Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

'Uygur' yalanında birleştiler: Kışkırtma ittifakı! (28.12.2018)

Başlatan bozadi, 01 Ocak 2019, 23:46:27

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

28 Aralık 2018

'Uygur' yalanında birleştiler: Kışkırtma ittifakı!


İyi Parti'nin, Uygurları bahane ederek Çin Halk Cumhuriyeti'ni hedef alan önerisi önceki gün Meclis'te AKP'nin ret, MHP'nin 'çekimser' oylarıyla reddedildi. İyi Parti-CHP-HDP'nin CIA yalanlarında birleşmesi dikkat çekti




Türkiye'nin Çin ile ilişkilerini geliştirdiği her dönemde sahaya sürülen CIA-FETÖ destekli ayrılıkçı gruplar, son dönemde Uygurları bahane ederek yeniden boy göstermeye başladı. Türkiye-Çin ilişkilerini sabote etmek için Uygurları bahane eden bu grupların iddialarını ise İyi Parti, Meclis gündemine taşıdı. İyi Parti, Sincian'da "Çin zulmü" olduğunu iddia ederek Meclis'e bir araştırma önergesi sundu. İyi Parti Grup Başkanvekili Yavuz Ağıralioğlu, "Türk Halkı ve Türkiye Cumhuriyeti Doğu Türkistan'a sahip çıkmalı, Çin zulmünü durdurmalı. Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın can ve mal güvenliği uluslararası yasalara göre garanti altına alınmalıdır" dedi.

YALANLARA SAHİP ÇIKTI!

CIA ve FETÖ destekli grupların ortaya attığı iddialarını önceki gün Meclis gündemine taşıyan İyi Parti'nin önerisine destek de CHP ve HDP'den geldi. CHP adına Mehmet Ali Çelebi kürsüden bir konuşma yaptı. CIA yalanlarını tekrarlayan, Uygurların 'zorla çalıştırıldığını ve sosyal haklarını alamadıklarını' öne süren Çelebi, şöyle konuştu: "Çocuklar dahi zorla çalıştırılıyor. Gençler, özellikle sosyal medya alanında çok sıkı denetim altında. Bu yönden on yıl hapis cezasına çarptırılan bile var. Çiftçilerin ürettiğini de ancak Hükûmet satın alabiliyor. Bu konuda da çiftçilerin fakirleşmesi sağlanıyor. Topraklarına Çin Hükûmeti el koyuyor ve buraları da Çinli göçmenlere veriyorlar. Ayrıca, ırkçılığa maruz kalmaktadırlar. Örneğin, sakal bırakma nedeniyle bile öldürülen Uygur Türkleri bulunmaktadır. Müslümanlara alkol satışını zorla yaptırmaktadırlar. Dinî isimleri yasaklamışlardır, imamlar hapse atılmaktadır. Kadınlara zorunlu kürtaj yapılmaktadır. Seyahat özgürlükleri kısıtlanmaktadır. Bu bağlamda neler yapabiliriz? Biz Türkiye olarak soydaşlarımızın sorunlarının dünyaya duyurulmasına katkı koyabiliriz, uluslararası platformlarda dile getirebiliriz."

CHP-İYİ PARTİ-HDP AYNI CEPHEDE

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da yaptığı konuşmada şunları savundu: "Uygur Türklerine uygulanan zulüm, artık herkesin malumu. Herkes bunu konuşuyor ancak bir tek konuşmayan Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı. Şimdi 30 milyon Türk yaşamakta Doğu Türkistan'da ve vatandaşlık alamamaktadırlar. Bu insanlar ölmedilerse nasıl yıllardır vatandaş olmak için beklemektedir sorusunu soruyorum Çin yetililerine. İnsanlar Çin zulmünden kaçıyor ancak Türkiye'ye gelenler de hâlen sorun yaşamaya devam ediyor. Çok fazla sayıda Uygur'dan çıkıyor ancak bu insanların sadece çok az kısmı Türkiye'ye ulaşıyor. İnsanlar yollarda hayatlarını kaybediyorlar."

AKP RET OYU VERDİ

AKP grubu adına da Denizli Milletvekili Ahmet Yıldız bir konuşma yaptı. Yıldız şunları ifade etti:

"Tarihî, dinî, kültürel ve akrabalık bağlarımız bulunan Uygur soydaşlarımız Çin'in kültürel zenginliğine ve çeşitliliğine katkıda bulunan toplumlardan biridir. Doğu Türkistan'la ilgili haberler bir süreden beri uluslararası basın yayın organlarında ve medyamızda artan biçimde yer buluyor. Bu haberlerde Sincian bölgesindeki Uygurların yanı sıra diğer Müslüman toplulukların da insan hakları ihlallerine maruz kaldıkları öne sürülmektedir. Bunlar arasında, kamplarda zorla alıkonuldukları ve eğitime tabi tutuldukları vurgulanmaktadır. Bütün bu haberleri Bakanlıktaki meslektaşlarımla yakinen takip ediyorum. Yakından ve hassasiyetle takip edildiğine ve Çin Halk Cumhuriyeti'yle ele alındığına eminim."

Konuşmaların ardından araştırma önerisinin oylaması yapıldı. MHP'nin çekimser kaldığı oylamada, AKP ret oyu kullanırken, İyi Parti'nin önerisine CHP ve HDP'den destek geldi. Önerge reddedildi.

ÖNERGENİN GEREKÇESİ EĞİTİM KAMPLARI

Yavuz Ağıralioğlu'nun İyi Partili vekillerin imzasıyla Meclis'e sunduğu Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105. maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını istediği önergesinde yer verilen, ayrılıkçı Uygur iddialarını dillendiren gerekçeler şu şekilde:

"BM, Çin Hükümeti'nin, yasalardaki terör, aşırıcılık ve ayrılıkçılarla ilgili geniş ve belirsiz tanımlara dayanarak, yaklaşık 3 milyon Müslüman Uygur'u 'yeniden eğitim' kamplarında gözaltında tuttuğunu öne sürüyor. Ancak bu suçlamaları reddeden Pekinli yetkililer, attıkları adımların sadece İslamcı militanları ve ayrılıkçıları hedef aldığını savunuyor.

Diaspora üyelerinin neredeyse hepsi, Çin Hükümeti'nin baskısından dolayı Sincian bölgesindeki kayıp akrabalarıyla iletişim kuramadıklarını söylüyor. Uluslararası Af Örgütü tarafından yayınlanan bir rapor, kamplardaki mahkumların, İslami veya Çin'de hakim olan Han kültürüne ters düşen gelenekleri yerine getirmeyi reddetmeye zorlandıklarını ortaya koydu. Raporda, yeterince ilerleme gösteremeyenlerin dayak ve diğer işkence yöntemlerine maruz kaldığı kaydedildi."

BİR KIŞKIRTMA DA DAVUTOĞLU EKİBİNDEN

"Çin, Doğu Türkistan'da katliamlar yapıyor" korosuna Karar gazetesi de katıldı. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'na yakınlığıyla bilinen Karar gazetesi, son dört günde iki kez Uygur iddialarını manşetine taşıdı.

"Çin vahşeti İsrail'e model oldu" başlığıyla 24 Aralık'ta verilen haberde, "Çin'in Uygurlara her türlü işkenceyi yaptığı insanlık dışı toplama kampları dünyanın diğer ucunda Filistinlilere kan kusturan İsrail'e model oldu" denildi. Gazete milyonlarca Müslüman'ın toplama kamplarına alınıp işkencelere uğradığını savundu. İsrail'de iktidardaki Likud Partisi'nden Oren Hazan'ın, Pekin'deki kampları örnek göstererek Filistin'deki Müslümanlara uygulanmasını tavsiye ettiğini yazdı.



Karar 27 Aralık'ta ayrılıkçı iddiaları tekrar manşetine taşıdı. "Bu çığlığı duyan var mı" başlığıyla verilen haberde Çin'in sistemli yok etme planında ikinci aşamaya geçtiğini, Pekin yönetimine hiçbir ülke ya da kuruluşun baskı yapmadığını iddia etti. Gazetenin haberinde "Sanatçı, edebiyatçı, akademisyenlerden oluşan yetişmiş beyinleri hedef alan Pekin, sadece bu yıl 150 aydını hapiste ya da toplama kamplarında yok etti" denildi.
 



Karar gazetesinin Uygur ilgisi bununla da sınırlı değil. Gazetenin yazarlarından Hakan Albayrak, 1 Aralık tarihinde yazdığı 'Uygurlar ne olacak?' başlıklı yazısında, Uluslararası Türkistanlılar Derneği'nin iddialarını tekrarladı. "Bu kamplarda Uluslararası Af Örgütü'ne göre 1 milyon, Uluslararası Türkistanlılar Derneği'ne göre 4.5-5 milyon civarında Doğu Türkistan Müslüman'ı tutuluyor" diyen Albayrak, 22 Aralık tarihindeki yazısında ise Malumatfuruş isimli bir site tarafından Uygurların nüfusunun olduğundan fazla gösterildiği konusunda uyarıldığını belirterek şunları yazdı: "2010 yılındaki resmi nüfus sayımına göre Doğu Türkistan'ın toplam nüfusu 21.82 milyondur. Bölgedeki Türk dilli Müslüman grupların toplam nüfusunun 13 milyon civarında olduğu bilinmektedir. Bu nüfusun dağılımının 11 milyon Uygur, 2 milyona yakın Kazak ve 160 bin Kırgız şeklinde olduğu dile getirilmektedir.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

14 Eylül 2018

Çin'le ilişkileri bozma planı


ABD'nin son dönemde Uygur Türklerini kışkırtmak için hazırlık yaptığı belirtiliyor




ABD, Çin'e karşı sürekli piyasaya sürdüğü "Uygur kartını" bir kez daha kullanmaya hazırlanıyor. Son dönemde Uygur Türklerine ilişkin Çin yönetiminin baskılarını anlatan raporların yayımlanması ve Amerikalı senatörlerin Çin'e yaptırım uygulanması için ABD Kongresi'ne mektuplar yazması, yapılan hazırlıkların sadece bir parçası.

ABD KONGRE'YE GETİRDİ

Geçen haftalarda Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığını Ortadan Kaldırılması Komitesi'nin hazırladığı bir rapor ortaya çıktı. Raporda Çin'in, 1 milyon Uygur Türkü'nü toplama kamplarında tuttuğu iddia edilmiş, bunların serbest bırakılması talep edilmişti. Çin ise bu rapora "içişlerimize karışmayın" yanıtını vermiş, buraların da toplama kampları değil, siyasi eğitim merkezi olduğunu açıklamıştı. Bu açıklamalar üzerine nisan ayında Amerikalı Senatör Marco Rubio, 17 senatörün de imzasıyla birlikte konuyu Kongre'de taşımış, Kongre'ye gönderdiği mektupta Çin'e yaptırım uygulanmasını istemişti.

SEÇİM KAMPANYASI

ABD'de son dönemde artan Uygur tartışmasının neden gündeme getirildiğine ilişkin Aydınlık'ın sorularını yanıtlayan Dr. Barış Adıbelli, ABD'nin şu sıralarda çok tehlikeli bir kumar oynadığını savundu. ABD'nin Çin'de Uygur meselesini kaşıdığını ve oradaki bir takım olumsuz gelişmeleri Çin'e karşı kullanmak için hazırlık yaptığını söyleyen Adıbelli, "Uygurlar, ABD'nin umurunda değil. Önemli olan Çin'i zayıflatmak. İddiaları dile getiren Senatör Marco Rubio'nun ise tek derdi, kasım ayındaki ara seçimlerde tekrar senatör olarak seçilebilmek. Uygurları seçim kampanyası için kullanıyor. Maalesef ABD, diğer ülkelerin yumuşak ve hassas olduğu her türlü sorunu bir koz olarak saklayıp kullanıyor" ifadelerini kullandı.

AYNI SENARYO

"ABD inanç özgürlüğü ve insan hakları üzerinden Çin'i şer imparatorluğu olarak ilan etmeye hazırlanıyor" diyen Adıbelli, 1980'lerde ABD Başkanı Reagan'ın Sovyetler Birliği'ni şer imparatorluğu olarak adlandırmasını hatırlattı. Barış Adıbelli, Çin'e karşı operasyonun bir parçasının da Türkiye olduğunu dile getirdi. Burada yakın zamanda planlanan bir kışkırtmanın Türkiye kamuoyuna da yansıması olacağının altını çizen Adıbelli, şu vurguları yaptı:

TÜRKİYE'DE KAMUOYU YARATMA ÇABALARI

"Şimdi burada Trump bir yaptırım kararı alırsa bu durumun Türkiye kamuoyuna yansıması olur. Kamuoyu, Hükümet'ten ve öteki siyasi partilerden benzer bir tepki beklentisi içine girer, zira Uygur meselesi Türk toplumunda hassas ve duygusal bir mesele, halk bu meseleye kayıtsız kalmaz. Hele de yerel seçimlerin arifesindeyken, ister istemez siyaset malzemesi yapılır. Bu bağlamda özellikle milliyetçi muhafazakâr seçmeni görmezden gelemezsiniz. Hatırlanacağı üzere 2015 yılında yine Uygur meselesi nedeniyle Türkiye'de Çinli zannedilen Koreli turist grubuna saldırı olmuştu; hatta öyle bir durum oldu ki çekik gözlü olan herkes Çinli zannedilmekten çekinir hale geldi. Türk turizmine en büyük darbe bu olaylardır. Hâlâ bu olayların sıcaklığı geçmemişken, Türkiye'nin Çin'den turist beklentisine girmesi ve birilerinin kendi kontrolü dışında Uygurları devreye sokması, turizmi tehlikeye sokacaktır." Son dönemde iki ülkenin ticari ilişkilerinde büyük adımlar atılmasına dikkat çeken Adıbelli, ABD'nin bu mesele üzerinden Türkiye ile Çin ilişkilerine doğrudan zarar vermeye çalıştığını belirtti. ABD'nin bu hamleyle bir taşla iki kuş vurmayı planladığını savunan Dr. Adıbelli, Uygurları başka devletlerin kontrolüne bırakmanın hiç doğru olmadığını söyledi.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

7 Kasım 2018

Çin: Mesleki eğitim programı, terörle mücadele girişimidir


Çin Dışişleri Bakan Yardımcısı Yue Yucheng, Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde mesleki eğitim merkezleri açmasının, önleyici nitelikteki bir terörle mücadele girişimi olduğunu söyledi. 22 aydır herhangi bir terör olayının yaşanmadığı Sincan'da, bu yılın ilk 9 ayında 132 milyon turist ağırlandı.




Batı medyasının Çin'in Xinjiang (Sincan) Uygur Özerk Bölgesi'nde 'toplu kamp' kurulduğu ve burada insa hakları ihlalleri yaşandığı iddialarına karşı Çin harekete geçmişti. Söz konusu yerin, bölgenin güneybatısında bulunan Hotan'da Çin yönetimi tarafından kurulmuş bir eğitim merkezi olduğu açıklanmıştı. Çin yönetimi eğitim merkezin kapılarını açmış ve kursiyerlerle basını buluşturmuştu.
Çin Radyosu'nun haberine göre, Cenevre'de dün düzenlenen BM İnsan Hakları Konseyi toplantısına katılan Çin heyeti başkanı Yue, bazı Batılı ülkelerin "Xinjiang " hakkında duyduğu kaygılara yanıt verdi.

Çin'in, ülke içinde ve dışında terörle mücadele konusunda önemli deneyimler ve esinler biriktirdiğini vurgulayan Yue, terörle mücadelede önlemeye öncelik verilerek, terörizmin belirtileri ve kök nedenlerinin araştırılıp meselenin çözüme bağlanacağını kaydetti.

Çinli yetkili Yue, Xinjiang'da terörle mücadele gereksinimi olarak mesleki eğitim merkezlerinin kurulmasının, dini aşırıcı düşüncelerden olumsuz etkilenen bir avuç kişinin terörist yandaşları ve mağdurları olmasını önlemeyi amaçladığını kaydetti. Yue, bunun, Çin vatandaşlarının insan haklarını korumanın yanı sıra söz konusu kişileri kurtarmaya yönelik bir önlem olduğunun da altını çizdi.

Yue, Xinjiang'da terörle mücadele alanında başvurdukları bu tedbirleri, aslında bazı Batılı ülkelerin radikalizmle mücadelelerinden esinlenerek aldıklarını dile getirdi.

Çinli heyet üyeleri arasında Xinjiang'da doğan ve büyüyen Uygurlar da bulunuyor. Bu üyeler, Xinjianglıların huzur, kalkınma ve uyumu beklediğine ve çatışma, terör ve yoksulluktan bıktığına dikkat çektiler. Uygur üyeler, sıradan Xinjianglıların mesleki eğitim merkezlerini olumlu karşıladıklarına ve terörizmin baş gösterdiği anda derhal etkili önlemler alınması gerektiğini savunduklarına işaret ettiler.

Edinilen bilgilere göre, hâlihazırda Xinjiang'da son 22 aydır herhangi bir terör olayı yaşanmadı. Bu yılın ilk 9 ayında bölgede 132 milyon turist ağırlandı. Xinjiang, her geçen gün daha güvenli ve istikrarlı oluyor, daha büyük ilerleme kaydediyor.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

8 Kasım 2018

Kışkırtmaya dikkat!


Alptekin Aydın, Çin'i yakından tanıyan bir işadamı ve siyasetçi. Yedi yıl Çin'de yaşadı. 2012 yılında İzmir EXPO Fuarı temsilcisi olarak tekrar Çin'e gitti... Aydın, 'Uygur Türklerine Çin zulmü' iddialarının gerçek dışı olduğunu söyledi




İlk bomba Muğla'da patladı. CIA'nın öncülüğünde 2004 yılında ABD'de kurulan sözde 'Sürgünde Doğu Türkistan Parlamentosu' ve hükümeti, 30 Ekim 2018 günü merkezini Muğla'ya taşıdı. Yine basının desteğiyle sözde yeni Cumhurbaşkanlarını seçtiler. Ardından tarihiçi İlber Ortaylı, itibarını hiçe sayarak Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da Uygurlara zulüm, işkence yaptığı iddiasını ortaya attı. Dayanağı, 18 Nisan'da AP ajansının servis ettiği kamp resmiydi.

Türkiye-Çin ilişkilerinin parladığı ve ticari ilişkilerin İpek Yolu'yla canlandığı şu günlerde Çin'e yönelik kampanyanın habercisi olan gelişmeleri Çin'i yakından tanıyan bir işadamına sorduk. Alptekin Aydın, Pekin ve Şanghay'da yedi yıl kalmış.Makine mühendisi. Aydın, CHP'nin Foça Belediye Meclisi üyeliği aday adayı da olmuştu. Aydın, son gelişmeleri Aydınlık'a değerlendirdi.

ASAYİŞ DIŞI EYLEM BASTIRILIR

"Sun Yat Sen Çin İmparatorluğu yerine Cumhuriyeti kurduğunda, Türkistan'ın ikiye ayrıldığını görüyoruz. Çin'in yanına geçen Uygur Türkleri ve Batı'da, 'Doğu Türkistan' olarak Rusya'nın etkisinde kalan bölge. Daha sonra Mao önderliğindeki uzun yürüyüşte ve Çin devriminin yanında yer alan Uygurlular, Çin devleti içinde bir eyalet oarak yerlerini aldılar. Çin'de birçok eyalet var, birleşik bir Cumhuriyet devleti. Birçok etnik topluluk, milliyet, hiçbir olay olmadan aynı topraklarda yaşayıp gidiyor.

"Ancak Doğu Türkistan bölgesinde zaten yapısal olarak bir ABD kışkırtması var. Sürgündeki Doğu Türkistan'ın kuruluşunu ilan eden muhalif Çinli kadın, CIA'nın elemanı. Çin içinde huzursuzluk ve sıkıntı yaratıyorlar.

"Orada ne camilere ne kimseye karışan, bulaşan yok. Asayiş dışı her eylem her devlet tarafından bastırılır. Hele bu olay ABD desteğinde oluyorsa yıkıcı olur ki Çin'in tavrı da budur."

MUĞLA ÇİN'E MADEN İHRACININ MERKEZİ

Aydın, sözde Sürgündeki Doğu Türkistan hükümetinin Muğla'ya yerleşmesini anlamlı bulduğunu söyledi ve şu çarpıcı bilgilyi verdi: "Orada bir zemin, tabaka belki bulmuşlardır. Ancak bana göre Çin ile ticaretteki önemli bir ürün olan maden, seramik, cevher ihracatının merkezi Muğla ilimizdi. Muğla'nın adını kirletiyorlar şimdi. Çin-Türk dostluğunu bozmak istedikleri açık. Kürşat Tüzmen de bakanlığı döneminde bu tip büyük hatalar yaptı. Uygur-Sincan bölgesine ne zaman gitse, 'Doğu Türkistanlılar' diyordu. Tüzmen bu tutumlarıyla, bölgede Türk ticaret bölgesinin kurulmasına çelme taktı.

"Sözde 'Doğu Türkistan' senaryoları, 1970'lerde Çin Dünya Ticaret Örgütü'ne katılınca devreye sokuldu... Artık 5-6 yıldır Çin, Sincan-Uygur bölgesinde iyi bir ticaret merkezimiz var. Şimdi Türkiye ile ilişkiyi bozmak istiyorlar. Olay budur!"

MUĞLA'YI MESKEN TUTTULAR

Sözde sürgündeki Doğu Türkistan Kurucu Parlamentosu, 2004 yılında CIA tarafından ABD'de toplandı ve 14 Eylül 2004 günü de ABD Parlamento binası içindeki "Capital Hill" salonunda düzenlenen basın konferansıyla "Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti"nin kurulduğu resmen ilan edildi. O tarihlerde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ABD'de, 16-26 Eylül günlerinde de TBMM Dostluk Grubu heyeti Çin'deydi. Gül, Çin'in ABD Büyükelçisiyle bir araya gelerek gelişmeleri görüşürken, TBMM heyeti de Çin'de ABD Büyükelçisiyle konuyu görüştü.

Bugüne kadar ABD dışında bir kez Kanada Toronto'da, bir kez de Japnoya Tokyo'da toplanan sözde Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti, 8. toplantısını bu yıl Muğla'da yaptı ve 30 Ekim günü Gulam Osman Yağmaoğlu, sözde DTSH Cumhurbaşkanı seçildi. Yağmaoğlu'nun ilk mesajı "Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti Doğu Türkistan halkının meşru hükümetidir. İşgalci Çin yönetimine bağlı kukla halk hükümetini tanımıyoruz" oldu. Hükümetin Uygur ve Kazaklar dışında Kırgız ve Nogayları temsil ettiği ileri sürüldü.

Aytekin Aydın'a İlber Ortaylı'nın yazısına ilişkin düşüncelerini de sorduk, henüz okumamıştı. Yine de şu değerlendirmeyi yaptı: "Anlatılanlara bakılırsa Amerika'nın yanında bir tavır. Amerika'nın faaliyetidir bu işler! CIA bu işin içinde..."

ORTAYLI'DAN CAN SİMİDİ

Tarih profesörü İlber Ortaylı, 3 Kasım 2018 günkü Hürriyet'te, bilimadamı olarak tüm itibarını ortaya koyarak "Doğu Türkistan'daki Çin zulmü" başlıklı bir yazı yayımladı, AP'nin Nisan 2018'de servis ettiği bir fotoğrafı tekrar kullanan Ortaylı, "Kamplar... İşkence korkunç" diyordu. İlber Ortaylı'nın yazısıbda şu satırlar dikkat çekti: "Çin'le barış ve kültür yılına giriyoruz. Bu gibi politikaların uygulandığı ve etnik bir grubun açıkça tahrip edilmesinin hedeflendiği bir ülkeyle hangi kültürel ilişki ve barış yılını birlikte kutlayacağız, doğrusu çok merak edilir... Dünyada barış yılının kutlanması savaş yapanlar arasında görülür. Kültürel bağların yoğunlaştırıldığı yıllar ise ancak bunun layık olduğu ülkelerle yapılır."

Diplomasi dilini bir kenara koyarak ve herhangi bir kanıt göstermeden Çin Halk Cumhuriyeti'ni yargılayan Ortaylı, "yakın gelecekte toplu imha hareketleri vukua gelebilir", "geniş kitleler kamplara toplanıyor, işkence ve beyin yıkama metotları uygulanıyor" gibi iddialar ileri sürmekten çekinmedi.
 

Kaynak: Aydınlık


bozadi

15 Kasım 2018

Obama ve Bush'un arkasındaki isim Uygur ayrılıkçısı çıktı


Beyaz Saray önünde Uygurları temsilen konuşan Ömer Süleyman'ın karanlık geçmişi dikkat çekiyor. Obama ve Bush'un arkasında kadraja giren Süleyman, Selefi kurumun eğitimcisi çıktı. Kurumun adı daha önce uçak kaçırma girişimi ile gündeme geldi




ABD, Çin'in Sincan (Xinjiang) bölgesinde yaşayan Uygurlar üzerinden kışkırtma çabalarına hız verdi. Amerika'da yaşayan Uygurları organize eden yetkililer 4 km yürüyüşün ardından Beyaz Saray önünde protesto eylemi düzenledi. Göstericilerin başında bulunan Yaqeen Enstitüsü Başkanı Ömer Süleyman, Çin'in Uygurları sistematik biçimde hedef aldığını iddia etti. Süleyman "Şu anda Çin'de yaşayan ya da orada akrabaları bulunanlar bilsinler ki size destek vermeye devam edeceğiz. Sizin sesiniz olacağız" diye konuştu. ABD Kongresini işaret eden Süleyman, "Bu bina içerisinde din özgürlüğünden bahseden herkes, sizin başınıza gelenlerden hesap vermeden kurtulamayacak. Uygurlar bütün dünya üzerinde en fazla haksızlığa uğrayan halk olduğunu biliyor" ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray önünde yaptığı konuşmada Çin yönetimine baskı kurulmasını talep eden Süleyman'ın, ABD'li siyasiler ile bağı dikkat çekiyor. ABD'nin önceki başkanlarından George Bush ile Barack Obama'nın Dallas buluşmasında hemen arkada yer alan Süleyman, CNN International ve Huffington Post gibi sitelere yazdığı yazılarla öne çıkmıştı.

ABD'NİN ILIMLISI ÇOK EŞLİLİĞİ SAVUNUYOR

ABD medyası tarafından 'ılımlı' olarak tanıtılan Süleyman'ın söylemleri ve geçmişi ise ülke içinde tartışma yaratmış durumda. Kız ve erkek kardeşlerin birbirine yakın olmasının ensest ilişkiye davetiye çıkardığını savunan Süleyman, konuşmalarında kadın ve erkeğin arkadaş olamayacağını ancak erkeğin birçok kadınla evlenebileceğini vurguluyor.

2016 yılında kurulan Yaqeen Enstitüsü'nün liderliğini yapan Süleyman, aynı zamanda ABD'de faaliyet gösteren Selefi Almaghrib kurumunda eğitimci. Almaghrib'in adı ilk kez 2009 yılında kurumun öğrencilerinden birisinin Detroit'e giden uçağı patlatma girişimi ile gündeme gelmişti.




KONGRE YAPTIRIM HAZIRLIĞINDA

Ömer Süleyman'ın Beyaz Saray önündeki konuşmasına paralel olarak harekete geçen ABD'li siyasiler de yaptırım taleplerini yineliyor. ABD medyasında yer alan haberlere göre hazırlarnan yasa tasarısı Trump yönetiminin bölgeye özel koordinatör atamasını ve Çin'e ihraç edilen teknolojik ürünlere yasak konulmasını öngörüyor.

Meclisteki iki partiden destek alan yasa tasarısı hakkında konuşan Temsilciler Meclisi Üyesi Cumhuriyetçi Chris Smith, "Bu kötülüğe ortak olan Çin hükümeti yetkilileri hesap vermeli ve Sincan Bölgesi'nde yüksek teknolojili bir polis devleti kurulmasına yardım etmek isteyen Amerikalı şirketler engellenmeli" değerlendirmesinde bulundu.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

16 Kasım 2018

Vatan Partisi'nden Destici'ye yanıt:
ABD yalanlarıyla milliyetçilik olmaz


Vatan Partisi Genel Sekreteri Utku Reyhan, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Destici'nin Doğu Perinçek üzerinden Çin-Türkiye işbirliğini hedef alan sözlerine yanıt verdi. Reyhan, 'ABD'nin, BBC'nin yalanlarını tekrar ederek milliyetçilik olmaz' dedi.




BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Meclis'te dün yaptığı basın toplantısında İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının bir benzerini Çin'in Doğu Türkistanlılara yaptığını iddia ederek, "Doğu Perinçek zihniyetiyle bu olaya sırt çevirmemiz kabul edilemez" demişti.

Destici'nin sözlerine Vatan Partisi Genel Sekreteri Utku Reyhan, "Sırtında yumurta küfesi olmayan, milletinin çıkarlarını düşünmeyen Milliyetçilik olmaz. ABD'nin, BBC'nin, AP'nin "Türkistan'da zulüm" yalanlarını, nasıl olsa birileri alkışlar umuduyla tekrar ederek milliyetçilik olmaz. Uygurların varsa sorunlarının çözümü Çin ile dostluktan geçer, düşmanlıktan değil. Gerçekten milliyetçi olan herkes, her meseleye milletinin çıkarları üzerinden bakar" ifadelerini kullandı.

Destici açıklamasının devamında şu ifadeleri kullanmıştı:

"Çin yönetimi, 60'lı ve 70'li yıllarda Mao'nun kültür devrimi adı altında yaptığı kültürel asimilasyon planının benzerini, bugün doğu Türkistanlı kardeşlerimiz için uyguluyor. Dengeler uğruna Doğu Türkistan'da yaşanan bu zulme kulaklarımızı tıkamamız, acıdan kan ağlayan insanların vicdanlarını daha da sızlatıyor. Çin ve ABD rekabeti adı altında, Amerika'dan yana gibi görünmemek için susmak da bu işe çare değildir. Görüntüler, bilgiler elimizde ve çığlıklar kulaklarımızdayken, Perinçek zihniyetiyle bu olaya sırt çevirmemiz kabul edilemez. Şunu da düşünmemizde fayda var; Çin'in; ABD'nin uygulamalarına karşı, Doğu Türkistan politikalarını daha zalim ve daha baskıcı hale getirip cevap vermeyeceğinin garantisi nedir? Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi Çin'in zulmüne, ABD'nin sahte dostluğuna teslim etmemeliyiz."

Kaynak: Aydınlık


bozadi

18 Kasım 2018

ABD'nin nihai hedefi: Kuşak ve Yol


Hüseyin Vodinalı




Xi Jinping'in evladı gibi benimsediği şahsi projesi.

Devasa bir fikir.

Dünyaya damgasını vuracak bir uygulama.

Özeti: Bin yıl önceki gelişmiş Asya'yı bir kez daha canlandıracak Yeni İpek Yolu.

Detayları çok.

En az 70 ülkeyi ve dünya nüfusunun üçte ikisini kapsayan, 21'inci yüzyılın Asya merkezli olmasını perçinleyecek bir girişim.

Kuşak ve Yol.

Kuşak, karadan geçişleri, yol ise deniz yollarını temsil ediyor.

En az 2 trilyon dolarlık Çin yatırımı hedefleniyor.

Şimdiye kadar 350 milyar dolardan fazla taahhüt mevcut.

En güncel ve kritik olanı Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru.

Türkiye, Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nde bugün orta koridor olarak tanımlanan eski İpek yolu güzergahında anahtar ülke.

İpek Yolu Ekonomi Kuşağı Çin, Orta Asya, Rusya, Avrupa ve Afrika'yı bir araya getirmeye; Çin'i Orta Asya ve Batı Asya boyunca Basra Körfezi ve Akdeniz'e bağlamaya; ve Çin'i Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Hint Okyanusu ile birleştirmeyi hedefliyor.

Yeni İpek Yolu, ortaklaşa yeni bir Avrasya Kara Köprüsü inşa etmeye ve Çin-Moğolistan-Rusya, Çin-Orta Asya-Batı Asya (Türkiye) ve Çin-Hindiçin Yarımadası ekonomi koridorlarını geliştirmeye odaklanıyor.

Denizde ise, Kuşak ve Yol üzerindeki en büyük limanları bağlayarak sorunsuz, güvenli ve verimli ulaşım güzergahlarını ortaklaşa inşa etmeye yöneliyor.

Afrika ve Güney Amerika da Deniz İpekyolu üzerinde hedef ve eksen rotalar.

Dünya üzerinde 138 ülkede Çin'e ait 3 bin 485 kalkınma yatırım projesi halen devam ediyor. (Bunun için ayrıntılı tablo: https://www.aiddata.org/china-project-locations)



Haritadan bakıldığında kabaca bu projelerin yüzde 80'den fazlası, fakir güneyde sürüyor.

Çin yatırımları en çok, sırasıyla, Afrika, Batı, Orta ve Güney Asya, Güney Amerika ve Karayipler, Rusya, Yunanistan ve Doğu Avrupa ağırlıklı.

Türkiye de bunların içinde yer alıyor.

İşte ABD'nin en büyük kabusu da bu.

Çin, Batı emperyalizminden farklı çalışıyor.

Batı'nın sömürgeci geçmişinin üzerine bina ettiği yağmacı ve zorba küreselleşme yöntemi yerine, karşılıklı çıkara ve gelişmeye dayalı bir kalkınma işbirliği öneriyor.

Xi Jinping, Kuşak ve Yol Girişimi'ni 2013'ten beri adım adım geliştiriyor.

ABD ve diğer emperyalist dostları ise son dönemde bu projeye saldırıya geçti.

Türkiye'nin sayılı jeopolitik uzmanlarından olan Amiral Cem Gürdeniz'in de işaret ettiği gibi, Doğu Akdeniz'deki ABD, İsrail, Yunanistan, Mısır ve GKRY işbirliğindeki sondaj ve saha saldırıları da bunun bir parçası.

Tıpkı, Kuzey Irak ve Kuzey Suriye'deki ayrılıkçı PKK oluşumları gibi.

Zaten Doğu Akdeniz'deki son durum, Amerikan-İsrail yapımı Kürt koridoru planının bir devamı.

Yemen ve Libya da hakeza.

Yemen'e Suudi Arabistan'ı, Libya'ya Fransa'yı saldırttılar.

Rusya ve İran'a ambargo, Çin'e ticaret savaşı da büyük resmi tamamlıyor.

Çin'deki son anayasa değişikliğinde batılı mahfiller, 'Xi görev süresini sınırsız hale getirdi' kısmına dikkat çektiler. Aynı 'kuşa bakın' dercesine, Kuşak ve Yol'un Çin Anayasası'na eklendiğini herkeslerden sakladılar.

Evet, 5 bin yıllık uygarlık olan Çin, Asya bin yılını başlatacak olan bu dev insanlık projesini anayasasına koydu.




ABD MERKEZLİ PSİKOLOJİK SAVAŞ BAŞLATILDI

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, geçen hafta Papua Yeni Gine'deki Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği örgütü APEC Zirvesi'ne katıldı ve Çin'in Kuşak ve Yol girişimine "özel sektör merkezli" sözde alternatif bir proje önerdi.

ABD'nin tüm dünyaya ticaret savaşı açtığı bir dönemde böyle bir projenin ne olduğu pek anlaşılamadı ama asıl niyet, Pence'in Kuşak ve Yol'a saldırılarıyla ortaya çıktı.

Pence, "Çin'in kredi teklifleriyle desteklediği altyapı projeleri bitirilemez ve kalitesiz. Bu projeler ülkeleri kredi borçlarına sürüklüyor. Borçlanarak, ülkenizi ve bağımsızlığınızı tehlikeye atmayın. Ülkenizi koruyun." diye konuştu.

ABD'nin İndo-Pasifik bölgesinde denizlerin ve hava sahalarının "özgürlüğünü" korumak için çalışmaya devam edeceğini vurgulayan Pence, Çin'in Kuşak ve Yol girişimini, tek yönlü ve gizli ajanda yüklü bir tuzak olarak niteledi.

Yani özetle, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana tüm dünyada çıkarttığı ve desteklediği savaşlarda en az 20 milyon insanı öldüren bir emperyalist devlet, Çin Halk Cumhuriyeti'ni, emperyalistlik ve sömürgecilikle suçlamış oldu.

Komik deyip geçmeyin, Pence'in bu resmi ağızdan başlattığı açık saldırı, tüm dünya ve ülkemizde de başlatıldı.
 



Önce Uygurlar üzerinden yeni bir 'insan hakları' krizi senaryosu yarattılar.

Çin'in doktriner eğitim kampı adı altında açtığı kamplarda Uygurlar'a işkence edildiğine yönelik pek çok asılsız iddia ve yalan belgeyi dağıtmaya başladılar.

Almanya ve Türkiye gibi Çin'in potansiyel müttefikleri bile bunun üzerine atladı.

Halbuki biz bu yalanları Suriye ve Irak'tan çok iyi biliyoruz.

Beşar Esad'ın kimyasal silah saldırıları yalanları bugün açıkça çürütüldü.

Beyaz Miğferler denen Batı ve El Kaide yapımı sözde insan hakları örgütünün de foyası ortaya çıktı.

Çin'in Uygur politikası sorgulanabilir, eleştirilebilir.

Ancak bu, Amerikan gladyosunun, FETÖ'nün yalanlarına alet olarak, düşmanca değil, ikili ilişkileri geliştirerek yapılır.
 



Türkiye, batı kaynaklı devasa kriz ortamında en çok ihtiyaç duyduğu Çin'e savaş açmayı düşünmüyorsa eğer, bunun başkaca bir yolu yoktur.

Bir diğer etkili propaganda da, Mike Pence'in dile getirdiği, Çin'in yatırım yaptığı geri kalmış ülkeleri borç tuzağına düşürdüğü yalanı.

Bu aslında 'kişiyi nasıl bilirsin, kendin gibi' atasözünün bir tezahürü.

Batı emperyalizminin en temel taktiği, (basit tefeci taktiği), zor durumda kalan gariban ülkeyi yüksek faizle borçlandırıp elinde ne var ne yok yağmalamaya dayalıdır.

Batı için esas olan "Profit Über Alles" deyimidir. Yani, onlar için kâr her şeyin üzerindedir.

Osmanlı'ya ve son dönemdeki Türkiye'ye yaptıkları da budur.

Afrika'yı sömürge olarak tutmak için de aynı şeyi yapıyorlar.

Çin'in yatırımlarında uyguladığı kredi politikası uzun vadeli ve düşük faizli bir politika.

Xi Jinping, APEC Zirvesi'nde Pence'ten önce konuştuğu için doğrudan bir yanıt veremedi.

Ama muhtemelen hristiyan dincisi faşist Pence'in neler söyleyeceğini iyi biliyordu ki, cevabı önceden verdi.

Xi, Kuşak ve Yol'un bazılarının iddia ettiği gibi bir borç tuzağı filan olmadığını, Batılılarınki gibi seçkin bir kulüp üyeliği filan da olmadığını, kimseyi dışlamadığını, tamamen uzun vadeli bir kazan-kazan eksenli kalkınma projesi olduğunu söyledi.

Xi Jinping, dışa açılma ve işbirliğinin kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma için tek doğru seçenek olduğunu vurguladı ve düşmanca tavırlar yerine ortaklık yapmanın daha fazla yarar sağlayacağını belirtti.

Zirvede Pence'e cevap da böylece verilmiş oldu.

Ancak Batı medyası, siyasetçileri, az gelişmiş ülkelerdeki işbirlikçileri, bu "borç tuzağı ve yeni sömürgecilik" edebiyatını giderek yükselen bir tonda tekrarlamaya başladı.

Türkiye'de de medyadan, kimliği belli sivil toplum örgütlerinden, iktidar ve muhalefet milletvekillerinden benzer yorumlar geliyor.

Hükümet cephesinde ise bir tepkisizlik ve unutturma çabası sezinliyorum.

Yani ABD ile "düzelmeye başlayan ilişkilerin" bir sonucu gibi, "Uygur Zulmü" edebiyatı yükselirken, Kuşak ve Yol Girişimi adeta unutturuluyor.

ABD ve AB ile ilişkilerin düzelmesi illüzyonu yaratılırken, Avrasya seçeneği buharlaştırılmaya çalışılıyor.

Oysa Türkiye'nin ABD ile arası asla düzelmeyecektir.

Türkiye, ABD, İsrail ve Fransa'nın açık hedefindedir.

Suriye ve Irak'tan tutun da Doğu Akdeniz'e kadar Türkiye, nesnel olarak Batı Asya, yani Rusya, İran, Suriye ve Çin cephesindedir.

Bunun aksini söyleyenler, Türkiye'yi emperyalist saldırı karşısında savunmasız ve çaresiz bırakmaya çalışanlardır.

Türk de olsa, Amerikalı, Alman, Fransız da olsa, Çinli veya Rus da olsalar onlara inanmayınız.

Dünya, kaçınılmaz olarak Asya binyılına girmiştir ve Türkiye de Asya'nın yükselen yıldızı olacaktır.
 



ÖNEMLİ BİR KAÇ NOT

Financial Times, ABD'nin Çin'e açtığı ticaret savaşının sonucunda Çin'den ithalatın ve ABD dış ticaret açğının daha da yükseldiğini yazdı!

Afrika'da ise Çin'in ekonomik kalkınma yatırımlarına Rusya askeri destek vermeye başladı. Mozambik'ten başlanan bu sürecin adım adım yayılması ve Kuşak ve Yol'da bariz bir Rus-Çin ortaklığının pratiğe geçmesi bekleniyor. Venezuela'dan başlayan, dolara karşı alternatif değişim araçları arayışı da Trump ile birlikte aşırı hızlandı. Bugün dünyada yazılan her 10 ekonomi makalesinden 5'inde ABD dolarının miyadını doldurmaya başladığı ifade ediliyor.

"Şüyuu Vukuundan beter" deyimi adeta doğrulanıyor. ABD'nin aşırı saldırgan ve panik atakları bundan kaynaklanıyor. Çin, "Made in China 2025" projesine de hız veriyor. Yapay zeka ve alternatif enerji -lityum pil teknolojileri, kamucu sosyal kredi sistemi, ulaşım ve altyapı teknolojileri, eğitimde reformuyla pek yakında ABD'yi hatta Avrupa'yı bile geride bırakacak. Bugün ABD'de bile Fransızca'dan çok Çince öğreniliyor. Kapalı toplum, korumacılık gibi Soros tarafından kullanılan olumsuz terimler artık Trump, Pence ve ABD için kulanılıyor. Hollywood bile propaganda üstünlüğünü yitirmeye başlıyor. Rus yapımı Maşa ve Koca Ayı çizgi filmi bile gizli Rus propagandası olarak suçlanıyor. Sanki 70 yıldır beynimizin üstünde, Hollywood ve onun sözde kahraman, özde soykırımcı kovboyları tepinmemiş gibi!

KAYNAKLAR:

https://www.globalresearch.ca/china-new-philosophy-economics/5660068 - Peter Koenig

https://af.reuters.com/article/worldNews/idAFKCN1NM007

https://www.globalresearch.ca/the-us-leading-from-behind-in-africa-lets-russia-lead-from-the-front/5660096

https://www.aiddata.org/china-project-locations

Kaynak: Aydınlık


bozadi

3 Aralık 2018

'Uygur' etkinliğinde Çin'e ve Perinçek'e saldırdılar


İyi Parti İstanbul'da, Çin'in bölünmesi için çalışan ABD destekli Uygurlara destek için basın açıklaması yaptı. Etkinlikte konuşan Seyit Tümtürk'ün hedefinde Doğu Perinçek ve Çin'in toprak bütünlüğünü savunan iktidar mensupları vardı




İyi Parti'nin, Çin'e yönelik saldırılarını sürdüren ABD destekli 'Uygurlara' ilgisi sürüyor. Daha önce yaptıkları açıklamalarla sık sık Çin'i hedef alan İyi Parti İstanbul İl Başkanlığı, dün de Fatih Saraçhane Parkı'nda düzenlediği basın açıklamasıyla Uygur Türklerine zulmedildiğini savundu. Programa katılan Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'i hedef alarak, Doğu Türkistan'a bağımsızlık istedi.
Etkinlikte konuşan İyi Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu da Kanada başta olmak üzere Batılı ülkelerin konuyu gündeme getirip Çin'e tepki gösterdiğini belirterek, Türkiye Cumhuriyeti'ni suskun kalmakla suçladı. "Doğu Türkistan'da milyonlarca Türk kamplara alınıyor, ağır koşullarda, asimilasyona tabi tutuluyor" diyen Kavuncu, Hükümet'e seslenerek, "Çin'e verilen bir sözünüz mü var" diye sordu.
 



ÇİN'İN BÖLÜNMESİNİ SAVUNDU

Kitle örgütlerinin katıldığı etkinlikte Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk de yer aldı. Türkiye'de Çin karşıtı düzenlenen etkinliklerde önde yer alan Tümtürk, burada yaptığı konuşmasında, Çin'deki ayrılıkçı hareketlerin ABD destekli olduğunu söyleyen Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek'e saldırdı. Çin'in Uygurlara soykırım yaptığını iddia eden Tümtürk, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping için de Hitler benzetmesi de yaptı. "Elbet Doğu Türkistan bir gün bağımsızlığına kavuşacak" diyerek Çin'in bölünmesini savunan Tümtürk, Perinçek'e şu sözlerle saldırdı:

"Bugün Batı, eleştirdiğimiz Birleşmiş Milletler, Doğu Türkistan'danki zulmünden dolayı Çin'i kınarken biz hangi miletin hangi ümmetin lideri olabileceğiz. Niçin Türkiye bugün Doğu Türkistan politikasını Doğu Perinçek'in ideolojisiyle, Komünist-Maocu Doğu Perinçek'in söylemiyle devlet politikası haline getiriyor, anlamış değiliz. Vatan Partisi, dünün Apocusu, dünün sözde Kemalisti, dünün sözde Kızılelmacısı, Turancısı ve vatan haini İşçi Partisi ve Doğu Perinçek bizi Çin'le Türkiye arasında savaş çıkartmak ve iki ülke arasında fitne tohumları ekmekle suçlamakta. Ve bizi Amerikancılıkla suçlamakta. Bunu asla ve asla kabul etmiyoruz. Bugün Türkiye, Doğu Türkistan meselesinde Amerika'yı bahane ederek sorumluluğundan kaçamaz. Çünkü Doğu Türkistan meselesi Türkiye'nin namus meselesidir. Bugün İyi Parti, Amerika'yı, uluslararası siyaseti düşünmeden sahip çıkıyor. İsterimki Ak Parti ve MHP de bu meseleye sahip çıksın."
 



RABİA KADİR'İN EKİBİNDEN

Fransa'nın başkenti Paris'te 20 ülkeden Uygur'un katılımıyla oluşturulan "Doğu Türkistan Milli Meclisi" başkanlığına seçilen Seyit Tümtürk, Rabia Kadir Başkanlığı'ndaki Dünya Uygur Kongresi'nde bir dönem başkan yardımcılığı da yaptı. Tümtürk, Türkiye'de düzenlenen Çin karşıtı gösterilerde öne çıkıyor. Tümtürk'ün Uygurlar arasında FETÖ ile en fazla içli dışlı olan kişi olduğu, Kayseri'de bulunan bazı akrabalarının FETÖ'den tutuklu olduğu belirtiliyor.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

8 Aralık 2018

Çin, Uygur politikasında Atatürk'ü örnek alıyor


Çin'in Sincian Uygur Özerk Bölgesi'nde 'Yeniden Eğitim' programını yürüten üst düzey Çinli yetkili, Çin'deki gericilik ile mücadele konusunu Aydınlık'a anlattı




Sincian Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'ye ilk kez 2004 yılında gittim. İşçi Partisi (şimdiki Vatan Partisi) heyeti üyesiydim. Genel Başkanımız Doğu Perinçek ile Urumçi'de, İstanbul'daki Kapalı Çarşı örnek alınarak inşa edilmiş "Da Bazar / Büyük Çarşı"yı, ev sahibi Çin Komünist Partisi yöneticileriyle birlikte gezip, alışveriş yapmıştık.

Çoğunluğu Uygur dükkan sahiplerinin oluşturduğu Çarşı'daki zenginlik, hareket ve Türkçe alışveriş yapabilme imkanı hepimizi hayran bırakmıştı. 2004'te "Da Bazar"da başı örtülü bir tek bile kadın yoktu. Uygur hanım tezgahtarlar ya da dükkan sahipleri, aydınlık bakışları ve güler yüzleriyle ev sahipliği yapmak için adeta çırpınıyorlardı.

Sincian Uygur Özerk Bölgesi'ne daha sonra pek çok kere gittim. Urumçi'ye, Turfan'a, İli'ye, Hotan'a, Altay'a, Aksu'ya, Korla'ya iş gezilerim oldu. Konferanslara katıldım. Uygur dostların kentlerde, köylerdeki evlerine misafir oldum. Ancak 2013'teki Urumçi Çarşısı'ndaki tanıklığım bugünleri anlamak için önemli. 2014'te Urumçi'deki Da Bazar'da, başı açık bir tek kadın yoktu. Müslüman olmayan Han etnik kökenli satıcılar, dükkan sahipleri bile başlarını tarikat ehliymiş gibi örtmüşlerdi. "Neden örtünüyorsunuz" sorusunun yanıtı dehşet vericiydi: "Çarşının dışında bekleyip, örtüsü olmayanın yüzüne kezzap atıyorlar."

ŞERİAT POLİSLERİNİN SOKAK TERÖRÜ

Selefi grupların "Şeriat Polisi" uygulamasını Uygur Özerk Bölgesi'ne taşıması şaşırtıcıydı. Kentte dolaşırken, şeriatçılığın nasıl bir "mahalle baskısı" yarattığına tanık olduk. Korla'dan Uygur işadamı arkadaşlar, beni "en helal" lokantaya götürmek için yarışıyorlardı. Bağnazlıkta yarış başlayınca, fren tutmayacağını Türkiye'den biliyoruz. Gittiğimiz lokantada, koyunlar üç gün önceden getirilip lokantanın bahçesinde kesecek kasabın elinden besleniyor. Kasap ise sıradan biri değil, bir imam.

"Helal" gıda çılgınlığı ise dudak uçuklatıcı hallere ulaşmıştı. Helal tavuk, helal maden suyu, helal gazoz, helal su, helal makarna, helal giysi vb. gibi bir Türkün aklının almayacağı alanlara taşınmıştı.

Dinci gericilik sadece köylerdeki eğitimsiz insanları cenderesine almakla sınırlı kalmamış, kentlere taşmış, özellikle eğitimli gençleri pençesine almıştı. 2011'de bize ücretli rehberlik yapan, Malezya'da İngilizce eğitimi sırasında devşirilmiş olan bir Uygur kızımızın, elimizi sıkmaktan dehşetle kaçınması unutulmayacak bir olaydı.

ÇİN YÖNETİMİ NE YAPTI

Çin Komünist Partisi önderliğindeki Çin yönetimi, Uygur Özerk Bölgesi'ndeki şeriatçı örgütlenmenin, terörizme nasıl zemin oluşturduğunu idrak edince harekete geçti. 2011'de Suriye'deki çeşitli şeriatçı grupların başlattığı terör saldırılarıyla, Uygur Özerk Bölgesi'ndeki terör saldırıları arasında paralellik var. 2017'ye kadar, sadece Uygur Özerk Bölgesi'nde değil Çin'in diğer bölgelerinde, şeriatçı Doğu Türkistan İslam Partisi'nin terör saldırılarıyla üç yüzden fazla kişi öldü, binden fazlası ise yaralandı.

ÇELİKTEN ÇİN SEDDİ İNSAŞI

Çin Devlet Başkanı ve Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri, 10 Mart 2017'de Çin Ulusal Halk Meclisi toplantıları sırasında Sincian Uygur Özerk Bölgesi milletvekillerinin toplantısına katılıp önemli bir konuşma yaptı. Sincian Uygur Özek Bölgesi'nde çelikten bir Çin Seddi oluşturacaklarını söyledi. Bu yeni seddin, "ulusal birliği, etnik uyum ve dayanışmayı ve toplumsal istikrarı koruyacağını" söyledi. Xi Jinping, "Halkın tüm etnik gruplarının Parti'nin korumasını ve anavatanın sıcaklığını hissetmesini sağlayacağız" diye ekledi. "Sincian halkının farklı etnik gruplarının, Çin milletinin bir parçası, Çin kültürünün zengin bir öğesi, anavatanın ayrılmaz parçası olduğunu kavratmak için Çin'e özgü sosyalizmin büyük tecrübesini geliştiren ÇKP'nin rehberliğine ihtiyacı olduğunu belirtti.

22 AYDIR TERÖR YOK

Xi Jinping'in konuşması Sincian'da terörle mücadelede bir milat oldu. 22 aydır Sincian Uygur Özerk Bölgesi'nde ve Çin'in diğer bölgelerinde terör saldırısı yaşanmadı.

Amerikan basınında başlayan, önce sosyal medyada yaygınlaşan, ardından İyi Parti yönetimi ve CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin gibi Amerikancılık yarışına giren siyasetçilerin diline dolanan "Sincian'daki eğitim kampları" son olarak Yeni Şafak ve Karar gibi AKP medyasının manşetlerine taşındı. Anadolu Ajansı ve TRT de, Çin söz konusu olunca, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın değil Amerika'nın talimatlarını dinlediğini bir kez daha gösterdi.

Sincian'daki gericilikle mücadele kampanyasını yürüten üst düzey bir yetkiliden, ismi bizde saklı kalmak üzere demeç aldık:

"Çin Komünist Partisi ortak hayallere sahip olmanın, ortak gelecek kurmanın, birlikte ağlayıp birlikte gülmenin ancak milletleşme ile sağlanacağını vurguluyor. Çin Halk Cumhuriyeti içindeki etnik halkların Çin milleti çatısı altında birleşmesinin yolunu arıyor. Bu birleşmenin Çin milletini hem kültürel hem siyasi hem de ekonomik alanlarda zenginleştireceğini ilan ediyor. Sincian Uygur Özerk Bölgesi'nde uygulamaya başlanan eğitim merkezleri de bu çabanın bir sonucu olarak uygulamaya konulmuş durumda. Çin yönetimi halkını gericiliğe karşı uyarıyor ve daha ileri bir toplumsal hayat kurmak için aydınlatıyor. Türkiye'den bu kadar çok tepki gelmesi anlaşılır değil. Biz Atatürk'ün yaptığını yapıyoruz. Atatürk gericiliğe karşı nasıl büyük bir aydınlanma seferberliği yürütüp başarılı olduysa, biz de aynısını yapıyoruz. Millet mektepleri, okuma yazma seferberliği, Halkevleri, Köy Enstitüleri, cahil ve yoksul Türk halkını aydınlatıp, kaynaştırdı. Çin'de olan da budur."

Kaynak: Aydınlık


bozadi

8 Aralık 2018

ABD'nin cihatçı misyonerleri


Başyazı




Beyaz Saray önünde geçen ay yapılan müdahale çağrısının ardından mekanizma harekete geçti:

"Çin'de zulüm" propagandası ABD'nin el üstünde tuttuğu kişilerce gündeme getirildi. Önce Temsilciler Meclisi'nde yasa tasarısı hazırlandığı duyuruldu sonra Trump yönetiminin bölgeye özel görevli ataması istendi. Hemen arkasından da Türkiye'deki kışkırtıcı ekip harekete geçirildi.

Türkiye'deki cihatçılar milliyetçi maskelerini takıp "Çin zulmü"ne karşı kamuoyu oluşturmak için ellerine İyi Parti bayraklarını aldı. Okunan metinleri ise zaten batının "haber" ajansları yazmıştı. Açıklama tarihi ise TBMM Başkanı Binali Yıldırım'ın Çin ziyaretine denk getirilerek Hükümet hedef alındı.

Çin'deki bölücülüğe arka çıkanlar, Türkiye'nin önündeki güncel tehditlere odaklanarak doğru cephede mücadele eden milliyetçileri etkilemeye çalışıyor. ABD'nin tercihi Türk milliyetçilerinin dostuna kılıç sallaması. Türkiye, sınırında ABD destekli teröre karşı savaşıyorken "ABD'yi bırak Çin'e bak!" diye sesleniyorlar.

ABD diğer yandan Çin'in "Bir kuşak bir yol"unu terörle kesmek için Suriye'nin kuzeyinde IŞİD saflarında savaşmış Uygurları kışkırtma bölgelerine taşıyor. Pakistan'da patlayan bombalar bu sistemli saldırının habercisi.

Türkiye'nin ABD'ye karşı giriştiği askeri, siyasi ve ekonomik mücadele sertleştikçe Doğu Türkistan propagandası da artacaktır.

Yıkıcı ve bölücü yaygaraya karşı net olmalıyız:

Beyaz Saray bahçesinde milliyetçilik yapılmaz!

Kaynak: Aydınlık


bozadi

9 Aralık 2018

Çin'in eğitim merkezlerinden mezun olanlar anlattı:
Kamplar şeriata karşı


Sinciang Uygur Özerk Bölgesinde uygulamaya başlanan eğitim merkezlerini, hükümet ve yerel yöneticilerin, eğitim merkezlerinin yöneticilerinin ve eğitim merkezlerinden mezun olmuş ya da hala öğrenci olan Uygurların demeçlerine yer vererek inceleyeceğiz.




Sinciang'da olup biten ne? Bu eğitim merkezlerinin aslı nedir, hangi amaçlarla kuruldu? Hatta neden bu tür eğitim merkezlerine ihtiyaç duyuldu. Amaç, iddia edildiği gibi insanlara domuz eti yedirilerek Müslümanlığından, beyinlerini yıkayarak Uygur kimliklerinden uzaklaştırmak mı? Eğitim merkezlerinde insanlara işkence mi yapılıyor?

Sinciang Uygur Özerk Bölgesinde uygulamaya başlanan eğitim merkezlerini, hükümet ve yerel yöneticilerin, eğitim merkezlerinin yöneticilerinin ve eğitim merkezlerinden mezun olmuş ya da hala öğrenci olan Uygurların demeçlerine yer vererek inceleyeceğiz.

Sincian Uygur Özerk Bölgesinde şeriatçılığın, farklı etnik kökenlerden insanlar üzerinde ciddi bir tahakkümü var. Çocuk gelinler ve eğitim seviyesinin düşüklüğünün devam etmesinin arkasında da bu etkenler yer alıyor.



HOCANIN YEDİNCİ KARISI

İlk örneğimiz Gülbahar Erkin. 23 yaşında. 8 yıl önce henüz 15 yaşındayken babası tarafından, dini bir tören ve yasadışı bir şekilde 40 yaşındaki bir hocanın yedinci karısı olarak zorla evlendirilmiş. Babasına bunu neden yaptığını sorduğunda hep aynı cevabı almış: öldüklerinde ailecek cennete gideceklermiş! Hasta olduğunda hastaneye gitmemiş çünkü kocası, Han milliyetinden birinin kendisine dokunmasına müsaade edemezmiş. Müzik dinlemeyi çok sevdiğini ve kocasından sakladığı küçük bir radyosu olduğunu söylüyor Gülbahar. Eşi radyoyu bulduğunda un ufak etmekle kalmayıp yasak eşyaları eve soktuğu için Gülbahar'ı dövmüş. Üç defa kaçmaya çalıştığı kocasından sonunda boşanmayı başarabilmiş. Fakat hayata dair hiçbir şey bilmeyen Gülbahar İslam inancının gereği olduğunu düşündüğü propagandalara katılmış ve bir şekilde şeriatçı grupların parçası olmuş. Elbette bu, hayatı boyunca eğitim almamış, 15 yaşındayken 40 yaşındaki bir adamın yedinci eşi olarak evlendirilmiş, radyoda müzik bile dinleyememiş ve dinlerse dayak yiyen biri için oldukça anlaşılır bir durum.

TERÖRİST GRUPLARIN YIKTIĞI YUVA

İkinci örneğimiz Yorkız Ublikhasım, 38 yaşında Hotan'da yaşayan evli ve çocuklu bir kadın. 2009'da şeriatçı gruplarla iletişime geçen kocasının adım adım nasıl değiştiğini anlatıyor. Eşi önce devlet ofisindeki işinden istifa ediyor. Çünkü şeriatçı gruplar bir Müslümanın Çin hükümeti içinde çalışamayacağını söylüyorlar ona. Bir gün karısına türbanla örtünmesini söylüyor. Yorkız bunu reddedince kocası onu dövüyor ve mecburen türban takıyor. 2010 yılında kocasından boşanıyor. Yorkız yuvasının şeriatçı gruplar tarafından yıkıldığını söylüyor. Bugün bile çocuklarına gerçek ayrılık sebebini anlatamıyor.
 



EVE HAPSOLMAKTAN KURTULAN KADIN

Nabi Abdülreşit eğitim merkezinden 10 Ekim'de mezun olanlardan. Evli, dört çocuğu var ve Kaşgar şehrinin kırsalında yaşıyor. Eğitimi sonunda telekomünikasyon şirketinde şoför olarak çalışmaya başlamış. Geçen yıl şeriatçı söylemlerden etkilenmeye başlayan Nabi, eşinin çalışmasına asla izin vermediğini, kadınların kazandığı paranın harcanamayacağını ve kendini Çince ifade etmediğini söylüyor. Çünkü kendisine Çince öğrenmenin ve konuşmanın günah, kadın parası harcamanın da haram olduğu söylenmiş. Nabi eğitim merkezindeyken babası Abdullah çocuğu için endişeye kapılmış. Fakat eğitim merkezini ziyaret ettikten sonra, bu sefer oğlundan merkezin yardımıyla yeteneklerini geliştirmesini istemiş. Nabi patronundan söz almış, kısa süre içinde sürücü gruplarının başına getirilecek.

Sincian Uygur Özerk Bölgesi Başkanı Şöhret Zakir, Çin resmi haber ajansı Xinhua'ya 16 Ekim'de verdiği bir röportajda, eğitim merkezlerinin bölgenin sosyal ortamında önemli değişikliklere yol açacağını, yoksulluktan kurtulma ve hayatın iyileştirilmesi noktasında daha atak bir pozisyon almaya yardımcı olduğunu söylüyor.

Somut örneği Reyhangül Aziz. Reyhangül de Ağustos ayında Hotan şehrindeki eğitim merkezinden mezun olmuş. Komşusunun evinde yasadışı şeriatçı bir grubun dua seanslarına katılıyor ve zamanla kapandığını, diğer kadınları da kapanmaya teşvik etmek için sosyal medyayı kullanmaya başladığını söylüyor. Annesinin kendisini uyardığını fakat dinlemediğini ve zamanla her şeyini paylaştığı en yakın arkadaşıyla bile hiçbir şeyi konuşamadığını, hayatını yaşama şeklinin ve davranışlarının şeriat kuralları ile kısıtlandığını söylüyor. Reyhangül biçki dikişte yeteneği olduğunu anlamış ve kendini bu alanda geliştirmek istiyor. Artık kendisini özgür hissettiğini söylüyor. Gazong'da bir tekstil fabrikasında çalışmaya başlamış.

KÖLE DEĞİL ÖZGÜR BİREY

Sincian eyaletindeki Hotan şehrinin Yutian İlçesi Eğitim Merkezi Başkan Yardımcısı Adil Abdülgani, ülkenin ortak dili, yasal bilgi ve mesleki becerileri gibi konularda ve hızlı gelişmekte olan topluma yetişebilmek için bu tür eğitim merkezlerinin önemli olduğunu vurguluyor. Adil, eğitim merkezlerinden insanların çıkmasının engellendiği suçlamasının saçmalık olduğunu söyleyip, eğitim merkezlerinin amacının kısa sürede mezunlar yaratarak onları iş sahibi ve sosyal hayatın bir parçası haline getirmek olduğunu ifade ediyor.

Anişah Tursun ve Metkurban Kasmu, bir yıl önce devletin kendilerine tesis ettiği yeni evlerine yerleştiler. Eğitim sırasında birçok şeyin farkına varmışlar ve gelecekleriyle ilgili bazı kararları uzun zaman önce vermişler; Hotan'da kalmak ve iş bulmak. Çift, yerel bir çay fabrikasında ayda 4.000 Yuan (yaklaşık 580 ABD Doları) gibi küçük bir kasabada servet olarak kabul edilebilecek bir miktar kazanıyor. Her gün okuldan çıktıktan sonra kızlarını alıp birlikte vakit geçiriyorlar. Hafta sonları evlerine gidip ailenin büyüklerini davet ettikleri geniş sofralar hazırlıyorlar ve çok mutlular.
 



EĞİTİM KAMPLARINDA MÜFREDAT

Çin'in uyguladığı modelin temeli ağırlıklı olarak; Çince dil eğitimi (Mandarin), temel hukuk ve mesleki becerilerin geliştirilmesi, etnik ve şeriatçılıkla mücadele ile istihdamı artırmak ve daha yüksek yaşam standartlarını sağlamak şeklinde açıklanıyor. Hukuk derslerinde, yerel mahkemelerden hukuk uzmanları ve hakimler Çin Anayasası, ceza ve terörle mücadele yasası ile ilgili eğitimler veriyor. Bu eğitimlerde kanun maddelerini uzmanlar öğrencilerle birlikte tartışıyor.

24 Ekim'de bir Dışişleri Bakanlığının olağan basın toplantısında konuşan sözcü Hua Chunying, terörizmle ve şeriatla mücadele edebilmenin en önemli yolunun bu aşırılıkların kökenini ve belirtilerini görmek ve bunları ortadan kaldıracak tedbirlerin alınmasından geçtiğini söylemişti. Eğitime katılanlar daha önce şeriatçı grupların etkisine giren, şeriatçı grupların propagandalarını yapan kişilerden oluşuyor. Eğitimin amacı, aşırı grupların etkisine girmiş bu kişilerin işledikleri suç karşılığında ceza almaları yerine topluma yeniden kazandırılmasını sağlayacak temel dil, hukuk ve beceri eksikliklerinin giderilerek Çin'deki imkanlardan eşit oranda faydalanmasını ve Çin toplumuyla bütünleşmesini sağlamak.

*Zhejiang Üniversitesi Uluslararası Meseleler ve Küresel Yönetişim Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

Kaynak: Aydınlık


bozadi

10 Aralık 2018

Çin eğitim merkezlerinde kurslara katılan Uygurlar anlatıyor: İş sahibi olduk özgür ve mutluyuz


Eğitimlere katılan Uygurlar, kamplarda dini baskı olmadığını vurguluyor. Uygurlar, esas baskının 'Şeriat polisleri' tarafından 'Çinlilerin okullarına gitmeyin, hastanelerinde tedavi olmayın, yollarında yürümeyin, Allah yolunda öldürün ve cennete gidin' propagandası yapıldığını söylüyorlar.




Ayrılıkçılığın zeminini oluşturmak için yıllar içinde alttan alta yürütülen propaganda ve örgütlenme faaliyetleri... 'Şeriat polisleri' nin baskıları... Eğitime katılan gençlerin ve kadınların başarı öyküleri

Urumçi'deki Sincian Sosyal Bilimler Akademisi'nde araştırmacı olan Ma Pinyan, şeriatçı grupların yayılmasının aniden olmadığını vurguluyor. Şeriatçıların özellikle kırsal bölgelerden başlayarak yürüttükleri çalışmalarla zaman içinde Uygur kökenli Müslüman grupların hayatlarının tümüyle değişmeye başladığını kaydeden Ma, şeriatçı grupların Uygurlara yönelik propaganda temalarını şöyle sıralıyor: Kafir Hanların okullarına gitmeyin, onların evlilik belgelerini kabul etmeyin, hastanelerinde tedavi olmayın, hatta onların yaptıkları yollarda bile yürümeyin çünkü bu haramdır, cennete gitmenin en kolay yolu kafirleri Allah yolunda öldürmektir!



GİDEREK YAYGINLAŞAN MAHALLE BASKISI

Adil Abliz 22 yaşında Sincian'ın güneyinde yaşayan bir Uygur. Yasadışı dini grupların toplantılarına katılmamak, arkadaş çevresinden dışlanmak için yeterli bir ölçütmüş. Çünkü bu toplantılara katılmamak kötü biri olduğu anlamına gelirmiş ve birlikte vakit geçirmeye değer bir insan olmadığının ispatı sayılırmış. Bu sebeplerle henüz 14 yaşında bir çocukken yasadışı şeriatçı grupların etkisi altına girmiş. Adil, bir oturumda cennete gidebilmek için insan öldürmenin koşulları hakkında konuştuklarını bile duyduğunu söylüyor. Adil Çince konuşabiliyor ama Çince karakterleri (Hanzı) yazma konusunda eksikleri var. Çünkü yüksek eğitim almasına dini gerekçelerle engel olunmuş. Şu an eğitim merkezinde Çince dilbilgisi eksikliklerini gideriyor.

İNANANLARA BASKI YALANI

Sincian'da Müslüman Uygurların Çin hükümetinin baskıları sebebiyle dini görevlerini yerine getiremedikleri de çok uzun bir zamandır sürdürülegelen bir uydurma. Kaşgar Belediye Başkanı YaSincian Yahaf, şeriatçılıkla mücadele ederken inançların doğru bir şekilde yaşanmasına olanak sağlayan etkinliklerin tamamının desteklendiğini, camilerde bütün etkinliklerin geçmişte olduğu gibi bugün de olağan bir şekilde yürütüldüğünü söylüyor.




'ŞERİAT POLİSLERİ'

Muttalip Mehmetemin 29 yaşında ve Hotan'da yaşıyor. Muttalip de birçok Uygur gencinin yasadışı şeriatçı grupların toplantısına toplumdan dışlanmamak için katıldığını belirtiyor. Bir restoranı olduğunu ve hayata bu şekilde tutunduğunu söylüyor. Bir gün 'Şeriat polisleri' tarafından uyarılarak kendisine Hanlar ve Uygurlar için ayrı yemek tabakları kullanması gerektiğini aksi takdirde cehenneme gideceğini söylemişler. "Mecburen onların söylediklerini yaptım. Kısa zaman sonra onların düşüncelerini kendi fikirlerim gibi benimsediğimi fark ettim" diyor.

Şeriatçı grupların baskısının çok kuvvetli olduğunu söyleyen Muttalip Mehmetemin, kimsenin onlara karşı çıkacak cesarete sahip olmadığını anlatıyor. Onların terör eylemlerinden en fazla Uygurların zarar gördüğünü, biraz daha kendisini kaybetse cennete gitme uğruna kendisinin de bu terör saldırılarının parçası olabileceğini söylüyor.

AYRILIKÇILIK İÇİN KİMLİK DAYATMASI

Hotan Belediye Başkanı Erkin Ali şeriatçı grupların hedeflerini; "Kaynaşmış bir toplum ülküsünün karşısında durmak ve bunu yapmak için de dini sonuna kadar kullanarak izole edilmiş bir toplum yaratmak" diyerek açıklıyor. Buna en iyi örnekse Ruşengül Gayret. Hotan'da yaşıyor ve bir mağazada çalışıyor. 2000 yılında bazı kadınların aniden uzun, siyah elbiseler giymeye başladığını görmüş. 2005 yılındaysa bütün yaşlı akrabalarının ve komşularının bu elbiseleri giymeye başladığını söylüyor. Neden bunu giydiklerini sorunca Uygurlar arasında geleneksel bir elbise olduğu söylenmiş. Kendisi de giymeye başlamış. Bir zaman sonra farkında olmadan çağdaş giyinen kadınlara karşı söylenmeye başlamış.




AİLE İÇİNDE ŞİDDETE KARŞI DEVLET KORUMASI

Gülbahar Erkin, Yorkız Ublikhasım ve Ruşengül Gayret; Kaşgar ve Hotan kentlerindeki eğitim merkezlerinden mezun oldular. Aldıkları eğitimle birlikte aile içi şiddete karşı hukukun yanlarında olduğunu ve kendilerini koruyan yasaların olduğunu öğrendiler. Her biri temel becerilerini geliştirerek seçtikleri dallarda yetkin oldular ve bugün hepsi iş sahibi.

Geçen temmuz ayında hukuk ve mesleki beceri sınavları geçtikten sonra Yutian eğitim merkezinden mezun olan Muttalip Mehmetemin bir çay fabrikasında çalışıyor. Fakat hayalindeki meslek bu değil. Bir muhasebeci olmak ve kendisine ait bir muhasebe firması olmasını istiyor.

Gülbahar, eğitiminden sonra köyüne dönmeyi ve orada bir terzi dükkanı işletmeyi planlıyor. Gülbahar ikinci defa evlendi fakat ilk evliliğinin travmasını henüz atlatabilmiş değil. Gülümseyerek şöyle söylüyor: "Kocam bana karşı çok iyi davranıyor ama geçmişin kötü hatıralarını silemediğim için hala bazı korkularım var. Ama bildiğim bir şey var, bundan sonra kendi ayaklarımın üzerinde duracağım ve kendi hayatımı ben kontrol edeceğim."

SİNCAN'DAKİ PROPAGANDA HABERLERİNİ KÖKENİ

Sincian Uygur Bölgesinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin mücadele ettiği terörist eğilimler ve halkı kazanma, eğitim düzeyini artırma ve beceri kazandırma hedefi bu kadar belirginken Çin'e karşı yürütülen psikolojik savaş neden yürütülmektedir? Merkezi neresidir?

Doug Bondow, 2 Kasım'da kaleme aldığı makalede konuyla ilgili cevabı veriyor. ABD'nin Çin'e karşı başlattığı ticaret savaşını kazanamayacağını, Çin ve ABD arasındaki ekonomik ilişkilerin çok kuvvetli ve çok yönlü olduğunu vurguluyor. Ek vergiler ve ambargoların Sudan, Küba, Irak, Suriye ve İran gibi görece zayıf ekonomilerde dahi işe yaramadığını; bu uygulamaların devletlerin diz çökmek bir yana daha fazla bağımsız kararlar almasıyla sonuçlandığını söylüyor. Çin gibi bir ekonomik devin ABD'nin de zarar göreceği bir yöntemle hizaya getirilmesinin mümkün olmadığını belirtiyor. ABD'nin kendisinin de kaybedeceği doğrudan bir ekonomik savaşa girmektense Çin'in zayıf ve hassas taraflarına yönelik etkinlikleri desteklemesinin çarpıcı sonuçlar vereceğini söylüyor. Tabii ki insan hakları ihlalleri propagandasıyla ve NGO'ları aracılığıyla!

Sincian'daki şeriatçılar ve bölücüler, Tibet'te halkın kanını emen rahipler uzun zamandır ABD'nin kontrolü altındaki medyada ezilen ve daha fazla demokrasi isteyen halkların temsilcileri olarak bütün dünyaya servis ediliyordu. Uzun zamandır bu projeye hayat vermek için çalışmalarını da yapıyorlardı. Böylece başta Türkiye olmak üzere Çin'in Kuşak ve Yol Projesi kapsamında ilan ettiği coğrafya üzerinde Çin hakkında şüphe uyandırmak ve Çin'i kendi iç işleriyle meşgul etmek vardı. Çin bunu öngörerek Sincian'da şeriatçılığın ve bölücülüğün önüne geçmek ve terörün kaynağını ortadan kaldırmak amacıyla eğitim merkezlerini kurdu.

#9632; Zhejiang Üniversitesi Uluslararası Meseleler ve Küresel Yönetişim Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

Kaynak: Aydınlık


bozadi

20 Aralık 2018

Çin'den ABD'ye çok sert Sincan tepkisi


Çin, ABD'de yasalaşan Tibet Özerk Bölgesi'ne serbest giriş yasasının içeriğinin ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde bulunan tartışmalı kamplarda kişilere zorla kıyafet diktirilmesi ile bunların ABD'deki üniversitelere satılması iddialarının 'gerçekleri çarpıtmak' olduğunu savundu.




Çin'den Tibet yasası ile ilgili ise ABD'nin katlanması gereken sonuçların ortaya çıkacağı vurgulandı.

Bakanlık Sözcüsü Hua Çunying, başkent Pekin'de düzenlediği olağan basın toplantısında, Sincan bölgesinde 1 milyondan fazla kişinin alıkonulduğu belirtilen "Mesleki Eğitim Merkezi" adı altındaki kamplarda tutulan kadın ve erkeklere zorla kıyafetler diktirildiği sonra da bu kıyafetlerin ABD üniversitelerinde satışa sunulduğu iddialarının "gerçekleri çarpıtan art niyetli saldırı" olduğunu söyledi.

Hua, "Mesleki Eğitim Merkezleri" adı altındaki kampların bölgedeki fakirliği ortadan kaldırmak için kurulduğunu ve mevcut durumda bir kişinin kazancıyla tüm ailenin geçinebildiğini savunarak, zorla çalıştırılma iddialarını yalanladı.

Bu merkezlerdeki kişilerin gönüllü çalıştığını ifade eden Hua, zorla çalışma kamplarının daha önce kaldırıldığını kaydederek, bu konuda çıkan haberlerin gerçeklerin çarpıtılması olduğunu savundu.

Hua, "ABD liderinin bile kendi ülkesinin bir kısım medyasını eleştirmesine şaşmamak gerek." ifadelerini kullandı.

ABD basınında çıkan haberlerde, Çin'in Sincan bölgesindeki kamplarda tutulduğu iddia edilen kişilere zorla spor kıyafetler diktirildiği ve bu kıyafetlerin, ABD'de üniversite kampüslerinde satışa sunuluyor olabileceği ileri sürülmüştü.

"KAMPTAKİ BİR FABRİKADA..."

Kamptaki bir fabrikada kadın, erkek ve gençler için dikilen binlerce polyester tişört ve pantolonun, yıl içinde en az 10 kez 47 yıldır spor malzemeleri satan Badger Sportswear'e gönderildiği ifade edilmişti.

Badger Sportswear Üst Yöneticisi John Anton, merkezdeki fabrikadan Badger Sportswear'e sevkiyatın soruşturulduğunu, bu süre içinde Hotan Taida'ya bağlı şirketten kaynak sağlanmayacağını ve üretimi başka bir yere yönlendireceklerini ifade etmişti.

Haberlerde ayrıca meslek sahibi kişilerin bile bu merkezlerde vasıfsız işler yapmak için eğitildiği, bazılarına yaptıkları iş karşılığında para ödenmediği, bazılarına bölgedeki asgari ücretin biraz üstünde ödeme yapıldığı belirtilmişti. Fabrikalarda çalışan kişilerin sayısının 10 bini geçtiği kaydedilmişti.

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırılan işçilerin ürettiği malların diğer şirketler üzerinden ABD, Avrupa ve Asya'ya ihraç edilip edilmediği bilinmiyor.

"KATLANMAK ZORUNDA KALIR"

Diğer yandan Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua, ABD'li yetkili, gazeteci ve turistlerin Tibet'e serbestçe girmesi aksi durumda Çinli yetkililerin ABD'ye girişinin yasaklanmasını öngören ve ABD Başkanı Donald Trump tarafından imzalanan 2018 Tibet'e Karşılıklı Erişim Yasasının, Çin'in iç işlerine müdahale olduğunu ve buna kararlılıkla karşı çıktıklarını söyledi.

Yasa içeriğinin, Çin'in gerçeklerini göz ardı ederek, ön yargıyla eleştirdiğini kaydeden Hua, "Bunu asla kabul etmiyoruz." ifadesini kullandı.

Söz konusu yasanın "Tibetli ayrılıkçı unsurlara ciddi yanlış sinyaller gönderdiğini" savunan Hua, bu yasanın Çin-ABD ilişkileri ve iş birlikleri için de ciddi riskler oluşturduğunu söyledi.

Hua, Tibet'e herhangi bir dış müdahaleye müsamaha göstermeyeceklerini ve ABD'nin yasayı uygulaması halinde iki ülke ilişkilerine ciddi zarar vereceğini vurgulayarak, Çin'in de kendi çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacağının altını çizdi.

"ABD'yi Tibet'in yüksek hassasiyete sahip bir konu olduğunun farkına varmaya ve Tibet'i kullanarak Çin'in iç işlerine karışmayı bırakmaya ve ilgili yasayı uygulamamaya çağırıyoruz." ifadelerini kullanan Hua, aksi takdirde ABD'nin katlanması gereken sonuçların ortaya çıkacağını dile getirdi.

ABD'li yetkililerin, gazetecilerin ve turistlerin herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan Tibet'e girmesi aksi takdirde Çinli yetkililerin ABD'ye girişinin yasaklanmasını öngören "2018 Tibet'e Karşılıklı Erişim" tasarısı 11 Aralık'ta Senato tarafından onaylanmış dün de Başkan Trump tarafından imzalanarak yasalaşmıştı.

Çin, hakimiyeti altındaki Tibet Özerk Bölgesi üzerindeki egemenlik haklarının yüz yıllar öncesine dayandığını savunarak, bu bölgeye yönelik yabancı ülke, örgüt veya kişilerce yapılan eylemleri "iç işlerine müdahale" olarak nitelendiriyor.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

24 Aralık 2018

FETÖ destekli gruplar ve BBP Ankara'da toplandı!
Uygur yalanı yine piyasada!


CIA-FETÖ destekli ayrılıkçı gruplar, Büyük Birlik Partisi'nin düzenlediği mitingde Çin-Türkiye dostluğunu hedef aldı. Uygur Türklerine işkence yapıldığı yalanını tekrar eden gruplar, hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı, Çin'le ilişkileri koparmaya çağırdı




Türkiye'nin Çin ile ilişkilerini geliştirdiği her dönemde olduğu gibi CIA-FETÖ destekli ayrılıkçı gruplar, Uygur Türklerini bahane ederek sahneye çıktı. Ayrılıkçılar, Büyük Birlik Partisi çatısı altında dün Ankara, Abdi İpekçi Parkı'nda miting düzenledi. Çin'in Sincian'da Türklere zulmettiği yalanını tekrarlayan konuşmacılar, Türkiye-Çin dostluğunu hedef aldı. Türkiye'nin Çin ile işbirliği yapmamasını ve bölgeye heyet göndermesini istedi. Etkinliğin sonunda Uygur Ayrılıkçılarının önde gelen isimlerinden olan ve FETÖ'ye yakınlığıyla bilinen Seyit Tümtürk, kitleyi Vatan Partisi Genel Merkezine yürütmeye çalıştı.



Mitinge katılımın oldukça düşük olduğu görüldü. Mitinge FETÖ'nün Ergenekon tertibini hazırladığı suikastlarda kullandığı Alperen Ocakları da katıldı. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici'nin alana gelişine kadar, diğer dernek ve grupların sözcüleri konuştu.

ERDOĞAN'I HAREKETE GEÇMEYE ÇAĞIRDI

Mitingde konuşan Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk, Sincian'da Uygurların insanlık tarihinin görmediği bir katliamla karşı karşıya kaldığını ileri sürdü.

"35 milyon Müslüman Türkü, 1.5 milyarlık komünist, ateist, dinsiz Çin'in işgalin altında. Soydaşlarımızı Çin'in insafına terk edecek miyiz" diye seslenen Tümtürk, "Birliğimiz Çin'in kalbine hançer gibi saplanacak. Bugün destek mitingimiz inşallah yarın Türkiye Cumhuriyeti devletinin hak ve adaleti temsil eden duruşuyla Çin'e karşı Doğu Türkistanlıları sahiplenmesiyle taçlanacaktır" ifadelerini kullandı.

Konuşmasında Destici ve Bahçeli'ye teşekkür eden Tümtürk, Erdoğan'ı da harekete geçmeye çağırdı: "Ümmetin, Türk milletinin lideri, mazlumların umudu olan Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın Sayın Destici ve Bahçeli gibi Doğu Türkistan'a sahip çıkmasını istiyoruz."

VATANDAŞLIK İSTEDİ

FETÖ bağlantılı Doğu Türkistan Maarif Derneği'nin Genel Sekreteri Abdulahad Abdurahman da konuşma yaptı. Türkiye'nin bölgeye heyet göndermesini isteyen Abdurahman şunları söyledi: "Doğu Türkistan'da gün geçmiyor ki Çinliler yeni bir işkence, yeni bir zulüm icra etmesin. Biz daha önceden insanlarımız keyfi tutuklanıyor, seyahat özgürlüğü yok, kürtaj var diye zulüm olduğunu söylüyorduk. Şimdi namusumuzun yerlebir edildiğinden, Doğu Türkistan halkının yok edildiğinden bahsediyoruz. Doğu Türkistan, 35-40 milyonluk Türk nüfusu yok olmak üzere. Onun için Türk devletinden Doğu Türkistan'a bir heyet göndermesini ve oradaki zulmü araştırmasını istiyoruz. Burada, Türkiye'de 10 binlerce gencimiz vatandaşlık alamıyor, ikamet alamıyor. Doğu Türkistanlılara vatandaşlık istiyoruz."

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı ve milletvekili Mustafa Destici de Sincian'da Türklerin yok edilmeye çalışıldığını savunarak şölye konuştu: "Fikri ıslahat adı altında milyonlarca Doğu Türkistanlı kardeşimiz kamplara kapatılarak fikri soykırıma tabi tutuluyorlar, kimliklerinden kültürlerinden inançlarından vazgeçmeyenler ya ağır işkencelere tabi tutuluyorlar ya da kurşuna diziliyorlar, ya da bilinmeyen farklı bölgelere sürülerek yok ediliyorlar. Her Uygur Türkünün hanesine bir Çinli yerleştirerek asimile etmeye çalışıyor. Neslimizi yok etmeye çalışıyor. İnsanlık dışı ne varsa Çin, Doğu Türkistan'da bunların hepsini yapıyor. 'Hayır' diyorsa, açsın kapıları gidelim hep birlikte görelim. Ama Çin bunu yapmıyor. Artık bunu örtemiyor. İletişim kanallarını kopartmasına, interneti yasaklamasına rağmen, kendi resmi medya organları haricinde medyaya izin vermemesine rağmen bütün bunlar biliniyor."

'MAOCU ÇEVRELER...'

İsim vermeden Vatan Partisi'ni ve Doğu Perinçek'i hedef alan Destici şöyle devam etti: "Bizim başta kendi devletimizden, hükümetimzden beklentimiz hem oradaki hem buradaki Doğu Türkistanlı kardeşlerimize sahip çıkılması. Ve her daim ellerinden tutulmasıdır. Maocu çevrelerin Doğu Türkistanlı masum, mazlum kardeşlerime attıkları çamurları asla kabul etmiyoruz. Hiçbir devlet ve hükümet yetkilisinin de Türk milletinin hiçbir ferdinin de bu çamurlara bu iftiralara kanmamasını, dimdik Doğu Türkistanlının yanında durmasını bekliyoruz. Devletimiz ve hükümet bugüne kadar sesini yükseltti. Ama son dönemde sanki biraz uyutma var gibi görüyoruz. Doğu Türkistan'daki kardeşlerimiz zulüm altında, uyanın."

'BM'NİN GÜNDEMİNE GİRECEK'

"Çin'le ilişkilerimiz sağlıklı gitsin isteriz. Ermenistan'a 'Karabağ'da işgali sonlandırmadan seninle ilişki kurmayız' dediğimiz gibi Çin'e de 'Doğu Türkistan'daki zulmü durdur ondan sonra karşıma gel' demeliyiz. Çin politikalarını değiştirmez aklını başına almazsa kendine güvenmesin. Mesela şu anda ABD'nin, Kanada'nın, Almanya'nın gündeminde. Çok yakında BM'nin de gündeminde olacak. Doğu Türkistan'da Çin zulmederken ben Çin'le dost kalamam."

PROVOKASYON GİRİŞİMİ



Seyit Tümtürk (ortada)



Mitingin sonunda Mustafa Destici kürsüden indikten sonra Seyit Tümtürk, mikrofonu alıp Doğu Perinçek'e hakaret ederek mitinge katılanları Vatan Partisi Genel Merkezi'ne yürümeye çağırdı. Bu sırada programın sunucusunun Seyit Tümtürk'ün elinden mikrafonu almaya çalışması dikkat çekti.

DOĞU TÜRKİSTANCILARIN FETÖ İRTİBATI
 


28 Mart 2018 / AYDINLIK



Türkiye'nin Çin ile ilişkilerini geliştirdiği her dönem FETÖ bağlantılı ayrılıkçı dernekler öne çıkıyor. FETÖ denetimindeki Uygur ayrılıkçıları, Çin ile Türkiye'nin arasını açmak için tertipler düzenliyor, kışkırma eylemleri yapıyor. Mevlüt ya da Zeytin Dalı'na destek adı altında toplanarak Çin karşıtı gösteri düzenliyor. Öne çıkan derneklerden Doğu Türkistan Maarif ve Dayanışma Derneği, FETÖ'nün MİT ve Emniyet'i denetim almasından sonra Amerikan Ulusal Demokrasi Vakfı (NED)'nın sağladığı mali imkanla kuruldu. Sincian Uygur Özerk Bölgesi'nden Suriye'deki IŞID ve El Nusra kamplarına militan taşınmasında etkin rolü oldu. Bir diğer dernek de başında Seyit Tümtürk olan ve Dünya Uygur Kongresi'nin denetimindeki Kayseri merkezli Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği...

10 martta, Hatay'ın Hassa ilçesinde gösteri yapan ve kendilerini 'Doğu Türkistan Teşkilatlar Birliği' adı altında yasal olmayan bir örgütle tanımlayan topluluğun başında da Tümtürk vardı. Soros Vakfı, NED gibi merkezlerden finanse edilen ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün koruması altında faaliyet gösteren Seyit Tümtürk'ün yakın akrabaları FETÖ'den tutuklanmıştı. Tümtürk'ün Tayyip Erdoğan'ı Çin ve dünya karşısında zora sokan eylemlerinde Gül'ün de teşviğinin olduğu belirtiliyor.



Abdullah Bozkurt


Öte yandan Twitter ve Instagram'da yaygın olarak dağıtılan bir video sözkonusu örgütlerle FETÖ'nün işbirliğini de gözler önüne serdi. Ayrılıkçılar tarafından yayımlanan video FETÖ firarileri tarafından propaganda olarak kullanıldı. Afrin'de çekildiği iddia edilen videoda, üzerine Türk Bayrakları ve mavi Doğu Türkistan bayrağı işlenmiş askeri kamuflajlar giymiş bir grup Uygur Türkü, Çin karşıtı sloganlar atıyordu. Videonun en eski tarihli paylaşımına baktığımızda 'Salih Hudayar' isimli, Amerika'da yaşayan ve Uygur olduğunu iddia eden bir gence ulaşıyoruz. Hudayar, Oklahoma Üniversitesi'nde yüksek lisans yapıyor ve kendini 'Doğu Türkistan Milli Uyanış Hareketi uluslararası ilişkiler sorumlusu' olarak tanıtıyor. Hudayar'ın aynı hesaptan, Seyit Tümtürk'ün başını çektiği Doğu Türkistan Bağımsızlık Hareketi'nin toplantısına katıldığı görülüyor. Söz konusu video 10 Mart günü servis edildikten sonra günlerce neredeyse hiç haber olmuyor. İki farklı sitede aynı anda yayınlanan bir yazı hariç... Yazı, firari FETÖ'cü, Daily Zaman'ın eski Ankara temsilcisi Abdullah Bozkurt'un kaleminden... Bozkurt'un olaydan hemen sonra 11 Mart'ta yayınladığı yazı, Stockholm Özgürlük Merkezi tarafından ve FETÖ'cü Turkish Minute haber sitesinden yayınlanıyor. Daha önce, Rus Büyükelçi Karlov'un öldürülmesi olayında gündeme gelen Abdullah Bozkurt'un, katil Mert Altıntaş ile bağlantıları ortaya çıkmıştı. Bozkurt'un, saldırıdan tam üç gün önce yine Turkish Minute sitesinden 'Artık Türkiye'de büyükelçilerin güvenliği yok' içerikli bir twit yayımlayarak, Büyükelçi Karlov'u adeta hedef gösterdiği belirlenmişti.

TERTİPLERE RAĞMEN DOSTLUK GÜÇLENİYOR




Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında G20 Liderler Zirvesi kapsamında düzenlenen görüşmede karşılıklı işbirliğini güçlendirme kararı alınmıştı. Görüşmeden sonra Çin Dışişleri Bakanlığı, ikili görüşmenin ayrıntılarını açıkladı. Bakanlık, iki liderin karşılıklı işbirliğini güçlendirmek ve uluslararası alanda koordinasyonu artırmak için hazır olduklarını ifade ettiklerini duyurdu.

Açıklamada, "Çin, Türkiye ile koordinasyonu ve işbirliğini güçlendirmeye, tek taraflı kısıtlamaların kaldırılmasına ve ülkelerin gelişmekte olan ekonomilerle ortak çıkarlarını doğrultusunda çalışmaya hazırdır" mesajı verildi.

CUMHURBAŞKANLIĞINDAN ÇİN'DE PANEL

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığınca düzenlenen "Bugünün Türkiye'si" ismindeki panellerin yeni durağı, Pekin ve Şanghay olacak. "Türkiye ve Çin: Uzun Vadeli İşbirliği Olasılıkları" paneli, 25-28 Aralık'ta Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüsü işbirliğiyle yapılacak.

Pekin ve Şanghay'daki panellerde alanında uzman Türk ve Çinli akademisyenler ve yazarlar, Türkiye gündemine ve Türkiye-Çin ilişkilerinin stratejik önemine değinecek. Panellere politikacılar, gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri ve düşünce kuruluşu temsilcileri davet ediliyor. Türk heyeti, panellerin yanı sıra, Çin Çağdaş Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (CIIS) ve Şangay Uluslararası Araştırmalar Enstitüsü'nde yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirecek. Ayrıca heyet, Çin Komünist Partisi Şanghay Okulu'nda öğrencilerle söyleşi yapacak.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

25 Aralık 2018

Provokatörü durdurun! Tümtürk'ten 'kanlı' intikam çağrısı


Türkiye-Çin ilişkilerini sabote etmek için yeniden sahaya sürülen CIA-FETÖ destekli ayrılıkçı grupların başını çeken Doğu Türkistan Derneği Genel Başkanı Seyit Tümtürk, kışkırtmayı 'kan dökme', 'intikam alma' çağrılarına kadar götürdü. Tümtürk'ün hedefinde Vatan Partisi ve Doğu Perinçek vardı.




Türkiye'nin Çin ile ilişkilerini geliştirdiği her dönemde sahaya sürülen CIA-FETÖ destekli ayrılıkçı gruplar, son dönemde Uygur Türklerini bahane ederek yeniden sahneye çıktı.

Ayrılıkçılar, Büyük Birlik Partisi çatısı altında pazar günü Ankara, Abdi İpekçi Parkı'nda miting düzenlemişti. Çin'in Sincian'da Müslümanlara zulmettiği yalanını tekrarlayan konuşmacılar, Türkiye-Çin dostluğunu hedef aldı. Türkiye'nin Çin ile işbirliği yapmamasını ve bölgeye heyet göndermesini istedi.



Mitingin sonunda Uygur ayrılıkçılarının önde gelen isimlerinden olan ve FETÖ'ye yakınlığıyla bilinen Seyit Tümtürk, kitleyi Vatan Partisi Genel Merkezine yürütmeye çalışmıştı. Ancak Tümtürk bunu başaramadı.

İŞTE PROVOKATÖRÜN 'İNTİKAM' ÇAĞRISI

Bu sırada Tümtürk'ün gruba yönelik "kanlı" kışkırtma çağrılarının görüntüleri ortaya çıktı.



 
"Uyghur Voice" adlı Facebook hesabında yayınlanan videoda Tümtürk, şunları söylüyor:

"Bizler Allah'tan istemedik Çinliden istedik rahat yaşamak için, bu yüzden bu haldeyiz, bedel ödüyoruz, bu bedel ve intikamla kan döküp, can verip bedel vereceğiz ve bu bedelle Doğu Türkistan'ı geri alacağız. Bizim vatanımız yok, vatanımızı almak için intikam alacağız.

Bizim hakkımızda yalan söyleyen, bizi Çinlilere satan, Çinlilere Abi diyip bize terörist diyen şeytan Doğu Perinçek'in ofisine gidip tüm dertlerimizi ve beddualarımızı döküp onu lanetledik, Komünist dinsiz şeytan. Küçük Şeytan Doğu Perinçek'ten sonra büyük şeytan Çin Büyükelçiliğine gitmek istedik. 1,5-2 saat yürüdük, olsun sabaha kadar da yürürdük, Türk polisi, Türk-Çin ilişkileri, Uluslararası ilişkiler, Türkiye'nin menfaati için polis bize biber gazı sıktı. Bir kaç kişi bayıldı. Önemli değil, hiç önemli değil. Bizim binlerce kardeşimiz geldi, ve ben bugün anladım ki kardeşlerimizin ne kadar dayanabileceğini gördüm. Artık biz Çinlilerden intikam alacağız desem yalan olmaz."
 



VATAN PARTİSİ'NDEN ÇAĞRI

Kanlı kışkırtma ve intikam çağrıları üzerine açıklamalarda bulunan Vatan Partisi Genel Sekreteri Utku Reyhan, sosyal medya hesabından şu mesajı paylaştı:

"Eğer ikinci bir Karlov suikastı yaşayıp dizlerimizi dövmek istemiyorsak bu Seyit Tümtürk denen ağzı salyalı kuduz adamı durdurmalıyız. Bu devletin, güvenlik güçlerimizin işi. Bu arada bizim Partiye gelip sayıp sövdükleri de yalan. Gelselerdi, onlar için iyi olmazdı.

Reina saldırısının arka planında şeriatçı sözde Uygur derneklerinin rolü malum. Bugün bunlarla fotoğraf verenler yarın çok ağlarlar. CIA-FETÖ-Soros bağlantılı bu provokatörlere bugünden önlem alınmalı. Türkiye'de yaşayan Uygurların büyük çoğunluğu da bu örgütlerden rahatsız."

Kaynak: Aydınlık