Haberler:

Yeni celse yayınlandı! 25 Temmuz 2026🎉

Ana Menü

Şiir Köşesi

Başlatan Moderator, 28 Kasım 2009, 20:58:54

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tgur

#15
Çok güzel..
Bu isme meraklı şaire kimin yazdığını bilemediğim şu dörtlük acaba nasıl olur,

Belki bilmiyorsun seni sevdiğimi
Biliyorum ismimi bilmediğini
Belki de ismimi seni sevdiğimi
Biliyorsun,bilmek istemiyorsun


sirera

#16
Turgut Uyar sözcükleri nasıl yanyana getiriyor anlaşılır değil. Okuduğumda yanyana konmak için hep ordalarmış da başka kimse akıl edememiş gibi oluyor hep. Hele bir göğe bakma durağı var akıllara zarar :)Duraklara yazmak lazım. O kadar koşuşturma içinde göğe bakmayı hatırlatabilir belki kimbilir.

ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım

falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
inecek var deriz otobüs durur ineriz
bu karanlık böyle iyi afferin tanrıya
herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
beni bırak göğe bakalım

senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
seni aldım bu sunturlu yere getirdim
sayısız penceren vardı bir bir kapattım
bana dönesin diye bir bir kapattım
şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım

Tutgut Uyar
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tgur

#17
"senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum"

Sevgiyle uyanan birlik bilgisi bu kadar güzel anlatılır..

sirera

#18
Nedenini bilmiyorum, özellikle anadolu insanının ve dünya bilincinin buna yakın olduklarını (birlik bilincine)en azından buna hasret duyduklarını hissediyorum. Kuşkusuz kh baskın dünya ve çoğunluk seçimi kh olacaktır belki de. Bakış açılarını genişletecek odaklar çoğaldıkça hasret duyulan birlik bilgisine ulaşmanın daha kolay olması gerektiğini sanıyorum. Yegane ulaşılacak olanda olmak yerine direnç gösteren tesirler çözüldükçe ifadeler değişecek. Şimdi bu ifadenin ne olduğunu bilemiyorsam da şiirler bazen örnek dokunuşlar olabiliyorlar bu ifadeye.
Yine Turgut Uyar'dan
ama yine de
bahara bir dilim mavi var,
son çeyrek biraz hüzünlü olur,
olsun
tersine akan trenlere raylarında
çok umuttan gemi yüzdürdüm ben
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

Tgur

#19
Anadolu insanının birlik bilinci oluşmuştu zaten,Selçukluların Osmanlıya dönüşümü yani birliğe gidişi HacıBektaşlar,Yunuslar Mevlanalar sayesinde olmuştu ,Anadolu hür ve bir di,

Ancak,
hilafetin taşınması esnasında Kuranı kendine göre yorumlayıp şu andaki sıkıntıları yapan Emevilerden medrese hocaları da taşındı ve padişahın yanında Anadoluya baktılar ve bu bir bilinci ve hürriyetle yaşayan insanları yadırgayıp kolluk kuvvetlerini üzerlerine saldılar ve o andan itibaren olanlar oldu ,halen onun sıkıntılarını yaşıyoruz ,insanlarımızın kafası karışık ve genlerindeki o birlik kayıdı sayesinde şairin söylediği gibi umutlarını kaybetmediler, tersine raylarda gemiler yüzdürmeye çalışıyorlar..


sirera

#20
Şair Olarak Düşünür



Yol ve yük

Basamak ve söz

Tek bir yürüyüşteler.



Durmaksızın yol al

Soru ve elindekiler

O biricik yolunda birleşmişler.



***



Sabahın ilk ışıkları yavaşça

Dağların üstünden doğduğu zaman...



Dünyanın karanlığı asla ulaşamaz

Varlık'ın Işığına.

Tanrılar için çok geç kalmışızdır artık

Ve çok erken Varlık için. Varlık'ın şiiri,

Ki başlamıştır artık, insandır.



Bir yıldıza doğru. -yalnızca bu.



Düşünmek kendini tek bir düşünceye

Sınırlamaktır, ki o, dünyanın göğünde bir gün

Bir yıldız gibi durur.



Kulübenin dışında, pencereki küçük rüzgar gülü

Toplanan fırtınayı haber verdiğinde...



Düşüncenin cesareti

Varlık'ın iradesinden doğduğunda

Başlar yol almaya kaderin dili.



Nesneler gelir gelmez gözümüzün önüne

Ve kalplerimizde söz için doğduğunda bir kulak

Düşünce gelişir.



Yeter derecede bir iki şey tecrübe edilmiştir

İlmin nesnesi ile öz düşünce

Arasındaki farkta.



Eğer düşünmede yalnızca taraflar değil

Onların da karşıtları varsa

Sonuç daha bir güzel olacaktır.



Yağmur bulutları ile kaplı gökyüzündeki bir aralıktan

Gelen güneş ışığı, kasvetli tepelerin üzerinden

Ansızın süzüldüğünde...



Biz asla düşüncelere gitmeyiz. Düşünceler bize gelir.



İşte bu uygun anıdır söylemin.

Konuşmak bizi içten bir derin düşünce ile tanıştırır.

Böyle bir düşünce ne polemik dolu fikirlerle yürür

Ne de hoşgörülü anlaşmaları hoş görür.

Düşüncenin denizlerdeki yolculuğu şekillenir durur konuların rüzgarında.



Böyle bir birliktelikten birkaç kişi doğabilir belki de,

Düşünce sanatında yolcu olabilecek. Ve onlardan biri, hiç umulmayan,

Usta olacaktır bunda.





Erken saatlerinde bir yaz sabahının

Yalnız bir nergis gizlice çayırlarda çiçeklendiğinde

Ve akçaağacın altında ışıldarken laden..



Basit şeylerin görkemi.



Yalnızca biçimlenmiş imgeler görünümü verir.

Ve şiirde bulunur biçimlenmiş imgeler.



Neşe nasıl akabilir içimizden biz hüzünden kaçmaya çalışırken?

Acı, hiç ummadığımız yerden çıkarır dermanını: kendisinden.



Rüzgar hızla yön değiştirip, kulübenin çatısında gürleyip,

Hava bozmaya başladığında...



Üç tehlike tehdit eder düşünceyi.

İyi ve bu yüzden faydalı olan tehlike,

Şarkısını söyleyen şairin düşünceye yakınlığıdır.



Şeytani ve bu yüzden en kurnaz tehlike, düşüncenin kendisidir.

Kendisine karşı düşünmelidir, ki çok nadiren yapabilir bunu.



Kötü ve bu yüzden de sersemsepelek olan ise felsefe yapmaktır.



Bir yaz günü, kanatlarını kapatıp

Üstüne konduğu çiçekle birlikte

Dağ melteminde sallanıp durduğunda bir kelebek...



Kalbimizin tüm cesareti, düşüncemizi dünyanın sahnesinde

toplayan Varlık'ın ilk çağrısına verdiği yanıtın yankısıdır.



Düşünme eyleminde her şey yalnızlaşır ve yavaşlar.



Sabır yüceliği besler.



Büyük düşünen büyük yanılır.



Bir dağ deresi gecenin sakinliğinde, kayaların arasında

Nasıl dalıp çıktığını anlattığında...



Eskilerin en eskisi takip eder bizi düşüncemizde

Ve yine odur sonunda gelip buluşan bizimle.

Bu yüzdendir ki, düşünce; daha önce olmuş olanı izlediği için,

Hatırlayıştır.



Eski olmak demek, zamanın içinde, o yerde durmak demektir,

Düşünce trenindeki o bir düşüncenin bağlarından kopuk gittiği yerde.



Düşüncenin kökeni ile tanışır tanışmaz

Felsefeyi bırakarak geride

Buluruz kendimizi Varlık'ın düşüncesinde.



Kış geceleri kar fırtınaları koparken kulübede,

Ve bir sabah beyaz örtüsünde yatarken manzara...



Düşüncenin sözleri kendi varlığında susturulabilir yalnızca

Söylenmemiş kalması gerekeni

söyleyemeyecek hale gelince.



Böyle bir acizlik

düşünmeyi karşı karşıya getirir

Kendi meselesiyle.



Söylenmiş olan, asla ve hiçbir dilde söylenen değildir.



Bir düşüncenin, hep ve ansızın olması-

Hangi hayrete düşmüşlük onu ölçebilir ki?



İnek çanı sesleri gelirken

Sürülerin usulca dolaştığı

Vadinin, dağın tepelerinden...



Düşünmenin şiirsel karakteri hala gizli.



Kendini gösterdiği yerde, öteden beri

Yarı-şiirsel bir aklın ütopyası gibidir.



Ama, düşünen şiir gerçekte Varlık'ın topolojisidir.



Bu topoloji Varlık'a gerçek varlığının bulunduğu yeri anlatır.



Akşamın ışıkları bir yerlerde ormana inip,

Ağaç gövdelerini altın rengi ile yıkadığında



Şarkı söylemek ve düşünmek

Şiire komşudurlar, ağaç dalları gibi.

Varlık'tan doğarlar ve onu gerçeğine ulaşırlar.



İlişkileri, bize Hölderlin'in orman ağalarına ezgisini

Düşündürtür;

"Ve birbirlerine bilinmez kalırlar,

Hep böyle yan yana durdukça ağaç gövdeleri"



***

Ormanlar yayılıyor

Dereler çağıldamakta

Dayanıyor taşlar

Sis dağılmakta



Yaylalar bekleyişte

Pınarlar dolmakta

Rüzgar yerleşiyor

Kutsayarak İlham Perilerini.



Martin Heiddegger

Çeviren: Behlül Dündar
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

sirera

#21
iniyor
karanlık
hızla

yüzünün ışığı daha
kaybolmamış

silinmemiş mavi gök
yüzünde
çocukların masum bakışları
ve ayna

yağmurun başlaması ile
buluşuyor
senin bakışlarınla

ikiniz de ağlıyorsunuz

yıllar olmuş
hiç durmadan yağmur yağmış
siz
ne zaman
birbirinizi düşünseniz aşkla

karanlık
kaplıyor aradaki mesafeyi

sadece sesi duyuluyor yağmurun

çocukların
bakışları
aynada
unutuluyor

en mahzun olan şey
benim
senin içinde
dünyaya inmem

yüzüm yüzündür
bil bunu

her hatırladığımda seni
aynada
seni gördüğümde
karşımda

unutulur mu o an
hiç

binlerce an
kilometrelerce uzakta
ve şimdi
karşımda

tanıyorum seni
kurtarılacaktır kalbinin içinde
bekleyen
masum
bakışlar
bir gün

bir gün dememe bakma sen
bir gün bin yıl gibi
karşımda duran aynada

Turgay Özen-İyilik ve Kötülük Üzerine
Bir Ayna An
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

bona fide

#22
İzmir Yollarından Son Mektup

Belki şimdi sana son
Sözlerimi yazmadan
Gözlerim kapanacak.
Belki var daha beş, on
Dakikalık bir zaman
Mektubum okunurken.
Lakin ölümün eli
Alnıma dokunurken,
Beliren bir emeli
Çok görme bana sakın.
Ben Tanrı`ya en yakın
Bir yola sapıyorum
Milletimin uğrunda
Türbemi yapıyorum.
Düşündüm huzurunda
Ebedi bir akşamın,
Düşündüm ki babamın
Dizi dibinde geçen
Yirmi iki seneden
Elimizde kalan ne?
Sorarım sana anne:
Madem ki gün gelecek,
Herkez aynı meleğin
Önünde eğilecek,
Niçin o güne değin
Çan sesleri duyayım.
Bu gün de bir yarın da,
Bırakın uyuyayım
İzmir kapılarında!
Anne elveda artık,
Şu iki, üç asırlık
Gecenin gündüzünü
Görmeden gidiyorum
Ne beis var diyorum,
O günün seherinde
Senin ince yüzünü
Görüyor gibiyim ya.
Ey genç gecelerinde
Beşiğimi bekleyen!
Ediyorum emanet
Seni Anadolu`ya!
Sütünden, emeğinden
Ne verdinse helal et.
Söyle Hacer`e o da:
Hakkını helal etsin,
Gönülcüğü dilerse
Başkalarına gitsin...
Ben ermeden murada
Ecel kırdı kolumu;
Artık beyhude yere
Beklemesin yolumu

O ne anne, o güzel
Gözlerinden akan ne?
Geri dönmedim diye
Ağlıyormusun anne?

Kemalettin Kamu

bu şiiri ne zaman okusam dokunaklı gelir kederi hiç kaybolmayan bir yazım dili var. forumda paylaşımı yapılmışsa şimdiden özür.