Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#810
Gözümüzle gördüğümüz, sesini duyduğumuz, dokunduğumuz, uzakta da olsa varlığını bildiğimiz hiçbir şey bize ait değil. Hatta bedenimiz bile bize emanet sadece. Bu yüzden eski yaşantımda sahip olduğum her şeyden vazgeçtim ve şimdi küçücük mekanda, geniş, ferah bir yuvadayım. Hiç bir şeyim yok ama her şeyim var. Mesela penceremden görünen çatılarda ki kuşlar benim, akşamları yanan tüm ışıklar benim, sabah gözümün içine doğan güneşin ışıkları benim :) 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...


Can Yücel
 

Alemtac

#811
Aydınlanmaya giden yol bir tane değildir. Siz neredeyseniz, yol da oradadır.
Bilirmisiniz ki yolunuz dönüp dolaşabilir, tepelere tırmanabilir, vadilerden, dere yataklarından, uykuya dalmış çukurluklardan geçebilir; nehirleri, okyanusları, mırıldanan dereleri aşabilir. Bilirmisiniz ki denizlerin altından ya da denizaşırı, belki de ayın ...öteki tarafından dolaşabilir?
Doğru yol üzerinde olduğunuzu nasıl bilebilirsiniz peki?
Eğer yüzünüzde bir tebessüm varsa, yaptığınız şey sizi mutlu ediyorsa, doğrudur. Nerede mutlu oluyorsanız, doğru yol da oradadır. Eğer yol ikiye ayrılıyorsa ve bir seçeneğiniz varsa, ancak her iki seçenek de sizi mutlu etmiyorsa sakın karar vermeyin. Yapmayın! Orada, olduğunuz yerde yüzünüzdeki tebessümünüzü bozmadan durup bekleyin ...Ta ki karışıklık geçene dek. Bir asır sürmez, sadece birkaç dakikanızı alır.
Kafanız karışıkken asla karar vermeyin. Yanıtın size gelmesine izin verin. İzin verirseniz, yolunuz berraklaşır; yolun size iyi görünmesinden belli olur bu. Başkaları için doğru yol bu olmayabilir, ama sizin için doğrudur.

Sonsuz Şifa'dan alıntıdır.
 

Alemtac

#812
Pinokyo masalı, herkesin bildiği bir masaldır. İtalyan yazar Carlo Collodi'nin çocuk romanı. Önce 1878'de tefrika halinde, sonra 1883'te kitap olarak yayımlandı. Pinokyo, küçük bir çocuğa dönüşen bir kukladır; fakat bu kukla akıllı uslu bir çocuk olma niyetine rağmen, daha önceki yaramazlık, tembellik, umursamazlık ve muziplik alışkanlıklarını bırakamaz; bu alışkanlıklar onun başına olmadık işler açar. Tahtadan bir kukla olarak yaratılan Pinokyo'nun tek isteği Gepetto babasının dileği gibi gerçek bir oğlan çocuğu olmaktır. Ama bunu elde edebilmesi için egoist kişiliğinden vazgeçmesi gerekecektir. Bunun için Gepetto'nun sevgi dolu yuvasından ayrılıp dünyayı keşfetmek üzere eğitici bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk sonunda Pinokyo mavi peri tarafından gerçek bir çocuğa dönüştürülür. (vikipedi)

Bu masal beni çok etkilemiştir. Okula geç kalacağım, ödevlerimi bitiremiyeceğim diye epey heyecan yapardım :) Hikayede beni en çok etkileyen kısımlardan biri; Pinokyo'nun ilk canlanış halinden sonra Gepetto baba ile yaptığı söyleşilerden biridir. Aklımda kaldığı kadarıyla anlatayım:

- Çok acıktım
- Sadece bir elmamız var..ve soymaya başlar Gepetto baba, elmanın kabuk, çekirdek ve saplarınıda bir kenara ayırır. Pinokyo sorar:
- Neden onları atmıyorsun
- Çünkü ihtiyacın olacak, doymazsan onlarıda yemek istersin diye ayırıyorum
- Yemem ben onları...ve elmayı yedikten sonra, karnı doymayan Pinokyo gözlerini ayrılan diğer parçalara diker ve mecburen onları da yer.

Ne zaman bir meyve soysam, aklıma hikayenin bu kısmı gelir. İsraf etmemek, sadece tüketen olmamamız, doğaya katkımız olması şeklinde algılamışımdır, hikayenin bu kısmını. Kabukları mümkün olduğu kadar ince soyarım, aslında kabukları ile yemek daha güzel. Sonra meyvenin yemediğim kısımlarını mümkünse topraga atarım ve derim ki: Toprağa bereket ol, çekirdeklerin yeni meyvelere dönüşsün. İnanarak ve sevgiyle.
 

Alemtac

#813
Geçenlerde bir yerde okumuştum, şimdi neredeydi hatırlamıyorum; kompost yapmak üzerine bir makaley di. Mutfaktan çıkan çöpleri biriktiriyoruz. Ancak, kemik, kılçık gibi olanlar hariç çünkü bu tür artıklar koku ve böcek vs. yapıyor. Seze ve meyva kabukları, çekirdekleri, sap ve yapraklarını biriktiriyoruz, kağıt, karton artıkları, yumurta kabukları, odun, tahta, kurumuş ağaç yaprakları, saksıdan dökülen yaparaklar, çiçekler, kahve, çay artıkları artık hangisi varsa çevrenizde küçücük doğruyoruz..bunların hepsini bir kovada topluyoruz (mümkünse organik, mesela tahta bir sandık olabilir) ve arada bir, kurudukça suluyoruz ama nemli olacak kadar. Arada birde karıştırarak havalandırıyoruz. Hacmi küçüldükçe üzerine yeni artıklar ilave edebiliriz. Sonuçta, okuduğuma göre mis gibi kokan, ormanın humuslu toprak kokusunu anımsatan doğal gübremizi iki ay içinde elde ediyoruz.

Epey uzun ama imkanımız varsa çöp olarak gördüğümüz şeylerin yararlı bir hale dönüşmesini başarmak keyiflidir diye düşünüyorum.
 

Alemtac

#814
Ailemle birlikte yaşadığım evde meyve ve sebze artıklarını ayırırız ve annem onları küçük doğrar. Her akşam çıkan artıkları bahçemizde ki ağaçların, sebzelerin dibine atarız. Genellikle benim görevimdir ve annemin verdiği talimatlara göre atmam gerekir :) Gelişimini zayıf gördüğü ağaçlar ilk önceliklilerdir :)
 

maskesiz

#815
Sevgili kardeşceğizim umarım böyle dememin bir sakıncası yoktur içimden geldiği için
topraktan aldığımızı sevgiyle toprağa vermediğimiz için bunca felaket yaşanıyor
aldığımızı sevgiyle versek cennet olurdu yaşadığımız yer
izmirde bahçemiz olmadığı için uygulıyamıyorum ama yazlıkta herşeyi dönüştürmeye çalışıyorum
yüzünü görmedim adını bilmiyorum ama hissettiklerim hissettirdiklerin okadar güzelki çok teşekkür ederim uzun zamandır böyle hissetmemiştim umarım yolumuz tam anlamıyla çakışır çünkü hayallerimi hayallerimizi tek başıma gerçekleştiremem
yüzündeki gülümseme asla eksik olmasın
sonsuz sevgilerimle
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#816
İçinden geldiği gibi hitap etmen hoşuma gidiyor, canım kardeşim benim :)) Adım, gerçek adımdır; Alemtaç :) Birebir de görüşeceğimizi umuyorum, istiyorum ve gerçekleşecek biliyorum :) Sevgiler
 

maskesiz

#817
Adım eylem
en kısa zamanda görüşeceğiz kardeşceğizim:)ve karşılaştığımızda hiç ayrılmadığımızı fark edeceğiz o an için sabırsızlanıyorum

sonsuz sevgilerimle
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#818
Sevgili Maskesiz, kayıt olduğun adrese mail gönderdim.
 

maskesiz

#819
Kardeşceğizim gelmedi:(
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

#820
tekrarladım, hayırlısı :)
 

maskesiz

#821
Kardeşceğizim geldi
:)

sonsuz sevgilerimle
Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.

Alemtac

 

Alemtac

#823
BİR AKARSUYUN ÖNÜNÜ KESERSEK NE OLUR?

Son günlerde tartışılan HES'ler; ülkemizin dışa bağımlı elektrik ihtiyacı olmaması bakımından gerekelimi dir? Başka altenatif projeler üretilemez mi? Güneş panelleri ve rüzgar jenaratörleri birer altenatif olamaz mı? Bunlar ayrı birer tartışma konusu.

Bir akarsuyun önünü kesersek, getirdiği alüvyonlarla beslenen toprakları mahrum bırakırız. Toprak giderek verimsizleşir. Etrafındaki bitki örtüsü ve onunla beslenen canlılar ortamdan yok olur, göç ederler. Aynı şekilde onlarla beslenen canlılarda...tüm bunlara bağlı olarak meydana gelen çölleşme, atmosfere etki ederek bulunduğu havzanın mevsimsel koşullarına olumsuz etkiler. Bazı türler, başka ortamlarda yaşayamıyacağı için, mesela daha yükseklerde tamamen yok olurlar. Ayrıca, daha yükseklere göç eden habitatlarda da evrimleşme sonucu olan tür yok olur. Sporlarla taşınan bitkiler yüksekler de daha küçülmüştür artık. Sonradan oluşturan ormanlık alanlarda bu türlerin var olmasının hesabını yapmak için doğrusu benim ömrüm yetmez.
 

Pınar

#824
Bu açıklama bana şunu anımsattı Alemim. Dışarıda gödüğümüz her görüntü içimizde varolanın yansıması sonuçta. Demek ki, içerideki akışa da barajlar ( korkular aracılığıyla) kurduğumuzda aynı HES'lerin verdiği zarar gibi aslında yarattığımız yaşamlarımızı baltalıyoruz.:))

Teşekkür ederim Alemim bu açıklama fırsatını bana verdiğin için.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)