Sorular Kapıları Aralar

Başlatan Tiversonus, 04 Nisan 2009, 17:18:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Geçenlerde bir yerde şuna rastladım: İnsan gözünün arkasında bulunan üç renk algılayıcısı var. Bu algılayıcılar; kırmızı, yeşil, mavi renklere duyarlıydılar. Sanırım böyle, renkleri unutmamak için çakra sırasında bir \"iz\" düştüm hafızama. Bu üç rengin birbirleri ile kombinezyonu sonucu milyonlarca değişik renk algılamamız var \"mış\". \"Mış\" diyorum çünkü artık insan medeniyetinin geldiği noktada medyadaki her bilgi nin bir manipülasyon taşıyabileceği ihtimalini düşünüyorum:)) Sorum şu insan gözünün arkasındaki sensörler dört ayrı rengi algılasalar idi acaba hangi renkler hayatımıza girecekler di? Yok sa girmeyecekler di mi?

Aklıma şimdi müzik dinler ken her notada bir tat algıladığını söyleyenler geldi... Bir de Türkiye\'li doğuştan görme özürlü bir insanın yaptığı resimler. İnsan görme özürlü iken nasıl resim yapabilir?

Bu da dün aklıma gelen bir konu. Tibet Ayin Hareketleri ile ilgili. İşin içinde \"ayin\" kelimesi geçince biraz rahatsız oldum açıkçası. Aslında ben bu kitapçığı sanırım geçen yıl bilgisayarıma indirmiştim. E, peki o zaman neden bunları bir kez olsun yapmadım? Bir de internet camiasında Drunavaldo diye bir adam vardı ve aktivasyondan bahsediyordu. Sanırım insanlığın medeniyet olarak geldiği noktada dinlerin \"payına\" tepkiliydim ve/veya işin ritüelimsi yanından çok \"bilgi\" kısmı hoşuma gidiyordu, sanırım. Aslında insan düşüncesinin yaratım gücüne inanıyordum ve bunun da bilgi ile aktive olabileceğine inanıyordum. Bilgi ile oluşan farkındalık ve farkındalık da değişim yaratıyordu, benim tercihim bu yöndeydi. Yani bu dünyada yaşam denilen dersler bile \"bilgi toplamak\" için değil midir? Yani deneyim yapmak ve deneyimdeki bilgiye sahip olmak. Bu ruhu da genişleten bir şey. Sorum şu; savaş pilotlarının koltukları gibi bir koltuk dizayn etsek ve oraya oturup, kemerleri bağlasak [başa, boğaza, ayaklara, gereken her yere] ve bir simülasyona bağlı bilgisayar ile 5 adet Tibet hareketini girsek bu bilgisayara ve bu koltuk da o hareketleri yapsa ve üzerine kemerler ile bağlı olan insan da bu hareketşleri yapsa; ol maz mı? \"Sema\" yapacak bir yere zemine dönüş hareketi yapan [hani araba showroomlarındakine benzer] bir mekanizma olsa ve biz üzerine çıksak ve beraberce dönsek, acaba ne sonuçlar ile karşılaşırdık?

Bakalım benim bu sorularım hangi \"kapıları aralayacak?\" :)))


Pınar

#1
Sevgili Tiversonus, son sorunla ilgili yapılan bazı araştırmalar var.Beyin, hayal ile gerçeği ayırt edemiyor aslında.İki basketbol takımı denek alınıyor.Biri antremanları saha da yaparken, diğerleri sadece düşünerek/hayal ederek antreman yapılır ve belli bir sürenin sonunda iki grupta da herhangi bir kas bozulması olmuyor.Kaldı ki, hayal ederek antreman yapanlar sabah akşam oturuyorlar, ama bunu düşünmek dahi kasların oldukları gibi kalmasına yetiyor. Ayrıca kendi dengeleme meditasyonlarımdan biliyorum ki, iki kutbu dengelemeye başladığım anda, problem hangi çakrada ise dönüş orada oluyor.Kısacası, ne düşünürsen o gerçekleşiyor!:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#2
Sevgili Pınar şunu merak ettim: "Ne düşünürsen o gerçekleşiyor" diyorsun ya; acaba diyorum:)), (Ne yapıyorsak o da gerçekleş miyor mu?)...

Şimdi "Fenomen" programı ile ülkemizde birara bulunan Uri Geller'in hayatının tanıtıldığı bir programda ilginç bir şey dikkatimi çekti. Uri Geller, Londra'da çok geniş arazili villasında hayatından kesitleri anlatıyordu. Orada ilginç bir şekilde; bir koltuğa oturdu ve kemerleri bağladı, bu tıpkı bir masaj koltuğuna benziyordu. Ve eline bir kitap aldı ve kotuğu ayarladı: baş aşağı bir pozisyona yakın, ayaklar havada kitap okumaya başladı. Hani ayağımızın altına yastık koyarız ya, işte o açının çok daha fazlası söz konusuydu. Neredeyse baş aşağı idi. Neden?

Kasyopya celselerinde "çekimi manipüle" eden bir adamdan bahsedilir: Bu adam savaş uçağı koltuğunu bir evin tavanına asmıştır ve yaratım (bir nevi sihir/fenomen) yapar. Yani bunlar düşünceden bağımsız şeyler midirler? İlginç değil mi?

Alemtac

#3
Mesajın Eklenme Tarihi - 04/04/2009 :  14:18:03     
--------------------------------------------------------------------------------
 
"Geçenlerde bir yerde şuna rastladım: İnsan gözünün arkasında bulunan üç renk algılayıcısı var. Bu algılayıcılar; kırmızı, yeşil, mavi renklere duyarlıydılar. Sanırım böyle, renkleri unutmamak için çakra sırasında bir "iz" düştüm hafızama. Bu üç rengin birbirleri ile kombinezyonu sonucu milyonlarca değişik renk algılamamız var "mış". "Mış" diyorum çünkü artık insan medeniyetinin geldiği noktada medyadaki her bilgi nin bir manipülasyon taşıyabileceği ihtimalini düşünüyorum:)) Sorum şu insan gözünün arkasındaki sensörler dört ayrı rengi algılasalar idi acaba hangi renkler hayatımıza girecekler di? Yok sa girmeyecekler di mi?"

Insan gozunde de mavi, yesil, kirmizi bu kombinasyonu renkliligi gerceklestiriyor. Ayri bir konik hucreye daha sahip olsaydik, yani dorduncuye, onunda algimiza katardik diye dusunuyorum. Mesela bogalarin renkli gormedikleri, sanildigi gibi kirmiziya degil sallanan kumasa saldırdıkalarını biliyoruz. Aslinda mavi de olsa sallanan kumas yine saldiracaklar. Korler ise renlerin enerjisini algilayabiliyorlar. O programi bende seyretmistim, eleri ile makete dokunarak kaydediyor, sonra da resmini yapiyordu. Ornegin kirmizi rengin sicaklik yayan bir enerjisi vardir. Rusyada denekler uzerinde yapilan arastirma sonucunda deneklerin en rahat kirmiziyi ayirt ettikleri gorulmus. Sonuc olarak 3 ayri renk tum renkleri algiliyabilmemiz icin yeterli diye dusunuyorum. Beynimiz ayni bir bilgisayar gibi calisiyor, ya da  bilgisayarlar ayni beynimiz gibi calisiyor :)

İnsanin dogum aninda gozunde mercek cekirdek yoktur. Eskiyen liflerin merkeze dogru itilmesiyle mercek olusur. Renk hucreleri dogustan mevcutsa insan rengi gorebilir. Hicbir renk hucresi yoksa gri goruruz. Sari renk hucresi yoksa sariyi gri goruruz. Cocukluktan itibaren dogayi tanidigimiz, algiladigimiz oranda renkleri taniriz. Yasam kosullarida renkli gormeyi etkileyen bir faktordur. Eskimolar beyazin cesitliligini ayirt edebilmektedirler.

Renk hisleri fiziksel, renk bilgisi ise ruhsaldir diyebilirmiyiz? 
 
 

Pınar

#4
Şöyle ki, bedenimizde manyetik kutup dahilindedir.Bedenimizin sağ tarafı pozitif, sol tarafı ise negatiftir.Aynı şekilde, bedenimizin ön tarafı pozitif, arka tarafı negatiftir.Başın tepesi ve bacak arası nötrdür. Solaklarda bu kutuplaşma tersidir.Dikey düzlemde ise, ayak tabanları negatif, baş pozitif kutuptadır.

Burada baş aşağı olarak, sanıyorum (+;+) ya da (-;-) aynı kutupluluk kullanılarak, enerji akşında bir itme/yükleme gerçekleştiriliyor ve çekimi manipüle etme denen bu şey bu. Ancak daha geniş araştırılabilecek bir konu.:) Ve aklıma şöyle bir soru geliyor hemen; yer ile gök de manyetik kutupsallık dahilinde ise, onların işgal ettiği taraf hangisi.:)Toprak nötrleme özelliğine sahip, ama bunu nasıl beceriyor.Negatif/pozitif enerjimizi nötrleyerek kendine dahil ediyor.Bunun hakkında bilgi toplayalım.[;)]

Bir deney yapmıştım vakti zamanında, çalıştığım yerde tüm gün ayakta ve yürüyerek (kendi tercihim doğrultusunda) zaman geçirdiğim için, ayak ve bacak ağrılarım için, akşam eve geldiğimde duvardan destek alarak amuda kalkıyordum.Başta zorlanmış olmama rağmen, bu şekilde 5 dakikalık bir pozisyon, tüm bedenimi acayip rahatlatıyordu.[:)] Bir tür şarj işlevi görüyordu. Bunu da paylaşmadan geçemedim.

Sevgiyle...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

ivrin

#5
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

Sevgili Pınar şunu merak ettim: "Ne düşünürsen o gerçekleşiyor" diyorsun ya; acaba diyorum:)), (Ne yapıyorsak o da gerçekleş miyor mu?)...

Şimdi "Fenomen" programı ile ülkemizde birara bulunan Uri Geller'in hayatının tanıtıldığı bir programda ilginç bir şey dikkatimi çekti. Uri Geller, Londra'da çok geniş arazili villasında hayatından kesitleri anlatıyordu. Orada ilginç bir şekilde; bir koltuğa oturdu ve kemerleri bağladı, bu tıpkı bir masaj koltuğuna benziyordu. Ve eline bir kitap aldı ve kotuğu ayarladı: baş aşağı bir pozisyona yakın, ayaklar havada kitap okumaya başladı. Hani ayağımızın altına yastık koyarız ya, işte o açının çok daha fazlası söz konusuydu. Neredeyse baş aşağı idi. Neden?

Kasyopya celselerinde "çekimi manipüle" eden bir adamdan bahsedilir: Bu adam savaş uçağı koltuğunu bir evin tavanına asmıştır ve yaratım (bir nevi sihir/fenomen) yapar. Yani bunlar düşünceden bağımsız şeyler midirler? İlginç değil mi?


Sevgili Tiversonus; çok önemli bir konuya temas etmişsin! Ve sanırım sen son konuşmamızdan bu yana derslerini çok iyi çalışmışsın;), bunu hiç yabana atmıyorum, gözümden kaçmadı sevgili dostum:)
 
Ben düşüncesizlik ortamı yaratmaktan bahsederken işte bu düşüncesizlik alanını kastediyordum ve hala da onu katediyorum:) yani düşüncelerin ötesindeki asli yaratımı. Ve zihinsel yaratım ile varlığın yaratımı arasındaki farkı.

Ancak bu geniş alana, bu sonsuz alana, 3.boyut realiteyle temel atma zorunluluğumuz var ya, işte o sebeple düşünceden başlıyor burada yaratım. Düşünceden başlayanı uygulayabilme yetimizi görmek diğerine geçiş kapısı hazırlıyor. Ve dikkat edersen sıklıkla bir konuya temas ediyorum "düşüncesizlik" boyutunun farkındalığına ve asıl O'nun yaratımlarının hakimiyetine!

Şimdi sizi biraz bu konudaki antrenmanlarınızla baş başa bırakayım ve evet seninde dediğin gibi bakalım neler çıkacak ve ne açılımlar gerçekleşecek:)

Ben bu arada bir -iki gün biraz dünyevi işlerimle meşkul olma nedeniyle daha az girebileceğim bu güzel platformumuza umarım beni mazur görürsünüz sevgili Meleklerim. Ama şu işleri bir yoluna koyayım yine eski tempoya devam;)

Sevgiler..

 

ivrin

#6
Yani emeklemeden yürüyemiyoruz sevgili dostum:)

Ama emeklemeden yürüyenler de var tabii ki hatta uçanlar bile;)

Ama hem emeklemeden yürüyemezken hem de uçmak istersen işte o gerçekten mümkün değil! Bilgi ardından da bilginin kendisi olma zorunluluğu bu boyutun realitesinin icaplarından. Ama "ben bilgi sahibiyim bu yetmeli" demenle olsa idi, bir kütüphane yürür ve hatta uçardı.

Kendinden pay biç, sen bilgi yüklü bir adamsın ama uçamıyorsun! Bakalım bu sana ne tür bir açılım getirecek:)

-Düşüncenin yaratımı-ndan başlama nedeni budur!
 

ivrin

#7
Diğer yandan düşüncelerimizle kaslarımızı bir antreman yapmış gibi harekete geçirebiliyorsak, düşüncenin ötesindeki realitemize hakim olunca yapabileceklerimizin sınırını, ne hayal edin ne uçmaya kalkın ama sadece ikisi arasındaki devasa farkın farkındalığı bile şimdilik yetsin bakalım ve bu açılım bile sizde ne gibi değişiklikler yaratacak sonra hep beraber paylaşalım:)

Ama sevgili Tiversonus, sınıfın en zeki çocuğu olmak bazen ya diğerlerinin dengesini bozar ya da o çocuğun dengesini ve uyum ortadan kalkar. Sanırım emeklemeyi tercih etmeliyiz ne dersin;)

Ve önce düşünce de yaratım nedir zihnin işleyişi v.s. sonra da onun ötesindeki uçsuz bucaksız ve sonsuz yaratım konusuna zaten kendiliğinden düşeceksiniz. O öyle büyük bir derya ki giriş kapılarını zorlamadan açmak bile bazen mümkün olmayabilir.
 

Tiversonus

#8
Bir soru daha geliyor; bakalım hangi kapıyı aralayacak? Sevgili ivrin ne yani bana sen "düşmüş melek" 'sin mi demek istiyor sun? :))

Tiversonus

#9
Bazı kanalların bilgilerinde var zaten bu durum. "Cennet'ten düşme" olayı anlatılır. İnsanlar eterik/ruhsal bir alemden toplu aldıkları bir karar ile fizikselliği denemeye karar alırlar. Sonuçta "kaynak" tan geldiğimize göre ve fiziksel realiteye inmemiz bir şekilde insanları "düşmüş melek" yapıyor olabilir. Basit bir ifade ile "kaynağa geri dönüş hareketi" için, düştük ve yaniden yola koyulduk, deneyimliyoruz. Öğrenmek üzere de yaşamlar deneyimliyoruz, belkide yüzlerce yaşam. İşte yaşamı gözlemlerimiz ile bir bilgiye ulaşıyor ve farkındalık geliştiriryoruz. Bilgi farkındalık için çok önemli.

İnsanlar yıllarca kabile düzenini deneyimlediler. Sonra şehir devleti oldular. Sonra da ulus devletlere dönüştüler ve böylece gidiyor işte. Yani toplanan bilgi bir farkındalığa ve o da değişime yol açıyor.

Her şey / tek şey derslerden ibaret değil midir?

ivrin

#10
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

Bir soru daha geliyor; bakalım hangi kapıyı aralayacak? Sevgili ivrin ne yani bana sen "düşmüş melek" 'sin mi demek istiyor sun? :))

Kalıpların dışına çıkınca insan nasıl da bocalıyor ha ha ha.. Sevgili Tiversonus yukarda ki düşmekten kastim bilinen anlamda düşme değil hatta tabir ettiğim düşmek bir yükselmeyi anlatıyor o paragrafta:))

Ve önce düşünce de yaratım nedir zihnin işleyişi v.s. sonra da onun ötesindeki uçsuz bucaksız ve sonsuz yaratım konusuna zaten kendiliğinden düşeceksiniz. O öyle büyük bir derya ki giriş kapılarını zorlamadan açmak bile bazen mümkün olmayabilir.

İşte algılarımızın her zaman haklı olmadığı konusu bir kez daha işlendi burada, ve sanırım bnimseninceye kadar da çıkacak karşımıza;) he he..

Sevgiyle güzel insan
 

Pınar

#11
Benim de aklıma burada bir soru geliyor: "Başaşağı durunca düşmüş mü oluyoruz?" Ben konu mu kaçırdım, anlamdım ki!!!
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Tiversonus

#12
Bu sorular hastane kapılarını da aralayabilir dikkat:)) Yani kapılar çok demek istiyorum (hem de çok)...Bu nedenle aşamalı gitmek gerekir, diğeri ise dengesizlik riskini taşıyor.

ivrin

#13
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Tiversonus

Bu sorular hastane kapılarını da aralayabilir dikkat:)) Yani kapılar çok demek istiyorum (hem de çok)...Bu nedenle aşamalı gitmek gerekir, diğeri ise dengesizlik riskini taşıyor.

Ne güzel aynı şeyleri söylüyoruz dostum "emeklemeden yürüyemeyiz!" Evet, işte o zaman hastane kapıları beliriyorlar:))
 

ivrin

#14
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Pınar

Benim de aklıma burada bir soru geliyor: "Başaşağı durunca düşmüş mü oluyoruz?" Ben konu mu kaçırdım, anlamdım ki!!!

Yok tatlım bir düşme söz konusu değil;) sadece anlamı tek olan bir paragrafın farklı algılarda anlam sayısı sayısız oluyor demeyi izah ettik "düşme" ile. Yukarıdan aşağı doğru okuyunca vakıf olacaksın;) he he..