12 Haziran 2008

Başlatan 4BH, 22 Mayıs 2011, 20:38:58

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#15
ve yine, "parçalı benlik" problemiyle de karşı karşıyayız sanırım. yani "ikizler sendromu" diye tanımladığım şey (bölünmüşlük sendromu). benliğimizin bir parçası belirli bir inanca sahipken, diğer bir parçası veya parçaları başka bir inanca dayalı hareket ediyor olabilir ve pek muhtemel olarak hepimizde bu tür "farklı kanunlara göre hareket eden" alt benlik parçaları mevcut bir şekilde. konu daha komplike hale geliyor dolayısıyla bence.

Köz

#16
Çok açıklayıcı bir yorum değil benimkisi. Ben anladığımı yazdım o kadar. Sevgili Tgur çok daha açıklayıcı bilgi verdi. Vücutta bazı hormonların eksikliği insanda, bedensel gelişimi olumsuz etkilediğini ve de duygusal tepkilere yol açabildiğini duymuştum.

Vücuda fazla yada az alınan besinler,mineraller hormonları olumsuz yönde etkiliyor.
 

Tsunami

#17
"C: Gerçek duygular dediğiniz şeyleri değil. Ama siz de henüz hepsini deneyimlemediniz. Deneyimlediklerinizin çoğu kimyasal, ama gerçek bir duygusal bileşen içeriyor. Hala "kuledeki presensessiniz." Sizi esir tutmak için oraya konmuş ejderler tarafından esir tutulmaktasınız.

Duygusal besinlerimizi emen kertislerin, dünya üzerine koymus oldugu manyetik kalkan..

"duygularımızın ciddi bir bölümünün kimyasal kaynaklı olması deyince bundan ne anlayabiliriz? "

Ruhsal baglantimiz kopukken, bedenin ürettigi duygularla yasiyoruz. sürüngen beynimizin kimyasi yani, benim anladigim bu.
 

Tgur

#18
Sevgili Tsunami nin yorumu da çok isabetli,

Manyetik tül, bizim duygusal çıkarımlarımızın tekrar bize dönmesi gibi bizi kısır bir döngü içerisinde tutmakta ,gerçi bu geriye dönüşler kişiyi ibret programına sokup yaşayarak öğrenme konusunu realize eder ama ibrete giremeyenler için karma programlarına takılmış uzun enkarnasyonları devreye alır ,

Tgur

#19
KH nin esaret altında tutma mekanizmasını da böylece anladık gibi.
Duyguları taç yap ve bütün psikolojiyi,sosyolojiği bu sahte gerçekler üzerinde şekillendir ,ara ara
evrensel bilgi veriyorum diye bu iilüzyonu mantıksallaştırmaya çalışan bilgiler uydur ,ayrılık hadisesini kalın çizgilerle belirgenleştir..

Tgur

#20
"C: Gerçek duygular dediğiniz şeyleri değil. Ama siz de henüz hepsini deneyimlemediniz. Deneyimlediklerinizin çoğu kimyasal, ama gerçek bir duygusal bileşen içeriyor. Hala "kuledeki presensessiniz." Sizi esir tutmak için oraya konmuş ejderler tarafından esir tutulmaktasınız."

Yine bu bölüm üzerinde duracağım,
Deneyimlenen duygular kimyasal özlü ,mesela seretonin hormonu salgılanır ,mutluluk duygusunu tadarız ,dopamin keza ,ve adrenalin ise heyacan ,korku ,şiddet duygularını ortaya çıkarır v.s.
Bu duygu durumlarının üst yoğunluklardaki duygu durumlarına benzer bileşenler (etkiler) içermesi ama kısıtlı olması başka bir gerçeği ortaya çıkarıyor ,
Zaten üst yoğunluklarda serbestçe ve zamana bağlı olmayan bu duygu durumlarıyla iç içeydik ama unutup veya unutturulup bu sahte fizik dünyaya salınmış veya baliklama atlamışız.

Unuttuklarımızla tekrar buluşma işini yaşam zannediyoruz ,veya her şey zannediyoruz..

Tgur

#21
"S: (L) Ejderler nedir?
C: Çocukluğunuzda programlanan korku ve duygusal merkez sapmaları. Elmayı yediniz ve transa girdiniz.

S: (Andromeda) Ama kalıcı olarak değil, öyle değil mi?
C: Gerçek sevgi herşeye kadirdir. Ama kimyasallar genellikle yalnızca ejderi besler; en azından ejder efendi olduğu sürece."

Kimyasalları devreye sokup her şey duygularım ve onlara erişmek veya erişmeye çalışma mücadelesidir dediğimizde, ejderi efendi yapıyoruz demekki ,

Bir ara bir dörtlüğümde ,

"mantık efendin değil, hizmetkarın olunca"

demiştim , duygusallara ulaşmadır yaşamımın tek sebebi dersek,ejderi mantık ile eşdeğer tutmalıyız bu durumda ,


Köz

#22
"C: Gerçek duygular dediğiniz şeyleri değil. Ama siz de henüz hepsini deneyimlemediniz. Deneyimlediklerinizin çoğu kimyasal, ama gerçek bir duygusal bileşen içeriyor. Hala "kuledeki presensessiniz." Sizi esir tutmak için oraya konmuş ejderler tarafından esir tutulmaktasınız."

Gerçek sandığımız duygularımızın sahte bir sevgi olduğunu keşfetmek insanı şaşırtıyor. İçteki bene "Bu hissettiğim gerçekmi? Yalanmı? Gerçek sevgiyse,gerçek yapan nedir? Yalan ise bu sevgiyi sahteleştiren nedir?" sormak şart.

Kız arkadaşımı kıskanmıyor oluşum,onu sevmediğim anlamına gelmez. Bunu anlatmak çok zor özellikle ona. Kıskanmamanın sevmemek olduğu mantığı üzerinde epey tartıştık bir ara. Böylesine kalıplar çok zor değişiyor.

Negatif düşünceler dünyamızın manyetik ağının dışına çıkmaz. Ona çarpar ve bize geri dönüş yapar. O ejderi içten içe besliyoruz. Pozitif düşünceler 'Birliğe' uygun olduğundan,manyetik alanı geçip sonsuz everene gidebilir,eş olanı alıp bize sunar.

Dünya bir kule ve biz içinde korkukalrımızla(ejder) kendi gücümüzü zayıflatıyoruz.

Duygusuz,mekanik,robot insanlar daha çok, ilk üç çakra yoğunluklarını deneyimliyorlar. Evrimimiz gereği bu normal bir durum olmalı.Yeteri kadar deneyimin ardından kalp çakrasında duyguların hissedilişi başlıyor.Bu ilk hissedişlerin (özellikle4 sevginin) doğru algılanıp, anlaşılması da epey deneyim gerektirecek. Bu yüzden bize henüz duyguların çoğunu deneyimlemediniz deniyor.
 

bozadi

#23
kıskançlık deyince aklıma bir şarkı sözü geldi: "...annen bile okşasa, benim bağrım taş olur..."

bir hastalığın ileri evrelerinden birindeki duygu halinin sanatla kesiştiği bir noktada söylenmiş sanırım.

bozadi

#24
Tsunami, "sürüngen beyin" kavramını hatırlatman iyi oldu. ilginç bir şekilde, bizimle uğraştığı söylenen "sürüngenimsi" varlıklar beynimizin en çok bu parçasını etkinleştirmeye çalıştılar belki de. ve anladığım kadarıyla sürüngen beyin diğer beyin parçaları karşısında ne kadar baskınsa, ilgili bir birey o ölçüde ilk iki çakra veya belki ilk üç çakra baskınlığında bir deneyim modu içinde oluyor.

Tgur, "mantık ve duygular" ikilemi konusu pek çok başka ikilemlerle ortak bir yanıta sahip gibi görünüyor bana: denge. yani mantık ve duygular ne ölçüde dengedeyse o kadar pozitif, ikisi ne kadar dengesiz şekillerde etkinleşiyorsa o ölçüde negatif bir durum söz konusu olabilir. yaşamımızdaki pek çok şeyin bir çeşit "hatırlayış" olduğu fikri sıcak geliyor bana da.

Tsunami

#25
Bilgi ve farkindalik gelismedikce, duygular sürüngen beynin salgilari olmaktan öteye gecemiyor yani duygu dedigimiz sey , bu gün cogunluk olarak yasandigi sekliyle "hastalikli". Bilgi ve farkindalik gelistikce duygularin gercek hallerini deneyimleyebilecegiz. Sinav sorulari gibi düsünelim bunu, hem cözmemiz lazim , hem de bu cözüm esnasinda gelisiyoruz. Bir nevi katalizörümüz yani.
Duygularimizdan baska sezgilerimiz de var..Duygu beden kaynakliyken ( su an yasandigi "hastalikli" dedigim sekliyle), sezgi yüksekbenligin (ya da ruhumuzun diyelim) pek de kulak vermedigimiz ciliz sesi gibi. Farkindalik gelistikce sezgi ve icsel bilisle yol almak daha kolaylasiyor sanirim.
 

yucelulu

#26
Aslında çok verimli bir celse..Keşke daha çok bilgi ve yorum çıkarabilsek..
 

bigsenfoni

Bu celseyi okudugumu hatirliyorum ama nedense tesekkür etmeyi unutmusum.sitresli zamanlardi herhalde,vardir bir hayir...emeklerin icin tesekkürler bozadi :)
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

gerçek tosun paşa

#28
Kas.ların OP'lere sert girdiği bir çalışma :)

bigsenfoni

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.