Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

SONSUZLUK ÜZERİNE

Başlatan Alemtac, 18 Kasım 2011, 16:39:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Alemtac

"Sonsuzluğu anlamamız için anlamlandırmamız gerekmiyor, onun ötesi-berisi zaten içimizde.. Yapmamız gereken O'nu rahat bırakmak yani sınırlandırmamak.. "

 

Değerli dostlar,

 

Sonsuzluk ve hayatın kaynağı ile ilgili bugüne kadar gördüklerimi\hissettiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Konuyu yazma sebebim sonsuzluk konusunun sınırlandırılmaya çalışılmasıdır. Sınırsız olan kendisine SON aramaz. Ama sınırsız bir varlık (BEN) olduğunun idrakinde olmayan kişi sahiplendiği\özdeşleştiği sınırların devamını ister.

 

Öyleyse kimilerinin sürekli merak ettiği(doğum öncesi-ölüm sonrası), kimilerinin de söz olarak dilinden(!?) düşürmediği "sonsuzluk" nedir?

 

 

Bu sorunun cevabının "şudur", "budur" şeklinde olamayacağını hayatın ve kendimizin içinde anlamalıyız, çünkü bu sorunun cevabı sahte olanların görülmesi\ortadan kaldırılması neticesinde kalan "bakiye" olacaktır. Kalan bu bakiye doğası gereği "tanımlanamaz" olandır..

 

Sonsuzluk bir sonu olmamak kadar bir başlangıcı da olmamaktır.

 

Bir çok durumda ZİHİNLER sonsuzluğu şu anki düşünceleriyle ANLAMDIRDIKLARI hayatlarının sonsuz ve sürekli olmasını anlıyor. İstedikleri tek şey FARKINDA ol(a)madıkları EGOlarının\sınırlarının varlığını bir şekilde devam ettirebilmesi. Gerçekte yani yaşam içinde sınırlı olan için KALICILIK yoktur. Sonsuz olan sadece yaşamın kendisidir. Sınırsızdır. Bizde bu sınırsızlığın bir parçasıyız.

 

Konuyu biraz daha açmak gerekirse fiziksel evrende yani fenomenler dünyasında gördüğümüz\gör(e)mediğimiz her şey farklı frekanslarda titreşen enerjiden ibarettir. Bu enerjinin kaynağının ya da taşıdığı bilincin ise TEK olduğu, kadim gelenekten günümüze ÖZ'ü yansıtan bir çok gnostiğin\mistiğin söylemleriyle ve de modern bilim tarafından da desteklenmektedir. Yani varolan her şey TEK-BÖLÜNEMEYEN bu SAF bilinç alanının yansımalarından ibaret. Aslında her varlığın iki yönü vardır, görünen yüzüne MADDE diyoruzda, görünmeyen yüzünün ise BİLİNÇ olduğunu görmemiz gerekiyor. Yani her varlığın iki yönü, her maddenin de bilinci vardır. Ve bu bilinç TEKTİR. Farklı olan fenomenler dünyasına olan yansımadır. Bu açıdan İNSAN olarak bizlerin diğer canlılardan ve hatta yerde duran bir TAŞTAN farkı yoktur.. Bütün FARK(lar)I zihnimizdeki illüzyon dünyada kavramsal düşünerek yani KIYASLAYARAK yaratırız.

 

Peki bizler yanılsamaya\illüzyona nasıl düşüyoruz?

 

"Batı dünyası hayatı kendi ürettiği ARAÇLARLA anlamlandırmaya, doğu kültürü ise hayatı OLDUĞU GİBİ anlamaya gayret göstermiştir."

 

Mevcut halimizde bizlerde hayatı anlamak, onunla ve sahip olduğumuz ÖZ ile BİRlik olmak yerine, onu ve kendimizi KENDİMİZCE tanımlamaya\anlamlandırmaya çalışırız.. Yani sınırsıza SINIR koyarız düşüncelerimizle, sonra da zihinle özdeşleşerek sınırın kendisi oluruz.. Adımız, soyadımız, bedenimiz, aynadaki görüntümüz, dinimiz, mezhebimiz, kimliğimiz, düşüncelerimiz, ideolojimiz, kutsallarımız, inançlarımız, siyasi partimiz vb şeklinde kendimiz ve toplum tarafından koyulan SINIRLARIN farkında olmayız..

 

İşte bütün bu sınırlar EGOdur. Egomuz bizim sınırsız OL-ÂN'la uyumumuzu, birliğimizi, dengemizi engeller. Enerji sürekli bir değişim-dönüşüm içerisindedir. Bu yüzden bizler sadece ân içinde OL-anlara FARKINDALIKLA tanık olabiliriz. Çünkü bizler birey olarak bu enerji alanındaki bütün tanımlarımızın-sınırlarımızın ötesindeki FARKINDALIĞIZ..

 

İşte gerçek halimizi bilmediğimiz için "insan birimindeki farkındalık" olarak yaşama tanık olmak yerine, ÖLMEKTEN korkarız. İnsan kendi kaynağına dair bu birliği bir kere görürse, ki bu yol zihnin değil kalbin yoludur, artık ölüm onun için korkulacak bir şey olmaz.. Çünkü artık bilecektir ki, zihnindekilerden ve bedeninden ibaret bir varlık değildir.

 

Esasen ölümü anlamak, derinliğini hissetmek yaşam için çok önemlidir.. Ölüm YAŞAM için bir semboldür, doğum gibi.. Ölümün derinliği anlaşılmadan yaşamın yüzeyselliği anlaşılamaz..

 

Yaşarken sürekli sahiplenmeye çalışırız, sahiplediklerimizi de korumaya. Bunlar bize olmazsa olmaz gelir. Daha küçükken öğreniriz bu BEN-İM demeyi. Kendimizi öz-BEN'den ayrı bir varlık görerek..

Aslında bunların hepsi kaybolmaktan, var olamamaktan ve güvende hissedememekten "korktuğumuz" içindir. Bu büyüyüncede devam eder..

Kimisi alışverişle, kimisi seksle, kimisi sporlar, kimisi işiyle, kimisi alkolle, kimisi uyuşturucu ile, kimisi okumakla, kimisi yazmakla vs kendini VAR OLUYOR sanıyor. Nihayetinde ölüm "yaşamın içinde olan" bu hallerin, aslında HİÇLİĞİNİ gösteriyor.

 

Ölüm ve yaşamı şu örnekle daha kolay anlayabiliriz. Sonsuz olan hayat her AN dalgalanan (değişen-dönüşen) bir enerji okyanusudur. Biz okyanusun içindeki bir enerji dalgasıyız, özümüzün damla olduğunu bildiğimizde, okyanusa karışmaktan korkmaya gerek kalmıyor. Damla okyanusa karışır, okyanus ise damlaya..

 

Okyanustan geldik, oraya döneceğiz, oradan dalgalanacağız.. Bu sonsuzdur.. Ama egosuz başlıyacağız her seferinde..

 

Ölüm egodan\sınırlardan kurtulmayı sembolize ediyor. Mesela şimdi Ayşe isimli birine bütün sahip oldukları ve sınırları elinden almayı yani egosunu tamamen almayı teklif etseniz, kabul etmeyecektir. Çünkü bu Ayşe'nin ölümüdür. Ve zihnindeki Ayşe sandığı kişi bunu asla kabul edemeyecektir. Çünkü zihnimiz sonsuzluğu-sürekliliği arzular. Yani ölüm korkusu dediğimizde asıl korkulan şey egonun yani zihnin geçmişinde biriktirdiği her şeyin ölümü demek..

 

Benim burada bahsettiğim EGOSUZ bir hayat değildir elbette, egoyla savaşarak onu güçlendirmekte değildir. Sınırsız olanın bilinci ile doğrudan DENEYİMLENEN yaşam ve sınırlı olanın FARKINDALIĞIdır bahsettiğim. Sonsuz ol-an ve parçası olduğumuz durum bu şekilde görünüyor bana..

 

İnsanlar dışlarında bir ya da birçok "tanrı" ve OTORİTE yaratarak kendi varlığını unuttu. Oysa "O" kendini sende bilir, sen kendini O'nda bulursun..

Dışınızda değil, içinizde..

 

Kalıcı olduğunu düşünen kendine mutlaka bir YOL bulur, sınırsız olduğunu bilen ise kendine mutlak YOL olur.

 

Yerle göğün kendini bilişsel AŞKısınız. Aşkla tadın, aşkta kalın..

 

Sessizlik hakkındaki bütün konuşmalar kuru gürültüdür, bu yazı gibi, belki de ihtiyacımız olan tek şey biraz sessizlik..

Mustafa ÇANTAOĞLU