Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

AKP'nin PKK Meselesinde Giriştiği Çözüm Süreci

Başlatan bozadi, 05 Nisan 2013, 15:48:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

bozadi

AKP'li değilim (ne de başka bir partili) ve Tayyip Erdoğan şahsında AKP yönetiminden tiksinmeme neden olan çok şey gördüm ama bu hükümetin her yaptığına küfretmeyi de bir hastalık olarak görüyorum. Eğriye eğri, doğruya doğru. Örneğin Tayyip Erdoğan'ın (ve onun yönetiminde AKP'nin) kendi felsefi görüşünden olmayanlara karşı küçük görücü ve baskıcı yaklaşımını, eleştiriye ve alternatiflere tahammülsüzlüğünü, gücü yettiğinde güçlü/sivri eleştirmenlerini ortadan kaldırmaya yönelik yaklaşımını sevmiyorum. Ülkenin önemli kaynaklarını yabancı sermaye güçlerine satmaktaki çekincesizliğini sevmiyorum. HES/Nükleer enerji hamleleri diye ülkenin doğal kaynaklarını global kan-emici şirketlerin yok ediciliğine terk etmesinden nefret ediyorum. Müslümanlık cakası satıp bir numaralı Müslüman düşmanı ve katili olan uluslararası güçlerle ittifaka girmesi ve o güçlere ciddi bir muhalefet sergileyen Suriye ve İran gibi ülkelere düşman kesilmesinden midem bulanıyor. O uluslararası faşist güçlerin Suriye'ye doluşturduğu teröristlere yardım ve yataklığı resmiyet seviyesine getirmesinden nefret ediyorum ve böyle dindarlık veya Müslümanlık anlayışının temelinde bir sahtekarlık ve ego olduğunu düşünüyorum.

AKP'nin beğendiğim veya takdir ettiğim özelliklerine gelince. Öncelikle halk tabanında azımsanamayacak organik bir karşılık bulan güçlü bir iktidar olmasını takdir ediyorum. Kim ne derse desin, bu önemli bir istikrar sağladı. AKP örneğin CHP'nin siyasi gelenekleriyle karşılaştırıldığında halka daha yakın, bazı durumlarda halkın içinden bir sesi temsil etti. Kamusal alanda başörtüsü yasağı konusunda bu böyleydi bence. Başörtüsü kullanımına soğuk bakan biri olmama rağmen, başörtüsü takmak ve kamusal alanda da bu şekilde var olmak isteyenlerin engellenmeye çalışılmasını bir tür gericilik olarak görüyorum.

Yine CHP'nin ve CHP yoluyla TSK'nın uzak ve yakın geçmişinde, Türkçülük adı altında azınlıklara karşı sürekli bir düşmanlık, kan dökücülük, işkence edicilik, bunu norm haline getiricilik eğilimi oldu. Azınlıklara nefret, katliam ve işkence çokça yaşandı ve bu yolla daima üst seviyelerde tutulmaya çalışılan nefret/düşmanlık/negatiflik eğilimleri halkın geneline de önemli ölçüde yayılmış oldu. PKK meselesi de böyle bir meseleydi. Global faşist güçler Anadolu'da barış/huzur/kardeşlik eğilimlerinin kökünü kazımak veya hiç değilse bu potansiyeli pasif tutmak için, ülkenin yerel siyasi/askeri güçleri üzerinden zorla bir Kürt tehdidi yarattılar, bu tehdidi beslediler ve bugünlere getirdiler. Derin devlet/ordu üzerinden Kürtlere sayısız ve ölçüsüz işkence edildi ve PKK canavarının yaratılması ve palazlanması sağlandı. Karanlık güçler açısından çok verimli bir yatırım olduğuna şüphe yok. Yiten canların, ailelerin, açılan yaraların, dökülen kanın haddi hesabı yok. Ve terörle mücadele adı altında silah yatırımı diye ABD ve İsrail devletlerinin kasalarına boşaltılan paraların da haddi hesabı yok. Eh, faşist (ulusal ve uluslararası karanlık güçler) kendi yarattığı tehdidin ortadan kaldırılmasını ister mi? Danışıklı bir dövüş izlettirilip durdu bize yıllarca. Şehitliği de milletin gözüne gözlük diye taktılar, aba altından sopanın ucunu gösterip. Bu sürecin ülke ekonomisine, sosyalliğine, kültürüne, yani iyilik-huzur-güven-kardeşlik potansiyeline nasıl bir darbe vurduğunu, yani karanlık güçler açısından ne kadar karlı bir yatırım olduğunu düşünebiliyor musunuz? Bir taşla bir kuş sürüsü öldürüldü! Ve hala her iki tarafta bu yaranın kabuk tutmasını önlemek için nefret ve düşmanlık tohumlarını diri tutmaya çalışanları izleyin, iyi bakın. Nefret/kin/düşmanlık ateşine sırtında odun kömür taşıyanlara bakın. Kime veya neye hizmet ediyorlar? Vatana mı?

AKP'nin TSK içinde karanlık işler çeviren, PKK dahil sayısız tehdidi bizzat besleyip sonra bu tür sorunları bahane edip darbe planı yapan (tıpkı "başarılı" darbelerin öncesinde halk kesimlerinin birbirine düşürülmesi çalışmalarında olduğu gibi), halkın hayatına her türlü müdahalede bulunmayı doğal hakkı sayan karanlık piyonlara karşı yürüttüğü temizlik operasyonunu da genel olarak sevinç verici buldum. Ama Tayyip/AKP bu süreci yürütürken kendisi de mücadele ettiği şeye hizmet etmek anlamına gelen diktatörce baskı ve kontrol mekanizmalarına başvurdu. Bu da yetmezmiş gibi, TSK'nın karanlık yönünün ardındaki baş faktörlerden biri olan ve aynı zamanda Müslüman halklara karşı zulümleriyle bilinen NATO'nun kucağına oturacağı tuttu. Onların İslam coğrafyasındaki operasyonlarının alkışlayıcısı ve destekleyicisi oluverdi!!! İsrail'e kafa tutuyorum diye ABD/İsrail ikilisinin arzularına birinci elden destek vermeye başladı! Halka sormadan ülkeye yeni NATO üsleri ve füzelerinin sokulmasına jet izinler çıkardı. Bu nasıl bir hırs? Bu nasıl bir ikiyüzlülük böyle? Bu mu İslam, bu mu din, ahlak?

3. yoğunlukta yaygın bir problem; bölünmüş kişilik sendromu. Hemen her oluşumda olduğu gibi, AKP'nin de karanlık ve nispeten daha aydınlık yanları var. Bunların farkına varması, aydınlık yanlarının desteğiyle karanlıklarını azaltması gerekiyor. Aynı şey TSK, CHP ve diğer parti ve kurumlar için de geçerli. CHP'de özellikle Kemal Kılıçdaroğlu dönemi içinde bir kendiyle yüzleşme ve değişme niyeti ve çabası oldu ama devamının getirilip getirilemeyeceği şüpheli.

AKP'nin PKK meselesinin çözümü için girişmekte olduğu barış sürecini genel olarak olumlu buluyorum. Devrimsel denebilir. Ve AKP bunu çok büyük aleyhte baskı koşulları altında yapıyor. Biliyorsunuz, "Akil Adamlar" diye tanımlanan şahıslar öncülüğünde ülkenin dört bir yanında barış sürecinin halk tarafından benimsenmesine hizmet etmek, farkındalık, duyarlılık ve el birliğiyle sorunu çözmek amacıyla, halkın gönlünde taht kurmuş bazı sanatçılar dahil pek çok uzmanla bir girişimde bulunuluyor. Öküzün altında buzağı aramaya gerek yok. Burada gerçekten bir barış, huzur teşebbüsü var ve sırf AKP aleyhtarı olma nedeniyle böylesine kritik bir girişime körlemesine direnmek vicdansızlıkla eşanlamlı.

"Vay AKP ülkeyi bölüyor, vay ülke elden gitti!" provokatörlüğünün bini bir para. Aynı şeyi "vay irticacılar ülkeyi ele geçirdi, vay şeriat geldi, vay ülke elden gidiyor" formatında da çokça dinledik. Ülkeyi kendi zihinlerinde bu kadar basitçe çocuk oyuncağı haline getirenler, ülke tarihi boyunca vatanın ve milletin karanlık güçler elinde çocuk oyuncağı haline getirilmesine birinci dereceden hizmet etmiş güçler oldu hep, ne kadar ilginç! Global faşist güçlerin yönetiminde ülkede azınlık düşmanlığını körükleyen, onlara işkence eden, katleden, kendi yaratıp beslediği tehditlerle ayakta kalan, PKK'yı yaratıp semirten, onunla savaşıyormuş gibi yapıp aslında onu büyüten, "vatan evlatlarını" bu karanlık savaşa bozuk para gibi harcayan, ülkenin ekonomik, siyasi ve moral belkemiğini kıran, halkın kursağındaki lokmayı şeytani güçlerin kasasına yetiştiren, hiç utanmadan tüm bu yaşananları vatan savunuculuğu ve şehitlik gibi terimlerle tanımlayan geleceğin şeytanları...