Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

13 Aralık 2014

Başlatan bozadi, 18 Aralık 2014, 23:25:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

maglor

#15
Not:Hedeflerim derken yanlış anlaşılmak istemem,kendim için değil kesinlikle herkes için birşeyler yapmak istiyorum.Vicdanları bir nebze uyandırmak belki...

bozadi

#16
Ben de sana ve diğer tüm dostlara teşekkür ediyorum maglor. Ağ çalışmasının hakkını giderek en güzel şekilde vereceğiz.

beyrutkapı

#17
düşünde kendini gören, iflah olmaz ve unutkan bir kumarbazın rüyası gördüğümüz. biz birlikte yürümeyi öğrendikçe ve idrak ettiklerimiz günlük yaşamımıza daha çok sızdıkça, neşemiz de sevincimiz de artacaktır diye düşünüyorum. yalnızlık ve bir başınalık en büyük illüzyonlarımızdan biri, üstelik her şeyin bir olduğu bir evrende... RA bilgilerinden bana ilham veren bir bölümü tüm dostlarımla paylaşmak isterim;
''pokerde herkesin elini görebilen bir adamı örnek verelim. o zaman oyunun nasıl olacağını da bilir. o takdirde kumar oynamak çocuk oyuncağıdır onun için, hiçbir riski yoktur. öteki elleri bilmektedir. olasılıkları bilmektedir. oyunu doğru olarak oynar ama hiç ilgi duymaz.
zaman/uzayda ve gerçek yeşil ışın yoğunluk derecesinde bütün eller herkese açıktır. düşünceler, duygular, sıkıntı ve dertler, hepsi görülebilir. aldatma yoktur, aldatma isteği de yoktur. bu yolla bir çok şey başarılabilir ama varlık böyle bir ilişki ve etkileşimden kutuplaşma adına çok az şey elde eder.
şimdi bu mecazı yeniden ele alalım ve bunu bir yaşam boyu süren bir poker oyunu olarak düşünelim. bu oyunda kartlar sevgi, hoşlanmama,  sınırlanma, mutsuzluk, haz vs. dir. bu kartlar sürekli olarak dağıtılır, yeniden ve yeniden dağıtılırlar.  bu enkarnasyonunuz sırasında sizde -bu noktayı özellikle vurguluyoruz- kendi kartlarınızı tanımaya başlayabilirsiniz. içinizde var olan sevgiyi bulmaya başlayabilirsiniz.  zevklerinizi, hazlarınızı,  sınırlamalarınızı vs. dengelemeye başlayabilirsiniz.  ancak,  diğer varlıkların  kartlarının tek belirtisi, bu kartların ne olduğunu anlayabilmenin tek yolu, onların gözlerinin içine bakmaktır.
kendi elinizi, onların ellerini, belki oyunun kurallarını bile anımsayabilirsiniz.  bu oyunu sadece,  kartlarını sevginin eritici etkisinde kaybedenler; hazlarını, sınırlamalarını ve her şeylerini masaya açıp, içlerinden, ''hepinizi, bütün oyuncuları,  tüm diğer-benlikleri,  elinde ne olursa olsun seviyorum'' diyebilenler kazanır. oyun şudur; bilmek, kabul etmek, bağışlamak, dengelemek ve kendini sevgi ile açmak... bunlar, unutma sürecinden geçmemişseniz yapılamaz. çünkü unutmamışsanız,  tüm bunlar, akıl/beden/ruh varlığının bütünlüğünün yaşamında hiçbir anlam ve önem taşımayacaktır.''
 

Scyth

#18
Peki masayı ve kartları sağlayan oyuncuları bir araya getiren büyük kumarbaz kim. Birde şu var tabi masaya niye oturursunuz kazanmak için. Peki kim kaybeden kağıtlara sahipken kazananan adına sevinir. Ayrıca masanın hileli olabileceğinide gözden kaçırmayın derim.

Kazanan adına sevinseniz ve hepsini sevsenizde bu sizin masadan yenik bir şekilde ayrıldığınız gerçeğini değiştirmez. Gelmek istediğim nokta şu tanrının herşeyin arkasında ki esas düşüncesi ilerleme ve yükselmeye yönelik. Bu konuda da deneyler yapıyor. Hataları var eksikleri var o da öğreniyor bizle beraber. Örneğin 6. yoğunluk Kh olmaması bir problem olsa gerek tanrı için ki bundan dolayı bir tür kopya 6 . yoğunluk kh yaratıyor. O halde tanrı 6. yoğunluk kh mezun edebilmek için gerekli ayarlamaları yapıyor olsa gerek. Şimdi avcı için av gerek biri olmasa diğeride mevcut olamaz değil mi. Bizlerin bu dünyada ki ezası da sadece bizlerin yanılgısı diğer taraftan kertişlerin planından ziyade tanrının planıydı diyebiliriz. Ben koyun veya inek olsam tanrıyı sorgulardım beni yemek olmak için mi yaratttın diye. Çok mantıklı bir soru olurdu bu? tabi ilginç olansa her ne kadar aklınızda bu soruya elbette bunun için yaratılmadılar cevabı gelsede gerçek olan bunun için yaratılmış olduklarıdır.

Anlıyorum ki kanal bilgilerinde dünya bir ilizyon, olan bitenleri sevin ve kabul edin tarzında olan yaklaşımların gerçkekte anlatmak istediği evet burada kurtlar var ama sizlere oyunun bu kısmında koyun olma rolü düştü buna takılıp kalmayın tipi bir şey.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

beyrutkapı

#19
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın sevgili scyth. oyunu kabul etmek yada kontrol etmek, yollar açık; bh yada kh. her şey dersin parçası. kabul etmekte zorlanmakta dahil.
 

Scyth

#20
Henüz tamamlanmamış bilgileri sorgulamadan boşlukları nasıl dolduracağız. Her şeyi olduğu gibi kabul etmek bu yoğunluğun dersi değil.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

maglor

#21
Herşeyi olduğu gibi kabul etmek yada etmemek.Bu bir derste olabilir tabi.Ancak bir yönüyle BH VE KH bakış açısıyla alakalıdır diye düşünüyorum.Yani dünyayı olduğu gibi mümkün olan en objektif seviyede kabul etmek BH yönelimli bir davranıştır diye düşünüyorum.Öteki türlü kabul etmekte zorlandığınız zaman bir sonraki aşama gözlerinize bir perde indirmiş oluyorsunuz.

Scyth

#22
Her şeyi olduğu gibi kabul etmek 7. yoğunluğa mezun olacakların dersi bizlerin değil. Üst sınıftan ders almak istiyenlere özgür iradeye çok dikkat edenler dur demiyorlar elbette.

4. Yoğunuk Bh'yi düşünün onlar herşeyi olduğu gibi kabul ediyorlar mı yoksa kabul etmediklerinden dolayı bunun için savaşıyorlar mı.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

beyrutkapı

#23
Sorgulamakla sorumluluk almak arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum. Bilmediğin boşluklar arasında neden burada olmayı seçtiğinde var ve buna hiç dikkat etmiyorsun. Neden buradasın? Bir kh gezegeninde olmayı neden seçtin?? Sabır ve sorumluluk iki önemli kavram. Ve inançta tam olarak göremediğin bir oyunda, yaradana güvenmekle başlıyor. İşin özü zaten burada. Kimse diğer yanağını çevir demiyor zaten. Varoluşu olanca güzelliğini idrak ederek buradan çıkabilmek önemli olan. Kendini kuzu olarak görmekte bir tercihtir.
ama daha önemli meselelerini halletmeden üst sınıfa atlama isteği, işte bu kişide dengesizlik yaratır. Karanlığın ortasında burada ve şimdi başkaları ile buluşabiliyor musun? Kendi içinde uyum ve dengeye ne kadar ulaştın? Benim kendi adıma asli meselelerim bunlar. Varoluşu kabul etmekle acı ve yalanı kabul etmek arasında fark var. Elbette bu da varoluşun parçası ancak gerçekliğimiz buysa, bunu değiştirmek için ne yaptığımıza bakmalı. Ne gördüğümüz çok önemli.
 

bozadi

#24
Ben Tanrı diye tanımladığımız olguyu tamamen adil, pozitif, pür sevgi gibi birşey olarak algılıyorum. Elbette bu görüşümde ciddi bazı bilgi eksikleri veya yanlışlıkları olabilir. Bu olasılığa kendimi tamamen kapatmamaya çalışıyorum. Daha önce de belirttiğim gibi, ben Tanrı dediğimiz "merkezi" şeyi BH'nin %100'e ulaştığı yer olarak algılıyorum. Elbette Tanrı varolan herşeydir ama 7. yoğunlukta %100 saflıkta olduğunu kabul ediyorum, diğer yoğunluklarda daha düşük bir saflık derecesi var. Zaten varoluşun çeşitliliğinin, zenginliğinin mümkün olabilmesi için de tüm varoluşta BH'nin %100 olmaması gerekir gibi anlıyorum. Varoluşun (BH'nin) olabilmesi için KH'nin de olabilmesi gerekiyor. O yüzden varoluşta denge neredeyse en önemli prensip. Hatta bu nedenle olsagerek, Ra "Bir'in yasası ne BH'ye göz kırpar, ne KH'ye" diyor. Bu üzerinde hala düşündüğüm birşey. Hani atom modelinde elektronlar (-) atom çemberinin (veya küresinin) en dışında yer alır da merkezde pozitronlarla (+) ile nötronlar birbirine yapışık olarak bulunur ya... Nötrlüğün ve Pozitifliğin atom modelinde elektronlardan uzakta, merkezde iç içe olması ilginç birşey belki de. Bir'in Yasası'nın BH'ye ve KH'ye eşit mesafede olması, pozitronlarla iç içe olan o nötronlarla mecazi olarak bağlantılı birşeymiş gibi görünüyor bana. Aslında bu biraz da BH'nin kendi doğası. Çünkü K'ların dediği gibi, BH dengedir, KH dengesizliktir. BH kendisi doğrudan onu tercih etmese de KH'nin varlığını tanıyor ve hatta ona saygı duyuyor pek muhtemel olarak. Ama KH BH'nin varlığına saygı duymadığı gibi muhtemelen onu kabul etmiyor bile.

BH'nin KH'ye duyduğu saygı ve kabul muhtemelen BH'nin saflık düzeyinin artmasıyla orantılı olarak artan birşey. BH düzeyi ne kadar artarsa, global bilinç (sonsuz farkındalığa yaklaşma) giderek artıyor. Öyle ki, KH varlıklarının varlığını koruyan, destekleyen şey bile o mutlaklaşan BH oluyor. Ama 4. yoğunlukta durumun tam olarak böyle olduğunu sanmıyorum. Scyth'in de belirttiği gibi, 4BH ile 4KH arasında bazı durumlarda savaşlar yaşanıyor. Kıran kırana bir savaş. KH "seni köleleştireceğim, bu isteğimi kabul et" diyor, 4BH "kusura bakma canım, benim varlığım ve iradem senin arzularının oyuncağı değil" diyor ve KH'nin saldırılarına karşılık verip onu engelliyor.

Bu anlamda KH'yi kabul etmek, onun müdahalelerine boyun eğmek, ne dayatırsa kabul etmek veya görmezden gelmek anlamına gelmemeli sanırım. Veya yaptığı saldırılara karşı kendimizi korumak için karşı müdahalede bulunmamak anlamına da gelmemeli. 3. yoğunluk ortamında İlüminati örgütlenmesi (konsorsiyumu) altında odaklanan karanlık güçlerin özellikle devletler, ordular, dinler, kurumlar ve şirketler gibi unsurlar üzerinde sahip olduğu büyük kontrol gücü yoluyla insanlığa karşı uyguladığı baskı, işkence ve katliamlara karşı insanlığın itiraz etmesi, bu güçlere karşı koyması, gerekirse bir savaşa hazırlanması kadar doğal birşey olamaz. Devlet, adalet, yasa, seçim, demokrasi gibi kavramların ne kadar göreceli ve hatta pek çok durumda son derece sahte olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Tüm dünya insanlığı halihazırda adı konmamış ciddi bir esaret altında yaşıyor, katliamlara, işkencelere, uyuşturmalara, aldatmalara maruz kalıyor. İçinde bulunduğumuz süreçte bu güçlerin gözlerinin giderek karardığını ve giderek çok daha aleni bir şekilde halklara yönelik nefretlerini, baskı ve işkencelerini artırdıklarını gözlemleyebiliyoruz. Amaç belli. Aksini düşünmek için aptal olmak gerekir. Bu işin gidişatını, sonunu görebilmemiz gerekiyor. Kısacası, bu bir savaş. Bu savaşın tam olarak nasıl cereyan edeceğini bilmiyoruz ama bu savaş olmak zorunda. 4. yoğunluk enerjileri yoğunlaştıkça, BH ile KH giderek netleşip bu gezegende egemenlik için mücadele etmek durumunda olacak. KH güçlerinin 3. yoğunlukta kısaca İlüminati dediğimiz unsurlarla tezahür ettiğini biliyoruz. 4. yoğunlukta özellikle Kertişlerin ve onların robotları olan Grilerin bu işin takipçisi olduğunu öğrendik elimizdeki bazı kaynaklardan. Peki BH kim? Elbette 3. yoğunlukta hala mutlak bir BH-KH tarafsallığı ve mücadelesi yok ama süreç oraya doğru gidiyor. Bu sadece birkaç kanal bilgisi öyle söylüyor diye değil, doğal olarak da öyle. Evet, sonuçta bu da bir inanç. Ben buna inanıyorum, güveniyorum.

BH potansiyelimiz ortaya çıktıkça, arttıkça, güçlendikçe KH oyunculara duyduğumuz saygının artacağına inanıyorum. Yani kendimize duyduğumuz güven ve saygı arttıkça, mücadeledeki rakiplerimiz dahil herkese ve herşeye karşı duyduğumuz saygının da artacağından bir şüphe duymuyorum. Ama sevdiklerimizle birlikte o karanlık güçlere karşı kendimizi etkili bir şekilde koruyabilecek hale gelmeden, bu konuda güven ve bilinç potansiyelimizi yeteri kadar artırmadan, öyle bir saygının gerçek veya sağlam olması mümkün olamaz. Onlar bizi ve sevdiklerimizi ezebilecek durumda olduğu ve ezebildiği sürece, onlara sevgi-saygı duymaktan bir erdem olarak söz edilmesi bana anlamlı görünmüyor.

Scyth

#25
İtiraf etmek gerek ki bizler Bh olabilseydik bu kadar yalnız bırakılmayacaktık kh olmaktan sıyrılamadığımızdan bu kadar yalnızız.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Gaia

#26
Çevremiz kh dolu. Bunun verdiği enerjisel baskı yüzünden kabuğumuzdan sıyrılıp bh adayı gibi olamıyoruz. Çünkü çok olan kh enerjisi bizi baskılıyor. Enerjimizi emiyorlar adeta. Bazen herkesin sanki bilinçli bir şekilde kh davranışları benimsediklerini düşünüyorum. O kadar kalıplaşmış tabulara gömülüler ki. Özellikle günümüz nesili. Kendi arkadaşlarıma bakıyorum,aralarında gerçekten çok iyi insanlar da var ama gene aynı düzeyde çıkarcılar var. Bu kh fazlalığı dengelenmeyi engelliyor. Baskın olan enerji bizi yiyip bitiriyor ve haliyle kh'ye dönüşüveriyoruz.

Çevreme olabildiğince samimi,içten,kendim gibi davranmaya çalışıyorum. Bu davranışım insanlara komik geliyor. Onlara nezakette bulunmam ilginç bulunuyor. Bu da ne denli birbirimizden uzaklaştığımızı gösteriyor. Kalabalık içinde yalnızlık çekiyoruz. Empati kavramının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir kere empatiyi deneyimlediğimiz vakit karşımızdaki insana olan fikrimiz,düşüncemiz çok değişiyor. Dünya insanlarına empati özelliklerini kullanmalarını diliyorum. :)

Majisyen

#27
Sevgili Gaia bende de aynısı oluyor.Komik bulunuyorum.Bu belki de BH nin etrafa dağıttığı neşedir ya da KH nin alaya alması yada ikisi de olabilir/olmayabilir.Bunu deneyimleyen çok kişi olduğuna eminim.Önemli olan motivasyonumuzu koruyabilmek.Celselerde de dendiği gibi bir kişi portalsa onun dedeiklerini neden umursayasın ki?Sadece saldırıya karşı gerekli ayarlamalar yapılmalı ve dersler öğrenilmeli.
Karanlık, ışığın olmadığı yerde vardır.

isiklidusler

#28
kimse yalnız değildir ve yalnızlık yalnızlık değildir belki;
tüm bu şeyi yapmadık mı?
 

bozadi

#29
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Scyth

İtiraf etmek gerek ki bizler Bh olabilseydik bu kadar yalnız bırakılmayacaktık kh olmaktan sıyrılamadığımızdan bu kadar yalnızız.
Kesinlikle aynı fikirdeyim.


Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Çevremiz kh dolu. Bunun verdiği enerjisel baskı yüzünden kabuğumuzdan sıyrılıp bh adayı gibi olamıyoruz. Çünkü çok olan kh enerjisi bizi baskılıyor. Enerjimizi emiyorlar adeta. Bazen herkesin sanki bilinçli bir şekilde kh davranışları benimsediklerini düşünüyorum. O kadar kalıplaşmış tabulara gömülüler ki. Özellikle günümüz nesili. Kendi arkadaşlarıma bakıyorum,aralarında gerçekten çok iyi insanlar da var ama gene aynı düzeyde çıkarcılar var. Bu kh fazlalığı dengelenmeyi engelliyor. Baskın olan enerji bizi yiyip bitiriyor ve haliyle kh'ye dönüşüveriyoruz.

Çevreme olabildiğince samimi,içten,kendim gibi davranmaya çalışıyorum. Bu davranışım insanlara komik geliyor. Onlara nezakette bulunmam ilginç bulunuyor. Bu da ne denli birbirimizden uzaklaştığımızı gösteriyor. Kalabalık içinde yalnızlık çekiyoruz. Empati kavramının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir kere empatiyi deneyimlediğimiz vakit karşımızdaki insana olan fikrimiz,düşüncemiz çok değişiyor. Dünya insanlarına empati özelliklerini kullanmalarını diliyorum. :)

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Majisyen

Sevgili Gaia bende de aynısı oluyor.Komik bulunuyorum.Bu belki de BH nin etrafa dağıttığı neşedir ya da KH nin alaya alması yada ikisi de olabilir/olmayabilir.Bunu deneyimleyen çok kişi olduğuna eminim.Önemli olan motivasyonumuzu koruyabilmek.Celselerde de dendiği gibi bir kişi portalsa onun dedeiklerini neden umursayasın ki?Sadece saldırıya karşı gerekli ayarlamalar yapılmalı ve dersler öğrenilmeli.

Evet, KH-BH frekanslarının karışık olduğu, hatta KH frekanslarının daha egemen olduğu ortamlarda BH frekanslarını artırmaya, geliştirmeye, yaymaya çalıştığınızda yalnız kalma, fazla marjinal duruma düşme, ve hatta doğrudan veya dolaylı olarak aşağılanma veya baskıya uğrama gibi sorunlar sıkça deneyimleniyor sanırım. Ve o yüzden bu tür girişimlerde bulunma veya bu tür girişimleri destekleme konusunda isteksizleşebiliyoruz, cesaretimiz kırılabiliyor, moralimiz bozulabiliyor. Çünkü pozitif amaçlı bir çabada yalnız/desteksiz kalmak ve hatta ötelenmek gerçekten zor şey.

Bu noktada ağ çalışmasının yani işbirliğinin, gruplaşmanın (toplumlaşmanın) anlam ve önemi de ortaya çıkmış oluyor sanırım. KH frekanslarının egemenliğinin puslu veya karanlık bir ortam olduğunu ve o puslu veya karanlık ortamda önümüzü ve çevremizi doğru dürüst göremediğimiz için sıkça takıldığımızı, düştüğümüzü, seçim yapmakta zorlandığımızı, ayrıca birşeyler veya birileri tarafından sürekli aldatıldığınızı, zarara uğratıldığımızı düşünelim, ki aslında bu gerçek aşağı yukarı hayatımızın en büyük gerçeklerinden veya derslerinden biridir. Kısacası, önümüzü ve çevremizi görebilmek, doğru yerlere adım atabilmek ve etkileşim halinde olduğumuz şeylerle veya kişilerle ilişkilerimizi daha net görebilmek için ışığa veya daha fazla ışığa (BH'ye) ihtiyacımız var. BH'nin bize en yakın kaynağı aslında kendi varlığımız (bilincimizle ve irademizle sınırlı olarak). Aynı zamanda başkalarının varlığı ve özellikle de BH nitelikli tutum ve davranışları ve ayrıca tüm çevre, yani doğa, gökyüzü vs de pek çok zaman BH motivasyonlarını destekleyici niteliklere sahip olabiliyor.

Bireysel olarak BH freksansı oluşturucu ve yayıcı çabalarımızın her birinin birer "kıvılcım" meydana getirdiğini düşünelim. Zaman zaman elbette küçük bir alev oluşturabilecek kadar güçlü BH frekansları tezahür ettirip yayabiliyoruz. Ama çoğu zaman durum bu olmuyor. Yakın ve uzak sosyal çevremizdeki insanların, grupların ve genel olarak "düzenin" veya "sistemin" KH nitelikleri ve bunun bir sonucu olarak ortamımızda egemen olan KH frekansları yaşamın genel tonunu belirlemiş bile. Böyle bir ortamda gerçek BH frekansları oluşturup yaymaya çalışmak, adı açıkça konmayan bir "suç" gibi aslında. Çünkü sistemin esas sahiplerinin ve o sistemde belirli çıkarlar kurarak o sisteme hizmet etmeyi ve o sistemin sunduğu şahsi çıkarları almayı benimsemiş çok sayıda kişinin veya güç odağının çıkarlarını feci şekilde tehdit ediyor olacaksınızdır. Kaba bir ifadeyle, "kerizleri uyandırma" tehdidi yaratacaksınızdır. Karanlıkta kan emen sülüklerin ışığa maruz kalarak ifşa olmalarına, ürkmelerine, kaçmalarına neden olabilirsiniz. Bu çok ağır bir suçtur ve cezasız kalamaz sistem açısından. Kati surette engellenmesi için herşey yapılır. Tabi 4. yoğunluğa yaklaşırken KH güçlerinin olduğu gibi BH güçlerinin de etkisi ve müdahaleleri giderek artıyor ve BH güçleri BH çabalarına her zamankinden daha fazla destek ve koruma sunuyor olacaktır. Yani tamamen ümitsiz bir durumda da değiliz. Elimizden geldiğince samimi, dikkatli ve işbirliği halinde ilerledikçe, KH güçleri bizi zorla kendilerine benzetemez ve bizi zorla "belirleyemez". Özgür iradeye aşırı müdahaleler engelleniyor veya dengeleyici bazı karşı müdahaleler oluyor biz bunların bazılarını veya hatta çoğunu fark etmesek bile.

Kıvılcım örneğinden devam edecek olursak, minik BH olasılıklarını ve frekanslarını çoğu zaman etkili bir şekilde bastıran/boğan KH karanlığının egemen olduğu bir ortamda BH kıvılcımları çıkarabiliyor olmamız değerli birşey elbette ama kıvılcımlarımızı birleştirip ateşe (kalıcı ışığa) dönüştüremediğimiz sürece ve o ateşi korumak ve güçlendirmek için gerekli adımları atamadığımız sürece, ateş oluşamayabilir veya devam edemeyebilir. Ağ çalışması, kıvılcımları birleştirip ateşe dönüştürmeye ve o ateşi istikrarlı veya daim kılabilmeye ve o ateşe kendi kıvılcımlarıyla desteğini sunup o ateşte diğerleriyle birleşmek isteyenlere o imkanı sunmaya yönelik birşey diye düşünüyorum.

BH ateşi / ışığı her ne kadar egemen KH sistemi için bir saldırı hedefi teşkil etse de, yeterince dikkatli ve sağlam bir şekilde oluşturulduğunda aynı zamanda onun en çok korktuğu şeydir. Mesele sağlam, istikrarlı, gerçek olabilmekte. Bu başlığın ilk sayfasında çevirerek aktardığım "Ağ Çalışması" tanımlamasından belirtildiği gibi, bir Ağ oluşturan bireylerin her ne kadar hepsinin şahsi kusurları olabilse de, birbirlerinin açıklarını / eksiklerini tamamlayabilirler ve giderek o açıkların / eksikliklerin giderilmesini sağlayabilirler.

Önce her birimizin halen teknik olarak KH kategorisinde yer aldığımızı kabul etmemiz gerekiyor. BH adayıyızdır veya olabiliriz ama henüz BH varlığı değiliz kesinlikle. Pek çok KH duygu ve düşünce kalıbına sahip olduğumuzu kabul edelim. Çamurda oynayınca kirlenmek ne kadar kaçınılmazsa, mevcut dünya / hayat ortamında yaşayıp da o KH frekanslarının zihnimize, benliğimize, varlığımıza sızması da o kadar kaçınılmazdır. Bir anlamda doğaldır. Ve çevremizle zorunlu etkileşimlerimiz ve belirli bir uyum mecburiyeti sonucu zihnimizde, varlığımızda maruz kaldığımız bu sürekli ve şiddetli KH frekansı yayınları elbette çeşitli rahatsızlık, hastalık veya sakatlıklara da neden oluyor. Bunların hepsini göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Kendimizi kusursuz, tamamen sağlıklı, tamamen zararsız ve zarar göremez olarak kabul etmek çok yanıltıcı ve zarara uğratıcı olacaktır diye düşünüyorum.

Son olarak, yine kıvılcım örneğine dayalı olarak şu görüşümü paylaşmak istiyorum: Durumumuzun ciddiyetiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Gerçekten çok karanlık ve tehdit edici koşullarda yaşıyoruz. Derslerimiz de bununla ilgili. Yani bu karanlıkla yüzleşmemiz gerekiyor. Toplumsal/kitlesel olarak insanların bu tehditkar karanlık konusunda ne kadar ciddi bir gaflet içinde acı çektiğini ama yine de bu durumla açıkça yüzleşemediklerini anlamamız gerekiyor. Hayat dediğimiz, her gün içine girip çıktığımız, tüm faaliyetlerimizi, ilişkilerimizi, etkileşimlerimizi, umutlarımızı, mücadelelerimizi yaşadığımız şeyin çok büyük ölçüde kandırıcı, yanıltıcı, saptırıcı, uyuşturucu ve zehirli bir ortam olduğuyla yüzleşmemiz gerekiyor. Hayatımız dediğimiz, hayat dediğimiz şey ne yazık ki büyük ölçüde sahtedir ve çok büyük ölçüde bizlerin zararına işlemekte, işletilmektedir. Acı gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. Bu gerçeğin acılığını kaldırabilmek ve gerçek iyilik için, gerçek sevgi için yapılması gerekenleri yapabilmemiz için de gerçeği paylaşabilmemiz gerekiyor. İşbirliği yapmamız gerekiyor. "Ağ Çalışması" tanımında geçtiği gibi, Ağ denen şey, aynı gerçekleri görebilenlerin oluşturabildiği birşeydir. Durumumuzun hem en acı yönünü görmemiz gerekiyor, hem de gerçekçi olmamız ve BH yönünde işbirliği yapmamız durumunda bu zararlı karanlıktan kurtulmamızın gayet mümkün olduğu gerçeğini. Böyle bir denge gerek. Ne sadece berbat şeyleri, ne sadece en parlak/cafcaflı/ışıklı şeyleri. Durumumuzun hem en acı, trajik, travmatik yönünüyle yüzleşeceğiz, hem de gerçekten ister ve sebat edersek ulaşabileceğimiz durumu bilmeli, buna inanmalı, güvenmeli ve paylaşmalıyız. Kıvılcımlarımızı birleştirdikçe, ortaya çıkacak ateş, kıvılcımlarımızı giderek daha büyük bir kolaylık ve güvenle paylaşmamızı sağlayacak ve aynı şeyi isteyen başkalarının da iştirakini kolaylaştıracaktır. Not: Sıkça  "vaaz" tonuna giriyor olmaktan inanın kendim de rahatsız oluyorum. Ve konuştuğum kadar çok eylemde bulunamıyorum henüz.