6 Şubat 2016

Başlatan bozadi, 09 Şubat 2016, 19:50:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#30
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen İndigo Kubi

Estağfurullah ne kusura bakması.Görüşlerini ilgiyle okumaya devam ediyoruz.Zaten bu konular celsede geçiyor ama tartışma kısmını forumda başka bir alanda yapıyorsanız onu bilemeyeceğim,ben daha yeniyim :=)
Çok sevindim böyle düşünmene Kubi.

Ya gerçekten deli gibi acı çekiyoruz, işkence yaşıyoruz, hayatımız travma olmuş. Bu yetmezmiş gibi, küresel egemen kötülük güçlerinin güdümünde olan siyasiler gözlerimizin içine baka baka gerçekleri ters yüz etmeye kalkıştığında ve kendi aralarında doğru dürüst bir birlik kuramayan halk kesipmleri bu yalanlara itiraz edemeyince ve hatta o yalanları savunacak hale gelince, bu durum karşısında nefret duymamak çok zor.

Zaman zaman ifade etmeye çalıştığım gibi mesele sadece AKP değil. Dün başka partiydi, bugün AKP, yarın öbür gün kimbilir kim. Partiler ötesi bir durum. Bütün devlet mekanizmasının kendisini çok uzun zamandır ele geçirmiş bir şeytanlık var. Global Egemenlerin kucağına o veya bu şekilde oturuyor siyasetçiler ve halkı o veya bu şekilde kandırıyorlar ve eziyorlar. Siyasi/askeri yozlaşma, halk kitlelerine baskı, işkence, fakirleştirme, zayıflatma, birbirine düşürme, aşağılama, ki bunların hepsi global egemen şeytani güçlere boyun eğme sürecinde meydana geliyor, işte tüm bu meselelerin bir "parti" meselesi olduğunu düşünmüyorum. Bence hayat bize şeytanın tüm "ideolojilerin" maskesini takabileceğini gösteriyor. Hiçbir arkadaşımın kalbini kırmak, hassasiyetlerini incitmek istemem ama tüm ideolojilerin hem iyi, hem kötü tarafları var ve hepsinin icraat geçmişinde hem pozitif, hem de negatif şeyler gerçekleşmiştir. Bence bu Atatürkçülük için de geçerlidir, milliyetçilik ve devletçilik için de, dincilik için de, sağcılık ve solculuk için de ve muhtemelen diğer tüm ideolojiler için de.

Belli başlı iktidar ve muhalefet partilerinin hangisi hayatımızın temel meselesini ortaya koyup gerçekten pozitif yönde yapılması gerekene işaret etmiş?

Problem şu: İnsanlık kitlesi bir bütün olarak yeterince olgun ve disiplinli değil. Kendi arasında doğru dürüst bir birlik ve dayanışma mekanizması kuramamış. Büyük ölçüde kendi bireysel ihtiyaçlarına konsantre olan egosantrik çocuklar gibi davranıyor. Elbette insanların tümü bir değil. Çeşitli gelişmişlik seviyelerinde insanlar var. Faydalı bir hiyerarşi veya faydalı ve fonskiyonel bir aile yapısı oluşturamadı insanlık henüz.

Ve insanlığın genel olgunluk seviyesinin epeyce üzerinde bulunan kesimler arasında negatif eğilimi güçlü olanlar da var, pozitif eğilimi güçlü olanlar da. Ama negatif eğilimli olanlar insanlık kitlesi üzerinde daha egemen oldular çünkü insanlık kitlesinin çoğunluğu ciddi oranda çiğ ve egosal. Veya nispeten gelişmiş olduğu halde duyarsız, tembel, umursamaz, korkak, ezik, kompleksli vs. İşte KH eğilimli olan "akıllı" (!) kesim, ki kendilerini bir süredir "İlüminati" (Aydınlanmışlar) diye tanımlıyorlar, hayata ve evrene karşı olan sevgisizliklerini, kızgınlıklarını, egosal çıkarlarını, hırslarını, nefretlerini genel insanlık kitlesine dayatıyorlar. Onların gelişmemişliğini, çocuksuluğunu, dikkatsizliğini, umursamazlığını, tembelliğini suistimal ederek onları "köleleştirmeye" çalışıyorlar. Sömürüyorlar, eziyorlar, aşağılıyorlar, parçalıyorlar! Bundan zevk alıyorlar!

Görülüyor ki uzun bir süredir ülke/devlet bazında özellikle ABD-İsrail ikilisi ve yine bunlarla yakından bağlantılı uluslararası askeri, siyasi ve ekonomik kurumlar İlüminati'nin yani tüm bu kurumları açık veya örtülü şekillerde "güden" kesimin birer "makinesi" haline geldi. Savaşlar, işkenceler, adaletsizlikler, fakirlik, birbirine düşürülen halk kesimleri, katliamlar, aşağılamalar, travma üzerine travmalar, aptallaştırmalar...

Evrene bakıyorsun, güneşe bakıyorsun, herşeyden önce şu dünyaya bakıyorsun, hepimizi doyuracak ve tüm temel ihtiyaçlarını karşılayacak kaynakların fazlasıyla mevcut olduğunu görüyorsun. Üzerinde yaşadığımız gezegen kelimenin tam manasıyla bir "cennet". Hem temel fiziksel ihtiyaçlara, hem de ruhsal ihtiyaçlara fazlasıyla cevap verebilecek bir zenginliğe ve güzelliğe sahip. İhtiyaçlarımızın ötesinde her türlü kaynağı mevcut. Sonra bu cennet üzerinde yaşadığımız hayata bakıyorsun ve... kelimenin tam manasıyla bir "cehennem" yaşıyoruz!

Elbette insanlığın geneli de çok masum değil ama birileri gerçekten genel insanlık kitlesinin çiğliğini, egosallığını, tembelliğini, dikkatsizliğini, bönlüğünü ve kızgınlığını feci şekilde suistimal ediyor. Ve insanlığın bu gafletten uyanmasını engellemek için onların egolarını var güçleriyle tırmandırmaya çalışıyorlar. Ve bu amaçla en çok "ideolojileri" kullanıyorlar. En çok da din ideolojileri ve siyasi ideolojiler. İnsanları mümkün olan her şekilde birbirine düşürmek için, var olan doğal farklılıkları veya kendi elleriyle meydana getirdikleri yapay ayrımları sonuna kadar zorlayıp birbirine düşürmek, yani "fitnecilik", İlüminati'nin insanlık üzerinde elde ettiği egemenliğin imzası ve olmazsa olmazı. Din savaşları, dinlerin kendi içindeki mezhep savaşları, devlet/millet savaşları o savaşları bu savaşları. Halk zaten soyuluyor, bir de kazandığı gelirler devleti ele geçiren güçlerin kendi elleriyle yarattıkları savaşlara akıtılıyor oluk oluk! İnsanların kanı, canı akıtılıyor oluk oluk!

Bizim ülkemizde Müslümanlık-Gayrimüslimlik, İslam'ın kendi içinde Alevilik-Sünnilik, siyasi bağlamda Solculuk-Sağcılık, Türklük-Kürtlük, şuculuk-buculuk, mümkün olan her yolla, bizzat sabit ve kadim devlet mekanizmasının kendisi ve o mekanizmanın üzerinden geçen şucu veya bucu hükümetler, tüm bu ayrımların, tüm bu fitnenin sonuna kadar zorlanması için neredeyse elinden gelen herşeyi yapmıştır. Ve çok iyi biliyoruz ki, bizim ülkemizdeki "fitne" süreci, bizzat Global Fitnecilerin emri, gözetimi ve kontrolü altında yürütülmüştür. Belli başlı tüm iktidar ve muhalefet partileri, ABD-İsrail, NATO, IMF, diğer çeşit çeşit Siyasi-Askeri-Ekonomik uluslararası mafyatik kurumların (kısaca "İlüminati" veya "Yılan Kardeşliği") emir ve komutalarına boyun eğmişlerdir. Fitnenin şahı olan bu güçlerin yerel hizmetçiliğini yapmışlardır. Kardeşi kardeşe kırdırmışlardır, halkın soyulmasına, işkenceye ve katliama uğramasına taşeronluk yapmışlardır. Hiçbiri masum değildir. Ne CHP'si, ne AKP'si, ne MHP'si, DYP'si, şusu busu. Hepsi Global Fineticilerin dünya genelinde sahip olduğu ve her ülkeye de dayattığı şeytani egemenliğe boyun eğmiş ve hizmet etmişlerdir. ABD'nin, İsrail'in, NATO'nun vs, kısaca Şeytan'ın müttefiki olmuşlardır! Onların ülkemizde "özenle" yürüttüğü fitnelere seve seve hizmet etmişlerdir. Halk kesimlerinin ideolojik gerekçelerle birbirine düşürülmesi, aptallaştırılması, kandırılması, hortumlanması, travmalara, işkence ve katliamlara maruz bırakılmasına birinci dereceden yardımcı olmuşlardır hepsi.

Şu anda AKP'nin yaptığı şey sadece öteden beri yapılanın bokunun çıkarılmasından ibarettir. Ve aslında uyanıp gerçekle yüzleşmemiz için iyi bir fırsattır.

Düşünebiliyor musunuz? İslamcılıkla geçinen AKP, tüm Ortadoğu'da Müslüman halkların en başta gelen katili ve tecavüzcüsü olan NATO'nun (ABD'nin, İsrail'in...) en ateşli köpeklerinden biri oldu! Dini olan, imanı olan sorgulamaz mı?! Demez mi ben niye Müslüman halkların katilinin ve tecavüzcüsünün hararetli bir müttefiki oldum?! İslam'ın AKP'nin aslında "dini" değil, sadece "geçim kaynağı", yani ticari becerisi olduğunu anlamamak için aptallaşmış olmak gerek!

Gerçi bunu, yani ABD müttefikliğini, İsrail müttefikliğini, NATO vb müttefikliğini ve bunların yurdumuzda itinayla yürüttüğü fitne operasyonlarını CHP'nin ve diğer partilerin de gayet hevesli bir şekilde desteklemiş olması kesinlikle daha az eleştirilebilir birşey değildir ama özellikle "İslam" diye yanıp tutuşuyor gibi görünen bir grubun başlıca Müslüman düşmanı ve katili olan güçlerle yatağa bu kadar kolay girmesi tartışmaya ihtiyaç duymayacak kadar şeytan köpekliğinin ilanıdır.

Ama vurgulamaya çalıştığım gibi mesele sadece AKP meselesi değildir. Tüm partiler de aynı boka bulaşmıştır. Aynı Global Fitneticilere hizmet etmişlerdir. Tamam, atadan babadan veya çevreden etkilenip belirli bir ideolojiye meyledebiliyoruz, savunabiliyoruz. Toplumsal yaşam koşullarımız nedeniyle bu kaçınılmaz ve hatta belirli bir ölçüde gerekli ve faydalı da olabilir. Ama artık ideoloji ötesi de düşünebilmeli ve hayatımızın bariz gerçeklerine uyanmada cesaret ve işbirliği geliştirebilmeliyiz.

macka

#31
tespitlerine büyük oranda katılıyorum sevgili Bozadi.Özellikle CHP nin de dahil tüm partilerin temiz olduğuna inanmıyorum hele ki CHP lideri de abd yi ziyarete gidip icazet aldı hatta artık Ychp deniyor!Atatük ü ayırırım yalnız Gandi ile beraber emperyalistleri durdurabilmiş nadir liderdir bence ,mutlaka hataları da olmuştur hatasız kul olmaz .Normal şartlar altında gerçekten devlet adamı gibi  yöneticiler olsa bu kadar rezil olmazdık dış politikada işte Putin örneği var İran hatta kaddafi bile direnç gösterdi,ağır ambargoya rağmen Kıbrıs harekatını sürdüren Ecevit de keza .Kuzey Iraka çekiç gücü istemeyen Ecevitin başına gelenler ortada.Tayyip ise böylesine rezil ederek bizi acı çektiriyor ama senin de sıklıkla belirttiğin ve hak verdiğim gibi yaptığı aşırı ego ve cahil cesareti ile artık her şeyin ortaya dökülüp görebilecek! olanların(görmek istemeyenleri kimse kurtaramayacak) uyanmasını sağlıyor istemeden de olsa!
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

bozadi

#32
Evet, Atatürk tam da dikkat çekmeye çalıştığım Global Fitnecilere hadlerini bildirmiş çok çok özel bir lider bence de. Bundan şüphe duymuyorum. Atatürk'ü seviyorum ve öncülük ettiği muhteşem zaferden büyük bir gurur, sevinç ve minnet duyuyorum. Yalnız, daha önceki bazı yorumlarımda da ifade etmeye çalıştığım gibi, tıpkı K'ların Musa'nın halkı için kendini feda edercesine yaptığı önderlikten ve rehberlikten sonra onların negatife sapan eğilimleri nedeniyle tüm iyi niyetine rağmen zaman içinde öfkesine yenik düşerek halkına karşı zalimleşmesi nedeniyle sahneden geri çekilmesi hakkında anlattıkları gibi, Atatürk'ün de öncülük ettiği olağanüstü milli zaferden sonra halkın çeşitli kesimlerinin şu veya bu ideolojik gerekçeyle global fitnecilerin saptırmalarına boyun eğmesi veya bir şekilde ulusal bağımsızlık zaferinden sonra Atatürk'ün umduğu kitlesel aydınlanma ve yükselmenin istenen arzulanan seviyenin çok altında kalması nedeniyle ciddi bir sinirsel yıpranma ve giderek tıpkı Musa hakkında betimlendiği gibi şiddetli KH sapmaları deneyimlemiş olduğunu düşünüyorum. CHP'nin global faşist güçlerle aynı yatağa girmekten çekinmemesinin de Atatürk'ün şiddetli fiziksel, duygusal ve ruhsal rahatsızlıklar ve kahırlar içinde aramızdan ayrılmasına neden olan global fitnecilere boyun eğmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Yani binlerce yıldır insanlık üzerinde sahip oldukları egemenlik yoluyla Atatürk gibi birini hem de Kurtuluş Savaşı gibi olağanüstü bir zaferden sonra o hale getirebilen güçler, Atatürk'ten sonra CHP üzerinde çok daha kolay oynayabildiler ve Atatürk'ün çevresinde, CHP içinde her zaman Global Şeytanlarla işbirliği halinde olanlar vardı anladığım kadarıyla. O yüzden Atatürkçülüğün en pozitif anlamını da ciddi ölçüde yozlaştırmayı başardılar ve global şeytanların planlarıyla tamamen uyum içinde halka karşı faşizan politikalara Atatürkçülüğü alet ettiler.


Bu görüşümde veya görüşlerimde haklıyımdır veya değilimdir, şu veya bu ölçüde haklıyımdır, bu konu gerçekten çok ciddi tartışmalara neden oluyor. Benim şu andaki şahsi görüşlerim yukarıda belirttiğim gibidir. Senin bu konuda benimle aynı düşünmediğini biliyorum macka. Ve elbette benimle aynı görüşte olmak zorunda değilsin. Ve sanıyorum ki şu anda kısavadede bunun tartışmasını yaparak konuyu netliğe kavuşturmak veya bu tartışma konusunda uyumlu bir bakış açısına varmak pek mümkün değil. Önerim şu; konunun bu kısmına bir şerh koyalım. Yani bu konuda farklı düşünüyoruz ve ikimiz de (ilgili herkesi kastediyorum) bu konuyla ilgili görüşlerimizde şu veya bu ölçüde haklı veya haksız veya eksik veya yanlış olabiliriz ama şu an için anlaşamadığımız mesele üzerinde odaklanmak yerine, anlaştığımız müşterek hususlar üzerinde odaklanarak ana konuya yoğunlaşmaya çalışalım.

Yani tüm ideolojilerin ve partilerin negatif ve yine nispeten pozitif yönleri var. Ve her ne kadar hepimizin ailesi veya çevresi itibariyle ve tabi ki aynı zamanda kendi özgür irade seçimi yoluyla benimsediği veya desteklediği ve eleştirdiği ideolojiler veya ideolojik görüşler vardır. Benim gönlümden geçen, özellikle bu forumda, yani Ra, Pleiades ve Kasyopya gibi bilgi kaynaklarını ele alırken, bunlardan yararlanırken ve savunurken, evrensel gerçeklikleri ve bu bağlamda yerel koşullarımızı değerlendirirken, ideolojik bakış açılarının bir ölçüde üstünden veya ötesinden de bakabilmemiz, o şekilde bir işbirliği geliştirebilmemizdir. Bu demek değil ki günlük hayatımızda da ideolojileri tamamen terk etmek zorunda olalım, hayır tabi ki bunu savunmuyorum.

Kim hangi ideolojide veya o ideoloji adına BH yönünde bir atılım yaparsa, onu destekleyelim. Aynı şekilde kim hangi ideolojik gerekçeyle KH yönünde şiddetli bir atılım yaparsa ona dikkat çekip eleştirelim. Bunu da belki geçmişten çok bugünümüze odaklayalımm.

Biri Atatürkçülük adına apaçık güzel birşey yaparsa, ki elbette bunu da bakarak, görerek, konuşarak, tartışarak anlarız, onu destekleyelim. Kötü birşey yapanı, bariz bir şekilde fitneyi dayatanı eleştirelim, hangi ideoloji kapsamında olursa olsun.

Aynı şekilde biri İslam adına güzel birşey yapıyorsa, savunalım, destekleyelim. Fitneyi besleyeni eleştirelim.

Atatürk'le ilgili "KH sapmaları" vardı-yoktu tartışması üzerinde odaklanmayalım şu anda. Ama kesin olarak bildiğimiz birşey varsa, ki en azından seninle bu konuda aynı fikirde olabildiğimizi umuyorum, CHP kesinlikle Global Fitnecilere boyun eğdi ve işbirliği yaptı. Yani ABD, İsrail, NATO, diğer global siyasi-askeri-ekonomik mafyatik kurumlar. MHP de öyle, DYP de öyle. Kürt partileri de öyle. Ve tabi AKP global fitnecilere hizmette doruk yapmış durumda.

Yani kısacası, "Devlet" dediğimiz şey, uzun zamandır tüm dünya insanlığı üzerinde çok büyük bir kontrol ve egemenlik gücüne sahip olan Global Şeytanlara, en büyük fitnecilere ciddi oranda itaat eden bir kurum haline gelmiştir. Bunu söylemem devlet kavramına veya mekanizmasına külliyen karşı olduğum anlamına gelmiyor. Sadece, devleti ciddi oranda ele geçiren şeytani güçlerin eleştiri konusu olamamasından nefret ediyorum, buna katlanamıyorum. Örneğin hepimizin hayatını doğrudan veya dolaylı bir biçimde mahveden, ülkenin ekonomik ve moral belkemiğini kıran PKK meselesinde kendi devletimizin şeytanlar tarafından nasıl kullanıldığını, bu fitneye tüm partilerin nasıl hizmet ettiklerini görebilmemiz, söyleyebilmemiz, eleştirebilmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Yani Atatürk'ü sevmek veya Allah'ı sevmek veya milleti sevmek, devlet denen mekanizmaya partiler ötesi bir şekilde bulaşan şeytanlığı görmeye, ele almaya, eleştirmeye, belki de en çok buna karşı birşeyler yapmaya çalışmaya engel olmamalı. Devletimiz bizden çok şeytanların elinde. Ve bizzat bu yüzden, yani devleti çok büyük oranlarda kontrolleri altında bulunduran şeytanların baskıları nedeniyle devletin durumunu eleştiri konusu yapma hususunda korkunç bir aşılmaz kutsiyet balonu yaratılıyor. O balonu patlatmamız gerekiyor. Bunu yaparken, dediğim gibi devleti komple yıkmak lazım gibi bir anlayışta değilim. Bu şeytanların işine gelir. Düzene ihtiyacımız var. Kurumlara ihtiyacımız var. Merkezi bir yönetime doğal olarak ihtiyacımız var. Orduya ihtiyacımız var. Devlete ihtiyacımız var. Ama o devlet şu anda bizim kontrolümüzde değil, çok büyük oranda Global Şeytanların kontrolü altında. Devletimiz fitnenin aracı haline geldi.

Devlet şeytanların güdümünde olduktan sonra PKK gibi bir meselenin hiç bitmemesine şaşırmanın bir anlamı var mı? Din kavgasının, mezhep kavgasının, milliyet kavgasının neden bitmediğini sorgulamanın bir anlamı var mı? Neden sonsuz varlığın, kaynağın ve imkanın ortasında borç batağında yaşadığımızı sormanın anlamı var mı? Hepsi devlette birleşiyor. Ve o devlet şeytani güçlerin kontrolü altında olduğu sürece burnumuzun boktan çıkmayacağını biliyoruz. Ve devletin bu durumunu eleştirmeyen, devletin global fitnecilerle ittifakına dikkat çekmeyen, bunu ifşa etmeye ve tartışma konusu yapmaya adanmayan birinin devleti, milleti, Allah'ı veya Atatürk'ü sevmesinin veya savunmasının neye ne faydası olur ki? Yanlış anlama, bunu sana yönelik bir eleştiri olarak söylemiyorum. Gerçekten. Sadece hayatımızda genel olarak yaygın bir sorun olduğu için söylüyorum. Atatürkçülük olsun, İslamcılık olsun, şuculuk olsun, buculuk olsun. Global Şeytanların şeytanlığını ve bizim devletimizin ciddi oranda onların bir oyuncağı haline gelmiş olduğunu görmeyen, söylemeyen, eleştirmeyen, üç maymunu oynayan nasıl olacak da bize veya kendine yardımcı olacak?

Tüm derdim, bariz olan ama aynı zamanda en çok gözden kaçırılmaya çalışılan şeyi ısrarla ortaya koymaktır. Devletimiz global şeytanlara hizmet ediyor. Ve global şeytanlar bizzat devletimizi kullanarak bizi ideolojik gerekçelerle birbirimize düşürmeye çalışırken, kimse kafasını kaldırıp "Kral çıplak" demeye cesaret edemiyor gibi.

Bir insanın Atatürkçü ve veya İslamcı veya Ateist veya şu veya bu olmasının hiçbir nihai önemi yok benim gözümde. Devletimiz şeytanların kontrolünde ve eğer bu en büyük sorunu masaya koyup konuşamayacaksak, gerçeği söyleyemeyeceksek, korkacaksak, Atatürkçülüğü veya Devletçiliği veya Miliyetçiliği veya İslamcılığı veya Muhafazakarlığı bahane ederek devleti ele geçiren şeytana "dokunulmazlık" vereceksek, o zaman bu durum global şeytanların kendi ülkemizde bize, yani tüm topluma işkence etmeyi sürdürmelerine izin vermek anlamına gelecek.

Devlet düşmanı olmadan, fitnecilere hizmet etmeyecek şekilde devlete bulaşan şeytanlığı ısrarla ve ısrarla gündeme getirmemiz gerekiyor. Çünkü en büyük sorun bu ve tartışılması en zor, üzerinde en çok tehdit dolaşan konu da bu. Ve sanırım bunun nedeni çok açık. Devlette kocaman bir şeytan var.

arinmak

#33
bozadi

uyarı ve bilgilendirmeler için çok teşekkürler.

malesef ülke guruplara bölünmüş , ben den , senden , ondancılık oynuyor. seçimle birşeylerin düzeleceğine inananlar var. kolpacılar her yerde . kaç seçim geçti oy bile kullanmıyorum kafam rahat. Zamanında x devlet gibi ekonomik kriz , y devlet gibi iç savaş yaşasaydık böylemi olurduk.....

...

atatürk hitler gibi aptal , napolyon gibi hayal perest değildi. zamanın şartlarında yapabileceklerinin fazlasını yapmaya çalıştı.
2. dünya yavaşı öncesi gelişmeleri doğru okuyamadı , tıbbı sükaste kurban gitti. ( lütfen son pragraf yanlış anlaşılmasın , kendi düşüncemi yazdım )

 

bozadi

#34
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen arinmak

bozadi

uyarı ve bilgilendirmeler için çok teşekkürler.

malesef ülke guruplara bölünmüş , ben den , senden , ondancılık oynuyor. seçimle birşeylerin düzeleceğine inananlar var. kolpacılar her yerde . kaç seçim geçti oy bile kullanmıyorum kafam rahat. Zamanında x devlet gibi ekonomik kriz , y devlet gibi iç savaş yaşasaydık böylemi olurduk.....

...

atatürk hitler gibi aptal , napolyon gibi hayal perest değildi. zamanın şartlarında yapabileceklerinin fazlasını yapmaya çalıştı.
2. dünya yavaşı öncesi gelişmeleri doğru okuyamadı , tıbbı sükaste kurban gitti. ( lütfen son pragraf yanlış anlaşılmasın , kendi düşüncemi yazdım )
Sevgili arinmak, görüş katkın için teşekkür ederim. Sanırım en güzeli Atatürk konusunda da, pek çok başka konuda da mümkün olduğu kadar aynı fikirde olduğumuz yönler üzerinde odaklanmak. Elbette yeri gelir herhangi bir konuda herhangi forum üyeleri arasındaki fikir uzlaşmazlıklarını masaya yatırmak icap eder ama sanırım Atatürk konusunda bir soru veya öneri gelmedikçe bu konuda geçmişin çok tartışmalı olabilecek bir muhasebesini yapmaya çalışmak yapıcı etkiler üretmeyebilir.

Sadece belki içinde bulunduğumuz süreçte kimin Atatürk adına, Atatürkçülük adına ne yaptığına bakıp BH-KH konusunda elimizdeki kaynaklarda paylaşılanlara ve elbette kendi inanç ve sezgilerimize bakıp değerlendirmeler yapmamız gerekli olabilir.

K'lar "Baş Yaratıcı sizsiniz" demişlerdi. Elimizdeki diğer kaynaklarda da aynı bilgi vurgulanıyor. Ve örneğin tasavvufi İslam'da da insan-hak özdeşliği ve "vahdet-i vücut" veya "vahdet-i mevcut" gibi temelde aynı hakikate vurgu yapan bilgiler, rehberlikler mevcut. Bu hem çok basit hem de bir o kadar dolu, büyük ve zengin bir anlama sahip. Bizi pek çok sorundan kurtaracak, güvene kavuşturacak bir anlayış içeriyor. İçimden bir ses bu büyük hakikate odaklanmamızın hepimiz için şu tırmanan kaos ve yıkım zamanlarında çok ihtiyaç duyacağımız bir ruhsal dinginliğe, tevekküle vesile olacağını söylüyor. İman denen şeyin de bununla yakından ilgili olduğunu düşünüyorum. Tüm varoluşla birliğe iman. En nihayetinde korkacak birşey yok, kızacak birşey yok veya Ra'nın dediği gibi "hata yok".

Kıskanacak hiçbir şey yok. Hepimiz tüm evrene, tüm varoluşa sahibiz. Tüm sevgi, tüm güzellik, tüm zenginlik sonsuza kadar bizim. Yine K'lar KH güçleriyle ilgili olarak demişlerdi ki: "Sonsuza kadar sahip oldukları şeyi sonsuza kadar arıyorlar."

Biz de sahip olduğumuza bakalım. İnanmayı deneyelim. Gaia arkadaşımız bir ağaç örneği vermişti. Bazen her birimizi öyle ruhsal bir ağaç simgesiyle hayal ediyorum. Ve bu ağaçları da bir orman gibi ilişki içinde düşünüyorum. Aynı güzel ve sonsuz gerçeğin bilgisinde, imanında, şifasında birleşmek için.

Varlığın kendisi olmanın ne demek olduğunu, bu gerçekliği düşünmenin, onu tatmanın, ondan yararlanman en etkili yollarını hep birlikte bulmamız ve uygulamamız gerekiyor. Durduğumuz yerde ne kadar çok şeye sahip olduğumuzu keşfetmemiz, ısrarla bu gerçeğin farkındalığında derinleşmemiz, onun ebedi lezzetini takip etmemiz lazım giderek daha fazla şifaya, kudrete, güzelliğe ulaşmak için.

bozadi

#35
Celsede yağmurda ıslanmakla ilgili birşey geçince aklıma geldi. Yağmurda sırılsıklam ıslanmaktan hiç korkmadığım, aksine mutlu olduğum bir iki deneyimimi hatırladım. Sonradan neden böyle bir tepki verdiğimi düşünürken, bunun nedeninin nasılsa eve gidip kurulanacağımı, elbiselerimi değiştirebileceğimi, hatta istersem güzel bir duş alabileceğimi bilmek olduğunu fark ettim. Yani tabi o belirli deneyimler sırasında eve dönüyordum veya dönebilecek durumdaydım.

İşte, öyle bir ev, öyle bir yuva ki "varlık" denen şey, şu dünya üzerindeki sorunların hemen hepsine ve hatta karşılaşabileceğimiz tüm kıyametlere, en nihayetinde bir yağmura yakalanıp ıslanmak gibi bakılabilir belki de. Yeter ki her zaman gidebileceğimiz veya olabileceğimiz varoluşsal yuvayı, ki bunun 7. yoğunluk (ve dolayısıyla tüm varoluş) olduğuna inanıyorum, onu bilelim. İnanmayı, güvenmeyi deneyelim. Test edelim.

bozadi

#36
Bıkıp usanmadan birbirimize ebedi olan gerçeği hatırlatmamız, ona işaret etmemiz gerekiyor. Üç beş günlük birşeyden bahsetmiyoruz. Birkaç ömürden bile bahsetmiyoruz ve hatta milyonlarca yıldan. Zamansız olan birşeyden bahsediyoruz. Gerçekten bahsediyoruz.

Dünyada yaşadıklarımızı umursamamayı, dikkat etmemeyi savunmuyorum kesinlikle ama gerçekten tüm bunlar nihayetin gözünde o kadar geçici, o kadar sahte ki! Tüm bu çatışmalar, sevgisizlikler, yokluklar, işkenceler, hastalıklar...

Yalandan birlikte uyanalım. Varlığımızdaki, tüm varoluştaki sonsuz hazineyi hatırlayalım. Gerçeğe dönelim. Hakka dönelim. Yalana verebileceğimiz en güzel cevap bu. Gerçek. Geçici çıkarlara, yırtınmalara, kıskançlıklara, işkencelere, varlığımızın kendisi olan ebedi ve mutlak zenginliğin gözüyle bakabileceğimiz zamanı istiyorum. Zamansızlığı istiyorum. Tüm varoluş evim. Tüm zenginlik benim. Tüm sevgi. Tüm güzellikler.

bozadi

#37
Hiçbir kirlilik, hiçbir suçluluk, hiçbir günah tanrı olduğumuz, sonsuz olduğumuz, varlığın ta kendisi olduğumuz gerçeğini değiştiremez. Tüm suçluluk ve alçaklık komplekslerini geride bırakacağız.

bozadi

#38
Bu kadar yokluğa, bu kadar zulme, bu kadar adı konmamış köleliğe, işkenceye, aptallaştırmaya, zehirlenmeye maruz bırakıldıktan sonra Tanrı olduğumuza inanmak ne kadar zor değil mi? Tüm bu zulümlerin, işkencelerin, köleliklerin, zehirlerin, aptallaştırmaların amacı buydu. İlahi gerçeğin ta kendisi olduğumuzu, tüm varoluşun bizim malımız, evimiz, yuvamız olduğunu unutturmak, keşfini engellemeye çalışmak.

arinmak

#39
Yazımın son kısmı kişisel değildi. Forumda düşüncemi paylaşmak şeklindeydi. Size cevap verdikten sonra son kısmı .... şeklinde ayrıp yazmaya çalıştım. Yanlış bir anlaşılma olduysa özürdilerim.

Yazdıklarınızın bir çoğuna katılıyorum. idolojilere takılı kalmanın yanlış olduğunu , herşeyin , şartlara göre olumlu ve olumsuz yönleri olduğunu , değişen şartlara göre olumlu yönleri alıp , birleştirmemiz gerektiğini söylüyordum...
Herşeyin sahtesine kaşıyım. Yarısını bile doldurmamıza izin verilmeyen kavramların içi boşaltıkmakla kalmadı , saptırıldı.
Atatürkte ölümlü bir faniydi ,  onunda hataları oldu. Bedeni benim için bir anlam ifade etmiyor , seçtiği yol ve yapmaya çalıştıklarıyla ilgiliyim.
Şu anki durumsa ortada , herşeyin sahtesi , en önde. Kim daha iyi satar yarışındalar.
menderesi asacaklarına , iktidara geldiği günden , indiği güne kadar; arkasına saklanıp kendi kişisel çıkarlarına hizmet edenleri assalardı bu gün böylemi olurdu. Bir daha cesaret edebilirlermiydi. Cüret ettirirsen yaparlar.
 Tayyip kuklaydı , Bu adamı deliğe süpürmeyin kullanın ricasından sonra kellesi yerine yapıştırılıp arkasından iş görülen. ( 28 şubatta ayrı bir hikaye birden fazla parçalı yapı , Çevik bir ve çevresindekiler , evren gibi hayal perest olup , tatlı vaadlere kanmasaydı. kendilerini kullandırmasalrdı şuan herşey çok daha farklı olurdu.)
Çok kirli bir oyuna bulaştık. Elimize kan bulaştı. Bununda elbet bir bedeli olacak.
Endişe etmeyelim Polat Alemdar bizi kurtarır[:)]


Yazdıkları mı okudum. Ben olayı çok yanlış yere götürdüm. Bunun için sizlerdem özürdilerim. Resmi sizin kadar büyük göremiyorum. Putin erdoğan soçi görüşmesi ( 2005 miydi neydi ) Avrupa fonlarından gelen parayla cumhuriyet mitingleri , Almanların son dakkika golu , akp tekrar iktidar olması , rusyanın turkiye üzerinden yeniden ayağa kaldırılması , çini yanına monte etmeleri..........  öncesi sorası kafamda çok soru var ama resmi büyük göremiyorum.

Bozadi son mesajında nelerden bahsetmiş , ben neler yazıyorum... Tekrar tekrar özürdilerim.
 

bozadi

#40
Ben de birisi bana "ne içiyosun sen?" diye soracak diye korkuyordum :)) İçinden geldiği gibi yazmaktan çekinme arinmak.

macka

#41
Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

arinmak

#42
teşekkürler bozadi [:)]
 

Tgur

#43
": (L) Tamam. Pekala, bir başka sorum var. MS 79 yılında Vezüv yanardağının webcam'i gibisinden ilginç bir video izledim. Bu gerçekten ilginç bir fikirdi. CGI ile yapılmış, yani bir bilgisayar animasyonuydu ama sanki gerçekten orada bir webcam varmış gibiydi. Bu da beni MS 79'da gerçekleşen patlamayı araştırmaya yöneltti. Patlamayla ilgili yazılar okurken, ki sanırım kaynağı Genç Pliny'ydi, patlamadan kısa bir süre önce bir koyun sürüsü varmış...

C: Bir keresinde dünya genelinde eşzamanlı yanardağ patlamalarından bahsetmiştik. Sadece bu da değil, dünyanın içindeki döngüsel ısınma ve gazların salınması da kıtaların kaymasına neden oluyor. Mevcut değişim süreci sona erdiğinde, dünyanızın büyük bir kısmı tanınmaz halde olacak."


http://www.mavikutu.com/video/pompei-deki-o-gunu-yasamak-istermisiniz

Dragutti

#44
Sevgili bozadi, cevap verme nezaketine bulunduğun için teşekkür ederim.
Bazı sorunlu yönlerine rağmen diye bir ifadede bulunmuşsunuz burası pek yeri olmayabilir ama
biraz açabilirseniz çok sevinirim. Ben bir de tüm terçümelerini (1994 - 2016)  Word formatında topladım isteseniz gönderebilirim.
Toplu halde isteyenler olabilir düşüncesiyle.
Bir de bir konu ötedenberi kafamı kurcalamakta, nedense İbrahimi dinlerden biri olan İslam ve Muhammed peygamberden hiç bahsedilmiyor.
Orjinal sitesine de yazdım ama malesef bir cevap alamadım. Dediğim gibi yeri burası olmayabilir. Ancak nereyede yazabileceğimi bilemedim.
Saygılarımla.