Evrenin Temel Yasaları Nelerdir?

Başlatan Tiversonus, 07 Kasım 2009, 10:40:36

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

Ekin çemberlerini çoğumuz en az bir kaç defa görmüşüzdür. Bunlar neye benzerler? Yani sanki matematik dersinde, pergel, cetvel v.s gibi araçlar ile çizilmiş eksizlere değil mi? Daha doğru bir ifade ile matematik/geometrik formlardan başka bir şey de değiller sanki! (küre, kare, dikdörtgen, prizma, spiral, çan eğrisi, üçgen v.b) . Yani bunun anlamı ne olabilr sizce? Elbette ben de bunu kendime sordum. Birlikte bir bakış açısına birbirimize sinerji olsun diye düşünmeye ve paylaşmaya açıyorum. Birlikte üretelim diye ve biliyorum ki ilginç şeyler çıkabilecektir. Evet bunların üst boyut mesajları olması özelliğinin tamamen dışında, bu işaretlerin geometrik/matematik form olmaları ne anlamalara gelebilir? Bence yanlış söylemeden korkmadan cesurca paylaşalım, samimi olduktan sonra düzeltiriz.

Matematik denklemlerin, eşitliklerin bir makina formu gibi eksizksiz çalıştığını düşünürüm. Matematik eşitlikler ve Evren/Logos/Kelam arasında ne gibi ilişkiler olabilir ki???

Eğer evren matematik eşitlikteki ya da denklemdeki gibi çalışıyor ise; buradan bize ne gibi farkındalıklar çıkabilir?

Örneğin sesin matematiksel ifadesi sinüs dalgası (çan eğrisi gibi tekrarl) ve bu sinüz dalgası ve frekansı yani sesin frekansı ile diyelim ki kalp çakramızdaki enerji vorteksi arasında yani sesin bir özellik ile \"sevgi\" formunda çalışan kalp çakramızdaki ses şekli(tüm özellikleri ile) ile diyelimki çok stresli, sinirli bir insanın kalp çakrasındaki enerji vorteksinin ses şekli arasında bir fark var mıdır? Eğer durum bir farklı yapı gösteriyor ise ve genel olarak bir kümeleşmiş resim de (ses resmi) oluşuyor ise acaba diyorum: Sevgi titreşiminin matematiksel bir ifadesini yapabilir miyiz? Kısaca sevgi frekansındaki titreşimin matematiksel olduğunu söyleyebilir miyiz?

İşte sorguluyoruz, biliyor da değilim, elbette bazı dağınık bilgilerim var işte bunları birraraya getirelim sizdeki bilgiler ile diyorum.

Ve güneş, en yüksek yansıma ile sadece veren bir şekilde Başkalarına Hizmet değil midir? Güneş yaşamın temel kaynaklarndan hatta sistemlerin düzenleyici bir yüksek bilinci değilmidir? Yani demek istediğim, eğer güneş Başkalarına Hizmetin bir formsal yansıması ise; eğer bu ise; özelliği nedir? Yaşama katkı değil midir?

Ve yedi adet enerji çakramız var. \"Yedi musluk\" gibi, işte son 2002 celsesinde resimleştirdik sevgili Alemtac ile (sevgili Alemtac bakın işte orada bir an\'da seçim yapmışız: gecenin o vaktinde, hani eski ben olsam o saatte eski seçimim ile başka bir ruhu yüceltmeyen yerlerde oluyordum, açıkçası yemin ile doğru:))) ve oradaki en yüksek tepe çakrasına \"Yüksek Entellektüel\" merkez deniyor yanılmıyorsam, yani ben bakmadan yazdığımdan belki eksiktir ama yüksek+entellektüel bunu tam hatırlıyorum. İşte bu çakranın, vorteksin, girdabın hızlanması ne demek? Evet burasının yüksek hızda dönmesi ne anlama gelir?

Ve sonsuz bir enerjimiz olduğunu ben hiç hatırlamıyorum, yani fiziksel beden olarak diyorum. Bir şekilde yoruluyoruz. Bir faliyet yaptığımızda, çarşıya gittiğimizde en azından ruhsal olmasa da fiziksel olarak yoruluyor, tükeniyoruz. Sorum şu bütün bu yedi adet çakranın bir girişi olmalı değil mi? Evet bu giriş hangi fizik bölgemizden ve nereden? Ve daha fazla GİRİŞİ NASIL sağlayabiliriz?

Bakınz hep matematik temelde konuşmaya ya da mekanik olarak konuşmaya gayret ediyorum, diğer türlüsü zaten çokça metafizik [yani burada niye FİZİK VAR ANLAMADIM GARİP??? ve bir şeyi aşmak için sanırım o şeyi bilmek gerekiyor.Bunu hiç farkeden oldumu sevgili Farkındalık oluşturma çabasındaki dostlarım:))) ]  gürültülerce yıpratılmış çokça kavramlara boğulmuş.


Bu girişi bir miktar artırdık diyelim bir şekilde; bu enerjiyi, bilgiyi, düzgün olmayan çekim dalgasını, ya da yaşam gücünü kaç çeşit çakramız da kullanabiliriz? Olasılığımız nedir? Bilelim ki seçelim!

Lütfen paylaşmaktan ve yanlış yazmaktan ya da eleştirmekten korkmayalım, çünkü kendi gücümüz aslında çok daha çok daha muazzam bir şey...


Tiversonus

#1
Kısaca Evren hadi bırakalım evreni güneş sistemimiz matematiksel bir ÜRETİM, ÇALIŞAN, YAŞAYAN, ETKİ veren TEPKİ veren bir sisteme benziyor ise; işte bunun çalışmasının temel kanunlarını bilir isek; eğer var ise; işte bir anlamda Zeki Enerji'nin temel prensiplerini bilir isek bu bizi temel farkındalıklara getirmez mi? Ya da bir kıraç dağı kimyasal seven ve onu kıraçlaştıran bir köylü ile; kendini adamış, ter dökmüş, bir yerleri kırlmış, gözleri okumaktan eskimiz ve gitmiş oraya fidan ekmiş bir marjinal insan arasındaki duygusal ya da çakrasal izdüşümler farklımıdır? Aynı mıdır? Bence Zeki enerjiyi kandırmaya çalışmayalım, çünkü o çok ama çok Zeki, işte samimiyet belki buradan türüyor da olabilir, sadece kendimizi kandırırız, bu tuzağa lütfen ama lütfen düşmeyelim...Bir ara Ekonomi bakanlığı yapmış üniversitedeki hocam demişti (sevgilerimi yolluyorum); "profesör olma için gecelere kadar kitap okumaktan, fedakarlık yapmaktan, sokakta doğru yürüyemez olmuştum".. Ya da Zeki Enerji gerçekten çok mu Zeki de kendini saklamış ve bir şekilde tesadüfler(sanılan) ile varlığını gösteriyor? Hadi BİLGİ-FARKINDALIK-oluş (bu çok önemli değil mi)- Enerji-IŞIK

için önce bilgi ve sonra farkındalık ve sonra ise seçmek için üretelim! İşimizi yapalım, büyük bir sistemin parçasıyız, ta ki uyanana kadar: Hayata ne verirsen Onu alırız! Ya da belki bence bu matematiksel olarak yanlış; şöyleki, direkt almıyorsun bir gzöükmez yerde ufak ufak birikiyor ve GÜM-PAT (buda benim:))) ŞAP-OFF!!!  :))) Ya neşelenmek ne kadar güzelmiş, işte huzurun da inşası gerekiyor galiba!

Tiversonus

#2
Ben biraz ara veriyorum, lütfen fikri, eleştirisi, katkısı olan paylaşsın ve sadece aklıma geldikçe, toparlanmamış şeyleri, bir yapbozu birleştirmeye çalışalım, inanın başlama niyeti ya da isteği en zor ya da önemli olanı, diğeri bir şekilde zihnimizde kilitli sanırım, kilitleri açalım ve her bir dost her bir üyemiz her bir takip eden izleyicimiz için seçebilme özgürlüğü sağlayalım, hizmet edelim, çünkü her izleyenin acısı benim, bizim acımız, neşesi bizim neşemiz...Çünkü muazzam bir resmin Tüm parçasıyz!

Tgur

#3
Sevgili Tiversonus,

Sorguladıklarında "niçin fizik var" diyorsunuz,matematik var da fizik ,hele metafizik neden var,
Kuantum fiziği sanırım , biraz daha anlaşılır ,newtonla doldurulmuş bilinçlere daha açıklayıcı
örneklerle sunulsa idrak daha da koyulaşır bence..

Şu örnekle izah etmeye çalışayım,

Belirli bir yaşa kadar ,meddenin en küçük bir parçası atom der orada kalırdık ,başka bilgi yoktu
açıklanan, öğretilen ,

Daha sonraları elektronların n sayıda orbitallerde gezindiğini v .s öğrenince konu çok daha
anlaşılır oldu ,en azından benim bilincimde, kuantumun ne olduğunu, biraz metafizik denen hadise
neleri kapsıyor araştırmaya anlamaya başladık ve olamaz denilenin olurluğunu hisseder olduk.

Uzatmadan ,
şimdilerde geldiğimiz bilgi alanları ile olanı seyrettiğimizde, halogramik bir hayalde yaşadığımızı,
pat, küt ,şap ile tarif edilen matematiksel olguların da bu hayalin bir mezürü olduğunu anladık ,

Problem ,bu bilince gelmemişlerin çoğunlukta olduğu bir ortamda siz hayali gerçekmiş gibi yaşamak
zorundasınız ve maddesele önem verirmiş gibi rol yapmak zorundasınız ,yoksa yıpranırsıız..
Mesela bazen telaşı oynuyorum bazen kızgın adamı ,bazen de kalbi nasır bağlayanı..

Ne demek istediğimi anlatabildim mi dostum..



Tiversonus

#4
Evet aslında anlamıyorum ve bazen de anlıyorum, yani sonuçta bir frekans olan ışığın oyunundaki ben sadece frekansın kendisine odaklanıyorum, yani önündeki kelimeye pek zihinsel bakmıyorum.

Ben oynuyor muyum? Hayır, oynamıyorum. Sanırım artık rol yapmayı yıllar önce yerde saatlerce komada yatarken olan ki son rolümdü. Yani sadece an'da varolduğuma göre, buna göre o an'daki hayatın bana sunduğu şeylerden en pozitif olanını seçiyorum, bazen de an'daki geceyi yani kızgınlığı da seçiyorum yani sadece an'da seçiyorum. Biri beni anlıyor zannediyor ise yanılır ben bile anlamıyorum:))) yani umurumda değil ki, frekans seçimi yapıyorum ve dengesiz, tahmin edilemeyen olarak gözüküyorum...İşte bu tahmin edilemeyen içinde ise, genel bir karakter sınırlamam var işte benim sabit olan tarafım sanırım bu hatlarım...

sevgiler..

Sevgili tgur, yani madem burası bir rüya ve işte insanlar o kadar ciddiye alıyorlar ki; inanın bir şeyi tasa etmediğinde+gereğini yaptığında çok daha kolay gerçekleşiyor. Yani haddinden fazla ciddiye alınacak bir yaşam da çok rahat olunamaz ki; kaygılar v.s. yok mevkiler, saygınlık ben istemiyorum ki bunları.

Ve inanın ben çok yalın doğru söylediğimde, bu yalan olarak algılandığı için benim sade olmam demek zaten diğerleri için karışık bir şey, hayır tam karşımdakinin çekincelerinden dolayı tam yazamıyorum, ama yazdıklarımda eksik de olsa hiç yalan olmadı ve böylece algılayıcılar yarısı yalan anladı ben zaten bunu biliyordum. Yani eksik ama yalan değil. Ama garip bakın ret eden bile bana hiç bir zaman deli, kafayı yemiş demedi, sanırım bu da aurik frekanstan ve sadece yalancı dedi, yani deli değil ama yalancı, rolcü denildi ama işin garipi de eksik ama yalan yok, belki düzeltmeler vardır...Garip işte..

İşte hepsi bir ses ve ışık dansı...

Tiversonus

#5
Bir gün çok eski yıllarda sitede yazıyorum; işte kendimi tanıtıyorum, adım, şehrim, okduğum yerler iş ismim filan, filan yani yarım sayfayı buldu. Am ciddi ciddi yazıyorum inanın. Ve ne oldu biliyor musunuz???

Birisi dedi ki; ya bu adam o kadar "ince alay" ediyor ki?...Ve ben yazmamış gibi yazıma baktım ve adam doğru söylüyordu. Ben de baktım o adamın bir gözlüğü ile yani hakikaten bir senaryocu ve çok zeki senaryocu yazsa, bu kadar üst üste ince alay olabilecek şeyi vallahi zor yazar:))

Yani şunu anladım "ya gerçeten benim hayatım ve ismler, yerler tam bir kozmik şaka" imimiş. Aslında farklı bir bakış ile hepimizin hayati koxmik bir şaka:))

İşte bunu görebilmek için geniş resme bakabilme kabileyitinin kazanılması ya da bakılması gerekiyor. Yani hayatınızın temel şeylerini bir resim edası ile objektif olarak bakın şöyle genişçe, yani bir senaryocu var sanırım..İşte zıplıyorsun tutamıyorsun, zıplamıyorsun kafana düşüyor, ben de dedim "bana böy şaka yapan senaryocu dostuma gününü gösteririrm" dedim ve an'da karar vermeye başladım :)) Sonuçta en sonu kabul ettiğinizde, hesabı bildiğinizde lokantada rahat edersiniz galiba. Varolana teslimiyet. Ve an'da yeniyi seçmek, eski bitti bir kayıt artık o, gerisi de zihinde bir takıntı, yok ayıp, mayıp, kariyer, kariyeri ne yapayım yani.

Herşey sesin ve müziğin dansı işte; hepsi bu. Ama çok sıkıldığım da oldu yani kendin gibi olmayan olursa işte, artık kitap, kendi zihinsel hayalin ve uyku, işte artık içe dönüş ile büyük bir dünya açılıyor insanın önüne, bazısı diyor ki sıkılmıyor musun, aslında onun dünyasında ben sıkılıyorum, bilmiyor ki, sadece bir yer var zannediyor ve gerisi yalan veya işte işaretleri benim gibi okuyamıyor, veya işte vizyon sahibi değil.

Tiversonus

#6
Kısaca sevgili Tgur, o kadar yalan bir Dünya'da yaşıyoruz ki; bir insana "gerçeği" anlatsan işte buna yalan diyorlar.

İşte diyoruz ya gerçek acıdır, çünkü o sadece gerçektir ve düşmanca gözükür, çünkü bir hayale bağlanılmıştır, bırakılmak istenmez ama sezgisel olarak ta bir şüphe hep vardır içinde kişinin "acaba doğru mu?" diye...İşte buna da inançsızlık hastalığı diyebiliriz, ne hayaline tam inanır kişi ne de gerçeğine! Sıkışır kalır. Ve artık bırakırsın, için acısa da anlatmaktan da bazen vazgeçersin, sıkılırsın, kendi dünyana çekilirsin, marjinalleşirsin, müziğe bağlanırsın, resme bağlanırsın yani bir şeyler bulur işte insan v.s. Ve artık kişinin önünde tek şey kalır anlatırsın ve ne düşündükleri
ni umursamazsın.


Tgur

#7
Tiversonus yalan dünyadan bahsedince aklıma geldi,

Bir zaman önümdeki dolmuşun arkasında "Hayat bana yine yalan yaptın" yazıyordu,

Dururmuyum,

Hayat bana yalan yaptı dersiniz,
Yalanı hayat yapan sizlersiniz
Sizle bizi buluşturamazsanız
Bu dünyadan küskün gidersiniz


Moderator

#8
Makro Sevgisi Mikro'dan Geçer

Makro olarak içinde bir yer işgal ettiğimiz Evren'ni düşünelim. Gerçekte diğer Evrenlerinde bir makro oluşturduğunu unutmayalım, buna rağren kavrayışımızın bir üst limiti olarak yaşadığımız Evren'i temel aldığımızı söylemeliyim...

3. yoğunluk bilinci taşıyan bireysel bilinç biriminin son kavramsal dersinin "kendini sevmek" olduğu aktarıldı son kanal mesajlarında. Kişinin kendini sevmesi neden 3. yoğunluk bilinci taşıyan bilinç birimi için üst seviyede bir bilinç yükselşini sağlayan (bir çok kavramdan birisi olarak) bir eylem sayılır? Kişinin kendini sevmesi neden önemlidir?

Bireysel bilinç birimi için, bilincin deneyim realitesi deneyim yoğunluğunu belirlediğini söyleyelim. Yani ne kadar bilinç o kadar "realite" diye anlaşılır bir cümleye sokalım: "Ne kadar bilinç o kadar realite!"

Uzatmayacağım, olay şu; kendini sevemeyen "karşıdaki" ni sevemez ya da "başkasını" sevemez de bu neden ile... Bir ampülü düşünün, kendini aydınlatamayan ampül nereyi "ışık" ile besleyebilir ki? Veya mumu düşünelim, kendini yakmayan, ısı ile parlamayan bir mum, nasıl çevreyi aydınlatabilir ki?

Ve çok daha da önemli konu şu: İşte kimlikler olarak baktığımız her bir Sonsuz Ve Tek Olan'ın "özü"nü taşıyan her bir atom, her bir bireysel bilinç birimi, aslında "Bütünün" bir hologramik modelidir. İşte kendini sevmeyen bireysel bilinç birimi aslında -pek de farkında olmasa dahi- Sonsuz Ve Tek Olan'ı sevmiyor sonucu ortaya çıkar ki bu çok daha önemlidir...Ra bilgilerinde dördüncü bilinç yoğunluğunun deneyim yeri olarak söylenen "Sevgi Yoğunluğu" nun ana şartlarında; bilinçli bir Bir'in Yasası'nı kavramanın aranmadığı söylenmiştir. Hatırlayalım, konusu tartışmalarımızda geçmişti. Şimdi bunu yukarıdaki veriler ile birlikte düşünelim...Bilinç yükselişinin "bilgi" den bağımsız olması mı sözkonusu olan? Veya bir eylemi, bilgiye dayandırmadan uygulamasının bir alt limitine (yüzde ellibir) mi bağlamalıyız? Bilgi ile uygulama sizce belirli bir farklılık taşıyabilir ler mi?

Başka düşünülmesi gereken bir konu ise; "bilgi" olarak sıfatlanan kavramın, zihinsel kayıt olarak bir entellektin kaynaktan alınan cümleler olup olmadığı konusu...Evet "bilgi" kaynağı, kapsamı, içeriği de düşünülerek nedir?
 

Moderator

#9
Sırt'a Vurulan Kırbaç ve Sırt İlişkisi

Evren diye bir lokanta düşünelim. Evren lokantasına gidiyoruz ve "sipariş" veriyoruz...Ve bu lokantanın en önemli özelliği; verdiğimiz siparişlerin "eksiksiz" yerine getirilmesidir diye düşünüyorum...Öyle güzel bir sistem ki ve öylesine "otomatik" bir süreç ki, gerçekten çok ilginç ve artık yukarıda bir yerde "ceza hakimi" gibi bizim yoğunluğun hukuksal işleyişini hatırlatan bir yapının ötesinde bir sistemi düşündürüyor...Böyle düşününce, "sırt ile kırbaç" arasıda nasıl bir ilişki olabilir? "Siparişlerimiz" olabilir ler mi?

Duygusal, fiziksel, zihinsel ve eterik/Ruhsal bedenlerimiz ile bir toplam "frekans" yayarız Evren'e...Ve Evren'nin ve Evren'lerin modeliyiz aynı zamanda (Hologram'a bakınız)...Peki şimdi nasıl "kurban" rolünü aynayacağız? Ya da bir sorumlu bulup (örneğin siyasetçi ya da üst yoğunluk Kendine Hizmet bilinci) onları suçlayacağız?...Zaten o "öteki" dediğimiz de bu hologramı taşımıyor mu?...Evet, "özün" "özü taşıyan" ile bir ilişkisi sözkonusu galiba...Siparişi verdiğimizin farkında olmayışımız bu sistemi durdurabilir mi?


Not: Altın kavramında olduğu gibi, kavramların bir "olma" derecelerinden bahsedilebileceğini unutmayalım...Örneğin altın kaç değişik "saflıkta" yine altındır?...gibi..Ve açık söylemek gerekirse, son zamanlarda yaşam çevremde "siyasetçi suçlu" ya da "kötü yönetim" ile ilgili çok ama çok cümle duyduğum için bu "kurban" kavramını kullandım, sanırım ortalama bir aileler de hep bunu kullanıyordur diye, ve bunun bir geri dönüşü olabileceğini düşünerek paylaşma isteği duydum. Yani ülkeyi yönetenleri suçlamak ne kadar "gerçek" diye sorguluyorum ve paylaşıyorum...
 

Moderator

#10
Realitemizi Yaratıyoruz, Bu "Geçmiş" Yaşamlarımızı da İçeriyor

Hayatımızda, örneğin İnsanlık olarak yaşadığımız bir çok sıkıntı "Atlantis Karması" na bağlanır, bir çok kanal bilgisinde. Bu ne anlama geliyor? Kısaca "toplu" olarak yaşanan bir "eski" yaşam yaratımı sözkonusudur ve bununla beraber "kişisel" olarak "eski" yaşam yaratımı sözkonusur...Her iki durumda da yaratıyoruz: Sıkıntıları, zorlayıcı şartları v.b.

Genelde sadece şimdiki yaşam algısı dışında bir kavrayışa sahip olmayanların "Evren lokantasına sipariş" e karşı çıkışının ardında bu dar kavrama vardır. Yani "yaşamlarımıza" aktarılmış siparişlerimiz vardır. Elbette kavraması zor bir bakış bu. Anlaşılamayan sıkıntılarımızın arkasında olan da budur.

Peki "toplu" karmaya ne demeli? Yani neden "insanlık" olarakta bir karma//karmik süreci yaşarız??? Ve bir de "geçmiş" algı olarak mevcut ise???
 

Moderator

#11
Üçüncü yoğunluk bilinc birimi olarak kavrayışımızda zorluk olması gerçeği değiştirmez, aksine yüksek bilinç hallerimizin (ki bu daha çok tam olan bilinç hallerimizin birleşmiş bir durumu) varlığına bir delildir bu kavrama zorluğumuz...
 

Moderator

#12
Ve şu aşamada sorulabilecek "en zor" soru belki şu olabilir: Bütün bu aktardıklarınızın kaynağı ve "ispatı" nedir??? Evet kaynak ve ispat???
 

Alemtac

#13
HÜCRELERİM GİBİ OLMAK YETERDİ..
.21 Mayıs 2011 Cumartesi, 10:38 tarihinde Yüksek Benlik tarafından eklendi.

Spiritüel bir yaşam sürmek ne demek. Bana ruhsallığın ilkelerini kim öğretebilir. Şaşıracaksınız ama bedenim bana ihtiyacım olan her şeyi öğretebilir. Bedenim her şeyi daha sabırla ve kendini adamış bir şekilde benden iyi yapıyor. Bedenimdeki hücreler Yaşama tamamıyla katılmada hiçbir sorun yaşamıyorlar. Trilyonlarcası bir arada aynı sessiz anlaşmaya imza koymuşlar. Bu anlaşmada en sıradan insanın da en spiritüel insanın da kıskanacağı özellikleri sahipler. Paylaştıkları bu değerler her bir hücrenin neyi yapmayı kabul edip yaptıklarını içermektedir.

YÜKSEK AMAÇ: Bir hücre önce bedenin hayrına sonra kendi bireysel hayrına çalışmayı kabul eder. Eğer gerekirse bedenin yaşam sürecini korumak için ölmeyi kabul eder. Onun yaşamı bizim yaşam süremizin yanında çok kısa olmasına rağmen. Deri hücreleri her saat binlerce ölür. Bağışıklık sistemi hücreleri mikroplara karşı savaşırken ölür. Hücrenin yaşamı söz konusu olsa bile bencillik gibi bir seçimi olamaz.

İLETİŞİM:Her bir hücre bir diğer hücre ile temastadır. Mesaj taşıyan moleküller ufacık bir niyet ve düşüncenin gerektirdiklerini haber vermek için en uzak köşeye dahi koştururlar. Bu görevden çekilme yada haberleşmeyi reddetmek gibi bir seçimleri olamaz.

FARKINDALIK:Hücreler andan ana adapte olurlar. Onlar aniden ortaya çıkabilecek durumlarla başa çıkabilmek için esnek kalırlar. Sıkı kalıplara alışkanlıklara bağlı kalmak gibi bir seçimleri yoktur.

KABULLENME: Her bir hücre bir diğerini eşit önemde kabul eder. Bedendeki her bir fonksiyon bir diğerine bağlıdır. Tek başına hareket etmek gibi bir seçimleri yoktur.

YARATICILIK: Her hücrenin kendine has fonksiyonları varsa da (karaciger hücreleri elli ayrı fonksiyonu yerine getirebilirler) bu fonksiyonlar yaratıcı bir şekilde birbirleri ile kombine olabilirler. Bir kişi daha önceden hiç yemediği bir yemeği sindirebiliyorsa hiç düşünmediği bir şeyi düşünebiliyorsa daha önce hiç görmediği bir şekilde dansedebiliyorsa bu nedendendir. Eski davranışlara asılı kalmak gibi bir seçimleri yoktur.

OLMAK: Hücreler dinlenme ve harekete geçme evrensel döngüsine aynen uyarlar. Bu döngü kendini her ne kadar hormon seviyelerinin kan basıncının hazım ritimlerinin iniş çıkışları olarak kendini gösterse de en belirgin ifadesi uykudur. Neden uyumaya ihtiyaç duyduğumuz tıbbi bir gizemdir ama eğer uyumazsak fonksiyonel bozukluklar ortaya çıkar. Bedenin hareketsizliğinde gelecek kuluçkaya yatmış durumdadır. Aşırı hareketli olmak gibi bir seçimleri yoktur.

VERİMLİLİK:Hücreler en az enerjiyi tüketirler. Tipik bir hücre hücre duvarının içinde sadece üç saniyelik yiyecek ve oksijen tutar. Tam bir teslimiyet halinde rızkının verileceğini bilir. Aşırı gıda hava ya da su tüketimi ya da istifçilik gibi bir seçimleri yoktur.

  KAYNAĞA BAĞLILIK: Ortak genetik mirasları nedeniyle hücreler temelde aynı olduklarını bilirler. Karaciğer hücrelerinin kalp hücrelerinden farklı olduğu ya da kas hücrelerinin beyin hücrelerinden farklı olması onların ortak kimliklerini sorgulamaz.. Çünkü bu hiç değişmeden aynı kalır. Laboratuarda onların ortak kaynağına geri giderek bir kas hücresi genetik olarak bir kalp hücresine dönüştürülebilir. Hücreler kaç kez bölünürlerse bölünsünler kaynaklarına bağlı kalırlar. Bunun dışında kalmak gibi bir seçimleri yoktur.

VERİCİLİK:Hücrelerin ana aktivitesi vericiliktir. Bu tüm diğer hücrelerle entegrasyon içinde olmak demektir. Kendini vermeye adamak alıcı olmayı da otomatik olarak beraberinde getirir. Bu döngünün öbür tarafıdır.. İstifçilik gibi bir seçimleri yoktur.

ÖLÜMSÜZLÜK: Hücreler kendi bilgilerini deneyimlerini becerilerini hiçbir şey esirgemeden çocuklarına aktarabilmek için ürerler. Bu gerçek bir ölümsüzlüktür fiziksel planda ölü gibi olsalar fiziksel olmayan planda kendilerini korumaya devam etmektedirler. Nesiller arası uçurum gibi bir seçimleri yoktur.</span><span>Hücrelerimin akitlerine bakınca hepsinin kelimenin tam anlamıyla spiritüel olduğunu görebiliyorum. Bu niteliklerini anlatabilmek için bir başka etiket kullanabilmem imkansız. Her şeyden önce yüksek amaç teslimiyet diğergamlık olarak da alınabilir. Farkındalıklarında hem her an uyanık ve adapte olmaya hazır oluş var. Ama bedenimin tüm bu etiketlerle hiçbir işi yok. Ona göre bu nitelikler günlük yaşam varlığının içine dokunmuş halde. Bu özellikler milyar yıl süren biyolojik evriminin içinde oluşan yaşamın içsel zekasını taşıyorlar.. Tek bir hücrenin yapısını inceleyecek olursak teslimiyet farkındalık birlik bilinci gibi bir şey göremezsiniz. Bu nitelikler bakteri mayalar ve amipler gibi tek hücreli organizmalarda bulunmaz. Yaşamın gizeminde tüm potansiyelinin ortaya çıkması için sonsuz sabır ve dikkat vardır. Tek hücreli varlıkların binlercesi bağırsaklarınızda yaşar ve bağırsaklarınız onlar olmaksızın yiyeceklerini hazmedemezler. Evrim hep ileriyedir ama nerden geldiğini bilir ve hiçbir şey kaybolmaz. Şimdi bile bedenimi bir arada tutan bu sessiz anlaşma bir sırdır. Çünkü anlaşmayı göremeyiz. Her gün ikiyüzelli çeşitten fazla hücre günlük işlerinin başına geçiyorlar elli değişik fonksiyonu yerine getirebilen karaciger hücreleri gibi. Ve bu fonksiyonlarını bırakıp adale kalp ya da beyin hücrelerinin işlerine karışmıyorlar. Eğer bir fonksiyonu bıraksalar sonumuz olur. Annenin rahminde döllenen ilk hücre milyarlara bölünürken dahi kaynakla ilişkisini bellek seviyesinde koruyor. Ben hala o ilk hücreyim ve eğer bir ruhum varsa onun hakkında bildiğim şey önce benim bedenime söylenmiş olmalı.Yaşamın gizemi kendini benim ile ifade edecek bir yol bulmuş. Bu nedenle burdayım. Acaba bu amaca uygun hareket ediyor muyum? Listeyi tekrar okursanız ve seçimleri gözden geçirirseniz görürsünüz ki bu davranışlardan birini seçmiş olsak bedenimizin ölümü ile neticelenirdi. Zira biz insanlar bencil ve hırslıyız. İşbirliğini reddetmekteyiz. Ben benden daha önemli hiçbir yüksek amaç yokmuş gibi davranmaktayız. Kendi parçalanmış karmaşıklığımızda kendi içimizde varolan o mükemmel spiritüellik modelinin farkında değiliz. Onlar ise evrimleştikçe yaşamın devamı için neye gerek duyduklarını çok güzel öğrenmişler. Bedenimiz kazanılması asırlar almış olan bilgeliğini fırlatıp atmak istemediği için ruhsal yaşama giden yolu dile dökmez. Kendi kişisel yaşamlarımızda acı çekmemizin nedeni bedemizi ayakta tutan ruhsal anlaşmanın tam tersine davranmayı bilinçli bir şekilde seçmemizden kaynaklanmaktadır.

Deepak Chopra