Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

"Offff Amaaa Neden Sıkıldık ki ???"

Başlatan Tiversonus, 19 Ocak 2010, 18:10:57

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Aslında bir yazı yazarken bu yazının amacını aşmaması için bir şeyler yazma ihtiyacından sıkılıyorum. abaskın şimdi bunu yazarken bile \"gerçekten\" bu böyle demek istedim, yazmak istedim yani. Bir de şunu ingilizce yazsamıydım diye de düşündüm ve güldüm: \"Sıkıldık\" :)) Yani acaba yahoogruplarda var ya ingilizce-türkçe karakter sorunu, sanırım \"karakter\" sorunumuz var!

Evet, yanlış anlaşılmaya karşı düşüncem şu bu başlığı açmakta, önce \"ne değil\" olanlar:

* Öğretmek, biliyor değil sadece öğrenmek için.
* Başkası başka düşünüyor ise, buna düşünce kıvılcımım yok.
* Yazma kuralları, imla ya da işte ne bileyim şu adam veya kadın kitaplarında ne güzel yazıyor, ya bana ne onlardan. Ve benden şunu beklemeyin, bir şablon olarak bir hareket tarzı ne bileyim işte canım isterse \"makale\" gibi de yazarım istemez ise sadece konuşma havasında...Sonuç: Günlük konuşma havasında bu başlığa yazacağım ve öylede konuşmam hayatımda o sadece an ile ilgili ve bir kişi kalıbı beklemeyin. Yok Laura şöyle yapıyor yok bilmeme şu ne güzel aktarıyor, bunlardan bana göre değil, istersem onlar gibi de yazarım ama işte şimdi istemiyorum.

* Ve sitenin katılımı şu imiş gibi şeyleri önemsemiyorum, yani isteyen okur bu deneyimlerimi. Sadece deneyimlerim ve düşüncelerim bunlar, alıcı sayısını önemsemiyorum. Elbette istek taşıyan kişileriz ama bir akıllı analiz ile hep bu sonuca da geliyorum: sayı önemli değil.

*Zaten artacağını bilen sezgim de var.

* Ve sadece siz olmanız dışında içimizde bağıran çocuk için yazılmıştır, bir öneri bu ama.

* Bakın istedim yine ama analiz ettim ve yine önemli değil istediğim diye bir noktaya geldim. Şunu istiyorum sonra da pek önemli değil diyerek:

* Lütfen siteye üye olupta çekinceli gibi bir kenarda sadece okuyanlar, hiç bir yanlış yazarım sonra değişir düşüncem diye cekinmeden yazın bu başlığa...bakın neden zaten içimizde makale mi yazıyoruz ki? yani kendimizle konuşurken neler yapıyoruz, off bir de msn lerde nasıl makale ciyiz dir ma:))

* şimdi amaç \"Kişisel Evrim\" için tutulmamasını pek değerli ya da değersi bulmadığım iç konuşmalarım, zihinsel süreçlerimdem kesitler vereceğim bu başlıkta...Ve isteyen yazar istemeyen yazmaz isteyen de "ya bak bu benim için ne sonuç doğuracak, bir deneyeyim, ben de bu başlığa yazmayı" diyecektir. Birinci kural; sadece siz olun!
[?]

Tiversonus

#1
Sbah mail grubunda birisi sormuş "neden bu tür gelişim şeyleri parası olanlara veriliyor ki? yani işte neden beleş değil?"...
Cevap yazısı doğrular üzerine ama işte bir kıvranma da seziyoru. Sevgili yazardan özür dilerim ama böyle, yani kim bazen kıvranmazki diye kendime de payımı veriyorum. Normal şey yani bu "kıvranmak"...

Ya desene işte kendine hizmet dünyasındayız geöineceğiz yok faturalar yok şunlar. Yani işte doğru yanlış yok, alan var almayan var mı? Hmmm aklıma kasyopya sitesi geliyor ve bir de Başmelek Mikail kanalı olan ve ha bir de işte üç dört site daha...Ama bakın orada "bağış" vat yani iste "verme" istersen 5,10,20,...1 milyon dolar "ver"...Yani nicelikte serbestlik var işte ben bu siteleri çok severim:))

Şimdi şu akla gelebilir, yani almazsam nasıl yaşayacağım...Ya kardeşim bak bu kişiler açmı, sefil mi, evi mi yok...Vaaar, eee o zaman bir incele, eğer sattığın şeye güveniyorsan ve burada "sevgi" var ise adam gelir bir gün "benim faydama çok güzel şeyler oldu, e şunu vereyim" der ve aaa o da ne: alandan çok daha finansal duruma gelmiş:))

Şimdi soran da çok kurnaz, onuda söyleyeyim, bu başıma benzer ama farklı konumda gelmişti..Ya sen olsan yani soran veren olsa alır mı ki? Yani sezgim diyor ki; bu soruları soranlar aynen aynısını yaparlar ya da daha fazlasını. Neden? Şimdi bu durumu açık nokta görüp buradan vuracak kadar ve bunları hesaplayacak kadar da fiziksele düşkünse biri, garanti o daha fazlasını yapar...Off hadi yapmaz ise??? Ama işte bunu bir mail konusu yapacak kadar bir "zayıf yerden vurma" durumu var ise olasılıkla yapar. Ama özelden yazıp benim durumum yok bana şu konuda "ücretsiz" yardım edin dese veya benzeri durumla yaklaşsa, işteee bu elma yemek, yok op üzümdü, diğeri şarap içip şarapcıyı pardon üzümcüyü dövmektir....Offf be:))

Tiversonus

#2
Yan Yatmış "Se" Harfi

Dalganın ne olduğunu anlamak için aklıma şu geliyor: bir suya atılan taşın ya da damlanın oluşturduğu çok güzel çekilmiş fotoğraf. Ve işte orada "dalga" daireler çizerek suda hareket ediyor ve su da masmavci, çeken iyi çekmiş aferin ona:)) Bir de hmm neyse bir müzik eserinde arkadaki ekranda var bu su içindeki dalga resmi..

Ve suyu bir an için alttan çekiver ve sadece dalga kalsın...E ne oldu, dalga gözükmüyor değil mi? İşte dalga yine orada ama fiziksel olan suyu hayali olarak kaldırdığımızda "göremiyoruz" ama dalga var. Varlığını görebilmek için maddeye ihtiyaç var sanki.

İşte bilinci bu olduğunu simgeleyin: Bilinç, dalga.

Yani işte imgelemek/sembolleştirmek için de yan yatmış "S" harfi gelsin, bir öneri olarak zihnimize. Yani fiziksel olmayan bilincin simgesi olsun bu dalga şekli...

Bilincin simgesi şu olsa: Bir deterjan köpüğüne benzer şekilde, bir zaman vakumu içinde olan; bir baloncuğun içinde olan se harfleri...Amaç şu, bireysel birim olacak, fiziksel olmayacak, işte bunu kavrayabilmek için bu simgeyi öneriyorum. Simge olduğu unutulmasa diye düşünüyorum.

Tiversonus

#3
Ve kavranabilmesi açısından iki adet filmin izlenmesini tavsiye ediyorum: Avatar filmi ve bruce wills in "Suret" filmlerini, ikiside 2009 sunumlu...İşte bu bireysel bilinç birimleri: Akıl/Beden/Ruh olarak veya Fiziksel-Beden//Duygusal-Beden//Zihinsel-Beden//Ruhsal-Beden olarak bu dünyayı, yani bizim şimdiki durumumuzu oluşturuyorlar...Yani burada bu yapıların birleşimi olarak varız.

Kısaca insan; ya şu üçlü yapıda ya da dörtlü yapıda varlığını/deneyimini sürdüren bir şey. Dünya da ve burada...

Ve sonra "Bilinçte Evrim" konusu sözkonusu....Ne demek "bilinçte evrim" ya da işte insan nedir ve neye dönüşecek: Evrimimiz Nedir?

Tiversonus

#4
Bilinç birimini neden, bir baloncuk içerisinde olan s harfi ile belirtme gereği duyuyorum? Veya bir vakum içerisinde olan dalga olarak?

Şunu düşünüyorum, belki aklımıza bilinç=Ruh denklemi gelebilir. Durumun böyle olmadığını düşünüyorum. Yani saf-bilincin Ruh olmadığını...Ruh, suptil/ince de olsa bir "beden" olarak düşünülebilinir. Yani üçüncü yoğunluğun tüm fiziksel kavramlarının dışında da olsa, yine de eterik bir beden. Dolayısı ile, her ruhsal beden ya da ruh bilinç taşıyabilir ama her bilinç beden ile olmak zorunda değil. Bu daha çok "saf düşünce" olarak düşünülebilinir.

Düşünceme göre Ruh'sal alemin de kendine özgü varoluş kanunları ve taşınılan bedenleri var. Ve ancak 6. yoğunluk gibi ya da varoluşun bir katında artık bedene ihtiyaç duyulmayan bir şekilde "bilinç saf olarak var" olabiliyor. Bu bilincin yükselmesinin, evriminin üst basamaklarında olabilir diye fikir yürütüyorum.

Kısaca ruhlarda bilinç taşırlar ancak saf-bilinç ayrı bir şekilde sadece saf...

Ve nereden gelir bu bilinç? Herşeyin bilinci var mı? Bilinç herşey mi? Bilinç taşımayan bir şey vatoluş sınırları içinde var mı? Bilinçte evrimleşmek ne anlama gelir? İnsanın evrimleşmesinde bilincin rolü nedir? İnsan kaç çeşit "bilinç yoğunluğu" taşır? Bilinç yoğunluğu nedir?

Tiversonus

#5
Hmmm, şu "spiritüel hizmetlerin ücretli olması" konusu yarım kalmasın...Çok net yazmaya çalışayım: En güzel formül şu: HERKES GÜCÜ KADAR ödemeli!

Sorunu "nitelik" olarak düşünüyorum, fikrim bu. Nicelik(miktar işi) alan tarafa bırakılmalı, sebepleri:

* Aldığından fayda görmek için, aldığını vermelisin sistemi çalışır, Evrende.

* Sadece alıp, bunu kendine saklayan bilinçaltından bloke olur, bakın bu siteyi okuyanlar içinde geçerli...Yani kendine-hizmet olarak aldığın şey de fayda göremezsin, bir kısa sürede olabilir belki ve tıkanırsın, yani en azından arzu edenlere vermelisin ki, daha çok alasın. Yani beleş alan karda değil, kesinlikle bu böyle, hayattan aldığını vereceksin yoksa çökersin. Veremeyen çöker'

* Karşılıksız verirsem çökerim olayı bir yanılsamadır. Bu taraf veren için...Hayır arkadaş bu korkuyu at, bak çökmezsin, inan çökmezsin...Neden??? İşte "Bilgisel Spiritüalizm" de araştır bunu..

* Ve sonuç: "bağış serbest miktarda//ne vereceğine alan karar versin// Ücretsiz" işte bu en güzel dengeli formül..

*Bakın bu sistem çökmez, tek bir şartla "saf inanç" ile buna inanırsan, diğer türlü olaylar, ücretlendirme kapitalizmin fiyatlandırma işi ile ilgili konular, biz SPİRİTÜALİZM HİZMETİ nden yada SPİRİTÜALİST YAKLAŞIM dan söz ediyoruz.

* Şimdi bir de "yeni bir dünya kurma" hedefinde olan bir düşüncenin, içinde bulunduğu sistemin aynı uyguladığı bir temel şeyi yapmak çelişkisi sözkonusu.

* Ve işte size "ayırdına varma" için küçük bir işaretlerden bir işaret; hangisi pozitif filan var ya, matematik bilmeyen, felsefe bilmeyen veya matematiğin konusu olan önermeleri anlamayan; negatif avcılarına bu sözüm...Detaylar önemlidir.

Tiversonus

#6
Şimdi yine yanlış anlaşılmamak için yazıyorum. Dostlar, spiritüel "hizmet" için ücret alınması konusu özelinde ama genel anlamda da bu böyle; yanlış olan bir şey yok, yani herkes seçerek realitesini kurar. Ve hayata ne veriyosa, hattan da onu alır. Yani kişinin herşey ile ilgili deneyimi bu, bu seçime biz karışamayız...Ha ama, şimdi Ruhsal Evrimleşme ya da Bilinçte Evrimleşme açısından önümezdeki yüksek-bilinç davranışı en uygun olarak nedir? İşte bu soruluyorsa ya da ya bakın meleklere ne denilir? bu varlıklar kendileri içi bir şey isterler mi, hadi bunu söyleyin...Eee melekleşmiş olan şimdi yanlış mı yapıyor? Veya dünya da btüne "hizmet" olayı para alan...Bunların hiç birisi ne doğru ne de yanlış kapsamında şeyler...

Sonuçta Bilinçte Evrimleşmek açısından "karşılık" olayını dengelemek gerekir diyorum. Umarım anlatabilmişimdir. Sadece Bilinçte Evrimleşme yolunda uygun olan bir uygulama bu. Evrimleşmemek için ya da yavaş evrimleşene yanlış yapıyorsun denilemez. Sadece seçeriz. Öneri bilinç evriminde olan bir öneridir sadece...Belkide daha net bir ifade ile "Başkalarına Hizmet için uygun olan öneri" dir...

Ya aklıma geldi:)) Güneşimiz bir sayaç taksa, bu sayaça göre ne kadar yüksek bir fatura borumuz çıkardı değil mi??? :))

Cennetsel formun en yüksek ifadesi olan; Başkalarına Hizmet'in en yüksek formsal ifadesi olan Güneşimize ve diğer merkezi Güneşlere teşekür ederim, şükürler olsun ve Herşeye...İşte borcunu öde bakalım:))) Bakın buradan ne çıktı: Şükürde kalmak ve son Hathor'ların mesaarındaki bir öneri değil miydi? Şükürde kalarak, frekansınızı koruyun. Şükür, inayet içinde olmak, akışta kalmak, sevgide kalmak veya teşekür de kalmak...Evet GGüneşten kopan Dünya ve Dünya'dan nemalanan, faylanan İnsan= demek ki boş laf değilmiş!

Tiversonus

#7
Bir "ölçü" aleti olsa acaba aldıklarımız mı çok verdiklerimiz mi? ve sadece aldıklarımızı verse idik ya da tükettiklerimizi yerine koysa idik; ne olurdu acaba? Gerçi bu soruların kapıları aralayacağı başlığa uygun bir soru ama işte aklıma geldi. Acaba "alacaklı mı" veya "borçlu mu?" olurduk? Birisi şunu sorsa ne diyebilirim kİ: "ben varolmayı seçedim ki? borcum olsun!"...Cevap şu olabilir mi hem de şimdi aklıma geldi:))

"Hmmm demek ki, varolmayı seçmediğinden dolayı borcum yok diyorsun,  tamam peki o zaman sadece "herşeyini vererek" neden 'yok' olmayı seçmiyorsun?"

"Tek Bir" kimlik kalana kadar yok olmayacak mıyız? Yol açık! Vererek yok olan hiç olmaz ise borç siler, değil i??? Offf "karma yasası" na gelmişiz de haberim yok:)) Vererek yok olma kavramına karşıyım aslında veya yorumuna Bir şeylere dönüşüyoruz, evrimleşerek bir şeylere dönüşüyoruz aslında...Acaba evrim ileriye mi yok sa geriye mi işliyor? Veya her ikisi? Bilinçte ileri veya geriye veya herikisi?

Bilinçte evrimleşmek sanırım daha komplex bir şeye dönüşmek demek, tıpkı atolarda olduğu gibi molekül ve ilriye doğru bilinç yolculuğu ve aslında oradan gelmedik mi? Ve herşey bilinç'tir ve bilinçte herşey...

Sorun şu; dar bir s harfi şeklinde taşıdığımız bireysel bilinç ile çok daha geniş olan bilinçleri anlayabileceğimizi veya anladığımızı düşünmek...Bence dengeli evrimleşme için, bilinteki bir sonraki hedeflere odaklanmak ve ara sıra da geniş yol haritasını genel hatları ile düşünmek. Dar bilinç birimimiz ile voroluşa sonuç üretmek; bir bardağa bir şişe suyu doldurduğunu sanmak gibi simgeleştirilebilinir. Evrimdeki bilincin en yakın ilerleme durmu: Her şey ile Bir hissedebilmek, Kalp gözü ile Herşeye bakmaktır diye düşünüyorum. Ve uygulaması da zihinsel, duygusal, fiziksel ve ruhsal bir kabul edilebilir dengenin hizalanmanın kurulmasıdır diye düşünebiliyorum. Yani bu bir süreç, süreçleri atlayarak gidemeyiz.

Herşeyi Bir Olarak Hissedebilmek ve Kalp Gözü ile bakabilmek! Ve bu da mutlak değil elbette, yani yavaş yavaş bir dengeli durumla başlayan ve arınmalar ile ilerleyen bir süreç. Ve elbette "bilgi toplamak" ile ilgili.

Tiversonus

#8
Bilinçte Evrimleşebilmek İçin Düzenli Bilgi Toplamak

Bilgi toplamayı, bir şeyler okumak ile sınırlandırmak ya da eşdeğer tek şey olarak düşünmek yanlıştır. Eğer bu sadece böyle olsa idi, çok kitap okuyanların çok evrimleşmiş olacakları sonucu çıkardı. Veya bilinç evrimi için deneyim yerleri olarak işlev gören realitelerin amacını inkar etmek olurdu. Örneğin 3. yoğunluk realitesi olarak Dünya fiziksel planı ne işe yarar, burada hayat deneyimlemek bilinç için değil midir. Bilinçte evrim için "bilinç yoğunlukları" vardır. Yani amacı basit, hayat deneyimleri ile bilinçte evrimleşmek için realiteler vardır.

Bilgi toplamanın çok okumak demek olmadığının en önemli delili, çok okuyupta bilinçte ilerlemeyen bilinçler olarak görebiliriz. Bunu çevrenizde gözlemleyebilirsinis. Bu kitap ya da bir şeyler okumayın demek değildir. İster "dışarıdan" bilgiye ulaşın isterseniz hayat deneyimlerinizdeki deneyimlerdeki bilgiye odaklanın, işte aslında içiçe geçmiş bir şeyler var. Mevlana'nın çağında Aristo'ları Sokrat'ları okuduğunu biliyor musunuz? Matematik veya cebir ile ilgilendiğini. Neyse durumu basit bir örnekle açıklamaya çalışayım:

Hayatın içerisinde deneyimler iken, bu deneyimlerin bir izleyeni olmalıyız. Başka bir ifade ile farkındalık içinde deneyimlemeliyiz, işte bu yapıldığı takdirde, deneyimimizin taşıdığı bilgiye ulaşabiliriz. Tıpkı kitap okumak gibi deneyimimizi okumak. Tıpkı bir yönetmenin film çektiği bir olayın takipcisi gibi, sanki bir yabancıyı izliyormuş gibi zihinsel olarak yaşadığımız kişiliği takip edebilmeliyiz. Yabancı biriymiş gibi ya da bir sinema izliyormuşuz gibi. Kahraman ne yer, ne içer, hangi hareketleri fazlaca yapar, yaptığı hareketlerin veya davranışların sonunda "durum raporu" nda neler bulmuştur, keşfetmiştir. İşte basitçe böyle. Kişi deneyimleri ile ilgili denyimin taşıdığı bilgileri öğrenmek istiyor ise sistematik olarak buna çaba göstermelidir. Bu işin önce tesbit yapılması, sonra tesbit edilenlerin verisi ile analiz yapılmasını içerir. Ve deneyimin öğretici yanı maksimum derecede iş yapar. Başka türlü davranış tarzı ise, deneyimlerimizin farkındalıksız, otomatik veya robotik devam etmesidir ki, bu durumda deneyimler çokça tekrarlanır, sanki bir daire etrafında dönen atlar olur, işte epeyce yorucu bir şeyler deneyimlenir ancak gidilen yol yoktur. Yarış atlarını da benzer şekilde çalıştırırlar. Gidilen mesafe sıfır. İşte bu farkındalıksız deneyimdir. Elbette sıfır mutlak değildir, işte bir hayatta bir şey öğrenmek ya da evrimleşme hızımız için çok şey öğrenmek. Bunlar açısından sıfır, diğeri 1 olsun bari, pc yazılımlarında olduğu gibi.

Buradan eylemlerimizin dikkatli bir şekilde tesbiti ve tesbitlerin analizleri için işte okumaya ihtiyacımız vardır, ya da dışarıdan bilgiye. Ama dikkat çekmek istediğim temel şey şu: Eğer deneyim ya da okuduğumuz kitaplardaki şeyler; bunların hepsi, örneğin kitaplardaki bilgilerden bahsedelim: Bir kaynaktaki bilgiyi, kendi hayatımız içinde, deneyimlerimizi yeniden gözlemleyerek, kendimizde bir keşfini yapamıyor isek, kaynaktaki bilgiyi kendimiz için, kendi deneyimlerimizin tesbitinde ve analizinde kullanmıyor isek; kaynaktan bilgi almamış oluruz. Bu bilgi değildir, bilgi başka bir şey...Bilginin kendimiz için keşfinden ve analizinden bahsediyorum. Burada bilince açılan bir yol ancak bu şekilde kurulabilinir diye düşünüyorum. Okuyup keşfi kendimiz için yapılmamış şeylerin kime ne faydası olacak ki? Sadeceokumuşuzdur. Bende çok ilaç presp. okumuşumdur, işte bunun gibi. Şimdi anlat deseler o ilaç klavuzunda yazan zihinsel teyp kaydı gibi bir şey olur, bilince fayda başka bir şey. O titreşiminizi değiştiren, bakışınızı değiştiren, oluşunuzu değiştiren bir şey demektir.

Kendimizi gözlemlemek ve tesbitlerde bulunmak ve analizlerini yapmak. İşte bu analizler için şu zamanlarda okumalıyız. Ama bir tuzak daha var: Okumak, içeriği uygun ise ancak geliştiricidir. İçerik önemli.

Ve evreni, doğayı, estetiği, tabiatı okumaya bir yol açılır. Eğer gözlemci biz isek, bu zihinsel süreçte, bu okumanın içinde ister istemez biz varızdır. İşte bu bizin başrol oyuncusu olması, bilincimiz için besleyici olan keşifleri yapmamızı sağlar....

Basit bir örnek olsun: Başrolde oynadığım hayat filmimde, derin düşünme ile neler yapıyorum diye düşünceye dalmıştım. Ve bir akrabam hakkında diğer insanlar hakkında konuştuğumdan fazlasını başkaları ile konuştuğumu fark edince, çok şaşırdım. Evet, buna şaşırdım, yapıyor muşum ancak farkında değilmişim demek ki. İşte şunu aldı, şunu yaptı, şunu söyledi, aslında yanlış yapıyor, şöyle yapmalı gibi şeyler...Bu tesbit ilk aşamamdı ve inanın çok şaşırdım kendime, kendimi böyle olduğunu fazlaca düşünmemiştim.

İkinci aşamam, bu şaşırtıcı tesbitimden sonra bu hareketimin nedenleri üzerine odaklanmam ile ilgili olan analiz aşaması. Tamam bunu çokça yapmışım ama neden? Bunun altında ne var? İşte burada insan psikolojisi ile ilgili bir kaynak taraması yapmaya başladım. Fazlaca da hayattan kopmayarak bunun üzerinde sistematik düşünüyordum. Analizlerde direkt olarak bir şey bulamazsınız. Neden sorusunu bir kenara yazı ve unutmadan unutun...Şimdi bilgile parçalı ancak bulunuyor. Ve kaynak taraması ile bilgileri okumaya başladım. İnsanın akıl beden ruh olayını Jung ın insan protiplerini, bazen kimya ile ilgili şeyler veya bir filmden bir ssahne. Demek istediğim kafamdaki tahtaya yazılı sorunun altına uygun olasılıktaki tüm verileri yazıyorum. Bir süre sonra bırakıyorum. Ve bir süre sonra davranışımın altında "kıskançlık" olduğunu kabul ettim, en olası şey bu idi. Neden kıskanmış olabilirim diye sordum bu sefer? Evetticaret hayatında kısa sürede belki ailemin elli yılda topladığını toplamış ve biraz da hava atar misali düşük frekanslı hareketlerine karşı gelişmik otomatik bir hınç alma işi de vardı...Sonra bunun her insanın kendi kadersel palnı dahilinde deneyim yaptığı bilgisi ile bunu düşünerek ve içimden de büyük bir onay ile ve benim bu tepkim ile bir frekans yaydığımın ve asla bu frekansımdan dolayı da huzur bulamadığımı da diğer hayat tecrübelerimi düşünerek...İşte bunları eşleştirerek, serbestçe deneyimler ve sonuçlarını, deneyimlerin neden farklı olduklar veya işte hayatta bazı şeylerin daha az fiziksellik ile de daha fazla mutluluk getirebileceği gibi şeyler...Ve bir gün bu zihinsel sürecim sonucunda kendiliğinden frekansım değişti. Evet kendiliğinden, artık düşünce ve duygu kıvılcımı olarak çok rahat veya nötr düm. nötr olunca, onun olayına saygılı olunca daha rahat ilişkim olmaya başladı ve o akrabamda bende ki değişimden etkilenmiş olmalı ki, o da daha az küçük görücü düşük bilinç (finansal anlamda) şeyler söylemeye başladı...Ve en son sıkıntıları ile karşılaştıktan sonra bana "en güzelini sen yapıyorsun, inan az olan daha iyi" adam resmen bizim huzurumuza göz dikti yani:)))

Bakın bu sitede Zihin süreci, Ruh süreci ile ilgili Ra Bilgileri-Bir'in Yasası bölümünde bu süreç ve okumayın bunu, sadece okuyun demiyorum, bunu ufak çaplı bir kendinize uygulayın diyorum. Okumak ayrı bir şey keşif için okumak bu çok ayrı bir şey...Burada dikkate değer şu vardı: Sapma hareketin dengelenmesi sürecinde yine bu sapmanın ruhsal entropisi/düzensizliği kullanılıyor...Yani duyguları bastırmak demek ikiyle çarpmak demektir, yani patlarsınız, bastırılma değil bu enerjiyi dönüştürmek işi ve sadece zihinsel değil...Bilgi toplamak ama her kaynaktan ve "deneyimimizde öz keşfini yapmak"...Okumak başka bir şey, o mekanik bir şey de olabilir.

Tiversonus

#9
Okumak Mekanik İse Bu Bilgi Toplamak Değildir

Basit bir örnek. Kasyopya celselerinde en çoktepki alan bir konu olsun: Psikopatlık ya da genel anlamda "ruhu szılamayan" lar konusu. İşte bunlar nusufun yarısını luşturuyor deniliyor. Gurdjieff'in öğrencilerinin kitabında da konu edilmiş. Şimdi bu bir bilgi değil, bunu keşfetmek gerekli. Yani uzunca bir gözlem ile hayatımızdaki, ülkemizdeki insanlar arasında uzunca keşfetmeliyiz. Zihinsel ve içsel yapılmalı bu. Bunu deklare etmek sınıfında olmyan şeyler sınıfına koyuyorum. Bu yapmak öğrenmek demek değil midir? İçsel öğrenmek, işte bunu okudum ve sonra ben Kasyopya celselerinin büyük bölümüne inanıyorum demek çelişki. Eğer hayatımızda keşfini ve kendimizde keşfini, keşif burada çok anlamlı bilmek anlamında, yaptığımızda bir bilinç kazanmış oluruz. Ve dikkatli oluruz. Dikkatli olmuyor isek, inanmak olarak Kasyopya celseleri söylenmemeli, inanmak demek değişmek demek, uygulamak demek...Şimdi bir vejeteryan inandığı için et-yemez değil mi? "ben vejeteryanlığa inanıyorum ama et yerim" işte bu inanmak değildir. Bu başka bir şey.


Günümüzde internetin büyük kolaylık potansiyeli var. Bir sözcüğe bile bakmalıyız, ansiklopedik olarak, bu geröçekten çok güzel bir şey. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp derler ya BEN BU DA değil diyrum: Ayıp olan kelimeleri ve kavramları bilmeden, gerçekten tam-biliyormuş gibi davranmaktır...Bilmemek ayıp değil, yanlış bilmek ise çok ayıp diorum. Hepimiz için böyle bu durum.

Onlarca sözlük var, bunlardan sık kullanınlara atarsın ve bakarsın, işte süper bir iş bu. İşte internetin fada potansiyeli var ama potansiyeli işe çevirecek ise bizleriz.

Örneğin EM dalgası ne demek? Pozitif ne demek negatif ne demek.

Kısaca baktık tam değil bu keşfedilmeli demek istiyorum. Bilin evrimimiz için keşfedilmeli!

Yani EM dalgasının ne olduğunu öğrendik ve günlük hayatımızda (kendimin) en fazla etkileşimde olduğum EM dalgalar nelerdir, bunu keşfetmeliyim, işte söylemek istediğim özetle bu. Bir örnek tabi ki bu genel olarak keşiflerimizde kullanmalıyız bilgiyi.Kendini bilmek için öz-keşif yolculuğumuz için, bireysel evrimimiz için keşifler şart.

Bilgi------>keşifler, okumak, analizler, derin düşünme, meditasyon v.b. ama işte yine olmamız için bizim hayatımızdaki keşfi gerekiyor, değişerek olam için, başrol oyuncusu biziz çünkü.

Bilgi--->Farkındalık bir durumun tesbiti ya da analizi de olabilir bu.

Farkındalık------>Oluş/Uygulama/Yapma

OLUŞ/Uygulama/Yampa-------------->ENERJİ doğa yasına göre bir iş var ise enerji vardır ortada, işin birimi aslında enerjidir.

EnERJİ------->------------------->>>>>IŞIK


Kısaca her OLUŞ tan çıkan enerji ışık değildir. Her iş ışık mıdır? Her enerji? Değil elbette. Işık "hayat ile hayata vermek ile" ilgili ve belkide Başkalarına-Hizmet ya da Bütüne Hizmet ile ilgili...


Evet kısaca genel hatları ile bilgi uygulandığında ışık üretebilir yani uygulama bütünün hayrına ya da Başkalarına-Hizmet ise, yaşamı yayıyor, yaşama katkı sağlıyor; ise IŞIK^tır.

Gökyüzündeki Güneş "Işık" tır ama lazer silahından çıkan ışık, ışık değildir. Işığı sadece Güneş ile kavramak yerine, Güneş Işığının özellikleri dolayısı ile, buna IŞIK demek farklı kanımca.

Okumakta, bilinçte genişlemek değildir, bilinçte evrimleşen okumayı kullanır bu farklı. Kişi önce hayatını okumalı, buna çaba göstermeli...Ve böylece etrafımızdaki Zeki enerjiyi keşfederiz, arık olayların Bilinçli Yaratıcısı Olmaya Aday oluruz. Bunun olabilmesi için başka çabalara da ihtiyacımız var: Örneğin dikkati toplayabilmek, örneğin zihinsel temizlik, örneğin duygusal temizlik...

Kendini kontrolde ustalaşamayan ki bu nefes ile başlar hiç bir şeyde ustalaşamaz. Nefes egzersisi yapma kararı var kişinin ve yapmaya başlarken zihni konuşuyor: "sen şu anda iyisin, dengelisin,oşver kısa kes te git saatlerce şunu yap" :))

Bakın yarım saatlik işe zihnin koyduğu mantığa, git msn de saatlerce ruhu yüceltmeyen şeyler için zaman harca, hepimiz için bunlar, yok git miskin miskin yat saatlerce...İşte zihin böyle konuştuğunda ve bunu sadece "gözlemlediğinizde" bile ilerliyorsunuzdur, oynayın o zihinle:)) "tama hakslısı ama şuraya oturayım az da olsa yapayım" ve yaptığınız şeyin zevkini alarak, ürünlerini alarak yapın ve ortadaki ürünlere şaşıracaksınız. Zihinler gerçekten en büyük muhalefettir, izleyine nelere muhalefet yapıyor diye...Evet Zihni kullanarak Zihni inceleyin:)))İlginç değil mi?

Tiversonus

#10
Ve "nufusun yüzde ellisi" işinde gerçekten çok gözlemledim ve neyse sadece doğru ya da yanlışın ötesinde veya başka şeylerin ötesinde, özgür düşüncem şu: Evet Psikopat türlü defolu tipler var, bakın neti ve sitemizdeki de var bu bilimsel şeyler, bunlar çok tehlikeli, ama ezici çoğunlukla ne kadar önyargılı, ne kadar az bilinç taşıyan olsalar da çoğu kişinin Ruhsal kıvılcımı var, elbette altıncı yoğunluk parçaları var demiyorum ama bir dar kesitte de olsa ruhu var. Bu demekki keşfedilmeli. Ve işin niteliğinin önemine vurgu çok daha önemli. Şimdi en basit olarak yemek vermek için çabaladığım kedi ve yavrusunu gözlemliyorum ve işte ruhsuz sınıfında değil mi veya havuz ruhundan, ama yine de çok seviyorum, o kadar sevgi dolu annesi ile etkileşiyor ki, tabi ağzında fare olduğunda değil..Demek istediğim bilgiyi kendi dünyanızda keşiflerde kullanmalıyız. Ancak bilinç te evrimleşmeye fayda bu şekilde olabilir. Hayatı robot gibi yaşamak ile farkındalıkla izlemek ve sonra analizlerini yaparak bir seçme şansımız doğar ve seçersek te değişiriz, değişerek bilinçte evrimleşebiliriz.

Tiversonus

#11
Bir alman malı lüks minibus durmuş kapının önünde ve amcamınoğlu ve iş arkadaşı ile ben ayakta o arabada konuşuyoruz:"hadi gel, bizdensin, afrodite gidelim", kafamdan düşünüyorum yaa şimdi o gürültüler, tantana off eve giderim, eşofmanımı giyerim, bir şeyler okurum, uzanır çekyatta bir şeyler izlerim, olmadı müzik dinlerim..."ya, gelemem, misafir var", off yalanda söyledik neyse öğreniyoruz işte...Diyeceğim şu deneyimlemeyen bir kişiye anlatamazsın, evet bu...Adamın hayatında hiç arabası olmamış ve ona anlatamazsın "ya boşver şu arabayı, gel spor yap, yayan filan", ama bakın adan trilyornluk ve Atatürk parkında sabah koşuyor heme sabah ne bileyim işte çok erkenden...Araba sevdası olana hak vereceksin deneyimleyecek, arabanın ne olduğunu ve işte böyle...Yani deneyim büyük öğretici olabilir. Ve her ruhun gelişim seviyeleri farklı, ne yapalım aynı mı olsaydı?

Önemli olanın, ruhsal gelişim seviyelerindeki farkın nitelik olarak tesbiti diye düşümnüyorum, yani kaç kişi bu durumda bence çok önemli değil benim açımdan...Nden böyle düşünüyorum? Çünkü, ister düşük frekanslı olsun ister yüksek frekanslı olsun kaç çeşit "davranış alternatif"im olacak ki? Olsa olsa herhalde en-fazla iki türlü olacak. Şimdi genel olarak davranış tarzım sonuç olarak davranış tarzım belli ise neden niceliğe takılayım ki? Bunun faydası yok kanımca.

Ruhsal titreşim benzerliği olanlar ile daha çok birlikte eylem için yaratıcı birliktelikler kurulabilinir. Olmayanların sadece ne diyelim buna frekans alanımıza girmesinde dikkatli olmamız kaydı ile etkileşim ya da yargılamadan etkileşim sınırlarımızda aşağı yukarı belli. Her iki tarafın sayısı ya da niceliğine takılmanın anlamı yok. Elbette, ilüzyon örtüsü içerisinde hareket edenler veya direkt kendine hizmetin 4. yoğunluk etkisi ile itkilenenin farklı davranış tarzları olacaktır. Ve her iki tarafta çözüme hizmet ediyor ve hatta KH olmaz ise BH de olmaz deniliyor. İşte sadece dikkatli olunmalı neye dikkat? Tamam davranış tarzları belli ama her iki titreşimi birbirine karıştırarak tek davranış tarzında bulunmak ışık gücü bakımından hatalı ya da verimsiz olur. Tamam herkes ile ortak oluaz ya da evlenilmez ama evlenemeyeceğin ile de küsmezsin gibi. Sanırım anlatabildim.

Önemli olan nitelik ile nicelik arasında, nicelik kısır döngüsüne girmemek. Ülkenin yüzde sekseni hitler zamanında hitlere oy verdi ise bu yüzde elli verdi durumu arasındaki davranışımı değiştirmez ki. Yüzde seksen ile yüzde elli birer nicelik bem neysem oyum gibi.

Bir yerde şu söyleniyor korktuk ve negatiftir Kasyopya için...Bakın birkez şu söylenmişti benzer cümle ile şu:"üzgünüz, kanalın büyümesi için bu yapıldı"...Neyse yüksek bilinç hallerini anlamaya çalışırken bu işi tam kavrayamayabiliriz. Bu önemli değil. Olay şu bir sonuç olarak negatif olsun, ve negatife tavırlı olarak pozitiflik vardır değil mi? Pozitifin tavrı ne olmalı? Evet iki ihtimalden birisi negatif ise ne yapacağız pozitif ise ne yapacağız? Adamın nedediğine değil ne yaptığına bakmak bir ipucu olabilirmi? Aksiyonu ele vermez mi? Negatif ise ne yapmalı? Adını bile anmamaklı bence:)) Pozitif ne yapar, oluşunla örnek ol.

Bir spiritüel diyor ki: "hala anlayamadım bu kişiyi, pozitif mi negatif mi?" söylediği benim:)) Ve mailde söylüyor, gülüyorum. Gerçekten. Herzaman o kopuk olanı kurmuş mail ile ve bunu bana söylüyor. Kızmıyorum ki. Şaşırıyorum. Ya diyelim ki ya pozitif ya da negatif, al sana iki adet şık...Ve sen de pozitifsin...E bana nasıl davranacan? Önemli olan bu durumda tesbitten ziyade davranış şeklin olmayacak mı? Bilmiyorum diyorsun ama en azından bunu söylüyorsun bana, e ben de yazmıyorum, kızmıyorum da cevap vermiyorum...Bazı durumlarda başkasının ne olduğuna o kadar kafa yoruluyor ki; kendi yapacaklarını yapmıyor insanlar..

Evet tuzak şu; Başkalarının ne olduğuna fazlaca önem vermeyin, enerjinizi bununla tüketmeyin, elbette enerji alanınıza veya ortaklıka noktasında bunları inceleyin, bu ayrı bir şey; ama ne yaptığınıza ve ne yapmanız gerketiğine veya kendinize ve işinize odaklanın.

Bunu bir bakış açısı olarak söylememek çok daha ikiyüzlü bir durum olacağı için yazdım, lütfen pozitife yönelik bir olumluya getirici bir eleştiri olarak yazdığımı bilin.

Kısaca, "negatif avcılığı" yerine "pozitifliğin uygulayıcısı" olmak üzere kişinin, odağını kendine, grubuna ve yaptığı işe vermesi çok daha iyi olacaktır ya da verimli...Bakın bu matematik olarak ne demek oluyor? Şimdi kişi kendini pozitif sayıyor ise, varsayımı bu ki negatif avında,,,"eeee kardeşim ben sana işini daha çok avcılık yerine uygulama olarak yap" diyor isem bu durum senin pozitifliğine bir teşvik değil midir?

Pozitifin görevi "avcılık" değildir, o sevginin, huzurun, barışın, saygının, yaşamı onurlandırmanın yanındadır. Ne demiş Er'en(bilgiye ermiş Mevlana? "ne olusan ol, ister ateist ol" işte bu pozitiflik. O onurlandırır! Pozitif, pozitif işine enerjisinin çoğunu verir.

Elbette hatalar ile bizde kendi tekamülümüzde ilerliyoruz, ve bir noktada çok yakın halka harici beni neatif fazlaca ilgilendirmiyor, pozitiflikte var olan sapmalarımı kabul ederek, en saf niyet ile bilgi, ışık, sevgi, Başkalarına-Hizmet yolunda, sapmalarımdan kurtularak ilerlemek istiyorum Osho'da demiş "bırakın başkalarına kafa yormayı"...

Neden yazıyrum, işte bunlar kitaplarda yazılmayan deneyimlerim ve yeni arkadaşlarla paylaşmak istedim...

Ve o kadar spiritüel gürültü varki.İşte her bilgiyi kendinizde kendi yaşamınız içinde keşfetmeye bakmalısınız...

Bir örnek olsun şu "an da yaşamak felsefesi"...İlk bakışta şu aklıma geliyordu: an nedir? Evet kuantum fiziğinde çok kısa bir süre, planc sabiti kadar...Tamam da bu an kaç saniye kardeşim:))))

İlk başlarda saniyede bir an'ı yoklamak kollamak gibi birşey mi diye bayağı kafa patlattım...Ben kendimce şunu keşfettim, örneğin bir arkadaşım ile tartıştım bir kaç gün önce ve sonra üzerine güzel bir düşündüm, tesbit, analiz veya işte derin düşünme, aklıma da Bir'in Yası filan onları tekrar ettim, bazı kavramları kanal bilkgilerini düşündüm...Diyeceğim şu ikinci aksiyonum benim an oluyor. Yani bu bir gün sonra da olabilir on gün sonrada...Yani şimdi canım ne istiyor, şu an'da, bir film seyretme altenatifim var, iki yemek yeme, üç yazmak, dört şu filan işte, düşünüyorum ve ama şunu düşünmüyorum yarından sonra gelecek ay filan ne yapacam diye...Benim anımda bence aksiyon an'ı var. Elbette yüzdelik bir bölüm ile akışa bırakma oluyor o uzun zaman. Ama anım şimdi bir saniye değil bu olsa bunları saniye saniye düşünmekten hiç bir şey yaşayamaz ki insan. Benim an'ımda şimdi bu dört beş alternatif var: Ve geçmişte ve gelecekte yaşamayım. Tamam ama işte akışa bırakarak genel niyetimizde belli..Hiç düşünmemek te değil gelecekte yaşamamak veya geçmişte, analiz yapıyoruz ya:))) Ama işte şu; ben bu deneyimden ne kazandım, artık eski bir zihinsel kayıt olan geçmiş ile irtibatım ancak analiz olabilir ve tadında elbette ve şimdi de bırak eskiyi beni hangi tavır bilinçte ileriye taşıyabilir, bu an3da seçeneklerim nelerdir? Yani bu an işini ve gelecek geçmiş işini bence yanlış yorumlayan ve yanlış yorumladığı içinde felsefenin içinde kalamayan kişi çok, bunu ben de yaşadım...Benim an'larım bazen saatlik, bazen günlük, bazen aylık bir kopuştan sonraki ilk aksiyon seçenekli aksiyon durumumdur diye düşünüyorum.

Kısaca gerek bu sitedeki ve gerekse herhangi bir kaynaktaki bilgileri ancak kendiniz için kendi hayatınızda keşifler için kullanmıyorsanız pek faydalı olmaz. Kendinizi keşfetmek üzere temel bir yakalaşım ile bilinçte evrimleşme sağlanabilir. Bilgi kaynaklarına da böyle bakmanızı öneriyorum.

Tiversonus

#12
Pleiades Öğretileri'nden Hayat Öğütleri


Neden Sıkıldık? Bir tahminde ya da gözlemde bulunmak istiyorum: Batı kaynaklı Spiritüel sitelerin katılımında son yıllarda bir artış olduğu ancak bunun ülkemimde olmadığı ve hatta azaldığı ile ilgili...Bunun ekonomik ve ssosyal yapılarımızla ilgili olduğunu düşünüyorum. Kısaca buradan alacağımız dersler için yapıyorum bu analizi, elbette kişisel bir görüşümdür. Ve bunun sonunda neden dengelenmek için "Nefes Egzersizi" -özellikle bu ülke kültüründeki insanlar için daha fazla önemli- önerisi yapacağım.


Pleiades Öğretileri'nde geçen bir kavramı vurgulamak istiyorum öncelikle: "Malzemeler". Evet "kısaca düşüncenizi bir kaç kez anlatın ve kenara çekilin, çünkü herkesin "malzemeleri" var ve bırakın herkes "malzemelerini" ortaya koysunlar. Aksi durum, sizin dikkat çekme isteğinizdir. Buna ihtiyacınız yok." işte buna cümlelere yakın bir anlatım ile karşılaştığımdan, buradaki öneriye ters bir iş yaptığımı düşünmüştüm. Belki çoğu kişi böyle de düşünüyordur. Sonra bunun üzerinde düşününce çoğu kişilerin -en azından spiritüel siteler için- "malzemeleri" ni ortaya dökmediğini gözlemledim. Belki "malzemeleri" var ama en azından ortaya dökmüyorlar. Bana da ya geri çekilip ortalığın tamamen boşalmasına seyirci kalmak kalıyor ya da "dikkat çekmek" görüşüne rağmen malzemelerimi ortaya dökmek. Ben ikincisini seçiyorum. Umarım ne demek istedğimi anlatabilmişimdir. Aslında dikkat çekmeye kimsenin ihtiyacı yok demek istiyorum ve bunun değerlendirme yapılırken dikkate almanızı istiyorum, ama açıkça söyleyeyin ideal olarak beklediğim durum bu değil, bir şekilde ben de rahatsızım. Zaten konunun spiritüalizm/maneviyat olduğunu da hatırlatırım.





Tiversonus

#13
Matematik Çözüm İçin Vardır


Pleiades Öğretilerinde "devreler açıksa açıktır, kapalı ise kapalıdır" denilir kadın erkek ilişkileri kapsamında. Ülkemizde işler berbat. Neden berbat? Bunun ekonomik, sosyal, kültürel, dinsel v.b. bir sürü de altyapısı mevcut.


Evinizdeki çamaşır makinasının bir parçası bozulduğunda ne yaparsınız? Servisi çağırarak parça değişimini sağlar ve makinanızı kullanmaya devam edersiniz. Böyle değil mi? Eğer bozuk parça zor da olsa çalışmaya devam ederse; sağlam diğer parçalarında bozulmasına yol açabilir. Bozuk parçalar ile çalışan sağlam parçalar bir etkileşim içerisindedir.


Ülkemiz insanları Batı'dan farklı bir sosyal düzenin ve ekonomik düzenin insanlarıdırlar. İşin sosyal yönünü ele aldığımızda, kurulan kadın-erkek ilişkilerinin çok kolay fesih edilemeyeceğidir, bu olmuyor değil ancak en azından Batı kadar "kolay" olmuyor demektir. Spiritüellikle ne alakası var diye sorulabilinir. Ama işte kadın ve erkek bedenindeki spiritüeller değilmiyiz, elbette tek birey olarak yaşayan ülke spiritüellerimizde azımsanacak sayıda değiller, çoklar. Ama işte sonuç değişmiyor: Batıdan daha fazla "Nefes Egzersizi" yapmaya ihtiyacımız var. Bir de çiftler arasındaki durum var. Çiftlerden birisi spiritüel olabiliyor diğeri ise bu çalışmalara ilgi duymuyor ya da yayınları takip etmiyor olabilir. Ve spiritüel bir alanda bilgi toplamaya başladığınızda algılamaların artması ile hassasiyetlerde artıyor. Sanki sinir sistemleri eski bir taşıtlık gidiş geliş trafik yolu olmaktan çıkıyor ve üç taşıtlık gidiş ve dönüş trafik yoluna dönüşüyor. Bu durum sadece çiftler için sözkonusu değil, bekar ülke insanları da en azından bir aile içerisinde yaşıyorlar. Ve spiritüel bilgiler ve çalışmalar ile uğraştıkça, duyumsamalarında artşı temsil eden yeni sinir ağları ortaya çıkıyor. Ve aynı yaşam alanlarında bir etkileşim mecburiyetinden dolayı aradaki "fark artıyor". Genel olarak bir spiritüelin diğer spiritüel olmayan insanlar arasındaki farkın açılmasından konuşuyorum. Elektronik devrelerin sayısındaki artış gibi de düşünebilinir. Ve aynı mekanı paylaşmanın ekonomik zorlayıcılığı da işin cabası. Batı, Dünya ekonomik yelpazesinde ülkemize göre göreceli de olsa, çok daha iyi durumda. Bunların yanına; dinsel farklılığı, eğitim farklılığını v.b. bir sürü şeyleri de koyabiliriz. Ekonomik ve sosyal yapılarımız arasında "uçurum" var Batı ile.


Ve özet ile; ülkemizde spiritüel insanlar ile en-yakın yaşam alanından başlayarak; spiritüel olmayan insanlar arasında fark giderek çoğalıyor. Elbette Batı'da da bu "fark" sözkonusu, ama işte Batı'nın ekonomik ve sosyal yapısı ile ülkemizin ve/veya ülke insanımızın ekonomik ve sosyal farklılığı sözkonusu. Kısaca fark "bilincte" ve dolayısı ile "duyumsamada" artıyor.


Ve olayın matematik çözümünü yapadıkça Batı insanına göre göreceli olarak daha fazla "sıkıldık" diye düşünüyorum. Çözümsüzlüğün sıkıntısı arttı.


Tüm bunlara artan dünya değişimlerini ve hızlanan kozmosu ve Elektro-Manyetik kirliliğide eklediğimizde gerçekten çözümsüzlük karşısında sıkıldık.


Bir örnek olsun; sadece Doğa Ortamında bulunma bile Ruhsal Bedende rahatlatıcı bir etkiye sahip. İşte bunu kolayca (ekonomik ve sadece bu değil sosyal açıdan da) yapamayabiliyor ülke insanımız ya da ülke kültürü ile yetişmiş insanımız. Yaşam alanındaki eş, çocuk, anne, baba farklı yere gitmek isteyebilir ve hatta hiç bir yere gitmek de istemeyebilir, garip ama durum bu diye düşünüyorum. Türkiye'de Taksim parkında gece 9' da bir kadın (spiritüel olması da gerekmiyor) gezebilir mi? Parklar ne işe yarar? Veya uç örnek olsun bu aile (örneğin anne, baba ne söyler) yaşam alanındakilere ne anlatacağız? Analatsan anlayacak mı? Sinir sistemi otobanlarımız farklılıştı artık, gerçekten anlatmak çok zor. Ve hatta anlatılırsa durumun rahatsızlığı ikiye hatta üçe katlanma şansı oldukça fazla. Sessiz kalınarak varolan sorunlar belki de anlatılarak başka sorunlara yol açacağından; durum daha da zorlaşacaktır. Kişisel olarak düşündüklerim bunlar, elbette farklı farklı kombinasyonlar düşünebilinir ve şunu da hatırlatayım yalnız kalmak artık çok "değerli" bir şeye de dönüşebiliyor.

Tiversonus

#14
Sinir Sistemi Otobanları Arasındaki Fark Artmıştır

Yaşam alanı içerinde, meditasyon yaptığınızı düşünün veya spiritüel bir uygulamayı. Aynı yaşam alanında yeralan kişiler sorular soruyorlar, anlatınca anlayacaklar mı? Duyumsamaları, spiritüeller ile aynı mı? Bir tanesi eski yol ve yoldan zar-zor iki araba geçecek kadar veri geçişini mümkün kılan bir sinir sistemi, diğerinde ise bilginin bilinçte ve farkındalıkta yarattığı artış ile, uluslararası obana gibi dör gidiş, dört gelişli bir sinir sistemi ağı...Ve anlattıkça veya şunu yap dedikçe anlayamayan bilinçlerin tepkileri ile sorun daha da fazlaşacaktır. Kişisel görüşüm, hiç bu mevzuları konuşmamanın (yaşam alanında) rahatlığı dahafazla. Ama işte, bilgiyi, ışığı taşıma görevi deniliyor, sorana anlatmak istiyor spiritüel insan. Dinsel, dogmatik, sosyal şeyleri, hızlanan uzayı, açılan algıları da hesaba katınız.


Ve insan; Akıl/Beden/Ruh yada Duygusal Beden/Ruhsal Beden/Zihinsel Beden/ Fiziksel Beden olarak insan...Sitemizde bir alıntı olarak koymuştum şu yazıyı: "dünya savaşlarının nedeni popo uyarımıdır", işte bu üniversite doçentinin yazdığı cd'li bir kaitap var piyasada. Burada "Rahman ve Rahim Kadın" protiplerinden bahsediliyor. Bu eseri okumanızı tavsiye ederim.


Kısaca Fiziksel bedenlerimiz, duygusal bedenlerimiz ve ruhsal bedenlerimiz ve elbette Zihinsel bedenlerimizin ihtiyaçları vardır. Bu bedenlerden hiç bir tanesi tepelenmek, aşılmak ya da yok sayılmak için değillerdir. Bu bedenler aşılmak için değillerdir. Bu bedenlerin dengeli şekilde hizalanmaları gerekmektedir. Bir tanesindeki uyumsuzluk diğerini etkiler veya hepsini.


Açık söyleyeyim; meditasyon ve nefes egzersizlerini düzenli yapanlar; solar plexus bölgesinde aldıkları stabil olmayan "çekim" ya da yaşam enerjisini üst çakralara ve diğer çakralara yönlendiriler. ve üst çakralara (Kalp,hipofiz,tepe-entellektüel v.d.) bir çekim yada enerji yollarlar. Böylece ikinci çakrada nispi bir azalma ya da dengelenme olur. Bu enerjinin dağılımı ile ilgili bir durum sanırım. Elbette hiç bir şey yok olmuyor ama işte dağılım yerleri fazlalaşıyor. Ve enerjinin bir bölümü Merkabah bedeninin inşasına gidiyor sanırım.


Kısaca neden sıkıldık? İşte bu sebeplerden dolayı. Batıda durum nedir? Evet orası sanıyorum spirtüellikte bir artış deneyimkiyor.


Sinir sistemi otobanları dar olana anlatamazsın, evet anlatırsın ancak; almaya hazır olmayana vermek gibi bir sürü fazladan sorun ortaya çıkar. Sanırım Batı; titreşim frekansları uygun kişiler arasında toparlanıyorlar. Bunu ortak yaşam alanlarında da yapıyorlar. Bunu dört beden olarak ve bedenlerin dengelenmesi olarak ta düşünün. Ve daha dengeliler. Yukarıda saydığım bir sürü nedenden dolayı, ülke spiritüalistinin (yada ülke dışında ama kültür aynı olan) fazlaca bir yolu kalmıyor. Hatırlayın, Almanya'da başörtüsü takmadığından dolayı babası tarafından öldürülen Türk kızını, elbette bir baskı var, bu cinayet ile sonlanacak demek değil, bir örnek olsun. Ya nisbeten bir rahatlık yaşamak için tüm bu araştırmalardan ya da uygulamalardan "feragat" edecek yani vazgeçecek ya da devam edecek ama sinirliliği ve sıkıntısı artacak!


Tavsiyem şu: Nefes Egzersiz"ine ülke insanımızın Batı insanlarına göre nisbi olarak çok daha fazla ihtiyacı var. Bu "Nefes Egzersizi" ni ihmal etmeden yapılmasını öneriyorum.


 Ve bir gündür bunu resimli bir fotoraman gibi, orjinal videodan, resminin üzerine oklar çizerek/yapıştırarak basit bir şekilde, net ve açık anlatımını yapan bir sunum hazırlamayı düşünüyordum... Neye rağmen: Dikkat çekmek için yapıyor sözlerine rağmen, "bilgili olduğundan insanları küçük görüyorsun" sözlerine (bunu babam söyledi yakın zamanda*) rağmen...Gülüyorum, nefes egzersizleri sayesinde:)) Ya küçük gören insan, parasız, bir sürü emek vererek ve hatta anlatarak kendini kötü hissedecek tepkilere neden vererek, "rağmen" işte. Herşeye rağmen tek kişi kalsa elimden geldiği kadar yazacağım: "Kelebek Etkisi"  belkide...


Ve gerçekten bu dört bedende bayağı bir dengesizlikler taşıyacak ya da oluşturacak bir ülke atmosferinde veya toplumsal atmosferde yaşıyoruz: NEFES EGZERSİZ'i yaparak bu daha fazla katlanılabilinir olur ve tavsiye ediyorum, kişisel evriminiz için; Nefes Egzersizi yapın.




[* olay şu, aslında konuya örnek olsun diye anlatıyorum; babam düzenli olarak nefes egzesizini her sabah yaptığını ve bir kaç saat yaptığını ve eski sözle-tam yazamayabilirim:)) malilü-Hülya gibi yani herhade güzel rüyalar görmeye başladığı söylüyor. Ve bu nefes egzersizi olmasaydı ben kafayı üşütürdüm diyor ve önüne gelene anlatıyor ve sabah çok ama ço erken bunu yaptıktan sonra evin bir kçşesinde koşu bantında koşuyor ve hop, benim ofiste:)) Vegeçmişteki bilmem kim ne yapmış, siyasetçi ne yapmş, çok eski ölmüşler ne yapmış off bir sürüü şey işte anlatıyor ve anlatıyor ve işte sabah çok erkenden kuvvetlenmiş ve dinginde ve ben işte ben o zamnda ne düşünüyorum. Kalk adama git de diyemezsin:)) Yani nerede o sosyal, ekonomik, finanasal hertürlü yapı işte. Ve bende kafamda, nefes dvd sinden resmleri bsplayer ile resim formatında resimleyeyim, internetten renkli oklar bulabilir miyim, işte ağızdan ve burundan hava giriş ve çıkışlarını gösterebilmek için görsel olarak oklara ihtiyacım var, ve arasırada internette arıyorum zihin çalışıyor falan filan. derdim elimden eldiğince hizmet edebilmek ama babamın derdi hizmeti almış ya daha da sohbet, sohbet filan...İşte size sinir otobanlarımız arasındaki farktan dolayı oluşan far. Ve anlatma ya deyince küstü, sinirlendi ve bana "öfken şundan, bilgilisin diye bilgisiz insanları küçümsüyorsun" :))) Ve anlatınca problem daha da büyüyor işte, anlatmasan, yaymasan da titreşiminden dolayı olmuyor, ve bir kaç yaşam kuracak kadar da finansal ve sosyal fazlaca özgürlük yok...Kimbilir ülke spiritüelleri neler yaşıyorlardır:)) İşte, ülkemiz spiritüalizmin HİZMET kısmında, gönüllü çalışanlara böyle teşekür edilir, bu hizmeti alanlar tarafından dahi durum böyle. Evet, ben de çok sıkılıyoru bazen, hem de çok!   ][/size=1]