Ben Kaçar

Başlatan Rekalis, 19 Mart 2010, 17:37:04

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Rekalis

Dün gece bana bir teklif yapıldı. Detayları anlatmadan hepinize teşekkür ederim kasyopya ve diğer bilgiler için. Ama artık ne kadar takip ederim bilmem.
Dün gece bir rüya gördüm. Ve rüyamda dünya dışı varlıklar bana birşeyler gösteriyordu. Ben rüyalarımda dünya dışı varlıkları görmem. Hissederim sadece. Yani yöntem şu; onlar bana bir nevi slayt şeklinde birşeyler gösterirler. Ve bende sadece gösterilenleri görürüm. Onlar sanki arkamda bir yerdedirler hissederim. Yani onları, gemilerini veya başka birşyelerini görmem. Sadece hisler vardır içimde.
Rüyamda bana gösterdikleri şeyleri aslında hemen hemen hiç hatırlamıyorum. L ve S harfleri, değişik ve renk renk şekiller-logolar gibi. Bunlar bir nevi Oyun kartı gibi önümdeydi ve her biri bir birinden kötü hisler uyandırdı bende. Yani bu kötü birşyedi sanki. Ve en kötü yanıysa onlardan birini şeçmem istendi. O an uyandım ama okadar korkmuş ve çaresiz bir hale girdim ki sonrasında uyuyamadım sabaha kadar düşündüm.
Uyandığım anda özellikle müthiş bir mide bulantısı vardı bende ama korkudan yatağımdan çıkıp sorunumu çözmeye çalışamadım. Kelimenin tam anlamı ile perişandım. O harf ve logolar beni bu hale nasıl sokar diye düşündüm. Kesinlikle berbat bir rüyaydı. Dünya dışıların \"birini şeç\" talimatını içimde hissettikten sonra sanırım birini şeçtim ve bu benim kasyopyalıları okurken verdiği hoş duyguyu bir anda bitirdi. Artık herşeye rağmen iyi durumda değilim. Kötüyüm. Sadece bir rüya olabilir ama neler hissettiğmi bilemessiniz. Bu iğrençliği nasıl hissedebilirsinizki.
Kızmayı bana. Belkide benim kadar korkak birini görmemişsinizdir ama artık kasyopya celselerini okumayı bırakıcam sanırım. Çünkü rüyamda hissettiğim isteklerden biride buydu. Bilgiye erişmenin güvenli ve engellenemez olduğunu söylemişti kasyopyalılar ama sanırım yanılmışlar. Bana gösterdikleri şekiller bile yetti. Daha ikna edici olmaları gerekmiyor. Akşamları rahat uyumak istiyorum. Şu an biraz kararsızım ama kusuruma bakmayın KORKUYORUM.
\"Sadece bir rüya\" deyip kestirip atamıyorum. Unutamıyorum o iğrenç hissi. Kartlardan birini şeçmişsem kendimden utanıyorum. Ama galiba şeçtim böyle hissediyorum. Çok az hatırlıyorum ama bana verdiği his ve istekleri şu an bunu yazmama itti beni.
En azından bir süre okumayacağım ve düşünmeyeceğim. Aslında yine kasyopyalıların tavsiye ettiği gibi doğal olanı süldüreceğim.
Tekrak tekrar istiyorum ki anlayın beni ve kızmayın bana. Eğer en azından bir ara vermessem bu yaptıklarıma 3. boyuta bir ara vermek zorunda kalabilirim [:D] . Kendimide düşünmeliyim biraz. Nede olsa kendime hizmetim.
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

Tiversonus

#1
Sevgili Reklais,

Sana 'şunu yap' ya da 'bunu yap' diye yazmıyorum. Sen her şeyi seçmekte özgürsün. Neyi veya nasılı seçersen seç sen kendin için en doğru olanı seçmiş olursun. Neden 'cevap' yazıyorum?


Cevap yazmamak içimden gelmedi, açıkça bu böyle...Fakat ne yazayım? İşte bu beni zor duruma soktu...Madem öyle ne düşünüyorsam değil sadece tesbitlerimi yazayım dedim.


Sen harika bir insansın. Neden? Bir insan hislerini açıkça açıklayabiliyor ise bana göre harika bir insandır. İşte bundan, ve ilk senin hakkındaki tesbitim bu...


Sonra yazında Kasyopya okuyunca neşeli veya huzurlu olduğunu söylemişsin, bence bu da benimle aynı hisleri paylaştığını gösterdiği için sevinç dolu oldum. Bu hoşuma giden bir tesbitindi. Benim hoşuma gitti yani bu tesbitin.[:)] Bu da benden bir tesbit...


Son olarak ne yazacağımda biraz, gerçekten birazdan da öte hmmm birazın çoğu ne olur?? Çok düşündüm...İşte kolay değil hislerimizi paylaşmak bu cesaret işidir...Bence sen çok cesaretlisin. Tesbit aman bunu yanlış anlama. Sadece tesbit.

Forum sana senin koyduğun hiç bir sınırı sana bu sınırı koymuyor bir engel olarak, ne biçim oldu bu kelime, [:)][:)] kısaca aramızda ne zaman istersen yazabilir ya da az yazabilir ya da yazmadan izleyebilir ya da off neyse işte, bu sebin değerini bizim gözümüzde düşürmez. Sadece şu, sınırın yok istediğin zaman yaz ya da paylaş sadece seviniriz. Yani ben gerçekten sevinirim. Ben bemi bilirim sevinirim yani...Kısaca "top" sende ve sen ne seçersen bu forumda garip karşılanmaz...Ve kendi değerini hiç ama hiç küçümseme, sen çok değerlisin.

Rekalis

#2
Kendim hakkında bir tespitte ben yapayım, ben şaçmalamayı çok seven biriryim [:)] . Bunun sebebi normal biri olarak hislerimi karşı tarafa hissettirememe korkum. Bu nedenle her şaçma yazımın sebebini böyle görün.
 Yanlış anlamayın yukarıdaki olay benim için ciddi. Beni resmen tehtid ettiler ve bende biraz boğun eğdim. Onlar çaresiz durumdalar bu kesin. Ama bende çaresizim şimdilik. Hayatta attığım her adım sonucunda aşağılanan ve dalga geçilen biri oldum. Bu sebeple adımlarımı normal insanlara uydurmaya çalışıyorum. Tepki almak, dışlanmak beni kendimle baş başa bıraktı. Sorunum aslında şu; benim içimde biri var ve onu kandıramıyorum.

 Bana doğrudan yada dolaylı hakaret etmek isterseniz kesinlikle edin [:)] ciddiyim. Benim en iyi tarafım anyayışlı ve empatik biri olmamdır. Böyle tanınırım. Yani eleştirmekten korkmayın beni. Aslında sizi birazda dürttüm. Belki sizde kafama vurursunuz diye [:D] Bağzen ancak böyle anlıyorum.

 Yay burcuyum; bu yüzden çok sorgulayıcı, aşırı özgürlükçü, sabırsız v.b yani tam bir yayım. İçimde birisi durmadan huzursuz. Bir fırsatını bulunca "gördünmü bak!" diyor.

 Ne bileyim  ben biraz koalla birazda kablumbağ gibiyim. Sümsük ve yavaş.
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

Tiversonus

#3
Özür dilerim, yazınızı henüz gördüm. öğleden sonra 14,30 civarında saate baktığımı gördüm ve sanki baygın gibi yatmışım, şimdi kalktım ve bir nescafe içeyim okuduklarınızı off yazdıklarınızı okuyup belki cevap ya da sohbet niteliğinde yazarım...

Tiversonus

#4
Merhaba...Size şunu yapın bunu yapın demeyeceğim. hatta sizin istemenize rağmen sizi de eleştirmeyeceğim. yeterince kendimi eleştiriyorum ve aynı zamanda kendimi severim ben, yani eleştirim klasik anlamın ötesindedir ama kendimle sorunum az olmasına rağmen etrafımdaki dünya çok canımı sıkar, ve canımı acıtır, ruhum kanar, kanayan bir gül gibi ve bu durumlar ağırlaştığında tabiata çıkarım...bahçe budaması için bahçede olan babam ve eniştemin yanına geldim. hemen iki suyun vaorteks yaptığı yere oturdum, istediğin kadar sesli şarkı söyle kimse duymaz. elbette şarkı söylemedim. karşımdaki güneşe her baktığımda hapşırdım. garip ama güneşe saniyelerce baktığımda hapşırırım. ve güneş öyle yakıcı idi ki anlatamam ve ayağım dibinden geçen iki çay harika idi ve ben budayanlar olmasa içine girerdim neyse. ve toprakta geçen ay geldiğimde bir santim uzunluğunda olan sarı papatya vardı, yürürken oraya geldiğimde ona sevgimi yolluyordum ve tepelememeye çok dikkat ediyordum. ve tam oraya geldiğimde baktım ki onlarca olmuş sarı çiçek aslında papatya değil sanırım ona benzer bir belki 1.5 cm çapında sap sarı bir güzellik. ve onlarca olmuş, onlara basmamaya dikkat edince garip bir eğri yürümek zorunda kaldım, aralarından ve her sesli niyet ve güneşe bağlanma meditasyonumu genelde bu hyde park ta yaparım. ve kargalar, kartal ve sürü kuşlar geçerler ve seslerinin frekansı  tabiatla uyumum sırasında değiştiklerini hissederim. yani yabancı biri yerine bir sevgi şarkısına dönen seslerini hissederim. ve kalp meditasyonu yaptım. anlatması zor ve bol oksijen sayesinde balık ve yemek sonrası bayılmışım. tatlı bir baygınlık uykusu...

niye anlatıyorum, hayat dediğimiz şey bir kaç insanın insana ilişkisinin davranışlarının bileşkesi değil. herkes yaralı, herkes hasta, düşünün babam bir saat konuştuğunda bahçeye kaçtım hasta o da hasta. yan balık çiftliği sahibi iyi ama hasta, iki oğlu hasta, eniştem iyi hep aynı yani garip şimdi farkettim ama sadece çok çalışır. kime dokunsanızx hasta..ve ben hastayım ama kimseyi hasta etmemeye dikkat ederim, yani az konuşurum ve her konuştuğum pozitife yakındır, ama içimde bir savaş alanı var veya eski bir savaş enkazı..bir savaşçıyımdır ben, yılmam, düşer kalkarım ama yalnız savaşım beni yordu, aslında savaşmaktan bıktım. ve bıktığımdan sonraki genişlemem de daha çok savaşırım, savaş içimde, armagedon içimde...ve savaşlarımı hep kazandım, bir tanesi hariç orada bir dengeli durum var sanırım...nasıl tüm savaşlarımı kazandım?

savaşlarımı sanırım şöyle kazandım. hiç kaybetme korkusu yaşamadan savaştığımda. veya şu olabilir, kaybetmek umurumda değilken ya da kazanmak umurumda değilken bu durumda iken hep kazandım. kaybetme korkusu yok, kazanmadan beklentim ya da umurum yok ve ama bildiğim de bildik. bir teslimiyet durumu da var. yani o bahçedeki çiçek sadece bir çiçek, korkmadan bir çiçek, beklemeden bir çiçek, evet sadece bir çiçek ve o kışı solmadan geçiren bir çiçek o bir savaşçı...evet o sarı çiçek kışın tek başına oradaydı ve familyasından başka bir çiçek yoktu, biliyorum ba-ha larım seheyki lerim veya cokureylerim sırasında bana arkadaşlık etmişti ve onu her gördüğümde gülümserdim ve şimdi çokça sayıdalar evet belki yarın bir sayarım ama bayağı çoğalmışlardı bugün baktığımda ve ben şimdi o çiçeği aralarında bulamıyorum ya da bulamam sanırım çünkü çok benziyorlar birbirlerine, hepsi aynı gibi...

evet armagedon savaşı içimizde. durum böyle olunca dışarıdan verilecek nasihatlar pek faydalı olmayabilir, hatta terste tepebilir...Ve sabahın köründe bir mail diyor ki ben as.sav.adlitıp dr u..ee..ben diyor melatonin aldığınızı gördüm gittigidyorda demek o da üye zaten mail site içi maili..eee uykusuzluk diyor etkili mi? ve şunu sormuş sabah kalktığınızda müspet bir durum varmı?? duyumsadım o da hasta hemde tüm o psikolojik balonun içinde hasta, kabukların içinde hasta. altına koyduğu imza insanın kafasını ağrıtır şekilde kullanılan bir imza..evet..ve açıkça uzun bir cevap yazdım..bakın şimdi..diyecektirki ya hangi deli bu kadar emek verir, ya tarikat ya deli ya bilmem ne dir?..buna benzer söyleyecektir yani benim bir menfaatim olmalı ki bu kadar emek vererek, değer vererek cevaplamam lazım...az önce ivedilikten ve açıklamalardan dolayı teşekür geldi ve osamanlı tuğrası gibi kabuğunu gösteren imzası altında...farkında değil, alın o imzayı o bir hiç...

Tiversonus

#5
elbette bir hiç değil ama kendini bir hiç hissedecek...sevemiyorum kaçıyorlar, yardım edemiyorum garipsiyorlar, doğruyu söylüyorum psikolojik çöplerden, kabuktan içeri girmiyor...evet ben bir savaşçıyım, yılmam, düşerim kalkarım ve kaybetme derdim ya da kazanma derdim yok. maddi beklentim yok, ama yoruldum birbenzerimi neyse...yenemediğim bir savaşım var sanırım ama şimdilik vahşi bir kaplanın kafesinde oturması gibi içimde dengede...ve bilirim ve severim, bilirim ve yardım ederim, tepkiyi çok iyi hesaplarım yinede yazarım. çünkü beklentisi olmayan iyi savaşır, kalkacak bir tren binebilirim, g,nlerce aynı yerde kalabilirim, günlerce yazabilirim ya da işte farketmiyor, inatçıyımdır ama çabuk kırılırım. ve hemen kırarım o yüzden az konuşurum, gözümden kaçmaz evet asla kaçmaz yalan dedektörüm vardır, hissiyatım on mislidir ve işte yanındaki insanın ne düşündüğünü bilmek nasıl bir duygu, düşünün sadece hissetmeye çalışın ve işte sıkıntım bu...herkes herkesi okusa aklını ne büyük karmaşa, ne büyük acı, ne büyük neyse...

Ve asla kaçamazsın, savaşmak zorundasın bu sana nasihat, tavsiye...Tabiata çık dostum, ve incele ve savaşında, içindeki armagedon savaşında başarılar dilerim...

Rekalis

#6
Güzel benzetme "içimde armegedon savaşı". Kıyamet. Kesinlikle böyle olmalı. Bazen burnumdan içeri vücüduma garip bir hava giriyor. Üstelik hiçte doğal bir ortamda değilken. Hertarafta karbonmonoksit varken içime öyle tatlı bir hava giriyorki onun tadı o anlık verdiği tat 1 hafta yetiyor. Gerçekten. Bağzen oluyor ve bana öyle bir direnç veriyorki ne haberlerde duyduğum dünya nede yaşadığım ortam bunun tadını bozamıyor. O havayıda ancak GERÇEKTEN birşeyler öğrenince (yada hatırlayınca) oluyor. Sizin sayenizde bu aralar sık sık olur halde. Bu bana hiçbirşeye gerek duymadan yaşayabileceğimi gösteriyor. Gerçektende bilgi yenen birşeymiş [:)] .
 Kasyopyalılarda bu şavaş hakkında konuşmuştu. Herkezin bir yöntemi vardır diye. Sanırım benimki tamamen taktik-stratejik belkide ruhum geri çekilir gibi yapıp pusuya düşürecek düşmanı bilemem. Şimdilik bir köşeye sinmiş izliyorum. Ben doğada bir hayvan olsa idim dediğim gibi zaten koalla veya kaplumbağ olurdum. Bilirmisin bilmem koallalar ormanları yanınca kaçmazlarmış [:)] . O kadar tembeller. Bende öyleyim. Zor geliyor savaş. Derhal ateşkes isterim ama bununda şu an itibari ile aptalca olduğu ortada. Sanki siz savaşa bayılıyorsunuz. Kimse içinde böyle şeyler yaşamak istemez.
 Bende beni en çok korkutan şey çok fazla (yalnız iken) kendi kendime konuşmaktır. Görseniz kesin deli dersiniz. Delilik seviyesinde çünkü. Sanki durmadan birini birşeye ikna etmeye çalışırım. Alıştım ama. Rahatsız etmiyor artık beni bu durum.

 Tüm bu cevaplarınız ve tavsiyeleriniz bir doktorun reçetesi benim için. hepsi bende kullanılıyor (yemeklerden sonra bil celse [:)] ). Tabi şu aralar dert yakınacak halimde yok. İsteksiz ve niyetsizim ama zamanı gelecek elbet. Kaçmıyacağım hep. Korkakım ama fazla koşamam, elbet yüzleşicem.
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

Tiversonus

#7
"Savaş" klasik anlamda bile sanırım şöyle idi; politikanın bir devamı, başka bir nicelikte kendisi...Savaşımın ilk yansımaları sanırım ortaokul yıllarıma dayanır; ,çimde orjinal kelimesi ile "bilgi" ve ölçülebilir fizikselliğin bir yansıması olarak para ve kariyer arasında, binlerce kelimelik, bir savaş olmuştur ve çok açık şekilde bilgi, neden, nasıl, ne sonuçlar doğrur v.b. tam bir idrak ile kavrayışım oldu. Bu bana savaşımın "ganimeti" idi...Evet herşeyin temelinde "düşünce" var ise bu bir "savaş" idi, tam sözlük anlamıyla bir savaş...


Son celse yayınlanmasından bir gün önce araba da şunu söylüyordum, ,ç,mden (üst yoğunluk BH benliklerim bana Bilgi/Işık/Sevgi ve BH yardımları yapsınlar...Bunu özgür iradem ile ve sevgim ile istiyorum)...Bu sanırım yaklaşık bir saat içimden söylediğim bir şeydi ve bunu söylerken de düşünüyordum..Ve bir ara "Yüksek Benliğim, Bilinçte BH olarak hızlıca evrimleşMEK için, geçmişimi, şimdimi ve geleceğimi" değiştirmesini ve yeniden yazmasını istedim...İşte o anda aklıma şekiller ve kavramlar derinden geldi...Şunları duyumsadım; şimdi burada 3. Bilinç yoğunluğundayım VE sonsuza açılan AN; yani her an da eğer uygun bir titreşim ile ve süreklileşmiş bir titreşim ile ben geleceğimi değiştirdim, kozmik yazılımı ve programı Yüksek Benlik aracaılığım ile değiştirdim. Ve gelecekteki Ben olan birleşmiş düşünce formu olan kozmik programcı şimdi geçmişindeki BEN' (bana) yardım ediyorlar ve olan ikinci durum ise: Gelecekten geçmişin değiştirilmesi. Sonuçta her ikisi; hem geçmiş ve hem gelecek...Ve bütün açılış, SONSUZA AÇILIŞ an'da oluyor. Ama işte üst bağlantı yani gelecekteki BEN olan kozmik programcılardan yardım ile özgür iradelere de uyularak bir bilgi geliyor ve asla bu bilgi istenmeden ya da gelmeden önceki durum kalmıyor o eski durum başka bir gerçekliğime dönüşüyor. Yan yatmış sekiz sonsuzluk ve gerçeklik devamlı bu sonzuluk kalıbı içinde geçilmez bir sınıra kadar değişen özellik gösteriyor. Ve kalıp aynı ama girip çıkan bilinçler kalıbın içindeki farkı yaratıyor. Alternatif gerçeklikleri yaratıyoruz...İşte bir temizlik ve bir ölçüde arınma gerekiyor ve titreşimde süreklilik ile bağlanı kurulubailiyor, çünkü özgür irade var. Ve eğer ister isek, her an'da sonsuza açılış tekrar var...Var ama işte o an'daki titreşimi yakalayabilmek işte arınma bu yüzden...Ve o sonsuzluk kalıbı içinde her rol, her şey olabiliriz, ama frekansa gelip parça parça istemek ve programları yazmak ile ilgili durum. Arınma işin zor kısmı ve gerekli kısmı ve CHANGE/değişim başlıyor. İstemek çok kolay nasıl ve ne durumda istenebileceğine gelmek çok uzun bir süreç. Ve her bir an başlı başına büyük bir değerde. Ve an lar birleşerek bir süreklilik arz edebiliyor. Ve aslında AN bir kapı; DEĞİŞİMİN KAPISI BİR AN'DIR...Ne kadar kolay değil mi? Ama ne istediğini bilmek ya da neyi istediğini bilmek gerekecek veya nasıl isteneceğini, işte burada içsel bir dar bantta isteklerde kalıplaşmak gerekiyor, içeride bitmemiş savaş demek Ganimet YOK demek çünkü, hala sonuçlanmamış demek savaş...Ve savaşın ganimeti değişim. Ganimetler ufak ufak olabilir ama bir insan için değişim demek onlar. Ve üst yoğunluk Ben'liğimiz değiştiği için çünkü geçmişi olan bir parçası olan biz değişiyopruz ve yukarı doğru bir aşamada eski kalıp olan yan yatmış sekiz, çok farklı üst bir titreşim deneyine kayıyor ve oktav değişiyor. Aynı notanın farklı oktavı gibi. Ve bence 6. Yoğunluğun farklı oktavları var...Ve böylece aşılmaz olan dış çember yeni aşılmaz bir sınıra kavuşuyor ve böylece sonsuzluğa gidiyor...

Ve kaçamazsın denilen şey şu; bir bilinç aynı kalamaz ya yükselir ya da düşer. Örneğin 3. yoğunluktaki bazı insanlar şimdiden 2. bilince kendi özgür iradeleri ile "yazılmış" görülüyorlar ve belki de birinci bilinç yoğunluğuna. Hem de kendi istekleri ve seçimleri ile. Yani kaçılan yer rahat bölgesi asla değil..Sevgili Mevlana şunu söylemişti "rahmetin içeri girmesi" nin yolunun başka bir uygulaması olarak hastalıklar v.b. ...Eğer aşağı inmek bilinçte kaçmak ise tamam, ama nasıl olurda daha aşağı bir yere yazılmak kaçmak oluyor. Bence bu kaçmak işi yok. Ya yukarı var ya aşağı. Ve oktavları da aynı yoğunlukta düşünürsek belki şu da olur: yoğunluğu tekrarlamak ama ya üst oktavda ya alt oktavda, işte eğer yine 3 ü tekrarlamak var ise bu da alt oktavda ise düşünün. Şimdiden daha aşağı bir durum sözkonusu, şimdi olmuyor ise daha alt durumda çok zor olacaktır...Ve zihnimde hala devam ediyordu tekerlemem: "Üst yoğunluk BH Benlikleri..." ve bu 2,5 saat yolculuk benim algıma göre yarım saatti, sadece mekanik saat bunun ikibuçuk olduğunu söylüyordu...

Ve geri döndüm ve gelinceye kadar aynı tekerleme ve çok daha farklı bir konu vardı: Bir'in Yasası ve tek sarı çiçeğin çok sarı çiçekten ayrı tutulmasının yasaya aykırılığı üzerine...

Şimdisol tarafımda beni bekleyen kaynamış suya biraz neskafe atayım ve bir sigara molası...


Şimdi birşeyler daha ilave edeyim bu da önemli. Spiritüel/manevi konulara bilgi temelli yaklaşan kişiler konusu...Bir şekilde bizim siteye veya benzeri siteye üye olma ya da bu tür konuları mail kutusunda almaya kendi rızası ile KARAR VERMİŞ insanların kendine özel durumları!...Nedir bu? Bir belli yapıyı ve olmuşluğu zaten haliyle gösteren bir şey bu. Arayan, sorgulayan ve bilgi bilinç besinlerinin leziz tadına varmak ve keşifçi ruhlar...Bunlar kaçabilir mi? Bilgi virüsü zaten girmiş bunlara ka-çaaa-maaaz-laaaar!...Tama başka yerde ararlar ama artık neyin ne olduğu bilinçaltında çalışır ve yavaş gidebilirler , biraz ara verebilirler ama arayışları devam eder. Başka bir yerde devam eder ama yavaşta olsa devam eder...Tamam bu kişilerin içsel savaşları az kazanıyorlar olabilirler, işte yavaşlık dedik ya, yani değişim ganimeti az olabilir ama değişim devam eder. Burada önemli olan şey değişimin hızıdır. Yani adanmışlık ve temizlik...Ve değişimin tek freni korku dur. Korku iş yapmıştır ve artık yavaş yavaş temizlenmesi gerekiyor...Kaçmak belki daha çok rahatsızlığa sebep olur, buna da kaçmak değil DÜŞMEK denir...

Rekalis

#8
Çocukluğumdan beri var olan dinler, bilimler, felsefeler beni tatmin etmekten uzaktılar hep. Çünkü hepsinin çerçeveleri ve sınırları vardı. "Alice Harikalar Diyarında" adlı bir çizgi film izledim, sonra kitabınıda okudum ve dedimki kendime "bence herşeyden daha gerçek ve anlamlı" çünkü kural denilen ezeceklerin ezileceklere uygulattığı ve enjekte ettiği sorgulamasız şerler insanları ihtimal ve olasılık vermeyen yaratıklar yaptı. Yani farklı birşeye ya ihtimal vermiyorlar yada kendileri gibi yapmaya çalışıyorlar. Ben bu yüzden, tatminsizliğim ve kuralcıların "Su duygulardan etkilenmez" gibi katı kanunları ve uygulamaları bıktırdı beni. BEN OLASILIK İSTİYORUM. Kötü olabilir ama seçeneklere saygı istiyorum. Yanlış anlaşılmasın kendi kaçışımı falan kastemiyorum ben sadece dışarıdaki insanlardan gelen bıtkınlığımı vurguluyorum. Zaten ben kaçarım derim kovalarım. Dedimya sıtratejim böyle olabilir.
 
 "Uzayda hayat yok, hacca giden cennetlik, 2+2=4" hayır! İnanmıyorum hiçbirşeye. Kendim bulacam. Ama çok canım yanacak. Hele benim gibi bol karabasanda kalan ve kabuslar gören bir korkaksa insan daha çok. Arınmam için uzun zamana ve yalnızlığa ihtiyacım var. Aksi gibi hiçbirinin ortamı mevcut değil.

 Hep bir şaman olmak istemişimdir...
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

JCA

#9
Merhabalar Rekalis,

2+2=4 bahsi geçince aklıma şu geliyor. Evrendeki hiç bir şey birbirinin aynısı değil.2 elma ile 2 elmayı toplayamayız. Gerçekte boyutları hep birbirinden farklıdır. Biri milim büyük biri milim küçük. Lineer hale gelmiş iki demir çubuk bile aynı değildir. Mikron da olsa ikisinin arasında farklılıklar vardır. Ki fizikle uğraşanlar bunu daha iyi bilir. Kuantum fiziği de buradan çıkıyor sanırsam. Varolan matematik evreni anlamada yetersiz kalıyor. Ama biz kesinkez doğru kabul ediyoruz.

İşte bu tip sorgulamalar benim hayatımı da yedi. Az kala kafayı da yedirecek bu gidişle. 23 yıllık yaşamım boyunca epey bir acı çektim. Bilemiyorum belki benden daha çok çekmiş insanlar vardır burada. Herkes kendi çektiğini biliyor sonuçta. Yine de pişman değilim. Nasıl olmam gerekiyorsa onu yaşıyorum. Sırf rahat hissedeceğim diye direk doğru diye kabul edilmiş şeyleri benimsemek beni hepten rahatsız eder. Varoluşum böyle bir kere. Öyle işte yani... :)

Kendi durumundan olabildiğince hoşnutsuzsun. O zaman ben kendi durumumdan bahsedeyim. 23 yaşındayım, sırf aynı tatminsizlikten üniversite olayını yarıda bırakmış,pc teknik servis işinde sabahtan akşama kadar çalışan biriyim. Sevgilim yok.(Önemli görmüyorum bunu)Çok param da yok. (Bu da o kadar önemli değil) Zira biliyorum ki ikisi de olsa yine huzursuz olacağım çünkü aradığım o değil. Sonracağıma yaşadığım şehir böyle felsefi konuları bırak, standart bilgilere bile garip bakan bir il. Yani kimseyle bir şey paylaşamıyorsun. Tam 6 tane ciddi sayılabilecek sağlık sorunum var. Ve bu dertlerimi halledecek ne zamanım ne de yeteri kadar param var. Benim durum tam Allah'lık yani. Bunlardan hiç biri yada birazı sende varsa haline sevin derim bence. :)


 

 

Rekalis

#10
JCA aynı dertlerden muzdaripiz [:)] . olsun, pes etmek yok. Bakmayın dertli dertli ve isyankar konuştuğuma kendimle son derece barışığım. Bağzen etrafımdaki, dışarıdakı insanları fazlaca kıskanırım, kendi tembelliğim ve beceriksizliğim hayatımı arayışlardan başka bir amaca yöneltemedi. Yani isterdim dünyavi bir amaç ama yok. Zaten bana tat vermiyor. Çok para, ün, şöhret, saygınlık, güzel kızlar (Yakışıklı erkekler [:D] ), yetenek, hatta sağlık bile umurumda olmuyor ama yinede isterdim [:)] . Sadece umurumda değil okadar. Düşünmüyorum benim olmayanları ama yinede bağzen kıskançlıktan krize giriyorum. Saçmalayıp söyleniyorum. Yokum çünkü o insanların içinde. Aralarına almazlarda beni biraz sümsükümdür [:)] (yani en azından öyle görünürüm). Benide bu hayat arayışı ve diğer felsefi konulara bu yalnızlık itti. Yok çünkü. Zengin biri olarak gelseydim dünyaya onlar gibi olurdum herhalde. Eşitlik varmış yokmuş ilgilenmezdim. İnsanım çünkü. Görmem, GÖRMEK İSTEMEM fırsatlar iyi olunca. Kaybetmek istemez insan sahip olduklarını.

 Kiminle konuştuğunuza bakın bir ben sırf çelişki içerisindeyim. Yazdıklarıma dikkat ederseniz anlarsınız. Hem öyle hem böyleyim. Çünkü zamanında kendimi bir kedinin yerine bile koymaya çalışacak kadar empati düşkünüydüm. Deneyimlemeden pekçok şeyi hissettim. Kendimde geliştirdiğim bir yönüm var ise oda empatidir. Bu yüzden kimseye kızmıyor KIZAMIYORUM. Oturduğum yerden konuşmam kolay eleştiririm ben sabaha kadar. Ama neye hizmet. Kendime...

 Neyseki bu sitede beni anlayan sizler gibi çatlak [:D] insanlarla tanıştımda düşünmeden yazmanın zevkine varıyorum.

 Birbirimize böyle samimi yaklaşalım. Aptalcamı, saçmamı, gülünçmü diye yazacaklarımızı ayarlamadan yazalım, konuşalım gitsin. Çünkü içinde yine duruyor o hor gördüğümüz kelimeler . "Çıkarın beni!" diye bağrıyor. Yinede benim üslubumda bir hata görürseniz incedende olsa belirtinki yontayım kendimi.
 

 Yaşadıklarımız rüya gibi gelmeli şaçma, anlamsız ama yinede denemeden öğrenilecekler öğrenilemez. Bakalım görelim hayat ne getirecek. Burdayız dimi? [:)]
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"

promıse

#11
merhaba yazılan her şeyi olumlu yada olumsuz öyle güzel cevaplıyorsunuzki yazma isteği duydum bir anda oysa uzun zamandır sadece. okuyucu olarak sindirerek öğrenmeye çalışıyordum bu olaydan bile güzel bir şeyler öğrendim diyebilirim ve teşekkür ederim.
iyiki varsınız...
sevgiyle kalın..
 

JCA

#12
Tabiki hepimiz çatlağız. :D

Ben kasyopya celselerini okumayı bıraktım. Tamamen okumuşsan bir şeylere dikkatin çekilecektir. Celsenin bir yerinde bu sevgili varlıklar diyorlar ki( ki gerçekten severim sevebildiğim kadarı ile) kendi ile ilgilenmeyen insanlar bh'tir. Gezegenimizde bu şekilde hasat edilen insanlar vardır. Poff diye ortadan kaybolan insanlar diye örneğini de vermişlerdir.

Ruhsal kanal bilgileri karşıdaki alıcının kişiliğine, nefretine, sevgisine göre doğru ya da yanlış bilgiler verebilir. Yani ne isterse. Ben kendi kişisel irademi herhangi bir ruhsal kanal bilgilerine teslim etmenin yanlış olduğuna inanıyorum. Bu bağlamda kanal doğru da söyler yanlış ta söyler. Zaten kendi de söylüyor. Şu kadar doğruyuz bu kadar yanlışız. Körü körüne inanmak taraftarlıktan ileri geliyor.

Dünyadaki en güzel yol kalbin yoludur. Bu şekilde biliriz ve öğreniriz. Sorgulamaktır tabiki esas. Kasyopya celseleri canını sıktıysa eğer tereddüt etmeden bırak derim. Tasavvuf var, taoculuk var, budizm var ve var da var. Hepsi akla ve kalbe hitap ediyor. Bildiğin gibi bu celseler amerika kıtasından alınıyor. Burada uzaylı falan hikayeleri çoktur. Ruhsal varlıklar ona göre bi senaryo çekmiş olabilirler. Ne de olsa doğu kültürüne tamamen yabancı bi kültür. Ben ruhsal bi kanal olsam örneğin; Kişinin bana olan inançlarına göre cevap veririm. Sonra yavaş yavaş kişinin doğru bilgilere göre çekilmesini beklerim.

Ra bilgilerinde de bahsedilir. Heyecan uyandırmak için gemi gibi araçlarla sizi ziyaret ettik falan diye. Sonuçta ruh bir enerji. İstediği bir biçimi alabilir. İnsan olur gemi olur, taş bile olabilir. Özgürlük burada.

Tabiki bunların hepsi öneri. Ben inandıklarımı sana aktardım. Önceki satırlarımda aktardığım gibi ben kalbin yoluna inanıyorum. Doğru ve yanlış bu şekilde bilinebilir.
 

JCA

#13
Tüm ruhsal kanal bilgileri ve tüm ezoterik öğretiler aynı şeye işaret ediyor. Korkusuzluğu öğrenmek. Bu da yargılamamayı getiriyor. Sonucu da koşulsuz ve tarafsız sevgi... O şekilde insan kemale ermiş oluyor.
 

Rekalis

#14
Elbette! Elbette! Ruhsal veya dünya dışı kanallar, kitaplar, masallar farketmez. Mesela benim en büyük ilham kaynağım ve yaşam şeklimi değişitiren şey "Alice Harikalar Diyarında" adlı eserdir. Yani düşünün bir nasıl biriyim [:)] . Anlamsızlık veya şaçmalıklada beslenebilen yegane varlığım [:)] . hoşuma gidiyor çünkü. Birşeyler kapıyorum bu bakışla. Ha hayat hep böylemi etkiliyor, baktırıyor Hayır...
 Kasyopya celseleri şimdiye kadar okuduğum en aklıma yatkın kaynaktır. Yani bir dünya dışı güzel varlık gelip "kasyoplalılar yalan söylüyor. Aslında öyle bir kanallamada yok" dese bile ben kasyopyalılardan yana gibi dururum. Çünkü çok basit ve netler. Bir çocukla konuşur gibiler. Azarlar gibi cevapları tamamen bu yüzden. Azarlamıyorlar tabi ama netliğin, basitliğin güzelliğini vurgulamak için böyle geliyor cevapları bağzen. Bence netliğin, basitliğin ve tarafsızlğın benim için şu anlık yegane temsilcileri.
 Gerçekliğine takılıp kalmıyorum. 96 yılına henüz geçtim sindire sindire, yavaş yavaş okudum. "Ben olsam ne cevap verirdim" diye düşünerek yaklaştım. Onlar benim inancıma uygun melekler.

 Gerçi son zamanlarda rüyalarımdaki şoklardan dolayı korkum daha baskın. Ama aç karınla okunan bir kasyopya celsesinin bende kafein etkisi var. Okurken onları sanki bademciklerim şişip karnım doyuyor. YALAN bile olsalar içimdeki inanç onlardan yana(Biz sanki çok doğruyuz [:)] ).

 Halsizliğim birazda bahardan kaynaklı (ben son baharı çok daha fazla severim). Canlanıyor yeniden hertaraf. Düşünün birden bire tüm doğa renkleniyor. Biz niye her baharda renklenmiyoruz. Niye yeni fikirler, ufuklar açmıyoruz. Çiçekler 1. boyut sözde ama daha çekiciler insanlardan. Bu dünyadan kuruyup gitmeden çiçek açalım ki güzel varlıklar bizi koklasın. Hoşlarına gidelim biraz. Hep laf hep laf [:D]
\"Doğduğun zamanı hatırla, sen ağlarken herkes sevinçle gülüyordu. Öyle bir ömür geçir ki, herkes ağlasın öldüğünde. Sen mutlulukla gülümse. Sabırlı, şefkatli, bağışlayıcı ol. Eninde sonunda bütün servetin yine sensin. Görmeye çalış ki, bütün pisliğine ve kalleşliğine karşın bu dünya yine de insanoğlunun biricik, güzel mekanıdır.\"