Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#690
Teşekkür ederim Sevgili Tiversonus.

İnsan yaşamını ve insanın yaşamında ola gelen her türlü iyi yada kötü olarak nitelendirdiği şeyleri yaratan beynimizse, yani ilüzyonu yaratan insanlarsa, onu değiştirmeyi de yine insanlar yapmalı.

Görevleri biten ruhlara ne güzel. Aslında giden mutlu ve gitmeye üzülmenin beyhude olduğunu biliyor ama kalanlar, en çok özlemenin acısına dayanmak zorunda.

Bence insan bedeninde, insan gibi düşünmemek zor...imkansız demiyorum. Gidene görevlerimizi yerine getiremediysek hele, daha çok yanında olsaydım, dediklerini hoşgörüyle dinleseydim gibi azap verici düşüncelerde yine insana ait ama böyle düşünmemek için ilüzyon perdesinden sıyrılmak, hiç olmazsa aralayabilmeyi başarmak gerek ve bunu ben yarattım gibi düşünmekse insanı çıldırtacak bir düşünce.

Kendi penceremizden baktığımızda görünenle, bir diğerinin pencerisinden görünen arasındaki fark içinde olduğumuz ilüzyonu yaratıyor.

Bazen herkesin rol yaptığını farkediyorum, benim için sahnelenen bir oyunda oskar ödülü almış oyuncular her biri. Öğrenme sürecinde, öğrenmem için gerekli sahne anında kuruluyor, bazende benim ders verme sıram geliyor. Başkasının penceresinden bakınca, yapmam gerekenler neyse, olduğunu anlıyorum.

Herzaman bunları duyumsamam mümkün olamiyor, sabrımı zorlayan canım annem kimyasallarıma dur deme imkanı vermeden ardı ardına sıralıyıveriyor, almam gereken dersleri.

Bu güne kadar beni üzen, kızdıran insanlara teşekkür ederim. En çok gelişimimzi sağlıyan, bizi en çok üzen, en çok kızdıran oluyor bu anlamda. Bu açıdan bakarsak, en çok teşekkür etmemiz gereken kişilerde onlar.

Konuya nereden başladık, nerelere getirdim. Böyle uzun yazmayı sevmem, bana göre epey uzun oldu :))
 

sirera

#691
Geçmiş olsun sevgili Alemtac. Balık düşü ne kadar asil duygulalarla yüklü, teşekkürler evrensel akıldan aldığı bu gıdayı,bu düşü bizimle paylaştığın için. Doğa ananın saf iyileştirici sevisi, neşesi, bereketi sizlerle olsun huzurla.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#692
Teşekkür ederim Sevgili Sirera. Aynı duygularla, sizede aynı dilekleri gönderiyorum.

Şifa dileyen ve gönderen tüm dostlarımıda aynı dilekten olsun :)
 

Tgur

#693
Ben de aynı hislerle sıhhat ve afiyetler diliyorum..

Alemtac

#694
Teşekkür ederim Sevgili Tgur :)

Az önce geldim eve, bu sabah elektro şok yapıldı ve yoğun bakımda bekledi biraz. Sonuç; düzeldiii :))) Aslında bu yapılan ikinci elektro şok uygulaması, neyse kalbi yoluna girdi.

Tekrar tekrar teşekkür ederim, şifa dileyen ve gönderen tüm herkese :)

Ve nerde varsa şifa dileyen ve kabul eden, şifa dileklerimi gönderiyorum.
 

ahuela

#695
''SİZİ HAREKETE GEÇİRMEYEN İMANIN, SİZİ SIRATTAN GEÇİRMESİNE İMKAN YOKTUR." HZ. MEVLÂNÂ.Bu sözü şimdi gördüm ve buraya yazmak istedim.Geçmiş olsun Alemtac abla; bugün okudum yazılarınızı İzmire gitmiştim,net yoktu.Acil şifalar diliyorum.Şimdi nasıl oldu acaba?
 

Alemtac

#696
Teşekkür ediyorum Ahuela'cım, daha iyi şimdi :)

 

Alemtac

#697
"Yedinci Duyunun Keşfi" başlıklı bir yazı okudum az önce; ters konuşmadan bahsediyor.

Kızım 2,5 yaşında konuşmuştu. Altı aylıkken ilk kelimesi olan "ver" i söyleyip, oyuncağını isteyen oğluma göre epey geç kaldığı için, doktorlara gitmiş ve nasıl bir sorunu olabileceğini öğrenmeye çabalamıştık. Konuşmaya başladığında ise herşeyi depolamış halde, gayet düzgün cümlelerle konuşmuştu ama "r" harflerini söyleyemiyordu. Bunu bir kusur olarak gördüğü için kimsenin önünde konuşmazdı, konuşması için ısrar edilirse avazı çıktığı kadar bağıra bağıra ağlardı.

İlkokulda birinci sınıfta, kendisine doğal gelen bizce ilginç bir özelliği ortaya çıktı. Söylenen cümlede kaç harf olduğunu, cümle bitiminde, hemen söyleyebiliyor ve cümleyi tersinden aynen tekrarlıyordu. En fazla dedesini hoşuna giden bu özelliği, dedesinin ısrarlarıyla misafirlerin önünde tekrarlatıyordu. Birgün dedesi ne kadar ısrar ederse etsin, yapmadı ve bundan sonra yapmayacağını söyledi ve yapmadı da.

Şimdilerde ise, isterse yapabileceğini ama bunun bir çeşit otizm olduğunu söylüyor :)

Yukarıda bahsettiğim yazıda, bebeklerin  düz konuşmayı yapmadan öncesi ters konuştuğu, düz konuşma başlarken, her iki tarz konuşma aşamalı olarak sonuçta zihnin çift taraflı iletişim süreci oluşturarak birleştiği yazıyor. Diğer açıklamalar ise şöyle:

(1) İnsan sesinin iki tane ayırt edici hatta tamamlayıcı işlevi ve tarzı vardır. Açıkça tarz olanda düz ileri konuşulur ve temel olarak bilincin denetimi altındadır. Örtülü tarzda ise geriye doğru ters konuşulur ve bilincin denetimi altında değildir. Geriye doğru konuşma tarzı, düz ileri tarz bildik konuşma ile aynı anda meydana gelirler ve ters konuşma düz konuşma seslerinin tersine çevrilmişidir.

(2) Bu iki tarz düz ve geriye konuşma, birbirlerine bağlıdırlar ve insan iletişiminin bütünsel parçasını oluştururlar. Öbür tarz olmadan bir tarz bütünüyle anlaşılamaz. Kişiler arası iletişimin dinamiklerinde, bilinçli olduğu kadar bilinç dışı konuşmanın her iki tarzı da kişinin zihninde bütünleşmiş olarak iletişimde bulunur.
 

Tgur

#698
Sevgili Alemtaç,
Düz ve ters konuşma özellikleri altında yatan sebepleri araştıranlara şu kelimeleri ihtiva eden dörtlükleri sunsam acaba ne izah bulacaklar, zihnimde sınırsız yapıda var ve sonlanmıyorlar,



Ve sonsuza kadar uzanıyor, sayfalar doldurabilirim,
Sondan da okunuyor ,fonetik arıza vermiyor ,dikkat edilirse bir kelime diğer kelimeye uymuyor,

Buyrun ,izah edecek biri varsa izah etsin,

Ama düşününce,
evrensel morfik alan denilen sonsuz bilgi kümesinden bir kısmını değil hepsini ihtiva eden kayıtlarımız var ve unutma perdesinin yırtıklarından sızanlar böylece su yüzüne çıkabiliyor,

Hiç bir olağanüstü denileni imkansız kabul etmiyorum ,

Zira olağan denilen şeyler ,kıstırılmış,kapatılmış,daha doğrusu şartlanmış zihnin kabul edebileceği dar bir alanda olanlardır,oysa olma hadisesinin sınırsız özelliği,kısıtlanmış gücü elinin tersi ile bir kenara iter ve bize görüş ufuklarımızın sonsuzluğunu gösteren ispatlar sunar..

Yazdığım o kelimeleri siliyorum ,ne anlatmak istediğimi anladınız,

Sevgiler ,hastanıza tekrar gönülden şifalar..



Alemtac

#699
Sevgili Tgur, teşekkür ediyorum tuttuğunuz ışık için :)

Mekanlarla sınırlanmış dünyamızda, kendi yarattığımız hapishane, sadece insana özel değil mi? İçimizdeki sonsuz gücün farkında olabilmek, mekanların ötesine geçmekle mümkün. Dünya anamızda olan ne varsa bizde de olduğunu bilerek onunla bütünleşme zamanı.
 

Alemtac

#700
Şimdi söyleyeceklerim deli saçması gibi gelecek biliyorum; algıladığımız hiçbirşey algıladığımız gibi değil.

Bizler bile göründüğümüz gibi değiliz ve içinde yaşadığımız galaksi, evren de bildiğimizden çok farklı. Bir kedinin gözünde neye benziyoruz, hayvanlar bizim görüntümüzü nasıl algılıyor; bilemiyoruz. Bebekler gibi hayvanlarda bizdeki enerjiyi görüyorlar, bana göre. Nasıl öğretildiyse öyle görüyoruz.

Bildiğimiz dünyalar içinde tek canlı varlık barındıran bizimki, acaba öyle mi? Şimdiki algımızla, Mars, Venüs vs de hayat yok ve olmasınada imkan yok..diye biliyoruz. Algımız değiştikçe ki değişmeye başladı, mesela Mars'ta nehir yatakları, kutuplarda buzullar gibi olanları görmeye başladık ve ilerisinde daha neler göreceğiz, sonunda Mars'ta hayat vardır, hatta bizden ileri teknoloji vardır bile diyeceğiz.

Çocuklar, resim yaparken; mesela gökyüzünü sarı, çimleri mor olarak boyarlar ve bizler "gökyüzünü mavi yapmalısın, çimlerde yeşil olmalı" diye düzeltiriz. Öyle öğrendik ve doğru bildiğimizi illa öğretmeliyiz. Mesela, aile bireylerini gerçekte gördüğümüz boyutta değilde, önem sırasına göre büyüklükte çizerler...sanıyoruz, kimbilir algıladıkları enerjiye göre çizmediklerini.

Olayları, yaşadıklarımızı da biz nasıl algılıyorsak öyle şekillendiriyoruz. Üzüntüleri, sıkıntıları kendimiz yaratıyoruz yada sevinçleri, mutluluğu. Hiç olmazsa yaşananlarda ki algımızı değiştirelim diyorum. Bir örnek; aldığım hizmetten hiç memnun kalmamıştım ve ödediğim onca paraya yanıyordum, üstelik azda olsa alacağım kalmıştı. Bir süre öfke içinde yaşadıklarımın beni öfkelendiren kısımlarını kendime tekrarlayıp durdum. İyide kendimi neden böyle üzüyordum ve olayları en başından tarafsız bir bakışla tekrar gözden geçirdim. Hizmeti sunan firma, müşteri kaybetmek istemezdi ve elbette yapabileceğinin en iyisini sunmuştu. Hemen firmayı aradım, yaptıkları hizmetten ötürü teşekkür ettim ve geri ödenecek paradan bahsettim. Hemen ödeyebileceklerini söylediler ve ben parayı almak yerine onlardan hizmetin devamını talep ettim. Böylece yarım kalan işlerimde tamamlanacak ve bağırıp çağırmak, iyice sinirlerimi kaldırmak yerine firmayı onere ederek hem onlar hem kendim mutlu oldum.

Nereden başladım, nereye getirdim konuyu..neyse, hiçbirşey göründüğü gibi değildir diyorum ve bitiriyorum.
 

Alemtac

#701
Bence dünya ananın kalbiyle olan bağlantıyı kaybetmemeliyiz yani kendi kalp çakramızla dünyanın kalbi olan magma ile daima aynı titreşimde olmalıyız.

Nasıl oacak bu?

Kalp çakranızı hissedin, gözlerinizi kapayın ve yeşil bir enerjinin ellerinize yayıldığını hissedin. Ellerinizdeki karıncalanmayı, yanmayı hissedin. Dünyanın uzaydan görünüşünü hayal edin, magmanın onun içinde olduğunu görün. Ellerinizden yayılan yeşil enerji ile dünyanın kalbinden, magmadan yayılan beyaz enerjinin birleştiğini hissedin. Bu bağlantıyı kaybetmemek için niyet edin.

Dilerseniz yapabilirsiniz. Kendi içinizden gelen daha bir çoklarının olduğunu tahmin ediyorum. Nasıl geliyorsa içinizden, sadece dünya ana ile aynı titreşimde olmak için içinizden gelen neyse onu yapın.
 

Alemtac

#702
Dünki toplantımızda bir arkadaşım ölüm deneyimini paylaştı.

22 yaşında, bir çocuk annesiyken ve ana vatanından binlerce kilometre uzakta..zehirlenmiş ve neticesinde kalbi durmuş. Önce bir ışık gördüğünü hatırlıyor, sonra çok kalabalık olduklarını ve bir sürü sesin bir anda konuştuklarından bahsediyor. Aralarından seçtikleri; daha çok erken, geri dönmelisin...kendine en yakın gelen ses ise şöyle diyor " zinciri kırıyorsun, diğerlerini düşünmelisin". Diğerleri dedikleri, o an algıladığına göre, kendisinin diğer ve paralel yaşamları.

Kendine geldiğinde ölmek istemesinden kaynaklanan suçluluk duygusunu uzun süre üzerinden atamadığından bahsetti.

O sırada Almanca öğrenmeye çalışıyormuş. Enterasan olansa, bilincini kaybettiği sırada mükemmel Almanca konuştuğunu sonradan öğrenmesi olmuş. Bilincimiz bizi ne kadar sınırlıyor değil mi?

 

Alemtac

#703
Kendime sorduğum ve cevap bulamadığım sorulardan birisi; "Olacağını bildiğimden mi oldu, yoksa ben düşündüğüm için mi?"

Genellikle, hiç düşünmediğim bir kişi birden aklıma gelir ve "nesi var acaba, bir sıkıntısı mı var?" gibi sorular sorarım kendime. Neden demem ki "çok iyi durumda, iyi haberleri gelecek" ? . İnsanın aklına günde bilmem kaç kez, negatif düşünceler gelirmiş. İnsanın negatif düşünmemesi imkansızmış. Önemli olan aklımıza gelen negatif düşünceleri zihnimizde yaşatmamak, endişe halinde sürdürmemek miş. Genelde negatif düşünce üretmem ama birden aklıma gelen bir dostum için, nesi var diye sorarak üretmiş oluyorum ve ne zaman böyle aklıma düşen bir dostu arasam zor bir durumda olduğunu öğreniyorum. 

Şimdiki bilgilerime göre, yüksek sesle düşünüyorum; içinde yer aldığımız evren plazma benzeri bir maddeyle dolu ve bu madde iletken. Genellikle negatif olaylarda gerçekleşme daha yüksek, durugörücüler genellikle negatif olayları bilirler. Çünkü olumlu olacak bir gerçekleşmeden bahsettiğimizde, "inşallah" deriz ve ümitsiz bir inşallahtır bu. Olumsuz bir gerçekleşmeden bahsettiğimizde, korku, endişe gibi duygularla da destek veririz. Olumsuz gerçekleşme daha güçlü bir enerji formudur ve plazma içinde, olumlu düşünceye nazaran daha hızlı yayılır. Evrende aynı düşünce formuyla karşılaşınca da, olumsuz düşünene geri döner. Bence, bu yüzden olumsuz düşünmemeliyiz diyorlar aynı zamanda...mı acaba??  :))
 

Alemtac

#704
Eskiden, belki bundan 10 sene evvel, evde tuz alacak paramın olmadığı günler...odama girdim ve ışığı açmak için uzandığımda lamba patladı. Karanlıkta el yordamıyla, rafta duran ampul kutusunu buldum, ampulü çıkarırken elimle kutunun içinde bir kağıt parçası olduğunu hissettim. Kutuyu yere attım, ampulü taktım. Tam patlayan ampülle birlikte kutuyu da atacaktım ki, aklıma içindeki kağıt geldi. Baktım, ozamanın para birimiyle 10.000 TL var içinde. Ben oraya, ampul kutsunun içine para koymadığımdan eminim. Saklamak için yapılır böyle şeyler, kimden ne saklıyacağım ki.

Dün kızımın baş ucundaki komidinin üstünde, dörde katlanmış bir kağıt dikkatimi çekti. Baktım dua kitabindan yırtılmış bir sayfa. "Neden burada duruyor" diye sordum. "Anneannem vemişti, çantamda dursun diye". "Anneannen bereket getireceğine inandığı için koymuştur, neden çıkardın çantandan?". "Bereket getirmiyor çünkü". Dörde katlanmış kağıdı açtım ve içinden 20 lira düştü :)) Kızım çok şaşırdı, "aaaa, nasıl olur???", "neden şaşırdın, cüzdanında duruyordu. Paranı koyarken arasına girmiş demek ki". "Hayır, olamaz, çünki kartların durduğu yerde duruyordu, ben oraya hiç para koymam". "Belki anneannen, paran çoğalsın diye içine 20 lira koymuştur". Açtık ve sorduk, hayır koymamış içine para. Sadece canı sıkıldığında okusun diye vermiş duaları.

Kapıcımız, günde iki kere servis hizmeti verir ve her alışveriş isteğimden sonra amma bereketli paran var der. Mutlaka para üstü ile gelir. Ya da markette alışveriş yaptıktan sonra, elimi cüzdanıma atarım ve tam tutar kadar para çıkar.

Dualarımda, bol param olsun, şuyum olsun, buyum olsun diye dua etmem. Bereket ve bolluk için dua ederim. Evime giren yiyeceğin bereketi için dua ederim. Zaman zaman endişeye kapılırım, çocuklarımın eğitimine yetecek mi diye...o zaman da çocuklarım beni olumluya çeker; "anne ne zaman eksik kaldı ki, bir yerden gelir" derler. Gerçekten öyle oluyor, "bir" yerden geliyor.