Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

15 Ekim 2016

Başlatan bozadi, 17 Ekim 2016, 22:37:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#45
Süper. Teşekkürler Scyth. Yarın akşam en geç bu saatlerde çevirisini paylaşmış olurum.

bona fide

#46
merhaba buradaki celseleri kronolojik değilde kısım kısım karışık okuyorum ve bilmediğim bir dünya iletişim meditasyon artı korktuğumuda belirteyim. bilinmeyen güçleri rahatsız etme korkusu. çocukluktan kalan bir korku. çocukken hatırladığım bir olay her gece yatıp gözlerimi kapadığımda yıldız yağmurları görürdüm ve bundan çok hoşlanırdım hep geceleri gözlerimi kapadığımda uykuya dalarken.. bu güzel olayı sürekli anneme anlattığımda huylandı sanırım malum güçlerden, beni hocalara götürmeye başladı banada oluyor aynı şey diye. sonrasında surekli hoca aramıyordu ama hoca lafını duyunca fırsatı değerlendirip gidiyorduk sonraları kayboldu yıldız yağmurları gösterisi. bende bir tırsaklık korkaklık başladı uykular kabus yıllarca bakın abartmıyorum 30 yaşıma kadar hatta eşimle tartıştığımızda salonda yatacak olursa ona yalvarırdım tamam konuşma küs ama yanımda kal diye aileden arkadaşlardan bilenler beni bu olayla tehdit ederdi madem şunu yapmıyorsun gece yalnız yatda gör gününü şeklinde. uykuya dalmadan önce dzztt şeklinde yada sinek vınlaması sesiyle bir ses ben anlardım gece nefesimin kesileceğini hiç sırt üstü yatamazdım yana kıvrılırdım. bir gün dedim yeter artık ne olacaksa olsun nedir bu eziyet sırt üstü yattım ve dalmışım kütük gibi uyumuşum ve ömrümün kabusu o gece sona erdi bazen o olaydan sonra hızlandırılmış teste tabi tutulduğumu düşünüyorum.ve bu başlıkta yorumlardaki yargı konusu çok hoşuma gitti arada kaynamış kalmış aslında ayrı bir başlığa mı çekseniz. edindiği izlenim yanlış bir anlaşılmayla konu çok güzel yere gelmiş, günümüz şartlarında nasrettin hocanın fıkrası gibi sende haklısın sende haklısın durumu var ve gerçekten ikinizde haklısınız. kendimde bu çıkmaza giriyorum yaşamımda. arulnoolun anlatmak istediği şey hakkında ruhların yolcuğunda şöyle diyordu,

"Dolayısıyla karmik kader hiçbir şekilde kontrol edemeyeceğimiz olayların pençesine düştüğümüz manasına gelmez. Bu aynı zamanda karmik derslerimiz ve sorumluluklarımız olduğu anlamına gelir. Eylemlerimiz için neden ve sonuç yasası her zaman yürürlüktedir ki incelediğimiz vakanın kendisine uygun olmayan bir hayat seçmek suretiyle yanlışlık yapmak istememesinin nedeni de budur.Şunu çok iyi bir şekilde anlamamız gerekmektedir ki, hayatta ne yaşarsak yaşayalım, mutluluğumuz veya ıstırabımız, Tanrı'nın, rehberlerimizin veya hayat seçimi koordinatörlerinin bizi ödüllendirmesinin ya da cezalandırmasının sonucu ortaya çıkmaz."

yani karmik kader dersi mi oluyor?
bozadi tgur ve arulnool,rica ederim bu konuyu açıklığa kavuşturun yaşamda bilip bilmediklerimi yargılamaktan çok korkuyorum etme bulma dünyası diye ve fakat karşımıza çıkan bazı sorunlarda muhatap öyle zorlayıcı ve yıkıcı olduğunda ne yapmalıyız. genel ve tek mi olmalı yol. içersinde sevdiklerimiz çocuklarımız komşularımız iş yaptığımız insanlar... beni zorluyor bu çenemi kapama olayı.dile getirmesem dahi içimden yapıyorum.
 

bigsenfoni

#47
Yatma konusunda ben hala pek düz yatmam istisnalar haric.Kendimi bildim bileli düz yattigim zaman sesler resmen muhabbet,müzik,sarki,vizyonlar...görürüm duyarim.Kücüklügümde cok rahatsiz olurdum ve kimseye anlatmazdim yada anlatmaya cekinirdim.Sonra zamanla alistim.5 sene önce falan tinitus ciktigi icin artik sesi 24 saat duyuyorum.Beynimde 3-4 cesit mekanik/sonik/dijital ses var.Özellikle sol kulagimdaki cok acayip uzun ve kisa dalgalar halinde cisirti yapar durur,(sanki bilgisayarin islem yaptigi zaman cikardigi ses gibi)Bazen kozmik,ruhsal,yogunluklar,matrix..gibi konularin üzerinde düsündügüm zaman öyle bir cinlarki düdük gibi!eger yanimda ise pembe kuarzimi kulagima bir tutarim,ses zank diye kesilir ve orta kulagimin icinde sanki bir böcek var gibi kulagimin icinde bir sey pitir pitir hem hareket hem ses yapar!(darbeli bir matkabin delik delelerken ellere verdigi his gibi,ama o his orta kulagimda merkez sinir sisteminin ana kanal yakinlari da bir yerde)

Cok uzun zamandir karanlik diye birsey göremiyorum,heryerim sanki minik minik katrilyonlarca katrilyon yidizlar ile kapli olarak görüyorum.Ve enerji dalgalanmasi gibi dalgalaniyorlar/titresiyorlar.Gündüzleri hava günesli ise daha da canlaniyorlar/cosuyorlar.Enerjim az ise zayifliyorlar/isiklari zayifliyor.

Girmisken bunuda anlatayim negatif düsünceler girdabi icinde oldugum zamanlari uykuya dalmak icin gözlerimi kapattigimda yüzümün etrafinda haraket eden karanlik enerjiler görürdüm.Ve sol beynimin belirli bölgelerine yanma/acima hissi ile beraber zorlayici negatif telkin patlamalari olurdu!

Ne programlardi be...
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

Tgur

#48
Bona fide kardeşimiz ,sana sözlerle bir şey söylemekten çekiniyorum zira "...." ile geçiştiriyorsun ,bilgi denizinde boğulmamak için yine sakinlik ve bilgiyi özümseyerek ve bekleyerek anlar geçirmeni tavsiye ediyorum ,"ruhların yolculuğunda "yazar her ne kadar denekleri ile o müthiş ve bahsettiğim gibi bilinci pik yaptıracak bilgiler veriyorsa da kendisi de itiraf ettiği gibi yüksek seviyedeki ruhlarla pek haşır neşir olmamış bazı şeyleri eksik geçiyor ,yanlış anlaşılmasın yine kendimizi parlatmak istemiyorum ama biz ra kasyopya bilgileri ve daha niceleri ile haşır neşiriz ve bu kanallar altıncı yoğunluk terennümleri sunmaktalar ve bizler hala bir şeyleri yeni öğreniyor birbirimizi bilgi yönünden aydınlatıyoruz ,malüm bilgilenmenin sonu yok.
Ayrıca eğer bakmadıysan yukarıda bigsenfoni üstadın aktardığı gerçek üstadlardan Bertrand Russelin aktarımını bir tıkla,

Yine fazla kaçırdım affola ,sana dörtlüklerimden ilgilendiğin kısmı hatırlatırım acizane ,

7.02.2016
Şu söze bakalım Clemente Fransesco dan
"Zeka hayat rolünü oynama becerisidir"
Buna bir ilavesi var zihni çalıştıran,
"Beceridir fakat role inanmadan"

İnanmadan uygulama nasıl olur
Hani her zaman dilimizde ,gerçek budur
Oysa gerçeğin göreceli olduğuna inanan
Olur yaşamın bir rol olduğunu anlayan.

-------------
Gerçek göreceleliğin sınırsızlığında sonsuz yüzlüdür
O zaman gerçek mi kalır ortada bu izahın hüznüdür
Olanlar ise düşüncenin sınırladığı ortamda
Hiçliğin heplik olarak tezahürüdür


bona fide

#49
merhaba bigsenfoni, umarım iyisindir. o dönemde ne oldu o anda bilmiyorum. teslimmi oldum meydan mı okudum ya da onlar dünyayı daha cazip kılacak eylemlerin içersine iterek başka türlü kendimi yine onlara bağımlı kılacak yollara mı başvurdular. her hal ve karda o gece olan şeyle uykularım düzeldi.

ve tgur öyle bir yerdesiniz ki sizlerin baktığı yere ulaşmam ne kadar zor imkansız verdiğiniz cevaba bakınca imkansız.bilmiyorum bu yaşamımda ulaşabilirmiyim role kaptırmak ne kelime rol üstüme yapışmış gibi. bağımlıyım bana ya da etrafımdakilere olumsuz durumlarda illaki had bildirme intikam alma kendi içimde savaşma dürtüsü egosu nasıl bencilim nasıl anlatamam. deneyeceğim denemek istiyorum herkesi kendi roluyle başbaşa bırakmak çocuklarımda olsa kendimde olsam bu sabrı öğrenmeliyim rolde olduğumu sürekli hatırlamalıyım. yoksa aynı sınavı tekrar edip duracağım.

fazla kaçırdım dediğin bana bir damla sadece, öyle eksiğimki. teşekkür ederim sabrınız için. var olun.
 

bozadi

#50
bona fide, "yıldız yağmurları" konusu ilginç. Anlattıklarından anladığım kadarıyla sorun yaratan şey yıldız yağmurları değil de annenle yaptığınız hoca ziyaretleri olmuş sanki :) Ama sanırım negatif enerjilerle o veya bu şekilde tanışmamız gerekiyor ve tüm olumsuz deneyimlerin olumlu yan etkileri de olması kaçınılmaz sanırım. Daha doğrusu, bir insanın niyeti yeterince pozitif olduktan sonra, en olumsuz deneyimler bile kişinin yükselişinde bir basamak olacaktır sonunda.

Bu arada sevgili bona fide, bizim bu forum kaynaklarındaki tüm kavramları, tüm açıklamaları çok iyi anladığımızı, hiçbir belirsizlik, kafa karışıklığı, acizlikler, çıkışsızlıklar yaşamadığımızı sanıyorsan çok yanılıyorsun; durumumuzu, ahkamlarımızı bir şekilde gözünde büyütüyor olabilirsin. Veya aramızda mükemmel bir uyum, anlayış veya eşgüdüm var sanıyorsan, yanılıyorsun. Sadece öyle olmasını istiyoruz ve bunun için çaba gösteriyoruz. Ve referans kabul ettiğimiz bu eserlerde anlatılan pek çok şeyi gerçekten henüz çözümleyebilmiş, anlamlandırabilmiş, bağlantıları kurabilmiş değiliz. Sadece bu kaynaklar arasındaki en genel, en temel bazı uyumluluklara, birbirini destekleyicilere dayanarak bu bilgilerin hayatımızda sürekli olarak karşı karşıya olduğumuz meseleleri, acizlikleri, çıkışsızlıkları, egosallıkları çözümlemeye yardımcı olup olamayacağını anlamaya çalışıyoruz. Hepimiz dünyadaki aynı KH bataklığının mağdurlarıyız. Ve hepimiz ego taşıyoruz. Bizi sıradan insanlardan bir ölçüde ayıran birşey varsa, bu bilgi kaynaklarında hayatla, evrenle, varoluşla ve dünyada olan bitenlerle ilgili açıklamaları biraz ciddiye alarak okuyor ve tartışıyor olmamızdır ve bunu yaparken de aramızda bu rehberliklere uygun bir saygı ve dayanışma geliştirmeye çalışıyor olmamızdır ama bunu yeterli bir düzeyde başarmış değiliz, aramızda yeterince sağlam ve etkili bir birlik/dayanışma kurabilmiş değiliz ama bunu istiyor ve bunun çeşitli yollarını denemeye devam ediyoruz.

"Karmik kader" ifadesi dikkatini çekmiş, bu veya herhangi başka bir spiritüel kavramın aşırı büyük bir önemi olduğunu düşünmüyorsundur umarım. Lütfen hiçbir konuyu, hiçbir kavramı, hiçbir meseleyi aşırı (kendini bir bunalıma sokabilecek kadar) ciddiye alma. Evet, elbette herşeyin bir önemi vardır ama bu forumda sağlamamız, desteklememiz gereken en önemli, en öncelikli farkındalıklardan biri bence şudur ki, hiçbir şey bizim tüm varoluşun en yüce değeri olduğumuz, tüm hayatın, tüm varlığın, tüm varoluşun sahibi, daha doğrusu kendisi olduğumuz gerçeğinden daha büyük, daha önemli, daha doğru, daha mutlak değildir.

Örneğin karma/kader meselesi Kasyopya celselerinde de defalarca geçti. Hatta K'lar dünyanın şu an içinde bulunduğu berbatlığın, Atlantis döneminden / medeniyetinden kalma bir "karma" olduğunu söylediler. Ama ilerleyen zamanlardaki celselerden birinde "Karma kavramına çok fazla itibar/önem atfediliyor" diye dengeleyici bir uyarıda bulunmak zorunda hissettiler. K'ların dünyanın ve insanlığın durumuyla ilgili tanımladığı pek çok negatiflik pek çok celse okuyucusunu epeyce gerdi, hatta korkutucu geldi ama bu K'lar içinde bulunduğumuz durumla veya koşullarla ilgili olarak bize ürkütücü/korkutucu/şok edici gelen onca şey anlatmış olmalarına rağmen, "Baş Yaratıcı Sizsiniz" (Tanrı sizsiniz!) diye de defalarca açıkladılar. Yani "Kendinizi, varlığınızın aslını tanırsanız, bilirseniz, hatırlarsanız, aşamayacağınız hiçbir sorun yok, tüm negatif güçler sonunda yenilgiye mahkumdur" gibisinden son derece yüreklendirici, saygıyla, sevgiyle sarıcı, onurlandırıcı gerçeklikleri tanımladılar. Hiçbir şeyi paranoya haline getirmeme konusunda uyarıda bulundular. Tabi bunları söylerken örneğin sanki ben kendim bu önerilerin, rehberliklerin gereğini çok iyi anlamış ve gereğini yapıyormuşum gibi bir izlenim bırakıyor olabilirim, kesinlikle durum bu değil :)) Paranoyaklığım vardır biraz örneğin. Sıkça korku, endişe deneyimlerim. Üzüntüye, çıkmazlık hislerine kapılırım. Ama artık gerçekten bundan, kendimden, egosallığımdan sıkıldım ve bu yüzden K'larda ve diğer bilgi kaynaklarında en çok, en öncelikli önem verdiğim ve forumdaki herkesle de paylaşmaya çalıştığım şey, önce varlığımızın ne anlama geldiğidir. Varlık biziz, nihayet biziz, bizden öte bir varlık yok. Tüm varlık bir ve biz oyuz. Varlıktan daha yüce bir değer yok, varlıktan başka birşey de yok zaten. Ve biz varlığız. Önce varlığın, varlığımızın ne anlama geldiği konusunda inançsal/bilinçsel bir uzlaşmaya ihtiyacımız olduğuna inanıyorum tüm forum olarak. Bu konuda öncelikli bir uzlaşmaya varamazsak, tüm tartışmalarımız, çabalarımız büyük ölçüde nafile olacak gibi geliyor bana. Evet, dünya hayatında pek çok zorluklar, işkenceler var ve biz de bunun muhatabıyız ama dünya hayatı dediğin yalnızca birkaç onyıl sürüyor, kolayca sonlandırılabiliyor, aşırı ciddiye almaya gelmeyecek birşey. Hani derler ya, "hiçbir şey ağlamaya, üzülmeye değmez şu dünyada", tamam biraz kaba bir ifade olsa da gerçekten ruhsal/nihai manada bir tür geçerliliği var bunun.

Bizler bir bedenden, bir dünya hayatından ibaret varlıklar değiliz. Michael Newton'un "öbür dünyadaki durumla" ilgili anlattığı ve Kasyopya celselerinde verilen bilgiler, aynı zamanda Spiritüalizmdeki spatyom kavramı, ve pek çok başka kaynakta reenkarnasyon realitesiyle ilgili verilen bilgiler de aynı gerçekliği anlatıyor. Bu insani, vicdani sezgilere, sevgi, birlik, beraberlik realitesine de uygundur. M. Newton'un kitaplarını çevirip yayınlayan Ruh ve Madde Yayınları da zaten Türk Spiritüalizminin ana kurumu olan, yeni adıyla BİLYAY, yani İnsanlığı Birleştiren Bilgiyi Yayma Vakfıdır.

Yani öğrenmekte ve tartışmakta olduğumuz bilgiler arasında bir önem/öncelik hiyerarşisinin farkında olmamız gerektiğine inanıyorum. Ve en başta gelen, en önemli, en değerli, en öncelikli bilgi, bizim (yani varlığın/varlıkların) tüm evrendeki, tüm varoluştaki en yüce değer olduğumuzdur. Varoluşa aşırı gizem, aşırı bilinmezlik ve güvenilmezlik/şüphe aurası atfetmemeye dikkat etmek gerek. Bizi aşırı korkuya, aşırı endişeye sevk eden herşeyde muhtemelen bir sahtelik, bir ego faktörü vardır, varoluşun aslıyla esasıyla bir uyuşmazlık vardır. Bu demek değil ki hayatımızda veya evrende hiçbir negatiflik, hiçbir kötülük, hiçbir zararlılık yok, tabi ki var ve kendi hayatımızda zaten buna fazlasıyla tanıklık ediyoruz ama tüm bu zorluklara ve olumsuzluklara maruz kalıyor olmamıza rağmen, kendimizi bununla özdeşleştirmemeye dikkat etmemiz gerekiyor. Ki bunu söylememe rağmen gereğini yeterince yapamadığımı da açıkça itiraf edeyim ama bunu yapabilmek için birbirimize yardımcı olmamız gerekiyor gerçekten, yoksa birbirimize gerçek bir faydamız dokunmuş olmaz. Önce en önceliği olan konuda bilinç ve inanç geliştirmede birbirimize yardımcı olmamız gerekiyor. Kendimize ve birbirimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biri budur. Yaşanan herşeyin bir açıklaması, bir nedeni, bir geçmişi var ama sonuçta K'ların ve diğer kaynakların da TEKRAR TEKRAR vurgulayıp durduğu gibi, yaşamakta olduğumuz tüm bu şeyler birer ilüzyondur, ders almaya, öğrenmeye yönelik geçici birer ilüzyondan ibarettir. İlüzyon temelli bir okul bu. Önce okul da gelmiyor, önce öğrenci geliyor, yani biz geliyoruz. Aslolan biziz. Ayrıca tüm öğrenciler aynı zamanda öğretmendir. Bilinç düzeyi olarak her zaman bizden geride ve bizden ileride birileri vardır, bu asla değişmeyecek olan bir gerçektir. Yani öğrenciyiz demek, alt sınıfız demek değil, ikincil öneme sahibiz demek değil. Tüm varlıklar, tüm öğrenciler aynı ve bir olan varlığın ta kendisidir. Öğretmenlik-öğrencilik, ileridelik-geridelik bile ilüzyondur, mutlak gerçek değildir. Mutlak olan yalnızca varlıktır ve varolan herşey varlıktır! Bizim bir "sahibimiz" veya "yöneticimiz" yok gerçek manada. Ama evet, tıpkı çocuklar ile ebeveynler arasındaki ilişkide olduğu gibi "geçici" olarak öyle roller oluyor. Bu da doğal ve güzel birşeydir, her iki tarafın dersleri için gereklidir. Kimse sonsuza kadar aynı rolde kalmıyor, bugün çocuk olan, yarın ebeveyn oluyor. Evren/varoluş herşeyi dengeliyor nihai olarak.

bozadi

#51
İslam dünyasının berbatlıklarına, yozlaşmışlıklarına sıkça referansta ve eleştirilerde bulunuyorum ama tasavvufi İslam'da olağanüstü derecede hayran olduğum pek çok bilgi / yaklaşım var. İlle şu anda mevcut belirli bir tasavvufi anlayışı/kuruluşu kastetmiyorum, özellikle geçmişten bildiğimiz belirli bazı sufi öncülerin öğretmeye, paylaşmaya çalıştığı realiteleri kastediyorum. Yunus gibi, Mevlana gibi. Bu insanlar neyi biliyor ve uyguluyorlardı da bu kadar çok sevildiler, yüceltildiler? Tabi ki sevgiyi biliyorlardı, daha doğrusu sevginin de özündeki Varlık/Birlik realitesini biliyor, seziyor ve paylaşıyorlardı ve anlatmaya, öğretmeye çalışıyorlardı.

bozadi

#52
Paranoyaklığımın etkisiyle mi bilmiyorum, şu eleştiriyi duyar gibi oluyorum veya yöneltilebileceğini tahmin ediyorum: Madem birliğe, beraberliğe, sevgiye bu kadar önem veriyorsun, neden sürekli KH aktörlerinin faaliyetlerine dikkat çekiyorsun ve bunun şiddetli eleştirisini/yargılamasını bir amaç haline getiriyorsun?

Dikkat edilecek olursa, aslında bu konuda Laura ve ekibinin tutumlarını örnek alıyorum biraz da. Ama bu eğilimi onlardan almadım, zaten vardı ama onların tutumu da benim için cesaretlendirici oldu.

Madem varoluş sevgiye, birliğe, iyiliğe, güzelliğe dayalı, nasıl oluyor da hayatımızda bu kadar vahşet, bu kadar katliam, bu kadar işkence, bu kadar adaletsizlik var?! Ve neden insanlar yeterince güçlü bir birlik-bütünlük halinde bu aşşağılık faşist şeytani düzeni sürdüren ve tırmandırmaya çalışan aktörlere "Yeter!" demiyor veya diyemiyorlar? Neden insanlar bu lanet olası kabusa bir son veremiyorlar? Esas sorulması gereken bu değil mi?

gerçek tosun paşa

#53
Bozadi yazın çok güzeldi eline sağlık. Kh faktörlerinden bu kadar bahsetmene gelince ben şahsen bunun doğru motivasyon kaynağı olduğunu düşünüyorum. Dualite her tarafıyla ele alınmadığı sürece denge unsuru hep eksik kalacaktır. Birlik,beraberlik, kolektif bilinç anca yüksek bir algılama kapasitesi ve yüksek benliğe ulaşma isteğiyle gerçekleşebilir. Kısaca özetlemek gerekirse varlık zararı yararı net bir biçimde seçebilip kendini adayabilecek kıvama gelmelidir. Bu kendi içinde çeşitli yollarla yapılabilir ama yetersiz bir kesimle mümkün değil. Dünya insanına egemen olan eğilim ve düşüncelere çok dikkatli göz atmak lazım. Bir çok insan hayatı boyunca neye göz atması gerektiğini fark edemiyor bile sonunca ilizyonun içine öyle bir gömülüyor ki düşünme yeteneğini yitirebiliyor. Bu sadece hayati konfor kaybedilirse dikkat çekisi hale geliyor. Yani parası ve statüsü olan birinin ne kadar salak durumda olursa olsun bunun farkına varması imkansız hale geliyor. Buna global etki- kapitalist düzen vs. diyebiliriz elbette.

"Madem varoluş sevgiye, birliğe, iyiliğe, güzelliğe dayalı, nasıl oluyor da hayatımızda bu kadar vahşet, bu kadar katliam, bu kadar işkence, bu kadar adaletsizlik var?! Ve neden insanlar yeterince güçlü bir birlik-bütünlük halinde bu aşşağılık faşist şeytani düzeni sürdüren ve tırmandırmaya çalışan aktörlere "Yeter!" demiyor veya diyemiyorlar? Neden insanlar bu lanet olası kabusa bir son veremiyorlar? Esas sorulması gereken bu değil mi?" diye yazdığına cevap olarak söylemek istediklerim birinin Yeter diyebilmesinin zorluğunu özetlemek istememdir.

Yeter demek için karşısında olduğunuz şeyleri anlayabilmeniz gerekir. Dünya insanının çok büyük kesmi bu yozlaşma ve yıkımdan zevk alıyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla paraya ve işini gördürme mertebesine eriştiği takdirde geri kalan tüm yıkımları unutacak kıvama gelmeye hazır. İslam kültüründen bahsetmişsin ya şu açıkladığım konuya böyle bir örnek vereyim. Güzel müslüman esnaf vatandaşın ağzından delikanlılığın kitabını bırakmayıp her fırsatta müslümanlığını ve namusunu göze sokmasına rağmen, müşterisinin arkasından nasıl geçirdim diye düşünüp cebine parasını koyduktan sonra diline yapışmış tüm erdemlerinin önemsiz kalmasını gösterebiliriz. Burda dikkat çekmek istediğim nokta yüzeysellik. Kimsenin bir konunun içini bilmesini geçtim bilmeye karşı eğilimi bile yok. Yeter! hali bir ihtiyaçtır. Altının dolu olması gerekir. Şuan dünya insanı ihtiyaç olarak parayı ve gelen statüyü görüyor. İylik, barış, birlik olma, tüm din olguları sadece ezberlenmiş bir şiir gibi ağızda dolaşan içi boş kelimeler olarak kalıyor. Böyle bir yozlaşma karşısında kim saf sevgi muhabbetleriyle toz pembe bulutlarda gezinmek istiyorsa gitsin kendi bahçesinde oynasın.

Birde YETER diyebilmek için korku unsurunu yenmek lazım. Kaybedeceği şeyleri kafasında büyüten veya büyümesine neden olunan varlık yeter meter diyemez. Korkuyu yenmek çok zor bir iştir. Bilgi deneyim ve bir çok erdem ister bu da ciddi bir birikim anlamına gelir. Dünyanın neresinde böyle bir ortam mevcut?

Biraz çevremizi gözlemlesek çok ders çıkartmak mümkün aslında.


Çok doğru bir şekilde KH faaliyetleri ve faktörlerini ele alıyorsun. Kh faktörü nedir? Nasıl nüfuz eder? Bunları anlayamadan BH a dair anlaşılabilecek şeyler sürekli eksik kalır. Burası KH gezegeni. En başta medya yoluyla olmak üzere anasının sütünü içer içmez herkes müthiş bir sömürü altına giriyor. Düşünmenin ne olduğunu bilmeyen sadece kendini zeki sanan aptallara dönüştürülüyor. Bunların okumalarını yapabilecek seviyeye gelmeden sevgi pıtırcıklığı yapılmasını biraz aptalın mutluluğu olarak ele alıyorum. Tabi burada herkes aynı eğilim ve istekte olacak diye bir şey yok. Bunlar şahsi fikrim.

bozadi

#54
Alıntı YapEklenti:
Yeter demek için karşısında olduğunuz şeyleri anlayabilmeniz gerekir. Dünya insanının çok büyük kesmi bu yozlaşma ve yıkımdan zevk alıyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığıyla paraya ve işini gördürme mertebesine eriştiği takdirde geri kalan tüm yıkımları unutacak kıvama gelmeye hazır. İslam kültüründen bahsetmişsin ya şu açıkladığım konuya böyle bir örnek vereyim. Güzel müslüman esnaf vatandaşın ağzından delikanlılığın kitabını bırakmayıp her fırsatta müslümanlığını ve namusunu göze sokmasına rağmen, müşterisinin arkasından nasıl geçirdim diye düşünüp cebine parasını koyduktan sonra diline yapışmış tüm erdemlerinin önemsiz kalmasını gösterebiliriz.
Evet, insanlığın genelinde KH eğilimi, BH eğiliminden daha güçlü ne yazık ki. Pek çok insani mücadeleye rağmen dünyadaki bu kabusun sürdürülebilmesinin başlıca nedeni de bu zaten.

Alıntı YapEklenti:
Yeter! hali bir ihtiyaçtır. Altının dolu olması gerekir. Şuan dünya insanı ihtiyaç olarak parayı ve gelen statüyü görüyor. İylik, barış, birlik olma, tüm din olguları sadece ezberlenmiş bir şiir gibi ağızda dolaşan içi boş kelimeler olarak kalıyor. Böyle bir yozlaşma karşısında kim saf sevgi muhabbetleriyle toz pembe bulutlarda gezinmek istiyorsa gitsin kendi bahçesinde oynasın. (...) Burası KH gezegeni. En başta medya yoluyla olmak üzere anasının sütünü içer içmez herkes müthiş bir sömürü altına giriyor. Düşünmenin ne olduğunu bilmeyen sadece kendini zeki sanan aptallara dönüştürülüyor. Bunların okumalarını yapabilecek seviyeye gelmeden sevgi pıtırcıklığı yapılmasını biraz aptalın mutluluğu olarak ele alıyorum. Tabi burada herkes aynı eğilim ve istekte olacak diye bir şey yok. Bunlar şahsi fikrim.
K'ların ve Laura ve ekibinin "New Age" konusundaki eleştirilerini ve uyarılarını çok güzel örneklemiş, açıklamışsın burada.

Alıntı YapEklenti:
Birde YETER diyebilmek için korku unsurunu yenmek lazım. Kaybedeceği şeyleri kafasında büyüten veya büyümesine neden olunan varlık yeter meter diyemez. Korkuyu yenmek çok zor bir iştir. Bilgi deneyim ve bir çok erdem ister bu da ciddi bir birikim anlamına gelir. Dünyanın neresinde böyle bir ortam mevcut?
Doğru. Ama biz artık insanların genelinin durumundan ziyade şimdi ve burada, kendi aramızda, elimizden geldiğince korkusuzluğun kaynağını araştıracağız ve bulacağız.

bona fide

#55
merhaba bozadi, yavaşca acele etmem gerektiğini anlıyorum kendimede bunu telkin edip duruyorum. fabrika ayarlarıma geri dönmek ve yeniden yapılanma gibi. tesellimde var aslında kolay değil benim için dinlerden azade boş yaşarken daha anlamlı gelen bir bakış açısının içine girmek özümsemek sindirmek. sen ve gerçek tosun paşanında dediği gibi çevrenin kh düşüncesinin hakim olduğu bir alanda sizlerin misyon demeyimde düşüncelerine uygun alan açmak çok zor. teşekkür ederim. var olun.