Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

ENERJİ MADDE KUANTUM

Başlatan Tgur, 21 Kasım 2025, 10:55:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

" Her ne ararsan kendinde ara"
Hacıbektaş
Senelerce  anlattıklarımız bildiklerimizi bazıları yeni yeni fark ediyor, dillendiriliyor, uyanamayan sığları gördükçe böyle bazen mutlu oluyoruz.

Bana gelen bir alıntı,
—————
Kuantum fiziği  artık bunu felsefik olarak kanıtladı:
Madde diye bir şey yok!
Parçacıklar gözlemlenmediği sürece yalnızca bir olasılık dalgası olarak var olur.
Gözlemci bilinç devreye girdiği anda dalga fonksiyonu çöker ve "madde" dediğimiz şey ortaya çıkar.
Yani evren, sizin bilinciniz ona baktığı için katılaşıyor.
Gözlerinizi kapattığınızda, kuantum alanındaki her şey yeniden sonsuz olasılık denizine geri dönüyor.

Bu, 20. yüzyılın en büyük fizikçilerinin (Bohr, Heisenberg, Wheeler, von Neumann) ortak kabulüdür:

Bilinç, gerçekliğin yaratıcısıdır.Şimdi bu bilimsel gerçeği kadim felsefeyle birleştirelim:

Vedanta: "Dünya bir rüyadır, yalnızca Brahman gerçektir."

Kabala: "Ein Sof'un ışığı on sefirot perdesinin ardında gizlenir."

Platon: "Gördüğümüz mağara duvarındaki gölgelerdir, gerçek idea âlemindedir."

Buddha: "Form boşluktur, boşluk da formdur."

Hepsi aynı şeyi söylüyor: Dış dünya, bilincin kendi üzerine düşürdüğü bir projeksiyondur.

Beyniniz bir kuantum yavaşlatıcısıdır.
Planck sabiti ölçeğinde titreşen saf enerji-okyanusu, nöronlarınız tarafından 40 Hz'lik gama dalgalarına indirgenir ve siz bunu "katı masa" sanırsınız.

Dokunduğunuzda hissettiğiniz sertlik, aslında elektron bulutlarının birbirini iten elektromanyetik kuvvetidir.
Parmaklarınız asla gerçekten "dokunmaz"; yalnızca iki enerji alanı birbirini 1 angstrom mesafesinde iter.

David Bohm'un "bütünlük ve gizli düzen" teorisi bunu açıklar: Görünen ayrılık bir yanılsamadır, altta tek bir birleşik alan vardır.İşte bu yüzden acı çekiyorsunuz.

Acı, bilincin kendini unuttuğu anda başlar. Kendinizi bedenle, isimle, hikâyeyle özdeşleştirdiğiniz anda kuantum dalgası çöker ve özgür olasılıklar zinciri, sabit bir kader hapishanesine dönüşür.

Ego, dalga fonksiyonunun çöküşünü kalıcı sanan yanılsamadır.
Oysa siz gözlemcisiniz.
Gözlemci asla gözlemlenen değildir.
Gözlemci, dalga fonksiyonunu çökerten değil, çökmesine izin veren saf farkındalıktır.
O farkındalık asla doğmaz, ölmez, acı çekmez.
O, kuantum alanının ta kendisidir. Vedanta'nın "Tat Tvam Asi" (Sen O'sun) dediği budur.
Fizikçilerin "gözlemci etkisi" dediği şey, mistiklerin binlerce yıldır haykırdığı hakikatin laboratuvarda doğrulanmış halidir.

Artık bilim de tasavvuf da aynı cümleyi kuruyor:Dışarıda aradığın her şey, senin kendi bilincinin yansımasından başka bir şey değildir.

Madde yoksa, ayrılık yoksa, ölüm yoksa...
Geriye yalnızca tek bir soru kalır:Perdeyi ne zaman aralayacaksın?
Kuantum süperpozisyonu hâlâ açık.
Dalga fonksiyonun çökmedi. Sen hâlâ her şey olabilirsin.
Uyan.
Çöküşü iptal et.
Ve evrenin senin rüyan olduğunu hatırla.
Alıntıdır.

·

Qui-gon jinn

#1
Yazıyı çok beğendiğim halde sonradan teşekkür etmediğimi farkettim. Kusuruma bakmayınız lütfen, nedenini bilemiyorum ama bu aralar kafam fazlası ile dağınık gibi... Neyse artık, sevgili Tgur baba paylaştığın alıntı için teşekkür ederim. Ve müsadeniz olursa bende bir alıntı yapmak istiyorum;

C: Tüm varoluşun tüm toplamı her birinizde mevcut, ve tersi. (15 Haziran 1996)

Bir de ek bir alıntı yapmak istiyorum ki, aslında ilk aklıma gelen o idi ama bulamamıştım, sonradan buldum;

C: Yaratılıştaki herşey budur: yayılan bir dalga. (10 Aralık 1994)

Sevgiler.

gerçek tosun paşa

Güzel yazı tgur abi teşekkürler

Tgur

#3
Sen de sağ ol Qui bulduğun K.sözleri
çok yerinde onlar zaten baş mihmandarımız
Bu sefer toplumumuzun genelini düşünerek sufilerden girdim,

Ben bu aralar bilgisayara pek yanaşamıyorum telefonla idare ediyorum
Oysa bozadi dostumuzun bir ara önerdiği PDF change programı bende mevcut onda istenen her şey ufak bir uğraşıyla kolayca bulunabiliyor,

İlave ediyorum,
Yunus da aynı şeyi söylemiştir
" Bir ben var benden içre"
Hallaç ta,
"Enel hak"
Mevlânâ da,
" İbadetini özünde yap da gel"
İbni arabi de,
" Kendini bilen Tanrı'yı bilir"

sirera

Teşekkürler Tgur ne güzel bir yazı paylaşmışsın.
Önceki günkü hoş sohbetimizin içinde Bengü nün celselerde bulduğu Birleşik alan teorisiyle ilgili bir detay bana garip bir ilham verdi neredeyse emin olarak ortaya birşey attım. Bu arada ayrıca fırsat bulmuşken bu sohbet için Qui ve Bengü ye teşekkürlerimi iletiyim. Zihinle herşeyi bilme yetisine sahip olabiliriz, sevgi, nezaket ve anlayış olmadığı sürece eksik kalacaktır herşey.
Albert Einstein'ın kızına yazdığı mektuptaki alıntılar şöyle;

" Belki de, gezegenimizi mahveden nefreti, bencilliği ve açgözlülüğü tamamen ortadan kaldıracak bir sevgi bombası yapmaya henüz hazır değiliz.Ancak, herkesin içinde ortaya çıkarılmayı bekleyen küçük ama güçlü bir sevgi jeneratörü var.

Bilim adamları bir birleşik alan teorisi ararken, görünmeyen en güçlü kuvveti unuttular. Sevgi onu vereni ve alanı aydınlatan çok güçlü bir ışıktır. Sevgi çekim gücüdür, çünkü bazı insanları birbirine çeker. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduklarımızı en güzel şekilde kat kat artırır ve insanlığın kör bencilliklerinin etkisinde nesillerinin tükenmemesini sağlar. Sevgi için yaşar ve sevgi için ölürüz. Sevgi Yaratıcıdır ve Yaratıcı da sevgidir.

Bu güç, herşeyi açıklar ve hayata anlam katar. Sevgi, evrende insanın gerektiğinde kullanmayı bilmediği için, belki de ondan korktuğu için çok uzun süredir görmezden geldiği bir değişkendir."



K' lar ahit sandığı ya da diğer ismiyle anılan Kutsal kase için kadim zamanlarda Tanrı ' nın hediyesi demişler.
Alıntı YapS: (L) KH gruplarının, evet dünyadaki herkesin KH olduğunu biliyoruz, ama, şu daha ağır KH gruplarının bir zamanlar bu cihaza sahip
olduğunu, sonra onu kaybettikleri veya kontrolünü kaybettikleri tahminini ifade etmiştik daha önce. Bu doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Nasıl kaybettiler?
C: "Kaybolmaktan" ziyade "alınıp" emniyetli bir yere götürüldü.
S: (L) Kim aldı?
C: 4. yoğunluk BH misyonu.
S: (L) Şu anda arayanlar kim? 3. yoğunluk KH mi, yoksa 4. yoğunluk mu?
C: Her ikisi.
S: (L) Eğer 3. yoğunluk bir cihazsa, 4. yoğunluk varlıklar onu neden istiyor?
C: Her iki boyutla da bağlantısı olan bir cihaz.
S: (L) Eğer 4. yoğunluk KH teknik olarak o kadar ilerilerse, neden başka bir tane yapamıyorlar?
C: Bu cihaz bilinç ile ayarlanıyor. Öyle bir frekansta ki, KH yetenekleri böylesine bir kesinlik üretemiyor. Frekans genişliği çoklu olasılık
vektörlerini kapsıyor. KH dar bir frekans aralığında faaliyet gösterir.
S: (R) Yani yenisini yapamıyorlar, ama kullanabilirler. Yapılmış olanı bulmaları gerekiyor. (L) Bu mümkün mü? (A) Bilinçle mi çalıştırılıyor?
(L) Çalıştırılıyor demediler, ayarlanıyor dediler. [bu konunun tartışılması] ...
Ayarlanıyor derken, yaratımın ayarlanması mı, yoksa cihazın çalışma için ayarlanması mı? (ç.n. cihaz yoluyla yapılan bir yaratım mı kastediliyor?)
C: Yaratım.
S: (A) Yani bir kez ayarlanınca, ayarlanmış oluyor. (R) Evet. Ve eğer bizim bilgisayar simülasyonumuza benziyorsa, benzer frekanslara
maruz bırakılarak ayarlama yapılıyordur. (L) Veya kendi ürettiği frekanslar yoluyla. Ama KH'lerin onu görüp göremediklerini anlayamadık
henüz. O cihazı bulamama nedenleri, ya bir frekansla veya birşeyle korunuyor olması, ya da cihazın nerede olduğunu bilmiyor olmaları.
Doğru mu?
C: Çoğunlukla. Genel bir fikirleri var.
S: (L) Cismin kesin yerini tespit edip ele geçirmelerini önleyen şey nedir tam olarak?
C: Oklüzyon. (ç.n.: örtme/kapatma)
S: (A) Oklüzyon nedir? (R) Sanırım...
C: Frekans çiti.
S: (R) Konuştuğumuz şeye de benziyor bu. Eğer aynı frekansta değilsen, bu... (L) Veya cismin etrafını belirli bir frekansla çevreliyorlar ve
KH'ler o frekansı delemiyor. (R) Bir anlamda görünmez oluyor. (L) Ama yine de bir şekilde bir bölgeyi veya birşeyleri belirleyebiliyorlar.
Ama bu bir gürültü veya benzer birşey olabilir. O kadar çok gürültü var ki, sinyalin kesin yerini belirleyemiyorlar. Bu insanların sürekli
peşimize gelmelerinin nedeni bu mu? Bu şeyi bulmalarına yardım etmemizi mi istiyorlar?
C: Aşağı yukarı. Tek neden değil.


İşte bu anlatım aklıma takılmış sohbet esnasında bulmuştum. Ve aklıma gelen bu fikir zihnimizdeki düşünce bombardımanlarından kurtulabildiğimiz ânlarda sadece ortaya çıkabilen, bir duygu olarak değil sadece herşeyin bir olduğu anlayışını kısa bir süre de olsa hissettiren sevgi dediğimiz o koruyucu, dua ettirici frekansın ahit sandığı olduğunu idrak ettim. Her nasıl yapıldıysa bu bizim bir olduğumuz yerde kalplerimize saklanmış olan.
Sabah vaktinin mis kokulu tazeliği gibi. Bu kokuyu taklit etmek için ne kadar arasanız da bulunduğu yeri tesbit etmek imkansızdır.
Belki de Einstein'ın bahsettiği sevgi bombası da ağ çalışmaları olmalı.




Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tgur

#5
Hayal etmekte aslolan
Biliriz başta varoluşu başlatan
Oluş gerçekliğindeki yaşam
Yeni yeni hayalleri doğurtan

Yine dörtlükte girdim o güzel anlattıklarını özetliyor galiba ..

gerçek tosun paşa

Pozitif frekans diye bahsettiğimiz şeyin bizdeki tezahürü en basit deyişle kendimizi mutlu, neşeli ve sıkıntısız hissettiğimiz anlardır. Yaradımın özü bu sevgi halidir. Bu neşe ve mutluluk duygusu kişinin en başta kendisini sevmesiyle alakalı.

Bu sitenin başlıca konuları bu bahsettiğim şeyle alakalı değerli okuyucular, kehanetlerle ilgili değil.

Qui-gon jinn

#7
Alıntı yapılan: sirera - 22 Kasım 2025, 08:26:38 Bu arada ayrıca fırsat bulmuşken bu sohbet için Qui ve Bengü ye teşekkürlerimi iletiyim.


Sevgili Sirera, sohbet için bende ikinize teşekkür ederim, umarım bu birlikteliklerimizi tekrarlama imkanımız hep olur...

---

Bu arada hazır sevgili Sirera "18 Temmuz 1998" tarihli celseden bahsetmişken müsadeniz ile bende sonrasında bununla bağlantılı yaşadığım bir anektodu paylaşmak istiyorum.

Efendim o toplantı da sevgili Bengü benim hatırlamadığımı söylediğim teknoji ile alakalı bir mevzu için 18 Temmuz 1998 tarihli celseyi örnek göstermişti. Bende o an not aldığımı ve sonrasında bakacağımı söylemiştim. Unutmuşum aslında bu dediğimi, hemen bakmamıştım ve tam sabaha karşı PC'yi kapatacaktım ki baktım masaüstünde bir "Yeni Metin Belgesi" duruyor. Dedim neydi ki bu, açtım baktım, "18 Temmuz 1998" yazıyor sadece. Hatırladım mevzuyu ama sonrasında dedim, bu şimdi öylesine gelmemiştir bana, ya o celsede, ya öncesindekin de, yada sonrasındaki celsede (içimdeki ses sonraki dedi) bakmam, değerlendirmem gereken bir şey vardır mutlaka... Önceki sayısız deneyimlerimden yola çıkarak "Evren"nin bu şekilde çalıştığını düşünüyorum açıkcası...

Neyse, açtım o tarihli celseyi okudum. Bu arada hakikaten de Konsorsiyum'un elindeki teknoloji seviyesi için bizlerin bildiğinin "30.000-40.000" ötesi denmiş. Lakin ilerisinden ziyade, tırnak içine alarak ve sonuna ünlem işareti konarak "ötesinde!" denmesi ayrı dikkat çekilmesi gereken bir nokta sanki, tam celse metni şu şekilde;   
C: Daha doğru olarak 30.000-40.000 yıl "ötesinde!"

K'lar burada "ötesinde!" derlerken tam neyi kast ediyorlar bilemiyorum, bana sanki bir mesafe ve yer işaret ediliyor gibi hissettirdi ama dediğim gibi bilemiyorum.

Herneyse, bu hususu bir yana bırakıyorum, benim asıl dile getirmek ve dikat çekmek istediğim sonrasındaki celse, yani "25 Temmuz 1998" tarihli olan. Tabii kimler neler çıkarır bu celseden bilemiyorum ama herkesin tekrardan bir gözden geçirmesini tavsiye ederim. Şahsen benim için bu celse beklediğim gibi çok anlamlı oldu, kafamda son günlerde dönüp duran pek çok mevzu için bir cevap oluşturdu diyebilirim. "Daha büyük resim...Ruhlarımız...Bilincimiz...Deneyim...Çoşku...Dersler" Okurken dedim, "Anladım, anladım tamam, neyi kastetdiğinizi şimdi daha iyi anlayabiliyorum"... (Yani ihşallah...:)

Taman, belki de tam olarak anlamış ve içselleştirmiş değilimdir ama en azından "olan biten"in sebebi ve bunu kabul etme noktasında bayağı bir ilerleme ve açılım oldu bende diye düşünyorum. O konularda bakış açım bayağı bir değişti gibi. Ayrıca, K'ların Laura'ya yaptığı şu aşağıdaki uyarı da, "kötü" deneyimler ve kabul etme bağlamında ayrı bir açılım sağladı zihnimde, uyarı şu şekilde idi;

C: Yalnızca "iyi" deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altındasın gibi görünüyor.

Velhasıl, son tahlilde diyeceğim o ki, bu celsedeki mevzular bende asıl K'ların şu aşağıdaki sözlerindeki gerçeğe ilişkin bir anlam ve farkındalık oluşturuyor yeniden...

C: Tüm olan bitenler, derslerdir. (1 Kasım 1997)

C: Derslerden başka hiçbirşey, tekrarlıyoruz hiçbirşey yok. (23 Aralık 1994)

C: Hatırlayın, varolan herşey birer ders. Bu kadar! Başka hiçbirşey yok. Herşey algılamanız için. Algılamamız için. Tüm bilinç için. Varolan herşey / tek şey bu. (17 Haziran 1995)


"Dersler" evet...

Velhasılıkiram, dönüp yazdığım mesaja baktımda şimdi bir, Ulen anektot dediğin kısa olmaz mı bir kere, ayrıca anladım ettim demişim ama ne anladığıma dair ufak tefek birkaç şey haricinde pek birşey anlatmamışım. Uzun uzun konuşup hiçbirşey anlatmayanlar kulübüne girmişim yine...:) Neyse hayırlısı artık, şimdilik böyle  oldu.

(İç sesim)   - Anlasan gerçekten kabul ederdin, boş boş konuşuyorsun sadece...
(Dış sesim) - Yav anlıyorum kankam, bak gerçekten, ama insan gene de bi şey oluyor işte biliyon mu...:)

Herkese sevgiler.

sirera

Alıntı yapılan: Tgur - 22 Kasım 2025, 08:52:33 Hayal etmekte aslolan
Biliriz başta varoluşu başlatan
Oluş gerçekliğindeki yaşam
Yeni yeni hayalleri doğurtan

Yine dörtlükte girdim o güzel anlattıklarını özetliyor galiba ..
Evet sevgili Tgur. Senin bütünsel bakışınla anlattıkların devasa sayfaların özeti ve aynısı gibi. Varol. 
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

Alıntı yapılan: Qui-gon jinn - 22 Kasım 2025, 22:08:08 asıl dile getirmek ve dikat çekmek istediğim sonrasındaki celse, yani "25 Temmuz 1998" tarihli olan. Tabii kimler neler çıkarır bu celseden bilemiyorum ama herkesin tekrardan bir gözden geçirmesini isterim.
Celseyi bir kez daha okurken buraya koyayım daha kolay bakar isteyen diye düşündüm.
Alıntı Yap25 Temmuz 1998 Frank, Ark, Laura
S: (L) Merhaba.
C: Merhaba.
S: (L) Bu akşam kimle birlikteyiz?
C: Weybon.
S: (L) Nereden aktarım yapıyorsunuz?
C: Kasyopya.
S: (L) Temple Üniversitesi tarih profesörü Dr. David Jacobs'un dünyadışı varlıklar tarafından kaçırılmalarla ilgili kapsamlı araştırmasını
içeren yeni kitabını okudum. [Dr. Jacobs doktora tezini UFO'ların tarihi üzerine yazdı.] Dr. Jacobs, tüm bu yoğun araştırma yıllarından sonra
şimdi, dünyadışı varlıkların ne için burada olduklarını bildiğini ve endişeli olduğunu söylüyor. Kaçırılma fenomeninin ardındaki başlıca
amacın yeni bir soy yaratmak olduğunu söylüyor. Durum gerçekten bu mu?
C: Kısmen, ama "bütün şey" değil.
S: (L) Başka bir önemli neden daha mı var?
C: Yer değiştirme.
S: (L) Neyin yer değiştirmesi?
C: Sizin.
S: (L) Nasıl yani? İnsanların yerine koymak üzere bir ırk yaratmak mı, yoksa klon veya buna benzer şeylerle değiştirmek üzere belirli
insanların kaçırılması mı?
C: Temel olarak birincisi. Görüyorsun ya, eğer biri yeni bir ırk yaratmak istiyorsa, kitlesel olarak melezleştirme ve sonra da kitlesel
reenkarnasyondan daha iyi bir yol olabilir mi? Özellikle de ev sahibi tür daima bilgisizse, kontrol altındaysa ve insanı evrenin merkezi
sayıyorsa. Tamamen yokediş, fetih ve değiştirme için ne kadar harika bir ortam, değil mi?
S: (L) Bu yanıt hedefle ilgili diğer sorumu da yanıtlamış oldu. Kitapta Dr. Jacobs belirli ailelerde sürekli olarak devam eden kaçırılmalar
olduğunu söylüyor. Alıntı yapıyorum: "Fetüsün korunması dışında, gizliliğin başka nedenleri de var. Eğer tüm kanıtların açıkça gösterdiği
gibi kaçırılmalar nesiller boyunca devam ediyorsa ve kaçırılanların çocukları da kaçırılıyorsa, bu dünyadışı varlıkların amaçlarından biri
giderek daha fazla kaçırılmış insanlardan oluşan bir nesil yaratmak demektir.
Kaçırılanların tüm çocukları bu fenomene dahil ediliyor mu? Kanıtlar yanıtın evet olduğunu gösteriyor. Eğer kaçırılmış biri hiç kaçırılmamış
biriyle çocuk yaparsa, çocuklarının hepsinin kaçırılma ihtimali çok yüksektir. Bu da demektir ki, normal nüfus artışı, boşanma, yeniden
evliliklerde, kaçırılanların sayısı nesiller boyunca hızla artacak. O çocuklar büyüyüp evlendiklerinde ve kendi çocukları olduğunda,
evlendikleri kişi kaçırılmış biri olsun veya olmasın, çocuklarının hepsi kaçırılacaktır. Üreme programının nesiller arası özelliğini korumak için,
kaçırılanların çocuk sahibi olmaya devam etmesi için bunun onlardan gizli tutulmaya devam etmesi gerekir. Eğer kaçırılanlar bu programın
nesiller arası olduğunu bilirlerse, çocuk sahibi olmamayı da seçebilirler. Bu da programın önemli bir parçasının durmasına neden olur ve o
yüzden bunu engelliyorlar. Gizliliğin son nedeni ise, bu dünyadışı varlıkların üreme programını genişletebilmesi, toplumu kaplaması için,
kaçırılanların kaçırılmamışlarla çiftleşerek kaçırılmış çocuklar dünyaya getirmesini sağlamak." Bu bana kaçırılmaya eğilimli belirli bir soy
olduğu...
C: Daha önce söylemiştik: Nazi deneyi bir "test sürüşüydü", benzerlikleri fark ediyorsun, değil mi?
S: (L) Evet...
C: Size ayrıca "Amerikan Yerlilerinin" Avrupalılarla yaşadıkları deneyimin de mikrokozmik bir önizleme olabileceğini söylemiştik. Ayrıca, 3.
yoğunluk dünyanın 2. yoğunluk dünyaya yaptıkları da ipuçları sunuyor olmalı. Diğer bir deyişle, özel değilsiniz, bakış açınızın öyle olmasına
rağmen. Dünya insanlarının 4. yoğunluğa çevrilmesinden sonra da Oryon 4. yoğunluğun ve onların müttefiklerinin sizi "orada" kontrol
etmeyi umdukları konusunda da sizi uyarmıştık.
Şimdi tüm bunları birleştirince ne görüyorsunuz? Şimdiye kadar en azından şunu anlamış olmanız gerekiyor ki, önemli beden değil, ruhtur.
Diğerleri sizi genetik olarak, ruhsal olarak ve psişik olarak beden-merkezli olmaya yöneltti. İlginçtir ki, 4 BH'den 6 BH'ye kadar olanların
tüm çabalarına rağmen "bu perde hala kalkmış değil."
S: (L) Şimdi buradaki büyük soru şu: Bu bilgiyle ne YAPMAMIZ gerekiyor?
C: Diğer herşeyde olduğu gibi burada da önemli olan bu bilgiyle ne yapmanız gerektiği değil, bu bilgiye sahip olmanızdır.
S: (L) Bu projeyle 4. yoğunluk KH'nin planlarını bozma ihtimali var mı?
C: İspanyol Fetihçilerini, İngiliz, Fransız, Flemenk ve Alman "kolonicilerini" yenme olasılığı var mı?
S: (F) Söylediklerini düşündüğüm şeyi mi söylediler? (L) Evet, son derece moral bozucu.
C: Gül Bahçesi mi bekliyordunuz?
S: (L) Eğer durum buysa, neden tüm bunlarla uğraşmak yerine hep birlikte Heaven's Gate tarikatine katılıp topluca intihar etmiyoruz?!
C: "Bununla uğraşmayı" seçtiniz, öyle değil mi?
S: (L) O seçimi yaparken aklım başımda mıydı, yoksa içiyor muydum?
C: 5. yoğunlukta içme yok!
S: (L) Ra'nın kanalı olan Carla Rueckert'le bir süredir yazışıyoruz. Hiçbir şey YAPMAMIZ gerekmediğini, sadece OLMAMIZ gerektiğini
söylüyor. OLMAMIZ gereken şeyin ise sadece sevginin içimizden geçmesine izin vermek, dünyadışı varlıkları ve herkesi sevmek, eğer
yönetimimizi ele geçirirlerse bunu da SEVMEK olduğunu söylüyor...
C: Varolan herşey derslerdir!!
S: (L) Öğrenilmesi gereken ders nedir?
C: Deneyimler asla sona ermez, sadece dönüşür. Beden-merkezliliğe gerek yok.
S: (L) Bir keresinde 4. yoğunluğa geçişin "eşit bir oyun sahası" yaratacağına dair birşey söylemiştiniz. O halde, insanlar uyanacak ve
insanlarla dünyadışı varlıklar arasında bir savaş olacak...
C: Evet.
S: (L) Eğer bu daha eşit bir oyun sahasıysa, o zaman durum pek İspanyol Fetihçilerine karşı Aztekler ve Avrupalılara karşı Amerikan Yerlileri
gibi olmayacak demektir...
C: Yanlış, o dramadaki herşey 3. yoğunluktaydı. Tavşanlar, fareler, köpekler vs sizinle eşitlenmiş bir sahada oynamıyor!
S: (L) Bu dünyadışı varlıklar gelen kometleri ve benzer şeyleri biliyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Yarattıkları bu ırkın bu afetlerde hayatta kalmasını mı istiyorlar?
C: Elbette.
S: (L) Peki bu, "hayatta kalacaklar" anlamında mı, yoksa hayatta kalacaklarına İNANIYORLAR anlamında mı?
C: Her ikisi.
S: (L) Bir keresinde bize bunun "kozmik bir savaş" gibi olduğunu söylemiştiniz. Döngünün bir denge yaratacağını vs söylemiştiniz. Bunu
anlamaya çalışıyorum. Durum "İspanyol fetihçilerine karşı Aztekler ve Amerikan yerlilerine karşı Avrupalılar"dan biraz daha karmaşık
olmalı. Çünkü hikaye bir noktada değişiyor. Baskı yapılan saldırıya geçiyor.
Benzetmeyi daha anlaşılabilir bir çerçeveye sokmaya çalışıyorum. Kastettiğim şeyi anlıyor musunuz?
C: Hayır.
S: (L) Çünkü kafam karışık. Doğrudan sormadığım şey şuydu: Herhangi birşey yapma şansımız var mı?
C: Hala "daha büyük resmi" görmüyorsun.
S: (L) Daha büyük resim nedir?
C: Ruhlarınız, bilinciniz.
S: (L) Yani, gezegenimize el koyulmasını, insan ırkının fethedilip yok edilmesini deneyimlemek üzere zamanda bu noktaya gelmeyi seçtik,
böylece bunu deneyimleyip, ayrılıp bir şekilde reenkarne olabiliriz, öyle mi?
C: Hayır.
S: (L) Söylediğinizden bunu anlıyorum! Tek önemli olanın ruhlarımız, bilincimiz olduğunu söylüyorsunuz. Eğer ruhlarımıza yönelirsek,
bedenlerimizden ayrıldığımızda ya aynı yoğunluğa reenkarne olacağız, ya da bir sonraki yoğunlukta reenkarne olacağız. Başka hangi seçenek
var?
C: Ne kadar "yaşamayı" planlamıştın?
S: (L) Normal koşullar altında 70 veya 80 yıl. İyimser ihtimalle.
C: Peki bu uzun mu?
S: (L) Hayır, değil. Kozmik standartlara göre bu kısa bir esinti gibi. Varmak istediğiniz nokta nedir?
C: Bunu biraz düşün. 5. yoğunluğa geçen akranların oldu mu hiç?
S: (L) Evet.
C: Neden? Bu nasıl mümkün olabilir?
S: (L) Çünkü öldüler. Bedenleri öldü.
C: Neden?
S: (L) Çünkü bedenleri bunu yaptı.
C: Peki bu "adil" mi?
S: (L) Adil mi?! Sanırım bunu kendileri seçti.
C: Ve...
S: (L) Nereye varmaya çalıştığınızı bilmiyorum!
C: Yalnızca "iyi" deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altındasın gibi görünüyor.
S: (L) Hayır, yalnızca iyi deneyimlerin kabul edilebilir olduğu izlenimi altında değilim, ama burada biraz belirsizlik içindeyim. Biz burada sizinle
konuşuyoruz. Gelecekteki "biz" olduğunuzu söylüyorsunuz. Biz bu zaman periyodunda bu gezegendeyiz ve burada olaylar çok garip bir
durumda. Büyük bir geçiş oluyor ve ben sadece tüm bunların anlamını merak ediyorum. Sizinle neden konuşuyoruz? Bunun amacı nedir?
C: Ders bu. Hala anlamıyor musunuz? Ders, dersler, herşey bundan ibaret. Tüm dersler paha biçilmez değere sahip.
S: (L) Tamam, bu dersleri alıyoruz. Bize neler döndüğünü anlattınız. Bunların etrafımızda olmakta olduğunu görüyoruz.
Bize söylediğiniz şeyin diğer kanıtlar ve diğerlerinin aynı sonuçlara ulaşan araştırmalarıyla da doğrulanması nedeniyle ikna olmuş
durumdayım. Ve LANET OLSUN, BU ÇİRKİN BİR DURUM! BENİ ANLIYOR MUSUNUZ?! ÇOK ÇİRKİN!
C: Bu senin bakış açın.
S: (L) Chloe'nin geçen gün telefonda söylediği gibi, neye uyanmamız gerekiyor? Tüm bu şeylerin olmakta olduğunu GÖRMEYE mi
uyanmamız gerekiyor?
C: Evet.
S: (L) Tüm bunlara uyanıp görmekle mi ilgili? Tamam, uyanıp bunu gördüğümüzde neden tüm bunlardan kurtulamıyoruz? Senaryonun ne
olduğunu biliyorsun, filmi seyretmen gerekmiyor!
C: Ama o zaman bazı deneyimleri kaçırırsın.
S: (L) Yani burada bulunmamızın amacı yenilip yutulmayı deneyimlemek mi?
C: Hayır.
S: (L) Esaret altında, kontrol altında, laboratuardaki bir kafesteki fareler gibi muamele görerek...
C: Coşku, hatırlıyor musun?
S: (L) Coşku mu?! TABİİ EMİNİM! HEPİMİZ BİR KAZIKTA YANABİLİRİZ! Bunun OLDUKÇA COŞKULU bir deneyim olduğundan eminim! William
Wallace'ın karnını açıp bağırsaklarını çıkardıklarında ve gözleri önünde o insanları yaktıklarında tam bir coşku yaşadığından eminim!
C: Çok uzun olmayan bir süre önce suratın kaldırıma yapıştı...
S: (L) Bu coşkulu bir deneyim miydi?
C: Evet.
S: (L) Yani "coşkulu" dediğiniz zaman sadece pencereden atlayıp ölmekten mi bahsediyorsunuz?! 3. yoğunluktaki bakış açısını anlamanız
gerekiyor! Burada kaldırımlara çarpacak fazla yüzün yok!
C: Bizim de öyle.
S: (A) Bilginin koruduğunu söylüyorsunuz. NEYE karşı koruyor?
C: Pek çok şey. Bir örnek: Dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığı.
S: (L) Demek bilgi bizi dönüşüm sonrası travma ve kafa bulanıklığına karşı koruyor. 4. yoğunluğa geçişin travmatik ve kafa bulandırıcı
olduğunu söylüyorsunuz. 3. yoğunluktan 4'üncüye geçişi mi kastediyorsunuz, yoksa 3. yoğunluktan 5'inciye geçişi, yani ölümü mü?
C: Her ikisi.
S: (L) Yani şok ve travma içinde olmadığın zaman, kafan bulanık olmadığı zaman daha iyi işlev görüyorsun, bu mu?
C: Evet.
S: (L) Eğer bir insan 5. yoğunluğa geçmeden, yani ölmeden 3'ten 4. yoğunluğa geçerse, bu o kişinin ölmeden, doğrudan 3. yoğunluktan 4.
yoğunluğa geçtiği anlamına gelir, doğru mu?
C: Evet.
S: (L) Bu nasıl bir his peki? Nasıl bir deneyim...
C: Alice aynalar diyarında.
S: (A) Bilginin travmadan ve kafa karışıklığından koruduğunu söylüyorsunuz. Diğer taraftan herşey ders. Yani travma da bir ders. Neden bir
dersten kaçınmaya çalışıyoruz?
C: Haklısın, bir ders, ama ön bilgin olduğunda o dersi erken ve daha farklı bir şekilde öğrenirsin.
S: (L) Yani bu dersi farklı bir şekilde öğrenirsen, geçiş zamanı geldiğinde bu dersin alınması daha kolay mı oluyor?
C: Evet. Daha yumuşak.
S: (L) Tüm bunları bilip bununla ilgili birşey yapamamak, inanmadıkları için insanlara bundan bahsedememek, bunun şokuna maruz
kalmaktan kesinlikle daha sıkıntı verici bence...
C: Hayır.
S: (L) Diğerlerine bu tür şeyleri anlatabileceğimi söylüyorsunuz yani?
C: Aktarabilirsin ama bunun incelikli bir şekilde yapılmasını öneriyoruz.
S: (L) Ne kadar incelikli olabilir ki? "Merhaba millet, ham-hum, hapır-hupur kelimelerini biliyorsunuz değil mi???"
C: Tamamen o şekilde değil, bunu biliyorsun! Çoğunluk yenmiyor, sadece manipüle ediliyor. Bilgi çok ilginç şekillerde korur. Sizin
yoğunluğunuzda matematik, sadece seçilmiş az sayıda insanın öğreneceği şekilde "öğretiliyor." Ve matematik tüm yaratımın dilidir.
Örneğin cebir gibi ileri matematik çalışmaları, madde ile antimadde evrenleri arasındaki kapıların kilitlerinin anahtarını sunar. Mevcut
olanlar arasında hala öğrenmeye ihtiyaç duyanların cebiri öğrenmesini öneriyoruz.
S: (L) Burada mevcut olan herkese cebiri öğrenmesini tavsiye ediyorsunuz...
C: İhtiyaç duyanlara.
S: (L) Madde ile antimadde evrenleri arasındaki kapıların kilitlerini açacağımızı mı söylüyorsunuz? Söylediğiniz şey bu mu?
C: Belki...
S: (L) Dünyadışı varlıklar bu gezegene el koyduğu ve herkesi hatır hutur yemeye başladıkları zaman kesinlikle bu gezegende takılmak
istemiyorum!
C: Hatır hutur yemek mi? Lütfen!!
S: (A) Birleşik Alan Teorisi hakkındaki önceki celseye değinmek istiyorum. 1969'a dönmem gerektiğini söylemiştiniz. 1969'daki özel bir
noktayı, kavşağı hatırlamaya çalıştım. Neydi bu kavşak? Hiçbir şey hatırlayamadım. Bir ipucu verebilir misiniz? Neydi? Hangi aydı?
C: Ağustos.
S: (L) Wroclaw'da mıydı?
C: Evet. Lodz.
S: (A) Kardeşimin oturduğu şehir. Belki, evet... 1969'da oradaydım. Evet, doğru. "Kalbimde bir Rus" olduğumu söylerken kastettiğiniz şeyin
ne olduğunu öğrenmek istiyorum.
C: Araştırdın, muhteşem insanlarla etkileşimde bulundun... Hamburg...
S: (A) Evet, doğru, ama bunun anlamı nedir?
C: Aslında şimdi olan geçmiş üzerinde düşünüldüğünde, ifşaların kapısı açılır.
S: (A) Bu yanıt, "Rus" olma konusu ve bir araştırma için Hamburg'a gitmeyle mi ilgili?
C: İlgili teorik veya hipotetik prensipler hakkındaki Rusça kitaplar? Hamburg? Araştırma? Evet ama bu yalnızca bir ipucu ve tüm
verebileceğimi
z şey. Yoksa gerçekten önemli birşeyi keşfetme şansını kaçırabilirsin.
S: (L) Tamam, bunun üzerinde çalışacağız.
C: Işık direklerinin olduğu yol Arkadiusz... İyi geceler.

Celsede 4kh ' nin manipülesi her ne kadar katı bir gerçeklik olarak aktarıldıysa da bilginin bizi yaşarken de 4. yoğunluğa ulaştırabileceği konusu dikkatimi çekti. İyi veya kötü demeden tüm deneyimlerdeki dersleri almak konusunda ne kadar hevesli olduğumuza paralel tabii.
Kolay olmayan koşullarda öğrenmek dediğimiz sarsıcı deneyim, içselleştirme olmazsa  erken vedalara  sebebiyet veren 4KH saldırılarını da içeriyor. 
Geçiş döneminde olduğumuzun idraki de önemli. Ancak bunu zaman madde  etkileşiminde ne kadar ötede veya ileride olacağını bilemiyoruz. Çünkü bildiğimiz sayısal kavramlarla bunu çözemiyoruz şimdilik maalesef. Çözebilmemiz tüm insanlığın hayrına olmayacaksa iyi ki de çözülmüyor zaten. 
Bunun oluyor olduğu, gerçekleştiğinin hissiyatını algılıyor, beliren değişimleri bir ölçüde gözlemleyebiliyoruz. 

Celse sonunda ışık direklerinin olduğu yoldan bahsedilmiş. 
Ark' ın 1969 yılında Rusya ziyaretinden ve Sakharov' dan bahsedilmiş bir sonraki celsede 
 ( 1 Ağustos 1998) Yine o celsede K' kar hiper uzay için şöyle söylemiş; 
Alıntı YapC: 4'ten 7'ye kadarki yoğunluklar. Ama 4. yoğunluk hiper uzayı "geçitte yaşayış" olarak algılar
Hiper uzay 4 ten 7 ye kadar ve 4y hiper uzayı geçitte yaşayış olarak algılar denmiş. 
Bu benim hoşlanmadığım bir durumdur. Eşikte ve geçitte duralım durumunu, Geçelim!😅 Aklıma yine o söz geldi cennetin beşiğinde sallanır sanırken kendini cehennemin eşiğinde bulma. Nasıl bir durumda yazdıysa şair. Çok uzattım.
Bahsedilen varolan geçiş konusunda önsezilerin ve bilgilerin önemli olduğu ve perdenin kalkması için ve bu algıya insanlığın ulaşabilmesi için tüm BH gruplarının elele olduğu gerçeği var. 
Sakharov' kütleçekimin bir kuvvet olmadığını, hiper uzayın canlı olduğunu söylemiş. Kütlenin, enerjinin uzay-zaman dokusunu gergin tutma eğilimi olduğundan bahsetmiş. Buna rağmen ismini pek duymadığımız bilim insanı. K' lar sansürlendiğini söylüyorlar. 
Madde olarak gördüğümüz herşeyin akışkan yaşayan bir gerçeklik olduğunu çözen bu kişi umarım 5y de veya nerdeyse iyidir. 
Işık direklerinin olduğu yol ile Sakharov' arasındaki bağlantıyı anlayabilip açıklayamadım. Belki bir gün K' lar bundan bahsederler. 
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tgur

#10
Evvela Sirera dostuma çok teşekkür ederim
İltifatı için, sizler de var olun,

Qui dosta gelince,
Anladıklarımı tarif edemiyorum diyorsun esasta bir çok şeyi anlamışsın,
Bir kere anektod dediğin biraz kısa olur sen bir bilgi kümesi dökmüşsün ve ve bizlere hatırlatma yolunda çok iyi olduğunu söyleyeyim, tabii ki çok güzel yorum ve aktarım yapan sirera dostuma da şükran,

Bu anlamak gerektiğin birinci ders bence,
İkincisi, ders konusunun bir anlamına  ulaşmışsın genel olarak bizim onu maddeleme imkanı yok kısaca zihnin ders konusunda bir tık ileriye fırlamış gibi , bizlerin onu irdelemeye veya tek tek ne olduğunu söyleme haddimiz de yok o senin harika zihninin kapasitesi ile ilgili bir durum zamanla görürsün,

Kısaca anlatmak istediğim ve biraz da aşırı  gittiğim husus ders konusunda gelişmenin sadece ilgilendiğimiz tek bir konu üzerinde olamayacağını olayı bilincimizin geniş bir kapasitede gelişmesi içerisinde görmemiz gerekir, bu gelişme faaliyetinde ilgilendiğimiz o tek konu değil bilincimizde takılı kalmış bir çok konunun çözülmesi ile ilgili,
Bu çözülme faaliyetini eterik ortamda olduğu gibi zaman yön v.s.e kapılmış 3Y bilinci dışında tarif edilmesi lazım açıkça çok geniş yelpazede.




Tgur

#11
Durdukça konuyu biraz daha açayım dedim mesela evvelce birlik duygum yoktu yani belki vardı da bunu dile getirecek anlayışta değildim ama çeşitli yönlerle mesela bende rüyayla hem de renkli bir  rüyayla ayırım duygusu tamamen kayboldu o rüyanın ne olduğunu şimdi tekrar açmayacağım eskiler bilir,

Bazen işte böyle kendi ilkel bilincimizle aşamadığımız takıntıları evrenden duyacağımız yollarla açmış oluruz, tabii ki bu işi tek bir rüyaya değil bol okumakla da halletmişizdir,
İşte senelerce insanları ayıran o duygumuz bir anda bertaraf olur, siz aynı bilinçte değilsinizdir artık,

Bilincimizde açılmış olan o yeni aşamaları herkes kendi kendini analiz ederek rahatça bulabilir.

Ey insanım arandaki çizgi ne
Bütünlükten bu mu konuda özüne
Mevlana'nın gel gel diye sözüne
Bakar durur ayırana yanarım

Qui-gon jinn

Sevgili Tgur, güzel sözleriniz için teşekkür ederim, sözlerinize katılmamak elde değil. İhşallah diyorum kendime, ihşallah umarım durum sizinde söylediğiniz gibidir...

Ruh bir lotus çiçeği gibidir, kat kat açılır. (Halil Cibran)

Sevgiler.