Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin-Laura K.J.

Başlatan 4BH, 31 Temmuz 2010, 20:24:26

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

4BH

Merhaba Arkadaşlar,
Aşağıda yer alan makale Laura Knight-Jadczyk tarafından kaleme alınıp, 24 Haziran 2010 tarihinde SOTT. net\' te yayımlandı. Çevirip sizlerle paylaşmanın uygun olacağını düşündük.




Birimiz Hepimiz, Hepimiz Birimiz İçin - Laura Knight-Jadczyk



Gaz fışkırması ve metan son bir kaç yıldır beni oldukça meşgul eden konular oldu, özellikle de "Kara Ölüm Üzerine Yeni Bir Bakış: Kozmik Bağlantı" (1) makalesini kaleme aldıktan sonra. Hatta SOTT.net editörlerinden gaz fışkırması konusuyla ilişkili olabilecek herhangi bir haber için kulaklarının kirişte olmasını istedim. Eğer araştırırsanız arşivimizde bu konuda hatırı sayılır miktarda malzeme olduğunu göreceksiniz. Son haberler BP Sızıntısında metan tehlikesi de olduğunu gösteriyor ve konuyla ilgili haberler her geçen gün kötüleşiyor. Bunun üzerine geçmişte kaleme almış olduğum bazı makale ve bilgileri sondajlamaya başladım. Ve bir takım ipuçları yakaladıktan sonra, "Tüm Sızıntıların Anası"nın (2) ilginç bir şekilde nasıl "Tüm Fırtınaların Anası"na dönüşebileceğini düşündüm. Neyi kastettiğimi birazdan anlayacaksınız!

Öncelikle SOTT'ta yer alan bu makaleyi okuyun: Okyanus Tabanında Bir Çökmenin Gerçek Sonuçları (3)  

(http://www.sott.net/articles/show/210863-The-Real-Consequences-of-An-Ocean-Floor-Collapse)

Burada geçen şu ibarelere dikkatinizi çekmek istiyorum:

Olası görünen iki senaryodan birisi Deepwater Horizon Kuyusunun [ç.n. sözkonusu facianın meydana geldiği BP petrol platformu ve kuyusunun ismi] ve çevresinde okyanus tabanının komple çökmesi, bir diğeri de kuyunun bir tarafında bir tür toprak, çamur kayması formunda gerçekleşebilecek kısmi bir çökme.

2007 yılında yazmış olduğum "Ateş ve Buz: Yarından Sonra" (4) başlıklı makalede bir çok farklı bilimsel makaleden alıntılar bulunuyordu. Bunlardan birisi de "Nyos Gölü Gaz Patlaması, Kamerun 1986". Bunu biraz okursak:

Nyos Gölü Dünya'da karbondioksite doymuş olduğu bilinen 3 gölden biridir (diğer ikisi yine Kamerun'da, yaklaşık 100 km ötede bulunan Monoun Gölü ve Ruanda'daki Kivu Gölüdür). Bölgenin altında bulunan bir magma haznesi bu bol miktarda karbondioksidin kaynağını teşkil ediyor. Gölün tabanından sızan bu magma, Nyos Gölü'nün sularına yaklaşık 90 milyon ton CO2 yüklüyor.

Nyos Gölü termal açıdan farklılıklar gösteren katmanlardan oluşuyor; yüzeye yakın bölgede sıcak ve daha az yoğun su katmanları, göl tabanına yakın kısımda ise daha yoğun ve soğuk su katmanları gibi. Uzunvadede, göl tabanından sızan CO2 gazı dipteki soğuk suya karışıp büyük miktarlarda çözünüyor.

Çoğu zaman göl bu açıdan bir dengede bulunuyor ve çözünen CO2 alt katmanlarda birikip kalıyor. Ama zamanla su aşırı karbondioksit yükleniyor ve eğer bir deprem ya da volkanik patlama meydana gelirse, çok büyük miktarlarda CO2 yüzeye çıkıyor.

Her ne kadar 1984 yılında Monoun Gölü'nde ani bir CO2 gaz çıkışı yaşanmış ve çevrede yaşayan 37 kişinin ölümüne sebep olmuşsa da, Nyos Gölü'nde benzeri bir tehlikenin oluşması öngörülmemişti. Ancak 21 Ağustos 1986'da, Nyos Gölü'nde, 1.6 milyon ton CO2'nin ani çıkışını tetikleyen büyük bir gaz fışkırması yaşandı. Çıkan gaz, hızla çevrede bulunan iki vadiye yayılarak neredeyse bütün havayı kapladı ve gölün 20 km çevresinde yaşayan yaklaşık 1800 insanın ve 3500 besi hayvanının boğularak ölümüne neden oldu. Yaklaşık 4000 kişi bölgeden kaçmayı başardı ama bunların çoğunda da daha sonra, maruz kaldıkları gazın sonucu olarak solunum problemleri, yanıklar ve felçler meydana geldi.
 
Bu gaz çıkışı felaketini neyin tetiklemiş olduğu kesin olarak bilinmiyor. Çoğu jeolog bir toprak kaymasından şüpheleniyor, fakat bazıları da gölün tabanında gerçekleşmiş olabilecek küçük bir volkanik patlamanın buna sebep olmuş olabileceğini düşünüyor. Bir üçüncü ihtimal de gölün çevresine düşmüş olan serin yağmur sularının dengeyi bozacak bir tetiklemeye sebep olmuş olması. Sebep ne olursa olsun, bu olay neticesinde derindeki yoğun karbondioksitli su üst katmanlarla hızla karışmış, azalan basınçla birlikte alttaki sıkışmış CO2 yüzeye yayılmıştır.

Yaklaşık 1 kilometreküplük bir gazın çıktığı tahmin ediliyor. CO2 havadan daha yoğun olduğu için, onlarca metre yüksekliğinde katmanlar halinde Nyos Gölü\'nün bulunduğu dağlık kesimden bitişikteki iki vadiye akmaya başladı ve dağılıp gitmeden önce geçtiği yerlerdeki tüm insan ve hayvanların havasızlıktan ölümüne neden oldu.

Normalde mavi renkte olan gölün suyu, gaz çıkışına paralel olarak diplerden yüzeye ulaşan yoğun demir içerikli suyun yüzeyde havayla temas edip oksitlenmesi sonucu koyu bir kırmızıya dönüştü. Gölün su seviyesinin yaklaşık 1 metre alçalması, çıkan gazın hacimsel büyüklüğünü gösteriyordu. Muhtemelen ani gaz çıkışı göl sularının bir sel meydana getirmesine de sebep oldu. Göl çevresindeki ağaçlar yıkılmıştı.

Belki de Nyos Gölü olayında işin içinde farklı bir gaz vardı. [ç.n. Meksika Körfezi'ndeki olayda CO2 değil Metan çıkışı ve birikmesi söz konusu] Her halükarda benzer bir olayın metan gazıyla yaşanması çok daha problemli neticeler doğuracaktır.

Her neyse, 2007'de kaleme almış olduğum o makalede yer alan ve bugün yaşanmakta olan olayla da benzeşen pek çok unsur bulunuyor:

John Barnes, yazmış olduğu "Tüm Fırtınaların Anası" ("Mother of Storms") isimli bilim kurgu romanı, neredeyse tüm Dünya'yı yerle bir eden bir süper fırtınanın tetikleyicisi olan devasa metan gazı çıkışını anlatıyor.

Tüm Fırtınaların Anası günümüzden otuz yıl sonrasında geçmekte. BM (Birleşmiş Milletler) egemen ve baskın güç haline gelmiştir ve kitabın başlarında ABD başkanı, BM içerisinde daha fazla hakimiyet kaybetmemek için çaresizce çırpınmakta, çeşitli manevralar denemektedir. BM, Sibirya Cumhuriyeti'nin Kuzey Kutbunda denizin altında gizlediği, illegal nükleer silahların bulunduğu bölgeye nükleer bir saldırı düzenler. Patlama, bölgede bulunan metan birikimlerinden devasa miktarda metan çıkmasıyla sonuçlanır. Çıkan metan gazı küresel sıcaklıkların bir kaç ayda 5-6 C° yükselmesine yol açan bir sera etkisi yaratır.

Sıcak ve nemli okyanuslar kasırga oluşumu için mükemmel ortamlardır. Ve çok hızlı bir şekilde bu kasırgalar tahmin edilemeyen güçte, sürede ve sayıda fırtınalara dönüşür.

Açıkçası eğer böyle bir senaryo günümüzde yaşanacak olsaydı, Barnes'ın hayal etmiş olduğu roller yer değiştirmiş olurdu: Bir Global Süper-fırtınayı yaratacak metan çıkışını tetikleyecek nükleer saldırı ABD tarafından gerçekleştirilirdi. Muhtemelen, çok hızlı bir şekilde bu etkiyi oluşturmaya yetecek miktarda metan gazının çıkmasına sebep olacak şekilde yapılırdı.

Yukarıdaki senaryo gerçekten dikkatimi çekti. "Tüm Fırtınaların Anası" kitabında, metan gazı Kuzey Kutbunda gerçekleşen nükleer bir patlama sonucu ortaya çıkıyor... Şu ana dek Meksika Körfezi'nde henüz nükleer birşey patlatmadılar ama görünen o ki oradaki durum gittikçe John Barnes'ın romanında tarif ettiği yöne doğru ilerliyor. Bu arada John Barnes kitabını yazarken çok sayıda bilimsel araştırma yapmış; yani henüz okumamış olanlar için, gerçekte neler OLABİLECEĞİ konusunda fikir edinmek için okumaya değer!

Bir de Meksika Körfezi'ndeki depremler konusu var. Bir kaç sene önce Körfezde meydana gelen olağandışı bir depreme dikkat çekmiştim ve bununla ilgili haberi SOTT.net'te şu isimde arşivlemiştik: Meksika Körfezi'nin Tam Ortasında 5.2'lik Deprem – Büyük Bir New Madrid Depremi Öncüsü Mü? Okuyun ve üzerinde düşünün.

Ayrıca History Channel Mega Felaketler (Mega Disasters) serisinde yer alan Metan Patlaması bölümü var (5). Tüm bu bahsedilenlerin ne anlama geldiği konusunda size bir fikir vermesi açısından bire bir.

Bahsi geçen felaketlerin hiçbiri gerçekleşmese dahi, Körfez Kıyıları Toksisitesi Sendromuyla uğraşmak zorunda kalacağız ki bu milyonların ölümüne ya da sakat kalmasına sebep olabilir.

Hidrojen sülfattan benzene kadar bir çok gaz, insanlar için güvenli olan miktarların yaklaşık 4000 katı kadar miktarlarda havaya salınmakta. Bunun bir sonucu olarak insanlar ağır şekilde hastalanacaklar. Zehirlenecekler ve ne yazık ki bir kısmı ölecek. Şimdiden Körfez bölgesinde bir takım soluma problemleri görülmeye başlandı ve daha uzaktaki Atlanta ve Georgia gibi eyaletlerden benzer haberler geliyor.


Körfez'deki bu dev petrol sızıntısı vahşi hayatın yok olmasına, çok sayıda hayvanın ölmesine ve kıyı ekonomisinin altüst olmasına neden olduğu gibi, Körfez Bölgesi kıyı halklarını, Florida'da yaşayan herkesi ve (Atlanta'da yaşayan insanlarda ortaya çıkmaya başlayan problemlere bakılırsa) Georgia ve ABD'nin güneydoğu bölgesinde yaşayan bir çok insanı psikolojik ve fizyolojik olarak çok kötü etkileyecek. Ve dikkat ederseniz bunlar en kötü senaryoları kapsamıyor bile...

Bazıları da bir metan patlamasının ardından oluşabilecek bir tsunaminin tüm Florida'yı ve Körfez Bölgesi'nin büyük bir bölümünü vurabileceğinden ve yüksek oranda ölüme yol açacağından endişe ediyor. Şiddetli rüzgarlar ve kasırgalar bölgede etkili olmaya başladıkça, Körfez Bölgesi'nde ve çok daha kuzeyde yaşayan on milyonlarca insanın üzerine yağacak toksik yağmurlar da en kötü senaryolar arasında. Bazıları tüm Kuzey Atlantik bölgesinin siyah ve ölü bir denize dönüşebileceğini öngörüyor. Kabus senaryoları uzayıp gidiyor ve gezegenimize bu yapılanlar karşısında bunları okuyan duyarlı okurların göğüslerine birşey sıkışıp kalıyor. Kapitalist kartellerin geriye döndüremeyecekleri birşey yapmalarına izin verdik ve bu çocuklarımızın geleceği için gerçekten trajik ve üzücü sonuçlar doğuracak.

Biliyorum ki hepimiz bu yaşanmakta olanlar karşısında bir tür travmatik şok yaşıyoruz. Gerçekten de bunlar çok korkutucu gelişmeler ve oldukça tehlikeli zamanlar. Kasyopyalılara göre çok az bir zamanımız kaldı. Ve halihazırda yaşadığımız iklim değişikliği konusuna Florida'daki BP faciasının sonuçları da eklenince, bir "küresel süper fırtınanın" gerçekleşmesi artık o kadar da çılgın bir düşünce değil. Gelecek kış ya da ondan sonraki kış olabilir...ve ardından da gezegen gelecek 10.000 yıl süresince buzlarla kaplanır. Bilmiyoruz.
 
Ama BİLDİĞİMİZ BİR ŞEY VAR ki ekonomik açıdan önümüzdeki yıl çok zor olacak. Değişen hava şartlarının bir sonucu olarak gezegenin her yerinde sekteye uğrayan hasatları ve tavan yapan gıda fiyatlarını öngörüyorum. Devrim ve ayaklanmalar da mümkün. Bir şey çok kesin; istikrarsız durumu nedeniyle Florida terkedilecek ve uzak durulması gereken bir yer haline gelecek.

İnsanoğlu evrimini sosyal bağlarına borçlu. Birbirimize güvenmek, çok uzun zamandır hepimiz için faydalı olmuş bir evrimsel strateji gibi görünmektedir. Bu evrimsel mücadele içerisinde insanın karşısında hep "doğal bir düşmanı" vardı: çevre ve onun içerisindeki tüm unsurlar. İnsanın sahip olduğu tek şey ise güçsüzlüğünü ve yavaşlığını telafi eden büyük beyniydi. Ve tabii aynı zamanda sosyal örgütlenmeleri.

Günümüzde ise artık karşımızda hasım olarak doğa değil, patalojik şahıslar tarafından yavaşça sızılarak ele geçirilmiş kültürel bir sistem bulunuyor. Bu patolojik dış dünyanın yanında, normal insanlarda da patalojik bir durum söz konusu: kendilerine benzeyen, ama aslında başka türlere karşı yırtıcı olan bireylerdeki patolojiyi ayırt edememe hali. İnsanlığın bu patolojiyi algılayamaması, ona uyum sağlaması, özdeşleşme yoluyla bize dışarıdan dayatılmakta olan iç dünyamızın bağımsız bir güç haline geldiğini gösterir, ki bu güç, yansıtma yoluyla kendi yaratımımızdır. Ne de olsa bir grup olarak "gerçekliği yaratma" gücüne asıl sahip olanlar normal insanlardır, patolojik olanlar değil. Patolojiklerin yaptığı şey bizleri  -çoğunlukla da kadınları- belirli şeylerin norm olduğuna inanmamızı sağlayan bir etki altında tutmak ve böylece onların ipinin ucundaki kuklalar gibi hareket etmemizi sağlamaktır.

Karakterimizin oluşmasında ve yaratıcılığımızın odaklanış biçiminde çok güçlü bir etkisi olan bu dış realitenin kendisi bir güce dönüştü. Bizi bu değişen duruma evrimsel olarak adapte olabilecek "yeni varlıklar" haline getirmeye yönelik bir meydan okumayla karşı karşıyayız. Ya tamamen patolojik bir hal alacağız, ki bu durumda stres ortadan kalkacak (Kendine Hizmet yolu), ya da sosyal bağ ve yapılarımızı yeniden kurmamızı sağlayacak olan bu yeni "düşman" hakkındaki bilgileri yanımıza alıp köklerimize döneceğiz ve bizi beklemekte olan büyük değişimlerden geçeceğiz.

Çünkü, gerçekçi düşündüğümüzde, herhangi bir büyük felaket senaryosu gerçekleşmese bile, iki sinir hücresini çalıştıran herhangi biri, kesinlikle bir "medeniyetler çatışmasına" doğru yol aldığımızı görebilir, her ne kadar böyle birşey olmayacakmış gibi görünse de. Normal insanlarla patolojikler arasında bir çatışmadır bu ve tüm sosyoekonomik araçlar patolojiklerin elinde. Bunları hile ve kandırma yoluyla elde ettiler elbette. Geleceğe dair en iyimser senaryonun bile düşüncesi rahatsız edici. İklim değişimi ve insanlık üzerindeki etkisi. Güzel bir resim olduğu söylenemez.

Özdeşleşme yoluyla iç dünyamızın dışarıdan ele geçirilmesi ve sonra da yansıtma yoluyla dış dünyanın değiştirilip iç dünyaya daha da benzer hale getirilmesi ilkesi üzerine ciddi ciddi düşünülmesi gerekiyor. Yapmamız gereken şey kendi çabamızla bu süreci tersine çevirmek. Dış dünyanın baskısı karşısında bir iç dünya yaratmalıyız; bu iç dünya KİTLESEL OLARAK giderek güçlenerek dış dünyayı değiştirecek.

Yaratıcı birey, patolojik dış dünyayla özdeşleşmelerin ötesine geçen standartlar yaratabilmeli ve bu standartları geliştirebilmelidir. Bunu basitçe ifade etmek gerekirse, yüksek benlikle bağlantı kurabilmeliyiz. Böylece yüksek benlik kişilik düzeyinde bile yaratıcı iradeye bilinçli bir şekilde rehberlik edecek ve onu yönlendirecektir. Buradaki önemli unsur bireylerin "buradan oraya" gitmesidir. 'Burası' derken kastedilen şey patolojik dış dünyada yaratılan sahte kişilik, 'orası' derken kastedilen ise özdeşleşilen şeyleri bilinçli olarak seçerek yüksek benlikle birleşmektir.

Bu bir grup çabası olmalıdır.

İnsanlık için bu noktada görebildiğim tek çözüm uyanış bilinçlerini birleştirmeleri, eğer mümkünse durumu iyileştirmek üzere ellerinden geleni YAPMALARI ve psikopatların gezegenimizde yarattığı bu korku halinden kurtulmalarıdır. Önemli soru şu: Bunu etkili ve verimli bir şekilde nasıl yapabiliriz? Diğer bir deyişle, gerçekten işe yarayacak olan nedir? Herkesi aynı noktada buluşturacak ve Gerçeğe doğru aynı yönde ilerletecek olan şey nedir? Buna cevabım Kasyopyalıların mümkün olan tek yol olarak özetledikleri şeyi yapmaktır: etkili ağ çalışmasının, etkili GÖRMENİN ve doğruyu yanlıştan etkili bir şekilde ayırt etmenin önünde duran eski duygusal programları hızlı bir şekilde temizlememize yardımcı olan uygulamaya yönelmek: Kasyopyalıların yardımıyla hazırladığım Éiriú Eolas programı. Temelde ticari bir amacı olmamakla birlikte DVD'leri satın almanızın bize çok faydası olur. Böylece bunları çoğaltıp yayabiliriz ama aslında ona da gerek yok; tüm programı ücretsiz olarak EE web sayfasında izleyebilirsiniz.

Dolayısıyla, yapılacak ilk iş: temizlenmek. İkincisi ise tüm insanlığın aynı şey için dua etmesi. Bu nedenle EE programının bir parçası olan Ruhun Duası, tamamen uyanmanıza yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Meditasyon, nefes egzersizleri ve dua, görünmeyeni görmeniz ve diğerleriyle birlikte çalışırken sizin üzerinize düşenin ne olduğunu bilmeniz için gerekli olan bilinç haline ulaşmanızı hızlı bir şekilde kolaylaştıracaktır.

EE'nin giriş videosu bölümünde açıkladığım gibi, stres tüm dünyayı saran bir salgındır. Yetişkinlerin dünyasındaki bir numaralı hastalık depresyondur. Depresyon, sinir sistemimizdeki stresin en uç halidir.

Ama şu da var: stres tepkisi tehlike anında hayatta kalmak açısından hayati bir önem taşır. Sorun, bu tepkinin fazla kuvvetli ve fazla sık verilmesidir.

Bu anlamda, insanlığın verdiği stres tepkilerinin had safhada olması bize dünya hakkında önemli bir şey söylüyor! Bir TEHLİKE ile karşı karşıyayız ve bu tehlike patolojik bireyler kılığında aramızda gizleniyor! Sürekli stres altındayız çünkü bilişsel bir uyumsuzluk içindeyiz. Tehlikeyi hissediyoruz ama GÖREMİYORUZ çünkü yalanlar ve sahte gerçeklik yapıları yoluyla onu GÖRMEMEYE programlandık.

James Surowiecki'nin 'Kalabalıkların Bilgeliği' ("The Wisdom of Crowds") adlı kitabına göre, uzmanların sınırlandırılmış bakış açılarından ziyade, farklı kulvarlardan gelen bireylerin çeşitli bakış açıları, karmaşık konular hakkında bilinçli kararlara varmada hayati öneme sahiptir. Birbirinden epeyce farklı insanlardan veri toplamak, mikroskoplar, teleskoplar, turnusol kağıdı, gerilme testi, ses ötesi araçları, terazi ve daha nicesi gibi araçlarla veri toplamaya benziyor.

Elbette burada kastedilen şey bir sürü DUYGUSAL bakış açısıyla durumu değerlendirmek değil, daha çok dışarıdaki gerçekle, paylaşılan Asıl Realiteyle ilgili algılar ve değerlendirmelerdir. Gerçek bir gerçeklik olduğunu ve onun olduğu gibi olduğunu kabul etsek bile, hiçbirimiz dışarıda olanın tüm unsurlarını anlamamızı sağlayacak şekilde bu gerçekliğin her yönünü algılama yeterliliğine sahip değiliz.

Dolayısıyla, oluşturulan ağın kendisi Öğretmendir.

Ama herhangi bir ağın bir yol alması ve entropi (6) tuzağına düşmemesi için belirlenmiş bir yön ve o anlamda da bir öncü kol olmalıdır.

Öncü kol: 1) ordunun başında ilerleyen asker alayı  2) bir eylem ya da hareketin ön cephesi

Sosyal aktivitelerin gerçek evrimsel yansıması da ortaya koymuştur ki bazıları yolu açan öncülerdir ve diğerleri de öncüleri destekler, onları korur, göz kulak olurlar. Yol bir kez açıldığı ve gidilecek yere ulaşıldığı zaman, diğerleri yolu açanların mücadelelerinden yararlanmakla kalmaz, yeni çevrenin detaylarını organize etmeye ve dengelemeye de koyulurlar. Dolayısıyla, herkesin bir rolü vardır ve eğer ağ sıkı ise, birlikte daha fazla şey başarılabilir.

Tüm bunlardan çıkan sonuç ise şudur: bu zorluğun içinde birlikteyiz. Ya birlikte batıyoruz ya da teknemizi limana ulaştırıyoruz ama birinin koordinasyon yapması gerekiyor, aksi takdirde aynı yerde dönüp duracağız ve kimse suyu dışarı atamayacak, kürek çekemeyecek ya da yönü belirlemek için olan biteni ve işaretleri değerlendiremeyecek. EE programını oluşturdum ve şu anda yüzlerce, belki binlerce insan bunu uyguluyor ve inanılmaz sonuçlar alıyorlar. Ayrıca, haklarımızı korumak için yasal bir organizasyon oluşturdum: psikopatlar tarafından yönetilen bir dünyada, bazen onların tuzaklarından kendimizi kurtarabilmek için onların kurallarını onlara karşı kullanabilmeniz gerekir. Bu organizasyonun adı: Evrensel Akıl Kardeşliği (Fellowship of the Cosmic Mind). Programlarından temizlenmek, uyanmak ve dünyamızı dönüştürmek için eşgüdümlü bir şekilde çalışıp ağ çalışması yapan binlerce insana katılmak üzere üye olabilirsiniz.

Söylediğim gibi, birbirimize güvenecek şekilde evrimleştik ama o dünya başkalarının güvenilir olduğu bir dünyaydı. Artık çok farklı bir dünyada yaşıyoruz. Dünyamızdaki hilebazlar onlara güvenmemiz için çok akıllıca yollar buldular ama insanlığın yaşadığı strese bakarak diyebiliriz ki yanlış yöne gidiyoruz ve ölümcül bir tehlike ile karşı karşıyayız. Yine de, herhangi bir şey yapabilmek için GÜVENMEK ZORUNDAYIZ. Ve kime güveneceğimize karar vermek için yine pek çok farklı gözlemcinin oluşturduğu ağ bize fikir verecektir. Tekrar söylemek gerekirse, çok sayıda DUYGUSAL bakış açısı elde etmekten bahsetmiyoruz; kastedilen daha çok dışarıdaki gerçeklik, yani paylaşılan Asıl Gerçeklikle ilgili algılamalar ve değerlendirmeler, bir şeyleri açıklayan, işe yarayan ve kalıcı bir içsel istikrara sahip olan şeylerdir.

Denklemlere patolojiyi de ekleyen yeni evrimsel standartlara dayalı olarak sosyal bağlantıları yeniden oluşturma görevini üstlenebilenler, evrimsel olarak ilerleyecekler. Evrimsel olarak ilerlemeyenler ise yok olacaklar.

Kısaca, Kasyopyalıların haklı olduğunu düşünüyorum: bir kaç yılımız kaldı. İnsanların bir an önce EE programına başlaması çok elzem. Eğer şu anda yapmıyorsanız ya da bir şekilde başkalarıyla paylaşmıyorsanız, umarım ki durumun aciliyetini anlamaya başlarsınız. Daha önce söylediğim gibi, şu anda programı uygulamaktan daha önemli bir şey göremiyorum; sadece kişinin kendi potansiyeli için değil, aynı zamanda başkaları için, çünkü bizi beklemekte olan zor zamanlarda yolunu kaybetmiş olanlara liderlik yapmak üzere uyanık ve farkındalığı olan bir grup insana ihtiyaç var.

Şu anda bulunduğum yerden gördüğüm bu. Birlikte olursak ayakta durabiliriz, bölünürsek düşeriz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için.

Ç.N.:
(1) "Kara Ölüm Üzerine Yeni Bir Bakış: Kozmik Bağlantı" (New Light on the Black Death: The Cosmic Connection): Laura Knight-Jadczyk tarafından kaleme alınmış, 19 Aralık 2007 tarihinde Sott.net'te yayımlanmış bir makale. Bu makalede Laura, çok sayıda tarihi ve bilimsel kaynaktan, özellikle de bir dendrokronolog [ağaç kesitindeki halkalardan yaşlarını hesaplayan ve tarihteki çevresel faktörleri çıkaran bilimdalı] olan Mike Baillie'nin yine "Kara Ölüm Üzerine Yeni Bir Bakış: Kozmik Bağlantı" adındaki kitabından alıntıları derliyor ve bir yorum getiriyor. Burada ve özellikle Baillie'nin kitabında savunulan ve bir çok bilimsel kanıtla desteklenen teori genel olarak 1300'lü yıllarda tüm Dünya'da ve özellikle de Avrupa'da on milyonlarca kişinin ölümüne sebep olan [Avrupa nüfusunun yaklaşık 3'te 2'sinin] kara ölüm-vebanın etkisinin aynı dönemde gerçekleşen komet felaketlerinin ve bunların yol açtığı deprem vb. diğer çevresel felaketlerin sonucu olarak büyük boyutlara ulaşmış olması.

Makalenin orijinali : http://www.sott.net/articles/show/145683-New-Light-on-the-Black-Death-The-Cosmic-Connection

(2) İng. Mother of all gushers. Meksika Körfezi'nde gerçekleşmekte olan ve BP'nin sebep olduğu petrol sızıntısı felaketi "Tüm Sızıntıların Anası" olarak adlandırılıyor.

(3) 22 Haziran tarihli Sott.net'te yayımlanan (orijinali huliq.com) Nick Doms tarafından yazılmış bir makale. Bu makalede Nick Doms BP Meksika Körfezi felaketi sonucunda okyanus tabanında yaşanabilecek bir çökme tehlikesine ve bunun sonuçlarına dikkat çekiyor.

(4)  "Ateş ve Buz: Yarından Sonra" (Fire and Ice: The Day After Tomorrow) Laura Knight-Jadczyk tarafından kaleme alınmış, 10 Ocak 2007 tarihinde Sott.net'te yayımlanmış bir makale. Bu makalede Laura günümüzün en büyük ve popüler manipülasyonlarından biri olarak kabul edilen "Küresel Isınma (insan etkisiyle gerçekleştiği savunulan)" komplosunun ardındaki gerçekleri irdeliyor ve insanlığı bekleyen asıl tehlikenin doğal döngüsel bir "Küresel Soğuma" yani yakın gelecekte yeni bir buzul çağı olduğuna ilişkin bilimsel kanıtlar sunuyor.

(5) History Channel'da yayınlanan Doğal Bir Metan patlamasının küresel boyutta yaratabileceği büyük felaketle ilgili bir belgesel. Kısa bir bölümü bu adresten izlenebilir :
http://www.youtube.com/watch?v=25BE42PzZZc

(6) Entropi: Entropi kanunu belki de insanların yer yüzünde keşfettikleri en büyük kanunlardan biridir. Bu kanunun en güzel tariflerinden biri \"Kainatta Herşey, kendini minimum enerji ve maksimum düzensizliğe çekmek ister.\" şeklindedir. Aslına bakarsanız tanımdaki \"maksimum düzensizlik\" kavramı da bir \"düşük enerji\" eğilimini ifade eder ancak kanunun biraz daha anlaşılabilir olması için güzel bir ilavedir. Yani aslında gerçek tanım şudur: \"Kainatta herşey kendini minimum enerjiye çekmek ister.\" Bu kanun kainatın her yanında o kadar çok gözümüz önündedir ki örnekleri saymakla bitmez. Bir kaç örnek verelim.
Ör 1 : Yukarıdan bırakılan bir taş, aşağı düşmek ister. Çünkü aşağı dediğimiz nokta, yukarı dediğimiz noktadan daha düşük bir enerji seviyesine sahiptir.
Ör 2 : Demir bir kaba sıkıştırılan bir gaz dışarı kendini atmak ister. Çünkü dış ortamdaki gazlar daha düzensizdir.
Ör 3 : Baskı ile kontrol altına alınan toplumlar o baskıyı kırmak isterler. Çünkü baskı onları bir düzene sokmak ister ancak toplum daha düzensiz olmak ister.
Budha düşüncesinde de bir entropi yaklaşımı vardır. Budha, \"Bileşik olan herşeyin eninde sonunda çözüleceğini, dağılacağını\" söyler. Budha\'ya göre bu, evrensel bir yasadır ve istisnası yoktur. Entropi yasasındaki evrensel \"düzensizliğe gidiş\" olgusu, Budha düşüncesinde de yer almaktadır. (Vikipedi)
 

4BH

#1
Éiriú Eolas ile ilgili DVD altyazı, web sayfası ve diğer doküman çevirileri tarafımızdan uzun zaman önce tamamlandı. Son anda farklı bir kaç dilin daha devreye girmesi sebebiyle DVD basımları biraz gecikti.

Kısa bir süre sonra bunların Türkçe altyazı da içerecek şekilde hazır olacağını düşünüyoruz. Ayrıca yine FOTCM bünyesindeki EE sayfasında dil seçimiyle, Türkçe bir Éiriú Eolas sayfası ve yine aynı videolar Türkçe alt yazılı olarak yer alacak ve parasız olarak izlenebilecek.
 

sirera

#2
Emekleriniz için teşekkürler
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)


yucelulu

#4
Çalışmalarınız için çok teşekkür ederim. Yeni celse ve yazılarınızı inanın heyecanla bekliyorum.
Selamlar, sevgiler.