Salih Tuna'dan Kılıçdaroğlu'na "ABD'ye Suskunluk" Eleştirisi (26.8.17)

Başlatan bozadi, 27 Ağustos 2017, 13:19:55

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

26 Ağustos 2017

Salih Tuna: Kılıçdaroğlu "FETÖ'ye ADALET" için onca yolu yürüdü de bunu mu "gözü" yemedi?


"Ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu herkesten çok kıyametleri koparmalıydı"




Sabah gazetesi yazarı Salih Tuna, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu  ABD'ye tepki göstermemekle eleştirdi.

ABD'nin Kuzey Irak'ta PYD ve PKK'ya yönelik silah sevkiyatına Kılıçdaroğlu'nun ses çıkarmadığını öne süren Tuna, "Ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu herkesten çok kıyametleri koparmalıydı. 'Ne menem müttefiksiniz siz?...' diyemez miydi?

Ne bileyim; ABD Büyükelçiliği'nin önüne bir siyah çelenk de mi koyamazdı?Gözüne kestirip 'FETÖ'ye ADALET' için onca yolu yürüdü de bunu mu 'gözü' yemedi?" dedi.

Tuna'nın Sabah gazetesindeki yazısı şöyle:

PKK'nın Suriye koluna binlerce TIR silah vermenin ne anlama geldiğini artık bebeler bile biliyor.

ABD ne kadar inkâr ederse etsin, artık mızrak çuvala sığmıyor.

DEAŞ falan işin bahanesi.

Maksatları besbelli: Bölücü terör örgütünü gündüz gözüyle "ordulaştırmak."

Sizin anlayacağınız, "ifsat devletinin" temellerini atmaya başladılar.

Hem de sınırlarımızın bitişiğinde!

Haliyle...

Erdoğan, ne pahasına olursa olsun buna izin vermeyeceğiz, dedi.

Aslında...

Ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu herkesten çok kıyametleri koparmalıydı.

Zira, "iktidar" değil, yani, sırtında yumurta küfesi yok.

En azından, "Askerimize kurşun sıkan terör örgütüne nasıl silah verirsiniz; ne biçim stratejik ortak,ne menem müttefiksiniz siz?..." diyemez miydi?

Ne bileyim; ABD Büyükelçiliği'nin önüne bir siyah çelenk de mi koyamazdı?

Gözüne kestirip "FETÖ'ye ADALET" için onca yolu yürüdü de bunu mu "gözü" yemedi?

Halbuki, "Kahrolsun ABD emperyalizmi" yollu kaptırıp gidebilirdi.

"Devrimci, solcu" olmaya bu yakışırdı.

Kendi ülkesini elin Alaman dergisinde kötülemek veya MİT TIR'ları kumpasında olduğu gibi, Türkiye'yi "terörist ülkeymiş" gibi "müstevlilere" jurnallemek değil.

Yahu hepsinden geçtim...

Kılıçdaroğlu'nun, PKK'nın Suriye koluna onca silah veren ABD'ye karşı sadra şifa tek laf ettiğini işittiniz mi?

Tamam, çok etkileyici atlet giyebiliyor, yoğurt yiyebiliyor.

Bunu inkâr edemeyiz; fotoğrafla sabit; artık biliyoruz.

Lakin, Türkiye Cumhuriyetinin ana muhalefet partisi liderinin, Türkiye'nin beka sorunuylaalakalı ne düşündüğünü neden bilmiyoruz?

Bu arada hazır atletten bahsetmişken...

Yahu kardeşim, CHP'nin iletişim stratejisini kim çiziyor; Kemal Bey'in "image maker" işlerine kim bakıyor?

Kılıçdaroğlu'nun atlet giyme, yoğurt yeme sorunu mu var, manyak mısınız siz?

Smokinden çıkmıyor, papyonsuz yapamıyor diyen mi var?

Halktan uzak şekli şemaili var da mı düzeltmeye çalışıyorsunuz?

Tipi belli; kavruk; yurdum insanı. Bıyıkları derseniz, kimi sonradan bıyık görme AK Partililerinki gibi değil, yerini yadırgamıyor.

Koy kasketi başına, Çukurova'da pamuk toplasa sırıtmaz.

CHP eski genel başkan yardımcısı Onur Öymen falan olsaydı, yakışık almazdı. (Bir ara,"Erdoğan benim gibi vals yapmayı bilir mi?!." diyerek hava atmıştı.)

Bir iletişimci her şeyden evvel elindeki "ürünün" özelliklerini bilmez mi?

Elinizdeki "ürünün" en son okuduğu kitap, yarım asır önce yayımlanan

"İnce Memed."

Düzeltecekseniz, bu "imajını" düzeltin, ne işiniz var yoğurtla, atletle.

Verin eline İngilizce orijinalinden yeni çıkmış bir kitap, biz de bi güzel yiyelim.

Olmadı...

Alın götürün tuttuğu takım Fener'in maçına. Uyarmayı da unutmayın; kaledeki Volkan deyin.

Lefter'i kaleci sanırdı, bari Volkan'ı forvet sanmasın.

Kaynak: T24


bozadi

Salih Tuna'nın bu yazısındaki eleştirilerin pek çoğuna katılmamakla ve hatta bazılarını son derece düzeysiz ve hatta açıkça "yalan" olarak görmekle birlikte, genel olarak CHP'nin ve özel olarak da Kılıçdaroğlu'nun global ABD faşizmine (İsrail, NATO vb dahil) karşı büyük ölçüde sessiz kalması eleştirisinin bir geçerliliği olduğunu düşünüyorum. CHP'nin bu konuda sicili oldukça karanlık sayılır. Ama sadece CHP'nin mi? Bu ülkenin dindarları da, milliyetçileri de çok uzun zamandır ABD faşizmine karşı büyük ölçüde sessiz kalmayı bırakın, ABD'ye hizmette yarışmışlardır adeta. Birbirine son derece zıt ideolojilerin, egemen güç ABD karşısında gayet sessiz ve hatta işbirlikçi olmuş olmaları çok enteresandır.

AKP'nin tamamen ABD-İsrail güdümünde kurulduğu bir sır değil. Erdoğancı denebilecek Dilipak'ın ve benzerlerinin önemli itirafları var bu konu da, ki bu itiraflara gerek yok, sürecin medyaya yansıyan kısımlarında herşey kendini açıkça ortaya koyuyor. Görünen köy kılavuz istemiyor. Erdoğan'ın başarı kurdelesi takılmış bir ilkokul çocuğu edasıyla "BOP Eşbaşkanı" yapılmış olmasından duyduğu gurur daha kulaklarda çınlıyor. Bunun gibi sayısız ayrıntı var. Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi Erdoğan'ın Organik Portal (ruhsal anlamda "çocuk") olduğunu, yeni yeni ama hızlı bir şekilde ruhlanmakta olduğunu düşünüyorum. Ve bu çocuk zamanla "efendilerine" itaatsizleşti. Hatta bir bakış açısıyla denebilir ki, Efendiler Erdoğan'ı kullandıklarını sanırken, Erdoğan'ın Efendileri kullandığı bir tür durum meydana geldi. Erdoğan yükselişini onlara borçlu. Ama yükselip halkın ciddi bir bölümünün güçlü bir desteğini arkasına aldıktan sonra, kendisini o noktalara getiren güçlerin egemenliğini sorgulamaya başladı ciddi bir şekilde. Evet, bunu da son derece bencil bir şekilde, yani kendi çıkarlarını gözeterek yapıyor ama bu bile fazlasıyla cesaret, irade ve mücadele gerektiren birşey ve iki ileri bir geri de olsa, bir şekilde bu doğrultuda giderek ilerliyor bence. Yani global ağaların otoritesini sorguluyor ve onlara itaat etmeyi reddediyor. Bence bu çok çok değerli birşey.

Erdoğan'ın "çocuksu bencil doğası" derken de Ra'nın 3. yoğunluktaki bu yeniyetme/çocuksu ruhlar için yaptığı bir tanımlamayı hatırlatmak istiyorum:

Alıntı Yap
 (3. yoğunluk) derecesine yeni giren varlıklar tüm masumiyetleriyle hayvansal davranışlara yönelmiş varlıklardır; diğer varlıklar onlar için sadece kendi benliklerinin birer uzantısıdırlar ve onları tümvarlığın (tek varlığın) korunması ve devamı için araç olarak kullanırlar.

Daha önce de dikkat çektiğim gibi, bu yeni ruhun entelektüel birikimi mevcut değil doğal olarak. Hangi siyasi/kültürel ortamı benimseyerek yetişmişse, ondan başka doğru tanımaz. Bu bir bebek/çocuk için anne-babasının tekliği/alternatifsizliği gibi birşey olsa gerek. Erdoğan'ın içinden geldiği İslamcı veya Siyasi İslamcı grup da, ki bu grup zaten aşağı-yukarı Türkiye'nin en kalabalık grubunu oluşturuyor, bu kesim ve bu ideoloji Erdoğan için o kadar tartışılmaz, o kadar alternatifsiz. Hani bir insanın aile bireylerine yönelik bir baskı, saldırı veya tehdit olduğunda, aile bireylerinin bu konuda bir yanlışı, hatası veya suçu olsa bile kişi ölümüne ailesini koruma, ailesini haklı görme, karşıdakini suçlu görme eğilimindedir ya, Erdoğan için de ailesi/cemaati/toplumu ne kadar kirli, yanlış, suçlu olursa olsun, onu alternatifsiz, kutsal ailesi, kökü olarak gördüğü için, ölümüne savunmaya, kayırmaya devam ediyor bir şekilde. Aslında bunu yalnızca yeniyetme ruhlar değil, daha genç veya olgun ruhlar bile bir ölçüde yapar, bu kısmen doğal sayılır, ama bazen daha iyisini bildiği veya yapabileceği halde yine de hastalıkları, kompleksleri, zayıflıkları yüzünden, kendine pek yakışmadığı halde bunu lüzumsuz yere yapar. Erdoğan "yaşındakilere" daha çok yakışıyor çünkü onların daha iyi bildiği birşey yok. Alternatifleri yok. Başka yolları yok. Bu durumu Erdoğan'ın çeşitli davranışlarında gözlemleyebilirsiniz. Yanlış yapıyormuş veya suç/günah işlemiş gibi bir duygusu yoktur çoğu durumda. Bilinç ve vicdan yeterince olgunlaşmamış, incelmemiştir. Henüz sadece hayatta kalma/tutunma modu aktiftir temel olarak. Ne kadar ciddi yanlışların, suçların içine girerse girsin, ona yönelttiğiniz her şiddetli eleştiri, hayatta kalmaya, hayata tutunmaya çalışan taze bir ruhun en temel, tek, kutsal hakkına tecavüz ediyormuşsunuz gibi tepki görür. Siz ne kadar haklı, o ne kadar suçlu olursa olsun, ona sert veya yıkıcı bir eleştiri yönelttiğinizde siz artık en hafif deyişle "masumiyetinizi yitirmişsinizdir". OP'ler dünya nüfusunun yarısını oluşturdukları için, kalan ruhlu (nispeten olgun) ruhluların ciddi bir bölümünün egosal eğilimli olması, materyalist ve ezici koşulların egemenliği, bunun neden olduğu bilinçsel hastalıkların, yaralılıkların, zayıflıkların yaygınlığından dolayı, bu sorunlar aslında ruhlu-ruhsuz herkesi etkileyen sorunlar.

Aslında Erdoğan'ın çocuksu/saf cesareti ve belki başka faktörlerin de etkisiyle ABD faşizmine karşı gösteriyor olduğu direnç, onu sözde "ruhlu" pek çoklarından çok daha değerli hale getiriyor bence. Yani "büyüklerin" cesaret edemediği şeye bir "çocuk" cesaret ediyor ve bu konuda pek çok önemli adım atıyor. Erdoğan'ın ve destekçi grubunun pek çok sorunu, hatası ve hatta suçu olabilir ama öyle bir erdemi var ki...