Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

masterphidias

#750
Orayı görmedim ama Antik Çağın en muhteşem şehirlerinden Hierapolis,Laodikea,Efesus,Phaselis,Pergamon,Side ve Perge'yi gezdim. Bunların içinde dediğiniz türden yani hamam yapısı olarak beni en çok etkileyen Perge'deki muhteşem hamamdı. Antik Çağda havuzlarını kaplayan mermerden küçük parçalar kalmıştı ve görkemini gözümde canlandırabiliyordum.Hierapolisteki de gerçekten çok büyük ve tavanları sağlam, ama içinde bugün müze var ve eskiden hamam olduğuna dair birşey göremiyorsunuz.Roma hamamları muhteşemdir.Ben ayrıca Roma ve Yunan çeşmelerine de hayranımdır. Osmanlının Bizans ve Roma'dan öğrendiği belki en iyi şeydir hamamlar. Keşke atalarımız, şu Bizans ve Roma mimarisini reddetmeyip benimseseler ve günümüze dek getirselerdi. Ne yazık ki öyle olmadı ve esas olarak cumhuriyet bu değerli mirası reddedip bugünkü mimari ve şehircilik facialarını yarattı.
 

Alemtac

#751
bir nickname deyip geçmemek lazım, bizi nerelere getirdi :) Oğlum çok meraklıydı, tarihi yerleri görmeye. Şehir içindekileri görelim dediğim bir gün, aklıma Agora geldi ve gittik. İkiçeşmelikte sokak arası bir yerde, yanımda iki küçük çocuk. Kapıda ne bekçi ve ne de bilet kesen. Tam girmek üzereyiz, bir bey "Hanım, girme istersen", şaşkın baktım yüzüne. "Oralar tekin değil", ama olmaz dı, çocuklarıma göstermek üzere gelmiştim. İlkokuldayken gezmiştim buraları...çektim iki çocuğumun ellerinden girdik içeri ama yeraltındaki çarşıya inemedim :) Hiç kapalı çarşı görmemiş çocuklarıma, kapalıçarşıyı girişinden anlatmaya çalıştım :)) işte bu da böyle bir tarihi gezi hatırası. İnsanlar değişiyor, zaman geçiyor yada insanlar geçiyor, zaman değişiyor demek daha doğru galiba :)
 

masterphidias

#752
Ne yazık ki böyle , ben zaten Türkiye'deki tarihi yerleri gezmekten vazgeçeli uzun zaman oldu. Çünkü dediğiniz gibi böyle birçok yer var; resmen katledilmeye terk edilmiş, açıkça tahrip edilmiş, rezil edilmiş  yerleri gördükçe içim kan ağladığından vazgeçtim.Sanırsınız ki sadece Osmanlı ve İslam mirası olmayan Roma,Yunan vb uygarlıkların eserlerini tahrip ediyoruz, hayır, hiçbirini ayırt etmeden tahrip ediyoruz.Ben bu tahribata dayanamadığım için, artık daha fazla üzülmemek için tarihi yerlere gitmiyorum artık. Bergama Zeus Sunağı için de iyi ki Almanlar kaçırmışlar diye düşünüyorum, onlar çalmasaydı o sunak bugüne kadar gelemezdi asla.Define avcıları kırar dökerdi,sonra da vatandaş o mermerleri alıp kendine ev yapardı. Ne desek boş, şehir uygarlıklarına sırtını dönüp imparatorluk miraslarını reddetmiş bir devletin sözde şehirlerinin halini bugün görüyoruz işte, söze ne gerek var, herşey uygarlığımızın halini anlatıyor.
 

Alemtac

#753
Sevgili masterphidias; bence ne ülkemiz dediğimiz topraklarda yaşayan bizlere, ne de diğer insanlara mal edilmemesi gereken bir durum. Ne islam olan, ne de tüm dinlerden olanlara olduğu gibi. İnsan olan yerde olan şeyler. Kimimiz, gerekli değerin idarakinde olmadığımızdan, kimimiz özellikle; belki siyasi , belki dini görüşlerimiz uğruna katlederiz sanat eserlerini ve kültürel mirası, asıl; gelecek nesillerin eline geçmesin diye yok edilenler var. Bağdat, İskenderiye ve Buhara kütüphaneleri. Bilginin/bilgi merkezlerinin yok edilmesi yeni medeniyetlerin ortaya çıkmasına engel olamamıştır. Bilgiyi elinde tutan medeniyetler dünyaya daima ışık olmuştur. Kütüphanelerin yok edilmesi, yok edenlere bir şey kazandırmamış, kütüphanelerin varlığının bilinmesi bile dünyaya birşeyler kazandırmıştır.
 

masterphidias

#754
Doğru da biz onların yokedilmesinden sorumlu tutulamayız, ama kendi yaşadığımız dönemden kesinlikle sorumluyuz.
 

Alemtac

#755
sizin sözleriniz üzerine başka diyecek bir sözüm olamaz Sevgili masterpgidias.
 

Alemtac

#756
1. MÖ 330, Persepolis Kütüphanesi'nin yakılması: Makedonya İmparatoru Büyük İskender Persepolis kütüphanesini yakmıştır.

2. MÖ 75, Sibilli yazıtlarının yok edilmesi: Roma'daki Apollon tarikatı rahipleri,  Sibilli yazıtlarını yakmıştır.

3. MS 490, İskenderiye Kütüphanesi'nin yakılması: Romalı  rahipler, İskenderiye Kütüphanesi'ni ikinci defa yakmışlardır.

4. MS 7. yy. Katolik Elyazmalarının yakılması:  papazlar ilk Katoliklerden kalma 10.000 ruloluk el-yazmasını yakmışlardır.

5. MS 783, Bizans kitaplıklarının yakılması: İsoryalı Leon, Bizans Kitaplıklarındaki 300.000 kitabı yakmıştır.

6. MS 789, Torur, Nantes ve Toledo kitaplıklarının yakılması: Charlemagne, içinde binlerce kitap bulunan bu kütüphaneleri ateşe vermiştir.

7. MS 13. yy. Cengiz Han'ın yaktığı kitaplar: Moğol İmparatoru Cengiz Han ele geçirdiği yerlerdeki pek çok büyük kitaplığı ateşe vermiştir.

8. MS 13. yy. Haçlıların İstanbul'da yaktığı kitaplar: İstanbul'u ele geçiren Haçlılar, İstanbul'u yağmalarken kitaplıkları da ateşe vermişlerdir.

9. MS 13. yy. Hülagü'nün Bağdat'taki Bâtinî Kütüphanesi'ni yakması: Hülagü, önce Alamut Kalesi'ndeki Bâtınî kitaplığı'nı daha sonra da Bağdat'taki elyazmalarını yaktırmıştır.

10. MS 14. yy. Ortaçağ Avrupası'nda Katolik Kilisesi'nin yaktığı kitaplar: Skolastik düşüncenin kıskacındaki Ortaçağ Avrupası'nda, Katolik Kilisesi'nin dogmalarına aykırı bilgilerin yer aldığı binlerce kitap, bu kitapları yazanlarla birlikte yakılarak yok edilmiştir.

11. MS 15. yy. İspanyol Engizisyonu'nun yaktığı Endülüs kitapları: İspanyol Engizitörleri, çok değerli Arap Endülüs kilaplıklarını yakmışlardır.

12. MS 16. yy. İspanyolların Maya ve İnka elyazmalarını yakması: Amerika'nın keşfinden sonra İspanyol istilacıları ve bağnaz papazları çok sayıda Maya ve İnka elyazmasını yakmıştır.
 

sirera

#757
M.Ö.200lerde sanırım Çin kütüphaneleri ve evlerdeki her kitap tek tek yakılmış.
8 bin kilometrelik Çin seddini yapan 6 krallığı yok edip beylikler düzenine son veren hükümdar shih huang i tarafından emredilmiş. Savaşları yaparken o kadar kanlı bir geçmiş o kadar lekeli bir tarih yaşanmış ki kahinine sormuş,
Bunca felaketten sonra geleceğimizi daha parlak kılmak için, bizi tökezletecek olan geçmişi nasıl silebiliriz? Kahin cevap vermiş, Çin'in geçmişi tek kelimedir. Bu kelimeyi silmeden onu yok etmeden geçmişi yok edemezsiniz bu kelime kitaplardadır demiş.
Çin'deki tüm kitaplar yakılmış küller uçuşmuş gökyüzü grileşmiş donuklaşmış, fakat hükümdar kahinden istediği tek cümleyi duyamamış. Daima o kelimenin yaşadığını söylemiş kahin, hükümdarın ölüm döşeğinde ruhunu teslim edeceği son vakite kadar, hükümdar hep nasıl, nasıl sorusunu sormuş. Defalarca yakılan toplanan kitaplardan tek bir tane kalmamışken nasıl o kitap ve o sözcük hala durabiliyor, bu nasıl oluyor diye soruyormuş durmadan.
Shih huang ti tarihin kendisiyle başlamasını emrettiğinde çinlilerin üç bin yıllık (bu yıllarda sarı imparator, chuang-tze, konfüçyüs ve laotzu vardı) bir kronolojisi varmış.
Annesini özgürlükçü olduğu için sürüne gönderen, ölümsüzlüğü arayan, her şeyin kendi ismine sahip olmasıyla övünen bu katı hükümdar  ölmüş, Çin geleneklerine göre soylu rahipler tarafından mumyalanırmış hükümdarlar öldüklerinde. Bu soylu rahiplerden bir tanesi hükümdarın sırtında belli belirsiz yazan bir sözcük görmüş, ve Çin'in geçmişini saklayan bu kelimeyi gören bu rahip onu saklamış, çoğaltmış. Adı Konfüçyüs müş. Lao Tzu' nun doğayı tanımadığını söylediği rahip.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

masterphidias

#758
Vallahi ben bu işi çözemedim... O kelime neymiş ? Anlayamadım da...
 

sirera

#759
Bilmiyorum, kim bilir. Devlet eliyle girişilmiş en büyük katliam olduğu söylenir. Cemil Meriç belgeselinde anlatılır.Ve duvarın inşasıyla kitapların yakılması birbirini yokeden işlemlerdir belki der borges. Güç kazanmak için olmalı tümünün hikayesi. Halen daha arşivler yakılmakta, çin seddi gibi bir duvar örülmekte belki başka boyutta. Ne kadar arşivin, kitabın varsa hükümdar hala o devasa duvarın örülmesi için seni duvar örmeye zorlamakta.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

ahuela

#760
tüylerim diken diken noldu.Kelimeler yok oldu.Yok olmuş zaten.:(
 

sirera

#761
Aslında aradığın ne ise sen O'sun diyen o seste saklı sanırım o sözcük. Sanki sohbeti bölmüş gibi olmuşum, ahuela'yı üzmüşüm gibi olmuş. Alemtac ne yazmış diye girdim ki ne etmişim been deyiverdim :)
Aslında kütüphanelere şimdi de pek giden yok, kitapseverler bile pek gitmiyor sanırım. Her sene gitmek isterim bir defa en azından kokusunu, sesini duymak bile keyiflidir kütüphanelerin. İstiklal caddedinde herkes bir o yana bir bu yana yürür mesela, hangi mağaza nerededir, ne taraf taksimdir ne taraf tüneldir bilir ama kütüphaneleri sorduğunuzda bilen bulunmaz pek. 11 kütüphane varmış sadece istanbul istiklal caddesi'nde. Ben de hala gitmedim.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#762
Cervantes Enstitüsü (Beyoğlu'nda, Taksim Meydanı'nın ve İstiklal Caddesi'nin oldukça yakınında, Fransız Konsolosluğu'nun hemen arkasındaki sokakta yer almaktadır.)
Goethe Enstitüsü (Yeni Çarşı Cad. No:52 Galatasaray)
İsveç Araştırmaları Enstitüsü ( İstiklal Caddesi No:247)
Atatürk Kitaplığı (AKM'nin arkasında Mete Cad. No:45 )
Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (Nuru Ziya Sokak)
Hollanda Araştırmaları Enstitüsü (Nuru Ziya Sokak)
Alman Arkeoloji Enstitüsü (Gümüşsuyu'nda, konsolosluğun arkasında.)
Borusan Müzik Kütüphanesi (İstiklal Caddesi No:421)
Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi(İstiklal Caddesi No. 161 Kat: 4)
Hollanda Araştırma Enstitüsü (İstiklal Caddesi, Nuru Ziya Sok. No. 5)
Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (Nuru Ziya Sok. No:10 )
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü (Meşrutiyet Caddesi No: 47  Tepebaşı Beyoğlu )
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Alemtac

#763
2011'de hepsini görmek, kitapların kendine özgü kokusunu içime çekmek ve içlerindeki hazinelerden tatmak niyetindeyim. Teşekkürler Sevgili Sirera :)
 

Alemtac

#764
Uzun süredir tekrarladığım bir söz var: sıçrayabilmek için, sıçraman gereken hedeften uzaklaşman gerekir.

Yolda yürüyoruz diyelim, önümüze bir duvar çıktı. Tırmanabileceğimiz bir duvar değil, olduğumuz yerdede zıplayamayız. Geri geri gitmemiz gerekir. Sonrada daha önce kat ettiğimiz yolları daha hızlı bir şekilde koşar ve sıçrarız.