Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Teşekkür

Başlatan memed, 09 Ekim 2021, 21:24:46

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

memed

2012 den beri basıma gelenleri ve bilgisel olarak gecirdigim değişimleri anlatarak sizleri sıkmak istemiyorum .Sadece bu uyanıs sürecini akıl&ruh &beden saglıgımın bozulmadıgını anladıgım ilk sayfalardan biridir sizin sayfanız.Çok zora düstüğüm bir zamanda (sanırım 2012 haziranıydı )''neler oluyor '' diye sordugum zamanlarda bana çok yardımınız oldu .Süreci bir cok insanın farklı farklı şekillerde astıgını sizleri okudukça farkettim.Kendi adıma hiçbir zaman spiritüalizm ya da din gibi kavramlara yakın olmadıgım için, tüm hayatımda edindigim fizik astronomi biyoloji vs gibi bilim ile ilgili bilgilerimi yeniden bastan düzenledigim ağır bir simya süreci içine girdim.Herkes gibi puzle parcalarını bir araya getirmeye calıstım.Umarım bundan sonra da , sizlerden öğrenmeyi ve dilim döndüğünce olan bitenleri yorumlamaya çalışacagım .Emeginiz ve katkılarınız için teşekkür ederim.

fidelista

#1
Hepimiz hem öğrenci hem öğretmeniz,Tek sonsuz Yaradanın parçalarıyız,derslerle dolu bu boyutta yolculuğumuzda alçakgönüllü ve iyiniyetle çalışırsak her zaman yardım alırız.Ne gelirse haktandır iyidir.Sevgi ve Işıkla kalın.

oryon

#2
2020 ye girmeden bir kac ay once banada biseyler oldu degisik bir deneyim akli kacirmaya yakin neyseki sonraki aylarda toparlamistim ama ışık yolunda ilerleme olarak yorumluyorum :) Neyse sonrasinda bugune kadar hala devam eden geceleri gozumun onune gelen ışık noktaları degisik geometrik sıralamalar halinde her seferinde farklı.Ama yakin bir zamanda eski celselerin ustunden gecerken benzer bir soru soruldunu ve bunlarin dna gelisimi oldugu bilgisine rastladim zaten hissiyatimda bu yondeydi...sevgiler
 

oryon

Benimki dna gerilemeside olabilir:)
 

Tgur

#4
Merhaba sevgili Oryon ,etkinleşen DNA geri döndürmez bu şu aktardığım kısma göre değerlendirilirse daha iyi anlaşılır sanırım,çekirgelerde açılan kanatlar kanatsız hallerine yani yavru hallerine geri döndürmez veya kozasından çıkıp kelebek olan tırtıl tekrar aynı kozaya dönemez,açılmış kanatları mani olur,


"S: (L) İnsanlardaki DNA değişimleri, çekirgelerin sürü halinde uçan türe dönüşmesine benzer birşey mi?
C: Evet.
S: (L) Çekirgeler böyle bir dönüşüm gösteriyor.
C: Herşey doğal döngüsel sürecin bir parçası.
S: (L) Deneyimlediğimiz DNA değişimleri, pek çok nesil sonra bu değişimler etkinleşecek şekilde bize programlanmış mıydı?
C: Yakın."

Tgur

#5
Dostlar veya başka etkiler DNA deyince dayanamıyorum,bu arkadaşların merak ve arayışına belki katkısı olur şeklinde bir fikir yürütmekle yine ileri zamanlarda açıklayacağım çalışmalarımdan bir pasaj aktarıyorum,

YORUMLAR X

S: (L) Pekala, sorularını sor Pierre.
(Pierre) DNA ve bilgi konusunda... bir uzvunu kaybeden bir semender tamamen aynı uzvu yeniden büyütüyor. Bu organize öz-farklılaşmanın yalnızca hücreler içindeki DNA'dan kaynaklı olamayacağını düşünmek doğru olur mu?
C: Evet
S: (Pierre) Yani dışsal bir faktör var. Bu dışsal faktör bilgi alanı mı?
C: Evet
S: (Pierre) Bilgi alanı ile örneğin semenderin DNA'sı etkileşiyor mu?
C: Evet
S: (Pierre) Peki nasıl etkileşiyorlar?
C: DNA bir tür alıcı.
S: (Pierre) Bu durumda bilgi alanının DNA aktivitesini değiştirebildiğini varsaymak doğru mu?
C: Evet
S: (Pierre) Tamam, yani DNA dediğimiz şey, bilgi alanı ile organizma arasında bir aracı.
(L) Korkunç genetik mutasyonları olduğu halde hiçbir semptom göstermeyen insanların durumunu açıklıyor bu...
(Pierre) Evet, çünkü DNA bir tür alet kutusu. Bağlantıdan dolayı, bilgi sahasından alınan bilgiden dolayı bunlardan yalnızca bazıları etkinleşiyor. Yan yana iki hücre aynı genetik kodda olsalar bile tamamen farklı şeyler yapabilirler çünkü bilgi alanı DNA'nın aktifleştirilecek ve pasifleştirilecek kısımlarını değiştiriyor. Dolayısıyla her hücrede çok büyük bir potansiyel var.
(Chu) Daha önce virüslerin tezahür eden düşünceler olduğunu söylemelerinin nedeni bu. Yani sanırım birileri bir düşünce tezahür ettirebiliyor fakat sende alıcı olması gerekiyor. Yani aynı virüsü herkes kapmıyor. Herhangi bir hastalık için de geçerli...
(L) Evet, birinin vücudunda o virüs olabilir ama tamamen pasif kalabilir. Aynı virüs başka bir insanı hemen yıkabiliyor. Bu genetik kitaplarında anlatılanlar akıllara durgunluk verici.
(Pierre) Önceki celselerde K'lar bazılarımızın (Laura ve Joe) ek DNA iplikleri geliştirmekte olduğunu söylemişlerdi. O celsede K'ların fiziksel DNA ipliklerini kastetmediği belirtilmişti. Peki K'lar ne tür ek ipliklerden bahsettiklerini açıklayabilir mi?
C: Normalde budanan DNA kodonları. Sıçrayıp orijinal kodları geri yükleyen veya yeni kodlar getiren transpozonları düşün.
S: (L) Yani temelde DNA'nın değiştirebildiğini mi söylüyorsunuz? Tabi aslında bunu zaten biliyoruz çünkü kitaplar okuyoruz. Ama diğer bir değişle, düşünüşündeki, kavrayışındaki ve bilgi düzeyindeki değişiklikler yoluyla DNA'nın değiştirilebileceğini mi söylüyorsunuz?
C: En önemli faktör bilgi.
S: (L) En önemli faktör bilgi toplamak, araştırmak ve öğrenmek mi?
C: Evet ve öğrenileni uygulamak.
S: (L) Yani yakıt tankı bilgiyle doluyor ve öğrendiğini uygulamak da motoru çalıştırıp gaz pedalına basmak gibi mi?
C: Evet
S: (Pierre) Bu aklıma birşey getiriyor. DNA dönüşümü için en önemli faktör bilgi. DNA bilgi alanının aracısı veya alıcısı. Birey bilgi topluyor ve bu bilgi onun bilgi alanıyla olan bağlantısını artırıyor ve daha da fazla bilgi toplamasını mı sağlıyor? Bir döngü gibi?
C: Evet. Anten yapmak gibi.
S: (L) Bilgi topladıkça antenin değişiyor. Bu o bilginin kullanılmasına bağlı çünkü anten yapmak, öğrendiğini kullanmanın bir sonucu.
C: Evet

-----------------------------------------------------
"Vikipedi, özgür ansiklopedi

Transpozonlar (sıçrayan genler) bir hücrenin genomunda farklı yerlere, transpozisyon olarak adlandırılan bir süreçle hareket edebilen DNA dizileridir. Bu süreç ile mutasyonlara ve genomdaki DNA miktarının değişmesine neden olurlar. Çeşitli hareketli genetik elemanlar mevcuttur, bunlar transpozisyon mekanizmalarına göre sınıflandırılırlar. Retrotranspozonlar (veya Sınıf I transpozonlar) bir RNA ara ürün aracılığıyla kendilerini kopyalayarak hareket ederler. DNA transpozonları (veya Sınıf II transpozonlar) bir RNA ara ürün kullanmaz. Tranpozonların kimi kendini kopyalayarak, kimi kendini çevreleyen DNA'dan kesip çıkarıp başka bir yere taşıyarak hareket eder. Bu özelliklerinden dolayı, bilim insanları transpozonları canlılardaki DNA'yı değiştirmek için bir araç olarak kullanırlar.

Barbara McClintock 1940'ta transpozonları ilk olarak mısır bitkisinde keşfetmesinden dolayı 1983'te Nobel Ödülü almıştır.[1] Transpozonlar, insan dahil, ökaryotik canlıların genomunun önemli bir bölümünü oluştururlar."

**********************

Konuyu genetik kürsüsüne çevirmek istemesem de bazı bilgileri açmak bu tip çalışmaları da ele almamızı gerektiriyor,

Var oluşta DNA nın önemini çok defa vurgularken bir şeyi kaçırıyoruz gibi ,olayları küresel düşünmek gerek, her insan DNA sı o insana özgü sansak da olay fizik beden /genetik beden/eterik beden trinitesini olaya katmakla salim bir yerlere oturur,

Hatta bu işi sadece tek hayatlı bir yaşam döngüsü içinde hapsolmuş değil de en karne hayatlar döngüsü içinde genişçe değerlendirmek gerek,

Bu konuyu bir dostun DNA kazanımları geriye dönüş yapar mı sorusuna veya fikir açıklamasına bakarak takıldım,ona kozasından çıkıp kelebek olan tırtılın geriye dönemez şeklinde bir cevap vermeye çalıştım acizane, anlaşılmıştır sanırım,

Yukarıdaki K. alıntısında DNA faaliyetlerinin bir kısmı olan antenleşme özelliği ile ilgili çarpıcı açıklamalar görüyoruz ,olay daha çok var oluşun genelinde oluşmuş evrensel morfik alan diye de tanımladığımız "bilgi" konusunda toparlanıyor,

Hadiseyi enkarnasyon döngüsü içinde , üçlü ve birbirine yaratımın her safhasında etki eden bedenler çerçevesinde ele almayı işaret etmemden kasıt bazı dostlar sitemizde beraberce bilgi yoğunluğuna dalıp hatta bazı çok düşündürücü harika yorumlar yapsalar da bir zaman gelip ayrılıyorlar,

Onları suçlamak gibi bir ilkelliği şahsen kendime yakıştıramam özgür irade yasasını anlamadığıma delalet eder ,

Her neyse bu kişiler DNA larında geri uygulamayı değil bilgide olgunlaşmayı seçmek üzere bu yolu denemiş olabilirler veya yankı odasının o huzur dolu sakinliğinde bu hayatın geri kalanını geçirmek istemiş olabilirler tabii bunlar benim varsayımlarım ,başka etkiler de olabilir, KH nın kişiye kendini iyi hissettirecek başka son derece mahir uygulamaları da var, bahsetmiştik,

Sonuçta kişinin özgür iradesinin seçimi olayda rol oynar,
Şu kısıma dikkatli bakıp olayı gerçek zeminine oturtmak lazım defalarca bilgi alma yolundaki gayret sadece bilgi almak değil alınanı uygulayabilmekle mümkün açıkça bu ne demek,

Aldığımız bilginin gerçek olduğuna tam "inanmak"

Zorla inanç sağlanmaz onu özellikle dinimiz olarak ırkımıza adapte ettirilmeye çelışılan uygulama safhalarında bol bol yaptılar yapmaya çalışmaktalar, bu kıskacın dışında olayları değerlendirmeyi kazanmak yine alınan bilgiyle ulaşılabilinecek saf ve kesin inançla mümkün olur,

"S: (Pierre) Bu aklıma birşey getiriyor. DNA dönüşümü için en önemli faktör bilgi. DNA bilgi alanının aracısı veya alıcısı. Birey bilgi topluyor ve bu bilgi onun bilgi alanıyla olan bağlantısını artırıyor ve daha da fazla bilgi toplamasını mı sağlıyor? Bir döngü gibi?
C: Evet. Anten yapmak gibi.
S: (L) Bilgi topladıkça antenin değişiyor. Bu o bilginin kullanılmasına bağlı çünkü anten yapmak, öğrendiğini kullanmanın bir sonucu."


oryon

#6
Tgur alinti ve aciklamalarin icin tesekkurler.Yolumuz ışık olsun.
 

memed

#7
Yasadıgımız yeni m-RNA teknolojisinin bu zamanlarla ilgili oldugunu düşünüyorum.Biliyorsunuz, gezegenimiz bir manyetik kutup değişiminin arefesinde.Manyetik kutup değişimi 40'' yi buldugunda, dönüşüm hızının artacagını iddia eden bir bilimsel bir cevre var ki,olasılık dahilinde.Manyetik kutup değişimi ,manyetosferin zayıflamasına ve kozmik ışınların ( Gamma ya da x ısını) yogunlasmasına neden olacak.İlk zamanlar radyasyon yogunlugu bölgesel olsa da, giderek manyetosferin zayıflaması ile daha geniş bölgeleri etkileyecegini düsünüyorum.Radyasyon artışları insanlarda mutasyonlara yolacacak.Bize verilen bilgi ise kendi bilgimiz gecmişimiz genetiğimiz ölcüsünde bunlardan etkilenecegiz.Ve çöp DNA denen yapılarımızın şartellerinin açılmasına yol acacak.Yani &92 si'''işe yaramayan DNA '' giderek daha aktif olmaya baslayacak. Bu değişim dönüşüm tabi ki egemenler tarafından da yakından izlenmekte ve yeni m-RNA teknolojisinin ciddi DNA hasarlarına ya da bu '' çöp DNA '' denen yapının aktifleşmesine engel olması amacıyla bu kadar kitsel ve sanki anormal bir aceleleri varmıs gibi davranıyorlar. Normalde hiçbir yabancı m-RNA hücre içine giremez .Bunu yapabilecek ya bir virüstür ya da bu m-RNA gen terapisidir.Gen terapisi içinde bulunan PEG ( polyetilen glikol) m-RNA nın hücre içine girene kadar ki kamuflajını saglar ve dolayısıyla yaban m-RNA hücre içine girer.Son yapılan çalışmalar ,hücre içine girebilen yabancı m-RNA nın vücut tarafından DNA kodu olarak Dna mıza sirayet ettiğini kanıtlamıstır. Zaten retrovirüslerin gecmiş evrim sürecimizde defalarca ( en az 30-60 arası) DNA larımıza sirayet ettiği bulunmustur.Örneğin kadın plasentasında ki sinsitin proteini& geni gibi.Yani Biontec gibi m-RNA ya da Jonson gibi DNA bazlı gen terapileri iddia ettikleri gibi değil , DNA mıza nüfus etme olasılıkları cok güçlüdür.( önemli not; insan hayatı boyunca kendi DNA sını düzenleyebildigi ve değiştirebildigi için bu gen terapisi başaraılı olacak diye bir şey yok , bireysel anlamda istediklerini yapamayabilecekleri cok fazla birey de olacaktır.) Bir şekilde tıp eğitimi aldıgım için ve iş hayatımın önemli kısmı virüslerle ilgili oldugu için ,beni en fazla rahatsız eden şey ise bütün '' asılar '' için sectikleri proteinin ,Spike Proteini olmasıdır. Spike protein , prion tarzda etki edebilme olasılıgına sahip bir protein olmasıdır ( https://tr.wikipedia.org/wiki/Prion ) .Bunun yanında son gelen bilimsel akademik bilgilerde birazcık bunu destekler niteliktedir ( https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC8437699/?fbclid=IwAR3SsBL8lYXd2rx1ML6D9OHS4fCHT2ApzzRSDOnueek0NW8IBADuHtD3gZU#!po=0.194553 ) Daha kısa tutmaya çalışırsam eger; bu zamandan itibaren ,gen terapisi alan bazı insanlar ,saglıkla ilgili sorunlar yasarken ,kendi DNA ları üzerinde söz sahibi olamayacaklar .( Gen terapisi alanların hepsi değil ,bir çogu bu işten yırtabilir) .Malesef spike protein için bu söylediklerim.Grafen hakkında aslında hepimiz bilgisiziz.Ve zaman içinde görecegiz ,gercekten anten ,manyetik alan ya da ısı değişimleri etkisini.Demem o ki , manyetik kutup değişimine ciddi bir hazırlık yapılıyor egemenlerimiz tarafından ,insan üzerinde .

memed

#8
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Hepimiz hem öğrenci hem öğretmeniz,Tek sonsuz Yaradanın parçalarıyız,derslerle dolu bu boyutta yolculuğumuzda alçakgönüllü ve iyiniyetle çalışırsak her zaman yardım alırız.Ne gelirse haktandır iyidir.Sevgi ve Işıkla kalın.


Çok teşekkür ederim herkese :) Bu arada sayfayı kullanmayı bilmiyorum ,yanıt vermelerim gecikebilir ya da....... anlarsınız :)

Tgur

#9
Oryon,dostum asıl ben teşekkür ederim konuyu hatırlatıp gün yüzüne çıkarttığın için,

Sevgili memed kardeşim konuya çok güzel ve evrensel konuları yoğurarak girmişsiniz size hoş geldiniz dediğimi hatırlamıyorum hoş geldiniz geç olsa da mazur görün,

Sizin engin bilgilerinizde istifade etmek ve sipiritüel anlamda bir başka konumda olan sitemiz için kazançtır,hele "açılmamış DNA nın şartellerinin açılması" tabiri çok etkili ve uygun,
Bahsettiğiniz gibi çöp DNA deyip ilgilenmeyip bir kenara bırakan dünya biliminin mRNA aşılarının masumiyeti konusunda ahkam kesmeleri çok komik,

Aynı mealde şu çıkarımımla aynı şeyi söylüyoruz,

mRNA aşılarında yapılan yazılım müdaheleleri ile dışarıdan Covid-19 virüsünün sadece dışındaki dikensi proteini yapmak üzere hazırlanır ve hücre içine verilir ribozomlarda o proteinler imal edilir aşı olarak insanlara verilir ,tabii ki virüs yaratımın değişim dönüşüm yasasına göre buna yani dikensi protein yapısına direnç gösteren halde başkalaşım geçirir buna "mutasyon geçirmiş virüs" demekteyiz artık o eski hazırlanan aşı iş görmez, şu anda o hal yaşanıyor değişik duruma etkili mRNA aşıları üretilmekte ,

Bu tip aşıların DNA transkripsiyonu bolca kurcalayabileceği araştırma konusudur bu tip aşının dışarıdan hazırlanıp hücre içinde direkt ribozomlara gidip çekirdekteki DNA a dokunmadığı söylense de işini bitirip parçalansa yok olur dense de latent yani beklemekte olan KH tarafından hazırlanan tuzakları harekete geçirme endişesini göz ardı edemeyiz,

Zira DNA nın tanınmayan yani yüzde doksan ikilik intron diye adlandırılan kısımın olaylara nasıl iştirak ettiği henüz dünya biliminde çözülmemiştir ,

Bir biolojik makalede hücrenin aptal olduğu bile söylenmiştir bu yüzden spike protein üreten dışarıda hazırlanmış mRNAnın işlevini ribozomlarda yapıp yok olması bunu ispat eder dense de o aptal denilen hücre genelinin özellikle DNA nın bahsettiğimiz yüzde doksan ikisi tanımlanmamış bölümünü çözemeyenlere gerçekte aynı tabiri çıkaranlara döndürebiliriz yani aptallık nasıl tanımlanacak, kim gerçekten aptal..

Tgur

#10
Konuya ilave olarak "intron" tanımlamasının ne olduğu ve ileri bilimcilerinin bazılarının küçük bir kısmını açıklama imkanı bulmuşlar genelde DNA olayı engin ve bir çok uygulamaya gebe muazzam bir yaratım sergilenmesi,
Bu kısmı çok evvel vermiştim ,hatırlayalım,


"Protein ve enzimler üretilirken, DNA üzerindeki genlerin harf dizilimi örnek alınarak bu genlere karşılık gelen RNA kopya dizilimleri çıkarılır. Kopyalanan bu RNA'lar (mRNA - haberci RNA) yapılırken, genin harf dizilimi baştan sona tümüyle okunmaz. Bir kısım dizilim okunup kopyası çıkarıldıktan sonra, uzun bir bölüm okunmadan atlanıp başka bir bölüme geçilir ve oradan devam edilir. DNA'nın okunmadan atlanan bu bölümüne intron adı verilir. Intronlar, mRNA ve protein kodlamasına katılmazlar.

Genlerin kodlamaya katılmayan bu bölümü, toplam insan genomunun yaklaşık %97'lik bir kısmını oluşturur. Kodlanan kısımlara ise ekson adı verilir.

Daha önceleri bu kısımların, DNA'nın hiçbir işe yaramayan kısımları olarak düşünülüyordu ("junk DNA"). Fakat son birkaç yılın bulgularına göre bu bölümlerin de kodlandığı anlaşıldı. Protein yapımına katılmayan intron (ve DNA'nın genler dışında kalan bölümleri) hücre ve canlı yaşamında çok büyük görev ve fonksiyonlar üstleniyor. Bu bölümler çeşitli RNA kodlar.

Yeni yeni bulunmaya başlayan bu RNA'lar, doğrudan protein kodlamasalar da;

Hangi proteinin nerede, nasıl, ne kadar ve ne zaman kodlanacağını
Ne zaman durdurulup ne zaman başlanacağını
Hangi genin hangi genle ya da hangi proteinin hangi proteinle birleştirileceğini
Hangi hücre ve dokunun hangi organda ne kadar ve ne zaman yapılacağını
Büyüme ve gelişmenin nerede nasıl düzenleneceğini
Kök hücrelerin nerede hangi hücre, doku ve organlara dönüşeceğini
Hangi genin hangi koşullarda susturulup çalıştırılmayacağını ya da daha önce sessiz kalıp fonksiyon göstermeyen hangi genin hangi koşullarda yeniden çalışmaya başlatılacağını
Bir gen okunurken hangi bölümün okunup hangi bölümün okunmayacağını, ne zaman, nereden nereye atlanacağını
Hücrelerin hangi koşullarda çoğaltılıp ya da öldürüleceğini,
Ne zaman kanser geliştirileceğini
Hücre çoğalma ve bölünmesini
Kromozomların yapısını,
belirlemektedir."

Alıntı.

memed

#11
Çok tesekkür ederim :) Yazdıklarınıza katılıyorum . Konudan bagımsız gibi görünse de bir haber paylaşmak istiyorum .Bu arada DNA kütüphanemizde ki kitaplar ,RNA ise kütüphaneci gibi bir görev üstleniyor.Son zamanlarda gelen bilgiler ,varolusun ana yapısının önce RNA oldugunu gösteriyor bize ki , bizler DNA diye okumustuk .Bu haberin cok ilginç acılımları vardır.:
https://www.olay.com.tr/kadin-beyninde-yasayan-erkek-dnasi-73284

gerçek tosun paşa

#12
Arkadaşlar DNA konusunda oldukça iyi gidiyorsunuz elinize sağlık

bozadi

#13
Biraz gecikmeli de olsa, "foruma hoşgeldin" demek istiyorum sevgili memed. :)

Qui-gon jinn

#14
memed kardeşim hoşgeldin, olana bitene dair yorumlarını, farklı bir bakış açısı olarak birde senden duymayı isteriz elbet, tekrardan hoşgeldin.