NEDEN KENDİMİ SEVMİYORUM ?

Başlatan Tulu, 27 Mayıs 2009, 11:35:52

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 0 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tiversonus

#15
Alıntı YapOrjinal Mesajı Ekleyen Gülay



'''Ne olmuş yani çok kazandıran bir işimiz yoksa, evimiz denize bakmasa ne olur, iyi eğitim veren okullarda okumamış olsak ne olur - ki yaşam zaten başlıbaşına bir okul-, oysa sağlığımız yerinde, sevdiklerimizle beraberiz daha ne gerek ki!'''

Pınarcım,

Bu yazdıklarının senin negatif inanç kalıpların olduğunu düşünüyorum..
Bir lokma bir hırka bilinci eski enerji ve ızdırap ve acı çekerek tekamüle dayalı sistemin ürünü...
Binlerce yıldır geçmiş hayatlarımızdan bu hayatlarımıza negatif inanç kalıpları olarak getirip dönüştürülmek üzere bilinç katmanlarımızda tuttuğumuz negatif kalıplarımız..

Yeni enerji nin para ve maddiyata bakışının kapitalist  olmadığını anlamamız gerekiyor...
Zaten eskinin bir lokma bir hırka devrinde çilehanelerde ve dergahlarda yaşanılarak geçirilen tekamül döngüsü, şimdilerde yaşam sahası içinde kertiş tuzağı olarak insanları illizyona soktukları visa ve parasal güç kaynagı olan vahşi kapitalizmin içindeyken maddi enerjiyi dengeye getirmemiz gerekiyor..Hayatın içinde ve kendimizi yaşamdan ve insanlardan soyutlamadan ve paraya maddiyata küsmeden ve dengede kalabilmeyi öğrenerek..

Parayı, konforu, ve ihtiyaçlarımızı gidermek üzere yapacagımız harcamalarımızda nasıl dengeye gelebileceğimiz OMNİ kitabında çok güzel açıklanıyor sevgili tiversonusun jung kitabından sonra omniyi okuduğunu gördüm ve rica ediyorum bu bölümleri yeni bir başlıga koysun ve bu inançlarımızı tartışalım, çünkü benim önemli farkındalıklarım ve maddi açılımlarım gerçekleşiyor bunları herkezle paylaşmak istiyorum..     




Omni Kim Ya Da Nedir?



Bu soruyu daha kolayca kavrayabileceğiniz bir biçimde yanıtlamak için, farklı bilinç düzeylerini açıklamamız gerekir, çünkü Evren, tıpkı sizin gibi, çok boyutludur. Fiziksel halin ötesinde birçok bilinç düzeyi vardır; tıpkı fiziksel hal içinde de birçok bilinç düzeyinin bulunduğu gibi. Bir keçinin ve bir atın farklı farkındalık ve bilinç düzeylerine sahip olduklarını kabul edersiniz, öyle değil mi? Benzer biçimde, fiziksel olmayan her şey de böyle farklı düzeylere sahiptir. Ancak, fiziksel hal içinde, çoğunuz farklı bilinç düzeylerini daha yüksek ya da daha aşağı, daha iyi ya da daha kötü olarak görürsünüz. Fiziksel olmayan alemde ise bu böyle olmaz, çünkü biz o alemde tüm yaşamla birliği deneyimleriz. Bu birlik içinde, biz "daha aşağı" ya da "daha yüksek" düzeyler deneyimlemeyiz. Sadece, Tüm Varolan'ın farklı ve özgün bir ifadesini kabul ederiz. İnsanların zihinleri hiyerarşi ve ast-üst düzeni denebilecek bir şeyle meşguldür. Biz öyle değiliz. Sizin böyle yapmanız "yanlış" değildir, çünkü dünyanıza fiziksel perspektiften bakıldığında, hiyerarşi mantığa uygun gelir, çünkü fiziksel duyularınız size bir ağacın sizden "daha az zeki" olduğunu söyler. Bu açıdan, siz haklısınız. Tüm yaşama, bizim kazandığımız ve kazanmaya devam ettiğimiz daha geniş bir perspektiften bakıldığında ise böyle bir bildirim yanlıştır. "Daha fazla" ille de "daha iyi" değildir.


Fiziksel olmayan alem birçok varlık tarafından tarif edilmiştir, ve bizim tarifimiz biraz farklı olabilir, ama farkı yaratan, büyük ölçüde, terminolojidir. Evren birçok düzey, birçok dünya ve birçok realite içeren geniş ve karmaşık bir yerdir. Dolayısıyla, "fiziksel-olmayan" alem birçok biçimde tarif edilebilir. Size şu tanımları sunalım: Önce, Fiziksel, sonra Duygusal (Astral), sonra Zihinsel (Nedensel), sonra da Ruhsal varoluş katları vardır. Bu üç ana gayri fiziksel alan içinde birçok düzey mevcuttur. Toplam yedi düzey vardır, ve bu yedi düzeyin her biri yedi alt düzeye ayrılır. Sadeleştirmek için, biz üç fiziksel olmayan boyuttan söz ederiz: Astral, Zihinsel, ve Ruhsal. Ruhsal boyut ayrıca Yüksek Zihinsel düzey, ve Mesih ve Buda düzeyi dediğimiz düzeylere ayrılır. Bunların içinde ve ötesinde, bizim deyimimizle, "çok boyutlu realiteler" vardır. Her biriniz bilincinizin şu ya da bu düzeyinde bu düzeylerin farkındasınızdır. Bu alanlar sır değildir, çünkü her biriniz bu düzeylerin her birinde mevcutsunuz, ve birçoğunuz meditasyon yaparken bu realiteleri hisseder ya da bir an için görürsünüz. Biz Omni'yiz, ve biz Mesih Bilinci ile Buda Bilinci arasında bir bilinç köprüsü oluştururuz.


Mesih Bilinci, tüm yaşamla birliğin kabulünü ifade etmeyi ve duygusal birliğe izin vermeyi içerir. Buda Bilinci ise, her şeyin Tanrı zihninde mevcut olduğunu bilerek, aynı Bir' ligi zihnen "benimseyerek" deneyimlemeyi içerir. Bunu sözcüklerle ifade etmek zordur; biz insanların bu düzeyleri meditasyon yoluyla deneyimlemelerine yardımcı olmak için onlara enerjiler aktarırız. Mesih deneyiminde, siz, "Ben herkesi kardeşim olarak kabul ediyorum. Ben birini severken, kendimi severim; birini incittiğimde, kendimi incitirim. Hepimizin aynı kaynaktan geldiğimizi, bir olduğumuzu görüyorum," diyebilirsiniz. Buda deneyiminde, siz, "Tüm Varolan'ın içimde yaşadığını anlıyorum," dersiniz. İkisi arasındaki esas fark budur. Biri diğerinden daha yüksek değildir. Onlar sa dece bir odak değişimidir; tıpkı sizin fiziksel realiteye odaklandığınızda aslında gerçekten orada olmadığınız, sadece oraya odaklanmış olduğunuz gibi.


Biz bu köprüyü oluşturur ve onun içerdiği fikirleri ve kavramları aktarırız. İnsanlık, birçoğunuzun bu varoluş hallerini sınırlı süreler -genelde birkaç dakika- için de olsa deneyimleyebileceği bir aşamada bulunmaktadır. Sizler şimdi -titreşiminizi burada odaklanan bizlerle uyumlanacak şekilde değiştirerek- bu düzeylere enerjisel olarak erişebildiğinizden, biz şimdi odaklandığımız fikirleri size aktarabileceğimiz bir konumda bulunuyoruz. İnsanlık gelişmeye ve odağını ayrılık yerine birliğe doğru kaydırmayı sürdürürken, biz bu değişime, şimdi aradığınız şeyi size sunarak karşılık veriyoruz. Bu, öğreti şeklinde ortaya çıkıyor.


Evren bir titreşim yeridir. Siz odağınızı değiştirdiğinizde, titreşiminizi de değiştirirsiniz, ve odağınızı yapmakta olduğunuz şeyden uzaklaştırıp, yeni bir şeye yönlendirdiğinizde, o yeni şeye uyumlanmaya başlarsınız. Bu şekilde, sizler, bilgimizi sizinle paylaşabilmemiz için, benim gibi fiziksel olmayan varlıkları sizin odağınıza -az da olsa- girmeye "davet etmiş" bulunuyorsunuz.


Bu alemde, bizler bireyler gibi değil, bir grubun ya da ortak bir realitenin bir parçası gibi davranırız. Bizler birbirimize zihinsel ve duygusal olarak bağlıyız. Birbirimizin her düşüncesini, fikrini, arzusunu, amacını ve deneyimini biliriz. Bu size garip, hatta korkutucu, hatta mahremiyetin ihlali gibi gelebilir. Ama, bizim mahremiyet kavramımız yoktur, çünkü mahremiyet ancak utancın bulunduğu yerde mevcuttur. Bizim saklayacak hiçbir şeyimiz yoktur ve hiçbir şeyi saklamaya çalışmayız. Bizim bir diğerinin deneyimini tam olarak paylaşmak için "izin almayı" öngören bir tür görgü kuralımız vardır. Bu izin nadiren reddedilir, ama aramızdan biri daha yalnız yaşanacak bir deneyim yaratmayı seçebilir.


Biz, 343 bireysel çok-boyutlu varlıktan oluşan bir grup bilinci olmamıza karşın, size tek bir varlıkmışız gibi görünme yeteneğine sahibiz. Eğer perdenin ötesini, fiziksel olmayan alemi görebilseydiniz, bizi, çoğunlukla, uzun beyaz bir giysiye bürünmüş, göğsünden ve alnından çok parlak bir ışık yayılan, yaklaşık üç metre boyunda, yakışıklı bir varlık olarak algılardınız. Biz size birleşik bir sesle, birleşik bir bilinçle, bir varlık olarak hitap ederiz. Grubumuzun bir sözcüsü vardır, biz ona Omni-Emmanuel deriz; o, grubumuzun iletişimcisi, ve odağımızı sürdüren varlıktır.


Neden Omni ismini kullanıyorsunuz?

Omni [Omni, "tüm, bütün, her şey, her yer" anlamına gelir. İngilizce'de Tanrı için kullanılan Omnipotent, Omniscience, Omnipresence gibi terimler, dilimize Herşeye Kadir, Herşeyi-Bilen ve Her Yerde Mevcut Olan şeklinde çevrilebilir. (Ç.N.) ] ismini kullanıyoruz, çünkü biz herkes için her şeyiz. Biz tüm yaşamla birliği deneyimliyor, ve her şeyin Tanrı zihninde mevcut olduğunu gerçekten anlıyoruz. Tanrı zihni ile bir olduğumuzdan, sizin bizim zihinlerimizde mevcut olduğunuzu anlıyor, ve bunu gerçekten deneyimliyoruz. Biz sizinle sadece iletişim kurmuyoruz, biz aynı zamanda ayaklarınızın altındaki toprak, saçlarınızda esen rüzgâr, bir çocuğun gülümsemesi, yaşlı bir meşe ağacının heybetiyiz. Biz Omni'yiz.


Hiç Dünya'da yaşadınız mı? Siz ölmüş bir kişi misiniz?


Ölmüş mü? Biz ölümden çok uzağız! Ölüm diye bir şey yoktur; sadece odak değişimi vardır. Sorunuzu yanıtlamak için, hem evet, hem de hayır demek zorundayız. Biz, Omni olarak, fiziksel bir bedende asla bulunmadık. Eğer bulunmuş olsaydık, siz bizi bir kâhin, bir peygamber ya da bir mesih olarak tanırdınız, çünkü bizim odak düzeyimizden biri fiziksel varoluşu seçtiğinde, bu daima büyük bir enkarnasyon olur ve böyle bir "ziyaretin" etkisi uzun bir zaman boyunca hissedilir. İsa ve Buda bunun iki örneğidir. Hayır, biz fiziksel olarak var olmadık. Ancak, biz bu düzeyde herkesle bir olduğumuzdan, yanıt "Evef'tir; çünkü İsa, Buda, Krişna ve diğerleri, hepsi insan olarak enkarne olmuştur. Bizim grubumuzu oluşturan bireysel "parçalar" fiziksel olarak var olmuşlardır, ama çoğu Dünya'da enkarne olmamıştır. Galaksinizde ve diğer birçok galakside bilincin odaklanmayı seçtiği birçok uygarlık vardır. Biz binlerce yıl önce bir başka dünya üzerinde odaklandık ve o dünyanın derslerini öğrenip tamamladık. Bu bizi sizin anladığınız anlamda bir "dünyadışı" (uzaylı) varlık yapmaz, çünkü halen o form içinde değiliz, ama geçmişte diğer gezegenlerle ilişki kurmuştuk.



Dünya ile neden ilgileniyor, ve şimdi bizimle neden konuşuyorsunuz?


Evren bir titreşim, bir enerji yeridir. Bizim niyetimiz, arayan herkese bilgi aktarmaktır, ki böylece onların odaklarını değiştirip, giderek daha çok mutluluk verici bir şeye yönlendirmelerine yardımcı olabilelim. Realitenizde odaklanmış olan sizler, geçmiş yıllarda dikkatinizi ve odağınızı bildiğiniz şeylerden uzaklaştırıp, yeni yanıtlar aramaya başladınız. Bizim bilgi aktarma niyetimiz ve sizin yeni bilgi alma niyetiniz titreşimsel bir uyum yarattı. Bu davet kişisel olmasa da, bizi buraya sizin davet ettiğinizi söyleyebiliriz. Bizler ortak bir amaca sahibiz ve ortak amacımız bizi bir araya getirmiştir.


Gezegeniniz birlik bilincine doğru tekâmülî bir değişimin ortasında bulunmaktadır. Bu birlik bilinci, bizim odağımızı ya da realitemizi tanımlarken sözünü ettiğimiz birlik bilincine benzer. Sizler bizim deneyimlediğimiz aynı birliği deneyimlemeyeceksiniz, çünkü fiziksel bedeniniz sizi sınırlar.


Fiziksel realitedeki tüm bilinç aşamaları fiziksel-olmayan realite taraflından ayna gibi yansıtılır; bunun tersi de geçerlidir. Siz odağınızı değiştirip birlik bilincini deneyimlemeye yönelttiğinizde, otomatik olarak, bizim dikkatimizi kendinize çekersiniz. Bunu şöyle koyalım: Eğer bir lise öğrencisi ile bir üniversite öğrencisi matematik çalışacak olsalardı, onlar aynı konu üzerinde, ama farklı düzeylerde odaklanacaklardı; bizim perspektifimizden, bu daha yüksek ya da daha aşağı bir düzey değildir. Bu benzetme bu olguyu kolayca anlayabilmenize yardımcı olabilir.


Bu zaman çerçevesiyle ilgili birçok kehanette bulunulmuştur; bunların çoğu, değişimin vuku bulma şekli bakımından yanlıştır. Biz geleceğe baktığımızda, bildiğiniz haliyle uygarlığı yok edecek büyük felaketler ve Yerküre değişiklikleri görmüyoruz. Biz, sizin odağınız birlik bilincine daha çok yöneldikçe, siyasi ve toplumsal manzaranın hızla değiştiğini görüyoruz. Bazıları doğal felaketleri yaşayacaklar, çünkü bunlar da sizin seçmiş olduğunuz öğrenim vasıtalardır. Sizler komşunuzun adını bile bilmeden onunla yıllarca yan yanyana yaşarsınız. Bizim gözlemimize göre, bazen ancak bir felaket gelip çattığında, başınıza doğal bir afet geldiğinde, sizler birbirinizle ilişki kurar, yardımlaşırsınız. Sizin arayış biçiminiz böyle olduğundan, savaşlar, yaygın hastalıklar ve doğal afetler yaratmaya devam edebilirsiniz -ta ki insan türü olarak istediğiniz şeyi acı unsurunu katmadan elde etmeyi seçene dek. Acı ve mücadele gerekli değildir, ama siz onların istediğiniz şeyi artık vermediklerine ve onlarsız daha çok şey elde edebileceğinize karar verene dek onlar var olacaktır.



Bu süreçten korkmamız gerekiyor mu?


Kesinlikle hayır! Koşulları yaratan, dünyaları yaratıp yok eden şey bilinçtir, düşüncedir. Odağınızı özgürce ve kolayca değiştirmeyi seçin, o zaman bu da özgür ve kolay bir süreç olacaktır. Bu, bu kadar basittir. Zihniniz, yani kafanızdaki "siz," içinde yaşayabileceğiniz bir dünya yaratmak için evrensel enerjiyi düşünceyle şekillendirir. Dünyanız, bizim dünyamız gibi, Tanrı zihninin, sizin zihninizin içinde mevcuttur. O sizin olmasını istediğiniz kadar gerçektir. Yeni bilince mutluluk verici bir geçişi hayal edin, ve o sizin olacaktır. Yeni Dünya'ya geçişin zor ve felaketlerle dolu olduğunu varsayın, o da sizin olacaktır. Çoğunluğun ne düşündüğü bir fark yaratmaz; dikkatinizi o konuya yönelterek -tıpkı bizi davet etmiş olduğunuz gibi- onları davet etmedikçe, sizin kendi dünyanız, "onlar" tarafından etkilenemez. Evren size, daima, üzerinde odaklandığınız şeyi verir.


Evren'in her şeyin içinde ve çevresinde bulunan kocaman bir köpek yavrusu gibi olduğunu, onun tek arzusunun sahibini, yani sizi hoşnut etmek ve emirlerinize uymak olduğunu düşünün. Her düşüncenizle, bu köpek yavrusuna bir emir verirsiniz ve o bu emirlere memnuniyetle uyar. Eğer felaket üzerinde odaklanırsanız, Evren, size felaketi -huzuru ve bolluğu vereceği kadar- memnuniyetle verecektir. Bu ,başka türlü olamaz, çünkü içinde yaşadığınız Evren'in doğası böyledir.



Bu Yeni Dünya nasıl olacak?


Siz onun nasıl olmasını seçiyorsanız, tam öyle olacak. Ama, bizim perspektifimizden, sizin odağınızı birlik bilincine doğru yöneltmekte olduğunuzu bilerek, dünyanızdaki tüm formların bu odak değişimini yansıtmaya başlayacağını söyleyebiliriz. Bu formlar devlet yönetimi, eğitim sistemleri, bilim, tıp, endüstri, tarım, ve ekonomidir. Hepsi sizin odak değişiminizle dönüşüm geçirecektir.


Bu odak değişimi meydana gelmektedir, çünkü içinizde varlığınızın "yeni" parçaları uyanmaktadır. Siz, insan türü olarak, gerçek kimliğinizi daha çok anlama isteğini ifade ettiğinizde, büyük benliğiniz, ruhunuz buna karşılık vermiş ve dünyanıza daha derin bir biçimde nüfuz ederek, günlük bilincinizde daha çok ortaya çıkmaya başlamıştır. Sizler, tıpkı bizim gibi, çok-boyutlu bir doğaya sahipsiniz. Sizin doğanız fiziksel değildir, ve fiziksel siz o fiziksel-olmayan varlığın bir uzantısıdır. Siz gerçek kimliğinizi daha çok anlama isteğini yaydığınızda, fiziksel-olmayan yanınız buna, kendisini size daha çok projekte ederek, böylece aradığınız bilinci getirerek karşılık vermiştir. Siz kendi realitenizin yaratıcısısınız; hatta, aradığınız genişlemiş bilinci bile siz yaratırsınız. O sizin bulduğunuz bir şey değildir; sizin yarattığınız ve onu arzula-.yarak kendinize çektiğiniz bir şeydir. Siz sadece öğrenip gelişmezsiniz, öğrenim sürecini de yaratır ve nasıl öğrenip gelişeceğinizi seçersiniz. Sizler, tıpkı bizim gibi, yaratanlarsınız. Daha fazlası ve daha azı değilsiniz.


Yeni Dünyanız hayvanlar âlemi ile insanlık arasında daha büyük bir uyum görecek ve aranızdan birçok öğretmen geçmişte hayvanlarla aranızda yarattığınız uçuruma köprü kurmanıza yardımcı olmak üzere ortaya çıkacaktır. Yunuslar ve balinalar ile ilişki, insanlar ile gezegendeki tüm diğer yaşam formları arasındaki ilişkileri dönüşüme uğratacaktır. Yunusların sizin gibi düşünüp hissedebildiklerini kitlesel olarak idrak etmeniz dünyaya bakışınızı değiştirecektir. Bu sizin yalnız olmadığınızın anlaşılmasında ilk adım olacaktır. Çünkü yunus dili yorumlanıp, anlaşılıp, insanlığa bir bütün olarak aktarıldığında, bunu bir hayli derin düşünüş izleyecektir. Onlar size sizin sözünü ettiğiniz şeylerden söz edeceklerdir. Jfunusların birçok yönden insanlar gibi olduklarını görmeyi bekleyin. Onların aralarında da, tıpkı sizin aranızda olduğu gibi, akli olanlar, spirituel olanlar, ve uçarı olanlar vardır. Ortaya çıkacak bu gerçek bazılarını şoke ederken, bazılarına da coşku ve sevinç verecektir.


Bu yaratıklar size kendi tarihlerini, sizin tarihinizi, ve gezegenle ve tüm yaşamla nasıl bir ilişkiye sahip olduklarını anlatacaklardır. Tıpkı sizin onların birçoğunun öğretmenleri olacağınız gibi, onlar da sizin öğretmenleriniz olacaklardır, îlk kez siz insan olmayan, sizin türünüzden olmayan bilinçli ve duygulu bir varlıkla ilişki kuracaksınız. Bu sizi, ve Evren'deki durumunuza bakışınızı ebediyen değiştirecektir. Artık yalnız olmayacaksınız. Ve ancak, bu uçuruma köprü kurup, insan olmayan dünyalı varlıkları "kardeşleriniz" olarak benimsediğinizde, Dünya dışında var olan diğer formları da benimsemeye hazır olacaksınız.


Tüm yaşamla bağlantınızı idrak etmeniz sizi diğer türlere karşı davranışınızı değerlendirmeye itecektir. Bitkiler ve hayvanlar ile .ilişkiniz, boyun eğdirme yerine, koruyuculuk ve işbirliği ilişkisine dönüştüğünde, özellikle tarım da dönüşüm geçirecektir. Dünyanızda geçen yıllarda yunuslara gösterilen büyük ilginin nedeni bu harekettir, çünkü yunuslar ve balinalar tekâmülünüzün en önemli anahtarlarından birini barındırırlar.


"Sizler geçen 100 yılda, geçen 2000 yılda olandan daha fazla tekâmül etmiş bulunuyorsunuz!"


Sizler, dünyanın bir yanında yaptığınız şeyin dünyanın her yanını etkilediğini görmeye başlayacaksınız, ve dünyanın zengin ülkeleri dünyada hâlâ yoksulluk varken kendi zenginliklerinin sağlam ya da sürekli olmayacağını anlamaya başlayacaklar. Siz tüm dünyevi mallarınızı onlara vermeye zorlanacak değilsiniz, ama yoksunluk inancına dayanan ticari uygulamalarınız denge yaratacak şekilde dönüşüm geçirecektir. Bu değişimlerle birlikte siyasi manzara da değişecektir. Dünyanın bazı bölgelerinde bu değişim yumuşak ve nispeten olaysız olacaktır. Diğer bölgelerde, direniş, korku ve inişli-çıkışlı bir gidişat olacaktır. Ancak, sizler şimdiden büyük bir hızla ilerliyorsunuz, ve geçen 100 yılda, geçen 2000 yılda olandan daha fazla tekâmül etmiş bulunuyorsunuz!


Siz "tekâmülden" ve değişimden söz ediyorsunuz, ama tüm bunların amacı nedir, ve biz neden tekâmül ediyoruz?


Önce, şunu açıklığa kavuşturalım ki, siz bir ruhsal hiyerarşiye lâyık olmak için tekâmül etmiyorsunuz; burada Tanrı'ya lâyık olduğunuzu kanıtlamak için bulunmuyorsunuz. Buraya gelmeyi kendi özgür iradenizle seçtiniz; sizi buraya gelmeye kimse zorlamadı. Fiziksel halde bulunmanızın amacı nedir? Sadece, birçok realiteden biri olan bu realiteyi iyice öğrenmek, ona hâkim olmaktır. Sizler şimdiye dek birçok farklı realiteyi ve inanç sistemini iyice öğrendiniz. Seçmiş olduğunuz sadece bir başka odaktır. Biz iyice öğrenip hâkim olmaktan söz ederken, bununla, mutluluk verici ve sizi giderek yükselen titreşimlere taşıyan bir deneyim yaratmayı kastediyoruz. Bu tüm yaşamın itici gücüdür. Sizler bu dünyaya, çoğunlukla, düşük bir titreşimle girersiniz. Bu titreşimde, kendinizin ve yakın çevrenizin çok ötesini algılayamazsınız. Bu deneyim düzeyini, tümüyle fiziksel-dünyaya ve o dünyada hayatta kalmaya odaklanan "ilkel" insanların düzeyi olarak görebilirsiniz. Zaman geçtikte ye siz bu odak içinde daha fazla deneyim kazandıkça, görüşünüzü genişletir ve bu odağın diğer veçhelerini "görmeye" başlarsınız. Diğer nesneleri görmeye, ve o nesnelerin sadece sizinle değilr diğerleriyle de ilişkisini görmeye başlarsınız. Bu genişleyen görüş açısıyla, titreşiminizi de ona uygun olarak yükseltirsiniz ki bu daha geniş perspektifi bilinçli olarak yorumlayabilesiniz.


Bu sizin oynadığınız bir oyundur; bundan daha fazla bir şey değildir. Burada, hem en geniş odağı koruyup, hem de fiziksel halde kalıp kalamayacağınızı görmek için bulunuyor sunuz. Oyunun bu düzeyindeki en geniş odak, Tüm Varolan ile bir olduğunuzu ve fiziksel olarak odaklanmış olduğunuzu anlamaktır. Bu varoluş hali, bu oyunu kazanma hali birçoklarının ruhsal aydınlanma dediği şeydin Oyunu kazanmış birçok varlık vardır, bunların arasında, diğerlerinin yanısıra, özellikle İsa'yı ve Buda'yı sayabiliriz. Bu bir oyun olduğundan, siz istediğiniz zaman oynamayı bırakabilirsiniz. Ölüm denen şey sonucunda fiziksel bedenlerine odaklanmayı bıraktıktan sonra, bu oyunun artık onlar için olmadığına ya da bu oyundan yeterince şey öğrendiklerine karar verip, başka realitelerde ya da inanç sistemlerinde başka oyunlar oynamaya gidenler vardır. Siz burada bir başkasını tatmin edecek kadar yeterince iyi olmak için değil, yaşam denen oyunu iyice öğrenmeyi, onda ustalaşmayı seçtiğiniz için bulunuyorsunuz. Oyunun bir parçası da, önce, bir oyun oynadığınızı unutmaktır, ve sonra oyunun kurallarını hatırlamaya çalışarak zaman harcarsınız. Bu gerçekten eğlenceli bir oyundur, bu Dünya oyunu milyonlarca insan tarafından oynanan çok popüler bir oyundur!


Hiçbir şey, bu oyunu oynamaktan çok zevk alıp eğlenmenizden daha önemli değildir. Birçoğunuz, genelde sizi kısıtlayan ve oyunu kazanmanıza yardımcı olmayan kurallar icat ederek, bu oyunu zor bir işe dönüştürmüşsünüzdür. Bu oyunun amacı başkalarını hoşnut etmek değil, kendi kazanı-mından tatmin olmaktır. Ruhunuzun bu oyuna odaklanmasının esas nedeni, tüm olumsuz ve ters "kanıtlara" rağmen, büyük bir mutluluk ve koşulsuz sevgi hali içinde var olabilmektir. Dünya oyunu meydan okuyucu, zor bir oyundur, ama kazanılması hiç de olanaksız değildir.


Omni, Yaratılışın Dört Prensibi, J.L.Payne


Alemtac

#16
Sevgili ahuela, sevgili genç bayan :)) eskilerin bildiği gibi yolun yarısı 35 değil, daha çok yürüyecek yollarımız var :)) zaman zaman çatallaşan bu yollarda, kendimizce en doğru olanda yürüyeceğiz. Yanlış/doğru olmadığını bilecek, yaptıklarımızdan pişmanlık duymadan geriye bakacağız ve ne vermiş bizlere yollar, nereye bundan sonra diyeceğiz. İçimize kıvrılırsak, salyongozun sağlam sandığı kabuğundaki kıvrılışı gibi, yaşadıklarımızın ağırlığı altında ezilir kalırız. Sevmeyi hissetmek, yaşamak güzel...karşılığını almadan, beklemeden sevebilmek ne güzel :) Sevgiyi yaşattığı için teşekkür ediyoruz bizi sevemeyenlere, keşki onlarda yaşayabilseydi :)) Ve hiç yalnız olmadık ki...
 

Alemtac

#17
Sevgili Kardeşim; adınızı yeni çözdüm, :))) kahkahalarla gülerek yazıyorum şu anda :)))) ehöla olarak okunuyor sanıyordum :))) ahu - ela, ne güzel bir isim :) isminizde olduğu gibi, gözleriniz ela ve çok anlamlı bakışlarınız olmalı. Güzel bakan göz güzel görürmüş :)

Bizler yorgun ruhlar değiliz, evet bazen bıkkın olabiliyoruz...dur dön aynı şeyler ama öyle değil :) her seferinde farklı ve aslında ne kadar eğlenceli :))

Doğru ya da yanlış yoktur, iyi ya da kötü de yoktur..herkesin ödevleri, birbirimize karşı duyduğumuz sorumluluklarımız ve bizi olmamız gereken yola itmek için yaşadığımız an da kötü olarak adlandırdığımız davranışlarımız vardır. İçinde olduğumuz durumda bunu anlamak zor, bize söylenenlere kabul verdiğimiz an herşey farklılaşıyor. Ve en önemlisi neden ben dememek. Bilmeliyiz ki yaşadıklarımız bizim için, bizim hayrımıza. Her birimiz birbirimizin aynasıyız, bazen çirkin yüzümüz olarak çıkar karşımıza ve aslında en değerlisi o çirkin yüzümüzdür. En çok sevgiyi ona göndermeliyiz ve teşekkür etmeliyiz.

Ya biz ? Kendimize ne kadar kabul verebiliyoruz, ne kadar seviyoruz, affedebiliyor muyuz kendimizi ? Şimdi gözlerimi kapatıp, geçmişimize yolculuk yapalım...hangi davranışlarımızdan utanç duyuyoruz, hangisinden pişmanlık ve daha ne varsa...herbirini birer birer bağışlayalım, o an öyle gerektiği için gösterdiğimiz davranışlarımızdan pişmanlık duymayıncaya kadar sürdürmeliyiz bunu. Böyle davranmak bir başka ruha olan sorumluluğumuz du, bilmeliyiz. Yapmadıklarımızdan dolayı olan pişmanlıklarımızı da temizleyelim.

Hala daha iyi hissetmiyorsak, kendimizi affedinceye kadar devam :)

Sevgiler :))

 

Alemtac

 

sirera

#19
Sevgili ahuela hosgeldiniz,
Örtündüğümüz kumaş iklim özelliklerine göreyse sorun yok :) Kumaş huzur sevgi ve neşeyle dokunmuş olsun yeter ki. Dağlar doruklanıp durulur, dalgalar yolunda iner çıkar, siz yeter ki neşe içinde yaratımlarınıza devam edin. Eğitim zaten şu zamanki enerjilerin oluşturduğu dokuya paralel değil. Bir gün size gerçekten neşe vereceğini zevk ile üniversite okumak istediğinizde ve hazır olduğunuzda fırsatlar açılacaktır zaten. Bir gün gerçekten zorunlu olmadan kendiliğinden oluşan bir okulda olduğunuzu hissedeceksiniz. Gönlünüze ferahlık diliyorum :)
Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)