Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

23 Mart 2019

Başlatan bozadi, 26 Mart 2019, 19:36:05

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#15
Örneğin kalp... İlk soru bu. Farklı protein türlerinin oluşturduğu bu büyük yapıların aldıkları şekilleri almalarının sebebi, tıpkı katlanan proteinlerin, katlanmayı doğal olarak meydana getiren farklı moleküllerin yasalarını izlemesi gibi belirli bir doğal yasayı izlemeleri olabilir mi acaba?
C: Öyle. Ve "yaşam" aslında yalnızca proteinin antenimsi işlevinde olduğu halde sanki organlardaymış gibi görünebildiğine dikkat edin.
S: (L) Tamam, katlanıp sallanabilen bazı proteinler var diyelim. Katlanıyorlar ve işlevlerinden biri düzenli veya ritmik olarak belirli bir şekilde hareket etmek. Bu, kalbin vücuttan çıkarıldıktan sonra atmaya devam edebilmesi fikriyle de alakalı mı? Yani, oluşan proteinler topluluğunun bir işlevi mi bu? Bazı bilgileri alabildiği sürece işlev göstermeye devam edebiliyor mu?
C: Aynen.
S: (L) Eğer bu sadece hammaddelerin, amino asitlerin vs. faaliyeti olsaydı, sonsuza kadar işlev göstermesini engelleyen ne olurdu? neden durur?
C: Anten! Işıktan fazlasını çekiyor! Yaşam enerjisi veya sizin "ruh" diyebileceğiniz şey, bir tür anten tarafından bağlanıyor.
S: (L) Yani diyelim ki ruh bedeni terk ettiğinde, şarj edilmiş bir pil gibi devam edebilecek bir artık işlev var ve sonra bu enerji bittiğinde, artık enerji girişi yok, öyle mi?
C: Evet.

---------------------------------------------------------

Bu celsenin değişik bilgilerle dolu olması ,çeşitli açıktaki sorulara cevap vermesi yönünden önemli,

Lauranın ilk baştaki uzun anlatımından en son kalp ile ilgili bölümünü ele aldım,

Kalp düz çizgili kas dediğimiz görüntüdedir ama bir pompa işlevi yaptığı ve bir ömrü bedende idame ettirdiği için çok değişik özelliklerle doludur kol ve bacaktaki çizgili kaslar devamlı işlev halinde bir müddet sonra yorulur aralara laktik asit birikir ve bir zaman gelir işlev göremez olur onun için kalp çizgili kas gibi görünse de göğüs adalelerimizde olan yelpaze tipi çizgili kas karışımıdır ve bu kas karışımı onu yorulmadan uzun müddet çalışmasına yol verir ve bütün bunlara rağmen kalp kasılıp atma işlevleri arasında dinlenme zamanları da vardır ,bu da kalb atım adedi denilen araları doğurur,yani aralardaki boşluk onun dinlenme zamanlarıdır,

Böyle detaylara girmem lütfen sıkıntı vermesin Lauraya bakın daha fazla bilgi için nasıl yüksek tempoda çalışıyor ve bilgileri özümsüyor bizlerin de biraz onun bu gayretini örnek almamız lazım hayat dindir etrafta neler oluyor,bakmalıyız, her neyse ,

Kalbin ayrıca sinirlerinden ayrılsa da kendi başına çalışma gücü vardır ,dikkat edin damarsal izolasyon değil sadece sinirlerinde ayrıldığı vakit damarsal kopukluk ölümde oluyor ,

Bu sinirler kalbin atımını sağlayan sinirlerdir ve aralarında vagus siniri de vardır (kalb atım adedinin yavaşlamasını, ayarlanmasını sağlayan),işte bunları ayırdığınız zaman kalp atımına devam eder zira kalb atımını sağlayan ve kalbin üst, orta, alt bölümlerinde yerleşen sinir düğümleri ve bulan kişilerin isimlerini taşır bunların değişik yerlerde merkezlenmesi bir kalp krizinde hasar gören kalp kasının kasılıp pompa görevi yapmasını aksatmaması içindir sigortadır kısaca

Buraya kadar anlattığım bedenin ölmeden evvelki halinde olanlardır ölüm halinde ise celsede de belirtildiği gibi kalbin bir müddet damarsal bağlantı olmadığı halde işlevine devam etmesidir ,hatta bunun için ölüm raporu için evvelden kalbin durması baz alınırmış şimdi ise beyin ölümü baz alınmaktadır,ancak bunun da tartışmalı tarafları var,

Ayrıca organ nakillerinde organların bu canlılıklarının devam etmesinden de yararlanılır,

İşte bu kalbin çalışmaya devam etmesi ve göçmeden evvelki bedenin fonksiyonları dışındaki hayret verici canlanmaların da neden olduğunu ruhun protein antenleri ile irtibatı olduğundan anlıyoruz,Laura proteinlerin katlanma ve ucu açık olmalarını bulmuş K.lar ise bunun ne için olduğunun bilgisini (anten özelliği) vererek doğal bilginin tamamlanmasını sağlamaktalar..

Tgur

#16
EVRİM DEĞİL AKILLI TASARIM VAR
-----------------------------------------------
(L) Mühendislik seviyesi, zeka seviyesi, yani demek istediğim... Deneyler yapıldığı belli. "Prehistoric Life" (tarih öncesi yaşam) kitabına bak. Canlılar tasarlama üzerinde çalışan zihinleri GÖREBİLİYORSUN. Sonra, yaptıkları birşeyi beğenmiyorlar. Tüm gezegeni siliyorlar ve yepyeni türler ortaya çıkıyor. Bu resmen mühendislik. Eski tasarımı beğenmemişler. Eski tasarımlardan bazıları GERÇEKTEN çok kötü, bundan emin olabilirsiniz! [kahkahalar] Yemin ederim bunu kitapta görebiliyorsunuz. Bazı fikirler gerçekten çok KÖTÜYMÜŞ! Ciddi tasarım hataları.
(Joe) Forumda, her bir türün, milyarlarca yıllık dünya tarihinde önceden tasarlanmış deneysel parçalar kullanılarak tek tek tasarlandığını söylemiştin. Şunu merak ettim... Önceki bir celsede dünyada yaşamın tohumlandığını söylemişlerdi. Önce ilkel yaşam verilmiş. Fakat dünyadaki tüm türlerin gelişmiş halinin ne kadarı doğrudan yaratıldı?
C: Behe'nin dediği gibi, familya düzeyinde.
S: (L) Canis familyası gibi. Kurtları, köpekleri vb. bu familyadan türetebiliyorsun.
(Joe) Yani köpeklerin tüm bileşenleri başka bir yerde doğrudan yaratıldı ve sonra...
(L) Kitaba bak. Nerede başladıklarını görebiliyorsun. Nasıl en basit organizmalarla başladıklarını gösteriyor. Sonra bunlarla biraz oynayıp geliştirmişler. O resimlere bakıp fosil kayıtlarında keşfettikleri şeyleri görmek gerçekten çok ilginç. Birşey yapmaya çalıştıklarını, sonra buna birşey eklediklerini, sonra farklı şeylerin parçalarını kullandıklarını, yeni bir parça veya parçalar tasarladıklarını görebiliyorsun. Her bir türün, başka hiçbir türde olmayan belirli sayıda geni veya parçası oluyor.
(Joe) Önceki celsede bunun bir bakıma 4. yoğunluktaki bir köpek düşüncesi gibi olduğunu söylemişlerdi. Sonra bu düşünce 3Y'ye aktarılınca etrafında madde birikiyor.
(L) Kaçırılmalarla ilgili anlattıklarıyla aynı şekilde olduğundan eminim.
(Joe) Hayır, ama bu... Yani sonuçta evrimsel bir süreç var, köpeğin parçalarının...
(L) Köpekten bahsetmiyorlardı sanırım.
(Joe) Doğal bir evrim oluyor mu? Kastettiğim şeyi anlıyor musun?
(Pierre) Sanırım Joe'nun demek istediği şey şu... Joe, akıllı tasarım ile evrimi uzlaştırıyor...
(L) Evrim yok.
(Pierre) Ama 4Y'deki mühendisin kafasındaki fikirler evrimleşiyor...
(Joe) Sen aşağı bir plan gönderiyorsun, o planın etrafında madde toplaşıyor ve hızla bir köpek meydana getiriyor.
(Pierre) Sonra bundan birşeyler öğreniyorsun, düşünüşün gelişiyor ve bir Köpek 2.0 tasarlıyorsun.
(Joe) Hayır, köpek birşeyden evriliyor.
(L) Hayır, köpek hiçbir şeyden evrilmiyor. Yaratılıyor.
(Joe) Yoktan mı ortaya çıkıyor?
(L) Hayır, yoktan çıkmıyor ortaya. Sanırım söyledikleri şey, proteinler ve diğer yapıtaşları gibi küçük şeylerle ilgiliydi. Ama bunlar nasıl bir araya geliyor? Tam olarak bir "köpek" düşüncesi gibi de değildi; öncelikle temel yaşam formları var ve DNA yoluyla mühendislik yapılmasından bahsediyorlardı daha çok. Eğer 3Y'ye aktarılan bir "düşünce" varsa, bunun DNA'nın içinde olması gerekir. Kitaba bakarsan, bunun cıvık mantarlar gibi çok basit yapılarla başladığını görüyorsun. Siyanobakteriler. Sonra farklı organizma türleri birleşerek borular oluşturuyor. Sonra saplar oluşturuyorlar. Ve sonra fotosentez yapmayı öğreniyorlar. Sonra yapraklar yapıyorlar. Sonra, sürecin bir noktasında eşeyli üreme gerçekleşiyor. Başka şeyler tohumlamanın yolu açılmış oluyor. Sonra yapabileceğin şey bir kod üretip onu ekmek; yoğunluk perdesinden virüsler veya sadece düşünceler göndererek veya kaçırılmalar gibi birşey. Bir yumurta içinde ekiyorsun ve doğuyor. Durup dururken ortaya çıkan birşey değil. Çok somut bir şekilde meydana geliyor...
C: Bu fikirle bağlantılı olarak, bazı "parçaların" başka yaşam formlarında veya başka gerçekliklerde tasarım ve hatta gebelik sürecinden sonra bu gerçekliğe gönderilmesi çalışmaları da var.
S: (Joe) Söylemeye çalıştığım şey şuydu: Bu yaşam formlarına bir plan aktarılıyor ve bu yaşam formları önceden programlanmış bir planı izliyor...
C: Hayır. Düşünmekte olduğun şekilde bir evrim yok.
S: (Joe) Sen şunu dememiş miydin: Temelde evrim var, ama sonra bu küçük organizmaların...
(L) Hayır, söylediğim o değil! Bakacak olursan, parçaları nerede yarattıklarını görebiliyorsun. Ve her defasında nerede birşey yaptıklarını ve bunun nasıl gittiğini görebiliyorsun. Çamur dünyası varmış. Sona ermiş. Çamur dünyası sona erdiğinde başka bir dünya olmuş. Bir miktar çamur kalmış ama yeni dünyada boru şeklinde canlılar varmış. Sonra o dünya sona ermiş ve bitki canlılarının dünyası başlamış.
(Joe) Tamam, öyleyse birinden diğerine gelişim yok.
(Pierre) Bir benzetmem var ve doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Gezegen tarihinde kitlesel yok oluş döngülerinin ve yaşam patlamalarının olduğunu görüyorsunuz. Tekrarlanıyor. Bu kozmik döngüler ile insan düzeyindeki mühendislik arasındaki benzerliklerden biri, eski planı atıp yenisini başlatmak.
(Joe) Yani her aşama ayrı.
(Pierre) Doğru bir benzetme mi bu?
C: Evet ama bu tüm tasarımların işe yaramaz olduğu anlamına gelmez.
S: (L) Şey gibi...
(Pierre) Bazı parçalar pek çok farklı hayvandan geçiyor ve bu hayvanlar giderek evriliyor ama parça aşağı yukarı aynı kalıyor.
C: İşte bir benzetme: Atla çekilen bir arabayı, bir otomobilin şasisi olarak kullanabilirsiniz.
(Pierre) Aa, tamam...
C: Mükemmel değil, ama bir adım.
(Pierre) Evet
----------------------------------------------------------------

Bu celsede çok şey var demiştim ,

Alıntı dikkatle okunursa Darwin in evriminin veya evrim izahının yaratımda her şeyi izah edemeyen bilgi baş kaldırısına maruz kaldığını görüyoruz "Behe"isimli bilim adamının da işaret ettiği "akıllı tasarım",

Gerçeğin böyle olmadığı ve kabul edilemiyeceği kısaca Darwini destekleyen diğerleri tarafından da bu kişi epeyi hırpalanmış ,zira akıllı tasarımı yapanların belirsizliğini mistik anlayışla izah edilmesine karşı çıkmışlar zira onlar da monoteizm inancına karşı çıkan bir bilincin temsilcileri idi yaradılışın evrim izahı ile olduğunu savunuşunda idiler,

Prehistorical yaratım üzerine yazılanların ,hatta mitoloji yoluyla tanrılar ve tanrıçalar tarafından yaratılan yaratıklar ve davranışlara karşı bunları "ütyopik hayal ürünleri" olarak kabul edip o bir çok din kitabına da kaynak teşkil etmiş bilgileri böylece göz ardı edip garnitür bilgi olarak kabul edenler,bu arada din mensuplarının da kitaplarında yazılanların bu benzerlikleri göremeyip kendi takıntılı inanç kültürlerinde kabul ettikleri ve izah edemediklerini doğmaya bağladıkları gibi,

Yaratımı bu kısır inançlarla evrim teorileri ile izah etmelerle uğraşmakla bir bakıma haklı idiler zira monoteist anlayışın dışındaki ve bizim bilgi bankalarına girip uzun uğraşılarla elde ettiğimiz DNA strüktüründeki 4KH nın yaptığı yazılım tahribatından ve 4. yoğunluk ve diğer yoğunluklarla izah edilen yaratılış mozaiğinden haberdar değillerdi ,özetle ,

DNA daki tahribata uğramamış veya uğramaktan sıyrılmış üst yoğunluğa geçebilmeyi başarmış varlık artık "evrenler yaratacak" kapasiteye de gelmiştir yeni yeni şeyler yaratmaya muktedirdir ,işte o mitos tanrıların yaptıklarını ,hatta ahlak dışı ve indirgenme diye tarif ettiğimiz maddeye kapılma ,Lucifer düşüşü, Atlantis uygarlığındaki "belial oğullarının"şeyler diye taımladığımız insan başlı at gövdeli v.s.leri yaratma işlerini de artık anlayabiliyoruz

Konuyu bize başka gerçeklerle izah edebilme yeteneğini sağlatanları şimdi yine taktir etmek lazım, ayrıca şunu da hatırlama iyi gelir "ruhun duasında"

"zihnimi arındır ki idrak edeyim ve sevgiyi devreye koyayım ey evrensel ve yüce akıl"

bozadi

#17
Bu son celsede evrim konusuyla ilgili geçen tartışmalar benim de çok ilgimi çekti Tgur. Darwin'in teorisini çürüttüğünü söyleyen "Behe" adlı yazarın görüşlerini biraz daha ayrıntılı incelemeye çalışacağım.

Türkçe vikipedi maddesi: https://www.wikiwand.com/tr/Michael_Behe

Kitabı Türkçeye de çevrilmiş: https://www.dr.com.tr/Kitap/Darwinin-Kara-Kutusu-Evrim-Teorisine-Karsi/Michael-J-Behe/Bilim/Bilim-Tarihi-ve-Felsefesi/urunno=0000000055340

Şurada Türkçe bir özeti var: http://www.ozetkitap.com/kitaplar/darwin_kara_kutu.pdf

Dinciler/dindarlar Ateizme karşı Tanrı'nın varlığını kanıtlayan görüşler paylaştığı iddiasıyla bu yazara sempati duyuyorlar anladığım kadarıyla. Bizlerin de faydalanabileceği içerikler olması muhtemel, celsenin işaret ettiği kadarıyla ama çok ayrıntılı bir incelemeye değeceğinden şüphe ediyorum.

Tgur

#18
Çok iyi yaparsın Bozadi ,ben şöyle bir inceledim Behe bizimkilerin yani dincilerin atladığı konuyu tek yaratıcıya bağlama işine pek dalmamış ,o daha çok DNA kabiliyetine bağlı faaliyetlerin etkisindeki akıllı tasarım üzerine yönelmiş evrimi çürütecek doneler yakalamış,

Evrim yok diyebilmek ve canlıların böyle gelişmiş ve bir çok problemin üstesinden gelebilecek yapıya kavuşmasında metamorfoz yani ortam ve şartlara bağlı gelişimin evvelden çok temel önemi var kabul edilirdi,ancak DNA nın açık büfede ortada oluşu ve bunların üzerinde çalışma yapabilecek bir "akıllı tasarımcının" olmasını, tek bir unsurdan çıkaran bilinç onu yani yaratıcının olan her birimde kendini gösterdiği anlayışı çözebilirdi ,

Burada geldiğimiz şu gelişmiş bilgiler sayesinde yani 7. yoğunluğun olan her şeyde tezahür etmiş olduğunu bilen bir bilinçle sadece kendini bulmuş KH etkisinden sıyrılmış DNA sının bütün kabiliyetleriyle mücehhez bir insan ile birlikte bir bakteri veya bir virüs bile bu akıllı tasarımda yol alabilmekte ,

Tesadüf bu ya (yahut tesadüf diye bir şey yoktur ) az evvel seyrettiğim bir belgeselde bakterilerin kendi aralarında anlaştığı mesajlaştığı ve birleşerek bir metal üzerinde yoğunlaşarak elektrik ürettikleri ve o metali bir şekilde gıda olarak yediklerini yok ettiklerinden bahis geçildi ,

Sonuçta akıllı tasarım her zerrede mevcut yeter ki onu harekete geçirecek serbest ve kısıtlamalardan azade bir yapıda olmak..

Bedenim zihnim ellerim
Bu dünyada onu gösteririm
Gözlerimle etrafa baktığımda
Yine hep onu seyrederim

gerçek tosun paşa

#19
Kitabı çok merak ettim. Müsait bir arada almak istiyorum. Çok değerli bir bilgi ve bakış açısı sundu Laura ve Kas.lar bize.

Gaia

#20
Akıllı tasarım konusu Ruhların Yolculuğu kitabında da geçiyordu. Varlıklar yaratmayı öğrenirken en temelden başlayıp en karmaşığa doğru ilerlemeyi tekamülle ve bu konudaki bilgi birikimlerinin kapasitesiyle, yetenekleriyle açıklıyorlardı. Oldukça hayran kalarak okumuştum kitabın o kısımlarını. Hatta boş, canlının olmadığı bir gezegende uçtuklarını, eğlence anlayışı olarak gene bu yaratımı kullanmaları falan bana baya cennetsi gelmişti. İlham verici bulmuştum. Hatta bir yeni uzuv yaratırken falan bunun evrimle olan benzerliğine de vurgu yapılıyordu ve ilgisinin olmadığıda tasarımsal akılla açıklanıyordu. Bu konu üzerinde de epey kafa patlatmıştım. Baş yaratıcının bilgi kütlesinin devasalığı ve belkide onun için meditasyon yapmak kadar basit olan evren yaratma işini falan hayal etmeye çalışmıştım kendi 3Y zihnimle. Aklıma nedense bir fantastik edebiyatçının oluşturduğu evrenler gelmişti. Zihnimin kapasitesinin üzerindeki bilgiyi nasıl 3 yoğunluğa entegre edip kişileştirdiğini de deneyimleyince bunu hayal etmeyi bırakmıştım. :D

Çeviri içinde teşekkürler. :)

gerçek tosun paşa

#21
Gaia güzel uğraş ve eğlence bulmuşsun :)

bozadi

#22
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Dolu bir celse olmus,emeklerin icin tesekkürler sevgili bozadi :)


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Çeviri içinde teşekkürler. :)


Ben teşekkür ederim arkadaşlar :)

sercany

#23
merhaba bozadi, detaylı çevirin için eline sağlık çok teşekkür ederim. Gerçekten kendi adıma çok fazla bilgi edinebildiğim ve fikir ampulleri yakan bir celse oldu diyebilirim...

saçma gibi olacak ama aklıma bir şey takıldı bu 4Y varlıklarının 3Y canlılarının yaratmaları konusunda, belki sizlerin bu konuda fikirleri vardır, paylaşırsanız duymak isterim..

(L) Kitaba bak. Nerede başladıklarını görebiliyorsun. Nasıl en basit organizmalarla başladıklarını gösteriyor. Sonra bunlarla biraz oynayıp geliştirmişler. O resimlere bakıp fosil kayıtlarında keşfettikleri şeyleri görmek gerçekten çok ilginç. Birşey yapmaya çalıştıklarını, sonra buna birşey eklediklerini, sonra farklı şeylerin parçalarını kullandıklarını, yeni bir parça veya parçalar tasarladıklarını görebiliyorsun. Her bir türün, başka hiçbir türde olmayan belirli sayıda geni veya parçası oluyor.

(Joe) Önceki celsede bunun bir bakıma 4. yoğunluktaki bir köpek düşüncesi gibi olduğunu söylemişlerdi. Sonra bu düşünce 3Y'ye aktarılınca etrafında madde birikiyor.


Joe'nun burada bahsettiği şekilde 4Y varlıkları düşünceleri doğrultusunda bu mühendislik gelişmelerini yaparak 3Y'de bunları maddeselleştiriyorlarsa bu durumda varlıkların maddeselleştikten sonra neden düelite şeklinde üremeye devam ederek gen çeşitliliğini yaratmak için dişi-erkek şeklinde devam ettirmesi gerekiyor acaba? Bu gen çeşitliliğini 4Y'de kendileri yine mühendislik yöntemleri ile doğum olmadan maddeselleştirerek devam ettirebilirler..

Burada acaba devreye tüm canlıların yavrularına olan yoğun bağı dolayısı ile gelen sevgi'nin gücü mü giriyor?

Sadece aklıma takıldı :)
 

Dionysos

#24
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sercany

saçma gibi olacak ama aklıma bir şey takıldı bu 4Y varlıklarının 3Y canlılarının yaratmaları konusunda, belki sizlerin bu konuda fikirleri vardır, paylaşırsanız duymak isterim..

(L) Kitaba bak. Nerede başladıklarını görebiliyorsun. Nasıl en basit organizmalarla başladıklarını gösteriyor. Sonra bunlarla biraz oynayıp geliştirmişler. O resimlere bakıp fosil kayıtlarında keşfettikleri şeyleri görmek gerçekten çok ilginç. Birşey yapmaya çalıştıklarını, sonra buna birşey eklediklerini, sonra farklı şeylerin parçalarını kullandıklarını, yeni bir parça veya parçalar tasarladıklarını görebiliyorsun. Her bir türün, başka hiçbir türde olmayan belirli sayıda geni veya parçası oluyor.

(Joe) Önceki celsede bunun bir bakıma 4. yoğunluktaki bir köpek düşüncesi gibi olduğunu söylemişlerdi. Sonra bu düşünce 3Y'ye aktarılınca etrafında madde birikiyor.

Joe'nun burada bahsettiği şekilde 4Y varlıkları düşünceleri doğrultusunda bu mühendislik gelişmelerini yaparak 3Y'de bunları maddeselleştiriyorlarsa bu durumda varlıkların maddeselleştikten sonra neden düelite şeklinde üremeye devam ederek gen çeşitliliğini yaratmak için dişi-erkek şeklinde devam ettirmesi gerekiyor acaba? Bu gen çeşitliliğini 4Y'de kendileri yine mühendislik yöntemleri ile doğum olmadan maddeselleştirerek devam ettirebilirler..

Burada acaba devreye tüm canlıların yavrularına olan yoğun bağı dolayısı ile gelen sevgi'nin gücü mü giriyor?

Sadece aklıma takıldı :)


S: (L) Tamam. J--- beni neden kandırıyor?
C: Bölünen duygular. Korku. Güvenilirliği koruma arzusu. Korunma arzusu. Elbette bunların hepsi ilüzyon ama bunları deneyimleyenler için çok gerçek.

--------

S: (L) Önyargılı olarak tanımlanacağını hiç düşünmemiştin değil mi? (V) Ne konusunda önyargı? Siyahlardan
ve beyazlardan bahsettiklerini sanmıyorum... (L) Biliyorum, başka türler de var...
C: Evren sonsuz bir ilüzyon.

--------------

S:(L) Orgazm, fizikselliğin mutlak deneyimlerinden biri gibi görünüyor. (TR) Evet, aynen bu, fiziksellik... (L)
Fizikselde, 3'üncü yoğunluk dünyasında varolan herşey bir şekilde daha yüksek boyutlardaki deneyimlerin
ve varoluş durumlarının bir yansıması değil mi?
C: Sizin deneyimlediğiniz şekliyle 3'üncü yoğunluk, bu yoğunluk içindeki esaretinizi sürdürmek üzere
beslenen bir ilüzyon.

----------

S: (L) Belki kaçırıyorumdur.
C: Bunu hepinize söylüyoruz. Artık bireysel olarak, kendinizi üçüncü yoğunluğun sınırlandırmalarından mümkün olduğu kadar kendi adımlarınızla çıkarma çabası göstermenizin vaktidir; kendinizi buna zorlamayın, yalnızca kendi adımlarınızla çaba gösterin. Öğrendiğiniz derslerle artık dördüncü yoğunluğa hazırlanmaya başlamak için fazlasıyla hazırsınız. Üçüncü yoğunluk, artık ihtiyaç duymadığınız seviyede bir fiziksellik, sınırlama ve bu paralelde şeyler içeriyor. Bu nedenle, zaman zaman üçüncü yoğunluğa bağlanmanın daha rahat olmanızı sağladığını anlıyor birlikte, zaman, işte yine o kelime, artık ilerleme ve dördüncü yoğunluk için hazırlanma zamanıdır ve artık zaman gibi ve zaman ilüzyonundan nasıl kurtulacağınız gibi şeylerle ilgilenmemeniz iyi olur. Çünkü bu gerçekten önemli değil. Bu tıpkı matematik öğrenen bir üçüncü sınıf öğrencisinin durup geri dönerek ABC hakkında ve ABC'nin neden CBA veya BAC değil de ABC olduğu hakkında düşünmeye başlaması gibi birşey. Bunun gerçekten bir anlamı yok. Neyse o.

------

S: Farkındalık seviyesi. Peki bunun, onların geçici olarak fiziksel görünümlerini değiştirebilme yetenekleri ile
ne gibi bir ilgisi var? BİZİM farkındalığımızı kontrol edebilmeleri bakımından mı? C: Daha yakın. Herşeyin, tekrar ediyoruz, herşeyin bir ilüzyon olduğunun farkında değil misiniz hala?!?

-----------

S: (L) Ama bu çok ezoterik... Şeyden bahsediyordum...
C: Konu şu ki: Farkındalığını, çok uzun zaman önce varoluşunuzu hapsetmek için ekilmiş olan monoteist
felsefelerle doldurmaya son ver. Öğrendiğin bunca şeyden sonra bir kaynağın, bir liderin, bir temelin, bir
denetmenin vs olmadığını hala göremiyor musun? Sen, farkındalık profilin içerisinde, tam olarak tüm
yaratılışın içerisinde var olan tüm güce sahipsin!! Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara
sahipsin, bilincinin içerisinde. Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda
sen harfi harfine, tüm olmakta olan, olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!

----------
C: Kaynak mı ? Böyle bir şey yok.
S: (L) Yani Baş Yaratıcı diye bir şeyin olmadığını, varoluşumuzun bir orijini ya da kaynağı olmadığını mı
kastediyorsunuz ?
C: Baş Yaratıcı sensin.

S: (L) Köken nedir?
C: Sizi kim veya ne yaptı?
S: (RC) Yaratıcı. (L) Baş Yaratıcı.
C: Nasıl? Ve Baş Yaratıcı kim?
S: (L) Sanırım herşey.
C: "Baş Yaratıcı" sizsiniz.
S: (L) Evet, olduğumuzu biliyoruz... (RC) Yaratıcıyız, ama Baş Yaratıcı değiliz...
C: Baş Yaratıcı sizin İÇİNİZDE ortaya çıkıyor.
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

bozadi

#25
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen sercany

merhaba bozadi, detaylı çevirin için eline sağlık çok teşekkür ederim. Gerçekten kendi adıma çok fazla bilgi edinebildiğim ve fikir ampulleri yakan bir celse oldu diyebilirim...

saçma gibi olacak ama aklıma bir şey takıldı bu 4Y varlıklarının 3Y canlılarının yaratmaları konusunda, belki sizlerin bu konuda fikirleri vardır, paylaşırsanız duymak isterim..

(L) Kitaba bak. Nerede başladıklarını görebiliyorsun. Nasıl en basit organizmalarla başladıklarını gösteriyor. Sonra bunlarla biraz oynayıp geliştirmişler. O resimlere bakıp fosil kayıtlarında keşfettikleri şeyleri görmek gerçekten çok ilginç. Birşey yapmaya çalıştıklarını, sonra buna birşey eklediklerini, sonra farklı şeylerin parçalarını kullandıklarını, yeni bir parça veya parçalar tasarladıklarını görebiliyorsun. Her bir türün, başka hiçbir türde olmayan belirli sayıda geni veya parçası oluyor.

(Joe) Önceki celsede bunun bir bakıma 4. yoğunluktaki bir köpek düşüncesi gibi olduğunu söylemişlerdi. Sonra bu düşünce 3Y'ye aktarılınca etrafında madde birikiyor.


Joe'nun burada bahsettiği şekilde 4Y varlıkları düşünceleri doğrultusunda bu mühendislik gelişmelerini yaparak 3Y'de bunları maddeselleştiriyorlarsa bu durumda varlıkların maddeselleştikten sonra neden düelite şeklinde üremeye devam ederek gen çeşitliliğini yaratmak için dişi-erkek şeklinde devam ettirmesi gerekiyor acaba? Bu gen çeşitliliğini 4Y'de kendileri yine mühendislik yöntemleri ile doğum olmadan maddeselleştirerek devam ettirebilirler..

Burada acaba devreye tüm canlıların yavrularına olan yoğun bağı dolayısı ile gelen sevgi'nin gücü mü giriyor?

Sadece aklıma takıldı :)
Celseyi beğenmene sevindim sercany :)

Belirttiğin konuyla ilgili olarak benim kafamda da ciddi belirsizlikler var. Örneğin 4Y varlıkları 3Y varlıklarını yaratmış veya tasarlamış mı gerçekten? Bundan emin değilim. 1Y ve 2Y canlılarıyla ilgili tasarımları olduğu anlaşılıyor anlatılanlardan ama doğrudan insan tasarlayıp tasarlamadıklarından emin olamadım. Belki bunu da yapmışlardır ama benim şu andaki izlenimim, insanların, yani dünya insanlığının daha üst seviye güçler tarafından tasarlandığı ve/veya yaratıldığı yönünde. Örneğin, yanlış hatırlıyor olabilirim ama celselerde sanki "bizi kim tasarladı?" sorusuna K'lar "biz" (6Y) diye cevap vermişlerdi gibi bir izlenim kalmış aklımda, kontrol etmeye çalışacağım. Tabi tasarım ve yaratım derken, sadece bedenin tasarlanmasını mı anlamalıyız yoksa durum bundan çok daha karmaşık mı, bunun da tartışılması gerekiyor. Ama bu son celsede en çok dikkatimi çeken hususlardan biri, esas yaratıcı/tasarlayıcıların KH değil BH nitelikli varlıklar oluşuydu. KH varlıkları genetiğimiz üzerinde kendi amaçlarına uygun oynamalar yapmışlar ama bizim (insan bedenimizin ve/veya varlığımızın) esas tasarımcımız KH varlıkları değil.

Çift cinsiyetlilik (erkek ve kadın bölünmesi) konusunda merak ettiğin, sorgulamaya çalıştığın şeyin ne olduğunu anlayamadım, biraz daha ayrıntılı paylaşabilir misin merak ettiğin hususu?

Tgur

#26
Sercany dostun sorularına verilen cevaplara ilave olarak ,

Sanırım 3 Y deki dualitenin neden daha üst yoğunluklarda devam etmediği şeklinde sorusu var,

Dionysos un alıntıları konuyu illüzyon yönünden yani bu dualite seçiminin kapsamı yönünden çok yerinde ve doyurucu bunu belirtmem lazım,

Dualite yani özellikle çift zihniyet şu alıntıda uzun ve kısa dalga döngüsü seçimleri ile ilgili ,
------------------------------------------------
C: Herşeyin arzu edilmeyen sonuçları yanında arzu edilebilir sonuçları da vardır, fakat burada şu da belirtilmelidir ki evrenin tüm boyutlarında var olan herşey, varoluşu yalnızca iki şekilde deneyimleyebilir.Bunlar uzun dalga döngüsü ve kısa dalga döngüsüdür. İnsanların neden fiziksel madde içinde esir olduklarıyla ilgili soruna dönecek olursak, ki elbette bu gönüllü bir şekilde ve seçimle gerçekleşti, sizin tamamen eterik veya ruhsal bir varoluş olarak tanımlayacağınız uzun dalga döngüsü deneyiminden,fiziksel varoluş dediğiniz kısa dalga döngüsüne geçmenizden kaynaklandı. Bu iki yol arasındaki fark şudur;uzun dalga döngüsünde evrimde döngüsel bir tarzda çok yavaş bir değişim meydana gelir. Kısa dalga döngüsünde ise bir ikilik/dualite vardır. Dünya'da fiziksel bedenler içindeki ruhların deneyimlediği şey de budur çünkü ruh döngünün yarısında eterik/ruhsal bir halde deneyim yaşarken, döngünün diğer yarısında fiziksel bir durumda deneyim yaşar. Bu iki yarı, zaman olarak sizin zamanı ölçüm şeklinizle ölçülemez ama elde edilen deneyimin bütünü her iki yarıda eşittir. Ruhların grup zihni tamamen eterik/ruhsal bir varlık yerine fizikselliği deneyimlemeyi seçtiğinde bu kısa dalga döngüsüne geçme gereksinimi doğal olarak,evrenin doğal bağları yoluyla gerçekleşti.
----------------------------------------------------------------

Dualite ruhların indirgenme yoluyla seçtikleri kısa dalga döngüsü için seçildi ve bu seçim sonu çift zihniyet devrededir, 4 yoğunluk kısmen değişken fiziksel yoğunluktur 5 .yoğunluktan sonra dualite yoktur,bunu belirten alıntı,
------------------------------------------------------------------

C: Cinsiyet sınıflamalarına takılmış görünüyorsun canım. Bu anlaşılabilir birşey, ama bir açıklama için kendini hazırla, çünkü başka yol yok gibi görünüyor. 5'ten 7'ye kadarki yoğunluk seviyelerinde düalite/ikilik yoktur. "Tanrı Gücü" 7'nci yoğunluktan "aşağı doğru" yayılır ve tüm yoğunluklara işler. Düaliteyle ilgili hiçbir sınıflama tanımaz, çünkü mükemmel bir şekilde harmanlanmıştır ve bu nedenle sürekli dengededir.
--------------------------------------------------------------------

Diğer yandan tasarı işi Bozadinin belirttiği gibi 6 yoğunluktan ama bunu 4 BH e geçenlerde yapabilir ,şu aktarımı incelersek "hiper uzay denemesi" konu yerine oturur,
--------------------------------------------------------------------

S: (A) Hiper uzaydan bahsettiniz. Hiper uzay nedir?
C: 4'ten 7'ye kadarki yoğunluklar. Ama 4'üncü yoğunluk hiper uzayı "geçitte yaşayış" olarak algılar.
--------------------------------------------------------------------

Daha geniş açıklamayı bu konu üzerinde evvelce şöyle yorumlamışım mevzu anlaşılsın şeklinde derinleşebiliyoruz ,ona da bakalım,
----------------------------------------------------------

"Çekim bahsinde bu alıntı geçti ve "4. yoğunluk hiper uzayı geçitte yaşar gibi algılar" bölümünü izah edememiştik ,ne tür bir yaşantıdır şeklinde zihnimizi kurcaladı ,ama alıntının en sonunda boyut ve yoğunluk kavramları üzerinde dolaşıyorken en sondaki "Hiper uzayı 4. boyut olarak düşün"K.ların cevabı konuyu başka yönlere kaydırdı ,

Başlangıçta boyutları her hangi bir yoğunluğun içinde dilim dilim aşama kademeleri olarak düşünürken öyle olmadığını anladık boyutların "bilince ve diğer her şeye ev sahipliği yapıyor"ifadesi ile (K.ların) boyutun bambaşka bir şekilde tahayyül edilmesi gerekliliğni görmekteyiz,

Biz daha doğrusu ben yoğunluk içinde aşama noktaları derken K.lar da başlangıçta bu konulara yeni başlarken birleşik tanımlamalarda bulunmuşlar yani yoğunluk ve boyut kavramlarını beraber nitelemişler örnek alıntı,

"S: (L) Bu ana gemi nereden geldi?
C: Başka bir yoğunluktan.
S: (L) Yani başka bir boyuttan mı?
C: Evet.
S: (L) Biz bu diğer boyut veya yoğunlukları diğer yıldız sistemleri veya gezegenler olarak mı biliyoruz?
C: Kısmen."

Zira hiper uzay 4. boyut olarak nitelenirse ,bilinçle 4. yoğunluğu hak eden bir ruh 5ve 6 yoğunlukların hepsini geçitte yaşar gibi kabul etmiş bir hale geliyor ,

Maddesel ölüm sonunda kişi direk 5. yoğunluğa gidiyor ve orada 4. yoğunluğu hak edip orada bulunmaya layık ise 4. yoğunluğun değişken fizikselliğinden ötürü isterse alt yoğunluklara geçebiliyor ki bu daha çok KH yaşantısını seçmişler için geçerli zira KH nın 4. yoğunluktan öteyi istediği pek fazla olmuyor ,daha doğrusu BH olunması hakkında bilgi ve istekleri yok ,BH ı seçenler için ise hiper uzayı yaşamak serbest yani 5 değil de daha çok 6, burada 7 den bahsetmiyorum o zaten bütün yoğunluklarda endike..

Bu anlatmaya çalıştığımız özelliklerden ötürü 4. yoğunluğa BH olarak geçmek yani onu hak etmek çok önemli zira bilincin ve görüleceklerin büyük bir patlamaya ait olduğunu yavaş yavaş idrak edebiliyoruz."

Sercany dostun anlamaya çalıştığı, çift zihniyetteki yavrulara olan sevginin gücü cinsiyet teşekkülü ve üremeye bağlı mı şeklinde anlıyorum bence hayır biz sevgiyi bu yoğunlukta indirgenme ve cismani haz olma duygularına karışmış olarak kabul ettiğimizden ki konu buraya gelince 4KH ruhlara bu yolu seçmeleri için bir olanak olarak sunduğunu veya olağan olarak durduğunu ve cinsi hazzın tamamen 4KH a besin olan enerji türü olduğunu ( K.lar bu nu belirttiğinde bir şok bilgi olarak algıladığımızda ve işin objektifliğine kapılıp anlamaya çalıştığımızı da vurgulayalım ve bu konuda uzun yorumlamalarımız da var) irdelediğimizde netice olarak ,

Sevgiyi bu cinsler ayırımı dolayısiyle ana yavru bağı dışında tuttuğumuzu ve yine bahsedelim bunun üzerinde de (sevgi=ışık=bilgi) üçlemesi ile bolca yorumlamalar yaptığımızı da hatırlayalım ,

bozadi

#27
Paylaşımlar için teşekkürler Tgur. 4Y için "geçit" kavramının kullanılmasının başlıca nedenlerinden birinin, senin de alıntılayıp belirttiğin gibi 4Y'nin maddesellik ile ruhsallık arasında bir geçiş aşaması olduğunu sanıyorum. İlk üç yoğunluk (1, 2 ve 3) maddesel (en azından kısa dalga döngüsünde) nitelikli. Son üç yoğunluk (5, 6 ve 7) ise tamamen ruhsal nitelikli. 4Y ise maddesel yoğunluklar ile tamamen ruhsal/eterik yoğunluklar arasındaki geçiş/geçit aşaması gibi görünüyor.

Cinsiyet bölünmesi (erkek-dişi ikiliği) konusunda, bu son tartıştığımız hususlarla ne kadar bağlantılı ve anlamlı olur bilmiyorum ama aklımdaki şu hususu paylaşmak istiyorum:

Erkek ve kadının ciddi farklarına rağmen aslında "insan"lık sıfatında/bağlamında bir olması, tüm varoluşun da çok çeşitli ve bölünmüş görüntüsüne rağmen özde tamamen bir ve aynı oluşunun doğal ve güzel bir temsili olduğunu düşünüyorum. Ve erkek ile dişinin birbirine duyduğu çekimin de tüm varoluşun çeşitli farklı veya zıt görünümlü parçalarının birbirine karşı duyduğu çekimi örneklediğini sanıyorum. Bu konu "sevgi" konusuyla da birebir alakalı bence. Yani sevgi ve çekim kavramları birebir ilintili.

2Y ve 3Y'de bu çekim/sevgi hususu biraz daha kaba, hayvani veya "çocuksu" nitelikte. İki zıt fiziksel cinsiyete bölünecek kadar. Bu biraz da insanların, daha doğrusu 3Y öğrencilerin işini kolaylaştırmaya yönelik bir katalizör.

Gerçek bireysel bağımsızlık, özgürlük, farkındalık, diğer bir deyişle en ideal bireysellik deneyimi bence 5. yoğunlukta yaşanıyor. Bildiğimiz gibi ilk 4 yoğunluktaki tüm varlıklar aslında 5. yoğunlukta merkezleniyor (merkezleri, evleri, yuvaları orası) ve enkarnasyon gereği bilinç düzeylerine uygun alt yoğunluklara enkarne olurken bile tüm varlığıyla değil, varlığının belirli bir yüzdesiyle enkarne oluyor, varlığın bir kısmı hep 5. yoğunlukta kalıyor (bu husus yanlış hatırlamıyorsam doğrudan veya dolaylı olarak hem celselerde bir yerde geçmişti, hem de Michael Newton'un kitaplarında verdiği bilgiler arasında geçti).

5. seviyede bireyler ile varoluşun bütünü arasındaki "ilişki"nin farkına varılıp sevgiyle kabul edilebilmesi için cinsiyet bölünmesine gerek olmuyor, her ne kadar alt sınıf öğrencileri için (bizim gibi) 5. yoğunlukta bile zaman zaman bu cinsiyet bölünmesi işlevinden yararlanılabilse bile (ihtiyaca göre). 5. yoğunlukta evrensel ve sonsuz hakikat zaten açıkça görülebiliyor. Eşyaratanlık, birlik, özgürlük vs. Yani bireyler kendi ayakları üzerinde durabiliyorlar, tüm varoluşun ebedi gerçeğinin farkındalığı içinde. Tam bir özgürlük söz konusu, her ne kadar bizim gibi alt sınıf öğrencilerine bu konuda önemli miktarda destek ve rehberlik verilmesi gerekse de. Kendi dünya hayatımızda ideal bir aile düşünün. Ailenin küçük çocuğuna özgürlüğü tamamen hissettiriliyor, veriliyor, tanınıyor. Çocuk çocuk olmasına, pek çok ciddi bakım ve desteğe ihtiyaç duymasına, kendi başına varlığını sürdürmesi pek mümkün olmayacak olmasına rağmen ailesi ona adeta özgür ve saygın bir birey olduğu bilincini aşılıyor sürekli. Onu bir makine veya robotmuş gibi yönetmeye, kullanmaya çalışmıyorlar sürekli. Onun eninde sonunda ulaşacağı/olacağı bireyselliği, özgürlüğü, saygınlığı daha küçücük bir çocukken, hatta bebekken bile ona gösteriyorlar, veriyorlar, sunuyorlar, tanıyorlar. 5Y yuvadaki 3Y öğrencilerin (çocukların) durumunun da buna benzediğini düşünüyorum; tabi bundan çok daha ideal bir şekilde. Bir bebeğin, çocuğun bile aslında gayet kendine özgü bir karakteri, bireyselliği, varlığı, özgür iradesi olduğunu çok iyi biliyorlar. Onun kendilerinden farkı olmadığını, kendilerinin de bir zamanlar onun durumunda olduğunu biliyorlar ve çocukla kendileri aralarında temel bir fark/ayrım görmüyorlar. Bu sadece bir döngü. Kimse sonsuza kadar çocuk olarak kalmadığı gibi kimse sonsuza kadar yetişkin olarak da kalmıyor. Roller sürekli yenileniyor, değişiyor. Dolayısıyla yetişkin ve çocuk diye kesin bir ayrım da yoktur. Tıpkı erkek ve kadın diye bir ayrımın da aslında olmaması, ikisinin özde tamamen bir ve aynı varlık olması gibi.

2Y de dahil olmak üzere özellikle 3Y'de erkek ve dişi arasındaki çekim, birey ile tüm varoluş arasındaki çekimi yansıtıyor diye düşünüyorum. Farklı göründüğü (ve bir miktar farklı olduğu) halde bir olmak. Erkek ve kadın bedeninin farklılığı ve bu iki cinsiyet arasında kendiliğinden var olan doğal elektromanyetik veya varoluşsal çekim, aslında varoluşun tüm farklı çeşitlerinin arasında da mevcut. Ama 3Y'deyken, hele ki KH etkilerinin çok güçlü olduğu bir 3Y'de bunun farkına varabilmek kolay değil. Bilim/keşif sevgisi, ilgisi, çekimi bununla yakından bağlantılı. Yani evreni, varoluşu, herşeyin işleyişini tanımaya yönelik ilgi, çekim, sevgi. İşte, erkek-dişi arasındaki çekimin ve sevginin giderek buna dönüşmesi bekleniyor. Erkek ile kadın arasındaki çekim ve birlik, insan ile evren (birey ile tüm varoluş) arasındaki çekim ve birlikle aynı şey.

Bizim çok sorunlu KH nitelikleri olan 3Y deneyimizde egemen KH güçleri tarafından insan özgürlüğü, bilimi, doğasal ve evrensel keşifleri hem dinsel hem ekonomik hem binbir türlü farklı yollarla mümkün olduğunca zorlaştırılmış ve bloke edilmiş olduğundan, erkek-kadın arasındaki çekimin de hep çocuksu, ilkel bir seviyede kalması sağlanmak isteniyor adeta. Örneğin erkek-kadın arasındaki çekimin evrensel/varoluşsal çekim-birlik yönünün farkına varılması engellenmeye çalışılıyor, tüm varoluşla birlik-bütünlük-özgürlük farkındalığının keyfini, coşkusunu, gücünü bloke etmek, sınırlamak engellemek için büyük çabalar harcanıyor, baskılar, işkenceler yapılıyor, bunun sonucunda bu çekim, birlik, özgürlük ve keşif fiziksel/cinsel ilişki boyutuyla sınırlanmaya çalışılıyor.

bona fide

#28
bozadi,
"bunun sonucunda bu çekim, birlik, özgürlük ve keşif fiziksel/cinsel ilişki boyutuyla sınırlanmaya çalışılıyor."

kadının aldığı şekil ayakkabıdan giyimden kozmetiğe varana kadar. bu kalıba girmek rahatsız şeklin içersinde yaşamını sürdürmek. topuklu dar ayakkabıyla yürümek modern kadının son hali dinle kapatılanlarda dahil. kadın kendisine bu işkenceye zevkle katlanıyor erkeğine kur yapmak için başka bir sebep göremiyorum. maymuna ya da küçük çocuklara makyaj yapınca güleriz hani komiik oldu diye bi ton kozmetiği sıva yapar gibi yüzüne boca edip her gün her gün o rahatsız kıyafetlerle dolaşmak mazoşist bir düşünce yapısı ve gerçekten komik.acınası hatta. kendini beğenmek ve beğendirmek şekil olrak seksi kadın dişi kadın ve modern kadın; alınan mesajla yaratılan imaj. tabiki şehirli koloniler için topraktan uzaklaşıp betona bağımlı olsun doğasından kopsun ve biz onu obje olarak istediğimiz gibi kullanalım. tamamen bölen değersizleştiren ve obje olmaktan başka işe yaramayan bir varlık haline gelmesi gösteri amaçlı kadın kuruluşları sadece bağırır yürür ve kendilerini çok etkin bişey yaptıklarını zannederler. orada dahi yönlendirildiklerini anlamazlar femenin camide üstsüz eylemleri lgbt yürüyüsünde ağza alınmayacak mesajlarla pankartlar dişilik mi vurgulanıyor özgürlükmü isteniyor belli değil herne haltsa tam bir iğrençlik amacından sapmış tahrik ve tiksinti yaratıyor. ve lgbtnin ötekileştirmeden varolma yaşayabilme amacı gümbürtüye gidiyor. umarım dilerim bilinçli sağduyulu objektif bakış açısıyla pozitif düşünceler hakim olsun tüm kadınlar ve erkeklerde.
 

ogeday

#29
Benim celselerden hatirladigim insanlik zaten 4. yogunlukta idi.Bizler 4. yogunlukta iken fiziksel bedene gecmek istedik.Hatta buna Laura "yani biz hristiyanlikta anltatilan yasak elmayi yedigimiz icin mi cezalandirildik" diye sordu.K lar hayir elma sadece bir sembol sizi buraya getiren esas sey cinsellik dedi.Burada kafanda olusacak soruyu tahmin edebiliyorum biz derken tam olarak neyi kast ettigini aciklayayim.4. yogunlukta insanligin yari fiziksel yari ruhsal bir durumu var ve kuzey guney dogu bati gibi kavramlar yok. suan biz bu yogunlukta fizikseliz ancak ruhsal boyutta eklendiginde insanligin ortak bilinciye iletisim kurabilen bir aga sahip oluyoruz.Mesela Reptilianlar burada sahip olduklari Gri ler ile ruhsal bir baglantiya sahipler.Fiziksel zevklere sahip olmak istemek bir KH davranisi boyle bir salakligi niye yapmisiz bilmiyorum.Belki 4. yogunluktada KH idik emin degilim.Mesela Cengiz Han 4. KH ye gecis yapti suan orada