Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Mehmet Seyfettin Erol: 'İbrahim anlaşması' BOP\'un türevi (18.09.2020)

Başlatan bozadi, 18 Eylül 2020, 20:27:08

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

18 Eylül 2020

ANKASAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: 'İbrahim anlaşması' BOP'un türevi


Prof. Dr. Erol, ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin imzaladığı 'İbrahim Anlaşması'nın temelinde Büyük Ortadoğu Projesi gibi 'böl-çatıştır-müdahale et-yönet' amacı yattığını belirtti




İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında varılan "ilişkilerin normalleştirilmesine" yönelik anlaşmalar, Beyaz Saray'da ABD Başkanı Trump'ın huzurunda imzalandı.

İkili anlaşmaların yanı sıra, 3 ülke "Abraham Accords (İbrahim Anlaşması)" adı verilen metne de ortak imza attı.

İsrail'le 'normalleşme' sürecine karşı Filistin yönetimi başta olmak üzere bölge ülkelerinden tepkiler gelmeye devam ediyor.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (ANKASAM) Başkanı Prof. Dr. Mehmet Seyfettin EROL ile Beyaz Saray'da imzalanan anlaşmaları, Türkiye'ye ve bölgeye etkilerini konuştuk.

'BAŞKENTİ KUDÜS OLAN YENİ ORTADOĞU'
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'da imzalanan anlaşmalar sonrasında yaptığı açıklamada, "yeni Orta Doğu'nun şafağındayız" dedi. Anlaşmalardan birinin adı da İbrahim Anlaşması. Bu anlaşmalar ne anlama geliyor? 'Yüzyılın Anlaşması'nı da düşününce Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) bağlamında yeni bir plan mı devrede?

"İbrahim Anlaşması", aslında tüm projeyi ve süreci ortaya koyuyor. Neo-Conlar tarafından hayata geçirilmeye çalışılan "Büyük Ortadoğu Projesi" (BOP)'nin yıkıcı etkisiyle birlikte "Yeni Ortadoğu" şekillenmesinin hedefi ve nasıl bir boyut alacağı netlik kazanıyor. Netlik kazanan bir diğer husus ise, gündeme getirilen bazı slogan ve kavramların (örneğin "Dinler arası Diyalog", "İbrahimi Dinler" gibi) bu süreçte ne anlama geldiklerinin görülmesi. Açıkçası, taşlar yerine bir bir oturuyor.

Düne kadar savaş ve şiddet üzerinden tahakküm altına alınmaya çalışılan, "böl-çatıştır-müdahale et-yönet" prensibi çerçevesinde dizayn edilmeye çalışılan Arap-İslam dünyasına yönelik yeni bir stratejinin uygulandığını görüyoruz. 1979 "Camp David Antlaşması/Düzeni" kapsamında Mısır'la başlatılan "barış süreci"ne, 1994'de Ürdün ve sonrasında bu yıl Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn'in dahil edilmesiyle ivme kazandırılmış durumda. Bu ivmede Trump'ın başkanlık görevine geldikten sonra ilk yurt dışı ziyaretini niçin Suudi Arabistan'a yaptığı daha net anlaşılıyor.

Nitekim Trump "normalleşme anlaşmaları"nın imzası vesilesiyle Beyaz Saray'da yaptığı konuşmada bugünün dünyasında Orta Doğu ülkelerinin işbirliğini, çatışmaya tercih ettiğini vurguluyor ve şunu söylüyor: "Bu ülkeler, Araplar, İsrailliler, Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanların uyum ve barış içinde birlikte yaşayabileceği, ibadet edebileceği, yan yana hayal kurabileceği bir geleceği seçiyorlar."

Bu ifade bizi yaygın olarak Vatikan/Papalık tarafından gündeme getirilen "Dinlerarası Diyalog" projesinin söylemden, kısmen de olsa uygulamaya geçtiğini gösteriyor. Semavi dinleri, "İbrahimî dinler" kavramı-çatısı altında toplamaya çalışan bu görüş, "Tek Tanrı" inancı (bir diğer ifadeyle, Allah'tan başka bir ilahın bulunmadığını ifade eden kelime-i tevhid (kelimetü't-tevhîd) noktasında tüm inananları (Hz. İbrahim'in çocuklarını) toplamayı ve peygamberler kısmını göz ardı ederek, aralarındaki ihtilafları sona erdirmeyi hedefliyor. Trump ve ABD, bir misyon devleti olarak (ki burada ABD'nin Mesihçi bir anlayış üzerine kurulduğunu unutmamak gerekiyor) burada görevini yerine getiriyor. Trump'ın Mescid-i Aksa vurgusu bu açıdan dikkat çekici. Kutsal yerler noktasında İsrail'i "barışçıl-hoşgörülü" gösterme gayretleri de elbette göz ardı edilmemeli.

Bu anlaşma, İbrahimi dinler noktasında Yahudi ve Hristiyanlar arasında gelinen aşamayı göstermesi açısından önemli. Kendilerini İbrahimi dinlerin en gerçek temsilcisi olarak gören, savunan ve bu noktada ihtilaflara giren, katliamlar gerçekleştirenler en azından ABD boyutuyla (zira genel anlamda Avrupa ve Rusya'nın böyle bir şeyi şu an için kabul etmesi pek mümkün görünmüyor) aralarında ittifak sağlamış görünüyorlar. "Eski Ahit" üzerinden sağlanan bu ittifaka Müslümanlar da dahil edilmeye çalışılıyor.

"Yeni Ortadoğu", eski dünyanın merkezi olarak ABD-İsrail, daha doğrusu evanjelizmin liderliğinde başkenti Kudüs olarak şekilleniyor. Dolayısıyla Kudüs tartışmaları şu an her ne kadar "Yahudi İsrail Devleti"nin başkenti bağlamında gündeme gelse de, aslında klasik ulus-devlet başkenti anlamının dışında bir yere, öneme sahip. Çok açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Kudüs, "Yeryüzü Krallığının", daha somut tabirle "Evanjelik İmparatorluk"un (Büyük İsrail) başkenti olarak hazırlanıyor ve Trump'ın "Yeni Ortadoğu'nun şafağındayız" vurgusu, aslında buna hizmet edecek "İbrahimi Dinler İttifakı"nın inşası ile eşdeğer.

İBRAHİMİ DİNLER-BATIL DİNLER ÇATIŞMASI VE ÇİN
ABD-İsrail ikilisinin "Yeryüzü Krallığı"nın inşasında "İbrahimi dinler" dışındakiler ise elbette birleştirici bir "öteki" olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada Çin, "İbrahimi dinlere" ve onların kutsal topraklarına bir tehdit ("Ye#702;cûc ve Me#702;cûc") olarak önümüzdeki süreçte daha çok ön plana çıkartılacak gibi. Bu da bize, söz konusu anlaşmanın teolojik boyutunun arka planında yer alan jeopolitik-stratejik hedefleri ortaya koyuyor. Taliban'la varılan anlaşma da bu hedefin bir parçasıdır.

Dolayısıyla normalleşme süreci ve anlaşmalardan birinin adının "İbrahim" olarak imzalanması tesadüf değil. Bu adlandırma, doğrudan doğruya ABD'nin yeni İslam dünyası stratejisinin ilanıdır. ABD, İslam dünyası/Müslümanlar ile ilişkilerini "Evanjelik İslam" anlayışı çerçevesinde düzeltmeye, yeniden inşa etmeye çalışıyor. Bu bağlamda "Ilımlı İslam" projesinin aslında "Evanjelik İslam"ı hedeflediğini ya da onunla aynı anlama geldiğini söylemek çok da abartılı olmaz.

Dünya, ABD/Evanjelikler liderliğinde farklı bir dinler savaşına doğru sürüklenmeye çalışılıyor. "Semavi/İbrahim Dinler" – "Batıl Dinler" şeklindeki "cephelendirme" önümüzdeki süreçte daha çok gündeme gelecek gibi. Bu sefer, farklı bir "Haçlı Seferi" söz konusu, en azından hedef daha doğuda...

ARAP-İSRAİL NATO'SU
Filistinli uzmanlar daha önce Arap-İsrail NATO'su kuruluyor yorumları yapmıştı. Ne dersiniz?

"Arap-İsrail NATO'su" açıkçası mevcut konjonktürde çok da sürpriz olmaz. Trump bunun en somut sinyalini Mayıs 2017'deki Suudi Arabistan ziyaretinde vermişti. 54 Arap ve Müslüman ülkenin liderleriyle bir araya gelen Trump, birlik çağrısı yapmış ve ziyarete iki fotoğraf damgasını vurmuştu. Trump'ın Suud Kral Abdulaziz ile birlikte gerçekleştirdiği "kılıç dansı" ve bir küre etrafında ABD, Suud, Mısır, BAE, Bahreyn liderlerinin verdiği poz. Bu poz ile aslında "Küre İttifakı" tüm dünyaya ilan edilmiş ve "Barış Planı"na destek açıklanmıştı.

Başlangıçta İran'ı tehdit olarak gösteren "Küre İttifakı"'nın kurmaya çalıştığı "Ordu"nun adı bile kafa karıştırıcıydı. Yemen'deki iç savaşta İran tehdidini çok yakın bir gerekçe olarak gösteren Suudi Arabistan'ın bir "Arap Ordusu/Arap NATO'su", "İslam Ordusu/İslam NATO'su" kurulması çağrısı önemliydi. Türkiye ve Pakistan'ın ihtiyatlı duruşları, Katar ve başka Arap devletlerin destek vermeyişi dolayısıyla bu ordu kurulamadı. (Diğer taraftan, bu "İttifak" anlaşmasının temel hedeflerinden birinin de Türkiye'nin başta Pakistan, Suudi Arabistan ve Katar ile gerçekleştirmeye çalıştığı "İslam Ordusu" projesi olduğu zaman içerisinde anlaşıldı.)

Anlaşılan o ki, Evanjelik yapı "Arap-İsrail NATO'su" hedefinden vazgeçmemiş. Nitekim 2017 sonrası İsrail ile gerçekleştirilen ittifak/işbirliği anlaşmaları, bu ordunun "Arap-İsrail NATO'su" çatısı altında kurulma iddialarını da güçlendirmekte. Trump'ın Washington'da yaptığı konuşma ve "İbrahim Anlaşması" da bunu teyit ediyor.

'BÖLGESEL NATO'CUKLAR'
Aslına bakılırsa "Arap-İsrail NATO'su" fikri, ABD'nin Trump'la birlikte ifşa olunan Soğuk Savaş dönemi tüm kurumlarına, yapılarına, değerlerine karşı açtığı savaş ile de örtüşüyor. Trump'ın bu bağlamda NATO'ya, NATO üyesi ülkelere yönelik tavrı ortada. Anlaşılan o ki, Trump "Arap-İsrail NATO'su" ile "Bölgesel NATO'lar" ya da amiyane tabirle "Bölgesel NATO'cuklar" fikrini ilk olarak "Yeni Ortadoğu"da hayata geçirmeye çalışıyor. ABD böylece az maliyetle, daha operasyonel, hızlı ve "bölgesel liderlik" duygusu/hırsı ile kendisine bağlı "ortaklar" edinmek suretiyle Çin'e ve onun müttefiklerine karşı pozisyonunu kuvvetlendirmeye çalışıyor.

'İRAN'I İKNA ETMELİLER'
Açıklamalarında Netanyahu, İran'a baskı uyguladığı, İsrail'e koşulsuz destek verdiği için liderlere teşekkür etti. Trump ise, 'seçimden sonra İran ile anlaşacağız' vurgusu yaptı. İran vurguları ne anlama geliyor?

Çok iddialı bir ifade olmakla birlikte mümkün. Zira Obama ile bir anlaşma yapılmıştı. Burada kimin daha fazla taviz vereceği çok önemli. Afganistan ve Irak'ta ABD ile işbirliği yapan ve bunu açıklamaktan çekinmeyen bir İran'dan bahsediyoruz. (Bu hususta eski cumhurbaşkanlarından Ahmedinejad'ın itirafı var.) Bu saatten sonra İran'ın taviz vereceği bir anlaşma "eksen değişikliği" ile eş değer bir "teslim anlaşması" olacaktır. O yüzden, en azından İran boyutuyla anlaşmanın içeriği çok önemli.

Peki, Trump neden böyle bir açıklama yapma gereği duydu? Bence üzerinde durulması gereken mevzu bu. Cevabı basit. İbrahim Anlaşması ile gündeme gelen "Evanjelik İslam" projesinin ve "İbrahimi Dinler İttifakı"nın hayata geçirilebilmesi için iki kilit ülkenin ikna edilmesi gerekiyor: Türkiye ve İran. Bu iki ülkeyi kazanmadıkça projenin -hayata geçmesi mümkün değil. O yüzden Trump İran'la bir şekilde anlaşmak zorunda. Trump seçim sonrası öyle ya da böyle İran'ı anlaşmaya zorlayacağı mesajını veriyor. Dolayısıyla bu anlaşmanın nasıl olacağı, hangi araçların, yöntemlerin kullanılacağı sorusu önemli.

'SUUDİ ARABİSTAN EN SON İMZACI OLACAKTIR'

Donald Trump 'normalleşme' sürecinde sıradaki ülkenin Suudi Arabistan olabileceğini söyledi, ama Suudi yönetimi sessiz şu an. Sizce sıradaki ülke Suudi Arabistan olabilir mi?

Evet, ama şimdi değil. En son ülke olacaktır. Suudi Arabistan'ın sessizliğinin temelinde şu beş temel husus yatıyor. Birincisi, Suudi Arabistan'ın kutsal yerler bağlamında sahip olduğu konum ve Arap-İslam dünyasını hedef alan "liderlik" iddiası. Böylesi bir anlaşma Suudi Arabistan'ı taraf yapacağından, manevra alanını daraltacağından şu an için "ortada" durumunu devam ettirmek istiyor. İkincisi, bu gelişmeleri Riyad'da BOP'un bir parçası olarak değerlendiren bir kesim var ve bazı "Prensler" kendilerini bir hedef olarak görüyor. (Bilindiği üzere, BOP haritasına göre "Yeni Ortadoğu"da bölünen ülkelerden biri de Suudi Arabistan. Oysa Suudi Arabistan "Büyük Arabistan" liderliği düşüncesinden vazgeçmiş değil). Üçüncüsü, BAE vb. rakipleriyle yapılan anlaşmaları kendi çıkarlarına ve rakiplerini güçlendirmeye yönelik girişim olarak değerlendiriyorlar. Dördüncüsü, Suudi Arabistan içerisinde bir güç mücadelesi var. Suud Sarayı ikiye bölünmüş durumda ve şu anki görüntü ABD-İsrail ikilisinin tam olarak Suud Sarayı'nı kontrol edemediğine işaret ediyor. Son husus ise eğer Suudi Arabistan böylesi bir anlaşmaya imza atarsa, İbn-i Suud'dan bu yana geleneksel olarak üstlendiği Filistinlileri ikna ve sakinleştirme rolünü kaybedecektir. Dolayısıyla son ana kadar Suudi Arabistan beklemeye devam edecektir.

BİP'E KARŞI TÜRKİYE'NİN İŞBİRLİĞİ İMKANLARI
Bu anlaşmalar bölge ve özellikle Türkiye için nasıl sonuçlar doğuracaktır? Filistin konusunda yeni cepheleşmeler oluşuyor. Türkiye bu cepheleşmede işbirliği alanını nasıl genişletebilir?

Söz konusu sürecin "Yeryüzü Krallığı" üzerinden "Büyük İsrail"in – "Evanjelik İmparatorluğun" inşasına hizmet ettiği ortada. Dolayısıyla bölgedeki krizlerin daha da genişleyeceği ve derinleşeceği bir süreçten geçiyoruz. Zira BOP'tan Büyük İsrail Projesi (BİP)'ne geçiş tescillenmiştir. Bu gelişme hiç kuşkusuz Türkiye'yi de hedef almaktadır. Türkiye'nin coğrafyadaki etki ve manevra alanı daraltılmak, Arap-İslam dünyası boyutuyla da yalnızlaştırılmak istenilmektedir.

Peki, Türkiye ne yapabilir? Öncelikle, Türkiye bu projenin kendisine ve mevcut şartlar altında İran'a rağmen gerçekleştirilemeyeceğini biliyor. Dolayısıyla burada öncelikle Türkiye-İran işbirliği önemli. Türkiye ve İran, BOP kapsamında Irak'taki oyunu nasıl bozduysa ve kendileri üzerinden yürütülen "İslam İç Savaşı" kurgusunu/projesini coğrafyanın geleceği adına nasıl boşa çıkarttıysa, bundan sonraki süreçte de ortak tehditler karşısında benzer bir refleksi ortaya koyabilirler. Daha önceleri de ifade ettiğim üzere, Türk-İran tarihi sadece Çaldıran ve Kasr-ı Şirinden ibaret değil; bir de bunun "Büyük Selçuklu" deneyimi, boyutu var.

Ayrıca bu projeye Avrupa devletlerinin de büyük ölçüde destek vermediğini görüyoruz. Kudüs-Filistin noktasındaki yaklaşımlar ortada. Rusya/Ortodoks faktörünü de göz ardı etmemek lazım. Dolayısıyla söz konusu proje Hristiyanlık ve İslam noktasında yekpare bir duruşu ortaya koymuyor. Ve daha da önemlisi Çin bu gelişmeleri çok net okuyor olmalı. Tüm bunları alt alta koyduğumuzda karşımıza Türkiye açısından hiç de yalnız olmadığı bir tablo ortaya çıkıyor. Türkiye, sahip olduğu bu avantaj ve tarihsel birikimi ile başta kendisi olmak üzere gönül coğrafyasında oynanmak istenen oyunu bozacaktır. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın!


Kaynak: Aydınlık


bozadi

Trump'ın temelde muhtemelen pozitif eğilimli olmasına rağmen ABD gibi bir ülkenin başkanı olmasının da bir sonucu olarak, kirli bazı tezgahlarda boy göstermek zorunda kalması üzücü. Bu mecburiyet onu masum kılmasa da, karanlık güçlere verdiği bu tavizlerle nefes alma şansı bulup yine kendi bildiği yönde faaliyet gösterebileceğini düşünüyor, umuyor olmalı. Hayırlısı.

Bu "İbrahim Anlaşması" ismi gerçekten manidar. Daha önce İslam dininin kuruluş hikayesinin genel olarak anlatılandan ciddi şekilde farklı olduğuna dair bazı iddiaları ele almıştık. Örneğin Kudüs'ü Romalılara kaybeden Yahudilerden bazı gurupların, başka inançlara mensup Araplara yaklaşarak aynı atadan (İbrahim) gelen kardeşler olduklarını ve dolayısıyla ortak kutsal toprakları olan Kudüs'ü geri almada Romalılara / Bizanslılara / Hristiyanlara karşı birlikte mücadele etmeleri gerektiğini söyledikleri şeklindeki görüş. Yaklaşık olarak bile olsa doğru varsayıldığında, bu iddiaya göre bu Yahudi-Arap işbirliği sürecinde bugünkü "İslam" diyebileceğimiz müstakil bir din yok henüz ortada. Musevilik inançlarını esas alan ve başta Persleri sonra giderek Hristiyan Romalıları karşısına alan bir tür ittifak var. İslam sonradan, Arapların artık epeyce emperyal güce ulaştıkları Emevi-Abbasi sürecinde tasarlanıp giderek bağımsızlaştırılıyor. Bu iddialara ilişkin ileri sürülen kanıtları önümüzdeki zamanlarda ele almaya devam edebiliriz ama sonuç itibariyle, yukarıdaki haberde geçen "İbrahim Anlaşması", değindiğim "İslam'ın doğuşu" iddiasında geçen "İbrahim ittifakı" fikrini çağrıştırdı bana nedense. Bu olasılığa göre İsrail bu anlaşmayla Arapları "Batı ittifakına" (ABD-İsrail öncülüğündeki ittifak) boyun eğmeye zorluyor gibi görünüyor ama işin daha da derininde, Araplarla birlikte yeterince güçlü bir ittifak gücüne sahip olunması halinde, giderek Batıyı/Hristiyanları (şu veya bu ölçüde ABD dahil) kendisine boyun eğdirmeyi amaçlıyor da olabilir. Sonuçta Yahudiler ile Hristiyanlar arasında da ciddi bir inançsal/ideolojik çatışma zemini var öteden beri. Batıyla dost görünmek zorunda olan İsrail Batılı güçleri yanına alarak Araplara/Müslümanlara karşı mücadele ediyor gibi görünürken, başarabilirse Müslümanları yanına alıp "ortak düşman" sayılabilecek olan Batıya/Hristiyanlığa (dünyadaki en kalabalık ve güçlü denebilecek din) diz çöktürmek istiyor olabilir.


bozadi

İsrail Hristiyanlığa/Hristiyanlara diz çöktürmek istiyor olabilir derken, buradaki temel fikrin "din ideolojisi mücadelesi" (benim dinim, senin dinin) olduğunu sanmıyorum. Burada daha çok KH-BH potansiyellerinin çatışması söz konusu muhtemelen. Gerçi bu da dini bir seçim sayılabilir, hatta belki en temel, en gerçek dini seçim! İsrail/Yahudilik (elbette tüm Yahudiler değil, belki özellikle "Siyonizm" denebilir) KH eğilimini temsil ederken, Hristiyan batının da tamamı olmamakla birlikte azımsanamayacak bir bölümü BH eğilimini temsil ediyor olabilir.

Bugün biz her ne kadar Batılı egemen siyasi/askeri güçlerin şeytanlıklarını şiddetle eleştiriyor olsak da, diğer yandan Batı ve özellikle Avrupa medeniyetinin gelişmiş yanlarına da şu veya bu düzeyde hayranlık duyuyoruz. Gelişmişlik derken, özgürlük, sosyal hukuk devleti, ekonomik ve demokratik olarak daha iyi koşullar vs. Batıda ikisi de var şüphesiz. Batıda bir yandan şeytani bazı eğilimler olmakla birlikte, bir o kadar pozitif bazı eğilimler de şu veya bu ölçüde mevcut. Hatta belki o negatif eğilimlerin de, pozitif eğilimlerin de örneğin İslam coğrafyasındaki negatif ve pozitif eğilimlerden daha güçlü olduğu iddia edilebilir.

İslam'ın içinde de hem pozitif hem negatif bazı eğilimler olsa da, maalesef bana negatiflik hemen her zaman baskın olmuş gibi geliyor. Pozitif eğilimler genellikle ezilmeye, yok edilmeye çalışıldı. Elbette bu durum hiçbir Müslümanın BH eğilimli olamayacağı anlamına gelmiyor; bu çok saçma bir fikir olurdu.

İşte, eğer yukarıda değindiğim senaryo önümüzdeki yıllarda giderek ciddiye binecek olursa, bu durum İslam içinde de ciddi bölünmelere, çatışmalara neden olabilir gibi geliyor bana (mevcut bölünmüşlük ve çatışmalardan çok daha derini).

Örneğin eğer söz konusu İsrail-Arap (Yahudi-İslam) ittifakı giderek "çok" güçlenecek olursa, Müslümanlar Hristiyanlığa karşı Yahudilerle ciddi ciddi "birleşme" "seçeneğiyle" karşılaşabilir.

Ben Hristiyan değilim. Hatta çeşitli kaynakların ve başta K'ların / Laura ve ekibinin ifade ettiği gibi, "Hz. İsa" karakterinin tarihsel bir kurmaca olduğunu düşünüyorum. Ama söz konusu iddia ve açıklamalara dayalı olarak ortaya çıktığını düşündüğüm yukarıdaki senaryonun giderek ciddileşme olasılığı bulunduğunu tahmin ediyorum.

Düşünsenize Hristiyanlık (belki belirli bir versiyonu) ve Yahudilik (Siyonizm) karşı karşıya geliyor ve belki de Yahudilerin en büyük ümidi Müslümanları yanlarına çekmek olacak. Filistin davasına bakıp da "Müslümanlar tabi ki Yahudilere (Siyonistlere) karşı Hristiyanların yanında cephe alır (böyle bir seçime mecbur kalsa)" demeyin. Filistin davası Müslümanların genelinin Siyonizme karşı ne kadar harika bir duruşu olduğunun değil, doğrudan veya dolaylı bir şekilde Siyonizme ne kadar boyun eğdiklerinin kanıtıdır, düşünecek olursanız. Alıntılanan haber bunun resmiyete kavuşturulma çalışmalarını ifade ediyor.

Tabi dünyada sadece bu üç din yok, hatta Yahudiler (Siyonistler) çok kalabalık da değil bir bakıma (siyasi, ekonomik, askeri bazı süper güçleri olabilecek olsa da), dolayısıyla başka dini ideolojilerin tavrı da önemli olacak ama yine de önümüzdeki yıllarda dünyanın böyle bir senaryoya sürüklenme olasılığı var gibi geliyor bana.

bona fide

bana bu anlaşma şu anki bae suud ve israil liderlerinin görev suresine bağlı gibi geliyor zira selman öncesi pasaportunda israil vizesi olanlar arabistana giremiyordu. şimdi hava sahasını kullandırıyor arap halkları hiçte olumlu karşılamadı ve nefret soylemleri var liderlerine. anlaşma erdoğana yaradı bea nın medya basın yoluyla türkiye ve erdoğan karşıtı iftira dolu haberlerine rağmen oldukça fazla destekleniyor hatta elle tutulur islam lideri olarak erdoğanı görüyorlar ki suriyedeki gruplarda saf değiştirmeler libyada hafterden ayrılan kabileler dahada artacak. Bae, ingiliz israil ve abd nin müslüman kılıfıyla kontrolu tamamen kendlerine bağlı olduğu bi ülke yani ordan söylenen her sözün yapılan her harekatın arkasında israil abd ve ingiltere düşünülmeli

"Örneğin eğer söz konusu İsrail-Arap (Yahudi-İslam) ittifakı giderek "çok" güçlenecek olursa, Müslümanlar Hristiyanlığa karşı Yahudilerle ciddi ciddi "birleşme" "seçeneğiyle" karşılaşabilir."

islam inancıyla değerlendirecek olursam bu imkansız asla yapmazlar hatta hristiyanlar muslumanlarla ittifak yapabilir bu mümkün yahudilerle hayır inançları gereği yahudiler lanetlenmiş millet liderlerin yaptığı bu anlaşma halkın desteğinden yoksun ve islam inancına aykırı büyük tepki var
 

bozadi

Veliaht Prens Selman, Batının/Hristiyanların dünya genelindeki baskınlığına/üstünlüğüne çok gıcık olduğu için, Batıya karşı İsrail ile işbirliğine eğimli olabilir gibi geliyor bana, gerçek motivasyonunun ne olduğundan henüz pek emin olmasam da.

Erdoğan yakın geçmişe kadar Suudilerin İslam dünyasındaki egemenliğine büyük bir saygı ve hatta "itaat" duyuyordu diye hatırlıyorum. Ama Suudilerin kendisinden hiç hoşlanmadığını ve Fetöyü ve darbeyi var güçleriyle desteklediklerini anlayınca ciddi şekilde cephe almaya başladı sanırım.

Bu durum nasıl devam eder bilmiyorum ama İslam dünyasında yeni bir bölünmenin ilk adımları gerçekleşmiş bile olabilir bu yolla. Dünya genelinde olası bir Yahudi-Hristiyan (KH/BH) ayrışması, restleşmesi ve çatışması meydana gelmesi ve Müslüman kitlelerinin bu ikisinden hangisine destek olacakları konusunda seçim yapmaları gerekmesi halinde, bence bu seçim hiç de sanıldığı kadar basit olmayabilir ve tüm Müslümanların bu taraflardan yalnızca birini destekleyeceklerini, diğerinin karşısına geçeceklerini de sanmıyorum. Her iki tarafa da destek veren gruplar, kesimler olacaktır muhtemelen.

Bana sorarsanız aslında bu sadece geleceğe yönelik bir kehanet değil, geçmişten bugüne kadar devam eden bir sürecin de analizi olabilir. Biz farkına varsak da varmasak da, belki de uzun zamandır olan baskın şey zaten buydu. Belki de Hristiyanlığın elbette tamamı değilse de, azımsanamayacak bir kısmı dünyadaki en belirgin, güçlü, istikrarlı BH eğilimini temsil edegeldi, buna evrilegeldi ve yine belki Yahudilerin de aynı şekilde azımsanamayacak bir kısmı dünyadaki en belirgin, güçlü ve istikrarlı KH eğilimini temsil edegeldi. Dünyada son dönemlerdeki tek değilse de en büyük restleşme belki de bunun üzerinden dönüyor ve eğer gerçekten öyle olduysa, acaba İslam/Müslümanlar daha çok hangi tarafı destekledi? Kesin, net bir cevabı olmayabilir. Ama ben İslamın ve Müslümanların Hristiyanlıktan ziyade Yahudiliğe ve Yahudilere benzediklerini, benzer halde olduklarını algılıyorum genel itibariyle. "Kutsal" kitapta ve din genelinde sevgiden ziyade korku, baskıcı itaat tarzının egemen olması, Hristiyan batı medeniyetinde İslam ve Yahudilikle karşılaştırınca sevgi ve özgürlük anlayışının muhtemelen "ideallikten" uzak olsa da çok daha iyi koşullar sunabiliyor (ve/veya iyi koşulları engellemiyor) görünmesi...

Toplam Hristiyan popülasyonunun çoğunluğunun belirgin/güçlü bir şekilde "BH eğilimli" olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Tıpkı İslam ve Yahudilikte de olduğu gibi. Ama dünyadaki BH eğiliminin dinlere bölümünün incelenecek olması halinde, Hristiyan alemindeki BH eğiliminin, diğer iki dinde olduğundan belirgin şekilde daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. Medeniyetlerin sunduğu yaşam koşullarına bakıldığında, Batı medeniyetinin belirgin bir şekilde daha iyi şartlar sunması veya buna daha elverişli olmasını da buna yoruyorum. Ama elbette Batı medeniyetinin de karanlık, hem de çok karanlık bir tarafı, tarafları var. Burada "medeniyet" bazında bir karakter bölünmüşlüğü olduğuna şüphe yok ama aynı bireyler içinde şiddetli BH/KH eğilimleri bölünmüşlüğü olduğunu sanmıyorum. Yani Batı medeniyeti içinde BH eğilimliler de var, KH eğilimliler de; ve bunlar aynı kişiler değil. Ama her iki taraf da aynı medeniyetin birer yüzü.

Bana göre İslam/Müslümanlar Hristiyanlığın aydınlık tarafından ziyade Yahudiliğin karanlık tarafıyla daha fazla rezonans içinde, yani benzer olageldi. Hristiyanlığın da hem kutsal kitabında hem de dini öğretilerinde, geleneklerinde, uygulamalarında pek çok karanlık taraflar olmakla birlikte, samimi "sevgi/kardeşlik" mesajı ve vurgusu anlamında çok bariz bir şekilde İslamdan da, Yahudilikten de çok daha iyi durumda gibi görünüyor. Hristiyan medeniyeti kesinlikle "hastalıksız" olmasa da, KH tipi ruhsal/bilinçsel hastalıklar (kitlesel ahlaki yozlaşma düzeyi) Yahudilikte ve İslamda çok daha fazla olageldi gibi görünüyor bana.

Yalnız, "bildiğimiz şekliyle" dünya insanlık medeniyetinin sonuna geldiğimiz şu süreçte İslam dünyasında da önemli bazı gelişmeler oluyor gibi görünüyor ve işte İslamın başkenti sayılan Suudiler ile İslam coğrafyasındaki bir diğer çok önemli aktör olarak Erdoğan Türkiyesi arasındaki ayrışma ve restleşme, İslamın bundan sonraki evriminde çok ciddi bir bölünmenin başlangıcını teşkil ediyor olabilir gibi geliyor bana. Bu şimdilik yalnızca geçici siyasi iktidarlar arasında dönen kısavadeli bir oyun gibi görünebilecek olsa da, tüm Müslümanların kendilerine ve hayata bakışında ciddi devrimsel neticeler meydana getirebilir. Özellikle BH-KH eğilimleri anlamında.

Erdoğan'ın İslamı Hristiyanlaşmaya doğru götürdüğünü düşünmüyorum. Ama "BH'leşmeye" doğru götürüyor veya en azından bunun olasılıklarını artırıyor olabilir, ki bana gidişat o yönde gibi geliyor. Hani Erdoğan bir ara "dinde güncelleme" ihtiyacına vurgu yapmıştı da birileri çileden çıkmıştı. Erdoğan'ın güncellemeden kastı her ne kadar dinin şekilsel bazı yönleriyle ilgili gibi görünmüş olabilecek olsa da, bana sorarsanız esas kasıt dinin "anlamsal, içeriksel, manevi" yönünde bir değişim, bir güncelleme ihtiyacıydı. Erdoğan İslam içinde İslam adına KH tipi (ve bir bakıma Yahudi/Siyonist tipi) eğilimleri açıkça ve örtülü bir şekilde destekleyen çevrelerden hoşlanmıyor. Elbette "saf BH" eğilimini temsil veya talep ettiğini de iddia edecek değilim ama İslamın kendi yaygın yaşam standartları içinde nispeten pozitif (BH) yönde bir ilerleme, değişim, dönüşüm arzusu taşıdığını düşünüyorum. Erdoğan'ı İslam aleminde önemli kılan hususun da bu olduğunu düşünüyorum. Ve işte Erdoğan'ın bu "güncelleme" eğilimine büyük tepki gösteren İslamcı çevrelerin tamamı değilse de büyük kısmı bilinçli veya yarı bilinçli bir şekilde İslamın Yahudi-tipi KH düşünüş/davranış kalıplarına alışmış, ışığa doğru ilerleyişe şiddetli direnç gösteren tipler ve/veya kesimler.

İsrail'le zaten her zaman işbirliği içinde olmuş ve bunu giderek resmiyete döken kesimler, İslamın Yahudi/KH versiyonunu benimseyenler. Bunu söylerken tekrar belirtmek isterim ki, tüm Yahudiliğin KH nitelikli olduğunu düşünmüyorum, tıpkı tüm Hristiyanlığın da BH nitelikli olduğunu düşünmediğim gibi. Ama evet, izlediğimiz dünya sahnesindeki gelişmelerden anlayabildiğim kadarıyla, en güçlü KH eğilimli tiplerin çoğunlukla Yahudilik içinde, en güçlü BH eğilimli tiplerin ise çoğunlukla Hristiyanlık içinde odaklı olduğunu düşünüyorum.

İslam dünyasında Erdoğan Türkiyesi ile diğer yanda İslamın adeta başkenti niteliğindeki Suudi Arabistan ve müttefikleri arasındaki ayrışma ve restleşme sürecinin, İslam anlayışında KH egemenliğini zayıflatıcı, BH eğilimlerini destekleyici nitelikte olacağını düşünüyor, öyle ümit ediyorum.


bona fide

bozadi"Erdoğan'ın İslamı Hristiyanlaşmaya doğru götürdüğünü düşünmüyorum."
böyle bişeye bende ihtimal vermiyorum hatta yaşadığı deneyimler hepsine eşit mesafeden bakmayı öğretti pişti süreçte demek istediğim müslüman dünyası yahudilerin gerçek talmud inancıyla yoğrulmuş siyonistlerin lanetlendiği inancından dolayı ki zaten siyonistlerde kıyameti gerçekleştirmek için her koldan dünyayı kasıp kavuruyor üstelik açık olarak inançları bunu gerektiriyor bilgiyi ortalığa saçarak gizlemek işe yaramıyor yine dalga sayesinde belkide ki yunanistanın hükümetin tabiriyleavrupanın şımarık çocuğu arkasında bu sözde desteği bulmasa asla ne mısırla anlaşma yapabilir ne de adaları silahlandırabilir yunan tv sinde aydın ve objektif bakanlarda bu gerçeğin farkında  netenyahunun türkiyenin onlar için tehdit olduğu ancak asla türkiyeye saldıramayacaklarını ancak bunu başka bi ülkenin yapabileceğini söylediğini açıklayıp ynan halkını uyardı makronun derdinin yunaistana arka çıkmaktan ziyade uçak silah satışı olduğunu gördüler konu  sapıyor lakin mısırın yunanistanla munsasır ekonomik bölge anlaşmasının kabuledilemezliği yunanistan bi ada devleti değil ve mısır kendisine verilenden 3 kat deniz alnını kaybetmiş durumda sisi sadece piyon bu alan kaybı halka yine mısırlı aydınlarca tvlerde anlatıldı halk ayaklandı artı etyopyanın nilde baraj inşası yuzunden mısırda kuraklık kitle ölümlerine yol açacak endişesi başladı ki bu büyük tehlike tüm bunlar olurken sisi miçotakis macron türkiye düşmanlığı üzerinden iktidarda kalma çabasındalar israil yunanistanı desteklediğini açıkladı abd oyle bae israil anlaşması tüm arap camiasında büyük bi düşmalık yarattı araplar erdoğanı desteklemeye başladılar yani liderler kukla gibi büyük gülerin emrine amade davranırken halkların tepkisi gözardı edilmemeli erdoğanın libyada suriyede filistinde önceki yanlışlardan dönerek bölge halkının istikrarını ve refahını istediğini belirtmesi ekonomik ve silah desteği bunuda açık yapması türkiye aleyhtarı yayınlara rağmen kitlesel uyanışı başlattı gerçekten pakistan sürekli destek veriyor iran terörle ortak mucadele ve ekomik anlaşmalar yaptıkları bildiri yayınladı umman bae tehdidine karşı türkiyeye ittifak teklif etti ve avrupa türkiyenin akdenizde söz sahibi olduğunu kabullendi uzatmaları oynuyor zira afrikada sömürdükleri ülkeleri klay kolay bırakmak istmiyorlar özellikle fransa ki erdoğan akdenize komşu ülkeler çağrı yaparak munhasır bölgelerimizi beliryelim çağrısı yapmakta karadenizde olduğu gibi olay kukla liderlerin iktidarlıkları boyunca abd avrupa ve israile amade olmaları rusya bu oyunda türkiyedne taraf olmak zorunda bi ara kendisi at koşturmak istedi belarus karıştı abd almanyadakı askerleri polonyaya kaydırdı baktı evdeki piriçten olacak yeniden türkiyeye yaklaştı ben talmud sevicilerinin bu yıkıcı eylemlerinden dolayı hirstiyanlar ve muslumanlar ittifak yapabilir derken inanç bazında değil barış içinde yaşam adına yoksa kimse dininden dönecek diye bi durum yok bölünmüş arap halklarıda yıne abd ve ingiltere tarafından sınırları çizilmiş ülkeler olduklarından  eski osmanlı döneminden bi aidiyetle erdoğanı faaliyetlerini destekliyorlarerdoğanın  bae anlaşmasına karşı çıkmasıyla çok buyuk destek sağladı bizim medya bunlardan bahsetmiyor hatta suriyenin kuzeyinde pyd nin petrol çıkarmasından dolayı esat yanlısı gruplar erdoğandan yardım istiyor yıllarca kendilerine ait olan  petrolleri resmen pyd nin kontrolune geçti sözde değil elbette türkiyenin eylemleri silah teknolojisi rusyanın idlipte elini kolunu bağladı libyada haftere en yeni silahları gönderıyorlr hiçbi işlevi kalmıyo akdenizde gemilere konuşlandırılan silahlar keza tüm bunlar büyük ekonomik baskıya rağmen devam ediyor evet dediğin gibi ayrışma  bh eğilimi destekleyici ve türkiyeyide öne çıkarıcı hamlelerle ilerliyor
 

gerçek tosun paşa

Ben din vurgusunun üstüne basılacağından şüphe duymasam da sonuç olarak pek işe yaracağını sanmıyorum. Dini ittifaklardan çok uzağa doğru bir seyir halindeyiz.