Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

kuvars kristali

Başlatan Scyth, 09 Mart 2011, 20:53:47

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Scyth

#15
Biraz rahatlamak için öncelikle bir duş alın sonra yatağınıza uzanın. Kristalinizi kolye ucunuza takın ve sağ elinizde rahat bir şekilde sallanacağı pozisyonda tutun. Kullandığınız taş ilgili olduğu çakrada muhtemelen en yoğun tepkiyi vericek. Tepki sağa sola,öne geriye sallanış; veya saat yönüne yada saat yönünün tersine daireler çizecek. Taşı çakralarınızın üstünde yavaşça haraket ettirerek teker teker çakralarınızın tam yerini kendinizde farkedebilirsiniz. Kolye ucunun bedeninizin etrafını saran enerji kalkanının arasından geçerken sanki bir şeye takılıyor yada sürünüyor gibi hissedebilirsiniz. Lütfen korkmayın; eğer daha önce mıktanıs ve metalle oynadıysanız aralarındaki manyetik çekimi hissetmişsinizdir; buna benziyor.

Korku odaklı çok fazla etkiye maruz bırakıldık, egonuz uyanıktır bunu size karşı kullanmak isteyebilir. Korkulacak bir şey yoktur. Çakralarınız, siz o kristali bir deney olarak kullanmaya başlamadan, çok uzun zaman öncede oradaydı; öylede olacaktır. Bu çalışmanın faydası gözlem, deneyim ve bunun sonucunda da çakralarınızın durumu ile ilgili analiz yapma fırsatı size sunacaktır.



"SORU: Daha önce enerji merkezlerinin dönme hızlarından söz
etmiştiniz. Bunun enerji merkezlerinin tıkanıklığa uğramalarının bir
fonksiyonu olduğunu mu düşünmeliyiz? Yani, enerji merkezi ne kadar az
tıkanmışsa (ona doğru akan enerji akımının önü kesilmemişse), dönme
hızı o kadar yüksek olur ve içeri-akan enerji de o oranda artar.

RA: Dediğiniz kısmen doğrudur. İlk üç enerji merkezinde, bu enerjinin hiç kesintisiz olarak akması, dönme hızlarını yaratır. Ama varlığın daha üst enerji merkezleri geliştikçe, bu merkezler kristalleşmiş yapılar meydana getirerek doğalarını ifade etmeye başlarlar. Bu da enerji merkezlerinin daha yüksek ya da daha dengeli bir faaliyete geçirilme şeklidir. Bu şekilde bu enerjinin uzay/zaman doğası, denge ve düzenin zaman/uzay doğasına dönüştürülmektedir.

SORU: Kristalleşmiş yapılardan ne kastediyorsunuz?

RA: Gelişmiş bir varlıkta fiziksel bedenin her bir enerji merkezinin belli bir kristal yapıya sahip olduğu görülür. Nasıl sizin dünyanızda iki kar tanesi bile birbirinden farklıysa, bu kristal yapıların her biri de diğerinden biraz farklıdır. Ama her biri kendi içinde düzenlidir.

Kırmızı enerji merkezi, çoğu kez dümen dolabı biçimindedir. Turuncu enerji merkezi ise üç yapraklı bir çiçek şeklini taşır.

Sarı enerji merkezi yuvarlaktır, tıpkı bir yıldız gibi birçok fasetaya sahiptir.

Yeşil enerji merkezine bazen nilüfer (lotus) şekilli merkez de denir;
kristalleşmiş yapıdaki noktaların sayısı bu merkezin gücüne bağlı olarak değişir.

Mavi enerji merkezinde belki yüz adet faseta bulunabilir ve bu merkez
son derece parlak olabilme özelliğini taşır.

Çivit rengi enerji merkezi daha dingin bir merkezdir ve çoğu varlıkta esas şekli olan üçgen ya da üç yapraklı yonca şekline sahiptir.Ancak, daha alt enerjilerini dengeleyebilmiş olan bazı ustalar bu merkezde de daha çok fasetalı şekiller yaratabilirler.

Menekşe rengi enerji merkezi en az değişken olan merkezdir ve sizin
kültürünüzde bazen bin-yapraklı olarak tarif edilir; çünkü bu merkez
akıl/beden/ruh bileşimi sapması bütünlüğünün bir özeti, bir toplamıdır."                                 

                                  (Ra Bilgileri 3. Kitap Sayfa.9,10)



"SORU: O halde birbirinin tersi olan negatif ve pozitif yolları izleyenler de ilk üç ışın, yani kırmızı, turuncu ve sarı ışınlar açısından birbirinin tam karşıtı hedeflere sahiptirler diyebiliriz. Yani her yol, bu ışınları birbirlerinin tam tersi şekilde kullanmaya çalışacaktır. Doğru mu?


RA: Kısmen, hatta temelde doğrudur. Deneyim aracı olan akıl/beden/ruh
bileşimini doğru bileşim ve bütünlük içinde tutabilmek için her merkezde belli bir enerji bulunmasına gereksinim vardır. Gerek pozitif gerekse negatif eğilimli varlıkların, her merkezdeki bu küçük enerji bölümünü akıl/beden/ruh bileşiminin bütünlüğünü sürdürebilmek için korumaları iyi olur. Ama bu noktadan sonra (bu enerji dışındaki enerjileri) negatif eğilimli varlık, üç alt merkezi, cinsel yollar, kişisel talep ve baskılar ve toplumsal eylemler vasıtasıyla kendini diğerlerinden ayırmak ve diğerleri üzerinde kontrol kurmak için kullanacaktır.

Pozitif eğilimli varlık ise tam tersine olarak, güçlü kırmızı ışın cinsel enerjisini yeşil ışın enerji aktarımlarına dönüştürecek ve mavi ve çivit rengi ışımaları yoluyla da kişiliğini ve toplumdaki yerini, başkalarıyla birleşip bir olacağı ve başkalarına hizmet verebileceği enerji aktarım durumlarına dönüştürecek ve en sonunda, karşılığında hiçbir aktarım beklemeden başkalarına doğru ışıma sürecine girecektir.

SORU: Bu enerji merkezlerine giren enerjiyi nitelendirebilir misiniz?
Kaynağından başlayarak izlediği yolu, şeklini ve etkilerini anlatabilirmisiniz? Bunun mümkün olup olmayacağını bilemiyorum.

RA: Kısmen mümkündür.

SORU: Lütfen kısmen anlatınız.

RA: Tüm enerjinin kaynağı, özgür iradenin sevgi üzerindeki eylemidir.
Tüm enerjinin yapısı ise ışıktır. Enerjinin akıl/beden/ruh bileşimine girme yolu ise bir çifttir.
İlk olarak benliğin Kutupyıldızı, yol gösterici yıldızı olan içsel ışık vardır. Bu tüm varlıkların doğal hakkı ve gerçek özelliğidir. Bu enerji içeridebulunur. İkinci giriş noktası ise Kutupyıldızı'nın karşıt kutbu olan noktadır. Eğer bedeni bir manyetik alana benzetecek olursanız, bu akımın yerden, ayaklar yoluyla ve omurganın alt kısmı kanalıyla girdiğini söyleyebilirsiniz. Evrensel ışık enerjisi, bu giriş noktasında, henüz enerji merkezleri yoluyla süzülme işlemi başlamadığı için farklılaşmış değildir. Her merkezin gereksinimleri (icapları) ve bireyin kendi içsel ışığı ile bağlantı kurma ustalığına ne ölçüde sahip olduğu, bu içeri-akan enerjinin birey tarafından nasıl kullanılacağını belirler.

SORU: Deneyimsel katalizörler de aynı yolları mı izler? Bu aptalca bir
soru olabilir.

RA: Bu anlamsız bir soru değildir, çünkü katalizörler ile enerji
merkezlerinin gereksinimleri ya da sapmaları birbirlerine bir halatın telleri kadar sıkı bağlanmış iki kavramdır.

SORU: Daha önceki bir celsede, deneyimsel katalizörün önce güney
kutbunda deneyimlendiğini ve hayatta kalabilme açısından taşıdığı
değere göre sınıflandırıldığını (değer biçildiğini) söylemiştiniz. Bu
kavramı biraz daha genişletir misiniz?

RA: İçeri-giren enerjilerin her enerji merkezinin sapmalarına ve içsel
ışığın bilincinde oluş derecesine ve bu farkındalığın yayınladığı istek ya da arzunun gücüne göre nasıl süzülerek yukarı çekildiğini anlattık. Daha ayrıntılı anlatmamızı istiyorsanız belirgin sorular sorunuz.

SORU: Belki belli yanlışlar içeren bir cümle söyleyip sizin onu
düzeltmenizi isteyeceğim. Akıl/beden/ruh bileşimimizin alacağı ve bizimışık dediğimiz toplam enerji, ayaklarımız ve omurgamızın alt ucundan bedenimize girer. Daha sonra, kırmızıdan menekşe rengine kadar her enerji merkezi bu enerjinin bir bölümünü süzerek kullanır. Doğru mu?

RA: Büyük oranda doğrudur. Ancak bir istisna var. Enerji girişi çivit
renginde durur. Menekşe rengi ışın, bütünün bir göstergesi ya da
termometresidir.

SORU: Bu enerji, enerji merkezleri tarafından massedilir, ama bir
noktada bu enerji sadece varlığın içine doğru emilmez, aynı zamanda -
enerji merkezinden geçerek- dışarıya doğru da ışır. Bunun mavi
merkezde başladığına ve çivit rengi ve menekşe rengi ışın merkezlerinde de sürdüğüne inanıyorum. Doğru mu?

RA: İlk olarak, bir önceki soruyu yanıtlamayı henüz bitirmediğimizi
söyleyeceğim, bunun için her iki soruya da kısmen yanıt vermiş olacağız. Bütün merkezleri tamamen uyarılmış ve faaliyete geçirilmiş bir varlıkta, içeri-akan ışığın ancak çok küçük bir kısmı enerji merkezini ayarlamak ve dengelemek için kullanılır, geri kalan büyük bölümü ise yukarı doğru yönlendirilip çekilmeye uygun olarak açıkta kalır. İkinci sorunuza daha ayrıntılı bir yanıt vermek için şunu söyleyebiliriz: Gerçekten de, karşılık görme gereksinimi duymayan ışıma mavi ışın ile başlar. Ama öte yandan, büyük geçiş ve değişim ışını olan yeşil ışına da çok dikkat edilmesi gerekir. Çünkü, her tip enerji aktarımı deneyimlenip büyük çapta üstesinden gelinmedikçe mavi ve çivit rengi ışımalarda tıkanıklıklar olması kaçınılmazdır.
Menekşe rengi ışın ışıması, bu anlamda, sonsuz zekâ (zeki sonsuzluk)
ile çivit rengi ışın merkezi vasıtasıyla temas kurulmasını sağlayabilecekbir kaynak olarak düşünülmelidir. Bunun için de, sonsuzluğun ayırt edilebilir enerji şeklinde tezahür ettirdiği zekâ tipinin özelliklerine göre değişmek üzere, bu ışımanın menekşe rengi ışın değil de, yeşil, mavi ya da çivit rengi ışın ışıması olması beklenir.
Bu durumdaki yeşil ışın tipi ışıma, şifayı; mavi ışın ışıması iletişim ve ilhamı; ve çivit rengi ışın ışıması da iman saflarında yer alan bir ustanın enerjisini işaret eder.

SORU: Bir akıl/beden/ruh bileşimi, meditasyon sırasında çivit rengi ışın merkezinde bir şeyler hissederse, bu nedir?

RA: Bu sorunuz, bu celsenin son sorusu olsun.
Bu faaliyeti hissetmiş bir varlık, bu enerji merkezine, ya merkezin tıkanık durumdan kurtarılması ya da diğer enerji merkezleriyle uyumunu
sağlamak üzere ayarlanması veya sonsuz zekâya çıkış kapısının
faaliyete açılmasında kullanılmak üzere, bir enerji akışı hissediyor
demektir.
Daha kesin konuşamayız, çünkü bu bedensel sapmayı hisseden varlık
her üç olayı da deneyimliyor olabilir."

                             (Ra Bilgileri 3. Kitap Sayfa.28,29,30,31)


 
"RA: Medyumun sağ elinin parmağında bulunan, kusurlu ama yeterli
kristal.

SORU: Kristali bu amaçla nasıl kullanabileceğimizi anlatır mısınız lütfen?

RA: Bu soru uzun bir yanıtı gerektiriyor. Önce, kendi benliğinizi dengelemeli ve kutuplaştırmalısınız. Bunun için içsel ışığınızı, içeri-akarak yukarıya doğru spiral çizen evrensel ışıkla (bu
kozmik enerjiyle) birleştirmelisiniz. Bunun için gerekli süreci yoluna
koyabilmek üzere alıştırmalar yaptınız. Varlığınızı sapmalardan
arındırmak, dengelemek için bu alıştırmalara başvurun.
Bundan sonra kristali alın ve kutuplaşmış ve potansiyel kazandırılmış
dengeli enerjinizin, varlığınızdan yeşil ışın şifası olarak akışını hissedin.
Bu enerjinin giderek donmuş ışığa, yani kristale ulaştığını ve onun
kristalleşmiş düzenini faaliyete geçirdiğini duyumsayın. Kristal,
bedenlenmiş sevginin şarj edilmiş ışığı ile çınlayacak ve ışık enerjisi özel bir düzen içinde ışımaya başlayacaktır. Bu ışıma, istenen ışık titreşimleri halinde yayılarak, şifa verilecek varlığın manyetik alanına doğru, odaklanmış şifa enerjisi şeklinde yönelecek ve orada yoğunlaşacaktır. O zaman, bu şifayı isteyen varlık da kendini saran menekşe rengi/kırmızı ışın koruyucu titreşimsel kalkanını (örtüsünü) açar. Bu durumda, akıl, beden ve ruhun içsel titreşim alanları kısa bir süre için merkezden merkeze kesintiye uğratılabilir ve düzeltilebilir; böylece şifa verilecek olana, daha az sapmaya uğramış bir enerji alanları içsel bileşimi ve titreşimsel ilişkiler düzeni seçme fırsatı verilir.

SORU: Şifacı kristali sağ elinde mi tutmalıdır?

RA: Hayır. Önerilen iki şekil vardır.
Birincisinde, kristali yeşil ışın enerji merkezinin bedendeki yeri (kalbin yakını) üzerine yerleştirmek için boyuna takılan bir zincir kullanılabilir.İkincisinde ise, zincir sağ ele dolanarak sarkıtılır ve kristal ince ayar yapmaya uygun bir şekilde sallanmaya bırakılır.
Bu bilgileri size verirken, benlik enerjilerini etkili bir şekilde kullanmak için çok uygulama yapmak gerektiğinin idrakindeyiz, ancak her biriniz bunu yapabilecek yeteneğe sahipsiniz ve bunlar, tam ve doğru bir şekilde uygulandıkları takdirde gerçekten yararlı olabilecek türden bilgilerdir.

SORU: Kusursuz (defosuz, çatlamamış) bir kristal, elimizdeki kusurlu
kristalden daha mı etkili olurdu?

RA: Öncelik sırasını bozmamak koşuluyla böyle bir seçim yapabilirsiniz; ancak sapmalardan arınmış, dengeli bir varlığın en az kullanılan kristalin kusursuzluğu kadar önemli olduğunu belirtmeliyiz.

SORU: Kristalin büyüklüğünün şifanın etkili olmasıyla bir ilgisi var mıdır?

RA: Gezegensel şifa ile ilgili bazı uygulamalarda bu husus göz önüne
alınabilir. Akıl/beden/ruh bileşimleriyle yapılan çalışmalarda ise göz
önüne alınacak tek şey kristalin şifacıyla uyum içinde olmasıdır. Ancak, fasetalı kristaller için büyüklük açısından bir alt sınır vardır; çünkü kristalden geçecek ışığın, şifa verilecek varlığın tayfı boyunca yayılması gereklidir.
Suyun da etkili bir kristal olabileceğini belirtmek gerekir; tabii, sizin yoğunluk derecenizde suyu zincire takıp da boynunuza asmak o kadarkolay değildir.

SORU: Bu kalemin arkasını göbeğimin üstüne koyduğumda, kalemin
ucu, uygun yeşil ışın için kristalin sarkıtılması gereken doğru noktayı mı
gösterir? Bu pozisyon doğru mudur?

RA: Sizin ölçülerinize göre söylemeye çalışacağız: 2 ile 5 cm. arasında.
Kalbinize doğru 4 cm. en uygun olanıdır."

                                 (Ra Bilgileri 3.Kitap Sayfa. 42,43)

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#16
Bugün bir kaç farklı kristalle kendi üstümde ve kristallerin üstünde bir deney yaptım. Gündüz vakti yaptığım psikolojik olsa gerek hiç germedi diyebilirim. Yedi çakramıda garnet taşıyla denedim. 1,2,3,4 ve 6. çakralar saat yönünün tersine 5. ve 7. çakralar saat yönünde dönüyorlar. 3. Çakramın üstüne aşşağıya bakan bir sitrin kristali koydum. Tekrar garnet (lal taşı da denir) kristalini kolyemin ucunda, sağ elimde zinciri rahat bir şekilde saldım. Saat yönüne dönüş bu sefer daha hızlı ve daha geniş çemberler çizdi. Sitrin taşının hemen altında bir miktar yanma hissettim. Çalışmayı biraz uzun sürdürdüm heralde sonlara doğru şekerim düştü ve başım bir miktar döndü. 30 Dakikayı geçmemek ideal olacaktır. Uygun görülürse daha kısa, bedeninizin tepkisine bağlı. Elektromanyetik alanınız yanı auranız (sanırım doğru anlamda kullanıyorum) vücudunuzun dışına ne miktarda  yayılmakta, etkinlik göstermekte onu da deneyimleyebilirsiniz. Elinizdeki ipe yada kolyeye asılı kristali sağ elinizde vücüdunuzdan sağa,sola ve öne doğru uzaklaştırdığınızda yaklaşık olarak bir kolunuzu düz bir şekilde açtığınızda ki mesafa alanı kadar etki göstermekte gibi. Mesafa arttıkça etki azalıyor. Sırt bölgenizde yada arka yönde ne tip bir etki yaratıyor deneyimleyemedim. Tek başına bunu yapmak pek mümkün değil. Sonuç olarak gözlemim bedeninizin dört bir tarafını saran bedenin genel hatları düşünüldüğünde elips ve ya yumurtayı anımsatacak nitelikte benzerliği olan bir alan olsa gerek.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#17
Bugün ki çalışmamda sarkaç 3. çakranın üstündeyken bir şeyler hayal etmeye, hissetmeye çalıştım. Cinsel imajlar, arkadaşlarımla geçidiğim mutlu anlar, tebessüm yaratan haller ve yoğunlaştığım pankreas organının imajı 3. çakrada sarkacın dönüş yönünü terse çevirdi; yani saat yönünde döndü. Sadece pankreas organının çizimini zihnimde canlandırarak yaptığım çalışmada dikkatim daha çabuk dağıldı sarkaç daha düzensiz daireler çizmeye başladı ve yavaşladı; kararsızlaştı. Zihnimde hiç bir şey yokken sarkaç tekrar saat yönünün tersine dönüyordu; fakat cinsel imajlardan sonra bu saat yönünün tersine dönüş oldukça ivme kazanmıştı. Bu kurup bıraktığınız oyuncakların bir süre haraket etmesi gibi bir şeye benziyordu. Bir süre sonra normal ivmesine döndü. Mutlu olduğum zamanların hisleri ve cinsel hisler sarkacı saat yönünde harakette daha uzun süre tutmakta kolaylaştırıcıydı. Pankreas imajını zihnimde yoğunlaştırmakta daha zorlandım. Bedenime şefkat ve merhametle yaklaşmayı denedim imajla bu hissi birleştirmeye çalıştım artık dönüşler bir miktar daha düzgünleşti.

Zıttını denemeye çalıştım. Ölümümü ,gömülmemi,yakınlarımın kaybını,  parayla yapacaklarımı, kayıplarımı ve yalnızlık deneyimlerimi zihnimde canlandırdım daha doğrusu bunları hissetmeye çalıştım. Sarkaç dönmüyordu. Daha çok verdiği tepki ileri  geri gidiş ve gelişlerdi. Ya da hiç haraket etmeden sabitlendi.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

sirera

#18
sevgili Scyth, kristallerle ilgili paylaşımların için teşekkürler. Okuduğumda bazen bir odaklanmak isteği duyuyorum yeniden, bir süre önce kristallerin satıldığı bir mağazada bir arkadaşım için bulunuyordum. Başımın arkasında ani bir çekiliş hissettim, ben bir metalmişim de mıknatıs varmış gibi başımın arkasından çekildim. İrkilip döndüm. Hani bir hayvanla göz göze gelirsiniz ya, size saat yüzü gibi yüzüyle doğanın taa içinden bakar öyle bakakaldım bir kristale. Hiç görmediğim kadar ışıklı bir kristal. Sitrininmiş. Fiyatı yüksekti, ordaki satıcı durumumdan dolayı bu kristal sizin alın gidin uygun olduğunuzda ücretini getirirsiniz dedi. Aldım getirdim eve. Gece yarısı bi saatlerde göğüs hizama yakın tuttum, suda beklerken suya makul düzeyde arınması için dileklerimi gönderdim. Dolunaydı ki dışarı çıkarmıştım sonra. ARdından bir konuya odaklanırken yanımda durduğunda daha iyi odaklandığımı filan farkettim. Sonra ona gitgide bağlandığımı farkettim. Ve gittim aldığım yere bıraktım kristali. Timüs bezine benziyordu yapısı. Hala daha eski bir dost gibi anımsadım anlatırken. K'ların falun dafa uygulamalarıyla ilgili bir konuda kristalleşme yapılarını anlattıkları bir bölüm var.
Alıntı YapS: (L) Yani şimdi ve burada sadece olabildiğin kadar tam bir şekilde OLMAKTAN başka herhangi birşey YAPMAYI istemek...
C: KH ve... 3'üncü yoğunluk düşüncesi.

S: (L) Pekala. Sanırım bu yeterli! Falun Dafa'ya geçelim. Diyor ki: "Falun'lar zeki varlıklardır. Budanın yasası uygulanarak ve Tai Chi'ye benzeyen egzersiz hareketleriyle yetiştirilirler. Zhen Shan Reng veya Doğruluk, İyilik ve Hoşgörü, yani evrenin en önemli karakteristiklerinin uygulanması üzerinde vurgu yapılır. Bir Falun edinirsin ve onu Dan Tien'e, göbeğine koyarsın ve o orada döner ve senin gelişimini sürdürür. [...]" Burada en ilgimi çeken şey, Falun'ların zeki varlıklar olduğu fikri. Bunlar kimdir veya nedir?
C: Hala faydasız şeyler üzerinde duruyoruz.

S: (L) Bununla ilgili özellikle sormak istediği şey şu: Master Li'nin anlattığı bu varlıklar gerçekten var mı?
C: Evet, varlar.

S: (L) Onları alıp, yetiştirip 10.000 normal ötesi güç elde edebilir misin?
C: Sanırız evet. Ama önce komisyoncunla görüş, kredi kartlarını güvenceye al, bilgisayarı kapattığından ve mikrodalganın fişini çektiğinden emin ol. Ayrıca akçaağaç yemek odası setine yeniden limon spreyi sıkılması gerekiyor; orijinal akçaağaçtaki "yansımanın parladığını görebilmen için!"

S: (L) Ne?! Neden bu kadar iğneleyicisiniz? Tüm bu insanlar bizim bu işe başladığımızda bildiğimiz kadar şey biliyorlar yalnızca!
işte bundan sonra da yoga tai chi ve tüm bu tür uygulamalara şüpheyle baktım hatta şifacılığa bile, hala da aynı bakış açısından kurtulamıyorum bundan dolayı rahatsızım belki biraz. Göremediğin duyamadığın bir yapı seni alıp sarıp sarmalıyor ürün haline getiriyor. Bir tür paranoya. Hiç hoş değil, sıradan yaşamak isteğini alt üst ediyor. Yine de mizah katıyor zihne. Bir eski satan seyyar satıcıda turkuaz vardı bir buda heykeli görüntüsünde hiç işlenmemiş. Elime çekiç ve işleyici bir metal aldım buda yı çıkaracam ya hay allahım! elim takılı kaldı vuramadım kristale. İyi ki de öyle olmuş şimdi onu heykel yapma düşüncesine ne salakça diyorum.   Hasta ağaçların çiçeklerin topraklarına koyuyorum. İyi geliyor.Bir defa da rüya görmek için yastığım altına koydum. Her bitkinin şarkısı varmış duyulmak istedikleri bi tanesinininkini duyabilirim diye. İşte öyle. Şimdi pembe bir kuvars beni bekliyor bir yerlerde biliyorum. Bir gün çıkacak ve birbirimize birşeyler söyleyeceğiz. Aramak için bir kristalciye filan gitmek nafile biliyorum. Kitap gibiler. Tuhaf ve keyifliler. ZAamanı geldiğinde ortaya çıkıveriyorlar. İş o ki, hayatın içinde korkusuz ve güvenle, esenlikle kalabilmekte.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Scyth

#19
Sevgili Sirera Falun Dafa adıyla ilk defa karşılaştım. Dikkat çektiğin için teşekkür ederim. İnternetten üstün körü bir araştıma yaptım; anladığım kadarıyla bir çeşit uzakdoğu egzersizi ve meditasyon esasına dayanıyor. Kristallerle ilgili çalışma yaptıkları bilgisine rastlayamadım. Falun Dafa hakkında daha fazla bilgi sahibiysen; paylaşırsan sevinirim. Acaba göbeğe konan Falun derken Laura kristal mi demek  istedi? Sadece Falun'u arattım gene bir şey yoktu.

Bu arada Kristaller Ay ışığı ile sarj edilmemeliler. Bu konuda Kasyopyalar'ın özel bir uyarısıda vardı. Celselerden seçip, ilerleyen zamanda bu başlık altına eklerim. Güneş ışığı ya da yıldız ışığı ile şarj edilmelerini söylemişlerdi. Bir de internette kristallerle ilgili yapılacak çalışmalarda kristali Ay ışığı ile şarj edilmesi ile ilgili öğütler var. Okurken hayrete düşüyorum. Bunun yanında Sanırım Ay'ın fonksiyonu ile ilgili Kasyopya Celseleri'nde bilgi vardı. Onunla birleştirip eklemek daha aydınlatıcı olur diye düşünüyorum.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

sirera

#20
Li Hongzi isimli bir kişinin 92 yıllarında chi gong u sadeleştirip herkesin en yüksek chi mertebesine erişmesi için düzenlediği hareketler. Bin üzerinde ödül alıyor bu hareketlerin barışa katkısı, kişileri dürüst iyi ve yüksek düzeyde çalışabilme potansiyeline eriştirdiği için. Güzelce yazılmış kitapları ve tüm hareketler ücretsiz sunuluyor. Bununla beraber  her ne oluyorsa bu kişi, kitapları ve hareketler yasaklanıyor, bunları yapanlar ve okuyanlar da ağır cezalandırılıyorlar. Buna dikkat çekmek için her ülkede imzalar toplanıyor, haklarının korunması için taleplerde bulunuyorlar. Beş takım hareketten oluşuyor, sıralı veya sırasız zaman, kaldığın yer vs. kısıtlamasız yapılıyor hareketler. Üçüncünün sonunda falun bir madde olarak iki-üç arası enerji merkezine yerleştirilir. Falun yüksek zekalı evrensel yasa çemberi olarak anlatılmış. Bir kristal oluşturuluyor ve yerleştiriliyor. Gerçekten yüksek bir enerji düzeyi ve ne yapacağını bilemediğin bir tuhaf yer halini alıyor dünya. Tıpkı feng shui gibi spritüel marketlerce satılıp ne yapacağımızı bilemediğimiz o kadar bilgi gibi.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#21
Ay'a gıda oluşturmakla ilgiliydi galiba. Dramlar, ağır duygusallıklar, yüksek hezeyanlar, başdöndürücü tutkular, arzular vs. Ay' a gıda olanlar. Haklısın, haklılar, Belki kristalleri eve de almamak lazim kimbilir.
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Scyth

#22
Kasyopyalılar kristallerin kolye olarak yada cepte taşınırsa özü bir miktar koruyacağını ve enerji vereceklerini söylemişlerdi. Özellikle tam tersini söylemek isterim Sevgili Sirera kristaller bilinçli bir biçimde kullanırırsa çok faydalı olacaklardır.


Bugün ki çalışmamda farkettiklerim şunlar, su,deniz, orman,ağaç,güneş, yağmur ve kara odaklanmak sarkacın saat yönünde dönmesine sebep oluyor. Tabi bunu 3. Çakra üzerinde yaptım. Bazı yükselmiş varlıklara odaklandığımda ise; lord ve benzeri ön adlarla anılanlar dönüşü durdurmaktadır. İleri geri haraket olmaktadır ya da sağa sola. Ard arda çok fazla değişik unsura odaklandığım için genelliyorum özetle dönüş yerine sabitlenme,sağa sola,öne arkaya ve ya kararsız dönüş şeklinde olmaktadır. İsa,Buda ve Yogananda'da saat yönünde oldu. Fakat bu imajınasyonlarda onları kendinizden yüce varlıklar yerine birer kardeşiniz gibi görmek dönüşleri kararlılaştırmaktadır. Diğer odaklanmalardan bazıları KH eğilimli yada öyle adleddiğim varlıklardı saat yönünün tersine ve ya ileri geri gidiş gelişler oldu. Sebebi benim bu varlıklara karşı bilinçimde oluşturduğum bloklama eyleme olması mümkündür. Başka bir varlıkta farklı sonuçlar verebilir. Paylaştıklarımda zaten kendi üzerimde deneyimlediklerim olduğundan kişiden kişiye farklılıklar gösterebileceğini hatırlatmak isterim. Bununla beraber sitrin ve garnetle beraber yapılan 3. çakra çalışmasına karşı gene 3. çakranın olduğu bölgede kendini değişken etkiyle yanma olarak gösterdi. Hipoglesimiler olmaya başladı. Ekstra yemek zorunda kaldım; şekerimi dengelemek için. Fakat sürekli bir etki bıraktığını konuşmak için henüz çok erken.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#23
Bir düzeltme yapmak istiyorum . Sarkaca bakarken 6. çakramın dönüşünü etkileyeceğini hesap etmemişdim.  Elimi içi ve ya dışıyla alnıma koyduğumda 6. çakranın sarkacın dönüşünü çok az etkilediğini farkettim. Bu şartlar altında edindiğim gözlem ilk sanımın aksine saat yönünün tersine dönen tek çakramın 6. çakram olduğuydu. 1,2,4,5,7. saat yönünde dönüyordu. 3. çakra bazen saat yönünde dönüyor bazen geri ileri ve sağa sola haraket ediyordu.
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#24
"SORU: Benim asıl amacım, Bir'in Yasası hakkında daha çok
bilgi edinmektir, bunun için şifa tekniklerini keşfetmemiz
çok yararlı olacak. Sizin özgür iradeyle ilgili sorununuzun
farkındayım. Bana Bir'in Yasası'nı ve şifa yasalarını bildirebilir
misiniz?

RA: Bir'in Yasası, sözcüklerin sınırlamasını çok aşar ama
yaklaşık olarak şöyle tarif edilebilir: Her şey "bir'dir, kutupluluk
yoktur, doğru ya da yanlış diye bir şey yoktur, uyumsuzluk
yoktur, sadece tek bir kimlik vardır. Her şey "bir"dir,
o da sevgi/ışık, ışık/sevgi, Sonsuz Yaratan'dır.
Bir'in Yasası'nın başlıca sapmalarından biri şifadır. Bir
insan, varlığının derinliklerinde Bir'in Yasası'nı hissettiğinde
ve idrak ettiğinde; yani uyumsuzluğun, kusurun olmadığını,
her şeyin tamam, bütün ve mükemmel olduğunu idrak ettiğinde
şifa gerçekleşir. Böylece, bu varlığın içindeki sonsuz
zekâ; beden, akıl ya da ruha ait illüzyonu (yani içinde bulunduğunu
sandığı şekli-biçimi) yeniden düzenleyerek onu Bir'
in Yasası'yla uyumlu hale getirir. Bu tamamıyla bireysel süreçte
şifacı sadece enerji verici ya da katalizör rolü oynar.
Bilinmesi gerekli bir husus var; bir şifacı öğrenmek arzusu
gösterdiğinde, beraberinde bunu istemenin/almanın gerektirdiği
sorumluluğu da kabullenmelidir. Bu, böyle bir istekte
bulunmadan önce özgür iradeyle üzerinde dikkatle düşünülmesi
gereken bir onur/görev'dir."

(Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa.105)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#25
SORU: Bizler, eğer önerilirse, şifa sürecini öğrenme/öğretme görevini/onurunu kabul etmeye karar verdik. Etkili şifacılar
olabilmek için atmamız gereken ilk adımın ne olduğunu sormak
isterim.

RA: İşe, üç öğretinin ilkiyle başlayalım.
Sonsuz zekâ ile temas kurabilmek için gerekli olan aklî
öğrenme süreciyle başlayacağız. Aklî çalışmanın vazgeçilmez
koşulu, benliğin talebi üzerine, mutlak bir sessizlik halini
sürdürebilme yeteneğidir. Zihin bir kapı gibi açılmalıdır'. Bunun
anahtarı ise sessizliktir.
Bu kapının arkasında hiyerarşik bir yapı bulunur; bunu
coğrafyaya ve bazı bakımlardan geometriye benzetebilirsiniz,
çünkü hiyerarşi çok düzgündür, kendi içinde ilişkileri
(düzeni) vardır.
Zihinsel disiplin kavramını öğrenebilmek için insanın
kendi benliğini incelemesi şarttır. Sizin boyutunuzun kutbiyeti
(çift kutupluluğu) içselleştirilmelidir. Aklınızda sabrı
bulduğunuz yerde, bunu karşılayan sabırsızlığı da bilinçli
olarak (aynı yerde) bulmalısınız, ya da bunun tam tersi. Bir
varlığın her düşüncesinin bir de karşıtı mevcuttur. Akıl disiplininin
ilk adımı da, kendi benliğinizdeki onayladığınız ve
onaylamadığınız şeyleri tanımlamak, sonra da her pozitif ve
negatif yükü kendi karşıtı ile dengelemektir. Akıl her şeyi
içerir. Bundan dolayı, kendi benliğinizdeki bu bütünlüğü
keşfetmelisiniz.
İkinci aklî disiplin ise bilincinizdeki bütünlüğü kabullenmektir.
Fiziksel (madde) bilinç alemindeki kutuplaşmış
bir varlığın, nitelikler arasında bir tercih yapması ve bu suretle
zaten karmaşa içinde olan aklını büsbütün karışıklığa
ve kalıplaşmaya itecek roller yaratması doğru değildir. Her
kabulleniş, yargılama hassanızın doğurduğu birçok çarpıtmayı
biraz daha düzeltir.
Aklın üçüncü disiplini, birincinin bir tekrarıdır; ancak
bu, aklın dışa dönük ve rastladığı diğer varlıklara bakışıyla
ilgilidir. Her varlık bir bütünlüğü sergiler. Bunun için de her
bir dengeyi anlayabilme yeteneği önemlidir. Sabra baktığınızda,
aklî anlayışınızda sabrı/sabırsızlığı yansıtmakla sorumlusunuz.
Sabırsızlığa baktığınızda da aklî anlayışınız,
sabırsızlık/sabır dengesi şeklinde olmalıdır. Bunu basit bir
örnek olarak kullanıyoruz. Aklın çoğu kavramı çok yönlüdür,
yani kendi kutbiyetlerinizi ya da başkalarının kutbiyetlerini
anlamak çok ince bir iştir; bu nokta iyice anlaşılmalıdır.
Bundan sonraki adım başkalarının kutbiyetlerini kabul
etmektir, bu da ikinci adımı aynen yansıtır. İşte aklî disiplinin
ilk dört adımı bunlardır. Beşinci adım, kendi aklının,
öteki akılların, kütle aklının ve sonsuz aklın coğrafi ve geometrik
ilişkilerini ve oranlarını gözlemlemektir.
Öğrenme/öğretme sürecinin ikinci çalışma alanı, bedenin
incelenmesi/anlaşılmasıdır. Bedeni iyi tanımak zorunludur.
Bu aklınızı kullanarak, duyguların, önyargıların, heyecanların
bedenin çeşitli kısımlarını nasıl etkilediklerini araştırmaktır.
Bedensel kutbiyeti hem anlamak hem de kabul
etmek gerekli olacaktır. Böylece, akıl üzerinde bilinçle ilgili
olarak yaptığınız işi bu kez kimyasal/fiziksel bir plânda tekrarlamış
olacaksınız.
Beden, aklın yarattığı bir eserdir. Onun da kendi eğilimleri,
önyargıları vardır. Önce biyolojik eğilim bütünüyle
anlaşılmalı, sonra tam tersi eğilimin idrakinizde bütünüyle
ifade bulmasına, anlaşılabilmesine izin verilmelidir. O zaman,
bedenin kutbiyete sahip ama aynı zamanda dengeli bir
birey olarak kabul edilmesi süreci tamamlanabilir. Ondan
sonra da bu idraki, karşılaşacağınız başka varlıkların bedenlerine
doğru genişletmek gerekir.
Bunun en basit örneği, her biyolojik erkeğin aynı zamanda biyolojik bir dişi olduğunu idrak etmektir; her biyolojik
dişi de biyolojik bir erkektir. Bu basit bir örnektir. Aslında
kendinizin veya başka varlıkların bedenlerini anlama girişiminde
bulunduğunuz hemen her durumda, yer alan
komplekslerin kutbiyetini bütünüyle kavrayabilmek için çok
ince bir seziş, muhakeme ve idrak gerektiğini göreceksiniz.

....

SORU: Dün kaldığımız yerden devam etmek istiyoruz.
RA: Bizim için uygundur.
Şimdi, şifa güçlerini geliştirmeyi öğretme/öğrenme sürecinin
üçüncü kısmına geçiyoruz.
Üçüncü alan ruhsal bileşimdir. Bu, akıl/beden/ruh bileşiminizin
en az çarpıtılmış kısmı olan güç alanlarını ve bilinci
kapsar. Ruhsal bileşimin araştırılması ve dengelenmesi
gerçekten de öğrenme/öğretme sürecinizin en uzun ve en incelikli
bölümüdür. Aklı bir ağaç olarak düşünüyoruz. Akıl bedeni
yönetir. Eğer akıl tek bir noktaya yönelik, dengede ve
farkındalık içindeyse, beden de bu ortama göre uygun şekilde
dengelenmesi için hangi eğilimlere bürünmesi gerekiyorsa
onlara bürünmüşse, artık ortam daha yüksek bir çalışma
için hazır demektir.
Bu ateşin ve rüzgârın işidir. Ruhsal bedenin enerji alanı
bir patika ya da bir kanaldır. Beden ve akıl açık ve almaya
hazır durumda ise ruh da o varlığın yukarı doğru uzanmak
isteyen enerji/iradesi ile yaratıcı ateşin ve rüzgârın aşağıya
doğru akışı arasında bir iletişim aracı ya da ileri geri gidip
gelebilen bir mekik gibi fonksiyon görebilir.
Şifacılık yeteneği de, sizin deyiminizle, diğer bütün paranormal
yetenekler gibi sonsuz zekâya doğru bir yol açılmasından
ya da ona doğru gidip gelebilen bir mekik bulunmasından
etkilenir. Sizin katınızda, ruhlarının enerji alanında
açılmış rasgele bir deliğe ya da girişe sahip birçok varlık vardır.
Bu bazen LSD dediğiniz maddeye benzeyen bazı kimyasal
maddelerin alınmasıyla meydana gelir. Bu gibi kişiler
rasgele bir biçimde ve kontrolsuz olarak enerji kaynaklarından
akımlar alırlar. Bunlar hizmet etmek isteyen varlıklar
olabileceği gibi, hizmet etmek istemeyen varlıklar da olabilirler.
Oysa, böyle bir kanalı bilinçli ve dikkatle açmanın
amacı daha güvenilir bir biçimde hizmet edebilmektir. Bunun
daha çok bilinen ya da en çok rastlanan şekli şifacılıktır.
Başkalarına bunlar mucize gibi görünebilirler. Sonsuz zekâya
dikkatle kapısını açmış olan biri için ise bu olağandır,
normaldir, olması gerektiği gibidir. Yaşam deneyimi bir dereceye
kadar dönüşüme uğramıştır.
Şimdilik bu alıştırmaların başlangıç için yeterli olduğuna
inanıyoruz. İleride, önünüze konanı başardığınıza inandığınız
zaman, bu giriş bilgilerinin şifacılık deneyiminde işlev
ve kullanımlarını tam ve kesin bir biçimde idrak edebilmeniz
için size rehberlik edeceğiz."

(Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa.108,109,110.111,112)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#26
"SORU: Bir birey kendini nasıl dengeleyebilir? İlk adım nedir?

RA: Sadece tek bir adım vardır: Akıl/beden/ruh bileşimini
oluşturan enerji merkezlerini anlamak. Bu anlayış kısaca
aşağıdaki gibi özetlenebilir. İlk dengeleme Malkuth ya da
Dünya'nın kırmızı-ışın bileşimi denen titreşimsel enerji bileşimine
aittir. Bu enerjiyi anlamak ve kabul etmek temeli
oluşturur. Tıkanabilecek ikinci enerji bileşimi turuncu-ışın
bileşimi de denen duygusal ya da kişisel bileşimdir. Bu tıkanma
kendini çoğunlukla kişisel gariplikler, yabansılıklar
ya da benliğin utangaç bir biçimde anlaşılması ve kabul edilmesiyle
ilgili olarak beliren sapmalar şeklinde gösterir.
Üçüncü tıkanma sizin ego (benlik) adını verdiğiniz şeye
çok benzer. Bu sarı-ışın ya da güneş sinirağı (karın boşluğu)
merkezidir. Bu merkezdeki tıkanıklıklar çok kez insanın gücünü
kullanma, güç kullanarak başkalarını yönetme ve yakınları
ve ilişkide olduğu diğer insanlarla ilgili sosyal davranış
bozuklukları şeklinde ortaya çıkar. Bu ilk üç enerji merkezinde
ya da giriş kapılarında tıkanıklık olanlar, Birin Yasası'nı
arayabilme yeteneği açısından sürekli zorluklarla
karşılaşırlar.
Kalp merkezi ya da yeşil-ışın merkezi, üçüncü yoğunluk
derecesi varlıklarının sonsuz zekâya doğru atlama yapabilecekleri
bir başlangıç noktasıdır. Bu bölgedeki tıkanıklıklar,
evrensel sevgi ya da şefkat ve merhameti tezahür ettirme ko-
nusunda güçlükler olarak tezahür eder.
Mavi-ışın enerji merkezi ise hem içeri hem de dışarı
doğru enerji akımı olabilen ilk merkezdir. Bu bölgede tıkanıklık
varsa, kişi kendi varlığının ruh/akıl bileşimini anlamakta
ve kendisiyle ilgili böylesi anlayışları ifade etmekte
güçlük çeker. Bu bölgede tıkanıklık yaşayan varlıklar başka
varlıklardan gelecek iletişimi de kabul etmekte zorlanırlar.
Bir sonraki merkez epifiz ya da çivit rengi-ışın merkezidir.
Bu merkezi tıkalı olanlar, değersizlik şeklinde ortaya
çıkan tezahürler yüzünden zeki enerji akımının azalmasıyla
karşı karşıya kalırlar. Bu sizin söz ettiğiniz şeydir. Gördüğünüz
gibi akıl/beden/ruh bileşimine birçok noktadan enerji
akışı olduğu için, yukarıda belirtilen ve sizin söz ettiğiniz bozukluk
bu bozukluklardan sadece bir tanesidir. Çivit rengiışın
dengelemesi, ruhsal bileşimle ilgili çalışmalar için çok
önemlidir. Bu merkez, zeki enerjiden gelen en az saptırılmış
sevgi/ışık akımını alan enerji merkezi olduğu için üçüncü yoğunluk
derecesinden dördüncü yoğunluk derecesine doğru
değişime uğramak için gerekli kendi akımını meydana getirir;
aynı zamanda da sonsuz zekâya ulaştıracak kapıları açan
anahtara sahip olabilme potansiyelini de kendinde taşır.
Enerji akımının son merkezi ise bir varlığın akıl/beden/
ruh titreşimsel bileşiminin bir bütün olarak, tam ifade edilişinden
ibarettir. Bu enerji düzeyinde artık "dengeli" ya da
"dengesiz" tanımı bir anlam taşımaz, çünkü bu merkez kendi
dengesini kurar. Buradaki sapma her ne olursa olsun, bu
merkez diğer merkezler gibi işlem göremez, yönetilemez, dolayısıyla
varlığın dengesinin gözden geçirilmesinde bir önem
taşımaz."


(Ra Bilgileri 1. Kitap Sayfa.197,198)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#27
"SORU: Şu halde ben de piramit şeklinin nasıl işlediğini soracağım?

RA: Bu sorunuzla, Giza adını verdiğiniz yerdeki piramide ait şekiller,
açılar ve arakesitlerin prensibini öğrenmek istediğinizi kabul ediyoruz.
Gerçekte, piramit şeklinin işlediği (iş gördüğü) söylenemez. Şekil iş
görmez. Yaptığı sadece, yukarı doğru spiral çizerek ilerleyen ışık
enerjisini bir noktada toplamak ve bu enerjiyi, bir varlığın onu kullanımı
sırasında difraksiyona (kırılmaya) uğratmaktır.
Spiral çizen ışığın doğası nedeniyle, bireylerin manyetik alanları bu
enerjiden etkilenirler. Bazı şekiller ise bu spiral çizen prana için (Sonsuz
Yaratan'ın bu her yeri dolduran, her yerde var olan ana sapmasına
bazıları bu adı verirler) bir yankı odası ya da yoğunlaştırıcı görevi
yaparlar.
Eğer varlığın, spiral çizen ışık enerjisinin yoğunlaşmasına paralel olarak
kendi iç ışığını (enerjisini) yardıma çağırması ve bunun için de iradesini
yoğunlaştırması amaçlanıyorsa, varlık bu piramidin içinde bulunan
Kraliçe Odası'na yerleştirilir. Burası inisiyasyon ve yeniden hayata
dönme yeridir.
Bu yer, spiralin hareket halindeki durumunu temsil eder ve şifa bulacak
varlığın yerleştirilmesi için uygundur; çünkü bu konumda varlığın
titreşimsel manyetik noktalarının normal akımı kesintiye uğrar.
Böylece bir olasılık/olanak girdabı ortaya çıkar ve varlığa, enerji merkezlerinin
daha az tıkanıklığa uğradıkları, daha dengeli ve güçlü bir faaliyet içinde
oldukları yeni bir başlangıç sunulur.
Şifacının ve kristalin fonksiyonunu ne kadar vurgulasak azdır, çünkü
kesintiye uğratma gücü mutlaka kontrol altında tutulmalıdır ve bu iş bir
enkarne zekâ tarafından yapılmalıdır. Bu zekâ, enerji modellerini tanıyan
ve yargıda bulunmaksızın enerji tıkanıklığını, zayıflığı ve diğer sapmaları
belirleyebilen, kendi benliğinin düzeni ve kristalin de yardımıyla, şifa
bekleyen varlığın sapmadan arınmış halini gözünün önünde
canlandırabilen, böylece onun şifa bulmasını sağlayabilen bir varlıktır.
Bu tipte spiral çizen enerji için kemerli, kubbeli, konik ve sivri tepeli
şekiller de yoğunlaştırıcı etki yaparlar. Mağaralarınız da yuvarlatılmış
şekilleri dolayısıyla güçlerin bulunduğu yerlerdir.
Bu şekillerin tehlikeli olduklarını da kaydetmek gerekir. Piramitler ve
benzer şekiller üzerinde daha geniş bilgi aktarabilme fırsatını bize
verdiğiniz için çok memnunuz; çünkü onur/görev'imizin bir parçası olarak,
bu kavisli şekillerin çok yanlış biçimlerde kullanıldıklarını söylemek
istiyoruz. Eğer uygun yerleştirme yapılmamışsa, amaç uygunsuz ise ya
da varlığa şifa verecek enerjilere kanal olacak, sapmadan arınmış,
dengeli bir varlık orada bulunmuyorsa, duyarlı bir varlığın sapması bazı
olaylarda azalacağına artabilir.
Siz insanların genellikle, içinde yaşamak için köşeli ve dörtgen biçiminde
evler inşa ettiğiniz ve gücü yoğunlaştırmadığınız görülüyor. Yine, sizin
ölçülerinize göre uzun çağlar boyunca spiritüel arayış içinde olanların ise
her zaman yuvarlak, kemerli ve sivri tepeli şekilleri, Yaratan'ın gücünün
bir ifadesi olarak seçtiklerini de belirtilmeliyiz."


(Ra Bilgileri 3.Kitap Sayfa. 38,39)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#28
"SORU: Sivri tepeli bir şekil için, bizim kullanımımıza en uygun tepe açısı
ne olmalıdır?

RA: Bu tamamen size kalmıştır. Dairesel, yuvarlak ya da sivri tepeli
şekillerin merkezi, görünmez bir endüksiyon bobini rolü oynar. Bunun için
de enerji çizgileri spiral ve daire şeklindedir. Yani, en hoş şekli seçme
olanağınız vardır. Etki hemen hemen aynıdır.

SORU: Yapı malzemelerine ve malzeme kalınlığına bağlı olarak etkiler
değişir mi? Etki sadece şeklin geometrik özelliğine mi bağlıdır, yoksa
başka faktörler de işe karışıyor mu?

RA: Sizin deyiminizle geometri ya da şekillerin konumları arasındaki
ilişkiler en fazla önem verilmesi gereken noktalardır. Kalay ya da
kurşundan veya diğer toprak metallerden yapılmış malzemelerden
kaçınmak iyi olur. Ahşap, plastik, cam ve diğer malzemeler uygun kabul
edilebilir.

SORU: Bir piramit şekli, bir varlığın altına yerleştirilecek olursa, bu iş
nasıl yapılacaktır? Yatağın altına mı konur? "Piramidi alta koyarak" bir
varlığa nasıl enerji verilebileceğini tam olarak anlamadım. Bunu nasıl
yapacağımızı söyler misiniz lütfen?

RA: Tahmininiz doğrudur. Eğer şekil uygun büyüklükteyse (yeterince
küçükse), doğrudan doğruya baş yastığının ya da şiltenin altına
yerleştirilebilir.

Bu şeklin tepe noktasından yukarı doğru yayılan ışığın üçüncü spiralinin
aşırı kullanıldığı taktirde varlıklar için çok zararlı olduğu ve çok uzun süre
kullanılmaması gerektiği konusunda sizi tekrar uyarıyoruz.

SORU: En iyi şekilde fonksiyon yapması için böyle bir piramidin
yüksekliği kaç santimetre olmalıdır?

RA: Bunun önemi yoktur. Asıl, piramidin tabanından tepesine kadar olan
yüksekliğinin taban çevresine olan oranı çok önemlidir.

SORU: Bu oran ne olmalıdır?

RA: Sizin de bulabileceğiniz gibi bu oran 1.16 olmalıdır.

SORU: Yani, tabanın dört kenarının uzunluklarının toplamı piramit
yüksekliğinin 1.16 katı mı olmalıdır?

RA: Dediğiniz doğrudur."


(Ra Bilgileri 3.Kitap Sayfa. 46,47)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.

Scyth

#29
"SORU: Elmas kristali ile şifa vermeyi denedik. Bunu, hem kristali
boynuma asarak hem de sağ elimde tuttuğum bir zincirin ucunda
sallandırarak denedim. Bilek üzerinde en iyi etkiyi sağlamak için kristali
sağ elimin hemen bir-iki santimetre altında sallandırarak tam bileğin
üstünde tutmanın uygun olacağı kanısındayım. Doğru mu?

RA: Eğer şifa verme sanatında çok deneyimli olsaydınız bu uygun
olurdu. Sizin elinizdeki gibi güçlü bir kristalle çalışırken eğer süptil
bedenlerin manyetik alanlarını algılama yeteneğinden yoksunsanız, bu
tıpkı yeni başlayan birinin eline bir testere ve çekiç verip Vatikan'ı inşa
etmesini istemeye benzer.
Sallanan bir kristali kullanmak büyük bir ustalık ister. Gelişiminizin bu
noktasında güçsüz kristallerle çalışmanız daha uygun olur. Bunu, fiziksel
bedenin ana enerji merkezlerini ve ikinci ve üçüncü derecedeki
merkezleri araştırıp öğrenmekte kullanır, böylece giderek bunlara tekabül
eden süptil beden enerji merkezlerini bulmayı öğrenirsiniz. Bu yolla kendi
içsel vizyonunuzu harekete geçirmeniz de mümkündür.

SORU: Bunun için ne tipte bir kristal kullanılır?

RA: Simetrik biçimdeki, sarkıtılıp sallandırılabilecek ağırlığa sahip
herhangi bir cismi kullanabilirsiniz. Çünkü sizin amacınız bu enerji
merkezlerinin düzenini bozmak ya da onları yönetmek değil, sadece
onların yerini saptamak ve dengeli oldukları zaman nasıl bir his
duyduğunuzu, dengesiz ya da tıkanık oldukları zaman neler hissettiğinizi
öğrenmektir.

SORU: Bir ağırlığı elimin 60 cm. altında ve bedenin üzerinde
sallandıracağım; ağırlık saat yönünde bir dönme hareketi yapmaya
başladığında, bunun tıkanıklığa uğramamış bir enerji merkezini işaret
ettiğini anlayacağım. Öyle mi?

RA: Elinizle ağırlık arasındaki uzaklık önemli değildir ve size kalmıştır.
Dairesel hareket, tıkanık olmayan bir enerji merkezini gösterir. Ancak
bazı varlıkların kutuplaşma yönü diğerleriyle terstir; onun için bu işleme
başlamadan önce normal enerji spirallerinin biçimini kontrol etmekte
yarar vardır.

SORU: Bunu nasıl yaparsınız?

RA: Deney şöyle yapılır: Önce ağırlığı kendi elinizin üstünde tutar ve
kendi özel durumunuzu gözlemlersiniz. Sonra aynı işlemi diğer varlığın
eli üzerinde yinelersiniz.

...

SORU: Enerji modellerini ve bir-iki durum için bu modellerin nasıl
çalıştığını ve enerji akımının nasıl olduğunu izlemek istiyorum. İlk olarak
piramit şeklini ele alıp bu şeklin bir biçimde odaklaştırdığı enerjiyi
izleyeceğim. Bir beyanda bulunup sizin beni düzeltmenizi bekleyeceğim.
Sanırım, piramit hangi konumda olursa olsun spiral çizen enerjinin
odaklanmasını sağlıyor; ancak en güçlü odaklama, piramitin bir yanı tam
pusulanın gösterdiği kuzey yönüne paralel olduğu zaman meydana
geliyor. Dediğim doğru mu?

RA: Bir düzeltme dışında esasta doğrudur. Eğer piramidin bir köşesi
kuzey kutup doğrusu üzerinde bulunursa, enerjinin odaklanması da artar.

( Burada odaklanmanın artması derken sanırım etksinin artmasından bahsediliyor,
Eğer bir primatle çalışma yapacaksanız;bu küçük ölçekli bile olsa; üst limitin
30 dakika olması ile ilgili uyarıyı hatırlayın.)

....

SORU: Spiral çizen ışık enerjisinin ışınları, dünyanın merkezine doğru bir
noktadan kaynaklanıp oradan dışarıya doğru mu ışıyorlar?

RA: Piramit şekli, içeri-akan enerjiyi tabanından alan ve bu enerjinin
şeklin tepesiyle aynı hat üzerinde yukarı doğru spiral çizerek
yükselmesine olanak veren bir kolektördür. Bu, piramit baş aşağı
durduğu halde de geçerlidir. Çünkü bu enerji Yeryüzü enerjisi değil, her
yerde ve her zaman var olan ışık enerjisidir.

.....

SORU: Spiral çizen ışığın, bir tepe noktasında birleştirilmiş dört ahşap
çubuk gibi açık ve basit bir şekil tarafından odaklandırılmasının nedeni
nedir?
RA: Eğer ışığı metafizik anlamı ile su ve piramiti de bir huni olarak
düşünürseniz kavram aşikâr olacaktır."


(Ra Bilgileri 3.Kitap Sayfa. 50,51,52,53)
Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.