Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_bigsenfoni

Sürüngen beyin,R-komplexi

Başlatan bigsenfoni, 18 Şubat 2017, 00:38:30

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bigsenfoni

Sürüngen beyin,R-komplexi

Bireylerin neden grup kurallarına uyduğu, sosyal uyum sağladığı ya da uymadığı? insanların neden söz
dinlediği, itaat ettiği? sosyal psikolojinin konusudur. Dar bir anlamı ile Sosyal psikoloji toplumsal
koşulların insanlar üzerindeki etkisini bilimsel olarak inceler.
Eğitim kullanılarak toplumu yönlendirilen yöntemlerden biri olan Beyin yıkama. ( endoktrinasyon ),
eğitim faaliyetlerinin klasik anlamını ve fonksiyonunu bir yana bırakarak; insanların entelektüel
otonomilerini ortadan kaldırarak ve belli inanç ve kanaatleri kişilerin beynine yerleştirerek akli
melekelerini kullanmalarını engelleyecek şekilde aşılanmasıdır. Beyin yıkamanın en ince yöntemlerine
totaliter sistemlerde ( Hitler , Mussolini , Stalin , Franco ) rastlanılır.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra; " Afrika ve Güney Amerika 'nın geri kalmış toplumlarında sıkça görülen ilkel
ruh hali, nasıl oluyor da İtalya ve Almanya gibi bilim, sanat ve felsefeye katkılar yapan, ünlü kişiler
yetiştiren gelişmiş kültürlerde ortaya çıkıyordu?"  Sorusu, dünyadaki birçok sosyal bilimcinin beynini
kemirip duruyordu. Özellikle, Kant , Hegel gibi büyük filozofları, Kant, Hegel Einstein gibi bilim
adamlarını, Goethe gibi büyük yazarları, Wagner gibi büyük bestecileri çıkarmış bir Alman toplumu, nasıl
olur da Hitler gibi bir delinin peşinden gitmişti? Üstelik 20 milyondan fazla insanın ölmesine neden
olduğu halde? Hitler "mühendis kafalı" olmalarıyla ünlü Almanlara ne yapmıştı? Onların mantıklarını
nasıl "servis dışı" hale getirmişti?
Sosyal Bilimcilerin, II. Dünya Savaş'ından sonra aradıkları sorunun yanıtını araştırmacı Mac Lean , " R-
Kompleks "i, ilkel sürüngenler mantığı ile açıklıyordu. Almanların beyninde "R-Kompleks" denilen beyin
bölgesi, baskın hale getirilmişti. Her beyinde bulunan R-kompleksi yönetilerek, kitlelerin beynindeki ilkel
içgüdüler aktive edilerek, insanların mantıklı düşünmeleri baskılanıyordu. "R" harfi İngilizce reptile,
sürüngenleri; "Kompleks" ise, karmaşık ruh halini temsil etmekteydi.
Aşağılık ya da üstünlük kompleksi gibi algı yönetimi veya mühendisliği ile başlatılarak sürdürülen
toplumsal ruh sağlığı sorunu üç aşamada yaratılıyordu. Sosyal psikoloji araştırmalarına göre, bir insanın
beyinin R-Kompleks seviyesine indirgemenin en iyi yollarından biri onu bir gruba dâhil etmekti. Toplum
ve bireyler, önce "Biz ve Onlar veya Ötekiler" gruplarına bölünüyordu. İç bağları sıkı bir grup içindeki kişi
"akıl ihalesi" yoluyla mantığını kullanmaktan vazgeçiriliyordu. Ardından, korku ve dehşet kültüründe
yaşamaya zorlanıyor, kitleler "korku kültüründe" yaşatılıyordu. Aynı şekilde "dış düşmanlar"
gösterilerek, korkuya dayalı politik propaganda yapılarak da kitleler R-kompleks seviyesine indiriliyordu.
Bu siyasal stratejide 3-D metodu kullanılmaktaydı. Düşman göster, Dayanışma duygusunu kışkırt,
Düşündürme! Sürekli çatışma çıkar ki, taraftarların düşünemesinler. İnsanların mantığına değil
içgüdülerine hitap et. Karşıt gruplara bölünen ve çatışmalar içinde bunalan toplum, zalim düşmanlara
karşı ilkel bir birlik ve bütünlüğe sığınsın.
"R Kompleksli" liderlere yığınlar nasıl yönelmekteydi? Kendi hayatında yenik, ezik, kompleks'li kişiler, bu
tür gücü ve otoriteyi temsil eden liderler üzerinden, kendilerini ezen kocalarından, patronlarından, güçlü
sınıflardan nefret ederken korku ve çatışma ortamını yaratan masum ve mağdur görünen liderle
özdeşlik psikolojisi kuruyordu. R-Kompleks'ine sahip ve R-Kompleks'li bireylere hitap eden liderlerin en
büyük sırrı, kendisini bir "intikam aracı" olarak sunmaları idi. Onlar hep; kaybedenlere oynayarak
kazanmaktaydı. Kimliklerini bir düşmana göre konumlandırıp,"Ben de senin gibiyim ama senin
olmadığın bir yerdeyim, oyunla bana güç ver, nefret ettiğin herkesin canını okuyayım, sizleri ve toplumu
düze ve refaha çıkarayım" mesajı vermekteydi. Bu tip liderler kolaylıkla iktidara gelirlerken, gidişlerinde
büyük bedel ödüyor ve ödetiyorlardı.
Bu amaçla, sürekli olarak yeni bir ülke, toplum ve hatta dünya yaratmaktan söz ediyor, geleneksel ve
töresel değerlerle özlemleri çarpıtıyordu. Başarılı bir söz ustası olan lider kültürel değişme ve gelişmenin
yolunu ve yönünü geleceğe değil, geçmişin şanlı zaferlerine, mutlu günlerine çeviriyor. Toplulukların
egosunu överek gözetim ve denetim altında tutuyordu. Zora düştükçe çoğu liderler gibi hemen dine
sarılıyorlardı. Tanrı'nın kendisine kutsal görevler verdiğinden söz ediyorlar, bu inancını savunan sadık
danışmanlar buluyor, şüpheye düşen, sorgulayan yoldaşlarla yolunu ayırıyordu. Onları gerçekleri
görmeye, yuvaya dönmeye, hidayete (doğru yola) davet ediyor. Direnenleri dışlıyor. İlkelere değil
sandıktan çıkan ve çıkacak oylara önem ve öncelik veriyordu. Kendisini destekleyen grupların
yoksulluktan kurtulmasını istemiyor, zengin koruyucular yaratıyor, yoksulların yokluktan yakınmasına
bile fırsat vermiyordu. Her işe karışıp, hemen her konuda konuşarak, dünya güçlerine meydan okuyarak
adını gündemde ve manşette tutuyorlardı.
Yerini ve gücünü korumak için uygarlığın ve insanlığın evrensel değerlerini ya inkâr, ya da ters yüz
ediyor. Bu rolünü o kadar başarıyla sürdürüyordu ki giderek, bütün söylediklerine, kendi kerametine,
yakın çevresiyle birlikte inanmaya başlıyordu.
İşte bu son aşamada dönüşü olmayan sınıra ulaşıyor, kendi yarattığı kaderinin ağına düşüyordu. Artık,
geri dönmesi mümkün değildi. Yanıldığını kabul etmektense, yanıltanlardan, kumpas kuranlardan
yakınıyordu Uyaranları, eleştirenleri vatan haini olarak cezalandırmaya kalkıyor. Birlik ve dirlik için,
kültürel çeşitliliği değil, ötekileştirmeyi, milleti değil ümmeti savunuyordu.
Bir köşeye çekilip kendisini ve gücünü yenilemeyi düşünmüyor, iktidar ve itibarını korumak için her şeyi
değiştirmeyi savunup; tarihin efsane liderler katında yerini alacağı günleri bekliyordu.
Bir toplum ne kadar az gelişmiş ise ilkel beyin (R-Kompleks) baskın karakterler, o kadar etkin olacaktır.
Ayrıca, bir insan ne kadar çok kendini geliştirirse, R-Kompleks davranışlarını o oranda kontrol edebilir.
Aile ve grup içindeki çatışmaların geniş ölçekli bir versiyonu sosyal alanda görülür. İnsan beyninde
olduğu gibi, toplumsal hayatta da bazen İlkel beyin ( R-Kompleks) hâkim olur. R-Kompleks'inin etkin
olduğu toplumların böylesi dönemlerinde Max Horkheimer'in deyişiyle kitlesel akıl tutulması yaşanır.
Nizamettin BİBER
http://blog.milliyet.com.tr/surungen-beyin--r-kompleksi/Blog/?BlogNo=533053
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Tgur

#1
Bigsenfoni güzel bir aktarma daha ,bildiğimiz konunun dünya bilimi ile açıklamasını görüyoruz çok yerinde olmuş,
Ben bunu yazana yorum gönderdim maksat açılan ufak pencerelerden insanlara bazı gerçekleri değişik ve bizim bilinç platformundan sızıntılar sunmak ,zira mevcut kısıtlı bilgiyle haşır neşir olmuş kitleyi az da olsa bilinç yönünden kımıldatacak davranışlar lazım.

Yorumu görmek için yazının kaynağını tıklayın


beyrutkapı

#2
Çok yerinde bir alıntı bigsenfoni. Teşekkürler. Ayrıca yorumuna baktım sevgili tgur. Konuyu daha geniş bir ölçekte yerine oturtmuşsun aslında. Kertişler insanlığa beyinlerini veriyorlar. Yaptıkları tam olarak bu. Kitlenin sürüngen beyni!
 

bigsenfoni

#3
Severek...[:)]
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.