Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

maskesiz

#840
Sevgili Kardeşceğizim
ne güzel bahar çicekleri ile uyanmak yazlığımız zeytin ağaçları arasında çok yaşama tanıklık eder zeytin ağaçları hepsi farklı biryaşam
kökleri çok sağlamdır zeytin ağacının
tutunacaksan zeytin ağacı gibi tutunacaksın
yaşama keseceklerdi site sakinleri kuruluşunda zeytin ağaçlarını birkısmı kesildi ama babam izin vermedi diğerlerinin kesilmesine evler bile zeytin ağaçlarına göre planlandı arazi düzlenirken kökleri açığa çıkanlarn etrafı taş duvarla örülüp güçlendirildi  ve site sözleşmesine kesilmiyeceğine dair anlaşma koyuldu iyiki öyle olmuş
çünkü zeytin ağaçlarını yakından tanıma fırsatı buldum

sonsuz sevgilerimle
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#841
Aslında Nazım Hikmet'in yetmiş yaşında zeytin dikeceksin gibi bir mısrası olan şiiride var. Derken google'dan buldum :) Sabah bir yerde okumuştum aslında ve aklıma babamında yetmiş yaşında ilk zeytin ağacını diktiği geldi, annemin de evi durmadan yenileme arzusu :) Nazım Hikmet Run, sanırım iki yılda yazmış şiirin tamamı.

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlükleri
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

1947

2
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye deşer bir şeyler için,
diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,
fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz
belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
Yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.
Yani, nasıl ve nerede olursak olalım
hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

1948

3
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için...

 

Alemtac

#842
"Tutunacaksan, zeytin ağacı gibi tutunacaksın yaşama" ne güzel söylemişsin canım kardeşim:)
 

Scyth

#843
Bu şiiri daha önce okumuştum ama bugün bildiklerimi henüz bilmediğim bir zamandı. Şimdi okuduğumda spiritüel bir mesaj ve olmasını beklediğimiz bir olayı görüyorum; dünyanın soğuması. Son kıta kehanet gibi. Acaba Nazım bilerek yada bilmeyerek şiirleriyle kanallık yapmış olabilirmi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Alemtac

#844
Sanatla uğraşan insan, duyarlıdır, hisleri açıktır. Gerçekten hissettiklerini yazar, çizer, resmeder diye düşünüyorum.

O zamanlar, dünyanın içindeki magmanın soğuyacağı, güneşin çekim gücünden kurtulacağı ve uzayın karanlık boşluğunda sürükleneceğine inanılıyordu. Dünyamız önceden bir yıldızdı, üst kabuğu soğuyarak yaşama olanak tanıyan hale geldi, yanardağ patlamaları içindeki mağmanın azaldığı ve giderek soğuduğu anlamına geliyordu. Çekirdeği soğursa, kütlesi azaldığı için ya güneşe doğru çekilecek ya da güneşin çekim gücünden kurtularak uzayda sürüklenecekti. Senaryolar, hep bir gün dünyanın yok olacağı üzerine. Dünyanın yok olması, tüm bilinen evrensel düzenin de yok olmasıdır.

Bence Nazım'ın burada verdiği mesaj; yaşamın tadını çıkartın, dünyayı sevin, ona sıkı sıkıya bağlanın. " Yani, nasıl ve nerede olursak olalım hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... Böylesine sevilecek bu dünya, yaşadım diyebilmek için."
 

Alemtac

#845
Yedi renk ışığın karışımı beyaz ışıktır.
Yedi rengin karışımı ise siyah rengi verir.

Işığın yoğunluğu yoktur ve elle tutulamaz.
Maddesel renk karışımına ise dokunabiliriz.

Beyaz ve siyah aynı renklerin karışımından meydana geldiğine göre,sadece bizim algımız nedeniyle ayırıyor olmamız muhtemeldir. Çünkü dualite maddesel bakışın eseridir.

Tıpkı beyaz/siyahta olduğu gibi iyi/kötü, güzel/çirkin sadece bizim bakış açımız içinde yarattığımız bir ilüzyondan ibarettir.
 

Pınar

#846
Bunun üzerine konuşmuştuk öyle hatırlıyorum. Buradaki illüzyon şu ki; tıpkı siyah-beyaz fotograftaki negatif ile basılan arasındaki fark gibi negatifteki siyah bölgeler beyaz, beyaz bölgeler siyah olarak görünmektedir. Aynada da sağımızın, reelde solumuz olması gibi. Hep bir tamamlanma mevcut, her an bir birlik var.:)

İşin ilginç yanı ise şu ki, maddesel dünyada renkler yansımalarına göre değerlendirilir. Bir nesne hangi ışığı yansıtıyorsa o renk görünür ama aslında absorbe ettiği renktir. Kırmızı bir nesnede, kırmızı hariç her renk vardır.O içine alamadığını,ittiğini, hazmedediğini dışa yansıtır. Tıpkı bizler gibi, bizler de hazmedemediğimizi yani ittiğimizi dışa yansıtır, görünür kılarız.:))

Madde dünyasında okunacak ne çok şey var.Teşekkür ederim Alem'im.:))
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#847
Herşeyi konuştuk biz seninle :) Birimiz bir şey söyler, cümleyi birimiz tamamlarız :) Bu konuşmalarımız sırasında hiçliği bile bir süreliğine olsada duyumsadığımızı hatırladım. Hatta kendimi dövdüğüm bu sayfalarda var ama nerededir bulamadım şimdi :) İşte şimdide aynısını yaptık, hatırladığım kadarıyla görünen renk mavi olduğunda absorbe edilen renk zıttı olan turuncu olmalı. Yani asıl renk turuncuyken yansıyan mavi oluyor.

Dediğin gibi karşımızda beğenmediğimiz/ reddettiğimiz davranışlar ve gösterdiğimiz tepkiler aslında içimizde yarattığımız davranışların yansımadır. Hani öfkeyi yenmek için öfke olmalıyız demiştim, şimdi ne demek istediğimi kendimde daha iyi anlıyorum :) Yansıttığımız duygu içimizden gelendir, kimse bize hissettiğimiz duyguyu yaşatamaz. Sadece içimizde olanın, karşımızdaki insana mal ettiğimiz yansımasıdır. Bu nedenle yansıttığımız duyguyu, absorbe ettiğimiz duyguya dönüştürmeliyiz. Aslımız ne ise o olmalıyız. Aynı şekilde, karşılaştığımız olayların bizim içimizden geldiğini farkederek, yansıttığımız olaylar olduğunu anlayarak aslımıza dönüştürmemiz mümkün olmalı.

Kızım acıkmış :) Bu gün evde ve biraz hasta. Bir yandan o beni beklerken, demek istediğimi tam toparlayamıyorum. Daha sonra devam etmek üzere..
 

Pınar

#848
Geçmiş olsun kuzuma, şifası bol olsun.:)

Aynen dediğin gibi mavi aslında zıttı olan turuncu ile bilinir.:) Maddenin tuttuğu-benimsediği renk turuncudur ve mavi dışarı fırlatır ve mavi görünür bizim algılarımızda(algılar dışa dönüktür), oysa enerjisel olarak o turuncudur maviden yoksundur.:)Ve maddenin dengelenmesi için mavi olmayı öğrenmesi ve onu turuncu ile birleştirmesi gerekir.:)- bu bir örnektir-

Tıpkı, dışarıda görüp tepki verdiğimiz olaylarda olduğu gibi, o olayın aslında dışarı yansıyan mavi olduğunu anlamamız gerekir. Ancak zihnimiz bize şöyle bir oyun oynar; " sen bir turuncusun, maviyle ne işin olur ki! Otur tutuncu turuncu işte!" Bu da bizim turuncuyu kişiselleştirmemize ve "ben turuncuyum", diyerek bu renge yapışmamıza sebep olur. Oysa asıl rengimiz beyazdır. İçeride olanla dışarıdakini bütünlediğimizde ortaya çıkan tek renk beyazdır, aslında bu renksizlikir, nötr olma halidir.:)) Aslımız saf beyaz ışık, parçalara ayrılmamız ve parçalarımızı çevreden toparlamamız üzerine bir oyun kurmuşuz, oynuyoruz.:))

Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Alemtac

#849
Bir örnek vermem gerekirse; annem beni aradığında bulmak istiyor ve telefon en fazla iki defa çaldığında açılmasını bekliyor. Bende telefon çaldığında evin hangi ucunda olursam olayım koşturarak telefonu açıyorum ve yinede "neredesiniz yaaa, telefonu kapacaktım az kaldı" diyen sesiyle karşılanıyorum. Bu davranıştan hiç hoşlanmıyorum ve tatsız kısa bir konuşma yapıyorum. Aslında annemin beni merak etmesini istiyorum, fakat yansıttığım tam tersi. Bunu çözdüğümüz anda can sıkıcı olaylarla karşılaşmıyoruz. Kendimizi her türlü olayda engelleyen, kısıtlayan biz kendimiziz. 

Bir başka önemli örnek parayla ilgili olan sorunlarımız dır. Aslında paraya düşkünlük, parayla ilgili sorunların asıl nedenidir. Paraya düşkünlük, kendini iki türlü yansıtır...parayı elinde tutamayan insanla, parayı harcamayan insanın her ikiside aynı şekilde paraya düşkündür. Oysa parayı sadece araç olarak görmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyla ilgili bir çok yazı yazılmıştır elbet. Para, yaşamımızı idame ettirmek, yapmak istediğimiz şeyleri gerçekleştirmek için sadece araç olarak görmemiz gereken bir madde iken yaşamlarımız boyunca parayla ilgili karşılaştığımız olaylar nedeniyle parasız kalma korkusu içinde "elime geçmişken harcamalıyım", "aman harcamıyayım, elimde tutayım", "zor zaman parası olarak kenarda dursun" gibi endişelerle paraya şahsiyet yükleriz. İçimizde paraya olan düşmanlık vardır aslında fakat yansıması paraya düşkünlüktür. Parayla ilgili "parası oldu, kanı bitlendi", "bk gibi para harcıyor", gibi parayı kirli gösteren sözler paramızın olmasından utanç duymamıza neden olmuştur. Para sadece bir maddedir ve içimizdeki yansımasını iyi gözlemlemeliyiz.
 

Alemtac

#850
Pınarım, yazını şimdi gördüm :) Teşekkür ederim, şifa oldu bile :))
 

Alemtac

#851
harika :)) aslında beyaz ışığız.. içerde olanla dışardakini bütünlememiz gerekiyor. Tebrik ve takdirlerimi kabul et canım Pınar'ım :))
 

Pınar

#852
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Bir örnek vermem gerekirse; annem beni aradığında bulmak istiyor ve telefon en fazla iki defa çaldığında açılmasını bekliyor. Bende telefon çaldığında evin hangi ucunda olursam olayım koşturarak telefonu açıyorum ve yinede "neredesiniz yaaa, telefonu kapacaktım az kaldı" diyen sesiyle karşılanıyorum. Bu davranıştan hiç hoşlanmıyorum ve tatsız kısa bir konuşma yapıyorum. Aslında annemin beni merak etmesini istiyorum, fakat yansıttığım tam tersi. Bunu çözdüğümüz anda can sıkıcı olaylarla karşılaşmıyoruz. Kendimizi her türlü olayda engelleyen, kısıtlayan biz kendimiziz.

Ne kadar güzel ifade etmişsin Alem'immm...:)) Olay budur! Teşekkür ederim...
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

maskesiz

#853
Süpersiniz çok güzel anlatmışsınız

kardeşceğizim kızına geçmiş olsun ve acil şifalar

sonsuz sevgilerimi sunuyorum
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#854
teşekkür ederim canım kardeşim, kızım şifa dileklerinizle iyileşti bile :)