Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)

Başlatan Tiversonus, 02 Nisan 2009, 00:30:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

#540
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

merhaba herkese. evet zorlanıyorum çözeceğim sizi çok gayretliyim bozadi.
İşte bu! Bu çabanı, iradeni çok takdir ediyorum bona fide :) Terminoloji ve ifade biçimlerine aşinalık kazanma zorluğuna ek olarak, genel olarak "yazılı dille" iletişim kurmanın pek çok zorluğu var zaten. Eksik/yanlış anlaşılmalara çok müsait :(

Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen bona fide

ruhsal sevginin ifade edilmesinin sakıncası ne olabilirki, zaten kh lar yada belkide kapitalizm, herşeyi tüm değerleri yozlaştırdı çıkara dayalı görsele odaklı bir yaşam peşinde insanlar herşeyin en iyisi kafasıyla.bu tercihle yaşayanlardan doğacak sakıncayla, ruhsal yönden bu sizin yazdığınız gibi düşünen ve uygulayan insanlar arasında doğacak sakıncalı durumlar nedir onu bilemedim.
K'lar aslında söz konusu bilginin yayılmasından gerçekten endişe duysalar o bilgiyi/iddiayı hiç paylaşmazlardı bence. Sadece, Laura ve ekibinin belki çeşitli yazılarında, makalelerinde, kitaplarında bu olasılığı ifade ederken insanlara batıcı veya ters gelebilecek bir dilden sakınmalarını, konuya dikkatli yaklaşmalarını teşvik etmeye çalışıyorlar. Ayrıca biraz da "kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla" durumu da olabilir. Örneğin Laura'ya yapılıyormuş gibi görünen bu uyarı, celse okuyucularına yönelik yumuşatılmış bir uyarı da olabilir. Konu üzerinde dikkatlice düşünmeyi teşvik eden bir tavsiye gibi. K'ların iddiasına göre cinsel güdü (veya libido enerjisinin cinsel yönü) zayıfladıkça, insanlar o enerjiyle ne yapacakları, nasıl kullanacakları konusunda bir süre kafa karışıklığı veya kaos yaşayacaklar. Belki bizler de şu an öyle bir sürecin içindeyizdir, varoluş enerjimizi yeniden yönlendirmeyle ilgili ilginç bir süreçten geçiyoruzdur.

Bu arada, evet, ben "libido"nun ille de "cinsel enerji" veya "seks güdüsü" olduğunu düşünmüyorum. Varoluş enerjisi o bir şekilde ama nedense en çok cinsel güdüyle çağrışım yapıyor. Bunun olası nedenlerine dair bazı tartışmalarımız olmuştu beyrutkapı'nın denge adıyla açtığı tartışma başlığında.


Tgur

#541
" Tamam, ekleyeceğim. İnsanların burada neden bahsedildiğini anlaması için gerekli bilgileri celse metnine ekleyeceğim. Pekala, sanırım sorulara geçebiliriz! [kahkaha] Son zamanlarda neden bu kadar çok rahatsızlık yaşadım? Bu soruyu daha önce sorduk mu?
(Galatea) Muhtemelen. Pek çok farklı şekilde.
(L) Bu kristal projesine başladığımızdan beri giderek kötüleşmeye başladım. Yani ağrılar, ıstıraplar, enfeksiyonlar ve her türlü korkunç şey yaşadım. İçim dışıma çıktı resmen. Bunun nedenini öğrenmek istiyorum.
C: Tartışmanızda belirttiğin son seçeneği yeterince vurguladık: saldırı. Fakat denge unsuru da var: büyük pozitif enerjilerin indüktörlüğünü yaparken buna tekabül eden bir acı çekiş olmak zorundadır.
S: (Pierre) Tartışmada söylediğin şey buydu; bunun ödenmesi gereken bir bedel olabileceği.
(Joe) Neden acı çekiş indüktör işlevi yapıyor?
(Galatea) Dengeyi sağlamak acı çekmeyi gerektiriyor.
(Pierre) Laura kristallerin faydasından bahseden, acıları azalan pek çok insan olduğunu söylüyordu. Görünüşe göre dengenin sağlanması için, yani kristal ağı yoluyla üyelerin acılarının azalması için bir kişi acı çekiyor (bu durumda Laura).
(L) Hatırladığım birşey daha var. Mouravieff'in negatif duygularla ilgili söylediği birşey. Eğer negatif duyguları kontrol altına alabilirsen, yüksek merkezlerden pozitif enerji akımı sağlıyormuşsun, enerji "indüklüyormuşsun". Doğru hatırladığımdan emin değilim. Müsait zamanında sendeki kitaba bakıp o cümleyi bulsana. Mouravieff'in bu konuda söylediği şeyi görmek ilginç olacaktır. "İndüktör" kelimesi dikkatimi çekti. Her neyse... bir keresinde dedikleri gibi "Işık ateşten gelir", değil mi? {bir de "temas potansiyeli farkı" unsuru var}
(Galatea) Bu durum neden Andromeda'nın bazen aşırı yorgun düştüğünü ve benim neden bu kadar ağrılarım olduğunu da açıklıyor mu?
C: Evet ama daha düşük bir derecede.
S: (L) Çünkü onlar gençler ve çok hassas değiller.
(Galatea) Sebep bu mu? Sanmıyorum.
C: Yakın
S: (L) Ama tam olarak değil.
(Galatea) Laura bir seviyede gerekli acının çoğunu almayı seçtiği için mi?
C: Evet
S: (Galatea) Bizi koruyorsun. Teşekkürler!
(L) Ah, harika.
(Galatea) "Ah, harika! Çocuklarım var, dolayısıyla hayatım boyunca acı çekebilirim!" Öpücük öpücük öpücük!!"

-------------------------------------

Şu acı çekerek dengeleme üzerinde biraz durmak istiyorum,
Neden acı denen bulunduğumuz yoğunluğun izdırap unsurlarıyla beraber olalım hem de sıklıkla, acılı bir yaşam yaratımın mozaiği içinde niçin olsun gerekli mi.

Uzun ve kısa döngünün mekanizma özelliklerini incelememiz lazım, uzun döngüde ne isteniyordu daha doğrusu ne bekleniyordu

Sonsuz uzaklara atılmış veya açılmış iplikleri olan makara olarak düşünün yaratımın tümünü , bu açılımın sebebi ise "olmak veya olmamak" halinde durgunluktan, "olmayı" seçmiş olan kozmik akıl, bu  oluşun  bütün detaylarını deneyimleyerek  kabiliyet ve kapasitesinin hudutlarını görmek istemekte, bu noktada bilgilenerek yüklendiğimiz ve şiddetle iman ettiğimiz hususun, bahsi geçen  kozmik akımla bir olduğumuzun defaten belirtilmesi olduğunu da unutmadan vurgulamalıyız..

Makaranın açılıp toplanmasını uzun döngü olarak niteleyelim, denemeler süregelecek ve açılıp saçılmış olan var oluş unsurları artık bireyselliklerini tattıktan sonra bire doğru uzanacaklardı, zaman yoktu, her şey an'ın faaliyeti idi ,ancak parçalardan bire doğru uzanış zaman yok ama deneyim kesitleri daha doğrusu aşamaları geçirmek mecburiyetinde idi.Bir oluştan diğer oluşa geçiş bir nevi deneyim yoğunluğu ile olmaktaydı ,yani metamorfoz bu maceranın belkemiği idi, ama istenen pek olamadı oluş maceralarını şu andaki bilincimize göre kademelendirirsek üçüncü yoğunluktan dörde geçilemiyordu,biri bilen bilinçler hallerinden mutlu kımıldayamıyor bir sonraya atlıyamıyorlardı zira dualite bilincinden uzak sadece mutluluğu deniyorlardı.

İşte adeta kırbaç onun için ortama girdi, yani negatif devreye kondu ve pozitif ile karşılıklı etkileşim makaranın toplanma işini hıza soktu ,tekamül sağlam temellerde bir motivasyon kazandı,kısa döngü başladı ,

Bu arada negatifin devreye girmesi zaman kavramının ele alınmasını sağladı, zira tekamül için iki kutubun hakkıyla denenebilmesi için zaman gereklidir .Yani bu kısa döngünün karakteri, negatife doğru el atan veya ondan kaçan bir özellik arz eder, arzulu düşünüş negatife doğru uzanmaktır ve acıyı tatmaktır ,acıyı tatmak veya acıya temas etmek, o içte olup pozitife doğru genişlemeyi arzu eden birle buluşma isteğinin gerçekliğini vurgulatır ve ondan kaçışı devreye sokar ,ders alınmıştır ,yani acının bıçkınlığı, kişiyi bir daha onunla temas etme tehlikesini bilincine sokmuştur.

Bütün bu durumu ortaya döktükten sonra alıntıdaki Lauranın yaptığı pozitif faaliyetlerden sonra negatifle yani acıyla buluşma durumunun izahına geçelim ,

Haksız bir durum gibi gözükmekte ise dengeyi düşündüğümüzde,bazı başka gerçekleri sindirmemiz icap ettiğini idrak ediyoruz, dualitenin yaşamımızda ve evrensel boyutlarda ele alınma mecburiyeti, bir kutubun diğer kutba galebe gelmesini teessüs edinmesi, istenen denge unsurunu bozan bir hal kabul edilmekte  ve mesela aşırı pozitif uygulamaya sapış, negatifi yani acıyı çağırmaktadır..

Netice olarak bilincimizi bu gerçeklerle kalibre etmek istersek, üzerimize doğru gelen veya gelmiş olan acıları tasnif etmemiz gerekir ders alacağım bir şey mi var yoksa aşırı pozitife mi kaçtım..Bu arada bahsi geçen ve o bildiğimiz saldırıları da ayıklamamız lazım.

Görüldüğü gibi çektiğimiz acıları bir yelpaze gibi açıp algılarımıza çeşitlilik kattık.

Belki bu bakış çeşitliliği acıları çekerken şifalandırıcı merhem olur..



gerçek tosun paşa

#542
Tgur yine celsede geçen çok ince bir detay hakkında güzel bir yazı yazmış elinize sağlık :) Celsede en dikkat ettiğim şeylerden biri olmuştu keyifle okudum.

Tgur

#543
İlgine ve teşekkürüne sağol kardeşim..

Tgur

#544
Şu zamanlarda oluşan ve gelişen hengameden biraz uzaklaşmak veya hengamenin  esasen kendisi olduğumuzu vurgulamak geldi içimden ,ne demek istediğimi anlayan anladı ,anlamayanlar ise biraz okuyup nelerden bahsettiğime lütfen baksınlar,
------------------------------------------------------
"S: (L) Carlos Castaneda "Kartal'ın yayılımları"ndan bahsediyor, kanımca Kartal varlığı, tüm yoğunlukların içinden aşağıya doğru yayılan Baş Yaratıcı. Ve "görebilen" Nagual da, Kartal' ı büyük, siyah ve beyaz bir nesne olarak görüyor. Onlar kaynağı mı görüyorlar, yoksa farklı bir yoğunluktaki bir şeyi mi görüyorlar?
C: Kaynak mı ? Böyle bir şey yok.
S: (L) Yani Baş Yaratıcı diye bir şeyin olmadığını, varoluşumuzun bir orijini ya da kaynağı olmadığını mı kastediyorsunuz ?
C: Baş Yaratıcı sensin.
S: (L) Ama bu çok ezoterik... Şeyden bahsediyordum...
C: Konu şu ki: Farkındalığını, çok uzun zaman önce varoluşunuzu hapsetmek için ekilmiş olan monoteist felsefelerle doldurmaya son ver. Öğrendiğin bunca şeyden sonra bir kaynağın, bir liderin, bir temelin, bir denetmenin vs olmadığını hala göremiyor musun? Sen, farkındalık profilin içerisinde, tam olarak tüm yaratılışın içerisinde var olan tüm güce sahipsin!! Kesinlikle tüm var olan, var olmuş ya da var olacaklara sahipsin, bilincinin içerisinde. Tek yapman gereken onu nasıl kullanacağını öğrenmek ve bu olduğunda sen harfi harfine, tüm olmakta olan, olmuş olanlar ve olacak olanlar olacaksın!!!!!!!!
S: (L) Bunların hepsi mükemmel ve kulağa harika geliyor, küçük bir husus dışında. Aynı zaman da dediniz ki; monoteist konseptler, bunu bilmemizi engellemek için bize EMPOZE edildi. Ve eğer hepimiz söylediğiniz şeysek, bize böyle nahoş bir şeyi empoze edebilcek bir şey nasıl varolabilir ?
C: Seçimler, arzu temelli dengesizlikleri takip ediyor
S: (L) Eğer durum buysa, neden herhangi biri ışıkları söndürüp ilüzyona bir son veremiyor, ve herşey hiçbirşeye dönüşmüyor ?
C: Öncelikle, herşey hiçbirşeye dönüşmez. İkinci olarak, bazıları halihazırda herşeye dönüştüler."
---------------------------------------------------------------------

Bu konu üzerine çok düştük ve hala düşüyoruz,

Israrım asırlardır kemikleşmiş bir hale gelen bu yanlış empozasyondan kurtulmanın çok zor olduğu hali daha belirgin nasıl düzeltebilirim hassasiyeti.Hassasiyet neden gösteriyorum o da analizlenmesi icap eden bir durum ,benim bildiğini inandığım hususların bende saklı kalmaması ile ilgili tamamen kesif bir KH hali..Bu itirafı geçtikten sonra konuya dönelim,

İnanışımın kesinleşmesini sağlayan faktörler nelerdir ,

Monoteizm aldatmasına ben de geç yaşlara kadar kapılmıştım ve maniplasyonun şiddeti ve mantıksallıştırılmasının müessir etkisi ile bundan başka yol yokmuş bilinci hakimdi.Bu inancı bozmaya dönük gerçeği daha değişik ama başka şekilde ses veren tasavvuf erbabının sözleri üstünde durulmadan sorgulamadan düşünsesizce yanlış inanç devam etti..Onlar birşeyler anlatıyor ama  kemikleşmiş inancımız ve "sana bu kadar bilgi kafi, gerisine girersen zihnini bulandırırsın "aldatması altında biraz de konuyu bilmeyen cahil hallerle korkuyu devreye alan benlik, neticede  bu sözlere uzun müddet sağır kaldı..
Bütün bunlara rağmen özsel yol gösterici ,bu dinsel mecburiyet ile dayattırılan bilgi ve tatbik yoluna geçmeye zorlayan bağnazlık hallerinden oldukça uzak tutmaya da çalıştı ,bunlar hakkında "misvak kullanma ilmihallerde belirtilen korku ile doldurulan  ve saçmalıklar ihtiva eden davranışlarda bulunma mecburiyetlerinden kaçma gibi hususları belirtebilirim.

Diğer yandan şüpheci ve bilgide kılı kırk yaran halimle geç yaşlarda ezoterik bilgilere dalma ve bilgi denizinde boğulmadan yüzmeye çalışma durumunu sergileyen bilinçte patlama halleri üzerime doğru geldi,halimden memnundum zira evvellerde bunun çok açlığını çekmiştim. Reenkarnasyona inanma üzerine yöneldiğim ve zihnimi kurcalayan her yeni ve değişik inancın yerleşmesi için bir çok vizyon, rüya ,bilgileri pekiştiren kitaplarla veya zihnimdeki sorgulama esnasında oluşan acaba düğümlerini çözebilecek söyleşilerle karşıma çıkan insanlarla karşılaştım.Dıştan bakanlara acaip veya anormal gelen bu hitaplar ve durumlar benim sorularıma tıpa tıp cevap veren olgulardı, böylece inancım değişik mecralarda belirginleşmeye başladı.

Bir ile bir olduğumu ve olduğumuzu kesinleştiren vizyon bunların içinde bir numaradır bundan evvelce bahsetmiştim,(tekrar için affınızı dilerim), bir hafta boyunca çeşitli anlarda ben, oluşmuş mekan ile bir dim,zihnim yerindeydi yani her şeyin farkında idi ama hem gittiğim yol idim hemde kullandığım aracın direksiyonundaydım ve ortamın farkında idim ,otobüste isem hem otobüsün kendisi hem kenardaki kanallar idim, seyrettiğim manzaranın içindeydim,etrafımda bu konuları konuşabileceğim arkadaşlara bahsediyordum onların kaçamak teskin edici cevapları oluyordu velhasıl birlik bilincini böylece haykıracak bir hali deneyimledim..Bu KH gurubunun empoze ettiği kendini iyi hissettirme hali değildi onlar zaten birlik değil ayrılığın pekişmesi yolunda ve faaliyetindeler.

Böyle olağanüstü diyeceğimiz durumlara eş bilgiler isterseniz "dokuz kehanet"kitabında bulabilirsiniz, zannımca yüksek dağ zirvelerindeki sessiz doğayı dinlemelerde veya sessiz ve sakin bir ortamda bir ağaca dayanarak da bu bütünleşmeler mümkün olmakta veya benim hissetiklerimi aynen duyan arkadaşlar mevcuttur..

Neticede anlatmaya çalıştığımız ve kendimizi istemediğimiz halde parlatmış  gibi gözüken bilgileri verirken tek isteğimiz ,zihnimize yapışmış olan o monoteizmin kabuklaşmış ve sertleşmiş bilincini kazımaya çalışmaktır..Ve yukarıdaki K.ların defalarca bahsettikleri bir kısmı veriyorum ,ayrıca bu da ilavesi,
---------------------------------------------------------------
"S: (L) Şimdiki soru: Birinin üst yoğunluklardan bir varlığı mı yoksa ölmüş bir 3'üncü yoğunluk varlığını mı kanalladığını nasıl anlayabiliriz?
C: Düzeltmeler ve netleştirmeler gerekiyor: "Ölmüş bir 3'üncü yoğunluk varlığı" 5'inci yoğunluk varlığıdır. 3'üncü yoğunlukta ya takılı kalmıştır, ya da 5'inci yoğunluktan iletişim kuruyordur ama her iki durumda da artık 3'üncü yoğunluk değildir!! 1'inci yoğunluk bilinç seviyesi altındaki tüm fiziksel maddeyi kapsıyor. 6'ncı yoğunluk ışık seviyesi olarak tektiptir çünkü bu yoğunluk seviyesinde tam bir denge vardır ve ışık bilgi olarak temsil edilir. 7'nci yoğunluk bir ile birliktir... Kelimenin her anlamında sonsuzdur çünkü "özü" olası tüm farkındalık boyutlarında var olan herşeye yayılır. Bir varlığın herbir bilinçli fiziksel varlığının sona ermesi sonrasında gördüğü ışık birliğin kendisidir. Hatırlayın, 4'üncü yoğunluk değişken fizikselliğe sahip ilk yoğunluktur!! Bunun üzerinde dikkatlice düşünün!!! Ve hatırlayın, yalnızca tek bir "Tanrı" var ve yaratıcı yaratılan herşeyi kapsıyor ve yaratılan herşey de yaratıcıyı!"
---------------------------------------------------------------------
Ve tabiiki "Perde" şiirimi buraya monte etmem de şart oldu,

20.08.2004
Perde kalkınca insanda bilgi can bulur
Bilgi canlanınca bütünlük taht bulur
Bütünlük tahta kurulunca azametiyle
Parçalar değerini yitirir artık yok olur

Bu perde nedir üzerimizde hep söylüyoruz;
Acabalar , korku ve şartlanmışlık der ki biz örtüyoruz
Örtüler sıcak ve emniyetli tutar başlangıçta
Ama böyle uyuyacak mısınız der bilgi , sizi dürtüyoruz

Dürtülen irkilir ,yaşamı fark eder
Yaşam uyumak değil dönmelidir teker
 Özdeki hep susan o ses şöyle söylüyor
Ayağa kalkıp gelmelidir artık bana doğru beşer

Kendini bulan beni görür ben sendeyim
Başka yerde arama burada her bedendeyim
Seninle görür , seninle işitir ve yaşarım
Arayanın beynindeyim, sorarım ben neredeyim

Dalda titreyen yaprak , esen yeldeyim
Akan su , duran göl ,denizlerdeyim
Yuvarlanan taş , sivri dağda , tepelerde
Hasılı gördüğün her şey , her yerdeyim

Böyle düşün artık gerçeği anla
Düşündüğün an gelirim senin yanına
Korkarsan uzaktayım şunu bil
Sevgidir diğer adım korku gelmez yanıma

Adeta çığlıkla her kanaldan seslendim duymadınız
Kutsal kitaplarla da söyledim yanlış yorumladınız
Konuşan ağız benim başka şey değil
Dinleyen de benim anlayamadınız



gerçek tosun paşa

#545
Tgur abi okudukça kendimi iyi hissettim yine harika bir nokta atışı

Tgur


bona fide

#547
geçen gün bir video izledim bir deney yapıyorlar kör bir adamın elinde para çıkmış bilet var önce zengin semtine gidiyor yolda önune çıkana soruyor bakarmısınız biletime para çıkmış mı annem verdi para çıkmışta onu almaya gidiyorum sizde kontrol edermisiniz diyor  o bölgede bakan herkes hayır çıkmamış diyip bileti kendi cebine atıyor. sonra fakirlerin olduğu bölgeye gidiyorlar orda sokakta yaşayanlara soruyor adam aynı soruyu ordaki bakanların hepside evet çıkmış dostum çok şanslısın al  bu bileti hemen götür paranı al diyorlar.

sonra başka bir deneyde üstü başı sefil birisi zengin bi semtte önune gelene bana yemek parası verirmisin açım diyor kimse dönüp bakmıyor bakanlarda hayır diyor. üstü başı sefil fakirlere  soruyor bu kez sorduğu herkes çıkarıp para veriyor parası olmayan  elinde yemeği olan bölüp yemeğini veriyor.

neden yazdım bunları tguru okurken aklıma geldi insan aç olmalı ama bu açlık bilgiye olan istek arzu kendini tanımaya yonelik, yani aslında maddi dünya ve onun içinde var olma keşmekeşi maddi dünyada yer edinme kalıcılık arzusu ya da hayatın telaşı bizi beni kör ediyor dinleyemiyorum kendimi, bu foruma girdiğimde yavaşlıyorum ve forumu bulduğumdan beri pc ye her baktığımda burayı açıyorum beni gerçekten yavaşlatıyor.perde konusuna gelince henüz perdenin yanına dahi varamadım ))
 

bigsenfoni

#548
Acıklamaların ve hatırlatmaların icin teşekkürler Tgur...[:)] şiiride cok beğendim.
DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET  OSHO


Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.

bozadi

#549
Paylaşımlar için teşekkürler Tgur. Çevrendeki herşeyle birliğini hissettiğin o sıradışı dönemi hatırlatman iyi oldu, benim için ilham verici.

"Allah Birdir" denen şeyin daha öz bir ifadesinin "Ben Birdir" olduğunu düşünüyorum. Gerçekte birden fazla Ben yoktur ve kendini tek olan Ben'den ayrı bir ben sanan şey egodur, bencilliktir ve "şirk" denen şeyin aslı da budur bence; Birliğin/tekliğin reddi.

Bizler o kadar çok işkenceye maruz bırakıldık, öylesine korkutulduk, öylesine acizleştirildik ki, tüm varoluşun, tüm sevginin, tüm güzelliğin, tüm zenginliğin sahibi ve aslında ta kendisi olan Bir'le "bir" olduğumuza, yani tüm varlığın ta kendisi olduğumuza inanmakta zorluk çeker hale geldik. Buna "doğrudan" bir şekilde zaten inanmaz haldeyiz ama dolaylı ve yükselip alçalan biçimlerde buna inanmaya, güvenmeye her zaman devam ettik. Başkalarıyla paylaşılmaya açık ve istekli olan tüm sevinçlerimiz, sevgilerimiz, huzurlarımız, güvenlerimiz... Bir'le olan birliğimizin saf farkındalığına yaklaşma veya onunla uyumlu olma halleri aslında.

Tgur

#550
Beğenen dostlarımın iltifatları için sevgilerimi sunarım sağ olsunlar,


Tgur

#551
Kehanetler ve doğrular üzerine çok önemli K celselerinden bir karma sunuyorum,

Üçüncü yoğunluk bilincine kapılıp asırlardır bizlere dayattırılmış bilgileri evirip çevirip şahsi menfaat ile bulaştırıp türlü zorlamalarla garnitürleyip ezoterik havalarda verenlere aldandık gerçek budur dedik,

Bu belirttiğimiz ve yeni gerçekler diye gönülden kabul ettiğimiz K. bilgilerine de baştan iyi tetkik etmeden, kehanetlerin ve bunların doğruluğundan endişe ve bekleyişle üçüncü yoğunluk bilinç yapısı ile uzun zamanlar geçirdik .
Bilgiye uzanıp K celselerine yeni başlayanların büyük kısmının bu bahsettiğim bilinç mahnurluğu ile celseleri kötüleyip ,korkup hakkında şartlanmış bir halde olumsuz tavırlarda bulunanları da gördük hatta baştan kabul edip sonra sindiremeyen siteleri de bildik..

Etrafında olup bitenleri ortam doneleri ile değerlendirmek bir varlık için en masum davranışlardan biridir ve yargılanmamalıdır bu bir gerçek, ama insan zihninde yedinci yoğunluğun sınırsız uygulamasına şahidiz, bu sınırsızlığın farkına varmak için kişinin tekamül kademeleri denen uygulamalara tabi olduğunu söyleyebiliriz.

Nedir bunlar diye sorgularsak ,öğretilere veya gelişmeye bebek seviyesinde başlayıp ana baba öğretisi,öğretmenler öğretisi, yetmezse yaşayarak öğrenme safhalarını da geçen insan ,bir ile bir olduğunu anlayana kadar sürer bu serüven.

Mazur görün bu bahsettiklerimin büyük kısmına vakıftır büyük bir kısmımız ,ama tekrarlarda da bazen fayda vardır.Bazı taze arkadaşların yani yeni gelen kişilerin enteresan soruları olmakta sağ olsun bozadi veya konuya fikse olmuş kıymetli arkadaşların izahlarını zevkle ve doyurucu olduğunu görerek okumakta bilgilerimizi tazelemekteyiz.

Fazla uzatmadan sizi aşağıdaki karmaya bırakıyorum ve en çarpıcı olarak "doğruluk 3 seviye kavramı"ifadesi üzerine uzun düşünmenizi öneririm çevirenin notu dışında daha geniş bir şeyler var gibi.
 --------------------------------

"S: (L) Doğruluk konusuna değinmek istiyorum. Doğruluğu nasıl arttırabiliriz, belirleyebiliriz veya üzerinde nasıl çalışabiliriz?
C: Doğruluk 3'üncü seviye kavramı. (Ç.N.: Buradaki "doğruluk" [accuracy] terimi, özellikle de tahmin ve kehanetlerin doğru çıkması ile ilgili.)
S: (L) Biliyorsunuz ki bu seviyede bir bilginin doğru veya iyi olduğuna karar vermek için onun meydana gelip gelmediğine, doğru çıkıp çıkmadığına bakarız.
C: Evet.
S: (L) Ve eğer bir kaynak bir tahminde yanılırsa genelde insanlar o kaynağa olan inancını kaybeder. Bu gerçekçi olmayan bir beklenti mi?
C: Evet.
S: (L) Bunun sebebi gerçekliğin değişkenliği nedeniyle doğrulanmanın imkansız birşey olması mı?
C: Eğer bu mümkün olsaydı, varoluş diye birşey olmazdı. Evren, bir öğrenme laboratuarından başka birşey değil. "

-------------------------------

"S: (T) Bir soru daha. Bana doğruyu söylediğinizi nasıl bilebilirim?
A: Açık. Buna sen karar verebilirsin. Dinleyin: Bazı açıklamalar geliyor. Şimdi, sizin çok popüler olan "Dünya Değişimleri" kehanetlerini tekrar incelemeye başlamanız için iyi bir "zaman." Neden diye soruyorsunuz. Çünkü, unutmayın ki siz üçüncü yoğunluk varlıklarısınız, bu nedenle Dünya Değişimleriyle ilgili kehanetler size anlayabileceğiniz fiziksel tanımlayıcılar şeklinde sunuluyor. Bu konunun öğrencilerinin çoğu bu kehanetlerin aslında 4'üncü yoğunluk diliyle verildiğini anlayabilir miydi?
S: (L) Bu benim rüya sembolizmasıyla ilgili fikrime yakın mı? Örneğin bir rüyada belirli uzaklıktaki bir bulutun kıvrılıp büküldüğünü görmüştüm ve o rüyada bunun bazı insanların ölümünü getireceğini biliyordum. Bu rüyayı bir tornadonun meydana geleceği şeklinde yorumlamıştım. Ama aslında o rüya Challenger mekiği kazasının rüyasıydı. Daha önce rüyayı bir tornado olarak yorumlamıştım çünkü rüyada gördüklerim bana bunu düşündürüyoedu.
 Sanırım bir dördüncü yoğunluğa dayalı bir temsildi ve ben de rüyayı kendi aşina olduğum şeylerle yorumlamıştım. Kastettiğiniz şey bununla ilgili mi?
A: Yakın. Ama çoğu kişi kehanetleri olduğu gibi yorumlayarak kolayca çıkmaza girebiliyor"

-------------------------------
S: (L) Bu Dünya Değişimleri (Earth Changes) konusunda en ünlü kahinlerden biri Edgar Cayce. Ama kehanetlerinden bir çoğu doğru çıkmadı gibi görünüyor. Örneğin Atlantis'in 1969'ta tekrar yeryüzüne çıkacağı kehanetinde bulunmuştu ama çıkmadı. Ama Bimini sahili açığında çeşitli yapılar keşfedildi ve pek çok kişi bunların Atlantis'in kalıntıları olduğunu düşündü. Bu yapılar görünüşe göre gerçekten o tarihte kumlardan çıktı.
A: Sembolizma biçimlerinden birine örnek.
S: (L) Bu sembolizma örneği, Güney Karolina'da kaybolan iki küçük çocukla ilgili söylediklerinize de uygulanabilir mi?
A: Evet.
S: (L) O sembolizmaya göre siz olayı 3'üncü yoğunluktan 6'ncıya kadar olan kavramlarla okuyup sonra tekrar 3'üncüye çevirip yorumladınız. Genel hatlarıyla doğru olmakla birlikte 3'üncü yoğunluktaki kesin ayrıntılar bakımından sonuç hafifçe farklıydı. Bu şekilde mi?
A: Konunun öğrencilerinin %99.9'u bunu anlayamazdı. Bu kişiler üst boyutlardan gelen bilgileri hep kelimesi kelimesine 3'üncü yoğunluk anlayışına çevirmeye çalışıyor. Örnek olarak bir sanat galerisine giden ama bu işin acemisi olan birini düşünün. Soyut resimlere bakıyor ve "Birşey anlamadım." diyor.
S: (L) Ama somut çevirileri veya en azından birşeyleri somutlaştırma çabalarını kötülemeyelim. Ben gerçekçi sanat eserlerinden hoşlanırım. Sanatsal tercihlerimde gerçekçiyim. Ağaçların ağaç gibi görünmesini, insanların iki kol ve iki bacağa sahip olmasını isterim. Dolayısıyla tahminlerimde de yeterli düzeyde somutluk ve gerçekçilikten hoşlanırım.
A: Bazılarında sorun yok ama dikkat et yoksa "Kaliforniya okyanusa batacak" kehanetini her zaman Kaliforniya'nın gerçekten okyanusa batacağı şeklinde yorumlarsın.
[Ç.N.: Celsenin bu noktasında F---, T--- ve Laura arasında Kaliforniya kehanetine dair bazı yorumlar dile getiriliyor. Atlandı.]
S: (L) Bu kehaneti aynen söylendiği şekilde gerçekleşecekmiş gibi düşünmememiz gerektiğini anlıyoruz. Yani duyduğumuz kehanetlerin ardında daha büyük şeylerin olduğunu mu söylüyorsunuz?
A: Evet.
S: (T) Peki bize verdiğiniz tahmin ve kehanetleri doğru anlıyor muyuz?
A: Kısmen. 
S: (T) Yani Kaliforniya'nın okyanusa gömülmesinden bahsederken, tüm eyaletin resmen okyanusa batmasından bahsetmiyoruz, değil mi?
A: Öyle olsa bile sizce bunun olması ne kadar zaman alır?
S: (L) Üç dakika da sürebilir, üç yüz yıl da. (T) Evet. Sizin de söyleyebileceğiniz gibi "Açık".
A: Evet. Ama sizin kahinlerinizin çoğu bunun açık olmadığını düşünüyor.
S: (J) Evet, bu konuda başka görüşlere karşı sağırlar. (T) Yani onlara göre Kaliforniya şimdi burdayken, bir dakika sonra Kaliforniya diye birşey olmayacak. Böyle mi düşünüyorlar?
A: Veya benzeri.
S: (T) Kaliforniya'nın okyanusa gömülmesinden bahsederken, ki bunu bir benzetme olarak kabul ediyoruz, fay hatları boyunca boyutlarını kimsenin bilmediği peşpeşe sismik olayların meydana gelmesi olasılığı...
A: Veya belki tamamen farklı birşeyi sembolize ediyor olabilir.
S: (L) Ne gibi? (J) Kaliforniya'daki tüm o tuhaf tipler buna sinir olacak. (L) Neyi sembolize ediyor olabilir?
A: İncelemek ve öğrenmek size kalmış.

----------------------------------------------------

S: (L) Yani tüm bunlar, kehanetlerdeki dünya değişimlerinin aslında anladığımız şekliyle fiziksel realitede meydana gelmeyebileceğini mi gösteriyor?
A: Emin olabilirsin.
S: (L) Yani tüm bu hoplama zıplamalar, oraya buraya gitmeler, onu bunu yapmalar...
A: Tamamen 3'üncü seviye düşünüşü.
S: (L) Eğer tüm bunlar 3'üncü seviye düşünce ürünleriylese, ve eğer bu kehanetlerin çoğu sembolikse, tahmin ediyorum ki bu kehanetler aslında enerjideki hareket ve değişiklikleri işaret ediyor.
A: Evet.
S: (L) Peki eğer bu enerji değişimleri meydana gelecekse, bu kehanetlerde değişeceği söylenen şey gezegendeki insanlar mı, ya da insan grupları ve belirli kitleler mi oluyor? Bu afetler bireysel ve veya kolektif bir temelde ruhta meydana gelecek afetleri mi yansıtıyor?
A: Yakın.
S: (L) Geçiş gerçekleştiğinde dünya üzerindeki insanların da 4'üncü yoğunluğa geçeceğini, bir çeşit gençleşme süreci yaşayacaklarını falan söylemiştiniz. Peki 4'üncü yoğunluktan tamamen habesiz olan ve
4'üncü yoğunluğa geçmeyecek olan insanlara ne olacak? Farkında olan ve frekansları değişen insanların desteğiyle dalga onları da mı taşıyacak, yoksa başka bir yere gidip başka şeyler mi yapacaklar?

A: Adım adım (sorun).
S: (T) Şimdi buraya gelen şey insan ırkını 4'üncü yoğunluğa taşıyacak olan bir dalga mı?
A: Ve gezegeni ve bütün mekan/zaman sektörünü.
S: (T) O zaman buradaki herkesi içinde bulunduğu çalışma da tamamen bununla ilgili. Yani biz insan formuna girmiş ışık varlıkları olarak yeni frekansın tutucularıyız. Dalga buraya geldiğinde yeterince kişi hazırsa dalgayla birlikte yeni frekans burada sabitlenmiş olacak ve böylece gezegende olması planlanan değişim gerçekleşecek, öyle mi?
A: Evet.
S: (L) Bu meydana geldiğinde, hala tüm bunlardan habersiz olanlara yardım edecek miyiz?
A: Açık.
S: (T) Yani biz şimdi dünya değişimlerinden, hayatta kalacaklardan ve kalmayacaklardan, yıkımlardan, 3'üncü, 4'üncü, 5'inci yoğunluk realitelerinden bahsederken, burada asıl kastedilen şey 3'üncü yoğunluk bakımından gezegenin yok olması veya 3'üncü yoğunluktaki nüfusun %90'nın ölmesi değil. Çünkü insanlar 4'üncü yoğunluğa geçiyor olacak, öyle mi?
A: Vau! "Isınıyorsun."
S: (T) Evet, yani biz yeni yoğunluğun frekans tutucularıyız. Yani insanların %90'ının hayatta kalmayacak olmasından kastedilen şey, geçirecekleri yoğunluk değişimi oluyor. Çünkü bir üst seviyeye çıkıyoruz. Tüm bu konular bununla mı ilgili?
A: Veya diğer bir olasılık, fiziksel afetleri yalnızca 3'üncü seviye dünyada "kalanların" deneyimleyecek olması.
S: (T) O halde kastettiğiniz şey bizim frekanslara uyumlanmamız ve böylece dalga geldiğinde 4'üncü yoğunluğa mümkün olduğunca çok sayıda kişinin geçmesine yardım etmemiz ve böylece bu gezegendeki karanlık güçlerin hakimiyetinin sona ermesi. Geride kalanların enerjileri de karanlık güçler için yeterli düzeyin çok altında olacağı için onlar da bu gezegenle uğraşmaktan vazgeçecekler. 3'üncü yoğunluk dünyasında daha az insan yaşıyor olacak, gezegen kendini yenileyecek ve onlar da derslerini müdahale olmadan daha kolay öğrenebilecekler.
A: Yakın.
S: (L) Bu boyut değişimi sırasında bizim yaptığımız şey bir frekansın tutulup muhafaza edilmesi mi? Yani resmen 4'üncü yoğunlukta yeni bir dünyanın yaratılmasını sağlayacak bir "süper bağlantının" oluşturulması mı? Tıpkı tek hücreli bir organizmanın ikiye bölünmesi gibi; sadece yarımlardan bir tanesi frekansın yakalanması yoluyla diğer bir boyuta geçerken bir tanesi 3'üncü yoğunlukta kalacak. Öyle mi?
A: Adım adım.
S: (L) Bir bölünme meydana getirecek olan frekansı mı tutacağız?
A: Bu yönde gelişen bir kanal (conduit) açıyorsunuz.
S: (L) Dördüncü yoğunluğa bir kanal mı açıyoruz?
A: Evet. Bir.
S: (J) Kaç tane kanala ihtiyaç var peki?
A: Açık.
S: (T) Kanal kimin için?
A: Siz ve sizi izleyecekler için.


bona fide

#552
merhaba tgur paylaşım için teşekkürler. şimdi kendi algımla bu paylaşımdan ne çıkardığımı yazmak istiyorum. k celselerinde kanal çalışmalarında mesajların yanlış yorumlandığını söylüyor mesaj veren üst yoğunluk yukarda. bu kendilerini aklamak için kıvırmak mı diye düşündüm önce yani 7 boyutu kapsayan bilgiyi 3. boyut algımızdaki cümleler bilgilerle verdiklerinden yanlış anlayan yorumcu ve  biz oluyoruz. kayıp 2 çocuk örneğinde sağsalim bulunacakları mesajı verildi sonra farklı sonuç ortaya çıktı öyle anımsıyorum. onların aslında fiziksel olrak ölse dahi ruhsal olarak yaşadıklarınımı söylemeye çalışıyorlardı.saçma buldum. bizim algılayacağımız cümlelerlede izahı var bedensel olarak ölü bulunacaklar diyemezlermiydi o çocukların.

diyorki yukarda,
S: (T) O zaman buradaki herkesi içinde bulunduğu çalışma da tamamen bununla ilgili. Yani biz insan formuna girmiş ışık varlıkları olarak yeni frekansın tutucularıyız. Dalga buraya geldiğinde yeterince kişi hazırsa dalgayla birlikte yeni frekans burada sabitlenmiş olacak ve böylece gezegende olması planlanan değişim gerçekleşecek, öyle mi?

burada kastedilen "biz" bu kanal çalışmasını yapan laura ve ekibi ve onun çalışmalarına inananlar mı oluyor ve bu şerefe onlar mı nail oluyor ve diğer insanlarada onlar mı ışık tutacak.
 son cümleyle evet diyorlar siz ve sizi izleyenler. kendi önceki bilgilendirmelerinde yanılgıya düştükleri durumlar yanlış yorumlamadan kaynaklı bundan sonra düz mantıkla değil 7 boyutu kapsayan algı ve bilgileriyle laura ekibi sağlayacak.

yukardaki çalışma konuşma kehanetlerle ilgili geçmişten günümüze olan yanlış çıkarımlar yorumlar için yapılıyorsa bu halen devam ediyor o halde. şimdi laura yeni frekansın tutucularıyız diyor geçmişte de diğerleri  bireylere hükmetmek için kh için bilerekte saptırmış olabilir yada mesajcılarda bilerek korkutmak için yanlış bilgi vermiş olabilir. yani ruhun bir amacı varsa bu kanal çalışmaları pozitif olduğu kadar negatif katkıda bulunabilir. zaten bizlerin amacı yaratıcıyı bilmek sevmek ve bire ulaşmaksa kanallardan gelen bilgiden doğru-yanlış ziyade kendi varlığımızı ruhumuzu eğitmek zorundayız yine yukarda diyor evren okul öğrenme laboratuarı o halde işimiz kehanetlerin çıkmasını beklemek değil. yani misal forumda paylaşımlarından tanıdığım için söylüyorum bigsenfoni uçuk kaçık çılgın imaj çiziyor oldukça hassas bir yapıda görünmeyenle içiçe çizgi dışı biri bu insan kalkıp hiç yönlendirmiyor hiç kesin öngörüyle mesaj vermiyor eminim laura kadar vakiftır iletişim kurmaya fazlasıda olabilir. burada ve bizimle bizden biri olarak bizim seviyemizde ya da sen şiirlerin dahi ruhu tedavi edici paylaşımlarında yazarken aşırıya kaçmaktan imtina ederek surekli tevazuyla -sanki seni yanlış anlayacağız ya da sen bize yol gösterince şımaracağız- yakın ama özgür bırakan bir adım sonrası için bireyin kendi tercihiyle sorumlu olmasını sağlayan paylaşımlar yapıyorsun. ne demeye çalışıyorum tamam kanal iltişim mesaj bilgi alma üst yoğunluk kontak herşeyin fazlası olabilirler. neden hala samimi gelmiyor sorun bende mi bilemedim. yanlış yorumladılar bizde kandırıldık sebep 3. yoğunluk kapasitemiz bu kadar bu mudur yani. k celselerinde de aynı durum olmadımı hiç. ve illa güvenmek kanal çalışması yapan bir gruba dahil olmak mı lazım 7 milyar nufusun kaçından bahsediyoruz bende dahil milyarca insanın bu konudan bi haber olduğu dünyada onlara öncü rolü bahşedilmiş gibi. yazdıklarıma sinirleneceğinizi düşünüyorum yargılamışım gibi hayır bendeki etkisi bu.
 

gerçek tosun paşa

#553
Teşekkürler tgur çok net hatırladığım celselerdi ve üstünde durulmalı.
bona fide celseleri okumak veya hayatı okumak veya herhangi bir şeyi okumak çok önemli değil. okuduğuna ne kadar anlam verebildiğin önemli.o anlamı kazanabilmek bir çok etkene bağlı. mesela önyargıları ne kadar yıktığın, hayattaki şeylerden ne kadar hızla ders çıkarabildiğin içsel boşluğunu kendi kendine ne kadar doldurabildiğin gibi uzar gider bu.celseler sana yarattığı etkileri bende yaratmıyor.(olumsuz olarak) olay Lauranın ekibinde olmak değil zaten celseleri okuyup bir arayışa geçerek gönül bağı kuran herkes ekipte sayılır. gidip selamun aleykum deyip kayıt belgesi doldurulup harç yatırma gibi bir durum olsa ne olur olmasa ne olur? olay zaten fazlasıyla içsel. mesajın ve bilginin herkese iletilmesinin imkanı yok. ayrıca gerek yok. balığın işi yüzmek maymunun işi ağaçlara tırmanmaktır. balığa muz neden yemiyorsun hayvan ağaca çık! demek nasıl saçmaysa bu konuları içselleştiremeyen birine soru sormakta bence aynıdır. farklı bünyeleriz. sevgili tgur ne güzel demiş "Etrafında olup bitenleri ortam doneleri ile değerlendirmek bir varlık için en masum davranışlardan biridir ve yargılanmamalıdır." diye. Hala insanları etkileyebileceğinizi düşünmeyin. Kimseye bir şeyi içselleştiremeyiz. Evet dayak zoruyla bile bu bilgiler ezberletilebilir ama neye yarar? Sora sora bağdat bulunurmuş. Kimseye öncü rolü bahşediliği yok. Yapılması gereken işler varsa biri çıkar onu yapar. Sen o işi yapamayacak biriysen yapana karışmanın manası olmayacaktır. (sen derken seni kastetmiyorum genelleme yapıyorum) 7 milyar insan 7 insan olayı değil bu. Hem RA hem K. celselerinde defalarca geçtiği gibi ilk ve en büyük iş insanın kendisini tanıyıp eğitebilmesi en zoru en mühimi bu. Bilmiyorum ne kadar anlatabiliyorum ama bundan başkası bana gerçekten beyhude geliyor. 1 kişi ile 1 milyar kişi arasında fark olmadığını düşünüyorum.

Tgur

#554
Serzenişlerinde veya şikayetlerin de diyebiliriz haklısın bonafide, bu başlikla çok güzel diyebileceğim bir şeyler yazmıştım ve kendi kendime beğeni sunmuştum,epeyi edebiyat da vardı ,her neyse saldırıların da ne olduğunu bilen olduğum için yazdığım o güzel şeylerin silinip gitmesine üzülsem de bastırıp tekrar mutluluk bölümüne soktum kendimi ,aklımda kalanlarla yeniden inşa ediyorum,

Asırlardır kutsal veya o değere yakın kılıflara sokulmuş bilgiler çeşitli ağızlardan ayrıca manüplasyon ve mantıksallaştırma teknikleri de kullanılarak dayattırıldı ve insanlık mevcut donelerine uygun gelen bir halle olduğundan inanç sistemine soktu ve şartlamış kalıplanmış bu bilgi ağacı devamlı sulanıp gübrelenip beslendi..İnsanlar bunun dışına çıkanları  ortam bilincinin dışına savurdu ,dışladı,

Yeni değişik yollarla gelen bilgiler kolay kabul edilemedi ürkütücü korkutucu normalin dışındaki  şekliyle asli bilgi kayıtları içine dahil edilmedi, özellikle K bilgilerinin başına gelen de bu oldu ,bir çok kabul etmeyeni oldu ürküp kaçmaktan başka kötüleştirme faaliyetlerine de mahzar oldu ,

Kıymetli kardeşim sen, samimi ve bilgiyi kısa zamanda hazmedip adeta kazıyarak bilincine mal etme yolunda büyük uğraşı veriyorsun buna şahidiz, ne mutlu,K. bilgileri gerçekten baştan çok ürkütücü gelir ama ısrarla devam, açılan bölümlerinde yukarıda aktardığım bölümler gibi bilinci adeta tımar eder.

Bu durumun izahı "gerçekliğin değişkenliği"ni anlamakta yatar,

Bundan yüzyıl evvel TV den bahseden veya cep telefonundan bahsedeni adeta tımarhaneye gönderirlerdi oysa şimdi, işte bu basit örnekle konuya daha fazla yaklaşabiliriz  değişim varoluşun en önemli özelliğidir ,zira değişim bu oluş mozaiğinde renklerini ,şekillerini yerleştirme ve birbirine benzemeyerek süregelmeyi öngörür varlığın daha doğrusu ruhsal bağlantısını yapabilmiş insanın en önemli hasleti bu değişkenliğe ayak uydurabilmektir onun için kalıpların dışına çıkabilmek yoluna adamış kişiler olarak bizler ,sizler bu siteye doluştuk..

İşte bu özellikten ötürü mantığı" efendimiz değil hizmetkarımız "yapmalıyız bize k.lar çeşitli şekillerde az da olsa üst yoğunlukta yani değişken fiziksellik bölümünde olabilecek veya karşılaşacağımız değişken var oluş şekilleri için kopyalar vermeye çalıştılar mesela "akşam dişi yatıp sabah erkek olma" en çarpıcılarındandır.Ve anlattığımızı adeta özetleyen aşağıdaki,
S: (L) Bunun sebebi gerçekliğin değişkenliği nedeniyle doğrulanmanın imkansız birşey olması mı?
C: Eğer bu mümkün olsaydı, varoluş diye birşey olmazdı. Evren, bir öğrenme laboratuarından başka birşey değil. "