files/344867292/The.Fourth.Kind.2009.DVDSCR.XviD-SilentNinja.part4.rar[/size=1]

Dün akşam seyrettim ve filmden sonra hemen yattım, yerel saat ile gece 24^de:)) Ve sabah 8'de kalktım...Offf mis gibi yatmışım:)

Şunu söylemek istiyorum; "bilgi" konusu, yani düşünün bir zamanlar Kasyopya celselerinde "korku var" diyenler vardı, belkide şu: Gerçek durum o kadar çok kötü ki, ancak bu bilgiyide vermesen koruması olmayacak kişinin, işte burada gerçek pozitiflik için, ama sonucunda koruyucu olmak, işte poztiflik bu, bu kişiler kendini "iyi hissetsinler" diye polyanacalık yapmak bu kişilerin kafasında sanırım bir pozitiflik oluyordu, ve sonra korku ile gerçekli korku ile yüzleşmediklerinden patır patır dökülecekler, dökülüyorlar...Kısaca bilgi topladığınızda korkmazsınız, hayır başta korkarsınız ama bir süre sonra korku ile etkileşiminiz değişir, bir şeyler yapmak ihtiyacı hissedersiniz, yoksa bende mi bir gariplik var neden korkamıyorum:)) Elbette benim de ufak korkularım vardır, muhakkak ama korkmamak değil etkileşimi kontrol altına almak işte bu koruyucu yolları açabilir, yani "leş kargası için zehirli bir yemek" gibi olmak...

Filmin altyazısı içinde, şifresiz, bir inceleyin derim, ilgi çekici detaylar var; tarçın kokusu örneğin, ya bu ölmüş fare ile tüpgaz arası bir koku ne yanmış tarçını:))

Düşünceme göre "korku ile yüzleşmek" gerekiyor, bunun içinde kendimizi gözlemlemeli, tepkilerimizi otomatik/mekanik/robotik olmaktan çıkara bilme yetisini elde etmeli, elbette tüm bunlar bilgi toplama ile ve olayların bilinçli gözlemcisi olabilmekle de alakalı.

Filmde abartma var mı bilmiyorum. Ama bir düşünce egzersizide yapıyorum: Örneğin çok ileri teknolofi düzeyine sahip olan bir üst yoğunluk ırkı, neden "açıktan" olaya el koymuyorlar, koymuyorlar mı koyamıyorlar mı? Neden günün belirli zamanlarında bu işlere girişiyorlar? Şunu söylemek istiyorum: Onlarında bir sınırı, hareket sınırları olmalı, işte sakince düşündüğümüzde, bilgi toplayıp analiz ettiğimizde bir şeyler karşımıza çıkıyor. Evren'de başka ailelerde var. Bilgi ailesi var, ışık ailesi var. "Kader Dostları" var, bu korku, kaos ve karmaşa ile beslenen bilinçlerden başka Başkalarına Hizmet ailesi var. Resme genel baktığımızda ise, Dünya Karmik Planı var. Daha üst Bilinç yoğunlukları dengeleyicileri de var. Ve daha bir sürü şey. Kısaca korku ile kilitlenmek yerine, korkularımız ile yüzleşip, daha çok bilgi toplamalı, korkular ile etkileşimi biçimimizi değiştirmeyi öğrenmeliyiz. İşte bu nedenle Kasyopya Celseleri eşsiz bilgileri içeriyor, elbette orada da özgür iradeye saygı dolayısı ile verilmeyen, verilemeyen bilgiler olabilecektir. Pleiades Öğretileri var, Ra Bilgileri var. Bilgiyi mekanik olarak okumadan ziyade kavramaya çalışmalı, titreşimlerimizi değiştirebilecek şekilde okumalıyız, işte herşeye rağmen, Ruh deneyimleri için planlar var. Kasyopyalılar bir keresinde, sevgili Laura Knight Jadczyk "istemeyi bilmiyorum" dediğinde; "öğren, o zaman hiç bir zaman istemeyi öğrenemeyecek misin?" benzeri cümleler kullanmışlardı. Örneğin İsa'nın yaptığı (tarihte) ve Laura Kngight'ın cümle aralarına geçen "yapışık ruh temizleme" işini Kasyopya okuyucusu olanların yüzde kaçı düzenli uygularlar, bu bilgiye inanmazlar mı, bilmezler mi, umursamazlar mı, robotlaştırılmış bir insanın en önemli özelliği robot olduğunun farkına varamamasıdır, ben bir kasyopya okuyucusuna bunu önerdiğimde, beni negatif ele geçirilmiş benzeri obsesyonlu görmüştü veya öyle sezinlemiştim ama ben devamlı uygularım, belirti beklemeden, kısaca açıkfikirli olmak, önyargılı olmamak da gerekiyor ama önlem ve ihtiyatlı da olunmalı. Bir gece metalik kırbaç sesi ile kalktığımda avize sallanıyordu, çelik dübeli avizenin içinde çın-çın ediyordu, garip aşağıya zemine düşmemişti, bunu anlatabilmek bile insanı garip sınıfına koyuyor değil mi, hayır ben daha çok korunmaya çaba ve emek harcıyorum, inanın buna hem de oldukça fazla emek harcıyorum. Gelin şimdi bunu bir sevgili dosta önerin, bu ona düşmanca gelecektir, belkide bir saldırı olarak algılanabilecektir. Ve kimse kırılmasın diye de bazı noktalara değinmiyorum. Negatif avcıları, izleyicileri uyuduklarının farkındamıdırlar, o kadar çok negatif ararlar ki kendi korumaların için fazlaca bir şey yapmazlar. 30-35 yılını bu araştırmalara vermiş sevgili Laura Knight-Jadchyk bile bu "yapışık ruh temizleme" işini yapıyor, celselerden anladığımız kadarı ile, ama bu celselerin okuyucusu olan buna tepki koyar, hele ki sözkonusu kişinin kendisi ise, bunu düşmanca algılar. Tam olarak tesbit edemezsin bazı şeyleri ama dikkatli olmak ve ihtiyatı elden bırakmamak adına düzenli korunma için çaba harcamalı bir spiritüalist, evet düzenli ve bir işaret beklemeden... İşte bir sürü şey var ve bu her konuşulduğunda garip sınıfına sokulmak tehlikesi de var..."Ben arınmam gerektiğini düşünmüyorum" evet verilecek cevap bu sanırım bir "pozitif" Spiritüalisten ve elinden fazla bir şey gelmemesi de gerçekten acı veriyor, yapacak fazla bir şey kalmıyor: Öneri, tavsiye ve acı... Sonuçta herşey/tek şey derslerden ibaret ve Ruh'u geliştirip, yücelten şeyler öğrenmeye çaba harcamalıyız. Kasyopya celselerinde "korunma" için verilen yol olduğu sürece bu yolu takip edenler için, orada geliştiren bir şeyler de var diye düşünüyorum. Olayın sadece korku veren kısımlarına değil daha çok bizleri geliştirecek Ruhsal Gerçekleri içeren bilgileri derince kavramak için çaba gerekiyor. Öğrenmek aynı zamanda zevkli bir şey.

Alemtac

#2
Sevgili Tiversonus, dün siteye girdim. Sevgili Tgur'un yazısını okuyordum. O sırada telefon çaldı, arayan kızım dı..uzun konuştuk ve döndüğümde ise bilgisayarım çökmüştü. Uzun zamandır yazmıyorum farkındaysanız. Yazmam istenmiyor gibi bir duyguya sahibim, yinde de bir iki şey karalıyorum arada bir. Sizce bunlar nedemek? Hislerimi bir tarafa bırakalım, hiçbir şeyi olmayan bilgisayarımın çökmesine bir anlam veremiyorum. Bizler enerjiyi iletebildiğimiz gibi çeken varlıklarız. Bilgisayarın klavyesinden ya da mouse tan enerji ile iletişim halindeyiz. Pozitif üretip pozitif yayan biri olarak, hangi negatif düşünceyi çekmiş olabilirim ?? Benim işim enerji dengelemekken nasıl oluyorda bu derece negatife maaruz kalabiliyorum? Nerede eksiğim var, derin bilgilerinize güvenerek ve algılarınızın son derece açık olduğunun farkında olarak soruyorum. Teşekkürler şimdiye kadar verdiğiniz tüm bilgiler için.

Sevgiler :)
 

Tiversonus

#3
Selamlar, takılıp kalmamak gerkiyor...Öncelikle şu bilgi Ra Bilgilerinde var; "karanlıkta bir mum ışığı negatiflerin dikkatini çeker". Yani kısaca biz bunu hakettikten daha çok, onlarında bir müdahale hakkının olması, malum dualite evreni. Ve artık ben PC'deki bilgileri 2 yerde yedekliyorum, Norton Ghost programı ile 10 dakikada geri üklüyorum, elbette bunlar 3. yoğunluk önlemleri...Ama şu, "ben neden çektim" değil, bu değil, bu zaten son Kasyopya celselerinde var, çekme nedeni pozitif Ruhsal bilgilenme ve bu bir oyun...Ruh'un dualite de parlaması, gelişmesi üzerine oyun...Maça çıktık, saha da çocuklar var veya saha da kimse yok, tek başımıza oyun oynayıp gelişebilir miyiz?

Kısaca, iki yol var: Ya hiç bu Ruhsal Bilgilerle uğraşmazsınız, ki muhtemelen ilk zihinsel veri budur:)) ve 3. yoğunluk maçına devam, çiftlikte yaşamaya devam, facebook'a devam:)) Ya da takılıp madan, ne yapmalıya odaklanmalı ve bir gelişme anı sonrası, zihinsel, duygusal, bedensel bir dengelenme sonunda, belki Kamil Olmak anlamından sonra, belki "farktmez" noktasından sonra pekde verimli bir durumdan çıkılıyordur. Ve yaşanılan her an'daki olaylar aslına bir test niteliğinde, bunu pozitif Benlik yapıyor değil ama o Ben'lik bir test olarak da sonucunu gözlemliyor demek daha doğru.

Ben böyle durumda iki hatta üç misli yazardım eskiden, ve içsel düşünceler devamlı Yüksek Benlik tarafından takip edilir. Kısaca, oyunun ne olduğunu, nasıl ynandığını ve kurallarının neler olabileceğini bilmek ve sonra karar vermekle ilgili şeyler. Ve herşey Ruh'un öğrenmesi amacı ile olan şeyler. Bence olaya takılıp kalmakta neye hizmet ediyor diye düşünmeli, burada önemli olan şeyin bizi olayların "karar vermeye" itici olduğu noktası, bunu dikkatle düşünmenizi tavsiye ederim...Ve her Ruh, kendi özgür iradesi ile karar verecek. Cennetvari yerin bileti pek ucuz değil veya kıymetli şeyler için tester aşılmalı. Ve yapılan herseçim doğrudur.

Maçtayız, karşı rakip bana çelme takacağını bilmeliyi, beni engelleyeceğini bilmeliyim, beklemeliyim...Eee ne yapacağım, maçtan dışarı çıkayım mı? Maça devam mı edeyim? Hakemler var, federasyon var:)) Karar vereyim Şampiyonlar Ligi amma da zor ulaşılır mış:))

Ve aslında çok basit cevabı var zaten:

"Saldırıyı BİLMELİ, BEKLEMELİ, SONRA DA ETKİSİZLEŞTİRMELİ"

Sevgiler...

Rekalis

#4
Yan aslında korkusu üzerine değinmem yanlıştı ama doğruya doğru ben uyuyamamıştım :). Ne yapayım. Öyle :D Ama filimi beğendi isen sevindim (sanki ben çekmişim filmi :D ). Ben aslında Milla'nın oynadığı tüm filimleri izlerim bu yüzden izliyeyim dedim ama içerisinden kasyopyalıların (yani Meleklerin) bahsettiği birçok konuya rastlayınca "işte yaşanmış kötü bir kaçırılma deneyimi delili" dedim. Önemli çünkü SİRİUS UFO UZAY  BİLİMLERİ ARAŞTIRMA  MERKEZİ Başkanı HAKTAN AKDOĞAN grileri olumsuz olarak görmüyor. Gerçi tüm griler olumsuz değildir ama en azından kaçırılma vakalarını sanki değişik yorumluyor (onun fikirlerine önem veririm) Fakat bu filim beni kasyopyalılara inanmam için kanıtlar sundu. Dediğim gibi korkmamak için bilmek yeter ama benim gibi korkaklar için yetmiyor galiba :D şaka bir yana geceleri baykuş görmekten çok korkuyorum artık...
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

Tiversonus

#5
Baykuş deyince benim aklıma hemen iki şey geldi film sırsaında: bir tanesi "Ekin çemberi" diğeri ise Bush'ların Baykuş tanrılarına tapma ritüelleri, bu bir belgeselde vardı ve ABD nin ileri gelenlerini uzaktan çekmişlerdi...

Ama en çok, ufak kızın göz göre göre götürülmesi ve kızın ne olduğunu düşündüm...Filmi seyrederken, kolay değil o dramları yaşamak, insanın inanası gelmiyor ama işte çocuk ortada yok ve bir sürü kayıt filan var. Özellikle evin üstüne doğru UFO gelince polis kamerası en azından bozuluyor, bozulana kadar kayıtlar var. Ben kanıtlara çok odaklandım, kamera ve ses v.b. Ve aklıma Pleiades öğretilerinden sözler geldi, yani gerçeği söylesek bırakıp kaçarsınız gibi, bir de başka bir sitede sanırım astarc. sitesiydi, oradaki yeraltı figür resimleri geldi...Kısacası izlemek ve kanıtlı şeyleri izlemek faydalı, keşke bu olaylar Kasyopya celselerinde sorulsa diye de düşündüm...Güzel bir film olmasa da:)) bence bir çok şey ile örtüşüyor, öneriniz iyi olmuş, bilgi açısından, teşekürler tekrar...Ve açıkçası bütünlüğe bu kertişlerin midesinde ulaşmak istemem ve galiba cehennemde yaşıyoruz ve ne yaptıkta burayı hakettik doğrusu neyse önemli olan Ruh:))

bozadi

#6
fena bir film sayılmaz. yani kaçırılma fenomenine dair küçük de olsa bir ışık tutması açısından. öneri için teşekkür ediyorum. bu filmden haberdar değildim.

ben de birkaç ay önce steven spielberg'in "taken" adlı bir dizisinin farkına varmıştım. bir kısmını izledim. o da hiç fena değildi. sanırım internette türkçe altyazılar da var.

ahuela

#7
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

Selamlar, takılıp kalmamak gerkiyor...Öncelikle şu bilgi Ra Bilgilerinde var; "karanlıkta bir mum ışığı negatiflerin dikkatini çeker". Yani kısaca biz bunu hakettikten daha çok, onlarında bir müdahale hakkının olması, malum dualite evreni. Ve artık ben PC'deki bilgileri 2 yerde yedekliyorum, Norton Ghost programı ile 10 dakikada geri üklüyorum, elbette bunlar 3. yoğunluk önlemleri...Ama şu, "ben neden çektim" değil, bu değil, bu zaten son Kasyopya celselerinde var, çekme nedeni pozitif Ruhsal bilgilenme ve bu bir oyun...Ruh'un dualite de parlaması, gelişmesi üzerine oyun...Maça çıktık, saha da çocuklar var veya saha da kimse yok, tek başımıza oyun oynayıp gelişebilir miyiz?

Kısaca, iki yol var: Ya hiç bu Ruhsal Bilgilerle uğraşmazsınız, ki muhtemelen ilk zihinsel veri budur:)) ve 3. yoğunluk maçına devam, çiftlikte yaşamaya devam, facebook'a devam:)) Ya da takılıp madan, ne yapmalıya odaklanmalı ve bir gelişme anı sonrası, zihinsel, duygusal, bedensel bir dengelenme sonunda, belki Kamil Olmak anlamından sonra, belki "farktmez" noktasından sonra pekde verimli bir durumdan çıkılıyordur. Ve yaşanılan her an'daki olaylar aslına bir test niteliğinde, bunu pozitif Benlik yapıyor değil ama o Ben'lik bir test olarak da sonucunu gözlemliyor demek daha doğru.

Ben böyle durumda iki hatta üç misli yazardım eskiden, ve içsel düşünceler devamlı Yüksek Benlik tarafından takip edilir. Kısaca, oyunun ne olduğunu, nasıl ynandığını ve kurallarının neler olabileceğini bilmek ve sonra karar vermekle ilgili şeyler. Ve herşey Ruh'un öğrenmesi amacı ile olan şeyler. Bence olaya takılıp kalmakta neye hizmet ediyor diye düşünmeli, burada önemli olan şeyin bizi olayların "karar vermeye" itici olduğu noktası, bunu dikkatle düşünmenizi tavsiye ederim...Ve her Ruh, kendi özgür iradesi ile karar verecek. Cennetvari yerin bileti pek ucuz değil veya kıymetli şeyler için tester aşılmalı. Ve yapılan herseçim doğrudur.

Maçtayız, karşı rakip bana çelme takacağını bilmeliyi, beni engelleyeceğini bilmeliyim, beklemeliyim...Eee ne yapacağım, maçtan dışarı çıkayım mı? Maça devam mı edeyim? Hakemler var, federasyon var:)) Karar vereyim Şampiyonlar Ligi amma da zor ulaşılır mış:))

Ve aslında çok basit cevabı var zaten:

"Saldırıyı BİLMELİ, BEKLEMELİ, SONRA DA ETKİSİZLEŞTİRMELİ"

Sevgiler...
Çok güzel yazmışsınız, aslında bu aralar bana çok gerekli olan bir şeydi. Zamanım çok olmasa da arada sırada bakıyorum; artık kelimeleri anlamaya başladım.
Okuduğum ve bilgilendiğim içn mutluyum fakat bunu hayata geçirebilirsem daha da mutlu olacağım. Bakalım ilerleyen günlerde bahsederim.
Sevgiler...
 

Tiversonus

#8
Sevindim...İşin doğrusu, sabah burayı okudum ve epeyce bir vakittir cevap yazmayı düşündüm ama cevap yazmakta zorlandığım bir kaç kişiden birisiniz, bu kötü anlamda değil...Belki hep şu yeniay dönemlerinde veya Güneş havada olmadığı dönemlerdeki duygusal sıkkınlık dönemimdendir. Güneşli ya da aylı ışık olmadığında çok bunalıyorum, sanki boğazım düğümlenir bu dönemlerde. Ve genelde çok ama çok az konuşurum, yazmak kolay...Sabah bakınca dur  dedim kendi kendime "zaman yok" yazayım sonra vazgeçtim, yani akıl veren bir kişilikten hep uzak durmuşumdur, bu hoşuma gitmez genelde. Ve özgür iradeleri ile sormayana da etrafımda hiç cevap vermem...Çok sıkıntılı bir dönemde yayla evinde, Pleiades Öğretilerini tekrar okurken şunu söyledim sesli olarak ve iki elini yana açar da insan ya tam bir inanmışlıkla; "Yüksek Ben'liğim, buyrun bana öğretiniz, ne öğrenmem gerekiyorsa, öğretiniz, ben açığım ve özgür irademle buyrun sürecimin tam kontrolünü siz yapınız"...Şimdilerde ise şu "Sevgili Yüksek Benliğim, Sevgili Ben'im Varlığım, Sevgili Ruh; bilinçte Başkalarına Hizmet olarak evrimleşebilmem için, sürecimin tam yönetimini ve kontrolünü Siz sevgili Ruh'un yapmasını, yani tam yönetmesini ve kontrol etmesini özgür iradem ile sevgim ile istiyorum. Bilgi/ışık/sevgi ve Başkalarına Hizmet faydasına olacak ise, bu yardımları yapmanızı ve sonucunda en-yüksek faydalar çıkacak şekilde uygun göreceğiniz metodlar ve uygun göreceğiniz yöntemler ile bu yardımları yapmanızı özgür iradem ve sevgim ile istiyorum. Ve sonsuza açılan herhangi bir anda ya da anlarda güncelleyerek devamlı olarak bu yardımları yapmanızı özgür iradem ve sevgim ile istiyorum"...Yazınca amma uzun oluyormuş yani:)) Ve işte yaylada bir balkon var, sigara içiyorum uzun bir balkon, !ya dedim, yıldızxlara bakarak, millet neler görüyor bende bir sorun olmalı galiba, gözüküğn Işık ailesi dedim", ses yok, ışık yok ve yattım. İnsan gerçekten "acaba" diyor hanisiniz, falan. zaten bu tür şeyleri görenlere de bir saldırı olmuş gözüyle bakardım, elbette gelip giden bir şüphe, ama genel olarak tam inanırdım bu enerjilere ama kızardım göözüüküün...Tv seyrediyorum, yan yatmış ve perde açık ve karşı dağ gözüküyor ve yan çekyatta baba aynı şekilde tv ye bakıyor, aslında ben odamdan çıkıp ayıp olmasın adamla sohbet edeyim diye tv sıkıntıma rağmen bir on-onbeş dakika geçiriyorum tv li odada. Ve karşı dağın ortalarında bir ışık ama uzak sanki ahtapot kollu gibi gözümü aldı, sakince hesap yapıyorum, ikibin metre mesafe araba olsa far gelmez, bir bin metre altta bir kaç ev var ve evin yüksekliği şu ve olsa olsa üç katlı ev gibi, sadece ışık parladıkça gözümü alıyor ve o kadar sakinim ki anlatamam, ya işte diyorum sadece ışık içimden, dur dedim sonra çok sakince baba şu karşıdakini görüyor musun? yani ne olduğunu da söylemiyorum ki, benim demem ile görmesin:)) soruşım da o kadar sakin ki, garip ve evet oğlum ışıık, o da sakin, ve iç dıi herşey huzur içinde ne kadar güzel beyaz ama garip beyaz ışık, ben daha o tonda ışığı bir kaç resmimde gördüm. neyse sakince kalktım baktım ve bir süre sonra işime gücüme o olay olmamış gibi baktım. bir kaç gün sonra oğlum yattın mı senin ışık çıktı gene ve sanki niye bu kadar sakiniz gi ve bu üç beş devam etti. ve baba ve ben dışında o civarda kimse görmüyor, yani o sormuş. ve sonra kendimi geriye dönük kontrol ettiğimde hep kalp meditasyonu ya da ona yakın bir teşekür duygusu içinde ve zihin boş iken çıkıyordu ve herseferinde babam da görüyordu. ve bunu burada yazıyorum, ve ne yapıyorum biliyor musunuz, sadece mutfağa gidip su içip bir şeyler okumaya odama gittim..niye anlatıyorum? yani yüksek benlik ve diğer isteklerin tamamında zihin ve kalp bir genişleme, bir koşulsuza yakın fizik huşu içinde iken ne bileyim işte anlayın, öyle durumlarda olabiliyor. ve yüksek benliklerden, ışık ailesinden bu titreşime gelerek isteyin, anlamayı isteyin anlamamı sağlayın deyin, basit olsun ve inanın yardım gelecektir. ama işte o titreşimde akıl, beden ve ruh, ve inanın eril ve dişil dengede değil se irtibat ta olmuyor, anlatması zor en azından o frekans hallerine girebilecek ortamlar ya da ne bileyim bir kalp meditasyonu sonrası isteyin inanın yardımı olur, bazen ben şunu anlamak ve bilmek istiyorum derim ama işte istemek için o frekansa bazen girmek çok zor oluyor, bunu herkesle paylaşmak istedim. ve garip karşılanma pahasına paylaşıyorum. yani net, sakin, huzurlu olarak hiç bir kötü his taşımadan defalarca bunu yaşadım ve inanın ben de isteyince böyle olacağını tam inanmıyordum, yani bana mı filan diyordum. işte bizleri sınırlayan şeyler bu düşünceler; bana mı filan gibi şeyler...İnanın gerilim içinde olmamızın nedeni, zihinsel ve bir sürü bilinçaltı yazılımlarımız, biliyorum çünki ben de yaşadım. Bir altı aylık bebek gibi, karnı doymuş, altı değişmiş, tertemiz kokan ve hiçbir eril/dişil gerilimi olmayan, huzur ve huşu durumunda olunduğunda, üst yoğunluk bağlantısı olabilir herkesin ama herkesin diye düşünüyorum ve o anda zaten bu o kadar çok normel bir şeymiş gibi algılanıyor ki, yani garip ama sanki doğal varoluş hali zaten bu gibi, çok ama çok normel yani anlatması zor. Ve sonra işte günlük hayat döngüsünde zihinde şu mu, bu mu, falan mı, filan mı, olsa, bulsa gibi şeyler insani acayip gerginliğe ve varoluşunun normal frekansının çok dışına fırlatıyor ve o zaman zaten kendi kendimizi biz yargılayabiliyoruz, birisinin çıkıpta bana şu bu demesine bile gerek yok. Bunu yaşadım, ve en azından Yüksek Benlik için nasıl bir frekansta olunmalı diye anlatıyorum.. Ve sonra özgür irade yasası gereği, ustalaşmış bir dedektif gibi işaret okuyuculuğunda olunması gerekiyor, tesadüfi bir mail bile bir işaret taşıyor olabilir. Olup olmadığını kalbinize, ruhunuza sezginize devamlı danışmak ta gerekiyor, olabilir de olmayabilirde. Ve ben bunları ayakkabımı bağlamış gibi normal şeyler olarak karşılarken, nasıl sormayana ayakkabımı bağladım demez ya bir insan, işte öyle anlatmıyorum. Zaten iyi niyetle de olsa iyilik amacı ile de olsa özgür irade ihlali yapıldığında, yaptığımda derhal benim KH dalgam başlıyor ve bazen bile bile bu ısınmayı göze aldığım zamanlarda olabiliyor. Ama işte hangi gerçekliğe hapsedildiğimizi de anlatmak gerekiyor. Kardeşlerime anlatmadım bilmem babam anlattı ise. Yani keşke herkes kendi bağlantısını kursa da ben bir kenarda otursam ve ne ben kimseyi rahatsız edeyim ne de kimse beni diye düşünürüm bazen. çünkü ego isteği diye yorumlanır bazı şeyler ve ben sadece huzur dan başka ve kimse dönüp bana bakmasından başka bir şey de istemem genelde. Ne olduğunu anlıyor muyum, tam değil ama işte ruhum o bebek gibi olduğunda ise bu tarif edilemez bir onaydır, bana. Ve özel günlerden geçen insanlık hep yüklenmiş yazılımların tuzağında, etkisinde o bebek gibi geniş, gerilmemiş huşuya geçebilse, işte o zaman neyi bizlerin beklediğini görür ve günlük olan tüm şeylerin ne kadar şişirme ve gerksiz şeyler olduğunu anlayabiliriz. Ve zaten günlük şeylerin bir yalan gerçeklik olduğunu anlar ve bir şey talepcisi deolmayız günlük yaşamdaki şeylerden.


Ve bir şekilde zihinlerimizin anlayamayacağı şekilde veya örtüden dolayı, bir itim ile biraraya gelen bir ortak ruh bağlantısı içinde diye düşünüyorum tüm site üyelerinin. ve bazıları yılacak olsa da, bazıları yerecek olsa da, bazıları iki ara bir dere de kalacak olsa da bu bağı ruhlarımız hissediyor çok ama çok derinden...AMAAA (güzel diye bunu çaldım, üç a lı) işte zihinsel yazılımlar dolayısı ile bir şeyleri olması gerektiği gibi tam bir şeylere oturtamıyoruz diye düşünüyorum. neye oturacağını da biliyor da değilim, akışa bırakıyorum ve en güzel şeyde şu çocuklar gibi yanlış çamlar devirsek te derinden ruh bağlantımız var, birazcık zihni devre dışı bırakıp, iştee, bitmeyen cümle kalsın...zihin inanın yetmiyor ruhun ne demek istediğini anlatmaya...Benden de sevgiler, herkese...


Not: Beş altı ayrı günde gördüğüm ışık küresini tanımlarken 'ahtapot' kelimesini kullandığımı ama sonra bunun yanlış bir tasvir olduğunu düşündüm. İnternette tasviri için ilk gördüğümde buna çok benziyor dediğim bir resmi paylaşmak istiyorum. Yalnız sadece çok ama çok parlak (ilginç beyaz) olan ışık sadece beyaz bir renkte idi yani başka bir renk tonu (mavi ton yoktu) ve ışık o kadar kuvvetli ki, başka hiç bir şey yok yani bir metal ya da araç olacak ve tek renk: beyaz, kristal parlaması gibi.ve ilginç deydiği yeri parlatmıyor sanki ışık kendi canlı gibi, kristalize bir canlı gibi.[/size=1]

Tiversonus

#9
Niye yukarıdaki yazı uzunca oldu? Açıkça şunun için: Hangi yoğunluk veya boyut olursa olsun, tamamında "karanlık var ise Işık'ta vardır", işte sadece korku güçlerinin faliyetlerini anlatan bu tür filmler, sadece korku güçlerini göstererek, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, resmi "eksik ya da yarım" vererek, frekansımızı/frekansınızı düşürmesin..."Karanlık var ise Işık Güçleri de var" diyorum, hepsi bu...Ve belirli bir temizlik ve arınma ile özellikle korku denilen illeti temizlediğimizde bunu kendiniz keşfedebilirsiniz, bu bağlantıyı kurabilirsiniz. Karamasarlığa gerek yok, ihtiyatsızlıkta tehlikeli, ama Evren'in Işık Güçlerininde varlığını unutmayalım...İşte bu nedenle bu nedenle paylaştım uzunca...Film ordaysa bende burdayım...