Haberler:

Yayınlanan son celse forumda! 26 Eylül 2026🎉

Ana Menü

22 Ekim 2008

Başlatan 4BH, 19 Mayıs 2010, 23:22:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Yolcu

#30
Evet Gurdjieff %99,99 haklı, okumadığım halde bu sözlerinde çoğunlukla haklı. Evet  otomatik faliyetler  kendi fiziksel varlığımızı sürdürebilmek için tutunda toplum içerisinde ki ilişkilerimize kadar otomatik olan çok faliyet var. Kendimiz olabildiğimiz  zamanlar çok az ve o anlarda nedense çok yaratıcı, içten ve huzurlu mutluluklar yakalarız. Öyle  anların hep sürmesini  isteriz, nasıl özgün anlar yarattığımızı gözlemleyebilsek bu mümkün.

Okuduğum tüm  üstatlar tek bir mesajı bariz şekilde verir "Kendin ol ama  orjinal kalarak" Beni takip edersen, beni örnek alırsan  ancak benim gölgem olursun derler. Bunu söylerlerken otomatik olarak beni takip etme  derler. İnsan olarak sorumluluk almayı pek  öğrenemedik ve kendimizden daha üstün birilerini gördüğümüzde, sözlerini işittiğimizde nedense hemen taraftar olur ve  dediğiniz gibi otomatikleşmeye devam ederiz.

Yemek yerken, yürürken, gülerken, konuşurken, kullandığımız sözcükleri bile seçerken, kendimize bir saç ve bıyık modeli seçerken, giyim tarzı belirlerken gerçekten mevcut seçeneklerden etkilenmeden mi  seçiyoruz ve uyguluyoruz?

Dışarıda insanlar selamlaşma biçimleri bile üretiyorlar farklılık adına ama bir müddet sonra o selamlaşma bile  kopyaya dönüşüyor. Çoğunlukla  hangi düşünce ve  gruba mensup olduğumuzu göstermek için (ben buyum demektir) bile bu  otomatik, kalıplaşmış uygulamaları yapıyoruz.

Kısaca toplumsal, kişisel inançsal, ırkasal bile uyguladığımız otomatik proğramlar var.

Orjinal kalmanın tek yolu kendi iradeni  hiç bir şekilde bir lider bile olsa  ona  devretmemektir.
Ortak sorumluluklar birbirine paralel gittiği sürece birlikte yol alınabilir ama  orjinal kalarak....





 

yucelulu

#31
İnsanoğlu uykudadır. 4 üncü yoğunluğa geçince uyanacaktır.
 

Tiversonus

#32
Sevgili JCA,

Resimler oldukça büyükmüş ve harika gülen kız çok fazla beni gülümsetti ve içimden "hah işte böyle olabilmeli"...

Neden yazamadım bugün? Sabahleyin kaldığım yerdeki evin/dağın elektrik direklerini değiştirmeye başladılar ve bir gümbürtü ile uyandım ve gece de açıkça mutfaktan gümbürtü geldi ve bakmaya gittim ve kedi et tavasını düşürmüş, yemekler yerde, pencereden giren yabancı kedi..Eskiden böyle durumlarda gece yatmazdım:)) Ve kendimi gözlemleyerek, etrafı gözlemleyerek bunları kendi kendime aştım...Sabah kalktığımda arınıyorsam iş bitti derim geceyi huzursuz geçirmem, yani boyutlararasına alacak üçüncü boyu önlemi yok ki, lambayı açık bıraksam ne yazar..Ve enerjiye güvenmeyi öğrendim, alacağım tek önlem üçüncü yoğunluğa olur kanımca. Ve şehire geldim bende. Ve bir nefeslendikten sonra yazmak istedim.


Bilgi seviyeleri vardır diye düşünürüm, bunlardan bir tanesi deneysel ya da araştırma ile doğruluğu ya da yanlışlığı yönünde bir fikir sahibi olabileceğimiz bilgilerdir. Diğerleri belki gözleöseldir. Kısaca çeşitli seviyeleri vardır. Birincisi bu. Tarih bile kuantumbakışı ile olasılıklıdır kanımca, diğerleri kağıtta yazılanlar, yani bir kayıt.


Her bilgi, her seviye için uygun olmayabilir bu bir gerçek ve kişilerde hayatta öyle değiller midir? Kısaca sizin veya bir başkasının veya benim ya da başka bir başkasının içsel durumları ve seviyeleri eşsiz şekilde farklıdırlar. Kimi dağdan paraşütle atlar ve buna spor der. Kimi uçağa binemez, kimi iğneden korkar v.s. Farklı seviyeler ve çeşitlilik aile içinde dahi vardır.


En uç ihtimali ele alalım, burada önemli olan açıkfikirli ve karşıdakinin fikrine saygılı olmak ve bu bir varsayım olsun (Kİ BÖYLE OLMADIĞI ÇOK AŞİKAR): Celseciler -kendi içlerinden- bir fotoğraf çeksinler ve işte varlık fotosunu bizzat kameramızla çektik diye medyaya versinler. Ve etrafa yaysınlar. Yayılacak şey; mağarada yaşayan bir varlık. Artık, dünyanın bir üyesi olarak mı evrimleşti yoksa boyut penceresinden mi düştü. Ya da mağaraların derinlerine kimse girmesin ve insanları uzak tutsun diye mi konuldu bu ayrıca tartışılır. Sonuçta bir mağara yaratığı...Ve Kasyopya Birleşik düşünceye sorsalar, şu bizim çektiğimiz resim ve şu mağarada çektiğimiz nedir? Ve bilinen cevaplar verilse...


Buraya kadar, gazateciler filan devrede değil olsun. Bu birbirimizi anlayarak, etkileşim işi olsun ayrıca, sanırım bunu yapabiliriz, fikirlerimiz farklı olsun bunda yanlış yok, bu bir zenginlik...


Burada soru şu: gerçek mi? değil mi?...Nasıl buluruz bunu? Elbette peşine düşerek, mağara gezisi yaparak yani keşiflerimiz ile...


Buraya kadar doğru mantık dizisi ile gittiğime inanıyorum.


Ve şimdi bir, gazeteci bunu ispatlamış, diğer bir adam yıllarca bir dinin "ışıksal" varlığı budur diye gazetelere satmı, işte bir sürü sansasyonel gazetecelik. Resmi resim ile yanlışlamak..Şöyle bir bakıldığında en zor olası durum bile, celseciler için ancak bir keşifle onaylanabilir ya da onaylanamaz. Bu kanımca değişmeyen bir mantıksal çıkarım...Buradan herhangi bir neticeyi çıkarmak kanımca mantıksal değil; yorumdur, düşüncedir, savdır... Aşırı şekilde, bu negatif bir şey ya da bu bana gelmez ya da tüm insanlar için, başka şeyler gerekir sonucu, yukarıdaki en zor durumun bir neticesi değildir...Yukarıdaki en zor durumun öncesinde, sağlıklı bulduğum, ancak belki "bize" yerine bazı kişilere şu ekollar faydalı fikirlerine gönülden katılıyorum...Ve ben onlara da yabancı değilim... Açıkçası ben kardeşlerim istemediği sürece, celseleri kağıda döküp veremem, vermek istemem...Kardeşime sadece UFo resmi gösterdiğimde, ben gece yatamıyorum abi, çıldıracak gibi hissediyorum demişti. Yorumum yok, sadece o seviyesinde okumalı. Okur mu? Okumaz, maç, tv, iş, spor ve gizemle işi yok ve o hazır olmadıkça gerçekte olsa onu UFO seminerine götüremem. Bir sürü bilim adamı var orada ama bilimde eksiklik yok, kardeşim hazır değil o seviyede bilgiye...


Ayrıca kanallık olayının çok ayrı şekilde dinamiklerinin incelenmesi gerekir. İşte görülecektir ki kişi, eğer yüzde yüz bilgi arıyorsa, o bilginin seviyelerinin olduğunu bilmiyordur. Örneğin, geçenlerde bir dinsel kitaptaki matematik hatası diye yazılmış şeyleri okudum ve hemen arkasından, hayır değildir yorumlarını okudum. Açıkçası olsa ne olur olmasa ne olura geldim, kısaca kişi kendi sorgulamasını kendi yapacak. Ve hiç bir şekilde toptan rette gitmedim veya kabule de. Anlayamama payımı da işiniçine koyarım ve soru işaretli kaydını yaparım zihnimde.


Ve işte kızcağız gülerek poz veriyor. Biz ise evet/hayır ı araştırmaya dayalı, keşfe dayalı bir şeye toptan hükümler veriyoruz. İşte yinede bu konu ortasında söylediğiniz, herkese değil bu bilgiler de haklısınız diyorum. Ama bu kötüleme ile yapılması bilimsel, mantıksal değil. Onu demek istiyorum ki; çok ama çok değerli bilgiler var celselerde, ama çok, ama herkes için mi? Hiç bir bilgi bile herkes için olamaz ki!


Bunlar aslında sakin ve uzunca üzerinde analiz yapıldığında hakkaniyeti elden brakmadan, ve kendi kişisel gelişimizi sekteye vurmadan(! bu çok önemli) belki de sadece içsel olarak büyük deneyimleri içeriyordur... Ben sizi, hem geçmiş kendimden ve hem de çevremde aile üyelerimdem anlıyorum. Ama kardeşimin bir sözü var beni yerime çiviler: Abi tamam doğru olabilir ama benim kafam almıyor, bana anlatma der...Ve sevgim iki kat artar çünkü, dürüstçe davranmıştır.


Bence uzatmadan üzerinde uzunca düşünelim farklı şeyler ve deneyimler çıkacaktır. Kendimizi tanımak açısından güzel oldu ve gerçekten çıkarımınız haricinde (buna katılmıyorum) sizi son derece samimi ve içten buluyorum, yani hata yaptığınızda bile söyleyebilen kişiliğinize tanık olmuştum bu konu öncesi, teşekür ediyorum.


Yorumu içimizde yapmak üzere benden bu konu hakkında bu kadar.

Selamlar, Sevgiler...

Tiversonus

#33
Bu arada Avrupalıların hakkını yemeyelim...Bütün konuşulanları bir yana bırakalım ve gülümseyen kıza bir yorum yapalım...Avrupalı, söylentisi, yazılı, basımlı anlatımları olmadan o mağaraya (kim bilir ne uzunlukta, belki bir bölümü kapalı) para verip gitmez...Görüyoruz işte, ellerinde eserler ve haritalar ile ülkemiz mağralarını, gezi yerlerini geziyorlar...Sırf, aklıma Eric Von Daniken in mağraları geliyor, nasıl bir teknoloji ile açılmışlar, Loknes yaratığı geliyor, kocaayak geçen hafta videosu geliyor, dün bir çinli kucağında garip bir kaplumboğa benzeri yaratığı tutmuş, ne mwksiko yaratığı ve DNA açıklaması keza aklıma geliyor, o kadar çok ki...Yani ben nasıl mağralarımız var henüz keşfi yapılmamış diye de düşünüyorum. Sadece açığa çıkanlara baktığımda, olabilir, mümkün diyorum. İlla bu diyemem, bilimsel sunum yapamam ama olasılığı yüksek görüyorum. Sonra aklımabatıda incil tafsirine göre son gün resimleri geliyor, geliyor...Kısaca araştırılmaya değer ama mağracı ve dağcı da değilim doğrusu ve ancak bu tür haberleri de takip ediyorum...


Burada çok daha önemli konu şu; ben böyle varlıklarla eğer karşlaşırsam, bana süpriz olmayacak, çünki tam teyit etmesemde bilgim var diyeceğim. Umarım iyi ortamlarda karşılaşırım. İşte bilgi korur. Bu bilgi bazen bilimsel-ispatlı olmasa da koruyabilir...Yine de araştırılmalı.

bozadi

#34
sevgili JCA, maketin eline bir bıçak tutuşturulduğu kesin, ama ilk resimdekinin elinde birşey var mı, yok mu, hatta anladığımız şekilde bir eli var mı yok mu ben resimden çıkaramadım. sen bununla ilgili yorumunda yeni bir kanıt sunuyor veya karşı tarafın iddiasını anlamaya çalışıyor değilsin, sadece kanıt olduğunu sandığın ama kanıt olmakla aslında bir ilgisi olmayan şeyi öne sürerek iddianı kısır bir şekilde tekrarlıyorsun. maket resmiyle diğer resmin kesinlikle aynı şeyin resmi olduğunu mutlak kabul ettiğin için karşı görüşün penceresinden bakmayı ve karşı fikrin ifade ettiği olasılığa nöron harcamayı reddediyorsun. o da senin özgür iraden. eğer karşı fikirden bakarsan, maketin elinde bir bıçak olup olmamasının, veya ilk resimdeki varlığın elinde birşey olup olmadığının, hatta varlığın bizim anladığımız şekilde bir eli olup olmadığının, bu karşı fikrin öne sürdüğü şeyle hiçbir nedensel ilişkisi olmadığını görürsün.

Alıntı YapBu canavarları nerede olduğunu öğrenmek çok mu gerekli? Ruh çıkarma falan? Ya da şu enkarnasyonumda ben neydim?

sevgili JCA, canavarların, ruh çıkarmanın, geçmiş enkarnasyonların "önemsiz" olduğunu neye dayanarak iddia ettiğini anlamakta zorluk çekiyorum. kasyopyalılar celselerde at yarışlarının sonuçlarını tartışıyor olsalar, bunu bu şekilde eleştirmeni anlardım ama bu bahsettiğin konular senin iddia ettiğinin aksine hiç de önemsiz konular değil. o yüzden bunların önemsizliği iddianı açıklamanı rica ediyorum. ben de bunların neden önemsiz veya yersiz olmadığına dair kendi görüşlerimi paylaşayım.

JCA

#35
El orada görünüyor. Yumulmuş bir el. İyi  bakın.

Diyelim ki benim gözüm bozuk sizin gözünüz benden iyi görüyor. Gerçekten bir eli bile görünmüyor. Belki de gerçekten öyledir. Karanlık güçler eli bile görünmeyen yaratığın maketine neden el  yapsın bir de eline bıçak versin? Madem bu kadar olayı örtbas edecek kadar hinler böyle basit bir ayrıntıyı atlayacak kadar neden ahmaklar?

Evet öyle ruh çıkarma falan gibi konuların boş işler olduğunu halen düşünüyorum. Zira ruh çıkarma gibi bir şeyin basit bir şey olduğunu sanmıyorum. Pozitif yönde gelişmekteysek eğer bu tip müdaheleci ve tehlikeli konuların işimize yaramayacağını düşünüyorum. Çünkü belirli bir sevgiye ve bilince ulaşmadan bu teknolojileri kullanıp insanlığa büyük zarar veren insanlar oldu halen az da olsa var bu kişilerden. Tehlikeli işler bana göre bunlar.

Ve bunu yapabilenlerin olduğu söyleniyor. Özellikle bilgisi yüksek olan uzakdoğudaki bazı ustaların yapabildiğini duydum. Chi enerjisiyle ateş yakanların, maddeyi hareket ettirebilenlerin, yine bu enerjiyi dövüş sanatlarında kullananların yani vücudundaki enerjiyle başkalarını istediği gibi kontrol edebilenlerin bir kaç videosunu izledim. Hepsi de gerçek. Ama ben bunların güç takıntısına sahip insanların izleyeceği yol olduğu konusunda bir yaklaşımım var. Üzerinde sürekli araştırmanın da yanlışlığı konusunda düşüncem değişmiş değil. Öncelik insanın kendini tanıması ve kendini değiştirmesi üzerine. Ben böyle düşünüyorum.

Şunu da ekliyorum; kanal bilgileri isterse doğruyu verir, istemezse vermez. Bu kanallayan kişinin eğilimlerine bağlıdır. Yönelime göre alınan bilgiler değişir. Tamamen pozitif te olabilir, yarı pozitif te olabilir, 2/3 pozitif te olabilir. Bilgiyi alan kişinin ruhuna bağlı. Eski bilgeler o yüzden ruhsal varlıklarla iletişime yani transa geçmeden önce kendilerini incelerler, yanlış olan eğilimlerini düzeltirler ve bundan sonra kanallamaya geçerlerdi. Bu şekilde daha çok doğru bilgiye erişimleri olurdu. Ama günümüzde kanallama yapan insanlar inisiye edilmiyor. O yüzden alınan bilgilerin bir kısmı doğru da olabiliyor yanlış ta olabiliyor.

Bir sürü kanal bilgisi var ortada. Hangi birini tam olarak doğru kabul edeceksiniz? Hiç birini.. Yapabileceğimiz tek şey elemek. Bazı konularda birbirlerini yalanladıkları bile olabiliyor. Aynı şekilde örtüşen bilgiler de olabiliyor.

Bakın örneğini de vereyim, Dikkatlice okumanızı öneririm. Ra bilgilerinde diyor ki;

Alıntı YapTaras Bulba ve Cengiz Han yeteneklerinin pek azını bilinçli olarak kullanırlardı, tüm güçleriyle tek bir konuya eğilmişlerdi, kendine hizmet! Giriş kapısına ulaşabilmek için kişisel güçlerini sonuna kadar zorlamışlardı. Ama Rasputin bilinçli bir ustaydı, kendine hizmet için hiçbir çabadan kaçınmazdı. Bu varlıklar şimdi dördüncü boyuttalar. Her biri, Bir'in Yasasının idrakinin (kendine hizmet yoluyla) arayışına tahsis edilmiş bir dördüncü yoğunluk gezegeni seçti. Biri Orion grubunda, biri Cassiopea grubunda, diğeri de Güney İstavrozu grubunda bulunuyor.

Kasyopya grubu Ra'da kendine hizmet olarak geçiyor. Peki gerçekten öyle midir? Çeşitli ihtimaller sıralanabilir. Ra varlıklarının pozitiflik oranları kasyopyadan yüksek olabilir, bu yüzden kasyopyalıları kendine hizmet olarak görüyorlar. Ya da tam tersi Ra'nın pozitiflik oranı düşük ve bu yüzden kasyopyalıları negatif olarak görüyor. Kendi aralarında bile görüş farklılıkları var. Onlar bile birbirlerini doğrulayamıyorlar. Biz nasıl doğrulayabiliriz ya da yanlışlayabiliriz tamamıyla?


Ve ben bu konuyu burada bitiriyorum.
 

JCA

#36
Alıntı YapBunlar aslında sakin ve uzunca üzerinde analiz yapıldığında hakkaniyeti elden brakmadan, ve kendi kişisel gelişimizi sekteye vurmadan(! bu çok önemli) belki de sadece içsel olarak büyük deneyimleri içeriyordur... Ben sizi, hem geçmiş kendimden ve hem de çevremde aile üyelerimdem anlıyorum. Ama kardeşimin bir sözü var beni yerime çiviler: Abi tamam doğru olabilir ama benim kafam almıyor, bana anlatma der...Ve sevgim iki kat artar çünkü, dürüstçe davranmıştır.

Şimdi kardeşinizle anlattığınız hikayeden kasıt bilgiyi alamayan bir insan olarak ben oluyorum sanırım. Daha doğrusu bilgiye hazır olmayan bir insan olarak o ben.

Size bir gerçeği açıklayayım.

Yükselmemiş ruhların buradaki bilgisi 0'dır. Evet sıfır. Kişinin bilebilmesi için kendini tanıması şarttır. Zihinsel ve duygusal yönelimlerinin nasıl kendini etkilediğini, egonun ve zihnin bilgiyi nasıl mahvettiğini anlaması şarttır. Kendini bilmek, tüm yaşam boyu bile sürebilir. Kişi kendini bildiği zaman bilgiye hazır duruma gelir ve o zaman bir şeyler biliyorum diyebilir. Öbür türlü sadece bildiğini zanneder. Bu da ego benliğinin bir saptırmasıdır. Ve insan kendini bildiği zaman evrenin bilgisi size  bahşedilmeye başlanır.

Ve dediğiniz doğru ben bilgiye hazır bir insan değilim ve dahası hiç bir şey bilmiyorum.

Şu durumda burada ben dahil kimse hiç bir şey bilmiyor. Bütün öğrenilenler sadece köpeğin ete ulaşması için salınan koku. Gerçeğin kendisi değil, uzaktan salınan kokusu. Ete ulaştığımız zaman bilmiş olacağız.




 

Tiversonus

#37
Hayır bir hikaye değil ve gerçek yaşanmış olay ve çok benzer de olsa söylenmiş aynı cümleler. Bunu, en samimi şekilde yaşanmış olduğunu söyleyebilirim.

Alemtac

#38
Bilgi veren ne anlatırsa anlatsın, bilgi alan anlayabildiği kadarını alır ve anladığı kendi içinden kaynaklanır yani içimizde ne varsa karşımızdakinin söylediklerini de öyle algılarız. Birliğe giden yol değişmez...Şimdi yazacaklarım benim görüşlerim, elbette bu güne kadar edindiğim bilgiler doğrultusunda ve anladığım kadarıyla yazıyorum. İnsan beyninin çok az bir kısmını kullanabildiği bilimsel olarak ispatlanmıştır. Geri kalanını neden kullanamıyoruz ve nasıl geliştirebiliriz? Kullanamadığımız kısımları kullanıyor olsaydık neler yapabilecektik? Kaşık bükme, telepati, cisimleri hareket ettirme, auro görme vs gibi özellikler bir güç değil herbirimizde var olan özelliklerdir. Okumayı öğrenmek gibi, bunlarıda öğrenebilir ve geliştirebiliriz. Asla yetenek değil, güç değildir. Dokuz kehanet adlı kitapta ki sitemizde önerileriniz başlığı altında bulunabilir, insanın kendini geliştirebilme yöntemleri anlatıyor. İnsanlardan bazıları beyninin herkeste kullanabilir olan alanın dışındaki diğer bölgelerinide kullanabilmiş ve bunu kullanan insanlara özelmiş gibi davranıldığı için yetenek olarak adlandırılmış. Halbuki her insanın kullandığı alan dışındaki bölgeyi kullanan bile henüz tamamına erişememiştir. Birimiz yapabilirsek, herkes yapabilir.
 

bozadi

#39
JCA kardeşim, hepimizin ara ara deneyimlediği belirli bir tavır yansıtıyorsun şu anda benim bakış açıma göre. o tavır/durum, yaşam koşullarımızın zorluğu, statükonun düşük frekansı ve üst seviye negatif varlıkların baskıları nedeniyle sık sık bunalan bir gönlün ve zihnin isyanı. aynı şey benim için de geçerli ama senin kızgınlık ibren benimkini geçiyor olabilir şu an. bu haldeyken aceleyle pek çok şeyi istikrarsız bir zihin/gönül dengesiyle yargılamak zorunda buluyoruz kendimizi.

bu süreçte hakkında çeşitli yargılamalarda bulunduğun herhangi bir canavar resminin gerçekliği/sahteliği, kasyopyalıların veya bir başka bir kanal bilgisinin doğrulukları / yanlışlıkları konuları asıl odağını temsil etmiyor, bu açık. ve bunları daha fazla tartışmak istemediğini de zaten vurgulamışsın. ben şu an için bu tartışmada o konuların hiç birini ayrıntılı bir tartışmaya açmamaya karar vermek durumunda görüyorum kendimi, çünkü şu anda bunlarla ilgili herhangi bir tartışmaya severek, isteyerek ve dikkatli bir şekilde konsantre olabilecek durumda olmadığını ifade ediyorsun. o halde bu konulara ve zihin emeğimize yazık etmeyelim.

yansıttığın psikolojiye empatiyle yaklaşmak istediğim zaman ne görüyorum şahsen...

kendi hayatımın ne kadar büyük zorluklar, çıkmazlar, kızgınlıklar, korkularla dolu olduğunu hatırlayınca (bunların tam tersi bazı koşullar da mevcut hayatımda), ve aslında bunların hemen hepimizin derslerinin bir parçası olduğunu hatırladığımda, senin durumunda da bunların mutlaka mevcut olduğunu anlamakta ve buna empati duymakta hiç zorlanmıyorum. çok önemli bir perspektifle, aynı durumdayız, öyle değil mi?

kendimizle, ailemizle, arkadaş ve tanıdıklarımızla, takip ettiğimiz öğretmenler/kaynaklarla, hayat hakkındaki felsefe(leri)mizle, kendi hayatımızda ve bütünsel hayatta olan bitenlerle ilgili pek çok güvensizlikler, karanlıklar, endişeler deneyimleyebiliyoruz, deneyimliyoruz.

çözümler için her birimizin yaklaşımları kendine özgü olabilir veya zamanlama bakımından uyuşmayabilir.

çözüm için işaret etmekte olduğun şeyin en çok "kendini bilmek" kavramı olduğunu görüyorum. bundan neyi kastediyorsun, bu konuda ne düşünüyorsun, bunu şu anda nasıl deneyimliyorsun, paylaşır mısın?

(tek kullanıcıya odaklanmak, diğer yorumcuların söylediklerini ele almamak, çok isteyerek yaptığım birşey değildi. özür diliyorum)

bozadi

#40
Lao Tzu'nun öğretisinde çok önemli bazı erdemler mevcut olabilir ama tüm ayrıntılarıyla mutlak doğruyu veya benimsenmesi icap edeni o da temsil etmiyor, öyle değil mi?

örneğin bir de Nisargadatta Maharaj var bilge doğulu kardeşlerimizden, süper benimsetici geliyor bana, ama hayatıma %100 seviyesinde uymuyor. Benim koşullarım için %100 uygulanması mümkün değil ve sanırım gerekli de değil. ama gerçekten bazı bilinç açıklarımı Maharaj'la kapattım. Lao Tzu'yu şimdiye kadar hemen hiç araştırmadım ama çok yapıcı etkilenmem mümkündür. lakin eminim onun da kendi koşullarımız için tam bir uygulanabilirliği söz konusu değildir. herkes bir kaynağı okur ve o kaynaktaki bilgiler kendisindeki çeşitli boşlukları şu veya bu oranda doldurur veya doldurmaz.

özellikle Gurdjieff'in tanımladığı şeyler itibariyle, umutsuz bir bataklıkta olduğumuzu söylüyorsun. buna katılmıyor da değilim. yalnız şunu biliyorum; işbirliğinden çok şey doğar. işbirliği için neler yapabileceğimizi anlama çabasını sürdürelim.

Gregorsamsa

#41
Kasyopya bilgileri Ra Bilgilerinin neresinde kendine hizmet olarak geçiyor ? 

Yani 1981-84 arası Don Elkins, Carla Rueckert ve Jim McCarty tarafından kanallanan Ra ve 1994 yılından itibaren kanallanmaya başlayan Kasyopya celselerini kastediyorum .
 

JCA

#42
Ra Bilgileri Cilt-1
Celse 11'deki üçüncü soruya verilen cevap.

Ama önemli de bir şey değil.
 

bozadi

#43
eğer RA tarafından kh olarak tanımlanan şeyin "kasyopyalılar" ve "kasyopya bilgileri" dahil olmak üzere kasyopya/kraliçe takımyıldızı ile ilgili herşey olduğunu varsayıyorsan ve bu varsayımı benimseme eğilimindeysen, bunun "önemli birşey" olduğunu düşünüyor olman gerekir, öyle değil mi?

sevgili JCA, bu hususta Ra'nın söylediği şeyi de, Kasyopyalıların söylediği şeyi de fazlasıyla aceleci ve dikkatsiz bir şekilde yargılamakta olduğunun pek farkında değilsin.

Ra, ilgili celsede, dünyadaki negatif eğilimli bir tipin, 4. yoğunluk negatife mezun olduktan sonra Kasyopya takımyıldızı olarak tanımladığımız bölgedeki bir gezegene/konuma gittiğini söylüyor. bütün söylenen bu. peki sen bunu neye yoruyorsun veya yorulmasının mümkün olduğunu söylüyorsun: Kasyopya takımyıldızı denen bölge/alan tamamen negatif varlıkların mevcut bulunduğu bir yer/alan. dolayısıyla "Kasyopyalı" olarak tanımlanan herkes ve dolayısıyla aktardıkları bilgiler de negatiftir. bu iddiada fazlasıyla acelecilik ve fazlasıyla önyargılılık yok mu acaba?

üstelik Kasyopyalılar kendilerinin aslında Kasyopya'da yaşayan varlıklar olmadığını, 6. yoğunluk varlıklarının zaten herhangi belirli bir yerde/alanda konuşlanmak gibi bir özellikleri olmadığını, evrendeki yoğunluk/mezuniyet enerjilerini değiştiren bir enerji dalgasıyla birlikte evreni turladıklarını, ve Kasyopya denen takımyıldıza yakın bir yerden geçerken, Kasyopya takımyıldızındaki bir süpernova'dan yayılan enerjilerden de yararlanmak suretiyle Laura ve ekibiyle bağlantı kurduklarını çeşitli celselerde çeşitli şekillerde ifade etmiş olmasına rağmen, muhtemelen bunları okumadan veya üzerinde düşünmeden, veya düşündüğün halde anlamadığın veya anlamak istemediğin için, sırf Ra bir varlığın 4. yoğunluk negatifte Kasyopya takımyıldızındaki bir yere gittiğini söylediği için, o süreçte henüz aktarılmaya bile başlamamış olan "Kasyopya bilgileri" dediğimiz bilgileri ve ilgili herhangi varlıkları Ra sanki "negatif" diye tanımlamış gibi bir iddiada veya imada bulunuyorsun. bu konuya/meseleye henüz vakıf olmadığını ve aceleci bir şekilde buna dair önyargılı yargılamalarda bulunduğunu (veya bulunuyor olabileceğini) anlamış olmanı diliyorum.

JCA

#44
Hobaaa bu da nerden çıktı? Yazdıklarımı alıntılayayım.

Alıntı YapKasyopya grubu Ra'da kendine hizmet olarak geçiyor. Peki gerçekten öyle midir? Çeşitli ihtimaller sıralanabilir. Ra varlıklarının pozitiflik oranları kasyopyadan yüksek olabilir, bu yüzden kasyopyalıları kendine hizmet olarak görüyorlar. Ya da tam tersi Ra'nın pozitiflik oranı düşük ve bu yüzden kasyopyalıları negatif olarak görüyor. Kendi aralarında bile görüş farklılıkları var. Onlar bile birbirlerini tam doğrulayamıyorlar. Biz nasıl doğrulayabiliriz ya da yanlışlayabiliriz tamamıyla?