Ruhsal Gelişim Nedir?

Başlatan JCA, 08 Nisan 2010, 03:01:34

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

JCA

Bana göre tekamül yolu tüm arzu ve isteklerimizden vazgeçmeyi gerektirir. Öyle ki bu derin çalışmanın sonucunda kendiliğinden olur. Zihin susar, bir şey düşünmezsiniz. Bu da derin bir felsefe disiplini gerektirir. Hiç bir şey arzulamıyorum demekten ziyade doğal bir şekilde bir şey söylemeye ihtiyaç duymadan öyle olmaktır. Muhteşem bir sessizliktir.

Burada öğrendiklerimiz bu gelişim sürecinde ruhun, yani bilincin gelişmesini sağlarken bedenimizi ve zihnimizde bu ilerlemeye paralel olarak nasıl dengede tutacağımızdan ibarettir. Bunları dengelemeyezsek zihinsel ve bedensel sağlığımız bozulur ve bu da ruha bir aktarımda bulunamaz. Sanırım amacın bir aracı oluyor zihin ve beden. Araca ihtiyacımız var bu süre içinde.
 

Deja

#1
tekamülü çok güzel özetlemişsiniz ama kendi adıma üzücü tabi, çünkü arzulardan arınma kısmında sıkıntılıyım. bu konuda "niyet" tek başına yeterli bir güç olmayabiliyormuş maalesef.
 

JCA

#2
Eğer arzunun kaynağının ne olduğunu bilebilirsek arzulamaya ihtiyacımız kalmaz. Bu da insanın kendi yönelimlerini araştırmasıyla mümkün olur. Ben böyle düşünüyorum.

Bu işler beyinde gerçekleşir. Elde etmek istediğimiz her şey gerçekte hayalimizdekinden fazlası değildir. Bi eleman çook güzel bi kıza aşık olur. Onunla bi ilişki yaşamadan önce kafasında bir sürü hayal uydurur. Sürekli onu ister yanında. Sonra bir gün bu isteği gerçekleşir. Ama gerçekleştiği an hayalleri biter. Çünkü kafasında kurduğu kişi ile gerçek kişi farklıdır. Bu anda gerçeği öğrenir. İstekleri kaybolur gerçeği gördüğü için. Bu insanın kafasındaki kızın kişiliği, davranışları esasen o değil bizzat kendisidir. Yani kendi yansıması..
 Aynı şeyi maddi şeyler içinde imgeleyebiliriz. Yıllarca güzel bir ev almak için hayal eden bir memur. O eve sahip olduğunda o evden sıkılır. Buradaki herkes bunu yaşamıştır. O evi elde etmek için çabaladığı şeyler, kurduğu hayaller, nesnenin kendisinden daha güzeldir.

Arzulamaktan korkmanın, ya da arzunun kendisini tiksinç bir şey olarak görmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bunu düşünmek insana sıkıntı verir. Oysaki ıstıraba hiç gerek yok. Aynı düşünceler benim başımdan da geçtiği için, bu sıkıntıları kendim de yaşadığım için şöyle demek isterim. Bunlar bir takıntıdır. Savaşmak yerine incelemek insana daha iyi öğretir. Bir şey arzuladığında bunu incele derim ben. Aa ne güzel canım şunu istedi. Ama niye istedim bunu bir düşüneyim demek daha uygun olur. Sonrasında sonuçlar gelir ve böylece öğrenirsin/öğrenmiş oluruz. Bunu yapmak için kendimize karşı dürüst ve yine kendimize karşı yargılayıcı olmamak gerekir. Kendimizi yargıladığımızda acı çekeriz. Kendini yargılayan bir insan başkalarını da rahatlıkla yargılar. Acı çeken bir insan başkalarına da çektirir. Eğer acı çekip te başkasına çektirmiyorsa insan,gelecekte kendine de acı çektirmemeyi öğrenecek demektir. Yolumuzdan sapmadığımızı gösterir. Hatta daha dayanıklı yapar. Sadece yolu biraz uzatmış oluyoruz bu şekilde.

 

Pınar

#3
Sanırım acıyı yaratmayı daha çok seviyoruz sevgili JCA. Bunu farkedip, dönüştürdüğümüzde ortada karşı koyulacak ya da katlanılacak acı kalmıyor.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

Deja

#4
Uçurmadan önce "kabullenmek" gerek diyorsunuz ki buna tamamen katılıyorum. Direnilen şey kalıcı olur çünkü.
 

JCA

#5
@Pınar
Aynen.Her ne kadar farkedemesek te bilinçaltımız sürekli acı çekme dürtüsünde bulunuyor. Buna bağımlıyız ve kurtulmak gerek.

@Deja

O çok önemli. Yanlış bir şey yaptığımızda bunu kabullenemiyorssak eğer o yanlışlığı değiştiremeyiz. Bir yanlış yapıldığında bu eylem incelenmeli neden  ve sonuçları üzerinde düşünülmeli ve sonraki aşamada bunun tekrarlanmaması için o yanlışı yaptığımız andaki düşünce yapımız bir sonrakine kadar değiştirilmelidir.

Kabullenememek burada kısır bir döngüyü başlatıyor. Yanlış yaptığımızı kabullenememek egomuzdan ileri geliyor. Ego burada yanlış yaptığımız halde yapmadığımızı söylemeye çalışırken kişinin sezgisi bunun tersini yani doğru olanı söyler. Tam bu anda büyük bir karmaşa ile karşılaşırız. Burada bence yapılacak en güzel şey egonun yönelimlerini incelemektir. Bunu yaptığımız zaman ileride ne yaptığımızın farkında oluruz. Önceden olacakları bilebiliriz. Böylece farkındalığımız olur ve kendimizi sıkıntıya sokmayız.

Tabi burada bu kadar kafa  yoruyoruz ancak uygulama yapmadan bilginin bize herhangi bir faydası olmaz.Ben konuştuklarımın çok azını uygulayabiliyorum.Yapma gücümüzün olması gerekir. Yapma gücümüz direk irademizle alakalı. Her şeyden önce ilk yapacağımız şey irademizi güçlendirmek olmalı. İrademiz güçlendikçe daha doğru seçimleri bulabiliriz. Daha az duygusal reaksiyona gireriz. İrademiz yani kişisel gücümüz zayıfladıkça daha çok duygusal karmaşa bizi bekleyecektir.

Örneğin bir sigara tiryakisiysek bunu bırakarak yada olmuyorsa azaltarak, sabah geç kalkıyorsak bunu erken kalkarak, çok yemek yiyorsak az yiyerek, hayır diyemediğimiz ama doğrusunun hayır cevabı olması gereken şeylere hayır diyerek işe başlayabiliriz.
 

Pınar

#6
Sevgili JCA, bilinçaltımız acı yaratmak için ebeveynlerimiz ve dostlarımız tarafından özenle işleniyor. Biz burada, bu Kh gezegeninde bunu deneyimliyoruz.Ne zamana kadar, acıyı yarattığımızı farkedip dönüştürmeye başlayana kadar.Hiçbir öğrenme boşa değildir.Ancak şu var ki, bizler acıyı yarattığımızı farkına varmak yerine, hep dışarıda korkulacak ve suçlanacak kişiler arama eğiliminde olan varlıklarız.Durum bu olunca, kötü anne-babalar, hayırsız evlatlar, vefasız dostlar kısacası aynalar/gölgeler buluyoruz.Olay bundan ibarettir.Basit kuralları olan, oldukça zevkli bir oyun bahçesinin çocuklarıyız aslında.:)
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

JCA

#7
@Pınar
Çok acı çekmenin sonucu bize acılarımızı kontrol etmeyi öğretiyor.

Sessizlik bu tür şeylerin çaresidir. Sessizliği korumayı bilmek çok önemli. Zihin sessizken egodan bağımsız oluyor ve gerçek nedir onu kendiliğinden biliyor. Düşünmeden sezgiyle bunu açıklığa kavuşturmuş oluyoruz. Dikkat maksimum seviyeye çıkıyor.
 

Pınar

#8
Kesinlikle evet.Acı çekme sonucu, biz başka yolların/metotların olduğunu öğreniyoruz.Hata yapmanın verdiği ödülleri topluyoruz. tabi ki, acıyı kendimize malzeme olarak kullanmaya başlamamışsak.:)

Ve sessizliğe dikkat!Tepki anlamında sessizlikle karıştırılıp, duyarsızlaşma yaşanabiliyor bazen ve sonuç bir tarafın/kutbun üzerine yığılma ile bitebiliyor. Duygularınızın dengelendiğinden emin olunması önemli, dengelendim derken bastırma eğilimimizde var, ki bu sonuçları pek parlak olmayan olayları da beraberinde getiriyor.Dengede, hiçbirşeyi kontrol etme gereği duymazken, bastırma da kontrol elimizdeki tek güç gibi görünüyor. En iyi ayırt edilme noktası burası.Eğer kontrol etme gereği duyuyorsanız, bastırıyorsunuz/itiyorsunuz demektir ve en kısa zamanda bu duygu bir bedene bürünüp karşınıza dikilecektir.
Yarattıklarını beğenmiyorsan, dur ve yeniden başla!:)

JCA

#9
Aynen öyle. Çok güzel tamamlamışsınız.

Sessizleşme dediğiniz gibi duyarsızlaşma değil. Doğru olan ile yanlış olanı ayırt edebilme dikkatidir. Bastırma eğilimi şu an hepimizde var. Şu an bunu öğrenmeye çalışıyorum. Kim bilir bazılarında yoktur. Bende var şu an. Burada çok kez hep beraberce tekrar ettik. Bastırmak yerine yaptığımızı inceleyelim. Bastırdıkça kabullenmeme doğuyor ve gelişim sağlanmıyor. Sürekli kendimizden korkuyoruz. Korku da dışarıya yansıyor.

Yanlış yaptıklarımızın, çoook kötü olduğunu düşünüyoruz.Nah öyle! Sürekli bizden daha yüksekleri tarafından yargılanacağımızı sanıyoruz oysa ki öyle bir şey yok. Bizden daha az gelişmiş olan bir hayvanın, örneğin kedinin bir fareyi öldürüp yemesini nasıl yargılamıyorsak bizden daha gelişmiş varlıklar da bizi yargılamıyor. Önemli olan yaptıklarımız hakkında bir fikir sahibi olabilmek. İnceleyebilmek ve dolayısıyla ayırt edebilmek.
 

JCA

#10
Buraya kendi görüşlerimi yazacağım bundan sonra. Kişisel blog gibi bir şey olacak.

 

JCA

#11
Bilincin geliştirilmesi sorgulamayla ve araştırmayla başlar. Araştırmamayla ve sorgulamamayla biter. Sorular bitince cevaplar yerini alır. Son cümle lao tzu'nun. Tastamam katılıyorum.
 

JCA

#12
Maharaj'ın bir sözü var.

''Sessizlik hakkında söylenenler gürültüden ibarettir.''

Tastamam katılıyorum.
 

JCA

#13
İnsanın konuşma ihtiyacı, kendini kanıtlama isteğinden doğar. Ben bağımlıdır.
 

JCA

#14
Olmuş olanın olmaya bir ilgisi yoktur.