Haberler:

Yeni celse forumda! 27 Haziran 2026🎉🌱

Ana Menü

KANALLAR VE BİZ

Başlatan Tgur, 08 Ocak 2010, 13:16:23

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

KANALLAR VE BİZ,

Kanal sözcüleri bir postta oturan mıdır yoksa biz miyiz,

Yoğunlukların 3. kademe ve biraz da 4. kademesi biziz ,insan formu,

İnsana hitap edenler ,üstatlar kim ,insan formu üzerindeki bilinç kümeleri ,
Yani insan bireyselliğinden sıyrılmış ortak bilinç bütünlüğünün insana hitap şeklinde bireyselliğe bürünmüş bölümleri,
Onlarda zaman yok ,zira zaman bir illüzyon ve sadece bizim yoğunluğumuzda geçerli,

Lineer ölçüde zamana göre olanları yorumlayıp zaman karmasındaki acı ve mutluluğu deneyen kim ,biz..

Zamandaki bu yoğun yaşamdaki karşılaşılan detaylı durumlara karşı kanal üstatlarının ,öneri,yüreğe su serpen bilgileri cömertçe vermeleri ,bazen kehanetsi açılımlarla zamanda olacaklarla ilgili bilgi paketlerini sunmaları ,düşüncelere süratle hazır cevapları ulaştırmaları,zihni çalıştırıp o an anlaşılmayan ancak zamanla çözülecek puzzle tipi ifadelerde bulunmaları ,daha fazla bilgiye ulaşmak için öneriler sergilemeleri ve bunların o andaki insan kapasite ve kabiliyetine uygun kolay yollara indirgemeleri bu yola baş koymuş yani bu frekansa gelmiş bizlerin sıklıkla karşılaştığı şeyler..

Bu bahsettiklerim üzerine biraz daha analitik düşünelim,

Monoteizm illüzyonu ,bizi dualite evreninde yığıp, alabildiğine bütünlük dışında tuttu,
Anlayışımız, yorumlamalarımız ,mutlak ayrılık prensibinde, ben ve diğerleri bakışını zihnimize adeta kazıdı..
Şimdi bütünlüğü kavramaya yöneldik ,bilgi yolculuğumuz bu ara durağa erişmeli ve orada bir müddet durup olan biteni artık kavramalı,
Aklını kullanmasını bilen bir zihin ne kadar minimal durumda olursa olsun o muhteşem bilgi zenginliğini bir yerlere kaydetmek saklamak ister ,ve bizde de o var ,

Ne demek istiyorum,

Bir ara sağolsun diğer dostlarla beraber DNA üzerine yoğunlaşıp ,bilginin tümünün bizlerde depolandığını ve bu indirgenmiş durumda yüzde bir ikisini ,Freud\'un da tesbit ettiği gibi cinsiyet ve açlık üzerine işlev görecek bölümünü kullandığımızı izah etmeye çalıştık, geri kalan bilgi örtülü,ama orada..

İntron bölgeler..

Bu bilgi örtüsü neden oluştu, birileri çeşitli emellerle genetik çalışmalar mı yaptı ,yoksa tanrısal düşüş şeklinde izah edilen dualite minimallığına meraklı zihin mi kendini indirgedi, o, araştırma konusu veya üzerinde açıklama isteyen diğer bir konu,

Şu durumda üzerinde durduğumuz, kanallama hadisesinin analizi,

Kanallamada ,örtünün öte tarafında bir posta oturup bize masalsı bir ifade ile hitap eden yok,
Öyle bir bireysellik ,sadece bizim yoğunluğumuzda bizim istediğimiz yarattığımız bir husus,

Gerçekte biz ,bütünlük bilincine uzanıp oradan isteğimize göre bilgileri çekiyoruz..
Şaşırtıcı değil mi..
Burada benim o anda aklıma gelmedi ki bu bilgiler deriz ,şu an bunu düşünmüyorum ki,

Özünüz istemiştir ,

Öz  ifadesi ile tanımlanan, sizin o örtülü dediğimiz veya örtülen bölümdeki benliğiniz,
Kanalla irtibat kuran veya okuyan ,dinleyen hale gelmiş kısmıyla, geçirmiş olan evrim maceranızla dolu olan ,bir ışık halinden indirgenip ,maddeleşip belki milyonlarca yıllık kayıtları saklayan bölümünüz..

İzahın bu bölümünde ,kanalla temas eden diğer insan bölümlerinin , evrim yoğunluklarının da sorgulamaları veya düşüncelerini de hesaba katmalıyız ,

Kısaca ,böyle geniş bir topluluk ,bilinç bütünlüğünden bilgileri çeker ve kendi yoğunluğunun özelliğine göre ona bir isim verilir ve posta oturtulur..

Burada eğer bir medyum yoluyla bu bilgiler akıyorsa da ,gerçekte istek genelden gelmiştir,
Anlatılanlar, çeşitli özlerin kendi bilgilerine ulaşma isteğinin cevaplanmasıdır,daha doğrusu bütünlük bilincinden ilgi duyulanın çekilmesidir , medyum veya bilginin geldiği sanılan düzenlemeler sadece bir araçtır , bu yoğunluğun maddesel mizansenine uygun detaylarıdır..

Sonuç,

Kanalı kuran ,bütünlük bilincinden çeken  ,çeşitli isim veya makamlar veren ,dinleyen ,yorumlayan, inanç sistemini kuran ,bu kurduğu üzerine maceralar yaşayan yani yaşam kurgusunu imar edip içinde boğulana kadar şikayet edici bir hale getirip yaşayan hep biz..

Bütünlüğü layık olduğu şekilde kavrayana kadar..

Sevgiler..

Tiversonus

#1
Sevgili Tgur'un ne söylemek istediğini yazılanlardan farklı olarak(orada olmayanı da katarak) fikrimi paylaşmak istiyorum, elbette olaylara genel bir bakış çerçevesinde...

Maddesel(ölçüleblen) ve anti-maddesel (ölçülemeyen) bir bütünlüğü taşıyoruz. Bu herkes tarafından kabul edilmese dahi böyle. Örneğin biriktirdiğimiz bilgiin kayıt altında olduğu hem madde örneğin zihinsel nöronlarda hologramik kayıtlar ya da DNA hücresel kayıtlarımız ve işte tüm bu madddeselin içine derin bakış ile baktığımızda ise hem o maddesel olan ve hem onun bir uzantısı ve onuda var eden anti-maddesel(ölçülemeyen) yanında kayıtlıyoruz demektir. Ve bu iki kısım bir birlerini varediyorlar olmalı, yani hem zıtların birliği ilkesi var ortada ve hem de zıtların mücadelesi... Burası belli ki bu şekilde çalışıyor...İşte bilimsel diye adlandırılan kesim bu ölçülebilir içerisinde bir noktaya kadar gelip duruyor, neden? Çünkü o hep "ölçme" içerisinde hareket etme eğiliminde ve durduğu yerde bilinç sarmalı için kendine dönüp farklı bir yaklaşımın arayışını yapması gerekiyor...İşi Ruhsal açıdan irdeleyen için ise bence durum çok daha zor, burada "dogmatik çukurlar" var ve buradan bilginin ölçülebilir yanının eksikliği de devreye girince, ki bunlar bütünün parçalarıdır, evet o ölçülemeyen kısımda yüzmeye çalışırken, ölçülebilir olandaki bilinçli bilgi eksikliği ile çok zor durumlara düşebiliyor...Ve aslında her iki "yol" için eksiklikler ve bilinç tuzakları olmasına rağmen, ölçülebilir olan ile ölçülemeyen ama varlığını ölçülebilir olan ile uyumlu yapabilen bir üssel kavraış yapabiliyor...

Benim bazı içsel iddialarım vardır. Ancak bunun kavrayışını bilimsel(ölçülebilen) ile giden ile daha çok zihinsel çatışma yaşmadan paylaşabildiğimi gördüğümden çoğu zaman bunları içimde bırakıyorum, öte yandan sadece varoluşun anti-madde yapısında kavrayış peşinde olan içinse durum çok daha zor...

Örneğin bilimsel bilgisi "çoz az" olanlar arasında "inancın çok daha az olduğu" fikrini taşırım...Neden? "İnanıyorum" sözleri de fazladır bu kişilerin, ama sözlerin ötesinde ölçülebilir şeyler ile ölçtüğümde şunu görürüm: inançları o kadar az dır ki bu neden ile çok dillendirme/söyleme/ifade etme yaparak kendileri ile büyük mücadele içerisindedirler...Aslında kendilerine ispat içindir bu tür söylemler ve savunmaları...

Tarihte Gazi'yi, onu çok inançlı görürürüm, neden? Çünkü o kadar ölüm fermanı risklerine ve maddesel dünyadan verilenler ile durdurma çabalarına rağmen hareketine devam etmesinde bir "bilgi ve inanç" vardır diye düşünürüm ve o bu konuları belki en-az dillendiren bir kişilik sergilemiştir ama uygulamaları ölçülebilinir...Ve bunu çok söyleyenin ise ölçülebilir yanına baktığımızda durum çok daha rahat görülebilinir. Bir şeyi çok söylüyorsa kişi, inanç oluşturma sevdasındadır, böyle düşünürüm.

Kısaca varoluş maddesel ve anti-maddesel(burasıda bir bakışla maddeselden daha çok yüksek titreşimli maddeseldir) bir bütünlüktür. İşte anti-maddesel denilen ve madde kadar da maddesel(!) olan bir bütünlüğün, dengeli uyumu sağlandığında bu tür bilgiler çok daha fazla hatırlanabilinir ya da ulaşılabilinir olur, benim düşüncem bu yönde..Sonuçta bilinç yaklaşımlarının ötesinde bir yükek bilinç parçaları da taşıyoruz.

Ve maddesel ve anti-maddesel yanımız ile şunu söyleyebiliriz: Ölçülebilir ile ölçülebilirliliğin içinde ölçülemeyen bir bütünlük yapısındayız. İş bu uyumu sağlamakta. Ve ölçülemeyen den akış sağlanınca bunu ölçülebilene taşıyabildiğimizde müthiş bir bilgi taşınımı yapılır. Kanal olayına böyle bakmak gerekir diye düşünüyorum.


Frekans titreşimi açısından baktığımızda ise; yüksek ve düşük frekansları aynı anda, varlık olarak taşıdığımız söylenebilinir. İşte burada da birbirleri ile mücadele ve birbirlerini var-etme prensibi açılışır: Zıtların mücadelesi ve zıtların birliği ilkesi.


Ve kısaca, bu bütünlüğü göremeyen, kavrayamayan için çok sıkıntılı bir durum ortaya çıkabilir ve çıkar büyük olasılıkla diye düşünüyorum. Ve bu uyumdaki olanlar ise, hem ölçülebilir maddi işi fazlaca özümseyenler ile ve hem de o ölçülebilir içerisinde-bunun ölçütlerinde sınırlı kalanlar ile de bir uyumsuzluk yaşarlar. Bilincin maddesel ve buradan da başka bir tür işleyiş ile anti (ama yine de kendine göre maddesel) bütünlüğü göremeyenlere anlatmak çok zor...Biri dogmatik savunma ile kendi korkusunu(bilmemekten) icra eder diğeri de kendi ölçülebilir dünyasından dışarı atmaya ve hatta ölçülebilir-maddesi ile de onu uyuşturmaya (ilaçla v.s) çalışır; yok etmeye çalışırlar: Halbuki ikisi de doğrudur, ama ikisinin doğruluğu ve tamamlayıcılığı görüşleri eksiktirler..

Umarım dağıtmamışımdır konuyu.

Selamlar ve Sevgiler...

Tiversonus

#2
Geçenlerde bir şey dikkatimi çekti; sevgili Almetac'ın buraya sunduğu benimde "Hologram" diye isim koyarak internette başka bir sitede yayınladığım video ile ilgili...Ve o başka siteden bir arkadaştam teşekür maili aldım. Şunu düşündüm; bu konularda yazı olarak okumuş olmalı ancak, kendi içerisinde tam bir inanca gelemediği bilgiler olmalı ki; bunu bir teşekür edecek ve hatta büyük bir titreşim ile edecek kadar yapıyor olmalı...Çünkü bu bilgileri büyük olasılıkla veya tam olarak biliyorum ki; daha önce okumuştu, üzerinde düşünmüştü ve çelişkiler içerisindeydi çünkü, bu yıllarca ona böyle öğretilmemişti ve eski kayıtlarını silmesi zordu ve orada "saygın" insanlar tarafından derli toplu aktarılması ile kendindeki çelişkiyi aşma yönelimi ile bir çelişkiyi çözme rahatlığı yaşamıştı...Ve ölçelim: İnsanları hayvanlardan ayıran temel bir şey; insanın yalan söylemesidir, sözkonusu insan ise yalan söyler. Bu önermem için kişi neler hisseder ve zihinsel tepki verir? Yani olduğumuz ile olduğunu sandığımız arasında ÇOK FARKlı bir durum vardır...Başka bir önermem; kişilerin cümlelerinde özne enfazla, ezici çoğunlukla "başkalarıdır", ben değilidr veya ben öznesi en-güzel olan hayali durumlar için kullanılır...Bu da ölçülebilinir, ama elbette ölçmeyiz...Bu rahatsızlık verir...Şunu söylemek istiyorum: İlim Kendini Bilmektir...Ve buraya ölçülebilir bir Dünya durumundan gelmemizde, Yüksek Bilinçlerin planındaki doğru bir hesap vardır ve eski paradigmayı ayakta tutan EN temel dinamikler ise (günümüz dünyasında) dogtmatizmden kaynaklanır ki o yıkılmadıkça kendi içimizde de işler dengeye varamaz...Tarihsel akışta bir doğruluk hesabı var diye düşünüyorum...

Tiversonus

#3
Ve bunu eklememeyi çok eksik görüyorum, affınıza sığınarak: "Ritüeller sınırlar" ne demek?

Ritüeller iş yapmaz demek değildir, asla bu cümlenin anlamı bu değildir. Ritüeller "sınırlar", evet demek ki bir noktaya kadar iş yapar ve belki gerekli de ama "sınırlama" sı ne demek? Bunu simgesel düşünün derim. Demek ki; tek bir düşünce kıvılcımının yaratımına geçebileceği bir bilinç yoğunluğuna gidiş, bir yükseliş ise, artık düşüncenin ehlilleştirilmesi, saflaşmaya doğru gitmesi gerekiyor. Ritüeller dünya dogmatizmi olarak simgelense olayı daha iyi kavrarız diye düşünüyorum. Bu bir gelişim aşaması ve artık büyümek için farklı şeyler gerekiyor demektir. Ve belirli bir çalışmadan sonra, namaz kılmayan sufileri duymuşsunuzdur ya da sadece derin-tefekkür eden... İşte burada herkese uyacak bir elbise de düşünmüyorum elbette ama varoluşu en iyi anlayan Peygamber-haberci lerinde iyi "matematik" bildiklerini ve hatta şimdiki üniversite öğrencilerinin çözmekte zorlanacakları kadar pozitif/ölçülebilir matematik bildiklerini tahmin ediyorum. Burada matematik de "fiziksellik" simgesi olsun...Varoluşun kanunları objektiftir, algılamalarımızı ve bilincimizi buna uygun hale getirmedikçe, bu kanunlara aykırı hareket etme oranımız artar diye düşünüyorum. Ve artık yeni aşama bilgi/ilahi ya da antimadde/madde birliğinin kavrayışındadır diyorum. İşte o zaman "Kanal" nedir anlayabiliriz diye düşünüyorum...

Şunun güzel bir örnek olduğunu ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine (faydalı olabileceğini) inanıyorum:

Ra Bilgileri'ni kanallayan ekibin, örneğin Don Elkins'in neden dört fakülte bitirdiğini ve yolcu uçağı pilotu olduğunu! Ve kanalın ouşumu için beklenildiği açıklanır. Bu "bekleme" süresinde neler yaşanmıştır?...Ra Toplumsal Bilinç Bileşimi gezegende bulunuşları hakkında bilgi verir ve içine düştükleri "ikircikli" durum anlatılır ve bunları birlikte düşündüğümüzde en iyi kavrama ile Kanal'ın ne olduğunu anlayabiliriz?


Ayrıca Kasyopya Araştırma grubunun yapısını, aynı şekilde incelemenin de faydalı olduğunu düşünüyorum...Bilgi (fiziksel bilgi) bir noktadan sonra bir kapı aralıyor; işte varoluşun bütünlüğü açısından...Bence, bu Kanal örnekleri, bu kanalın akatarıcılarının genel insani yanlarının incelenmesinde diyorum: Ne yerler, ne içerler, nasıl ve nereden gelmişler gibi magazinsel yanlarının incelenmesi önemli olabilir diye düşünüyorum...Ve daha "pozitif ve negatif" in sözlüksel anlamlarını ya da bilimin temel kolları içerisinde olası anlamlarını bilmeyenlerin -bilmezler çünkü hiç bahsetmezler ya da üzerine bir kaç sayfa bir şey yazamazlar- yaptıklarıgibi "negatif" nitelendirmesi ile karşılaşırız. Bilmediğimiz bir anlamın niteleyicisi oluruz, olurlar, olmuşlardır, oluyorlar, olacaklar...Peygamberler dahi ya öldürülmeye çalışılmışlardır ya da öldürülmüşlerdir...Ve şunu düşünürüm "öldürülme" olasılığı en fazla hangi bilgi alanındadır; dinsel olanda mı bilimsel(ölçülebilir) olan da mı? Yani dinlerden mi gelir veya bir profesör/akadamiklerden mi? Başka bir bakış ile; ölçülebilir fizikselliğin içinde uzun yol alanlardan mı yada sözde ruhsal olupta fiziksel bilgiden uzak kalanlardan(dogmatiklerden) mı gelir bu tehlike en fazla olasılık ile? Bu bir paradoks değil mi?

Tgur

#4
Sevgili dostumuzun açıklamaları konuyu daha detaylandırıyor gibi ise de, görünür veya görmeye çalıştığımız bütünlük gerçekliğini, bilimsel kriterlerle açıklamaya yani matematik ile ölçme merakının kırılma noktalarını izah etmeye yönelik.

Durum bu noktaya gelince, bu ayrılış bölümünü aşabilmek için bilimin gelip tıkandığı noktaları barizleştirmek lazım ki bilinçler pik yapmaya doğru yönelsin ,yoksa anlatamadıklarını "işe yaramaz DNA" şeklinde bir ifadeyle kapatıp kaçtıkları gibi yaparlar, diğer tıkanık noktalara doğru gerçekten işe yaramayacak döngülerde takılıp kalırlar.

Bir kere Cern deki yoğun deneylerin baştan işe yaramıyacağını zannedip olumsuz şeyler söylemiştim,

Ancak şu andaki bakışla bunun bahsi geçen aşamaları yapmaları için bir fırsat mı yaratır şeklinde düşünmeye başladım ,Zira atomun bulunabilecek ,bulunabilen en alt parçaları, mevcut ölçüm metodlarını aşan bir özellikle, ama var olduklarını tamamen arada bir belirterek, adeta önlerine madde ve anti madde arasındaki o meşhur (bir zamanlar atomun içerisindeki kara delik şeklinde izah etmiştim ) bağa doğru ışık tutuyorlar ,artık bu anlayışa gelin diye sürüklüyorlar,

Ama doğmatik olmaya doğru (işaret ettiğiniz gibi)onları sürükleyen bu hal, ürkütüyor sanırım anlıyacağınız ,sonsuzluk kavramının bilinmeyenleri de içine alan bir kavram olduğunu dünyada kullanılan cetvelin sonsuzluğu ölçemeyeceğini ölçüm için başka parametreler gerektiğini anlayana kadar sürecek bu iş..

Gerçekte bu döngülerini kırabilecek birçok doneyle beraber yaşıyorlar, sevgi duygular v.s .gibi ölçülemiyecek olanlar, ancak onları ölçmeye kalkışmayıp ölçtüklerinin mutluluğu ve gururu ile kurdukları dünyayı herşey sanıyorlar ,diğer yandan doğma konusunda uğraşanların özellikle dinsel döngüdedeki takıntılı olanların o verilenin dışındaki kurdukları korkunç cehaletli halle kendilerini kıyasladıklarında ortaya birbirinden sahte sınırlarla ayrılmış ve bu ayırımları barizleştirmiş bağnaz döngüler çıkıyor..

Bu bağnaz döngülerle dolmuş ortamda biz nasıl olacağız ,
Evvela bu döngülerin içine karışmış bir ortamdan sıyrıldığımızı anlayıp kendimizi bağışlayıp yükselteceğiz ,zira bu bireysellik dünyasında kendimizi tanımanın en önemli bir konumu sevgiyi evvela kendimize yöneltmektir ,bireyselliğin birinci gereği budur..

Sonra ,
Sonra, yargılamıyacağız ,
Bağışlayacağız, bağışlayacağız,bağışlayacağız..

Tiversonus

#5
Merhaba, zamanın olmadığını bilincinde taşıyanlara da şimdi'den selamlar. Sevgili Tgur'a teşekür ediyorum, ancak onun açtığı bağlığın etrafında konuların işlenmediğinin de farkındayım. Bunu sanırım ben sağladım. Kendimi affediyorum ve yargılamıyorum:))

Sevgili Tgur'un DNA araştırmalarına epeyce "zaman" ayırdığını gözlemliyorum, bu alandaki bilgilerin önemli olduğunu biliyorum. Benim bakış açım ile buradaki "zekayı" daha iyi kavrayabilmek için, bu ışık kodlarını daha iyi anlayabilmek için Bilgisayar Programcılığının temel bilgilerinin bilinmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette bu benim bakış açım. Basit bir anlatım ile; DNA'mızdaki yüzde 1 farklılık bizleri insan bedeni yerine bir Yunus bedenine oturtabilir. Peki o yüzde 99'luk kısım, matematiğin olasılık bölümündeki bilgiler ile ne anlama gelir? Bir bakış açısı oluşturabilsin diye bahsettim.

Bu başlığa uygunluğunun tam olmadığını bilerek, yazıyı okuyunca oluşan sorularımın, problemlerin ne olduğunu paylaşmak için burayı, bu başlığı kullandığım için affınıza sığınıyorum. ve şunu düşünüyorum: "yargılama" ve "bağışlama" nedir, bu kelimelerin ifade ettiğini, kullananlar ve okuyanlar açısından ya da yaşadığımız toplum açısından "ortak" algılar dahilinde kullanabiliyor isek, fazlaca bir sorun olmayacaktır. Bunun böyle olmasını isterdim. bunun böyle olup ya da olmadığının tesbiti için aklıma gelen sözlüğe bakmak oldu. Buradaki sorunun kelime ya da soyut kelimeleri olduğunu düşünüyorsanız bence eksik düşünürsünüz. Buradaki sorun "ölçme sorunu" dur. Soyut anlamlar yüklü kelimelerin "ölçülme" sorunudur. Bu bize klasik/günümüz biliminin temel sorunudur: ölçme sorunu...

Bir şeyi ölçebilmemiz için, ölçüm için kullanacağımız ölçülebilir şeylere ihtiyacımız vardır, bu genel olarak böyle. Fakat ölçülecek olanın ne olduğunda bir ortak standart ortada yok ise, işte bu standart oluşmamış ise, gerçekten durum çok karışık olur, zaten genel olarakta durum budur. Bu kelimenin "ortak standartı" nedir diye, "yargılama" kelimesini ortaya koyuyorum. Evet aklıma gelen ilk şey sözlüğe bakmak oldu:


yargılama
a. huk. 1. Birbirine karşı olan iki tarafı dinleyerek bir yargıya varma, muhakeme. 2. fel. ve ruh b. Anlık.

Güncel Türkçe Sözlük
----
yargılama İng. judgement, lawsuit, legal process
Duruşmaya başlandıktan yargı verilinceye dek yapılan işlemlerin tümü.

BSTS / Ceza Yargılama Yöntemi Yasası Terimleri 1972

----

yargılama
muhâkeme. ~ süreci: muhâkeme usûlü (bk. yargılayış). ~ töresi: muhâkeme hukuku (karş. yurttaşlar yargılama töresi).

BSTS / Medeni Hukuk Terimleri Sözlüğü 1966

----

yargılamak
(-i) 1. Yargıç, bir karara varmak için davalı ile davacıyı dinleyerek sonuca varmak. 2. mec. Herhangi bir kimse, şey, konu vb.yle ilgili olumlu veya olumsuz görüş belirtmek.

Güncel Türkçe Sözlük
---

yargılamak
Bağışlamak, korumak

Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü




Bu sorunun -eğer var ise ki ben çok önemli olarak var olduğunu düşünüyorum- ortaya konulmasının arkasındaki amacın; genel olarak dna'ler ve diğer herşey ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Eğer ki ölçme sorununu bir çözüme kavuşturamaz isek, çıkarımlarımız ve sonuçlarımız arasında büyük farklar oluşabilecektir. bana bu bir kaos gibi gözüküyor.

Ra bilgilerinde hasat konusunda "mor ışın" merkezindeki renge ya da titreşime göre hasat'ın yapıldığı söylenmekte. Bakın burada bile bir ölçme sorunu olduğunu düşünüyorum, gerçekten de bu böylemidir. Eğer ışığın titreşimsel frekansı ve dalga boyu, objektif bilinçler ki yüksek bilinçler olmaları nedeniyle objektif br kabulüm var, belirli sapmaların, kabul edilebilir sapmaların içerisinde ise; ölçme kabul edilir. Burada seçimi yapan bizler olduğumuzu belirtelim ve sadece yüksek bilinçlerimizin bu seçimlerden doğan uygulamalara yardım ettiklerini belirtelim.

Kısaca "ölçme" sorunu her alanda var.

Örneğin, "Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğü" ne göre bir iş yapsak: (Bağışlamak, korumak) anlamlı bir şey oluyor "yargılamak"...Ve "ben seni yargılıyorum" diyesim geliyor bu sözlüğü okuyunca:)) Neşe olsun diye tabi ki.

Büyük bir sorundur "ölçme", ve bir satandart oluşturulmadan ise; sorundan ötesi var!

Genel bir fizkir olması açısından, yazının başlığına uygun olarak ve DNA ve Cern ve Kuantum olaylarını katarak, olayı kavramamız gerekir diye belirtiyorum: Malum, ölçme problemimiz var, hepimizin var.



Ve başka bir şeyi ilave etmek istiyorum. Kasyopya celselerinde Einstein'ın "geleceğin, şimdinin ve geçmişin değiştirilebilir olduğunu" gördüğü ve bundan korktuğu söylenir. Neden değiştirilebilinir olması korkutucudur? Ve Kuantum fiziğine karşı duruşunu bildiğimiz Einstein, bilinci denkleme katmadan bu matematiksel çıkarımı yapmış olabilir? Bir başka ilavem şu olacak: Kuantum fiziği denkleme "gözlemciyi" koyarak bir çığır açmıştır. Gözlemci "zeka" olarak ta ifade edilebilir ya da "zeki bilinç"...Ben herşeye rağmen; ölçme problemlerini objektif kriterlere uyarladığımızda klasik/günümüz biliminin, "objektif gerçeğe" daha yakın olduğunu düşünüyorum. Ancak "ölçme" kriterlerinin niteikler için yeniden inşa edilmesi gerektiğine de inanıyorum. Örneğin; matematikte "iyi" ve "kötü" kavramlarının yeralması için neler yapabiliriz; zira matematiği kullanarak bilgiye ulaşan bilinçler, bu bilgileri subjektif olarak, çıkan sonuçları ile kullanmaktadırlar, Dünyamızı ve bizler için "iyi olmayan" şeylerin arkasındaki bilimin olduğunu düşünelim ya da çıkan sonuçların kullanımına sessziz kalan bilimi düşünelim...

Herkese İyi Haftasonları:))