Haberler:

🎉 BaskalarinaHizmet.com 17. Yaşında! 🎉

Ana Menü

2 Aralık 2000

Başlatan bozadi, 18 Şubat 2016, 22:49:19

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

"Frank" Kasım 2000'de gruptan ayrıldı. Onunla yapılan son celse 23 Eylül 2000'deydi. Ben "Amazing Grace" kitabı üzerinde çalışırken bir belirsizlik vardı. Hala Frank'in kendini toplamasını bekliyorduk ve bir moladan sonra döneceğini düşünüyorduk. Aralık ayında kardeşim geldi ve Frank'siz bir deneme yapabileceğimizi düşündük.

2 Aralık 2000
Ark, Laura, Tom K., Barry T.

S: Merhaba.

C: Merhaba.

S: Bu akşam kimle birlikteyiz?

C: Soalam.

S: Nereden bağlantı kuruyorsunuz?

C: Kasyopya.

S: Tom'la yeniden uyumlanma çalışması yaptığımız için evet-hayır sorularıyla başlayalım. Frank gruptan ayrıldığı için yeniden uyumlamayı sağlamak üzere kaç celsenin gerekeceğini sormak istiyoruz.

C: Dört. Uyumlanma üzerinde çalışın.

S: Frank'siz bu kombinasyon daha mı iyi?

C: Evet. Muhtemelen.

S: (TK) [Masanın üzerindeki büyük kristale işaret ediyor.] Yeni kristali sevdiniz mi?

C: Evet.

S: (L) Onu tablanın üzerinde bulundurmak faydalı oluyor mu?

C: Fark yok.

S: (L) Frank'in moralini bozan ve gruptan ayrılmak istemesine neden olan şey nedir?

C: Yüzük.

S: (TK) "Yüzük" derken?

C: Frank'in önemi.

S: (TK) Ark ve Laura'nın evleniyor olmasından dolayı gruptaki öneminin azalmasına üzülüyor? Yüzük derken kastettiğiniz bu mu?

C: Evet.

S: (L) Başka güçler tarafından manipüle ediliyor olabilir mi acaba?

C: Başka güçler yoluyla.

S: (L) Yani bunlar onun kendi düşünceleri ve kendi hisleri ama birileri tarafından tırmandırılıyor. (BT) Frank bizi izlemek için kullanılıyor muydu?

C: Evet. Bir miktar.

S: (L) Frank elimizdeki bilgi materyalinin kendisini etkiliyor muydu?

C: Yalnızca alanı zayıfladığında. Ay'ınki gibi.

S: (L) Frank'in alanı zayıfladığında mı? (B) Yoksa Frank'in dezenformasyonu ay gibi döngüsel miydi? (L) Yükselip alçalıyordu. Yani şimdiye kadarki celseleri gözden geçirip döngüsel bir kalıp uygulayarak etkileri tespit edebiliriz?

C: Evet.

S: (L) Geçen gün evde duyduğumuz bip sesi neydi?

C: 318 no'lu izleyici.

S: [kahkaha] (L) Fiziksel bir izleme cihazı mı?

C: Evet.

S: (L) Evimizdeki birşey mi ve hala orada mı?

C: İzleyici. Evet.

S: (L) Aniden biplemesine neden olan bir tür hata mı yaptı?

C: Evet.

S: (L) Onu oraya kim koydu? Yani fiziksel olarak?

C: D___.

S: (L) Evde çalışma yapan adam mı? Tavan arasında mı?

C: Evet. Çok küçük.

S: (L) D___ bunu yaptığının farkında mıydı?

C: Hayır.

S: (L) Aklıma gelmişken: D___ zımba makinemizi geri vermeyi unuttu mu?

C: Evet.

S: (TK) O izleme cihazı yoluyla herhangi bir şekilde dezenformasyon beslenebilir mi?

C: Evet.

S: (BT) Bu konuda yapmaya çalışmamız gereken birşey var mı?

C: Hayır.

S: (A) "318 no'lu izleyici" dediniz. Yani evimizde en az o sayıda izleyici mi var? O kadar küçükler mi? Tavan arasına yalıtım yapmak için geldiklerinde bunun dinleme cihazları yerleştirmek için mükemmel bir yol olduğunu düşünmüştüm. Ama küçük ve çok sayıda olmaları gerekirdi. (TK) Evet. Bu evde kaç tane izleme cihazı var?

C: 85.

S: (BT) Düzenli olarak evin önünde duran arabalarla bir ilgisi var mı bunun?

C: Hayır.

S: (TK) Bu tür işleri yapmak için yaklaşmaları gerekmiyor aslında. İzleyici cihazlara erişmek için yaklaşmaları gerekiyor mu?

C: Hayır.

S: (BT) Bu cihazları kullananlar 3. yoğunluk mu yoksa 4. yoğunluk mu?

C: 4.

S: (L) Evin önünde duran o arabaların izleyici cihazlarla bir ilgisi olmasa bile bizimle herhangi bir ilgileri var mı?

C: Evet.

S: (L) Ne yapmaya çalışıyorlardı? Ya o kapıya gelenler? İzleme amacıyla mı gönderildiler?

C: Evet. Köstebekler takımı.

S: (BT) Yani kılık değiştiren tipler mi?

C: Evet. Mekanik kumandalı.

S: (L) Yani onlar makine mi? Sammy Davis Junior'u çok iyi taklit etmişler. (A) Peki bu izleyici cihazları kim yerleştiriyor?

C: Illuminati Nacionale şövalyeleri.

S: (A) Kulağa İtalyanca geliyor. Hmmm. (L) Tom'un da evinde bu tür eğlenceli cihazlar var mı? (TK) Evet!

C: Evet.

S: (TK) Kaç tane?

C: 85.

S: (TK) Bu rakamı kesinlikle seviyorlar! (A) Neyi izliyorlar?

C: Ses.

S: (TK) Sesle mi etkinleşiyorlar?

C: Evet.

S: (L) Belki de çocukları üst katta garip müzikler çalmaya teşvik etsek iyi olacak. (TK) Yani herhangi bir sesle etkinleşip kayıt mı yapıyorlar? Sonra da o kayıtlar indiriliyor mu?

C: Evet. Sıkça.

S: (L) Söylediğimiz herşeyi kaydetmek dışında bir amaçları var mı?

C: Kontrol.

S: (L) O cihazlar herhangi birşey yayıyorlar mı? (B) Hem pasif hem aktif bir işlevleri mi var?

C: Evet.

S: (TK) Hepsi aynı mı yoksa birbirleriyle etkileşimli farklı türde izleyicilerin bir karışımı mı bu?

C: Evet.

S: (L) Barry'nin evinde de var mı bunlardan?

C: Evet.

S: (BT) Zilin tetiklenmesiyle herhangi bir ilgisi var mıydı?

C: Evet.

S: (A) İzleyicilere katlanabilirim. Ama sadece pasif değil aynı zamanda aktif olmaları biraz sinirimi bozuyor. Eğer aktiflerse, o zaman muhtemelen üzerimizde sürekli etki eden bir tür titreşim üretiyorlar herhalde.

C: Evet.

S: (TK) Ses mi yoksa titreşim mi? (A) Ne tür bir faaliyetleri var?

C: Psişik.

S: (L) Bu çok geniş bir alan. (A) Sanırım bizim için önemli olan, parapsişik yöntemlerle, farkındalık yoluyla veya başka bir şekilde, örneğin fiziksel olarak bu kontrole karşı yapabilecek birşeyimiz olup olmadığını öğrenmek çünkü bu şey genlerimize, doğrudan hücrelerimize, vücut kimyasallarımıza etki ediyor ve her şeyi mahvediyor. O zaman bana karşı birşey yapmak gerekir. (TK) Eğer bu şeyler frekans yayıcıysa ve bizi psişik olarak etkiliyorsa, bunlara karşı yapabileceğimiz veya bunları etkisiz hale getirebilecek birşey var mı?

C: Evet.

S: (L) Fiziksel birşey mi yoksa psişik mi?

C: Fiziksel.

S: (TK) Etkilerini engelleyecek bir karşı-titreşim mi?

C: Evet.

S: (L) Yani belirli bir frekans üreten bir cihaza mı ihtiyacımız var?

C: Evet.

S: (TK) Bu ticari olarak mevcut olan birşey mi?

C: Başka.

S: (L) Yapılması gerekiyor. (TK) Kristalleri de kapsayan birşey mi bu?

C: Evet.

S: (A) O zaman bir sorunumuz var çünkü 85 tane izleyici olduğunu söylüyorsunuz. Sesi izliyorlar. Yani şu anda bizi dinliyorlar.

C: Evet.

S: (TK) Bu izleyicilere karşı yapmamız gereken şeyi tespit edebilsek bile bu bir zaman kaybı olacak çünkü gelip yenilerini takacaklar veya yaptığımız şeyi etkisiz hale getirecek birşey yapacaklar. Öyle değil mi?

C: Evet.

S: (TK) Peki tamamen çaresiz bir durum mu bu o zaman?

C: Hayır.

S: (L) Yani bir yolu var. (TK) Bu izleyicilere karşı ne yapabileceğimiz konusunda bize bir fikir veremez misiniz? (L) Evet, benzin ve kibrit. [kahkaha] (TK) Örneğin başka bir yerde yaptığımız bir celsede konuşalım bunu?

C: Belki.

S: (TK) Bunun da kesin bir çözüm olmayabileceğini söylüyorlar. Uzunvadeli bir çözüm olmayacak.

C: Evet.

S: (L) Evi satalım, başkasını izlesinler.

C: Hayır.

S: (TK) Bu odayı yalıtmanın bir yolu var mı? En azından geçici olarak?

C: Evet.

S: (TK) Ama onun da celseler arasında faydası olmaz. Celseler arasında o frekansların bombardımanına maruz kalmaya devam edeceğiz. Ama eğer bilgi aldığımız sırada bu alan korunursa... Kendimizi bu etkilerden korumak için taşıyabileceğimiz veya giyebileceğiniz bir tür kişisel cihaz mı yapmamız lazım? Bu mantıklı bir seçenek mi?

C: Evet.

S: (A) Bu şeyler bir yerden enerji alıyor olmalı. Belki de her yerde mevcut olan elektromanyetik alandan enerji alıyorlar. (TK) Öyle bir cihazda, koruma cihazında kristallerin kullanılması gerekir mi?

C: Evet.

S: (L) Enerji alanları olan kristallerin bu anlamda faydalı olduğunu söylemişlerdi. Görünüşe göre Güneş'in enerjisi de faydalı. (TK) Tamam, eğer bu tür bir cihazı nasıl yapacağımızı öğrenirsek, böyle bir cihaz saldırı frekansındaki değişikliklere yanıt verecek şekilde ayarlanabilir mi?

C: Evet.

S: (L) O metal barakaları düşünmüştüm. Verirsin elektrik akımını, girersin içeri ve işini yaparsın. (BT) Faraday kafesi gibi birşey değil mi o? (TK) Öyle bir alan celseler için koruma sağlardı ama celseler arasındaki süre için işe yaramazdı. Bu çok büyük birşey mi olmak zorunda? (L) Yani çok pahalı ve yapımı zor birşey?

C: Hayır.

S: (L) Dalgalar var. Dalgalar üretebilirsin. (TK) Ve dalgaları iptal edebilirsin. Örneğin beyaz gürültü vesaire. (L) Belki de o beyaz gürültü makinelerinden bir tane edinmemiz gerekiyor. Bunun faydası olur mu?

C: Biraz.

S: (TK) Neye göre ayarlayacağını nereden bileceksin? Süper düşük veya süper yüksek bir frekans olması lazım. (A) Farklı bir olasılık daha var. Elektrik akımı içeren birşey kullandığımızda üzerimizden geçen bir akım olacak. Bu tip birşey o izleyicilerin meydana getirdiği fiziksel değişikliklerin etkinleşmesini engelleyebilir mi?

C: Evet. Bir noktaya kadar.

S: (BT) Bu 318 no'lu izleme yaygın birşey mi yoksa "özel" insanlara yönelik birşey mi?

C: Hayır.

S: (A) 318 neyi temsil ediyor? Model numarası mı?

C: İzleyicinin numarası.

S: (A) Kullanıcı numaramız gibi birşey. Biz 318 no'lu lokasyonuz. Harita gibi birşeyleri olmalı.

C: Büyük bir kayıt.

S: [kahkaha] (L) Harita değil, bir tür büyük veritabanı. Eğer biz 318 numaraysak, 1 numara kim? (TK) Bu rakam önem sırasıyla mı ilgili?

C: Hayır.

S: (BT) Sadece tanımlama amaçlı bir yer numarası. (A) Sanırım belirli sayıda yerleri var ve numaralar veriyorlar. Eğer başarılı bir "izleme" sonucu insanlar ölürse, o zaman o rakamı bir başkasına veriyorlar. (L) Evet, sosyal güvenlik numaraları gibi. Esas meseleye dönecek olursak, odayı metalle, alüminyum folyoyla kaplamak işe yarar mı?

C: Hayır.

S: (L) Odayı folyoyla kaplayıp folyoya elektrik vermek faydalı olur mu?

C: Hayır.

S: (TK) Bakır örgüye ne dersiniz?

C: Daha iyi.

S: (TK) Gemide testler yaparken hangar güvertesine bazı yük römorkları yüklüyorlardı ve orada gerçekten sofistike ve özel ekipmanlar kullanıyorlardı. Römorkları radar taramalarına karşı korumak için bakır örgüyle kaplıyorlardı. Herhangi bir akımla etkinleştirilmeleri gerekmiyordu ama topraklanmaları gerekiyordu. O bakır örgüler radar sinyallerini emip toprağa yöneltiyordu ve böylece bir tespit yapılmasını engelliyordu. Bir de radar ışınlarını emen Radar Abzorbe Edici Malzeme (RAM) diye birşey vardı.

C: Evet.

S: (TK) Pahalı bir malzeme. (L) Peki ya ipek?

C: Evet.

S: (L) Simyacılar vücudu dış frekanslara karşı korumak için ipek giyilmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunun kulağa çılgınca geldiğini biliyorum ama dedikleri bu. İpek tam bir yalıtıcı. (TK) Eğer alanı ipek bir çadırla kapatırsak veya ipek giysi giyersek... (A) İpeğin kendisi işe yaramayabilir, belki de yalnızca vücuda temas ettiği zaman işe yarıyordur. (TK) Alanın etrafının bakır bir örgüyle kaplaması faydalı olur.

C: Evet

S: (TK) RAM'in faydası olur mu?

C: Evet.

S: (TK) İpeğin faydası olur mu?

C: Evet.

S: (TK) Her üçünün bir kombinasyonu mı gerekiyor?

C: Evet.

S: (TK) Çok büyük paralardan bahsediyoruz o zaman. (TK) Daha basit bir yolu yok mu? O derecede bir koruma gerekli mi?

C: Evet.

S: (L) Şunu anlıyoruz ki, eğer engelleyici bir frekans üretirsek, bu sefer de kullandıkları frekansı değiştirecekler. Yani sürekli köşe kapmaca oynarız o zaman. (A) Standart izleyicileri var. Ayarını biraz değiştirebilirler ama sürekli yeni cihazlar yerleştirmeden fazla birşey yapamazlar. Belki de frekansların değiştirilmesinin bir sınır vardır. Yani kendi cihazımızı onların cihazına nasıl ayarlayacağımızı bilirsek bunu başarabiliriz. (TK) İhtiyaç duyduğumuz şeyin komplike bir cihaz olup olmadığını bilmiyorum. Belki de sadece bir frekans üreticisine ihtiyacımız var. Bir kristale bağlı basit bir cihaz. Doğru yönde gidiyor muyum?

C: Evet.

S: (A) Örneğin bizim zapper cihazımız çok basit bir cihaz. Tek bir entegre devre ile çalışıyor. (TK) Frekans üretici ucuz olabilir. Amplifikasyon için bir kristale bağlarsın.

C: Pek çok frekansı dahil etmeniz gerekiyor.

S: (A) Aralığını bilmemiz gerekiyor. (TK) Bize frekans aralığını söyleyebilir misiniz?

C: Evet. 549 hz'den 832 hz'e.

{Tipik ses frekansları kalın bir erkek sesi için 90 hertz civarından ince bir çocuk sesi için yaklaşık 300 hertze kadar uzanıyor. Duyulabilir ses bantları yaklaşık 10 hertzden başlıyor. Kozmik Işınlar 1035 Hertz. Kablosuz iletişimler duyulabilir aralıkta olan 3KHz'den başlayarak görünür ışık aralığındaki ve bazı lazer-temelli sistemlerin çalıştığı yaklaşık 1015 Hertz'e kadar uzanıyor. Bu frekansların hepsinin yayılma karakteristikleri ve parazitlere duyarlılığı farklı ve bu da onların belirli bir amaç için değerlerini belirliyor. Çoğu uygulamalar için kullanılabilir spekturum yaklaşık 300GHz'de sona eriyor ve orada da infrared bandı başlıyor. Normal bir insan 20 Hz ila 20.000 Hz arasındaki frekansları duyabilir.}

S: (A) Yani bu ses. Standart ses. O zaman beyaz gürültü kısmi bir çözüm sağlayabilir. Bu rakamlar oldukça geniş bir frekans aralığı üretmemiz gerektiğini gösteriyor. (TK) Ben ihtiyacımız olan şeyin ya çok düşük ya da çok yüksek bir frekans olduğunu, duyulabilir aralığın dışında olacağını düşünmüştüm. (L) Sanıyorum izleyicilerin ses izleyicileri olmasıyla ilgili birşey bu. (TK) Peki kayıtları nereden alıyorlar?

C: Gemi.

S: (BT) 4. yoğunluk demişlerdi değil mi? (TK) Uzay gemisi mi?

C: Evet.

S: (A) Bu küçük şeyler doğrudan bir uzay gemisine bilgi gönderebiliyor mu? (L) Dördüncü yoğunluk teknolojisi olduğu düşünülürse... (TK) Doğru mu bu?

C: Evet.

S: (A) Bunu tartışmak istiyorum. Eğer biz bunlara karşı üçüncü yoğunluk teknolojisiyle birşey yapabiliyorsak... (L) O zaman o izleyicilerde üçüncü yoğunluk bir teknoloji unsuru da var demektir. (A) Evet. (L) Olmak zorunda. Bizim henüz hayal bile edemediğimiz olağanüstü bir çip olabilir. Nanoteknoloji kullanıyor olabilirler sonuçta. Vücudumuzda da bu tür nanoteknolojik izleyiciler olabilir. (TK) Kendimizi korumak için ne tür bir kişisel cihaz yapabileceğimizi nasıl belirleyebiliriz?

C: Daha fazla ipek.

S: (L) Bu faaliyetin çoğu vücuttaki bezlerle veya nöropeptitlerle etkileşime girecek şekilde mi tasarlanıyor?

C: Label meier.

S: (BT) Meier marka bir giysi üreticisi mi bu? (L) Billy Meier'e ne dersiniz? (TK) Giysi üreticisi mi?

C: Label Meier.

S: (L) 1 ila 10 arasındaki bir ölçekte, Frank'le çalışırkenki aktarım ne kadar temizdi?

C: 5

S: (TK) Peki 1 ila 10 arasındaki bir ölçekte, şu andaki bağlantının temizlik derecesi?

C: 2.

S: (TK) Yani aldığımız bilgiler karışık. (L) Yeni bir alıcı kombinasyonuyla çalıştığında durum her zaman bu oluyor. Sanırım şu anda aldığımız bilgileri iyice gözden geçirmemiz gerekiyor ve belki de sonradan bu hususlara tekrar dönebiliriz. (TK) Evet. Bir kısmı iyi bilgi ama hangisinin ne olduğunu çözmemiz gerekiyor. (L) Uyumlanmaya devam etmemiz gerekiyor çünkü kalite o şekilde artıyor. (TK) Son seferkinden daha iyi durumda mıyız?

C: Hayır.

S: (TK) Yaklaşık olarak aynı mı?

C: Evet.

S: (A) Kanalın temizlenmesi iki anlama geliyor: daha hassas olmak, ki daha hassas olduğun zaman daha fazla veri geliyor ve mutlu oluyorsun ve o kadar mutlu oluyorsun ki farkına varmadan veriler üzerinde etki ediyorsun. Verileri çarpıtıyorsun. Daha fazla bilgi aldıkça, bu bilgiler üzerindeki kendi etkini artırma eğiliminde oluyorsun. Yani çok bilgi aldığında daha sessiz olmaya çalışman lazım.

C: Labirent.

S: (BT) Bu bilgi aktarımının bir labirent olduğunu mu söylüyorsunuz yoksa bahsettiğiniz cihaz labirent gibi birşey mi olmalı? (L) İçinde bulunduğumuz çorbadan çıkmak bir labirentten çıkmak gibi, sanırım bunu kastediyorlar. Ark'ın bahsettiği gibi genel anlamda bir labirent içindeyiz. Sormak istediğim birşey var. Önceden, Frank'le çalıştığımız dönemin sonuna doğru borsaya yatırım yapma konusunda çok teşvik vardı. Bu Frank'in tutkusuydu. O bilgi Frank'in neden olduğu sapmış bir bilgi miydi?

C: Şimdi bak.

S: (BT) Şu anın borsaya bakmak için iyi bir zaman olduğunu mu kastediyorsunuz?

C: Hayır.

S: (BT) Bize yatırım programı konusunda bilgi vermeniz için mi iyi bir zaman?

C: Hayır.

S: (L) Şimdi borsaya mı bakalım?

C: Hayır.

S: (L) Kitap yazma konusunda endişelenmemize gerek olmadığını, bunun kendiliğinden hallolacağını da söylemişlerdi. Bunun bir problem olmadığını.

C: Problem değil.

S: (L) Uyumlanma sürecini hızlandırmak için yapabileceğimiz herhangi birşey var mı?

C: Daha fazla kanallama.

S: (L) Yani sadece bunu daha fazla yapmamız mı lazım?

C: Evet.

S: (L) Son birkaç hafta yazı yazarken içinde bulunduğum zihin halinin nedeni neydi? Çok karmaşık bir haldeydim ve yazamıyordum. Bu Frank'in hareketlerinden ve düşünüşünden mi kaynaklanıyordu?

C: İzleyiciler.

S: (L) Ne tür bir kimyasal üretiyorlar? {BT'nin cep telefonu bip sesleri çıkarıyor ve kapanıyor. Kahkaha.}

C: Fe fe fe fe fe fe.

S: (L) Bu nedir? (A) Fe demir demek. (L) Oo! Evet, benim kaotik durumumu soruyorduk. (TK) Laura'nın sorusuna verdiğiniz yanıt mı bu? (L) Demir seviyem mi düşük?

C: Evet.

S: (L) Biz belirli bir soru sormadan önümüzdeki bir-iki hafta için bilmeniz gereken herhangi birşey var mı?

C: Herkes dikkatli olmalı.

S: (L) Bu çok genel bir tavsiye. (BT) Fiziksel mi, zihinsel mi yoksa duygusal anlamda mı?

C: Hepsi.

S: (L) Şu anda özellikle şiddetli bir saldırı altında olduğumuz bir dönemde miyiz?

C: Hayır.

S: (L) Olağandışı bir durum yok.

C: Evet. Hoşçakalın.

Celse Sonu.


http://cassiopaea.org/forum/index.php?topic=18629.0

bozadi

#1
Sonradan yayınlandığı için geç fark ettiğim, çevrilmemiş celselerden en eski olanı. Çevrilmemiş celselerin listesini oluşturmuştum ama bu celsenin farkında değildim. Uyarı için dargutti'ye teşekkürler.

beyrutkapı

#2
Teşekkürler sevgili bozadi. Emeğine sağlık
 

Scyth

#3
Çeviri için teşekkürler.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bigsenfoni

Ceviri icin tesekkürler bozadi...Bu arada Mustafa Kemal Atatürk bügün yanimdaydi...Anadolu halkina hayirli olsun!
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#5
Teşekkürler arkadaşlar.

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Ceviri icin tesekkürler bozadi...Bu arada Mustafa Kemal Atatürk bügün yanimdaydi...Anadolu halkina hayirli olsun!
İnşallah bigsenfoni.

Tgur

#6
S: (A) Kanalın temizlenmesi iki anlama geliyor: daha hassas olmak, ki daha hassas olduğun zaman daha fazla veri geliyor ve mutlu oluyorsun ve o kadar mutlu oluyorsun ki farkına varmadan veriler üzerinde etki ediyorsun. Verileri çarpıtıyorsun. Daha fazla bilgi aldıkça, bu bilgiler üzerindeki kendi etkini artırma eğiliminde oluyorsun. Yani çok bilgi aldığında daha sessiz olmaya çalışman lazım.
C: Labirent.
S: (BT) Bu bilgi aktarımının bir labirent olduğunu mu söylüyorsunuz yoksa bahsettiğiniz cihaz labirent gibi birşey mi olmalı? (L) İçinde bulunduğumuz çorbadan çıkmak bir labirentten çıkmak gibi, sanırım bunu kastediyorlar. Ark'ın bahsettiği gibi genel anlamda bir labirent içindeyiz. Sormak istediğim birşey var. Önceden, Frank'le çalıştığımız dönemin sonuna doğru borsaya yatırım yapma konusunda çok teşvik vardı. Bu Frank'in tutkusuydu. O bilgi Frank'in neden olduğu sapmış bir bilgi miydi?
C: Şimdi bak.
S: (BT) Şu anın borsaya bakmak için iyi bir zaman olduğunu mu kastediyorsunuz?
C: Hayır.
S: (BT) Bize yatırım programı konusunda bilgi vermeniz için mi iyi bir zaman?
C: Hayır.
S: (L) Şimdi borsaya mı bakalım.
C: Hayır.
----------------------------------------------------------
Teşekkürler Bozadi,

Kanallama ve kanaldan gelen bilgilerin saflığı temizliği üzerine son derece önemli bir vurgulama,
Esasında şahsen o borsa üzerinde oluşan bilgi kümeleri üzerinde içsel bir itiş hissetmiştim ,hissiyatım gerçekmiş ,yani Frankın neden olduğu tutkusal durumun verilen bilgileri nasıl çerpıttığını  bu beyanla anlayabiliyoruz, zira bu celsede borsa ile ilgili tutkusal sorulara nasıl "hayır" ile kısaca olumsuz cevaplar  verildiğini görmekteyiz.

Sonuçta kanal bilgilerinin üzerindeki yorumlarımızda belirtildiği gibi labirentte gibiyiz ,çıkış için yani doğru bilgiyi özümsemek için mevcut bilgi farkındalığın yanında özümüzün itişlerine de kulak vererek geniş bir düşünsel faaliyet göstermeliyiz.




Tgur

#7
İlave olarak bu düşünsel çabayı saflaştıracak bazı şeyleri de not etmek istiyorum,

Biz üçüncü yoğunluktayız,ve  kh gurubunu teşkil ediyoruz bu gurubu yani tümümüzü tesir altında bırakan dördüncü yoğunluktaki imkan ve kabiliyetlerini kullanan oradan fazlasını istemeyip kök noktalarına doğru alabildiğine uzanan kh nin yaratmaya ve daim tutmaya çalıştığı ilkel istek ve yaşantı balonu içindeyiz ,

Kh nin bu kabiliyetlerini az çok tarif edebiliyoruz, zamanda ileri geri gidip değerler ve inanışlar üzerinde oynama ,monoteizm ve ayırımın sınırlarını pekiştirecek biat ve tanrısal bilgilerin korkunun devamlı oluşunu sağlayacak kehanetimsi ve insanı her zaman ezilebilecek bir duruma sokan inanç sistemlerini pekiştirme gibi başka bir sürü sayılabilecek teolojik safsatalar..

Bunun en bariz başlangıcını Atlantis yıkılmalarından evvel farkettiler yani "birin oğulları" "belial oğulları"ayırımının monoteist ayırımının ve dinler programının başlatılması yoluyla yaptılar, hatırlayalım,
---------------
"S: (L) Bu gece kavrama seviyemi aşıyorsunuz! Önceki bir celsede Edgar Cayce'nin açıkladığı şekliyle "Belial'ın oğulları" ve "Birin yasasının oğulları"yla ilgili ve bunun felsefi mi, yoksa ırksal bir ayrım mı olduğuna dair bir soru sormuştum. Bunun başta ırksal bir ayrım olduğunu, sonradan ise felsefi ve dini bir ayrım haline geldiğini söylemiştiniz. Yüzyıllar boyunca tüm dinlerin durumuyla ilgili bilgileri bir araya getirdiğimde, monoteist fikrin, ki görünüşe göre bu da "Bir'in yasasının oğullarının" temel fikri oluyor, hayatımda rastladığım en zekice ve aldatıcı kontrol aracı olduğu şeklinde bir sonuca varıyorum. Nereden gelirse gelsin bu insanlar tek tanrının olduğunu ve bizim de onun hizmetkarları olduğumuzu söylüyorlar. "Bize paranızı verin, biz de ona öbür dünyada size iyi davranmasını söyleyelim!"
C: Eğer kişi aldanırsa, çok zekice. Eğer aldanmazsa, aptalca.
S: (L) ...Demek "Bir'in Yasası'nın Oğulları" monoteist yahudiliğe döndürüldüler, bu da sonra Hristiyan dini mitosuna dönüştürüldü ve bu Atlantis zamanında beri sürdürülen bir tema.
C: Işık rolünü oynayanlarca örülmüş bir hikaye."
------------------

Bütün bunların yanında altıncı yoğunluk etkilerini de görmekteyiz şöyle ki ,
Bu programlar uygulanırken sahneye altıncı yoğunluktan seslenen varlıklar da ilave edilmiş veya seslenmişler ,ilave edilmiş benzetmesi benim ifadem tamamen yanılmış olabilirim ,ve bunlar insanlığı toplum halinde birbirine fazla zarar vermeyecek bilgilerle uyarmış düzeltmiş ancak daha sonraları bugünkü halin içine girecek duruma sokulan birbirine düşman ve yok etmeye çalışan birbirini kabul etmeyen maniplatif bir anlayışın devrede olduğu durumla başbaşayız..

Konuyu fazla dağıtmadan ,bu altıncı yoğunluk seslenişleri üzerinde durmak istiyorum, zira kasyopya seslenişi ile adeta silkinip neyin ne olduğunu anlamaya çalışmaktayız yani bu seslenişin karakterini enine boyuna anlamaya çalışmalıyız ki bizdeki kh karakterinin bu temizliğini bozmamasını sağlamaya çalışalım,

Bu son noktada bu tip seslenişlerde kritik bir nokta var seslenenin ifadesi sesi alanın bilinci ile tamamen birleşik ,hadi buna alışılmış terimle belirtelim ,aşağıdakinin bilinci yukardan seslenenin sözlerinin karakteri üzerinde etkili ,bunun bir çok misalini gördük ,isanın olmayışı ,hatırlayın "sizin inancınıza müdahele etmek istemedik" dediler..

Buradaki konu Laura ve etrafındakilerin isa kültürü üzerinde doğuştan itibaren beraberliği ,bu husustaki sorularının bazen kaçamak cevaplar da olsa onların bu zaafı üzerinde verilmesi, ama sonra gerçek ortaya çıktı.
Kasyopya celselerinin bu son zamanlarda daha doyurucu ve gerçekleri daha vurgulayıcı olmasının sebebi laura ve gurubunun bu aşağıdaki bilinç özelliklerinin kaliteli ve enine boyuna sorgulayan  ve arada kazen karışmış düşük bilinç özelliklerinin tamamen ortaya çıkmasını sağlayan bir hale gelmesi,

Netice olarak bu altıncı yoğunluk seslenişlerini irdelerken kendi düşünsel ve bilgisel durumumuzu devamlı check edip varsayımlardan kurtulmaya çalışan bir bilgi özümlemesi alışkanlığına gelmeliyiz .


bozadi

#8
Paylaşımlar için teşekkürler Tgur. K'lar ile Laura ve arkadaşları arasında monoteizm hakkında geçen konuşmada, monoteizmle ilgili temel problemin "bizden ayrı" bir Tanrı fikri olduğuna vurgu yapılmıştı. K'lar "Baş Yaratıcı Sizsiniz" diye dikkat çekiyorlar konuya. Ve yine bu tıpkı Maharaj'ın hocasının ona "Sen en yüce hakikatsin, bunun üzerinde düşün, tüm cevapları bulacaksın" demesine benziyor.

Hepimiz var oluşun tüm gücüne ve güzelliğine sahibiz varlığımızın asli potansiyeli, yapısı, kimliği itibariyle. Israrla, en öncelikli olarak üzerinde durmamız gereken ama yeterince durmadığımız mesele bu, varmakta olduğum çıkarımlara göre. Bizim dışımızda en yüce, en yüksek hakikat diye birşey yok. Varsa bizimle birlikte var. Varlığın nispeten daha üst bilinç seviyeleri bize "tepeden" bakmıyor. Bizi kendilerinden daha az değerli görmüyorlar. Tabi KH eğilimli değillerse, ki eğer KH eğilimlilerse, bu onların Varlık için değil, Yokluk için çalıştıkları anlamına gelir. Yollarını değiştirmezlerse sonunda yok olurlar. Varlığın bizim nispi seviyemizin üzerindeki aşamalarında bulunan ve Varlığın birliğini, bütünlüğünü, sevgisini, sonsuz potansiyelini bilenler, o Birliğe hizmete adananlar, şu anda bizden daha bilinçli seviyelerde oldukları için bizi "daha az değerli" görmüyorlar, bizim de tıpkı onlar gibi Varlığın birer parçası olduğumuzu ve Varlığın devamı için kendiliğinden doğal olarak kuruluveren düzene, yani Varlığın kendini bilme (Kendimizi bilme) sürecine hizmet etmekte olduğumuzu, hiçbir seviyenin nihai olarak bir diğerinden daha az veya çok değerli olmadığını, değerin tek olduğunu ve tüm varlıkların da o değerin bir parçası olduğunu biliyorlar. Onlar da bir zamanlar bizim seviyemizdeydiler ve biz de bir gün onların seviyesinde olacağız. Her zaman aynı öz-bilinç tazeleme devridaiminin bir yerlerinde olacağız. Devridaimin neresinde olduğumuz değerimizi azaltıp arttırmıyor, bizim kendi kendimize hatalı bir şekilde dayatıyor olabileceğimiz değerler dışında. Tıpkı kalbin bir çarpışının doğal evreleri gibi, Varlığın öz-bilincini tazeleme sürecinin doğal bir gereği olarak oluşan yedi bilinç evresinin parçalarından biri olarak 3. yoğunluk, aslında nihai olarak diğer tüm seviyelerle eşdeğerde, çünkü aslında tüm seviyeler 7. yoğunluk, daha doğrusu tek yoğunluk, tek gerçeklik.

Hepimiz Varlığın tüm güzelliğini, sonsuz potansiyelini, zenginliğini temsil ediyoruz; ta kendisiyiz! Ama şu yaşadığımız hayata bakınca, ne idüğü belirsiz psikopat bir Sahip'in aşşağılık köleleri gibi cezalandırıla cezalandırıla, sömürüle sömürüle, katledile katledile yaşadığımız bir saçmalığın içinde buluyoruz kendimizi. Birileri tarafından dayatılan çakma Tanrı'nın kullara yaptığı muamele, tıpkı psikopat çakma Devletin vatandaşlarına yaptığı muamele gibi. Ne kadar ilginç! İkisi aynı şey olmasın sakın?! Varolup olabilecek en yüksek güzelliğin, zenginliğin, değerin ta kendisi olduğumuzu keşfetmemiz ve buna göre bir hayat düzeni oluşturmamız olasılığından çok korkuyorlar, nefret ediyorlar gibi!?! İstendiği anda bir böcek gibi ezilip yok edilecek biçare kullar, köleler olduğumuzu kabullenmemizi çok ama çok arzuluyor birileri! Doğal, güzel ve zengin bir cennet gezegen üzerinde kurulmuş yapay siyasi/askeri/ekonomik bir cehennemde, sonsuz varlık, kaynak, zenginlik içinde yoklukla, borç batağında kıvranmamızı, daima borçlu ve suçlu olmamızı, giderek aptallaşmamızı çok arzuluyor birileri ve bu arzularını gerçekleştirmede çok büyük mesafeler katettiler. Artık bu saçmalığa son vermemiz gerekiyor. Bu bilinç zehrinin panzehirini birlikte üretip uygulamamız gerekiyor, bu gerizekalı kabustan, bu aptallıktan uyanmamız için.

Scyth

#9
İnsan kendini, yaratılışı,tanrıyı, evreni, başlangıcı ve sonu anlamak için bir kavanozun içindeki tuza bakması yeterli. Kullanışlı olması için parçalanmak zorunda olan yeniden bir araya gelmeye çalışıyor. Sanırım celselerde geçen "çekim" böyle bir şey ve tanrının yaratılıştan önceki bütün haline gelme çabasını yansıtıyor.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

bozadi

#10
Katılıyorum Scyth. Çekim denen şey bu bence de. Yedinci yoğunluk (daha doğrusu mutlak varlık seviyesi) kendini az çok tahmin ettiğimiz nedenlerle 7 seviyeye bölüyor ve diğer 6 seviyenin kimliklenmesini ve adreslenmesini sağlayan şey çekim denen şey. Hepsi 7. yoğunluğun, daha doğrusu mutlak varlığın kendisinden var olduğu için, hepsi ona bağlı. Aradaki bağ aynı zamanda elektromanyetik bir çekim meydana getiriyor. Ayçiçeği bitksinin gece yüzünü Ay'ı, ay ışığını takip edecek şekilde ağır ağır çevirmesi veya aynı bitkinin bir diğer adı olan "Günebakan" çiçeğinin Güneş'i takip edecek şekilde başını ağır ağır çevirmesi gibi, ruhlarımız, varlıklarımız daima yüzlerini 7. yoğunluğa, mutlak varlığa çeviriyor, onu arıyor. İçimizdeki yolculuk, ilerleme, evrim, yükseliş temel güdüsünün veya farkındalığının kaynağı bu bence.

Yunus Emre "cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri, isteyene ver sen anı/onu, bana seni gerek seni" derken de aslında yine kaynağımız ve ebedi kimliğimiz olan mutlak varlıkla birleşme eğilimini yansıtıyor ve "nihai bir son durak" anlamındaki Cennet-Cehennem kavramlarının "anlamsızlığını" gayet güzel bir şekilde ortaya koyuyor bence. O yüzdendir ki, AKP'nin Milli Eğitim Bakanlığı Yunus Emre'nin bu şiirini kitaplara koyarken bu yukarıdaki satırını sansürlemişti ve bu konu ciddi bir tartışma konusu olmuştu. Birileri İnsan-Hak özdeşliği düşüncesinden çok korkuyor olmalı. Varlığımızın gerçek kimliğini ve doğasını keşfetmemizden deli gibi korkuyor, nefret ediyorlar çünkü bizim gerçek varoluşsal doğamız ve asli kimliğimiz hakkındaki bilinçsizliğimizi, duyarsızlığımızı, korkaklığımızı, komplekslerimizi aşıp varlığımıza ve kimliğimize hakkıyla sahip çıkmamız durumunda onların kaymağını yedikleri veya yemeye çalıştıkları şeytani düzen çok süremez.

"Anka Kuşu" hikayesindeki kendi küllerinden tekrar doğma sembolizmasının da içinde bulunduğumuz durumla yakından bağlantılı olabileceğini düşünüyorum. Bir şekilde kitlesel olarak kendimizi berbat durumların içine soktuk, gerçek varoluşsal kimliğimizden koptuk ve asaletimizi, gücümüzü ciddi oranda kaybettik ama gerçeği hatırlayarak ve ona uygun hareket ederek aynı asalete, güzelliğe, güce tekrar kavuşabilir, uzun zamandır yaşamakta olduğumuz rezalete, işkenceye, sömürüye, kabusa son verebiliriz.

arinmak

#11
çeviri için teşekkürler bozadi.