Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

İslam ve Allah hakkında aklıma takılanlar

Başlatan Scyth, 08 Şubat 2011, 19:18:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Neron

#30
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Neron

https://www.youtube.com/watch?v=x2sCIZPOeJ8

Bu videoda Kuran'a ve Muhammed'e ilişkin kaynaklar, belgeler araştırılıyor. Videonun 49.dakikasında ise Kuran'da geçen bir ayetten yola çıkarak çok ilginç bir sonuca ulaşılıyor.

Tamamını ben de henüz izleyemedim ama o 49. dakika, kabul etmeliyiz ki ilginç.

Ele alınan konu Lut kavminin başına gelenlerle ilgili. K'ler, Lut kavminin günahları yüzünden cezalandırmasının söz konusu olmadığını bir yerde söylemişlerdi sanırım. Oysa Kuran, diğer semavî kitaplar gibi, o olayı günahkâr bir kavmin cezalandırılması olarak anlatıyor.

Sodom ve Gomora'da Lut kavminin helak edilmesi ve Lut'un eşiyle ilgili "tuza dönüştürme" meselesinde Kertişlerin çevirdiği birşeyler var gibi görünüyor K'ların açıklamalarına göre.

Konuyla ilgili olarak, bkz. http://www.baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=1482

Sağol bozadi. Sanırım Kuran'daki kertiş etkisi fazlaca. Ama 6 BH etkisi de fazla gibi görünüyor. Merak ettiğim, ikisi nasıl çatışmamış? 6 BH neden Muhammed'i bu yabancı müdahale konusunda uyarmamış? Muhammed bir 6 BH varlığı olarak dünyaya enkarne olduysa nasıl olup da bunun farkına varmamış?

Ancak videonun 49. dakikasındaki ipucu, yani Kuran'ın saffad suresindeki 137-138. ayetlerle ilgili soru işareti, bence bu tartışmayı da aşıyor. O ayetler sanki gerçekten de Lut çevresinde inmiş gibi.
 

bozadi

#31
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Neron

Sanırım Kuran'daki kertiş etkisi fazlaca. Ama 6 BH etkisi de fazla gibi görünüyor. Merak ettiğim, ikisi nasıl çatışmamış? 6 BH neden Muhammed'i bu yabancı müdahale konusunda uyarmamış? Muhammed bir 6 BH varlığı olarak dünyaya enkarne olduysa nasıl olup da bunun farkına varmamış?
Bu ve benzer pek çok soruya yönelik genel açıklamalar/olasılıklar şurada büyük ölçüde mevcut:

https://www.baskalarinahizmet.com/index.php?msg=14038

Neron

#32
Muhammed sadece dışarıdan, Kertişlerden negatif etki almamış, kendisi de negatif olarak gelişmelerden etkilenmiş. Belki de bu ikisi bir bütündür.

İktidar oldukça nimetlere düşkünlüğü ve hırsları artmış. İktidar bozulmasına uğramış. Daha önce, evine komşularınca çatkapı dalınabiliyorken, bu duruma karşı uyarı amaçlı, nazik ayetler inerken; daha sonra, evlatlığının hanımını beğendiğinde, hanımları arasında ziyaret sırasını keyfince belirlemek istediğinde, ölümünden sonra hanımlarıyla başka erkeklerin evlenmesinden korktuğunda ayetler inmeye başlamış.

Biz şartlandığımız için tek bir neden arıyoruz. Belki de iki veya daha çok neden aslında iç içedir ve bir bütündür. Yani Kertiş etkisi belki de Muhammed'in etrafındaki çıkarcı kesimlerin ona baskıları, talepleri, onun kişisel hırsları, istekleri vb ile birleşerek vahyin bütünlüğünü bozmuş da olabilir.

Bilgiler de o sırada karışmış olabilir. Musa'ya Sina'da verilen vahiy konusu da, Lut kavmiyle ilgili konu da, Meryem konusu da...

Muhammed'e bir zaman hiç vahiy gelmiyor ve o da bundan dolayı üzülüyor. Bekliyor ki gelsin. Sonunda gelmeye başlıyor yeniden.

 

bozadi

#33
Muhammed'in 4KH'yi kanallaması için yozlaşmış olması gerekir zaten ki yozlaştı da, ama şu ama bu ölçüde. Bunun onun misyonu için bazı avantajları ve bazı dezavantajları oldu muhtemelen, tartışmaya son derece açık bir konu.

Yanlış bilmiyor veya yorumlamıyorsam, Kuran'da Muhammed'in İslam'ı çevresindeki tüm gruplara benimseteceğim diye aşırı kasması üzerine bazı uyarıcı ayetler geliyor, "Allah isteseydi herkesi doğru yola getirirdi ama o insanları sınamak istedi, dolayısıyla sen ne kadar uğraşırsan uğraş, bazıları doğru yola gelmeyecektir, biz seni yalnızca müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik, fazlası için kendini yıpratma boşuna" gibisinden.


bozadi

#34
O çağda ve halen kısmen bu çağda pek çok insan kısmen korku, kısmen suçluluk duygusu ve başka sebeplerle hayatının ve hayatın sahibinin kendisi dışındaki bir kuvvet olduğuna ve o güce tapınıp ondan korkması gerektiğine inanmış veya inanma ihtiyacında olabilir. Kendi algıları, kendi seçimleri, kendi kararlarıdır. Gerçeğe samimiyetle o gözle bakıldığında o bakış açısının da belirli bir doğruluğu olmuş olur, geçici de olsa. O yüzden buna da saygı duymak gerekir. Ama içinde bulunduğumuz çağda giderek daha fazla sayıda insan dogmaları sorgulama ve ebedi varlıkla kendi bireysel varlığı arasındaki kopmaz birlik bağını hatırlamaya başlıyor bence.

Bu forumda ele alınan kaynaklar da, elbette tıpkı Güneş sisteminin merkezindeki Yaratıcı ilke Güneş'in durumunda olduğu gibi bir İlahi Merkeziyet olduğunu aktarsalar da, bizim de öz itibariyle o ana Yaratıcı kaynaktan ayrı veya gayrı olmadığımız gerçeğini ısrarla vurguluyorlar.

Tüm varlığın sahibi biziz, sahibi olmaktan da öte, tüm varlık biziz. Bunu sezmek için ille 3. yoğunluktan 7. yoğunluğa veya çok yakınına ulaşmayı beklemek gerekmiyor. Herkesin varlığının özü bu basit bilgiye ve oluşa sahiptir.

Doğumun ve ölümün sahibi biziz. Gündüzün ve gecenin. Herşeyin. Herşey biziz. Bizden başka birşey yok, varlıktan başka birşey yok ve biz varlığız. Ama varoluşun en basit gerçeğine son derece ters bakış açılarını hayat bilgisi diye ezberledik adeta, ki son derece berbat KH koşullarında sürünüyor, acı çekiyor olmamızın başlıca nedeni de budur. Sorun İslam'dan kaynaklanmıyor, çok daha öncesinden beri, ta insanlığın cennetten düşüş öncesi, düşüşe neden olan bilinçsel/oluşsal yozlaşma sürecinden başlıyor.

Tgur

#35
Bozadi, tapmaya tutkulu davranış sadece o çağa ait değil ,günümüzde de sürüyor,

Bir zamanlar bir olay aktarmıştım ,iş yerimde oturur iken bir tarikata mensup hanımlara tasavvuf ve tapmanın yanlışlığı hakkında konuşurken bir ara personel çay getirmiş herkese ikram etmiş ben çayımdan bir yudum alıp o sırada başka bir iş ile uğraşmak üzere masadan kalkmış ve bir süre sonra geldiğimde çayımın sonuna kadar içilmiş oldıuğunu görmüştüm ,kim içti benim çayımı dediğimde yakınımdaki hanımın israrım sonunda içmiş olduğunu tesbit etmiştim ve niçin diye sorguladığımda "şifa niyetine içtim" cevabını alınca afallamıştım.

Yani ağzı laf yapan herkişi etrafında tarikat mensuplarını toparlayabilir.Bu gerçek, insanın ,sadece bizim  ülkemizin değil tümündeki insanlarda olan bir hastalığı ortaya çıkarıyor,tapma tutkusu ..

Bu tip davranışı analize sokarsak  evvela sorgulamak yolunun çok zora soktuğu cahilde kalma kolaylığı akla geliyor ,cehalet ,sorgulama yerine bir başkasının laflarına kapılıp dinlemek ve onun önünde diz çökme yolunun çok tabii ve basit bir yol olarak kabul edilmesini doğuruyor.Zaten kutsal kitaplarla KH gurubunun bu durumu kuvvetlendirecek ve hatta bazı ritüellerle sağlamlaştıracak yolları devreye aldığının da artık farkına varmış durumdayız..Bütün bunlar kolaya kaçan bu insan davranışının bir de dinsel kitaplarda ritüel yanında korku yaratma etkisininde de olduğunu düşünürsek gerçeğe daha çok yaklaşırız.

Bu gerçekleri layıkıyla idrak edersek bu Feto meselesi ve başka bir çok karanlık tarikat guruplaşmalarını ve bunların komünleştiği yaşam hallerini işidin davranışlarını ,cihatı yaşam haline getirme isteklerini v.s.anlayabiliriz ve özellikle orta çağı aşmış ve perotestosunu devreye almış batı gurubunun insanca yaşamı yanında islamafobi algılamasını ve "islam kanserdir" söylemlerine de bakabiliriz.



bozadi

#36
Tgur, aslında Batılıların da ciddi bir bölümünün, hatta belki en az yarısının, Ortaçağ zihniyetini, bununla ilişkili korkuları, dogmaları vs. doğru-dürüst aşabildiklerini sanmıyorum. Evet, genel itibariyle sosyo-ekonomik olarak bizden daha iyi durumdalar ama genel insan zihniyeti ve egosu açısından iki taraf arasındaki farkın çok uçuk bir fark olduğunu düşünmüyorum ben nedense, yanılıyor da olabilirim tabi. Yani elbette bir fark olduğu açık ama toplumsal ortalamalar açısından ben bu farkın devrimsel ölçüde büyük olduğunu düşünmüyorum. Batılı devletler dünyanın en faşist, en sömürücü devletleri olageldi son birkaç yüzyılda ve eğer Batılı toplumlar yeterince aydınlanmış, yeterince BH eğilimli olsalardı, onları yöneten faşist güçlerin iktidarını yıkarlardı ama bunu yapmadılar veya yapamadılar. Bu bağlamda "Avrupa medeniyetinin" tamamen değilse de büyük ölçüde bir "balon" olduğu, yani sahte olduğu sonucuna bile varılabilir bence.

Ama bunun tartışmasını yapmak için söylemedim bunları, sadece şu andaki fikrimi paylaşmış olmak için, ki bu görüşüm önyargılı ve ciddi oranda yanlış da olabilir nihayetinde. Şu anda böyle düşünüyorum. Ve tabi ki asıl tartışmamız gereken şeyin de kendi inancımızı netleştirmek üzerine olması gerektiğine inanıyorum, ki forumda buna en çok dikkat çeken kişilerdensin ve bunun için sana teşekkür ediyorum. Dilerim bu konulardaki görüş alışverişimiz kendi inancımızı pekiştirmede karşılıklı olarak giderek daha faydalı, daha etkili olur, ki olduğundan şüphe duymuyorum.

Tgur

#37
Bozadi seninle niye tartışayım ,gurumuzsun sen..
Şaka ama bizlere verdiklerinin  farkındayız her zaman takdirlerimiz sanadır.

Batının örnek alınacak insanca davranışta bulunan kısmı benim örneklediklerim ,yoksa tablonun yani dünyanın geneline göz atınca yarısının organik portal ,KH imparatorluğunun Amerika olduğunu falan akla getirince ve reenkarnatif evrim karmaşasını devreye alınca esasta hiç bir kimseyi yargılamama gibi duruma düşeriz..
Tabiiki bu hümanist davranışın dili ağzımızda ama tatbiki her zaman kolay olmuyor mesela trafikte magandalık yapana karşı öfke veya açık olup bütün personelle tam manasıyla işimizi yürürtürken birinin gelip "siz açık mısınız" sorusuna alaycı bir göz atma veya baş sallama gibi tepkili davranışlarımızın önüne geçemediğimiz de bir gerçek..
Ve bu durumları aklıma getirince yargılı davranış veya yazıları devreye almakta nasıl hataya düştüğümün de farkındayım ama sele kapılmış toplumla beraber yaşama özelliği bu davranışları göstermezsek dışlanırız endişesi yaratırım zihnimizden eksik etmiyor,zira bulunduğumuz ortamın sazını çalmamız gerekir.

Bahsettiğin gibi inancı sabitleme kriterleri üzerinde durmak işin en realist yanı olmalı.



bigsenfoni

#38
Arkadaslar nereye yazacagimi bilemedim ama unutmadan dün aksam gördüklerimi sizinle paylasmak istedim.Uyumaya calisirken dinler/inanclar ve bu yüzden insanlarin birbirleriyle nasil savas actiklari ve kendilerini yok ettikleri hakkinda düsünürken Ücüncü gözüm yada duru görü pencerem acilmaya basladi.Gözümün önünde bir film gibi yukaridan, kus bakisi sekilde eski caglarda insanlarin nasil savastiklarini izliyordum.Bimlerce savasci birbirleriyle kiran kirana savasiyordu.Aniden aklima Muhammet geldi, acaba nasil biriydi falan diye düsünce geldi aklima, kendi kendime  2 metre boylarinda güclü kuvvetli elinde kilici savas meydaninda savasiyor diye düsündüm.O mekandan ciktim ve mekan zamanda muhammeti aramaya basladim o kadar hizli ariyorum ki onu 3-5 saniyede hem zamanda hem mekanda ordan oraya atliyorum.Ve bum aniden durdum bir mekan zamanda Bir evin icindeydim ve 3-5 metre ileride dis kapinin yaninda birisi disari dogru bakiyordu,ona dogru yaklasirken baktigi  tarafa dogru baktim ova gibi bir yerdi ileride daglar vardi ama bayagi uzak daglar ve oradan daglara dogru bakarken hic bir agac bitki falan yoktu.Kapinin kapisida yoktu genelde boyle izlemeler yaparken beni fark etmezler ama ona dogru yaklastigimda beni farketti yandan görüyordum ve yüzünü bana cevirdi.Ve beni izliyordu.O anda bana telepatik olarak Birisi Muhammet dedi.Frekans olarak bayagi degisik ve birseye cani sikiliyordu.50 lili yaslarinda falandi.nasil bir tip oldugu bende kalsin ama dikkatimi ceken ve paylasmak istedigim sey sakali falan yok ve bildigimiz Araplarada benzemiyordu.Hatta beyaz  tenli anadolu insanlarina, daha cok kürtlere benziyordu.Onlara benzetmemim sebebi basina taktigi sapka türü seyin Araplarinki gibi deyilde  su zamanda kürtlerin  taktigi sapka türü seylere benzetmem  de olabilir.internetten baktim ama hic bir yerde bulamadim o tür baslik takan.

Düne kadar Muhammet diye birinin olup olmadigindan emin deyildim, ama simdi eminim...Sevgiler.

DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#39
Paylaşımların için teşekkürler fatihesen.

Temel olarak İslami ve/veya tasavvufi bakış açısından inancını, görüşlerini, önerilerini paylaştın görebildiğim kadarıyla.

Ben Müslüman değilim. Hiçbir dinin kutsal kitabını esas alarak yaşamıyorum. Bu forumun aktif katılımcı üyelerinin çoğunun da durumunun farklı olduğunu sanmıyorum. Forum üyelik prosedür metninde de belirtildiği gibi bu forumda temel olarak "ruhçu" (spiritüalist) bir bakış açısı esas alınıyor. Ama ruhçuluk/spiritüalizm de kendi başına yeterince açıklayıcı/tanımlayıcı terimler olmayabilir bizim için ve hatta bazı bakımlardan isabetli bile olmayabilir. Ruhçuluktan kasıt, insanın maddeden ibaret olmadığı, hepimizin varoluşsal olarak bir "ruhsal tekamül yolculuğu" içinde olduğumuzdur temel olarak.

Ben şahsi anlayışım ve eğilimim itibariyle "ahlakçı" bir tavra sahip olduğumu söyleyebilirim ve en gerçek dinin Ahlak olduğuna inanıyorum. Yani iyi ahlak. Pozitif eğilimlilik. Bir insanın kendini Müslüman, Hristiyan, Yahudi, Budist, Ateist, Anarşist, Solcu, Sağcı vs. terimlerle tanımlaması benim bakış açımdan çok şey ifade etmiyor. Önemli olan bir insanın iyi ahlakıdır, o yönde ilerleme niyeti ve çabasıdır. Ben kimseyi Müslüman olan ve olmayan, Allah'a inanan ve inanmayan diye ayıramam, sırf dini veya siyasi ideolojisi nedeniyle onu bir diğerinden daha değerli veya değersiz göremem, bu hakkı kendimde bulamam. Bana göre gerçek iman tüm zorluklara rağmen kaybedilmeyen, zayıflasa bile tekrar yönelinen, güçlendirilen iyi niyettir.

İslamcılık adına, Allah adına dünyanın en büyük günahları ve en büyük şeytanlıklar yapılabileceği ve yapılmış olduğu gibi (tıpkı IŞİD ve benzerlerinin durumunda olduğu gibi), bir Ateist dünyanın en merhametli, iyi kalpli, yardımsever insanlarından biri olabilir (ve elbette tersi de olabilir). Demek ki insanı insandan ayıran esas faktör din (ezberlenmiş dinsel kültür) değil, ahlaktır. Ve demek ki Şeytan isterse en çok "Allah" sözcüğünü ve diğer çeşitli dinsel terimleri kullananları da kendi askerleri olarak kullanabiliyormuş. Allah kelimesi kendi başına hiçbir mana ifade etmez, kendi başına hiçbir kötülükten koruyucu tesiri yoktur. IŞİD gibi çok büyük bir kısmı açıkça kötülüğe, şeytanlığa adanmış örgütlerin ağzından da düşmez Allah ve diğer çeşitli İslami terimler, sloganlar, öyle değil mi? Demek ki bu terimler kendi başına çok da fazla mana ifade etmiyor, ancak o terimleri kullananların iyi ve kötü niyetlerine göre bir mana kazanıyorlar. Önemli olan niyettir. Tüm kelimeler, tüm ideolojiler sadece birer araçtır ve o araçları kullananların iyi ve kötü niyetlerine göre belirlenir bir kelimenin veya bir ideolojinin olumluluğu, olumsuzluğu.

Senin söylediklerin arasında da "dincilik"ten ziyade "ahlakçılığın" (iyi ahlaka uygunluğun) önemine işaret eden şeyler var.

Örnek: "Neyi mi başaramadık insan olmayı başaramadık." Aynen öyle. Mesele Müslümanlığı veya Hristiyanlığı veya herhangi başka bir dini ideolojiyi öğrenip veya ezberleyip benimsemek, avukatlığını yapmak değildir, mesele insan olmayı öğrenip benimsemek, bunun savunuculuğunu yapmaktır. Kimseyi Müslüman olup olmamasına göre yargılamaya hakkımız yok evrensel ahlak bilgisi ve sezgisine göre. Ancak iyi ve kötü (doğru ve yanlış) denebilecek bazı tutumlara göre muhakeme yapılıp nasıl bir yol izlenmesi gerektiği anlaşılabilir. Muhakeme ve izlenecek yol derken de katı bir yargılayıcılığı kastetmiyorum elbette. Hepimiz sayısız hata, yanlış yapıyoruz, kötülük yapıyoruz farkına vararak ve varmayarak. Eğer her yanlış, her kötülük şiddetle yargılanacak olsaydı hayatımıza devam etmek mümkün olmazdı.


gerçek tosun paşa

#40
fatihesen görüşlerini paylaştığın için öncelikle teşekkürler. biz burada herhangi bir fikrin ifade edilmesinden memnun oluyoruz. Çoğunluğumuz monoteist bir dine karşı doğrudan bir bağlılık içerisinde değil dersem yalan bir ifade içerisinde bulunmam diye düşünüyorum.

Elbette dinlerin ve ayrı bir başlık olarak  İslam'ın insanlık üzerine oldukça olumlu etkileri, BH profiline son derece uygun çıkarımları ve mesajları vardır. Bundan şahsen ben de şüphe duymuyorum ama belirli bir kimlik altında (ideolojik veya dini olarak) bir bakış açısı geliştirmeyi kısıtlayıcı ve hedef çarpıtıcı buluyorum.
 
Ritüellerin ve kişinin kendini keşfetmesine aykırı her türlü kesinliğin belirli bir seviyeyi geçen ruhlarda işe yaramayacağını ve tam tersi bir düşüş etkisi yapacağını düşünüyorum.

Forumda gezinmişseniz genel fikrin nasıl paylaşıldığını görmüşsünüzdür. Biz vicdan süzgeci denen niyetin şekillendirilmesine göre alınan aksiyonlara göre iyi ya da kötü ayrımını yapmaya çalışıyoruz. Kişinin kendini ve etrafını tanımlama, farkındalığını geliştirme serüveninin sancılı olduğunu biliyoruz fakat bunu cinni olaylar, şeytan, Allah düşmanlığı vs. gibi şeylere pek yorma taraftarı değiliz.

Aslında bakış açınız bana çok kısıtlı gibi gelmedi olayları birçok ihtimal üstünden ele almaya çalışıyorsunuz gibi duruyor. Eğer burada daha fazla vakit geçirmeyi dilerseniz muhakkak daha iyi anlayacağınız görüşlere ve önerilere rastlarsınız.

Sevgiler...

ogeday

fatih esen hem burada bu varliklarin bizi allahtan koparmak icin bir oyun oldugunu yazmissin hemde bir baslik acip discord da kanalin daha fazla insana ulasmasini istedigini belirtmissin.En tehlikeli insan tipi senin gibilerdir.Uzak durun derim
 

Scyth

#42
Hiç yıllarca Hira Mağarası'nda karanlıkta geçirdiği zamanı konuşmadık aslında kanal olmasındaki temel faktör karanlıkta geçirilen zaman. Psikomantiyum gibi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Dionysos

#43
Sevgili fatihesen (henüz bitirmediysen) celseleri baştan sona bir tekrar bitirmeni rica edeceğim ya da önereceğim. Bu kişisel  bir öneri.
Sonra tartışmak ve hatta celselerde yazılanlar üzerine bile bu okuma bütünü sağladığında düşünmek bence daha uygun. Ben öyle düşünüyorum. Çünkü aynını biz de yaşadık. Bu celselere zaman verilmeli. Okudukça ya da zamanla fikirler oluşuyor ve hatta değişiyor.
Yani ben olsam onu sonuna kadar bir okur ,sonra zamana bırakır tam bir fikir oluşturmazdım kafamda. Yani kategorize etmeye ya da ondan yorumlar üretmeye çalışmadan metni bir okur bitirirdim.

Ben kendi adıma bak çok açık söyleyeyim mi?
Bu metnini tamamı ile bütün ilgilenmemiş (tamamını okumamış ya da okumaya niyetli olmayan) arkadaşla onun hakkında fikir alışverişinde bulunma konusunda tereddütlerim var, kopukluklar oluyor, metin kendini anlatıyor zaten.

Bence okumanız eksik ve parçalı ve başka bir yorum/sorun yok ortada...
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com

Dionysos

#44
Sevgili Fatihesen ben ya da bir çok okuyucu Kasyopyayı başlangıçta islam düşüncesiyle içiçe ya da onun senteziyle birlikte okuduk ve bitirdik. Öyle başlayıp muhtemelen yola çıktık. İslam, dinler ya da Tanrı fikirleri konusunda kimi çelişkilerimiz de olsa o başlangıç yolculuğunda bunlar çok açık ve net değildi. Yıllarca İslam düşüncesinin izlerini taşıdık. Benim kendimi katı bir dindar addettiğim zamanlarım bile olmuştur. Okumalarda da kimi zaman bu düşünceler içeçe geçmiş olabilir. Bir çok arkadaş hala islam ve bu okumaların bir sentezini ayrıca üretmiş olabilirler. Ben emin değilim kaç yıllarında okumaya başladım ancak 10 seneden   eskidir sanıyorum bu aralıktadır. İlk 3-5 sene kafamızda senin gibi ya da başka bir arkadaşımız gibi eski okumalara dair içiçe karmaşalar oluştu. Bu yıllar sonra ayıklandı. Ben 10 yıl önce yazdıklarıma hem gülüyor hem şaşırıyorum. Ben bu celsenin okunmasından neredeyse 2-3 yıllık bir pekişme bir geçtikten sonra o anlamda masaya yatırılmasını ve tartışılmasını tekrar önereceğim. Diğeri bilgi alışverişi olur senin soruların olur, soruların varsa sor. Bence..
Sağlıcakla kalın, keyifli forumlar

https://masmaviningolgesi.blogspot.com