Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü

Yoğunluk Nedir?

Başlatan onuruy, 25 Aralık 2010, 18:35:11

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

onuruy

1-)Yogunluk nedir?
2-)kaçıncı yogunluk olduğmuzu nasıl anlarız?
3-)yoğunluk nasıl kazanılıyor?
İyi çalışamalar dilerim. 8)
 

Tgur

#1
Merhaba onuruy,

Yoğunluk bilincin farkındalık ölçüsüdür,
Yedi yoğunluk vardır ,farkındalık geliştikçe ilgili yoğunlukta olma hakkı kazanırsınız,
Biz şu anda 3.yoğunluktayız ,bilinçte genişlik kazanarak 4. yoğunluğa geçmeye çalışıyoruz ,aramızda üst yoğunluk kazanıp dünyada enkarne olmayı kabul edenler vardır ,
Daha geniş bilgi için bu topicte kasyopya bilgileri 9. sahifede 25/09/2009 celsesini okuyunuz,
Daha daha geniş malümatı, sorularınız olursa cevaplamaya çalışırız,

Selam ve sevgi..

bozadi

#2
bilgilerimizi sadeleştirme, somutlaştırma adına bu soruların sorulmasına sevindim doğrusu. hepimiz azımsanamayacak oranda veri yükledik belleğe. şahsen artık bir doymuşluk durumuna ulaştım. yani artık yeni veri bulmaktan ziyade, şu ana kadar topladığım verileri yorumlama, düzenleme, yerli yerine oturtma isteğim ağır basıyor. yeni veriye tamamen kapalı olmak diye birşey olamaz tabi. yeni veriler, bilgiler, çıkarımlar ruhun gıdası gibi birşey.

bildiğim kadarıyla "yoğunluk" (density) kavramı ilk kez ra bilgileri'nde kullanıldı, varoluşun kozmolojik seviyelerini tanımlayan bir ifade olarak. Tgur'un belirttiği gibi bir farkındalık seviyesi ölçüsü anlamında kullanılıyor. bilginin-bilincin ne ölçüde yoğunlaştığı/arttığını ifade ediyor. "3. yoğunluk varlık" demek, varoluşun yedi seviyesi içinde 1. ve 2. seviyeyi tamamlayıp 3. seviyeye geçmiş olan varlık demek. okul sistemi gibi düşünürsek "3. sınıf öğrencisi" gibi yani. bilginin yoğunlaşmışlık/artmışlık seviyesi.

kaçıncı yoğunlukta/sınıfta olduğumuzu anlama konusu ilginç, faydalı bir tartışma konusu olur sanırım. evet, neden 3. sınıfta olduğumuz söyleniyor veya ima ediliyor sürekli?

buna da gelmeden önce şunu sormak da gerekebilir: varoluşun neden seviyeleri olsun? çok basit görünen ama bir o kadar da uğraştırıcı bir soru olabilir. seviye'lenme ihtiyacını doğuran nedir? neden bir sıralama/hiyerarşi oluşuyor? sanırım bunun temel sebeplerinden biri "hareket/devinim yoluyla keşif ve kendini tanıma/bilme ve ifade etme" ihtiyacı.

soru bir kademe daha derinleştirilmek istendiğinde şu sorulabilir belki: hareket etmeye, kendi (sınırsız) potansiyelini sürekli daha fazla keşfetmeye ve ifade etmeye ihtiyaç duyan nedir? cevap olarak varlık/tanrı/herşey/tek/bütün gibi bir cevap doğuyor gibi görünüyor. kendi açımdan, mevcut akıl/bilgi/kapasitemizle bu soruyu daha fazla derinleştirmek veya başka bir yöne kaydırmak bana anlamsız/imkansız/boş geliyor. yani sonuçta tanrı diye adeta canlı, biyolojik bir organizma gibi birşey var ve biz de onun parçası ve kendisiyiz. o aynı zamanda bizim ayrı ayrı olarak algıladığımız herşeyin de kendisi. herşey onun bir parçası gibi. "tanrı'nın tanrısı var mıdır?" sorusu şu anki tartışma seviyesinin dışında kalan bir soru. anlamlı/doğru bir soru olup olmadığından da emin olamıyorum. fikirlerim değişken bu konuda. bir ara spesifik olarak bu konu üzerinde durmayı da deneyebiliriz.

tabi tüm bu iddialar, tartışmalar, inançlar hususunda, 3. yoğunluk "resmi" dünya biliminin kabulleriyle hareket etmediğimiz ortada. "dünya bilimi" diye belirli, tutarlı birşey de yok ortada zaten. çok ciddi çelişkiler, çatışmalar, bölünmüşlükler, uzlaşmazlıklar içeren bir karışım. büyük ölçüde karanlık güçlerin kontrol ve baskısı altındaki bir resmi bilimden, insanlığın hayatına gerçekten ışık tutmasını beklemek de saflık olurdu herhalde.

evet, neticede ciddi ölçüde bazı inançlar/sezgiler/kabullerle hareket ediyoruz ve bunu doğru düzgün yapsak yeter gibime geliyor.

bizim de bir parçasını teşkil ettiğimiz tanrı, bir şekilde canlı bir organizma. örnek alınabilecek herhangi bir "varlık" gibi o bütünsel varlık da kendini bilme ve keşfetme ihtiyacı/isteği duyuyor. bunun için hareket etmek, birşeyler yapmak durumunda. şimdi konunun/tartışmanın burasında, konuyu tartışırken, fazlasıyla "lineerlikten" muzdarip olan yönlerimiz (en azından kendi adıma konuşacak olursam), tanrının aynı anda kendini hem tamamen bilip, hem de kendi hakkında tamamen cahil olması gibi bir durumun söz konusu olabileceğini tahayyül etmekte zorlanabiliyor. ben sıkça zorlanıyorum, veya bu (potansiyel) gerçeği sıkça gözardı ediyorum. burada eleştirilen şekliyle lineer zihin, "birşey ya siyahtır, ya beyazdır" diyor. yani tanrı diye tanımladığımız bütünsel varlık kendini ya tamamen/mükemmel şekilde biliyordur, ya da hiç bilmiyordur şeklinde bir çıkarıma eğilimli olabiliriz. ama bize garip görünebilecek bir şekilde, tanrı dediğimiz bütünün kendini tamamen bildiği bir "yoğunluğu/seviyesi/yeri" de var, hiç bilmediği/ilgilenmediği bir seviyesi de. hem de aynı anda. zihnimizin/aklımızın yüzyıllardır tesiri altında kaldığı aşırı lineerlik, birşeyin aynı anda çoklu (ve birbiriyle/kendiyle çelişiyormuş gibi görünebilecek) hallerde bulunabileceğini anlamamızı zorlaştırıyor.

burada tanrının kendini tamamen bilen seviyesini 7. yoğunluk kabul ediyorum. ama bu %100 değil de, örneğin %70 oranında doğru bir varsayım da olabilir. belki 6. yoğunluğun ortasından 7. yoğunluğun ortasına kadardır, belki 5-6-7 yoğunluklara belirli/farklı oranlarda yayılan bir ölçüselliği vardır bu kendini bilişin (vs). lineerliğimiz bizi tartışmalarımızın ve kavrama çabalarımızın çeşitli aşamalarında hatalı varsayımlara yöneltebilir/yöneltecektir, bu ihtimali bilmek gerek. önemli olan giderek toparlamaya niyet etmek/çalışmak.

kendinin farkında olmayış (uyku) halinin özellikle 1. yoğunluk için, yani madde aşaması için geçerli olduğu kabul edilebilir. ama aynı şekilde 1-2-3. yoğunluklara belirli/değişken ölçülerde dağılan bir niteliği de olabilir bu uyku (kendini bilmeyiş) halinin. 4. yoğunluk varoluşun ortası gibi birşey bu durumda sanırım. yin-yangı ayıran/birleştiren çizgi gibi belki de.

lineerliğimiz (aşırı kısmı) bizi tanrı denen varlığın/bütünün ya kendini çok iyi bilen, süper zeki bir varlık, ya da tamamen bilinçsiz, hatta belki belirli bir varlığı/kimliği dahi olmayan bir kaos olduğunu düşünmeye sevk edebilir. ama görünüşe göre yanıt (kasyopyalıların zaman zaman dediği gibi): hepsi ve fazlası. nasıl bakmak istersen. özgür irade! (ben şu anda böyle yorumluyorum yani).

peki, eğer öyleyse, neden tanrı aynı anda birden fazla halde mevcut? hareket, devinim, keşif ve ifade ediş isteği/ihtiyacı nedeniyle. bunun en güzel yolu bu belki de. ve biz "tanrı" derken tanrının belirli bir yoğunluğunu/seviyesini mi kastediyoruz, yoksa tümünü mü? o da değişken ve zaman zaman problem yaratabilecek birşey sanırım. insanların bazen "tanrı" derken kastettikleri şey aslında 4., 5. veya 6. yoğunluk varlıkları olabilir. 7. yoğunluk tanrının en bileşik/bütünleşik/saf hali. o yüzden biz tanrı derken çoğu zaman 7. yoğunluğu (tüm varoluşun güneşini) kastediyoruz. ama aslında tanrı sadece 7. yoğunluk değildir, tüm yoğunluklardır. lineer zihnimizin bizi yine zorlayabildiği bir nokta bu. 7. yoğunluk tüm yoğunlukların kaynağı ve hedefidir. varolan tek yoğunluktur bir bakıma, diğer tüm yoğunluklar, 7. yoğunluğun varlığını sağlamak/desteklemek için bizzat 7. yoğunluk tarafından "yayılıyor." tanrı, yedi aşamada kendi etrafında (ve/ya için[d]e) dönüp duruyor yani. her bir yoğunluk, kendinden önceki yoğunlukların toplamı; mesela 3. yoğunluk aslında 1. ve 2. yoğunluğun üzerine yeni bir kat atılmasıdır. ve 7. yoğunluk, 7 yoğunluğun toplamı/bileşimidir. ve o yedi aşamanın her biri her an ayrı ayrı mevcut. sonsuz ve sürekli bir devinim yani bu. bu devinim olmasa tanrı kendini bilemez, sonsuz yaratıcılık potansiyelini ortaya koymaya, keşfetmeye devam edemez. öyle bir problemin bir ihtimal olup olmadığını şu anda dengeli bir şekilde düşünemiyorum, bilemiyorum. tartışabiliriz.

peki neden 7? neden 5 veya 6 veya 10 veya 50 aşama değil de 7? hem 7 diye bir sınırlama gibi görünen bir ölçünün var olması, hem de sınırsızlıktan, sonsuzluktan bahsetmek bir çelişki midir? varoluşsal matematiksel prensipler bunlar. 7 mükemmellik, tamamlanma sayısı bildiğim kadarıyla. neden öyle olduğunu umarım daha iyi kavrarız. ama bir şekilde bu 7 sayısı kendini varoluşunun her yerinde ifade ediyor gibi görünüyor. ışık prizmada 7 renge bölünüp gökkuşağının yedi rengini oluşturuyor. sonsuz renk tonu var ama "7 renk" var. sonsuz nota var ama "7 nota var" vs. 7'de gerçekten bir tamamlanma, mükemmelleşme durumu var gibi görünüyor. umarım araştırıp daha emin bir şekilde bilebiliriz.

peki 3. seviye tanrının nasıl bir seviyesidir? 3. seviyede olduğumuzu nasıl anlıyoruz?

şu an için sadece birkaç özet fikrimi paylaşmak, gerisini tartışmaların seyrine bırakmak istiyorum:

1. yoğunluk madde ve ilkel bazı bitkilerin aşamasıdır. 2. yoğunluk ileri bitkilerin ve hayvanların aşamasıdır. 3. yoğunluk insanlık deneyiminin de yaşandığı aşamadır. ra ve kasyopya bilgilerine dayalı bu tanımlar. ama başka (eski ve yeni) kaynaklarda da benzer tanımlar var tabi.

1. yoğunlukta madde deneyiminin temelini oluşturan atomlar (veya atomaltı parçacıklar) nereden geliyor? 7. yoğunluktan: big-bang. peki ne oluyor 1. yoğunlukta? atomlar yavaş yavaş birleşerek elementleri, molekülleri falan oluşturuyor (1. burç 'ekseni' olan koç-terazi burcunun etkileşimiyle özdeş görünüyor bu süreç). bu bileşikler giderek daha kompleksleşip ilkel bitki hücrelerini ve giderek ilkel biyolojik bitkisel vücut/organizma türlerini oluşturuyor. vücut mekanizması oluşumu (boğa burcunun temsilleriyle yakından ilişkili) 2. yoğunluğa mezuniyet anlamına geliyor. 2. yoğunluk ileri bitki türleri ve hayvanların seviyesi; ortak özellikleri, biyoloji/kompleks vücutlar/organizmalar geliştirmiş olmaları. 2. yoğunluk boyunca da giderek daha gelişiyor bu vücutlar. ortak bir ruh/bilinç havuzu oluşturuyor bitki ve hayvan türleri kendi türleri içinde. bu hususa tamamen hakim değilim ama bunu da kendine özel bir başlıkta tartışıp kavrayışımızı geliştiririz umarım. (2. burç ekseni olan boğa-akrep ekseni, bu yoğunlukta olan biteni açıklayan çeşitli vasıflara sahip; forumda diğer bir başlıkta bir ölçüde 1. ve 2. yoğunluktaki olaylarla ilgili astrolojik bağlantılara dair fikirlerimi paylaşmıştım: burada. bir ara kafamı toplayıp devam etmeyi umuyorum ona.

peki 3. yoğunluğa (ikizler-yay eksenine) mezuniyeti teşkil eden şey nedir? "bireyselleşme." 2. yoğunluğun sonlarına doğru hayvan türleri epeyce akıl/zeka geliştirmiş oluyor ve o zeka/kavrayış, varoluşun kanunları gereği (bunu giderek daha iyi kavrarız umarım), varlıkları kendi bireyselliklerini bulmaya sevk ediyor. özgür irade kanununun kapsamına etkin bir şekilde girebilmek için bireysellik gerekiyor. bireysel özgürlük, bireysel seçim, bireysel sorumluluk, bireysel hesap verebilirlik vs. ve hayvanlar evrimlerinin en ileri noktalarında kendilerini türlerinden ayrı birer birey olarak algılamaya başlıyorlar nihayet. bu noktada akla tabi hemen maymun türleri falan geliyor, ki isabetli bir örnek muhtemelen. yani insan aşamasına genel olarak diğer pek çok hayvan türünden daha yakınlar belki de gerçekten. ama ilginçtir ki, kedi-köpek vesaire evcil hayvanların pek çoğu maymunlardan belki de çok daha ileriler ve 3. yoğunluğa (insan deneyimine) çok daha hızlı bir şekilde mezun olabiliyorlar. çünkü 3. yoğunluk varlıklarıyla etkileşiyorlar. insanlar hayvanlara "isim" takıyor, onlara bireysel ilgi gösteriyor ve eğer ilgili hayvanlar yeterince enkarnasyon geçirip yeterince ileri bir noktaya varmış durumdalarsa (her kedi, her köpek, her kuş vs herhangi bir enkarnasyonunda hemen 3. yoğunluğa mezun olmaya hazır hale getirilebilir diye birşey yoktur sanırım), insanların bireyselleştirici etkileriyle birlikte bir sonraki enkarnasyonlarına bir insan olarak, yani 3. yoğunluğa mezun olmuş olarak devam edebilirler demektir.

insanı hayvandan ayıran temel bazı özellikler vardır: "yoğun mantık kullanımı", "el kullanımı", "sözlü dil kullanımı" gibi. bunların hepsi ikizler burcuyla birebir ilintili. bu da gerçekten insanlık deneyiminin/seviyesinin ikizler-yay ekseniyle doğrudan bağlantılı olduğuna işaret eden bir husus.

yalnız ikizler, adından da anlaşılabileceği gibi ikili ve hatta çoklu kişilik yapısı geliştirmeye, yani "bölünmeye" müsait bir enerji/aşama. tabi bu mutlaka dengesiz/olumsuz olmak zorunda değil ama dünya/insanlık medeniyetinin kendi karması/koşulları nedeniyle öyle oluyor çoğu durumda. bu sadece "burcu ikizler olanlar"la ilgili birşey değil, dünyadaki tüm insanlar için geçerli. bu hepimizin hayatıyla ilgili en temel problemlerden biri. gizli veya açık bir şekilde bölünmüş kişilikler, kendinin bütüncül bir şekilde farkında olmayış, hayatını belirli bütüncül bir bilinç etrafında organize edememe veya o bilinci istikrarlı bir şekilde koruyamama hali. işte o da ikizlerin dengeleyicisi olan yay'ın temsil ettiği bir bütüncül farkındalık gelişim motivasyonuyla dengelenecek olan birşey. yay, hayata ve deneyimlere karşı bütüncül bir bakış açısı geliştirmeyle birebir alakalı olan burç/enerjidir. o yüzden, "felsefe ve din" alanları mesela, yay burcuyla birebir alakalı olarak tanımlanır, çünkü olan biten herşeyi açıklayan veya açıklamaya çalışan bir bilinç geliştirmeyle bağlantısı vardır bir şekilde. en azından böyle bir iddiası vardır ve belirli bir çaba vardır bu konuda. eğitim/öğrenim/bilim de yay'la yakından alakalıdır. bizi saran herşeyi anlamaya yönelik bir eğilim içerir.

olayın astrolojik yönünü bu başlıkta daha fazla uzatmak istemiyorum ama gerçekten de insan deneyimi, 3. burç olan ikizler ve onun dengeleyicisi olan yay burcunun (yay'ın dengeleyicisi de ikizler tabi; tek yönlü olmak zorunda değil) öğrettiği derslerle çok yakından alakalı. astro-kozmolojik olarak son husus: bir sonraki yoğunluk olan 4. yoğunluk yengeç-oğlak ekseni. 4. yoğunluk, 3. yoğunluktan farklı olarak pozitiflik ve negatifliğin birbirine karışmadığı bir aşama. oraya mezun olabilmek için pozitifliğe ve negatifliğe mutlak bir adanma olması gerekiyor. mutlak pozitiflikle ilgili olarak en kaba şekilde şöyle söyleyeyim; tam pozitifliği bir daha hiç kaybetmemecesine yakaladığınız zaman 4. yoğunluğa mezun olursunuz. eğer hala 3. yoğunluktaysak (ki öyleyiz), bu bizim kozmolojik olarak gerçek birer "pozitif varlık" olmadığımız, pozitifliğimizin tam/kesintisiz olmadığı anlamına gelir. ve öyledir! bizler, biraz 3. yoğunluğun kendine has doğal koşulları nedeniyle, biraz da atlantis vs karması nedeniyle, teknik olarak 3. yoğunluk negatif (kendine hizmet) varlıkları durumundayız. ama burada yanlış anlaşılmaya müsait bazı durumlar var tabi. mutlak bir negatiflik değil bu. biraz doğal bir negatiflik. tıpkı bir bebeğin bebeklik aşamasında sadece kendi gereksinimlerine odaklanması gerektiği gibi, 3. yoğunluk varlıkları da kendi gereksinimlerine odaklanmaya mecburdurlar ve öyle yaparlar. ama 3. yoğunluğun ileri aşamalarında bu giderek azalabilir. pozitife eğilimli varlıklar, mutlak pozitiflik doğrultusunda diğer pozitif varlıklarla işbirliği geliştirme eğilimindedirler ve bu yönde grupsallaşırlar. çünkü bireysel vurgulu olan 3. yoğunluktan farklı olarak, 4. yoğunluk 'kitlesel' vurgulu bir yoğunluktur. konusu, içeriği öyle gerektirir.

3. yoğunlukta bulunduğumuzu anlamayla ilgili olarak başka ne gibi ipuçlarının olduğuna bakalım:

bilim insanın yaygın olarak 3 boyutlu bir görsel temelli algılamaya sahip olduğunu söyler: genişlik, yükseklik ve derinlik. bu konunun 3. yoğunlukta olmamızla yakından alakası var. bilimsel olarak 4. boyutun tam olarak ne ifade ettiğini bilmiyorum, araştırmadım. fikri olan varsa paylaşırsa sevinirim. bilinçsel anlamıyla ilgili de yorum/çıkarım yapabileceğizdir pek tabi, çünkü dünya bir şekilde 4. yoğunluğa mezuniyete doğru ilerliyor bir gezegensel varlık olarak ve 4. yoğunluk enerjileri giderek yoğunlaşıyor.

insan herşeyi üçlü algılarla özetler/tanımlar:

başlangıç, gelişme, sonuç.
alt üst, orta; veya sağ, sol, orta.
1, 2, 3,; veya geri sayım: 3... 2... 1...
ABC (alfabe anlamında)
üç din, üç büyükler, üç maymun... bir sürü üç.

matematik/fizik/astronomi vs'de TRİgonometri kullanımı çok temeldir mesela.

bu ve belki başka pek örnek, 3. yoğunlukta bulunmamızla yakından ilintili muhtemelen.

üç biraz da, 4'e mezun olmak için gerekli dengenin bulunmasını ifade ediyor bilinçsel olarak. ikilikten kurtulmanın yolu üç'ü tespit edebilmek. siyah, beyaz: gri; denge.

insanlığın çoğu bu yüzden 4. yoğunluğa mezun 'olmayacak' gibi görünüyor. çünkü zıtları görüp dengelemeyi öğrenemediler. zıtlıkların farkında bile değiller. dolayısıyla olayların/durumların/meselelerin ortasını göremiyorlar. bununla ilgili dersleri tamamlayamadılar. 3'üncü yoğunlukla işleri bitmedi.

bu arada, güneş'i sarı renk olarak görmemizin nedeni bile 3. yoğunlukta bulunmamız olabilir. renk spektrumunda sarı 3. renk.

ProMeTHeuS

#3
selamlar dostlar, bozadi yazdıklarını okudumda aklıma bi soru takıldı renk spektrumlarını bi sıralar mısın 4.renk mavi mi acaba?
 

bozadi

#4
Gökkuşağının yedi rengiyle aynı sevgili ProMeTHeuS. Kırmıyla başladığı varsayılıyor ve 4. renk yeşil oluyor buna göre:

1. Kırmızı
2. Turuncu
3. Sarı
4. Yeşil
5. Mavi
6. Çivit/İndigo
7. Mor