Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

alemtac'da kendini dovecek

Başlatan Alemtac, 13 Nisan 2009, 18:19:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

#525
Teşekkür ederim Sevgili Tiversonus :)

Renkler ve notalar bölümün de, kör deneklerin renkleri elleri ile dokunarak ayırt edebildiklerine şöyle bir değinmiştim. Özellikle kırmızıyı sıcaklığından dolayı kolayca ayırt edebiliyorlar. Dün gece Pınar'la telefonda konuşuyoruz; şifada nasıl kullanacağımızdan, hastalıklı bölgeye gelince elle hissetmek harika olur diyor, auro renklerinin elle algılanabileceğini de konuşuyoruz...ben elle dokunmadan görebiliyorum auro renklerini, seninki başka şey...sen hissediyorsun diyor. Gerçekte nasıl hissettiğimi bilmiyorum, çocukluğumda net olarak görebiliyordum. Sonra kaybettim kendimi :) Yıllarca uğraştım yine görebileyim diye ama beceremedim, sonra bir gün baktığım kişilerin etrafında bedenlerini çevreleyen bir gölge farkettim, göz yanılmasıdır, gözlerim yorulmuş dedim. Kendi üzerimde birçok deneyler yaptım, saatlerce ayna karşısında loş ışıkta kendime bakıyordum :)) Sonunda vazgeçtim, yani bir anlamda düşüncelerimi salıverdim ve şimdi hissediyorum. Ellerimizden görebilmek...holografik beyin teknikleri gerçekten ilginç bir konu. İnternette şöyle bir gezindim ama Ayşe Armanın yazısı ve sitelerde konu üzerinde yapılan tartışmalar, holografik evren gibi yazılardan başka bir kaynağa rastlamadım. Holografik beyin herbirimizde yaradılıştan var olmalı...herkes resim yapar, kimi daha güzel yapar, kimimiz de doğuştan yetenektir, kimimiz tekniğini öğrenerek daha da güzelini yapar. Holografik olan beynimizi kullanmak için tekniğini bilmemiz yeterli gibi geliyor bana. Çünkü bu bir yetenek değil, kişiye özel değil. Tıpkı benim auro renklerini hissetmem de olduğu gibi, bunu yapabilmemin bir özellik olmaması gibi...herkesin yapabileceği bir şey. Holografik beyin teknikleri hakkında bilgisi olan arkadaşlarımın paylaşmasını diliyorum.

Sevgiler.
 

Alemtac

#526
. . .  ve 150 milyon yıl sonra Süper Kıta PANGEA oluştu.


[IMG]http://img690.imageshack.us/img690/1977/pangea1.th.jpg[/IMG]

Bir arkadaşımın web sitesinden alıntıdır :)))
 

Alemtac

#527
Ben bir hiçim...

Bu sonuca nasıl vardım?

-Dünyaya gelen dalgalar ilk başta dengesizlik yaratıyor bizlerde.
-Gelen mi, ulaştığımız mı?
-Hangisiyse:)
-Plazma içinde hareket halindeyiz, biz dalgalara ulaşıyoruz.
-(masa üzerindeki aksesuarları göstererek) bu kültablası dünya, vazo olan güneşin etrafında dönüyor ve hareket halindeyiz, sürekli değişiyoruz.
-Atom modeli gibi düşünsek, çünkü her şeyin temeli bu.
-Peki ya quantlar? Onlar henüz keşfedilmedi.
-Protonlar ve nötronların dönüşü belli.
-Quantların nasıl hareket ettiğini bilmiyoruz, belki tersine, belki içeri, dışarı.
-Aslında benden sana, senden bana geçiş yapıyorlar, ortamda bulunan herşeyle iletişimdeler.
-Elektron alışverişi gibi, bu da gerçekleşiyor.
-Peki içinde bulunduğumuz galaksi, oda hareket halinde ve diğer galeksilerle beraber dönüyor.
-Evren bile öyle, başka evrenlerle birlikte, başka bir evrenin etrafında dönüyor.
-Aynayı aynaya tuttuğunda oluşan derinlik gibi.
-Yani sonsuzluk
-Sonsuzluk, daha doğrusu sıfır noktası
-Güzel, sonsuzluğu sayılandıramayız, o zaman sonsuzluk olmaz, onun için sonsuzluk = sıfır.
-Sıfırsa hiçliktir.
-Hiçbirşeyin yokluğudur.
-Öyleyse bu sınırsızlığın içinde bizlerde hiçiz, ben bir hiçim :))

Bu akıl yürütmeyi yaparken derinden hissettiğim aynen buydu, ben bir hiçim. Hiçliği hissetmeme rağmen içselleştirebilmem imkansız, önce maddeyle iletişimde olan bir ruhum, sonra anne ve babamın çocuğu ve çocuklarımın annesiyim. Hiçim diyebilmem, maddeden tamamen bağımsız olmam ve dünyevi sorumluluklarımı yerine getirmemem kadar imkansız.
 

Alemtac

#528
Güzel bir alıntı, teşekkür ederim paylaşımın için :)) Suçluluk duymamak, pişman olmamak hiçbir şey öğrenmemiş olduğumuzdan dır. Eğer bir nebze pişmanlık duyuyorsak ne mutlu bize. Ancak, pişmanlıklarımızdan kurtulmalıyız derken bahsettiğim önce kendimizi affetmek gerekliliğinden di :)) Önce kendimizi affedersek, arkası kendiliğinden gelir. Bir insan gerçekten hissederek, içinde olduğu olumsuz düşüncelerden birini değiştirebilse, dünya değişir. Bunları yaparken dengeyi ebette elden bırakmamak gerek, yoksa bir çok uç uç böcekleri dolar etraf :)) Yani demek istiyorum ki, bir ayağımız mutlaka toprağa basacak :))

Sevgiler :)
 

Alemtac

#529
Akıllı kart uygulamasından haberiniz vardır.

http://www.sgk.gov.tr/wps/portal/Anasayfa/AkilliKart_EKDS/

EKDS, yani elektronik kimlik doğrulama sistemi...şimdilik sadece sağlık kuruluşları olan hastahane, eczahane gibi yerlerde kullanılacak. Daha ilerde ise kimlik kartı yerine geçecek ve içlerinde tüm bilgileriniz bulunacak ama her türlü bilgileriniz ve kartı alırken parmak izinizle alabileceksiniz.
Bilim kurgu filimlerini hatırlatıyor değil mi? Sizler ne düşünüyorsunuz?

İlk önce bankacılık işlemlerinde herhangi bir adımıza kayıtlı en son ödenmiş faturalarımızı istemekle başladı bu iş. Vermedim, bakalım ne olacak :) İstesekte istemesekte bu çarkın içine girmek zorunda bırakılacağız ya da dağlarda yaşayacağız :) Gidebilecek dağ kaldıysa tabi...
 

Alemtac

#530
Kimse fikrini söylemeyince bende kendimle konuşurum :)

-oooo, ne güzel bir uygulama bu...ne diye dağlara kaçıyorsun ayol, hahahah
(içses)nesi güzelmiş söyle bakalım???
-ilk önce bir sürü kart taşımaktan kurtulacağız, nüfus cüzdanı, ehliyet, bir sürü bankanın kredi kartı, vergi kimlik no...daha sayayım mı? hahahah
(içses)saymana gerek yok, ilk önceden sonra ikinci önce neymiş???
-tek kartla istediğimiz ulaşım aracına da binebileceğiz, yani toplu taşıma kartı olarak da geçiyor bu kart :)) yine tek kartla eczaneden ilacımızı alıp, hastahaneler de tadavimizi olabileceğiz. Bu da demek oluyor ki para taşımamıza, cüzdanda bir sürü kağıt para, daha güzeli demir ve ağırlık yapan paraları taşımamıza gerek kalmıyacak :)))
(içses) oh oh ne güzelmiş, peki vergi borcunu da yatıryor mu bu kart?
-yok artık, sende!!!
(içses)sen temmuz ayı araba vergisini yatırmış mıydın?
-ocak ayı ile beraber yatıracağımı biliyorsun, çünkü arabanın tamiri ve lastiklerine harcadım elimdeki parayı.
(içses)kartlı sisteme geçildiğinde, temmuzda yatırmamış ocak ayını bekleyelim, yatırır herhalde diyecekler mi? Ya da geçen yıllarda yaptığın gibi hiç bir vergini yatırmasan, senin yatırmanı beklerler mi?
-eeee, bilmem...
(içses)beklemezler güzelim, çünkü sistem tam otomatik, bekleyelim bakalım parası yoktur, bir dahakine öder diyecek insan yerine bilgisayar var karşında. Devlete olan borcun önceliktir,sonra senin ihtiyaçların gelir. Tabi sorarlar önce niye ödemedin diye, sende diyelimki param yoktu dedin, hemen hesabın ortaya dökülür, şu markete bu kadar harcamıssın, şu mağazadan bunu almışsın, spor salonuna bu kadar para vermişsin...öde bakalım borcunu.
-ama olurmu ama, ne yerim ne içerim ben o zaman...
(içses)valla ben bilmem, aykırı hareket ettiğin için çipini kapatırlar sonra, hani herşeyinin yüklü olduğu kart var ya onu kullanamazsın, toplu taşıma araçlarının birine bile binemezsin canım.
-yok ya yapmazlar öyle şey...
(içses)bekle ve gör. Asıl önemlisi bu sebeble kayıtsız para ve kayıtsız işlemlerde oluşacak artışlar, gelirini - giderini beyan etmeyecek, danışıklı olarak işlerini yürütecek insanlar yaratacak bu EKDS, zaten var olana daha da eklenecek.
-ayy içim bir fena oldu, içimi kararttın...
(içses)ben mi kararttım yoksa kartmı kararttı? :)))
 

Alemtac

#531
:)))

Ne güzel bir yazı Sevgili ahuela:) Teşekkür ederim kendi adıma. Yazın, paylaşın böyle güzel yazılarınızı bizlerle, yer hiç önemli değil :)
 

Alemtac

#532
4BH arkadaşlarıma en derin saygılarımla teşekkür ediyorum.
 

Alemtac

#533
Sevgili ahuela yürüdüğünüz yola ve varmak istediğiniz sonuçta sizin için hayırlısını diliyorum.

Sevgiler :)
 

Alemtac

#534
Olacağı bilmek için falcı olmaya gerek yok. Yüzyıllardır yaşanan bir hikaye bu. Tamiflu adlı ilaçla sözde adı domuz gribi olan gribi tadavi ediyorlar ve ilaca yanıt vermeyen ilk vaka tespit ediliyor. Munster Üniversite Hastanesi'nden yapılan açıklamada, virüsün ilaca dirençli hale geldiği bildiriliyor. Uzmanlar, söz konusu virüsün gelecekte nasıl bir değişim göstereceğini bilmiyor muş. Bilemezler, domuz gribi virüsünün bildiğimiz grip virüsünün mutasyonu olup olmadığını bilmedikleri gibi.

 
 

 
 

Alemtac

#535
Hiç bir şeyi hiç bir zaman sahiplenmedim...bilmiyorum, belki hatadır, yinede sahiplenemiyorum. Ne annemi, ne babamı, çocuklarımı, eşimi, sevgilimi, evimi...sadece yaşantımda olanları seviyorum :) yaşantımı paylaşanları, içinde/dışında var olan her şeyi seviyorum :) onlarla birlikte mutlu ve huzurluyum :) Sitemizi de yuva gibi ve bu sayfaları odam gibi görüyorum. Yazdığım her bir cümle odamı süsleyen aile fotoğrafları, biblolar gibi yer alıyor...kimisi yakışmıyor, abes duruyor olsa da seviyorum. Odam derken benim ifadesinin gizlilini göstermesine rağmen, benim odam değil, gelene/gidene açık, isteyen istediği çerçeveyi, bibloyu istediği yere koyabilir :) Siteye her bir arkadaşımın belli bir düzende olması için verdiği emeklere saygılı olmakla beraber yeni gelen arkadaşlarımızın çekincesinin birisinin de nereye yazacaklarını başta kavrayamamak olduğunu bildiğimden "yer önemli değil, yeterki paylaşın" demek gafletinde bulundum. Bu anlamda bir sürü cümle sarf ettim ve etmeyede devam ediyorum. En iyisi artık dur demek kendime :)

Sevgiler :)
 

ahuela

#536
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Alemtac

Hiç bir şeyi hiç bir zaman sahiplenmedim...bilmiyorum, belki hatadır, yinede sahiplenemiyorum. Ne annemi, ne babamı, çocuklarımı, eşimi, sevgilimi, evimi...sadece yaşantımda olanları seviyorum :) yaşantımı paylaşanları, içinde/dışında var olan her şeyi seviyorum :) onlarla birlikte mutlu ve huzurluyum :) Sitemizi de yuva gibi ve bu sayfaları odam gibi görüyorum. Yazdığım her bir cümle odamı süsleyen aile fotoğrafları, biblolar gibi yer alıyor...kimisi yakışmıyor, abes duruyor olsa da seviyorum. Odam derken benim ifadesinin gizlilini göstermesine rağmen, benim odam değil, gelene/gidene açık, isteyen istediği çerçeveyi, bibloyu istediği yere koyabilir :) Siteye her bir arkadaşımın belli bir düzende olması için verdiği emeklere saygılı olmakla beraber yeni gelen arkadaşlarımızın çekincesinin birisinin de nereye yazacaklarını başta kavrayamamak olduğunu bildiğimden "yer önemli değil, yeterki paylaşın" demek gafletinde bulundum. Bu anlamda bir sürü cümle sarf ettim ve etmeyede devam ediyorum. En iyisi artık dur demek kendime :)

Sevgiler :)
Özür dilerim , tabiki haklısınız belirli bir düzen olmalı , hepsini silerim  .Sayfanızı kullandığım için özür dilerim.
Sevgiler.
 

Moderator

#537
Selamlar, şimdi öğrenmek adına traktör sürmeden geldim. Sabah bir alıntı eklemiştim ve "basından" bölümüne eklediğimi düşünüyordum ve sonradan bunu başka bölüme eklediğimi birazdan şaşırarak ta olsa farkettim:)) Ben acaba dedim sevgili Alemtac bundan mı etkilendi bu yazıyı yazdı diye merak ettim, gerçekten:))

Ben genel olarak her başlıkta (kilitliler dışında elbette) paylaşılmasını uygun görüyorum, yani eskisi gibi, çok ideal mi bilmiyorum ancak böyle düşünüyorum. Bu demek değildir ki; başkası farklı düşünmesin ya da ne bileyim işte bir şekil de paylaşım yapmasın, elbette buna da uymaya çalışırım. Kısaca çok dert etmiyorum, gerçekten bilinsin istedim.

Sevgili ahuela lütfen çekinme ve istediğin başlığı aç...Neden? Eski sitede "Genel Kanal Bilgileri" başlığı hatıram var: Kasyopya celselerinin paylaşıldığı başlıkta o kadar çok paylaşım yapmıştım ki, br gün sevgili Bozadi "neden başka bir tartışma başlığı açmıyorsun" demişti ve ben tam yarım saat bakıp siteye başlık açamamıştım:)) İşin garip tarafı da haklı olması idi:)) Ve sonra ilk başlığımı açmıştım ve sonra "boommm":)) Çünkü en çok başlık açan kişi rekoru her iki sitede de elimde bulunuyor:)) Sevgili ahueala bence alınmaya hiç gerek yok ve herşeyde bir öğrenme vardır ve sevgili Alemtac ve bir çok kişi gerçekten ve ben de, çok ne diyeyim kelime bulamıyorrum, sanırım biraz hayalkırıklıkları içindeyiz ya da garip bir duygu işte yalnızlık ve de galiba eski kişiliklerimiz ölüyor ya da hassaslaştık, ama hala uygun kelimede anlatamadım. Evet sevgili ahuela, bir başlık açmanıza yardım etmek ve orada ben de paylaşmak isterim, kendi başlığınızın ne olmasını istersiniz? :))
 

rinda

#538
Ablam nasılsın, seni çok özledim. Aslında bu yazdığın biraz şuna benziyor. "Seviyorsan serbest bırak, dönerse senindir, dönmezse zaten olmamıştır". Zaten olması gereken de hiç bir seyi sahiplenmemek gerek. Çünkü sahiplendiğimiz herşey önümüze engel, sahiplendiğimiz her bir şey yolumuzda yürümemizi yavaşlatacak pranglardır. Bu yol durağı olmayan bir yol, görevimiz bu yolda yürümek... sevgilerimle ablama
Sizin deneyimleriniz başka kimsenin değer biçemeyeceği deneyimlerdir.

Tiversonus

#539
Eşzamanlılık, bir zen filminin ortasındayım, henüz bitmedi ama ben ara verdim, siteye bakayım dedim, filmin en önemli kısmı bir cümle idi:"sahiplenme duygun var ise bu öldürme duygusuna dönüşür" diyor usta. Aslında usta bir adada ve yanında "kalfası" ve bebekliğinden beri yanında olan çocuğa diyor. Çocuk genç olduğunda adaya tedavi için gelen kıza aşık olur ve yatarlar ve kız iyileşince genç buda heykelini de yanına alır ve kızın arkasından gider...Genç yıllar sonra ustaya sığınır çünkü artık bir katildir:)) Beni kim sahiplenmek ister ki acaba:)) yani çok merak ettim...