Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Erdoğan: "Saldırılara rağmen büyüyeceğiz" (10.08.2018)

Başlatan bozadi, 10 Ağustos 2018, 22:03:05

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gerçek tosun paşa

Harika ya Nazım Hikmet'ten alıntı :) Cidden başkan enteresan biri oldu. :))))


bozadi

16 Ağustos 2018

ABD Hazine Bakanı'ndan küstah açıklama: Türkiye Brunson'ı serbest bırakmazsa...


ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, 'Türkiye Papaz Brunson'ı serbest bırakmazsa daha fazla yaptırım uygulayacağız' dedi.




ABD Hazine Bakanı Steven Mnuchin, FETÖ ve PKK adına suç işlediği iddiasıyla tutuklanan Rahip Andrew Brunson'ın serbest bırakılmaması halinde daha fazla yaptırım uygulamaya hazır olduklarını söyledi.

Steven Mnuchin yaptığı açıklamada, "Türkiye Papaz Brunson'ı serbest bırakmazsa daha fazla yaptırım uygulayacağız" ifadelerini kullandı.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

14 Ağustos 2018

Erdoğan'dan ABD'ye boykot kararı


Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Amerika'nın elektronik ürünlerine biz boykot uygulayacağız" dedi.




Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından ATO Congresium'da düzenlenen "İktidarının 16. Yılında AK Parti Sempozyumu"na katıldı. Erdoğan, "Amerika'nın elektronik ürünlerine biz boykot uygulayacağız. Onların iPhone'u varsa öbür tarafta Samsung var" dedi.

İşte Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

"Kuruluşundan bugüne AK Parti Sempozyumu'nun başarılı geçmesini diliyorum. Bu kapsamlı toplantı için SETA yöneticilerini tebrik ediyorum. AK Parti'yi ve AK Parti dönemini anlamanın bugünlerde çok daha önemli olduğunu düşünüyorum.

Siyasetten dış politikaya, ekonomiden toplumsal alana kadar her alanda AK Parti'nin Türkiye'de gerçekleştirdiği büyük dönüşümün konuşulacak, değerlendirilecek olmasını doğrusu çok çok önemli görüyorum. SETA bu başlıklarda yayınladığı 4 ayrı kitapta sempozyumun tartışma zeminini zaten oluşturmuştu.

Partimiz söz konusu olduğunda her fırsatta ifade ettiğim bir tespitimi burada sizlerle paylaşarak sözlerime başlamak istiyorum. Biz en başından beri AK Parti'yi milletimizin partisi olarak gördük ve öyle tanımladık. Dolayısıyla AK Parti'nin tarihi milletimizin tarihi kadar eskidir. Cumartesi günü yapacağımız büyük kongremizde bu konuyu enine boyuna kamuoyumuzla paylaşacağız. Özellikle vurgulamak istediğim husus AK Parti'yi anlamak için önce Türkiye'yi ve Türk milletini anlamak gerekir.

Coğrafyasıyla, tarihiyle, kültürüyle, sevinciyle, hüznüyle bu milleti anlamayan hiç kimse AK Parti'nin ne olduğunu, nereden geldiğini, ne yaptığını, nereye gittiğini çözemez. AK Parti'nin nasıl olup da iktidar olduğuna, girdiği her seçimden birinci çıktığına akıl erdiremeyenlere tavsiyemiz bakış açılarını değiştirmeleridir. Her yarışı kaybedenlerden bazılarının, işi millete hakarete kadar vardırmaları aslında hiç de şuursuz bir tepki değildir. bunlar geçmişte hem devletin imkanlarını tepe tepe kullanmış, hem de milletimizin değerlerine inancına savaş açmış faşist bir zihniyetin önümüzdeki temsilcileridir. Seçimden sonra sergiledikleri tavırlar da AK Parti'yi değil milleti yenememiş olmanın hırsından kaynaklanıyor. Bu kesim artık ülkemize ve milletimize olan düşmanlıklarını, AK Parti'ye muhalefet örtüsü altında gizleyemez hale geldi. Tüm bunları esasen hayırlı gelişmeler olarak görüyorum. Türkiye tartışmaların, semboller kodlarla değil açık yüreklilikle yapıldığı bir ülke olmalıdır.

"YAPABİLECEĞİMİZ İKİ ŞEY VAR"

Türkiye'ye yönelik açık bir ekonomik saldırı var. Eskiden bu işler daha örtülü dolaylı yollardan yapılırdı. Şimdi bodoslama şekilde üzerimize geliyorlar. Yapabileceğimiz iki şey var. Bunlardan biri ekonomik, diğeri siyasi tavırdır. Ekonominin gerektirdiği teknik tedbirleri aldık, alıyoruz. Hazine ve maliye bakanlığımız ile tüm ilgili kurumlarımız gece gündüz çalışıyorlar, çalışıyoruz. Biz de tüm süreci yakından takip ediyoruz.

Yapabileceğimiz ve bana göre asıl önemli olan husus siyasi duruşumuzu sağlam tutmaktır. Madem maruz kaldığımız saldırının ekonominin gerçek durumuyla ilgisi yoktur, işin arkasında başka niyetler vardır. öyleyse bizim de kendimizi buna göre konumlandırmamız gerekiyor. Bunları söylerken, ekonomi alanında, cari açık faizler enflasyon başta olmak üzere çözmemiz gereken bazı sorunlarımız olduğu gerçeğini gözden ırak tutmuyoruz. Ama aynı zamanda ülkemizin uzun süredir, gerçekten ekonomik gücüyle mütenasip olmayan bir konuma yerleştirmeye çalıştığını da biliyoruz. Son saldırı bu haksızlığın üzerine adeta dikenle gelinerek cilalı sözleri fiyakalı raporları, caf caflı grafikleri anlamsız hale getirmiştir. Türkiye ismini kapatıp ülkemizin ekonomi verilerini, yerli yabancı dost düşman kime gösterirseniz gösterin ortada gariplik olduğunu görecektir.

"HAMDOLSUN EKONOMİMİZ TIKIR TIKIR ÇALIŞIYOR"

Dolar ülkemizin parası karşısında 4,8 seviyesinden nasıl oldu da 7'lere fırladı? 15 Temmuz sabahı 2,8 seviyesinde olan kurun iki yılda 4,8 seviyesine çıkmış olması dahi anlamsızken bu durumu nasıl izah edeceğiz? Ortada bir anormallik var mı diye baktığımızda gördüğümüz manzara şudur. Türkiye'nin 1994 ve 2001 krizinde, ülkemizde veya 10 yıl önceki mortgage krizinde olduğu gibi bankaları mı battı? Hayır. Bugün ülkemiz dünyadaki en sağlam bankacılık sistemlerinden birine sahiptir. Borçlarımızı tıkır tıkır ödediğimiz gibi, kamu borç stokunun ödemesi konusunda Avrupa'nın en iyisiyiz. Türkiye üretemez duruma mı düştü? Hayır. Hamdolsun ekonomimiz tıkır tıkır çalışıyor. İhracatta turizmde rekorlar kırdığımız dönemden geçiyoruz. Bir savaşa mı girdik? İşgale mi uğradık? Siyasi kaos mu yaşıyoruz? Hayır. Tam tersine kendi topraklarımızda da bölgede de huzurun güvenin teminatı bir ülke durumundayız.

"DEMEK Kİ ÜLKEMİZE YÖNELİK DAHA DERİN BİR OPERASYON VAR"

Öyleyse bu soruna her zamanki klasik yaklaşım dışındaki bir bakış açısıyla bakmak zorundayız. Bizim yaptığımız şu anda budur. İşin ekonomi tarafının küresel boyutu olduğu açıkça ortadadır. Amerika sadece ülkemizi değil, Çin'den Rusya'ya İran'dan Avrupa'ya kadar pek çok yeri ekonomik bakımdan hedef almış durumda. Hemen yanı başında Kanada'yı hedef almış durumdadır. Ama bu durum tek başına ülkemizde yaşananları izaha yetmiyor. Demek ki ülkemize yönelik daha derin bir operasyon var. Ekonomide geçtiğimiz 16 yılda ülkemizi 3,5 kat büyütmekle sıçrama yaptık. Yine de dünyanın toplamda 17'inci, satın alma paritesine göre 13'üncü büyük ekonomi olmasının bu derece büyük husumete yol açması akla ve mantığa uygun değildir.

Tabi ki kendimize güveniyoruz. Bu noktada kendimize inancımız var. Ama eksiklerimizi de gayet iyi biliyoruz. AK Parti döneminde en önemli değişim, devletimizle milletimizi barıştırarak, ülkemizin gücünü ekonomide kat ettiği mesafenin çok ileri bir yere taşıması olmasıdır. sanıyoruz birileri bu durumu kabullenemiyor. Rahatsızlık burada. Bunlar sahada bize istediklerini yaptıramayınca, ekonomiyi de bir silah olarak kullanmaktan çekinmiyorlar. Ekonomiyle ilgili kararlarımızı bu derece soğuk kanlı almamızın sebebi işte bu arka plandır.

"NE YAPMAK İSTİYORSUNUZ? NEREYE VARMAK İSTİYORSUNUZ"

Ya biz sizinle stratejik ortak değil miyiz? Somali'de beraber olmadık mı? Afganistan'da herkes bir tarafa dağılırken orada beraber olmadık mı? Kosova'da beraber olmadık mı? Peki bu yaptığınız nedir? Ne yapmak istiyorsunuz? Nereye varmak istiyorsunuz? Ama şunu bilmeniz lazım. Bu milletin karakteri sağa sola savrulan bir karakter değildir.

"BUGÜN DE DOLARIN, KURUN, ENFLASYONUN, FAİZİN KARŞISINDA AYNI KARARLILIKLA DURACAĞIZ"

Ha şunu da söyleyeyim. Yaşadığımız sürecin bize bir maliyeti vardır. Ama operasyonları gerçekleştirenlere de bir maliyeti olduğu şüphesiz. Zira Türk milleti istiklali ve istikbali söz konusu olduğunda, canıyla malıyla tüm varlığıyla ortaya koyacağını defaatle göstermiştir. 15 Temmuz bunun en son, en çarpıcı örneğidir. Dün milletimizle birlikte tankların, topların, uçakların, namluların karşısında dimdik durmuştuk. Kimsenin şüphesi olmasın ki, bugün de doların, kurun, enflasyonun, faizin karşısında aynı kararlılıkla duracağız. Ben milletime inanıyorum. Milletimin bu konuda kararlılığına inanıyorum. Onlar yoğun şekilde şu anda Türk Lirasını hemen alıp, doları bankalara bozdurduğunu görüyorum. Mesele bu. Dolar, hemen bozdurulup Türk Lirası'nın onurunu korumamız işte bunlara en güzel cevap olacaktır.

Dün siyasi özgürlüğümüzü birbirimize kenetlenip çıplak ellerimizle darbecilerin silahına galabe çalarak korumuştur. Bugün ekonomik özgürlüğümüzü imkanlarımızı seferber ederek koruyacağız.

"ÜRETİM, ÜRETİM, ÜRETİM; YOLA DEVAM"

Buradan iş dünyamıza sesleniyorum. Ekonomik tetikçilere vereceğimiz en güzel cevap, işimize dört elle sarılmak olacaktır. Daha çok üreteceğiz, daha çok ihraç edeceğiz. Depoları kilitlemenin anlamı yok. İhraç, ihraç, ihraç. Üretimi askıya alalım... Çok ciddi yanlış yaparsınız. Üretim, üretim, üretim; yola devam. Daha çok istihdam oluşturacağız, daha çok ter dökeceğiz. Dışarıdan dövizle aldığımız ürünün daha iyisini, daha kalitelisini üretip biz dışarıya satacağız.

"ABD'NİN ELEKTRONİK ÜRÜNLERİNE BOYKOT UYGULAYACAĞIZ"

Amerika'nın elektronik ürünlerine biz boykot uygulayacağız. Onların iPhone'u varsa öbür tarafta Samsung var. Kendi ülkemize Venüs Vestel var. Biz bunları uygulayacağız.

Ne yaptığımızı ne yapacağımızı anlasınlar. Dolayısıyla biz kendimize yeteceğiz. Olmayanı da üreteceğiz. Dışarıya para verip yaptırdığımız her işin daha güzelini yapıp, biz dışarıya servis edeceğiz. Bu millet bunları yapmaya muktedirdir. Biz İHA'ları ABD'den istediğimiz zaman ne diyorlardı? "Kongre izin vermiyor" Kötü komşu bizi ev sahibi yaptı. Şimdi bunları biz üretiyor muyuz? Üretiyoruz. Sıkıntımız yok. Hem de istediğimiz kadar üretiyoruz. Şimdi de ihraca başlıyoruz, mesele bu.

"FABRİKALARIMIZI FAZLA ÇALIŞTIRACAĞIZ, YATIRIMLARIMIZA ARA VERMEYECEĞİZ"

Bu millet onlar gibi bakan değil, kazan-kazan esasına göre hareket eden bir millettir. Ham maddede, yarı mamule, mamulden yüksek teknolojiye, yüksek teknolojiden tasarıma doğru işlerimizi geliştireceğiz. Fabrikalarımızı fazla çalıştıracağız, yatırımlarımıza ara vermeyeceğiz. Dünya kazan biz kepçe daha çok dolaşacağız.

Şimdi bu hafta içinde Batıda uluslararası camiada birçok yapacağımız görüşmeler olacak. Hazine ve Maliye Bakanımız şu anda bazı ülkeleri dolaşıyor. Biz aynı şekilde telefonla irtibatlarımızı kuruyoruz, kurmaya devam edeceğiz. Sağ olsun batıdan dostlar arıyorlar, onlarla görüşüyoruz. Ve Türkiye'de bir araya gelmenin gayretleri içerisindeyiz. Onlarla bir araya geleceğiz ve dayanışmamızı bu şekilde sürdüreceğiz.

"İMKANI OLANLARA SESLENİYORUM, KAYNAKLARI DIŞARIDAN İÇERİYE DOĞRU AKITACAĞIZ"

Ülkemize yatırım yapmayı düşünenleri daha çok teşvik edeceğiz. İmkanı olanlara sesleniyorum, kaynakları dışarıdan içeriye doğru akıtacağız. Bunları başardığımızda önümüze konan engellerin birer birer devrildiğini, yazılan senaryoların yırtıldığını göreceğiz. Millet olarak bunu daha önce defalarca başardık. Çanakkale'de başardık, İstiklal Harbi'nde başardık, Menderes ile başardık. Özal ile başardık. AK Parti ile 16 yılda başardık mı? Başardık. İnşallah bu defa da başaracağız."

Kaynak: odaTV


bozadi

ABD ürünlerine boykot kararının pratikte ne kadar somut yaptırım etkisi olur bilmiyorum ama sırf sembolik olarak bile düşünsek bence son derece önemli, değerli, gerekli bir adım. Mesele özü itibariyle ABD devletinin şeytanlığına karşı güçlü bir reaksiyon geliştirebilmek. Büyük bir kötüye karşı mücadele ederken, kendi kötülüklerimizden arınma konusunda da önemli bir motivasyon geliştirebiliriz bence.

bozadi

16 Ağustos 2018

Koordinatlar ABD'ye verilmedi! PKK'nın Sincar sorumlusu öldürüldü...


Güvenlik kaynakları, terör örgütü PKK'nın Sincar sorumlusu Mam Zeki Şengali kod adlı İsmail Özden'in öldürüldüğü operasyonun koordinat bilgilerinin ABD ile paylaşılmadığını belirtti.




Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Milli İstihbarat Teşkılatı'nın (MİT) ortak operasyonuyla terör örgütü PKK'nın sözde Sincar sorumlusu Mam Zeki Şengali kod adlı İsmail Özden'in öldürülmesinin yankıları devam ediyor.

PKK'nın Sincar'da genişlemesi ve büyümesinin baş aktörü olan Şengali'nin öldürülmesi terör örgütünün Sincar'daki yapısına büyük darbe vurdu.

Bu operasyon aynı zamanda Türkiye- ABD ilişkileri açısından büyük önem taşıyor.

Türkiye daha önce Irak'a yaptığı hava operasyonları öncesi ABD'li yetkililere operasyon koordinatlarını veriyordu.

Güvenlik kaynakları, son süreçte yaşanan ABD gerilimi sonrası Zeki Şengali'ye düzenlenen hava harekatının bilgisinin operasyon öncesi ABD'ye verilmeğini söyledi.

Buna benzer bir operasyon 25 Nisan 2017 tarihinde yine yapılmıştı.

ABD'li yetkililere Sincar'a hava harekatı yapılacağı bilgisi verilmiş, aynı anda Suriye'deki Karaçok Dağı'na da hava harekatı yapılmıştı. Karaçok Dağı'na yapılan operasyonunun bilgisi ise operasyondan sadece dakikalar önce ABD'ye verildiği için PKK büyük bir zayiata uğramıştı. Bu duruma ABD'li yetkiler harekat sonrası yaptığı açıklamalar ile tepki göstermişti.

'İkinci Kandil' olarak ifade edilen Sincar'da PKK, IŞİD'in bu bölgeye 2014'te girmesinden çok önce üs kurmaya başladı.

Bu bölgede PKK özel unsurlarının eğitim gördüğü kamplar olduğu biliniyor.

Türkiye, PKK'nın Sincar'dan çıkarılması için hem ABD'li hem de Iraklı yetkililer ile çeşitli temaslarda bulunmaya devam ediyor.

Kaynak: Aydınlık


bozadi

16 Ağustos 2018

ABD'nin çok uzayan elvedası: Bu kriz ABD'nin çöküşünü hızlandıracak


Hüseyin Vodinalı




2. Dünya Savaşı'nda son araştırmalara göre 75 milyon insan öldü.

Bunların yaklaşık üçte biri asker, geri kalanı sivildi.

ABD'nin kaybı 292 bin, Çin'in ise 20 milyondu.

Biz tabii Hollywood filmlerinden, 2. Dünya Savaşı'nın Amerikalılarla Yahudileri soy kırıma uğratan Almanlar arasında geçtiğini öğrenmiştik.

Halbuki 27 milyon kayıpla SSCB başı çekerken, aynı zamanda savaşın asıl kazananı da olmuştu.

Çin ise ordusuz yakalandığı Japon işgalinde 4 milyon askerini yitirdi, ölen 16 milyon ise sivildi.

Ne felaket ama...

Mesela Japon ordusunun 1942'deki Endonezya işgali sırasında 3 yılda yaklaşık 4 milyon sivili katlettiği de pek bilinmez.

Hakeza Hindistan'dan da 1 milyon 600 bin insan 2. Dünya Savaşı'nda İngilizlere karşı bağımsızlık savaşı sırasında can vermişti.

Bu istatistikleri, geçmişin nefret ve düşmanlıklarını canlandırmak için değil, Amerika'nın sözde kazanan olarak çıktığı bu savaş ve sonrasıyla ilgili bir fikirsel altyapı sahibi olmanız için verdim.

ABD tamamı asker 292 bin, SSCB ve Çin ise çoğu sivil 47 milyon kayıp verdi.

Bu savaşın siyasi olarak değilse bile ekonomik olarak kazananı ABD olmuştu.

1929'da girdiği Büyük Buhran'dan 2. Dünya Savaşı sayesinde çıktı.

Tarihçi ve Siyaset Bilimci Jacques R. Pauwels'e göre, Roosevelt'in New Deal (Yeni Sözleşme) programından çok daha fazla 2. Dünya Savaşı, ABD'yi yeniden zenginleştirmişti.

ABD, en az 185 milyar (dönem fiyatıyla) dolar harcadığı savunma sanayisiyle, GSMH'sını 1939 - 45 arası yüzde 40 büyüttü.

Tarihçi stuart D. Brandes'e göre de, 1936-39 dönemine kıyasla savaş sırasında ABD'nin 2 bin büyük firması net karlılıklarını yüzde 40 arttırdı.

En önemlisi de, 1944 Bretton Woods anlaşmasıyla dolar dünya rezerv parası oldu, BM, Dünya Bankası ve IMF, Amerika merkezli olarak kuruldu.

Ancak, kapitalizm kadar sosyalizm de savaşın kazananlarındandı.

Avrupa'nın neredeyse yarısının komünizme geçmesi bir yana, Mao Zedong'un önderliğindeki Çin Halk Cumhuriyeti'nin kurulması da bu savaşın en önemli sonuçlarından oldu.

Ancak bu savaşın getirdiği bir bağımlılık da vardı.

Daha doğrusu savaş canavarı ABD, kanın tadını almıştı.

Kapitalizm ve onun yavrusu emperyalizmin yeni merkezi ABD için ekonomik krizlerden çıkış yolu yeni savaşlar oldu.

Atom bombasını geliştirip sivillerin üzerine atmaktan çekinmeyen bir ülkeden söz ediyoruz.

Claus Fuchs olmasaydı aynı bombayı SSCB veya Çin'in üzerine sallamaktan da çekinmezdi eminim.

Fuchs'u merak eden araştırıp incelesin, çok ilginç bir öyküdür.

Kore, Küba, Vietnam, Irak, Afganistan, Libya ve Suriye'de doğrudan yenildi.

Afrika, Asya, Kafkaslar, Balkanlar ve Güney Amerika'daki dolaylı savaş, darbeler ve iç savaşlarda ise 1945'ten bu yana 20 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtı.

Her defasında ABD'deki silah ve finans baronları zenginleşti, ülke krizlerden böylece kurtulmuş oldu.

HEP DAHA DA SALDIRGANLAŞTI

SSCB'nin çöktüğü 1990'dan sonra ise finans kapital iyice azdı.

Dünyanın tek patronu Amerika ilan edildi.

Komünizm yerine İslam'ı düşman ilan ettiler.

11 Eylül'ü tezgahladılar.

Bu esnada da İsrail ve sözde İslamcı terör örgütlerini kullandılar.

Terör/savaş, dolar, petrol şeytan üçgenine sıkıştılar.

Üretmediler, yiyip içip obez oldular.

Nasılsa o şeytan üçgeni sayesinde dünyanın haracını yiyorlardı.

Mafyalaştılar.

Kapitalizm artık vahşi kapitalizm olarak evrimleşmişti.

Ancak 1990'dan sonra yenik ilan edilen eski Komünistler de boş durmadı.

Çin Halk Cumhuriyeti, sosyalizm ile kadim kültürünü harmanladı ve karma ekonomik sistemle uzun erimli bir plan yaptı.

Fırtınaya karşı durmak yerine onun rüzgarından faydalandı.

Ama bu sırada hep geleceği düşündü ve üretim kültürünü bilimle geliştirdi.

Rusya da Putin ile birlikte, büyük devlet geleneğiyle dağılmaktan ve ABD'ye teslim olmaktan kendini koruyabildi.

Bu esnada da Çin ve Rusya, Asya kalesinin surlarını örmeyi sürdürdü.

ABD ise hem Batı'dan, hem Doğu'dan, güneyden ve kuzeyden Asya'yı çevreleme siyaseti güttü.

Obama döneminde savunma (savaş) doktrinini değiştirip Çin'i açıkça hedef aldı.

Oysa şirketlerinin neredeyse tamamı Çin'de yerleşikti.

Yıllardır ucuz işgücü ile üretim yaptırıp ABD'de enflasyonist etkiyi önlüyordu.

Ama 1990 sonrası NATO'yu lağvetmeyip üstüne bir de Asya'ya, Afganistan'a salan ABD'nin niyeti o zamandan belliydi.

Dünya jeostratejisinin kalbine hakim olup, yeni rakiplerin çıkmasını önlemekti amaç.

Asya da buna cevap vermekte gecikmedi.

1996'da Çin ve Rusya bir araya gelip Şanghay İşbirliği Örgütü'nü kurdular.

Hemen ardından, Atlantik merkezli G-7'ye Asya merkezli G-20 ve BRICS yanıtları geldi.

Aynı dönemde Türkiye'de de Avrasya arayışları başladı.

1994, 2001 krizleri sıcak paracı neoliberal yolsuz sistemi yıkamasa da alternatif arayışlarını da gündeme getirdi.

Türkiye aynı eroinmanlar, afyonkeşler gibi sıcak para bağımlısı oldu.

Amerikancı Turgut Özal, Kemal Derviş, Ali Babacan oyun sistemiyle işi götürdü.

Soros ve benzeri Wall Street uzantısı Hedge fonların elinde oyuncak oldu.

DOLAR TEMBELİ ABD

Ancak 2008 ABD finans krizi küresel oyunu değiştirdi.

O krizin ana fikri şuydu: Amerikan doları aslen karşılıksız bir paraydı.

Konut kredileri krizinde takke düşmüş kel görünmüştü.

1 dolarlık bir eve yaklaşık 100 dolarlık türev değer üretilmişti ve şişen balon pat diye patlamıştı.

Dev banka ve şirketler çöktü, ama piyasaya sürülen trilyonlarca dolar sayesinde geri kalanları yüzdürüldü.

Wall Street'teki 13 banker ailesinin elinde bulunan Amerikan Merkez Bankası FED, yaklaşık 10 yıl boyunca faiz oranlarını sıfırlarda tutup bunları yüzdürdü.

Bu sene faizleri yükseltmeye başlayınca Türkiye, İtalya, İspanya gibi bağımlı ülkelerde tehlike çanları çalmaya başlamıştı zaten.

Krizin patlak vermesi an meselesiydi.

FED faizi yüzde 4'e ulaştığında, Trump önce Rusya ve İran, ardından Çin ve Türkiye'ye ekonomik savaş başlattı.

Siyasi makyajlı bu ticaret savaşı, aslında Çin'in pek yakında dünyanın en büyük ve tayin edici ekonomisi olarak doların tahtını devirme aşamasına gelmesinden kaynaklanıyordu.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 2013'te "Yeni İpekyolu"nu kuracaklarını açıkladı ve 2015'te de bunu "Kuşak ve Yol Girişimi" olarak detaylandırdı.

65 ülkeyi kapsayan bu girişimin ana fikri, Çin'in klasik deniz yollarını çevirmeye çalışan ABD'yi aşıp/baypas edip hem Asya kara havzasından, hem de alternatif deniz yollarından yeni bir ticaret ortaklığı gerçekleştirmek.

Bu girişimde, Güney Çin Denizi ve Malakka boğazını atlayacak Gwadar limanıyla Pakistan, Orta Kuşak denen eski İpekyolu'nun yenilenmiş rotasıyla da Kazakistan, Rusya, İran ve Türkiye'nin önemi çok büyük.

Avrupa da Kuşak ve Yol'un nihai hedefi olmasıyla çok kritik bir önemde.

Çin 2015'te ayrıca "Made in China 2025" projesini de duyurdu. Özetle 2025'te dünya üzerindeki en ileri teknolojilerin Çin malı olmasını öngören bir projeydi bu.

Bu iki olgu, ekonomik ve siyasi bakımlardan zaten gerilemekte olan ABD'yi panikletmeye yetti.

ABD Başkanı Trump'ın hedef aldığı ülkeler de hep bu projelerin paydaşları oldu dikkat ederseniz.

Önce Rusya ve İran'a ambargo, ardından Çin ve Avrupa ülkelerine ticaret savaşı ve en nihayetinde Türkiye'ye "papaz saldırısı".

Ancak tüm bu umutsuz ve çılgınca saldırılar, ABD'nin sahte dünya liderliğinin, açık ve resmi olarak sonlanmasını hızlandırdı.

ÇILDIRAN HEGEMON VE PETRO DOLARIN SONU

Zaten güzel bir deyim var: Tanrılar yok etmek istediklerini önce çıldırtırmış!

Yavru Bush darbesiyle başlayan bu çıldırma, Trump ile zirveye yol alıyor.

Sonuçlarını da görüyoruz.

Doların tahtı beklenenden erken sallanmaya başladı.

Çin'in yakın tarihte ilk kez petro dolara karşı alternatif olarak çıkardığı petro Yuan kağıtları 6 Ağustos'ta başlayan İran ambargosuyla tavan yaptı.

ABD'nin o kadar devasa ordu beslemesi silah üretimi filan hep petrolün sadece dolarla alınıp satılması içindi.

2 Irak seferi ve İran ile hasımlık da bu ülke yönetimlerinin zamanında avro karşılığı petrol satma veya petrol borsası kurma girişimleri yüzündendi.

Yoksa petrole el koymak değildi mesele.

Petrol dolar karşılığı satıldıkça zaten dünyanın tüm petrolü Amerika'nındı.

Bizim Rıza Zarrab olayı da petrolün altın karşılığı satılmasından kaynaklı olarak ABD'nin gazabını üzerine çekmişti.

Oysa şimdi bu son saldırılar sonrası Rusya dolar tahvillerini hızla altına çeviriyor.

Çin ile ruble/yuan üzerinden enerji anlaşmaları yapıyor.

Bir diğer Asya devi Hindistan ise ABD'nin tehditlerini dinlemedi ve İran'dan petrol alımını arttırdı.

Almanya ve Fransa ise ABD'ye çok direnemese de, nihayetinde yanlış ve çıkarlarına aykırı bir cephede (Atlantik) yer almaktan son derece mutsuz.

Çünkü temel çıkarları ve güvenliği Avrasya'da olmaktan geçiyor artık.

İngiltere de o eski kuzen rolünden sıkılmışa benziyor.

Bakınız son olarak ÇKP'nin yayın organı Global Times'ta bir Türkiye analizi yayımlandı.

Yazıda, krizde ABD'nin temel rolüne açık bir vurgu yapılırken, "ABD kasıtlı ya da değil, gelişmekte olan ülkelerin pürüzsüz gelişimini görmek istemiyor ve krizleri derinleştirmek için bazı adımlar atıyor" denildi.

Çincede kriz ve fırsat kelimelerinin aynı olduğunu okumuştum.

Bu krizi bir fırsata çevirmek ve 70 yıllık Amerikan boyunduruğundan kurtulmak isteyen Türkiye de artık bazı adımlar atmaya başladı.

Sıcak paracı, komisyoncu, satıp savmacı çarpık neoliberal ekonomi modelinin duvara tosladığı sanırız ki net olarak görüldü.

Artık sağ veya sol, işçi veya işveren her kesim, üretim ekonomisi demeye başladı.

Bunun için de yabancı sabit sermaye yatırımı şart.

Hem altyapıda hem üstyapıda, katma değeri yüksek ileri teknoloji üretim sistemlerimizi her alanda geliştirmek farz oldu.

Bunun için Avrasya'ya ihtiyacımız var.

Rusya'dan sonra Çin'in de nükleer santral için davet edilmesi önemli.

Kuşak ve Yol, BRICS ile ŞİÖ üyelikleri, Türkiye'nin yarı sömürge olarak bedenini satma noktasına geldiği batı kampından kurtuluşu için temel formüllerdir.

Hiç bir devlete bağımlı olamadan karşılıklı kazanç ve bölgesel işbirlikleri temelinde, önce saldırgan kovboyu bölgemizden kovmak ve kendi ayaklarımız üzerinde durmayı öğrenmenin vakti geldi de geçiyor bile.

Unutmayın ahlak ile üretim birliktedir.

Ahlakın olmadığı yerde de hurafe egemen olur.

Bugün içinde bulunduğumuz tablonun da temel sebebi, (ki bu ABD açısından da geçerli) son 30-40 yıldır üretimden vaz geçip rant tembeli olmaktan kaynaklanıyor.

Batılı uzmanlar Trump'ın dünyaya açtığı siyasi ekonomik savaşın ABD'nin 2019'da çöküşünü getireceğini söylüyor.

İç ve dış borcu 22 trilyon dolara ulaşan Amerika'nın sadece bu sene 1 trilyon dolar bütçe açığı vereceği düşünüldüğünde, bu çok da uçuk bir iddia değil.

Bizim de artık 'ABD'ye elveda, Avrasya'ya merhaba' deme zamanımız çoktan geldi.

Kaynak: Aydınlık


gerçek tosun paşa

Yazıyı çok beğendim bozadi, hemen hemen düşüncelerimi yansıtıyor.

bozadi

20 Ağustos 2018

Erdoğan: Ekonomimize saldırının ezanımıza ve bayrağımıza yönelik saldırıdan hiçbir farkı yoktur


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 'Ekonomimize yönelik saldırının doğrudan ezanımıza ve bayrağımıza yönelik saldırıdan hiçbir farkı yoktur' dedi




Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Kurban bayramı nedeniyle görüntülü mesaj yayınladı.

Erdoğan,  "Ekonomimize yönelik saldırının doğrudan ezanımıza ve bayrağımıza yönelik saldırıdan hiçbir farkı yoktur amaç aynıdır. Amaç Türkiye'yi ve Türk milletini dize getirmek, esir almaktır" diye konuştu.

"Türkiye'yi döviz kuruyla pes ettireceklerini sananlar yanıldıklarını yakında görecektir" diyen Erdoğan, "birlik çağrısı" yaptı.

Kaynak: soL


ogeday

Yazıda Nükleer Santral için Çin in de davet edilmesi kısmı hariç geri kalan her kelimesine katılıyorum.Belki bu forumda almanya da yaşayan vatandaşlarımızda vardır.Onlar daha iyi bilirler Almanya 2030 da tamamen fosil yakıtlardan kurtulup yenilenebilir enerjiye geçme planı yapıyor.En büyük enerji üretiminide güneşten sağlıyor.Nükleer enerji bizi özgürleştirmez aksine Uranyum bağımlısı yapar halbuki Türkiye de toryum madeni enerjiye çevrilebilse 1000 yıllık enerji ihtiyacımızı karşılayabileceğimiz söyleniyor.Çernobil gibi bir faciadan etkilenmiş bir ülke olarak bu tehlikeden uzak durmalıyız
 

Tgur

Ogeday dostumuzun Toryumdan bahsetmesi ilginç geldi bu maden ile ilgili şu siteden kolayca bilgi edinebilirsiniz,

https://www.makaleler.com/toryum-nedir-ozellikleri-kullanimi-rezervleri

Ancak senenin yüzde büyük kısmında güneşle  yıkanan ülkemizin kısa zamanda güneş enerjisi için faaaliyete geçmesi en akıllıca yoldur kanal manal yatırımlarından evvel..