3 Eylül 2008

Başlatan 4BH, 15 Mayıs 2010, 16:37:16

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#15
Ve yıllardır bir "Devlet Büyüğü", üç çocuk yapılmasını ısrar ile öneriyor. Bu çok ama çok ilginç ve üzerinde düşünülmesi gereken bir durum. Herhangi bir bilimsel destek te sunmuyor bildiğim kadarı ile. Ve unutuldukça söylüyor, dayanaksızca...Aslında bölünmüş Ruh konusunu ilk okuduğumda yukarıdaki celsede, evet bunu ilk okuduğumda bu haber ilk aklıma gelenlerdendi. "Üç çocuk yapın, gerisine karışmayın"...İlginç değil mi...

Neyse, celsede çok daha fazla Genel Yaratılış ile ilgili göreceli önemli bilgiler de var, ve bu konu hakkında biraz da kişi içsel olarak keşfini yapabilmeli diye düşünüyorum.

bozadi

#16
"ruhsuz" diye tanımlananlar, 3. yoğunluğun erken evrelerinde bulunan, Ra'nın deyişiyle yeşil ışın merkezi (kalp çakrası) etkinleşmemiş, ruhsal/vicdani eğilimlerle yaşamayan, hayvansı güdüleri halen baskın olan, bu nedenle insani bakımdan "ruhsuz" diye tanımlanan kişiler. varoluşun hiçbir noktasında mutlak manada ruhsuzluk diye birşey söz konusu olamaz, çünkü herşey varolan tek şeyin, yani ruhun/bilincin çeşitli hallerinden oluşuyor. bu madde için bile geçerli. maddenin kendisi ruhun uyuyan bir hali ve ayrıca çeşitli derecelerde uyanık haldeki ruhlar da o maddeyle çeşitli etkileşimlerde bulunuyor.

ra ve kasyopya bilgilerinde, bu "ruhsuz" popülasyonun dünya nüfusunun yaklaşık yarısını oluşturduğu söyleniyor. kasyopya celselerinde bu varlıklar "organik portal" (OP) olarak da tanımlanıyor. böyle bir terimin önerilmesinin nedeni, "ruhsuz" gibi biraz daha saldırgan bir izlenim bırakmayan bir terim olması olabilir. peki neden "organik portal" terimi? organik kelimesinin biyolojik bir varlık anlamında olduğu açık. "portal" kelimesinin ise ikili bir ifadesi olduğunu düşünüyorum. birincisi, ruhsuz diye de ifade edilen o varlıklar, her ne kadar 3. yoğunluğa mezun olmuş olsalar da, 3. yoğunluğun belki özellikle ilk çeyreğinde, Ra'nın deyişiyle ağırlıklı olarak hayvanımsı eğilimlere sahiptirler hala. yani bu şahıslar bir anlamda 2. yoğunlukla 3. yoğunluk arasında bir geçiş/geçit (portal) türüdür.

bu varlıklarla ilgili olarak portal/geçit kelimesinin kullanılmasının diğer ve belki de daha önemli nedeni ise, bu "ruhsuz" varlıkların "ruhlu" varlıklara karşı bir "saldırı portalı/kanalı" olarak etkin bir şekilde kullanılma şansının yüksek olmasıdır.

çünkü şahsi iradesi gelişmemiş, aklı ve vicdanı olgunlaşmamış, özgür irade anlayışı kıt olan bu varlıklar, negatif üst yoğunluk varlıkları tarafından beyinlerine/bilinçlerine yapılan güçlü telkinlerden çok daha kolayca etkilenebiliyorlar. yani davranışları dışarıdan daha kolay yönlendirilebiliyor. aynı telkinlere "ruhlu"lar da maruz kalıyor ama bu telkinleri/yönlendirmeleri akıl ve vicdan filtrelerinden (ne kadar gelişkinse artık) geçirdikleri için hem o şahsın kendisine, hem de çevresindekilere etkisi düşüyor ve bu durum negatif varlıkların hiç hoşuna gitmiyor.

OP'ler nispeten çok daha kolay yönlendirilebildikleri için, "ruhlu" varlıklara karşı "sopa" olarak kullanılabiliyor (ille her zaman mutlak başarıyla olmasa bile).

çoklu kişilik bozukluğu ve "mühendislik" hususunda;

ABD gibi, negatif bir düzenin insanlara dayatılma (iradelerini zayıflatarak ve kontrol ederek) çalışmalarının daha yoğun olarak yaşandığı ülkelerde, tespit edilen ve kontrol altına alınan ve koşulları uygun olan OP bireyleri, CIA gibi kurumların bu işle ilgilinen birimleri tarafından, negatif üst seviye varlıkların yönlendirmeleri doğrultusunda, insanlığa negatiflik saçma çalışmaları dahilinde "programlanma/mühendislik" çalışmaları yoluyla etkili bir şekilde kullanılabiliyor insanlara karşı. bazı ayrıntılarını öğrenmek için "CIA, zihin kontrol deneyleri, suiskast" gibi anahtar kelimelerle google'da Türkçe sayfalarda yapılacak bir araştırmadan epeyce sonuç alınabilir sanırım.

Kennedy, John Lennon vs suikastlerde bu tür beyni programlanmış bireylerin kullanılmış olması çok muhtemeldir. 11 Eylül saldırılarında kullanılan Arapların da bu tür beyni programlanmış "personel" olması çok muhtemeldir. bir yerde durup dururken insanların üzerine ateş açan psikopatımsı tiplerin bir bölümü yine kesinlikle aynı ekiplerin çalışmalarının başarılı birer ürünüdür. insanlığın tam köleliğe kaydırılmaya çalışılacağı "yeni dünya düzeni" doğrultusunda atılan adımların en basitleridir bunlar belki de.

tüp bebek konusunun, bu celsede bahsedilen olaylarla bağlantılı olduğunu veya kastedildiğini sanmıyorum. tüp bebek yoluyla dünyaya gelmiş bir insan varlığı OP tipi olgunlaşmamış bir ruh olabileceği gibi, gayet olgun bir ruh da olabilir pekala bana göre. ama herhangi bir araştırma yapmadım bu konuda. sadece şu anki genel fikrim bu.

bozadi

#17
sevgili JCA, kasyopyalıların söylediklerine dayanarak birden fazla ruha sahip olduğun fikrine nasıl vardığını merak ediyorum. birden fazla kişilik anlamında söylüyorsan, her kişiliğin ayrı bir ruh olduğu ima edilmedi bana kalırsa.

ruh hali değişmeleri çoklu kişilik bozukluğu (MPD: multiple personality disorder) anlamına gelmez. hepimizde bazı altkişilikler olabilir ama bu mutlaka MPD tanımında olduğu kadar yoğun veya şiddetli veya hastalıklı değildir. yani hafif düzeyli MPD aslında hemen her ruhlu varlığı etkileyen bir salgındır dünyanın mevcut koşullarında ama MPD deyince, özellikle de OP'lerde meydana gelen MPD, emin ol "bayaa hastalıklı" bir durum.

ruh ilişmesi (spirit attachment) vakaları da sanıldığından çok daha yaygın ve daha çok ruhlu bireylerin muzdarip olduğu vakalar gibi görünüyor. nasıl istisnasız olarak hepimizin sindirim sisteminde faydalı bazı bakteriler yanında pek çok zararlı bakteri ve parazit organizmalar mevcutsa, eterik alanımızda da eterik bazı parazit varlıklar dönem dönem mevcut oluyor çeşitli kaynaklara göre.

JCA

#18
Açıklamalar için çok teşekkürler Bozadi.

Sanıyorum ruh ilişmesinde kişi kontrolünü belli aralıklarla tamamen kaybediyor. Örneğin zararlı bir eylemde bulunduğunda bunu yaptığı zaman resmen ne yaptığının farkında olmuyor.
 

Yolcu

#19
Sevgili Tiversonus ve Bozadi bakış açılarımızın birbirine çok yakın olduğunu görüyorum. Bu karşılıklı; aramızda ki bir uyumu, dengeyi, bütünlüğü yakalamaktır. Ama gelecekte hep böyle uyumlu gidecek  diye bir  kaide de yok. İç ve dış enerjiler sürekli  değişmekte.

Sevgili JCA sizdeki bölünme değil sadece  tüm farklı kişilikleri birbiriyle dengelemeye çalışma süreci. Birbirinden  farklı  çok insanla oturup sohbete başladığım  zamanlarda kendimde gözlemlediğim olumsuz  yanlarımı sorguladım kendime. Mesela kariyer sahibi birinin yanında, benden çok zengin birileriyle oturduğumda, benden yakışıklı insanlarla  oturduğumda kendim de bir eksiklik farkederdim. Eksikliği sorgulardım "neden böyle hissediyorum? ".  Kendime yakıştıramamıştım bu aşşağılık kompleksini  sonrası  nasıl hissetmem gerekir, uygun dengeli his nedir diyerek  oturduğum insanların yanında bu duygu/düşüncelerimi kontrollü deneyimleyerek hissetmez oldum. Kimi yerde espiri yapıp güldüğümde soytarı olarak değerlendirildim, kimi yerde  soğuk biri olarak nitelendirildim, kimi yerde  zekiydim, kimine göre aptal, kimilerine göre cahil, kimine göre  bilgili  olarak nitelendirildim. Bu farklı bakış açıları beni epey üzdü, sevindirdi bu çalkantıların  hepsini harmanlayarak sonunda içimde TEK'liğe geçtim. Aynı anda  tüm farklı kişiliği özgürce barındırmak çok özgün ve güzel.

Hiç kimsenin sizin hakkınızda düşündüğü gerçek değil sizin kendiniz hakkında ne düşündüğünüz önemli. Kendinizi başkalarının bakış açısına göremi seveceksiniz yoksa herşeyden bağımsız, yargısız mı kendinizi seveceksiniz. Başkalarının bakışıyla sevmeye çalışırsanız bunu çok zor  başarırsınız, çokda ızdırap çekersiniz.

İnsan kendi olma özgürlüğünü başarırsa  çok  daha  güzel yaratımlar ortaya çıkacaktır.
 

Tiversonus

#20
Alıntı YapS: (A___) Probiyotikler benim için de iyi mi?
C: Kesinlikle.

Basit ama faydalı bir öneri ve aklıma geldi paylaşmak isedim; bu en basit anlamı ile pastorize olmamış sütle yapılan Yoğurt ve türevleri...

ve bir alıntı:


Probiyotik yoğurtların, yapısı itibarıyla anne sütüne benzer bir etkiye sahip olduğu söyleniyor. Bu yoğurtların en büyük faydası, bağırsak tembelliğine ve kabızlık sorunlarına iyi gelmesi. Düzenli tüketilen probiyotik yoğurdun, kalın ve ince bağırsakta pek çok sorunu giderdiği ve hastalıkları önlemeye yardımcı olduğunu gösteren araştırmalar bulunuyor. Yoğurt yendiğinde vücuda giren bakteriler, emilmeden bağırsaklara kadar geliyor, burada yerleşiyor ve etkisini göstermeye başlıyor. En az 15 gün tüketildiğinde, karında şişkinliği, kabızlığı, sindirim sorunlarını, bağırsak enfeksiyonları ve idrar yolu iltihabını engelliyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

İçindeki probiyotik bakterilerin ölmemesi için yoğurdun sıcak yemeklerle birlikte tüketilmemesi gerekiyor. Bekletildiğinde tüm etkisini kaybettiği için paketi açar açmaz hemen yenmesi gerekiyor. Bu sebeple 100-125 gramlık ufak paketlerde satılıyor.


Osman Müftüoğlu bir makalesinde probiyotik ürünlerle ilgili şunları söylüyor:

"Probiyotikler, sağlığa yararlı, bağışıklığınızı güçlendirici dost bakterilerdir. Vücudunuzda savunma gücü antikorları üreten bağışıklık hücrelerinin yüzde 70#8242;i sindirim sisteminde yaşamaktadır. Probiyotik gücü arttırmak, bağışıklık gücünü arttırmak anlamına gelmektedir. Probiyotik gücünüzü arttırmak ve canlı biyolojik güçler olan dost bakterilerden daha çok yararlanmak için probiyotik süt içeceklerinden, mayalı besinlerden veya probiyotik içeren çoklu vitamin ve mineral karışımlarından yararlanabilirsiniz. Yeni bir çalışma probiyotik bakterileri içeren çoklu vitamin mineral karışımlarının soğuk algınlığına yakalanmayı engellediğini kanıtladı. Yoğurt veya kefir ürünleri ya da probiyotikli multivitamin-mineral tabletleri fark etmez."


http://www.hafiftarif.com/2008/07/06/probiyotik-yogurt-ile-normal-yogurdun-farki/



sirera

#21
Alt benliklerin tanımlandıkça ve kabul edilebilir hale getirildikçe kişiliği zenginleştirici olabileceğinin zira bunlar tanımladıkça öz benliğimiz ile kopan bağın iyileşmekte olduğunun düşüncesindeyim.
Ne kadar çok alt ben o kadar zengin kişilik.
Bu altbenliklerin her biri istek ve arzu içinde, herbiri deneyimlemek ve hayatta kalabilmeyi istemekte. Tıpkı dünyada yaşayan insanlar gibi.
Kendimiz için olumlu ve olumsuz yargılarımızı yapmakta olan benlikleri, bir başka izleyici olanın, gönlünde yatanın öz olanla bağı kurmak olanın izlediğine odaklandığımızda bu maddesel katta bir yenilenmeye ve yaratımı gerçekleştirdiğimize inanıyorum.
Bu yenilenme süreci o kadar kıyasıya birbiri ardına oluyor. Bir tek kaynağın yansıması olan bu çeşitlilik, birleşmeyi arttırdıkça, zihindeki madde ağırlaşıyor, başka bir tür nesnelleşme vuku buluyor ki bu da hep beraber oluşturduğumuz bilinci oluşturuyor aynı zamanda.
Bunu, ağırlık, neşesizlik olarak değil de nesnelerin ve olguların olduğu gibi olmadığının görüşüne, bu anlayışta olma neşesi olarak değerlendirdiğimizde yönler ortaya çıkıyor. Son derece özgür olabileceğimiz seçimler, yapmış olduğumuz seçimlerle ilgili sorumluluklarımız gibi.
İfade etme sorumluluğundaki benliğimiz seçimini yaparken bedenimiz, ülkemiz, dünyamız, evren ve tüm olan için ifade seçimini yapan benlik, öz olanla, kaynakla bağlantıda olan ise eğer, güven içinde, güven verici, yargılamaktan uzak olacaktır diye düşünüyorum.
Buna odaklanılarak yaşandığında öz benim, yüksek ruhum, üst benliğim, yüceliğim, kaynağa bağlanmış olanımla, zararsızlık inancımla, tüm var olanın olduğu gibi, olması gerektiği gibi yaşandığı, değişimin her daim gerçekleştiği ve değiştirilmesi gerekenin sadece ne olmasını istediğimin farkındalığına odaklanarak, yaşamın oluştuğunun bilgisiyle yaşamak oluyor.
Herkesin saf olan bilgiye, kaynağa olana ulaşma isteğini taşıdıklarını düşünüyorum. Hepimiz o kavrayıcı, iyileştirici gücü hatırlıyoruz. Ve yaşamak iyi :)
Yaklaşık 8 yıldır kefir yapıp içiyorum. Ara versem de tohumları hep canlı tutuyorum.  Yaklaşık bir hafta sonra yenileyici etkisini hissettiriyor. Kabın kenarlarında kalan katı kısmının da cilt lekelerine iyi geldiğini gözlemledim. Kombu çayının da probiyotik etkisi var yanılmıyorsam. Toksinlerden arınmış steril hazırlanmış her iki içecek de etkili ve iyileştiriciler.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tiversonus

#22
Uzun yıllar önce bazen kendi kendime "çift kişiliğim mi var" diye sorardım. İşin garibi kulaktan dolma bilgiler ile kendi kendime yorum yapardım...Elimizin altında internet var, bir sürü tıp sitesi var ve kitaplar var. Ve bilimsel olan tanı ve işaretleri ile olaya bakmak en faydalı olanı...


Bilimsel olarak söylenen şu; çoklu kişilikler beynin belirli bölgelerini kullanırlarmış ve bu aletler ile ölçülebiliyor. Ve işte kendini sorgulama yeteneği insanı biraz paranoyak yapar demiştim ya bu neden ile. Bilimsel araştırma çok önemli. Ve kendi hayatımda ne kadar duygusal dalgalansam da, bir sürü KH dünyasının programlarına takılsam da hiç bir zaman hatırlayamadığım bir anımın olmadığını gördüm....


Spiritüel kişiler biraz hassas yapılıdırlar, çok çabuk nem kaparlar. İşte bu neden ile bilim, bilim ve bilim diyorum. Bilimsel veriler dışındaki tüm şeyler ile bu tür şeylerde sonuca gitmek yanlış. Şu Dünya'nın Kendine Hizmet frekansında "ruhlu" insanın travma yaşamaması zaten çok zor değil midir? Empatili olacaksın ve bütün pislikçe olan vahşet içeren şu kendine hizmet dünyasında duygusal, zihinsel dalgalanmayacaksın. İşte bu zor. Bu nedenle yapılacak iş zihinsel ve duygusal arınma. Hepsi bu. Paranoyaya gerek yok.


"Ruhlu" ve "ruhsuz" her ikisinde kişilik çokluluğu var deniliyor ve ruhlu için de yapışık ruh söyleniyor. İşte yapılacak iş ortaya çıkıyor.


Peki empatim var mı* Teşhisi şu cevapta: "Hiç başkası için sızlı yor mu?"....Bu var ise yol açık...


Ve gerisi teferruat. Yani arınma ve çalışma işi.
 

Evet kişinin kendi ile çalışması çok acılı bir süreçtir ve işte bu neden ile eskiden inisiyasyon ile bu işler yapılırmış sanıyorum.


Ve bilimsel araştırmalar ile yol almak en iyisi, elbette spiritüel işleri de yapmak gerekiyor. Evet işte "bilgi korur" yani bilgilenmek gerekiyor.


Ve birbirlerimizi bilinçte ve diğer herşeyde besleyebilmek için buradayız ya da ağ çalışması yapıyoruz.

JCA

#23
Söylediklerinize katılıyorum.Düşüncelerime oturuyor.

Şöyle bir durum var bende. Bir anda sinirlenip bir anda bundan pişman oluyorum. İşin doğrusu bu.

Ancak ben zihnin sorularına cevap bulmanın anlamlı olduğuna inanmıyorum. Bu beni çok yordu ve bir cevaba ulaşamadım. Zihnin çıkarcı ve bencil olduğunu düşünüyorum.Arzuların sorularına cevap verir sadece. Zihin sustuğunda yanıtlar ortaya çıkacaktır. Sonuçta zihin 5 duyu ile bağlantılı halde çalışıyor ve bunun üstündeki algılarla uğraştığı zaman alabildiğine zorlanıyor. Bu da sinir sistemini aşırı zorlamak anlamına geliyor. Ben bu tip bilgilerin zihin ile ulaşılabileceğine artık inanmıyorum. Zaten zihnin yarattığı dünyanın düzenini hepimiz görebiliyoruz.

Matrix'te neo kendi kendine şöyle diyordu. ''Keşke ne yapacağımı bilseydim'' Aynen bende öyle diyorum şu an.

Tabii matrix dediğimiz film doğu öğretilerini öğrenen bir batılı senaristin uyarlaması. Teknoloji ile harmanlanmış bir biçimi. Fazlası değil.

Her halükarda zor bir iş.
 

Tiversonus

#24
Merhaba, Akıl/Beden/Ruh bileşimi "bir ölçüde" dengelenecek bütün fazla fazla yazılan sözlerin genel anlamı bu aslında. Ya da Zihinsel beden, Duygusal beden, Eterik/Ruhsal beden ve genetik beden bir ölçüde hizalanmalı. Ve burada bu temizlik, arınma ya da dengelenme nin "amacı" bazen işe yarar diye oyalama maksatlı New Age sunumlarının "amaçları" ile uyuşmayabilir, bu tuzaklara da dikkat edilmeli...Amaç ya da 'hedeflenen nedir?' işte bunun cevabı bence önemli.

Zihin tamamıyle bir kenara atılacak diye bir şey sözkonusu olamaz, elbette bunu söylemek istemediğinizi biliyorum. Ama yine de temizlik yapılana kadar da büyük engelinin zihinsel yazılımlardan, programlardan geldiğini biliyoruz. Beden sağlıklı olmalı ki, farkındalığımız artabilsin. İşte 'vitrinin en önünde olan' zihin tüm bu yazılanları okur, yorumlar, sonuçlar üretir. Belkide şunu sormalıyız? Zihin hangi temellere sahip ki ya da işleyiş mekanizmalarına, bu şekilde çalışıyor?


Basit bir örnek olsun! Örneğin Pazartesi ve Perşembe günleri öğleden sonra 15.00 da Nefes Egzersizi yapmayı bir an içinde karar vermişiz! Peki bu yapılmadığında ya da yapmadığımızda buna karar verenin yine zihin olduğunu biliyor muyuz? Hem kararı veren odur ve hem de uygulamanın yapılmaması kararını...İşte tutarsızlığı kendi kendine yaratıp, büyüten ve bir şekilde huzursuzluğu yaratan aynı işlevsel bölümdür. Halbu ki, verilen karar uzun vadeli bir karar dı? Gözlemlemeliyiz bu nasıl oluyor. Zihin dışarı atılmak için değil; bilakis sağlıklı bir işleyiş için üzerinde çalışılacak bir bölümdür. Sağlıklı olduğunda, Ruh ile hizalı olduğunda müthiş görev yapar zihin.


Örneğin bugün Perşembe ve sabah neskafemi içerken, öğleden sonra aklıma geldi ve müthiş canım istemedi. Evet doğru. Bir taraftanda zihinsel ve fiziksel faydaları aklıma geliyor. Kişi kendini tanımalı ve pratik çözümler bulabilmeli. Kendi tecrübeme göre ben bunu saatlerce düşünerek bir sürü enerji harcayacağıma, bir ölçüde zihnimdem bu hesaplaşma ya da yorumlama işini uzaklaştırıyorum. İşte pratik ve pratik şeyler kişiye göre değişiyor. Zihnimde bu düşünceyi fazla gezdirmiyorum ve belki sadece şunu diyorum:'nefes egzersizi yapmasam bile, ki hiç ama hiç önemli değil, gibip bir rahat yere, oturacağım, evet oturacağım ve hepsinden belki de sadece birer kez, birer tane yapacağım' diyorum. Kısaca zihinsel muhasabe, zihinde olduğundan ve o da bir tür çeşitli yazılımlar üzerinde çalıştığından, ona da hak veriyorum. İşte zihinde tartışmamak ilk aşama ve sonra bazen gidip oturur ve üçer defa yaparım hareketleri. Ve her hareketi yaparken zihnim bir sonraki neydi, hangi hareketti, kaç taneydi diye sorulara başlar. İşte bunu gözlemlediğimde zihnimde bunların oluştuğunu gördüğümde şaşırdım. Daha hareket bitmeden sonrakini düşünerek hareketin faydası gümlüyor:) Ve orada o harekette, kelimeye (Ba-ha) ya o kadar çok zihinde odaklanıyorum ki, sadece sadece o an 'o hareket var başka bir şey yok' durumuna sokmaya çalışıyorum. Ve o hareket bitmeden bir sonraki hareketi zihnimden bu şekilde uzaklaştırıyorum. Ve o an; sayı hiç ama hiç de önemli olmadığını keşfedebiliyor insan: Nitelik ve nicelik şeyler...Ve zevki, faydayı ancak AN' İÇİNDE YAKAYABİLECEĞİMİ görüyorum. An ise titreşiminin geçmiş ve gelecekten koparılması ile büyük ölçüde An' olabiliyor ancak...Böylece zevk ala ala mekanik saatin gösterdiğinden farklı bir "sürede" egzersizimi yapıyorum...İlk başta sadece orada oturup, birer tane yapacağım demek yeterli ve deneyin ve sadece birer tane yapın...Sonra ne olacağını hiç düşünmeyin diye öneriyorum. Bu kandırmaca da değil. Bu sadece an içinde kalmak ve o anı kovalayan diğer an'a geldiğinde o an içinde karar vermek. Evet zihin kendisinin alışagelmiş çalışma prensipleriyle alt edilemez. Alt etmek zihin değil aslında programları. O bir üç saniyelik yapılacak işe dakikalarca enerji tüketir şekilde programlı. Kısaca bu örnekle söylemek istediğim, sorun zihinde değil ancak programlarında olduğu. Sonra zihinle dostluk başlayabiliyor, yapılan iş en fazla zihni rahatlatıyor ve duyguları. Bir kez yapılan hareket, bir ölçüde farkındalık artışına sonuç verebiliyor, ancak an içinde odaklanılmış bir tane ile bu mümkün...Farkındalık artışı ile göremediklerimizi bir basamak yukarıdakini görebiliyoruz ve benzer metodla ilerliyebiliyorum. Sonuçta bu işte zorlanana söyleyeceğim ilk şey: Gidin o saatte oturun ve birer kez ama an'a odaklanarak birer kez yapın o hareketleri gerisini düşünmeyin.


Geçenlerde Mongol isimli rus filmine baktım pc mde. Altı aydır bekliyor, Ra bilgilerinden bildiğimiz işte Cengiz Han ın Kh hasatını başardığı yönünde idi. Ve seyretmiyordum bu filmi, frekansımı düşürür diye. Ama işte altı aydır da bilgisayarımda bekliyordu film ve raytingi de fazlaca. Oldukça boş zamanımda, farkındalık kalkanımı giyerek seyretmeye karar verdim. Filmin bazı sahnelerşnde gözümü kısmıştım hatta. Sonra dikkatim kendimde oldu, kendimi gözlemliyordum. ve bir gün geçmesine rağmen, zihnimde epeydir olmayan iniş çıkışlar yaptığımı gözlemledim, zihnimde daha fazla olumsuz kelime vardı kısaca. İşte farkındalık için yaptığım bir deney di bu. Kısaca 2ben avrupa liginde oynarın2 der takımlar, işte ölçmek gerekiyor, gel bakalım önce elemelerde oyna gibi. Kısaca kendimizi devamlı ölçümde tuttuğumuzda bir şeyleri net görebiliriz. Dışarıdan gelen frekanslar bir şekilde bir süre sonra bizde otomatik tepkiye dönüşmüyor, işte o filmi eskiden izlediğimde ne olduğunu ancak ve ancak şimdi "görebiliyorum"..Yani zihnime ve duygularıma ne yaptığını şimdi görebiliyorum, arasıra böyle testler yapmak ta faydalı. Artık olayların -bir ölçüde- bilinçli bir katılımcısı olabiliyor insan. Ve kendimizi gözleme devam ettiğimizde, bizi yıkmayan ancak bayağı zora sokan şeylerin analizini yaparak, deneyimin özünü çıkararak bir değişim ve kuvvetlenme başlayabiliyor.

PC Oyunları, alt duygusal ve hareket merkezlerini hareketlendirmeyi hedef almış tv programları, medya, çevredeki bir sürü düşük hareket merkezli frekanslar ile adeta bombardımana tutuluyoruz. Kuvvetlenebilmek için ilk zamanlarda bunlardan bir ölçüde uzak kalmamız faydalı olabilir. Kuvvetlendikten sonra olayların bir ölçüde bizi eskisi kadar otomatikleştirmediğini görebiliriz. Kısaca frekans tuzaklarına dikkat etmek de gerekiyor. Kontrollü duygu boşalımını yapmakta gerekebilir, işte böylece eklenmeler başlar ve an'da kalarak deneyimlerin özünü daha fazla alarak bir süre sonra kendimizi ölçmeye kalktığımızda müthiş bir fara ulaşmış olabiliriz. Oysa sonuca kilitlenmiş zihin ile asla sonuca ulaşmak kolay olmuyor.


Başka bir kişi ile yaşadığımızın özünü derin düşünme ile çıkardığımızda, bu özümseme  ve farkındalık ve an'da deneyimin bir ölçüde uygulayıcısı da olduğumuzda, o kişi ile bir süre sonra karşılaştığımızda, eğer o kişi hala aynı çemberin etrafında dönüyor ise bizdeki farklı olan özümsemeyi de anlayamıyor. Bizde eskiden anlayamıyorduk.


Ve hedeflenen şeye varmak ise, ancak deneyimin an2ında kalarak, yoğunlaşarak, ancak o deneyimin en fazla özünü çıkarabilmekle daha verimli olabiliyor. Diğer türlü pişmanlıklar ya da benzeri şeyler ise bizlere hizmet etmiyor. Ve tek bir nefes alırken dahi, sadece yüzde doksanlar ile o nefese odaklandığımızda, bu deneyimin sonucunda müthiş bir farklı insan olabiliyoruz. Tek bir nefeste dahi bu böyle kanımca...


Son olarak şunu söylemek istiyorum: Değişim Sonsuza açılan An'da olabilir ancak ya da "ebedi an içinde"...

yucelulu

#25
"An ki fıskıyesidir sonsuzluğun"
                         Cemal Süreya