Haberler:

Kasyopya Celseleri'nin orijinal çevirilerini yapan ve yayınlayan
tek resmi ve gerçek Türkçe kaynak BaskalarinaHizmet.com 'dur.

Ana Menü
avatar_gerçek tosun paşa

İnsanlar, Sosyal İlişkiler ve Sevgi

Başlatan gerçek tosun paşa, 13 Şubat 2026, 11:49:08

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gerçek tosun paşa

Selam arkadaşlar,

Bugün sizlerle muhabbet edercesine samimi bir paylaşımda bulunmak istedim. Bakış açılarınızı ve dürtülerinizi merak ediyorum.

Sevgi konusuyla ilgili ne düşünüyorsunuz? Çok derin manalarda boğulacak ve varoluşu ilmek ilmek işleyecek kadar felsefik bir soru soruyor olma amacında değilim. Mesela bu sitede yer alan öğretiler, kitaplar ve tartışmalar sizde "sevgi" yönünde olumlu bir artış yaşattı mı?

İnsan ilişkilerinizde çevrenizdekilerden başlayarak genel olarak toplumsal insan ve kitleleler halinde de bakacak olursak daha anlayışlıyım ve birliğe, beraberliğe olan inancım arttı, babacan bir insan oldum diyebiliyor musunuz? Yani basitçe şunu sormak istiyorum insanlara karşı özel bir anlayış ve sevgi hissiyatına sahip olma yönünde olumlu bir gelişim gösterdiniz mi? Burada yakın çevre ve aileden bahsetmiyorum yalnız bunu dikkate alınız lütfen. İş hayatınızdaki, sosyal yaşamdaki "diğer" insanlardan yola çıkarak kitle olarak, toplum olarak insan noktasına geçen bir alanı baz alarak soruyorum.

Son olarak da bu söylediğim gelişim ve olumlu bakış açısını gerekli görüyor musunuz? Görüyorsanız ne seviyede?




Bundan sonrasında kendi cevaplarımı özetleyeceğim.

Ben kendimi bildim bileli insan ilişkilerinde olgun denilebilecek bir insandım. Çocukluğumdan beri...
Fakat içimde yalnızlığa karşı müthiş bir tutku vardı. İnsanların aralarında kurduğu ilişkileri ve iletişimlerini çok manasız bulurdum. Daha kendini bilmeye başladığım 4-5 yaşlarımdan itibaren bu manasızlık bende biraz içine kapanık, pek sosyal olmayan çocuk izlenimi yaratıyordu.

Sonrasında ergenlik ve gençlik dönemleriyle fazlasıyla sosyal sayılırdım arkadaşlarım oldu, çok fazla kız arkadaşım oldu. Sanırım bu yalnızlık tutkusunun antisi olarak toplumsal normlar ve ailesel girdilerle bunu baskılamaya çalışıyor belki de sistem tarafından hayatıma olmayacak insanların sokulduğu bir dönem yaşıyordum bilmiyorum.

Gözlem yeteneğim henüz lise çağlarımda çok yüksekti ve iletişim kurmakla ilgili bir problemim yoktu. Geçen yılların ardından bu sitede işlediğimiz konularla derinlemesine ilgilendiğim süreçte "sevgi ve ilişkiler" üzerine elbette çok düşündüm. İnsani değerlere, ahlak ve etiğe takıntılıyım diyemem ama ona yakın bir seviyede bakış açım var. Bireyselliğin toplumsal değerlenden daha değerli olduğunu düşünüyorum. Zihnimde bunun tersini idrak etmeye çalıştığımda bana idealize edebileceğim bir ortam hissi hiç bir zaman yüklenmedi. Manasızlıktan kastım bu. Basitçe bu yoğunluğun ve gezegenin yiyebileceği bir harç değil bu gibi geliyor bana. O yüzden içimden gelmeyen duyguları zorlamaya niyetim yok. Gerekli olmadığına da eminim.

İnsanların ilişkilerine, karar ve düşüncelerine çok saygı duyuyorum ama çok ciddiye almıyorum. Nefretim ya da peşine takıldığım negatif tutumlarım var mı diye kendimi çok ele aldım. Yıllar geçtikçe daha olgun bakabildiğimi çok daha serinkanlı ve anlayışlı bir ilerleme katedebildiğimi de gözlemledim fakat geldiğim noktada açıkça ifade edebilirim ki "ben pek de insan sevmiyorum". Bu sebeple yalnız olmaktan ve bireysel olarak geçirdiğim vakit kadar bana zevk veren şeyin çok az olduğuna tamamen emin oldum. Eskiden biraz kendimi bu konuda zorlardım. Artık umrumda bile değil.

Özellikle belirli bir bakış açısı ve ahlaki değer taşımadığını düşündüğüm insanlarla zaruri değilse hiç iletişim kurmaya bile çalışmıyorum. Geldiğim bu noktadaki kafayı gerçekten sevdim. Çünkü insan ilişkileri ve ağızdan çıkanla gerçekliğin nasıl çeliştiğini görmekten ve "boş konuşmaların" içinde olmaktan kısa sürede sıkıldım. Benim iletişim kurmak/kuramamak ya da bir itibar bırakmakla ilgili sorunum yok. Gerektiği yerde bunu özel olarak sağlayacak planlar yapıyor ve uyguluyorum. Elbette kendiminden de tüm insanlarında bu zor dünya şartlarında işlerinin hayli zor olduğunu biliyorum.


Siz insanları her haliyle kabul etmeye gerek olduğunu düşünenlerden misiniz? Dediğim gibi bu öğretinin içinde olmak sizi daha minnoş mu yaptı? Yoksa benimkine benzer şekilde daha çok kendinize mi yöneldiniz?



benguonat

Birliğe beraberliğe olan inancım hem arttı hem artmadı 😃 Ama insanları kendi haline bırakma ve eleştirmeme konusunda ilerledim. Meseleleri kişisel almama konusunda ilerledim. Sevgiye ve anlaşmaya niyetli insanları bulduğumda tabi ki o küçük çevrede birlik beraberlik anlayışı geldi.

K'lar var olan her şeyin dersler olduğunu söylemişlerdi. Hata yapan, yapsa bile dersini görmeye & almaya niyetli ise tabi ki de sevgiye birliğe olan inancım artar. Onun dışındakileri kendi haline bırakırım 😃

Genel olarak insanlıkta, derslerini görmeye dair bir anlayış var mı, yok. Olmadığı gibi, psikolojik virüslerini etrafa saçıp duruyorlar. Ben de bu noktada sosyal mesafemi korurum ve bunda da hiç yanlış bir şey yok. Kendine "insan sevmiyorum" deme @gerçek tosun paşa . Belki bunu ilk sen kendi kendine söylemedin. Bu bana hep yapıştırılmış bir laftı ama sonra fark ettim ki bunu söyleyen hadsizler ilk kendine baksın 😃 Bu, insan sevmemek değildir. Sınır bilincidir. Saygı olmayan yerde sevgi hiç olmaz. Celselerde direkt yazıyor muydu bilmiyorum ama, bu siteye üye olduktan sonra fark ettiğim bir şey oldu.

Evet bu da pek sevgi dolu bir yazı olmadı. Celseler bana alınan derslere sadece kişisel bazda değil, toplumsal bazda bakmanın kapısını da açtı. Hani şu kendi gelişimin için yararlandığın ruhsal yasalar olur ya. Veya karmik işte. Toplumu, toplumun belli kesimlerini birey gibi görüp bu yasaları uyguladığımda farklı bir görüş açıldı. Fanatizm/nefret gibi alışkanlıklardan kurtuldum ve daha net baktım. Bugün televizyonu açıp bakın. Sosyal medyaya, websitelerine bakın. Orada bile hiç ummayacağımız kanallarda ve programlarda öyle bir fanatizm almış gidiyor ki. Sevgiyi geçtim, ilk başta saygıyı öğrenmemiz gerekiyor. Anlayış, sevgi, birlik, beraberlik... Bunlar şimdilik minik çevreler için.

Beni öyle bu boyutun ötesindeki bir şeylerin farkına vardıran sevgi deneyimleri de çok oldu tabi. Ra Bilgileri'ni okuduktan sonra o havayı daha çok almıştım. Kasyopya Celseleri de öyle ama direkt metin okumak da tetiklemedi sanki ya. Varoluşumuzun çok boyutlu oluşunu gerçekten hissediyor olmam, bu metinlerin de yalnız olmadığımı göstermesi bende bunları tetiklemişti. Bundan sonra o üstte yazdıklarımın farkındalığı geldi.👍🏻

sybleman

Dersler konusunda katılıyorum bengüye. İnsanlardan ve olaylardan dersleri almak için çabalamak lazım. Bu olay veya bu kişi bana hangi yanımı yansıtıyor. Kırmam gereken hangi bilinç kodumu bana gösteriyor. Benim için neyi sağlamaya çalışıyor. Onu anlamaya çalışmak. Öğretiler ne kattı demiştin bu durum bana insanlara kırılmamayı, onları öğretmenlerim olarak görmeyi sağladı. Her öğretmeni sevmek zorunda değiliz. Dersleri alalım yeter. 

Sevmek için de.. 

Nasıl olabilir? Dersleri görünce, o kişinin rolü zihninizde çözülünce, o kişiye olan yargı kalkınca, beklenti kalkınca ve ne yaparsa yapsın artık kırılmadığında, veya ondan bir şey yapmasını beklemediğinde. Onun bir rol oynadığını kabul ettiğinde. Sana bir şey öğretmek istediğini bir şey farketmeni istediğini anlayınca. Kimliğinin çıkarılabilecek bir kıyafet olduğunu anlayınca. Ve özü görmek talep edilirse. Çok içten bir taleple bu istenirse. Mana aleminde öyle bir sahneyle gösteriyorlar ki. Zihnine mıh gibi çakılıyor. Özü de rolü de. Sonra ne yargılayabiliyorsun, ne de birşey yaparsa kızabiliyorsun. Kavga çıkarmaya çalışınca sen gülümsüyorsun o gülümsüyor. Çok güzel hareketlerde role giremeyen oyuncular gibi karşılıklı gülüyorsun. Sahne bozuluyor. Karşıdaki seyirci de gülüyor. Hep beraber gülüyoruz.

Dünyevi sevgi koşullu, yargılayıcı ve talepkar. İlahi sevgi ise koşulsuz, yargısız ve talepsiz.

Belki böyle zordan başlar o sevgi deneyleri. Önce nefret ettiklerin, bir kaşık suda boğacakların olur o sevgiye dahil. Sonra tamam biraz kolay takıl derler. İşte bebekti kediydi gider en basitinden. Sonra aa dersin benim çoluk çocuk eş vardı. Onlara neden bu ilahi sevgi yok. Bak sen orda bile bir koşul, yargılama varmış da haberimiz yokmuş. Çocuk ya.. Onu bile koşullu severmişiz. İtaat beklermişiz.

Valla nasıl herkese yansır bu ilahi sevgi hiç aklım almıyor. 3-5 de kalmışım. O level nasıl açılır, hangi kuyudan geçilir/geçirirler hiç bir fikrim yok. Daha çoluk çocuk eş levelini açamadım. 

Salmışım kendimi özüme, nereye gidersek oraya diye
Salına salına veya sürüne sürüne hangisi gelirse işte
Ki sıralı geliyor tuhaftır, Bir salın bir sürün diye
Çok salınıp sevinme, çok sürünüp üzülme
Dengeyi tutan değneğim değil elimde 
İşte savrulucaz bir yerlerde
Hem iyide hem kötüde

Cümle yazıyordum baktım bu çıktı kendiliğinden. Tgur abiye selam olsun. Aldım alta alta nasıl oldu ben de anlamadım :)

Tgur

#3
Her nesir bir şiirdir eğer mana verirse
Kafiyeler sıralanır özle düşünülürse
Melodi var olsun diye işleyince
İşte şiir işte anlam bütün gözle görülürse

bozadi

#4
gerçek tosun paşa, sanırım dün akşam çok yakın bir zaman aralığında sen bu başlığı başlatan mesajı yazarken ben de nihayet 2. podcast bölümümü yayınladım.

İlginç bir şekilde, işlemeye çalıştığım konulardan bazıları, senin bu mesajının içerikleriyle çok yakından alakalı.

Alıntı yapılan: Koşulların ortalamasının negatif değeri arttıkça, koşulların bizi asimile edici, negatifleştirici etki yapma ihtimali de artıyor. Bu nedenle ortalama yaşam koşullarında pozitif olmak, pozitifte kalmak ve pozitifliğini artırmak ciddi bir bağımsız düşünce ve hareket gücü gerektiriyor. Hatta bir tür mücadele, savaş gerektiriyor. Çünkü baskın kılınan ortalama değer bizi negatife çekiyor. Kendi içimizde kendi irademizle gerçek pozitifliği deneyimlemek için, olağan yaşam koşullarıyla aramıza bir mesafe koymamız, onun etkisinden bir süre uzaklaşmamız gerekiyor. Ama bağımsızlığımızı çalıştırıp ortalama toplumsal yaşam frekansından, şartlarından uzaklaşmak ise bizi genellikle yalnızlaştırıyor. İnsan sosyal bir varlık. Sosyalliğin bizi belirli değerlere, belirli ortalama frekanslara çeken asimile edici etkileri var. "Elle gelen düğün bayram." sözünü düşünelim örneğin. Ortalama yaşam koşullarımızda açık veya örtülü negatif duygu-düşünceler baskın kılınıyor olsa da, bu sadece bizi değil herkesi etkileyen veya kapsayan bir mesele olduğu için, durum ciddi ölçüde normalleştirilmiş, olağanlaştırılmış oluyor. Yani sorun neredeyse umursanmayan, görmezden gelinen bir nitelik kazanıyor. Tıpkı kısık ateş üzerindeki bir kazan suda yavaşça pişirilmekte olduğunu fark etmeyen kurbağanın hikayesinde olduğu gibi.


Alıntı yapılan: İstisnalar tabi ki olmakla birlikte, toplumsal yaşam şartlarının pozitifliği artırma gibi bir işlevi çoğunlukla mevcut olmadığı gibi, doğrudan veya dolaylı negatifleştirici etkiler çok yaygın. Dolayısıyla, eğer niyetiniz, amacınız, yolunuz gerçek manada, giderek artacak, derinleşecek, güçlenecek şekilde pozitifleşmek ise, bu konuda toplumdan çoğunlukla destek yerine köstek bulursunuz, pozitifleşme niyetinizde çoğunlukla kendi başınıza kalırsınız. Aile veya arkadaşlarla eğlenceli vakit geçirmek elbette pozitiflik açısından faydalıdır ama toplumsal ortalamalara uyum gerekliliği veya baskısı nedeniyle buradaki pozitiflik de genellikle geçici ve hatta yüzeysel kalır. Derinlemesine ve sürekli, yani profesyonel pozitifleşme için bireysel bağımsız düşünce, eylem ve mücadele gerekir.

Ayrıca podcast'te yaptığım şu celse alıntısı da bu konuyla yakından bağlantılı sanırım:

Alıntı yapılan: S: (L) ... Listemizdeki bir sonraki soru:

Şu anda içinde bulunduğumuz son aşamada, kendimizin ve sevdiklerimizin huzurunu riske atmak pahasına, katılmadığımız şeylere karşı mı koymalıyız yoksa bu dünya için savaşmaktan vazgeçip yalnızca "içsel ışığa" mı odaklanmalıyız? Diğer bir deyişle: Sonuçta bitmiş olan bir dünyada isyan adına ....'ı (bu boşluğa düşünebildiğiniz en korkunç şeyleri koyun) riske atmak anlamlı mı? Yoksa ışığımızı aydınlatan bir sarkacın frekansına uyumlanıp o frekansı sürdürmek ve dünyamızın bu son sahnesinde daha az acılı seçimler yapmak daha mı uygun?

C: İkinci seçenek daha iyi. Ama kişi dikkatli bir şekilde gerçeği paylaşmaya devam edebilir.
Bu diyalogda K'lar resmen insanları kurtarmaya çalışmayın, kendi frekansınızı korumaya ve yükseltmeye odaklanın demiş. Nitekim Maharaj'ın da bu yönde açıklamaları var. Evet, elbette ortada koskocaman bir "başkalarına hizmet" eğilimi meselesi var ama mevcut dünya insanlığının ezici bir kısmı o eğilime sahip değil. Dolayısıyla bu insanlığa acımak veya çok fazla merhamet göstermek, egoya, yozlaşmışlığa merhamet göstermek gibi. Niteliksiz kitle önümüzdeki zamanlarda elendikçe, kalanların birbirine hizmet etmesi zaten hayatın olağan akışı içinde kendiliğinden, hiçbir özel zahmet göstermeksizin gerçekleşecek diye tahmin ediyorum.

"İnsan sevme - sevmeme" meselesinde genelgeçer bir cevap veremiyorum. Bazı ilham (aptallık?) anlarında, tanıdığım - tanımadığım çevremdeki tüm insanlarla sevgi dayanışması hayalleri kurduğum oluyor ama çoğunlukla ortamlara giren biri değilimdir, ciddi ölçüde yalnız yaşayan biriyimdir, evli olmama rağmen. Ve bunda tam da senin bahsettiğin faktörlerin önemli bir etkisi var.

Bize kıyasla toplumun genelinde enerji emicilik, enerji yayıcılıktan orantısız şekilde fazla. Dolayısıyla gelişigüzel yoğun sosyal veya toplumsal etkileşimin bizde ciddi enerji ve moral kaybına yol açması muhtemel sanırım. Özellikle de empatikliğimiz ve hassasiyetimiz yüksekse veya yüksek olduğunda.

Dolayısıyla söylediklerin bende "Ya bu ne soğuk, ne duygusuz, ne ruhsuz adammış" gibi bir tepki uyandırmıyor kesinlikle :))

Tgur

#5
Çok doygun bir yorumdu Bozadi var ol,
Şiir modumu açtı,

Madde aleminde ayırım baştandır
Artı ile eksinin arası sanki taştandır
Bu taşı kıracak kuvvet bilgide olsa da
Özle yoğuramazsan sonun hüsrandır

sirera

Sevgili gtp nin  kalbinin derinliklerinden açtığı bu derin konu vesilesiyle muhteşem bir ağ çalışmasını başlattığı için teşekkür edeyim öncelikle. Şiirlerin tınladığı harika bir melodi gibi geldi  hepinizin birarada sesi. 
Şahsi fikrim  ruhsal konulara eğilimin sevgi yönünde bir artışı hazırlaması muhtemel olan çünkü anlayış kazanıldıysa sevgi yani ışık çoğalmıştır. Sorunun sorulduğu şekliyle yani sevgi yönünde olumlu bir artış yarattı mı ise durup düşündürdü. Sevginin artması genişlemesi olumlu olmayan bir durum oluşturabilir mi diye.
İnsan olmamızın gereği değil de manipüle edici malum güçlerin etkileri nedeniyle böylesine saçmalıklar içinde olduğu insan ın yani türümüzün gayet açık. Yalnız kalmak, kendinle  bulunmak daha lüks, daha güvenli alanda olmak gibi değil mi. Ben de öyle yapıyorum. Biryere kadar. Arada sırada kabuğuna çekilip kendi halini sorup sorgulamak güzel elbette ancak  bunu bir yaşam biçimi halini getirmek kendi açımdan istediğim bir durum değil. Her ne kadar oraya doğru kayıyor olsam da kaymayıp dik durmak için gayret gösteriyorum. Bir arkadaşla sohbet etmenin tadını, ferahlatıcı hafifliğini unutmak istemiyorum. Kalın duvarları aralayarak yapılan ilahi  minnoş sohbetleri   seviyorum, öyle işte ne yapayım 🥹

Gazali'nin güzel bir sözü var,  "iyi arkadaş yalnızlıktan,  yalnızlık ise kötü arkadaştan daha değerlidir"  Yeter ki iyi olabilelim.

Doğduğum günden beri demeyim de  (bebekken bir'i hatırladığımızı bildiğimden) hep bi yavanlık, manasızlık hisleri ve içe kapanıklık beni de epey meşgul etti. Ki hâlâ bunlar birer  gölge halinde dikilirler karşımda.
Bengü' nün sınır bilinci adını verdiği duvarlarımızı örmekten başka çare kalmamış durumda bizler için adeta.  Bu hapishaneden çıkmak için  sevmek dışında hiçbir şeye ihtiyacımız yokken bile durum böyle. Kahredici gerçek. İşte burda başlar arabesk!

Rahmetli Turgut Uyar'ın "nedir Sonsuzdan Bir önce" isimli şiirini de paylaşayım.

nedir sonsuzdan bir önceki sayının adı
diyelim sonsuz eksi bir
sonsuz eksi bir
hayatın adıdır bu

gece bütün şablonuyla
geldi üzerimize
ormanlar taş kesilip kömüre durdular
ve petrole kesti planktonların hepsi

gazyağı tunç duman
ne kadar sürdü ki ateşin yengisi

bir türlü yeterince yaşanamayan
sonsuz eksi birihatırla desem
neydi hatırlanacak olan
dört başı mamur bir av partisi
görkemli otellerin alacalı lobisi
kalın bir sevda ince bir mevsim sonu
tahıl ve değirmen
kırılıp dökülmüş bir iskelet
kalbiyle birlikte
bir temmuz ortası
nasılsa öyle

kaç ozan haykırmış
sürüp giden zamanın ardından
sevmek sevmek
ben de ben de
sonsuz eksi bir
şaşkın bir pazarcının
akşamüstünü sevmesinde



Beton ağır, çelik serttir ama çimenler her zaman galip gelir. (Yabanıl'dan)

gerçek tosun paşa

Arkadaşlar hepinize içten yorumlarınız için teşekkür ederim.


Alıntı yapılan: benguonat - 13 Şubat 2026, 20:13:13 Birliğe beraberliğe olan inancım hem arttı hem artmadı 😃 Ama insanları kendi haline bırakma ve eleştirmeme konusunda ilerledim. Meseleleri kişisel almama konusunda ilerledim. Sevgiye ve anlaşmaya niyetli insanları bulduğumda tabi ki o küçük çevrede birlik beraberlik anlayışı geldi.


Bengü mesajını çok beğendim. Bence bir kişinin başka birini eleştirmeme ve kendi haline bırakabilme olgunluğunu kazanabilmesi çok değerli. Bu konuda ben de geçen zamanla çok oturaklı bir hale geldim. Açıkçası herkes için hayatı kolaylaştıran durumlar. Öte yandan birlik ve sevgi ihtiyacı insanın içinde bence yok olmuyor ya da azalmıyor fakat daha gerçekçi bakınca bu ortamda-toplumda bunu hakikaten idealize edemiyorsun. Sanırım mümkünatı yok gibi geliyor.

Alıntı yapılan: benguonat - 13 Şubat 2026, 20:13:13 Genel olarak insanlıkta, derslerini görmeye dair bir anlayış var mı, yok. Olmadığı gibi, psikolojik virüslerini etrafa saçıp duruyorlar

Aslında dikkat çekmek istediğim temel unsurlardan biri de bu. Bireyselleşmenin benim için git gide daha önemli bir kavram halini almasının asıl nedeni bu. İnsanın sükunet içinde huzurlu hali ile uğraş içerisindeki hali çok farklıdır.
Bu uğraş çoğu zaman dış etmenler (diğer insanları da kapsayacak şekilde) tarafından dayatılır.

Mesela kendi kendime kalıp kahvemi, okuyacaklarımı, izleyeceklerimi ayarladığım en stabil halimde çok minnoş bir insanım.  ;D  Geçen süre boyunca güven kavramını anlayıp içselleştirme noktasında önemli adımlar atabildiğimi görebiliyorum. Birlik, düzen ve nizam noktasındaki kavrayış ve düşüncelerimle insanlığı anlıyor ve kabulleniyorum. Çok yapıcı ve pozitif bir ruh haliyle doluyorum. Ne zamanki karikatürize edilmiş saçma sapan mesele ve asla çözüm bulunamayacak döngülere zorlanıyorum diğer etmenlerle o zaman ruh halim hızla değişiyor.

Alıntı yapılan: sybleman - 14 Şubat 2026, 00:43:09 Öğretiler ne kattı demiştin bu durum bana insanlara kırılmamayı, onları öğretmenlerim olarak görmeyi sağladı. Her öğretmeni sevmek zorunda değiliz. Dersleri alalım yeter. 

Bu da bence güzel bir bakış açısı. Ders nedir? diye insanın kendi kendine sorması hem dayanacak güç hem de ivme açısından oldukça etkili olabilir.

Alıntı yapılan: sybleman - 14 Şubat 2026, 00:43:09 Dünyevi sevgi koşullu, yargılayıcı ve talepkar. İlahi sevgi ise koşulsuz, yargısız ve talepsiz

Dediğin gibi bu levelları mevcut yoğunluk içerisinde açmak çok gerçekçi gelmiyor bana. Benim buradaki önem verdiğim nokta şu oldu zamanla;

Bir kişinin fikirlerine, bakış açısına ve yeri geldiğinde bize saçma gelebilecek tutumlarına karşı öfke duymamak, olduğu gibi kabul etmek eğer gerekli ruhsal farkındalık varsa kişinin tekamül yolundaki macerasını ve çabasını kabul etmek ve aynı zamanda takdir etmek anlamına geliyor. Bu bence birçok sevgi diye adlandırılan duygudan çok daha gerçekçi ve manalı.

Diğer türlü olan sevgiler kişinin kendine hizmet etmesidir. Duygusal neden-sonuçlara dayalı ve kişinin kendi iç boşluğunu dolduracak dayatmalara tabanlıdır.

Örneğin birini çok sevip onu kendi kafamızdaki ideal çizgilere oturtmak, mutluluğu ve güzel olarak nitelendirebileceğimiz her şeyi ondan beklemek kişinin karşısındaki kişiye sürekli dayatmalara maruz bırakmasına neden olur. Burada sevgi sahtedir demiyorum elbette ama amaç kişinin sevgisi amacıyla bir kendine hizmet döngüsüne girmek istediğinin göstergesidir.

Bu arada hepinizin içinden şair çıktı maşallah. Elinize sağlık  ;D

Alıntı yapılan: bozadi - 14 Şubat 2026, 10:41:49 gerçek tosun paşa, sanırım dün akşam çok yakın bir zaman aralığında sen bu başlığı başlatan mesajı yazarken ben de nihayet 2. podcast bölümümü yayınladım.

İlginç bir şekilde, işlemeye çalıştığım konulardan bazıları, senin bu mesajının içerikleriyle çok yakından alakalı

Henüz okuyamadım ama tesadüfe bak. Eğer bir tesadüfse tabii.  :D Merakla ilk fırsatta okuyacağım. Fakat alıntıladığın kısımları okuduğumda anlatmak istediğim duygu ve düşüncelerimin neredeyse bu yazılarla aynı olduğunu fark ettim. Ayrıca Kas.ların verdiği cevap da benim düşüncemle çok paralelmiş.


Alıntı yapılan: bozadi - 14 Şubat 2026, 10:41:49 Bu diyalogda K'lar resmen insanları kurtarmaya çalışmayın, kendi frekansınızı korumaya ve yükseltmeye odaklanın demiş. Nitekim Maharaj'ın da bu yönde açıklamaları var. Evet, elbette ortada koskocaman bir "başkalarına hizmet" eğilimi meselesi var ama mevcut dünya insanlığının ezici bir kısmı o eğilime sahip değil. Dolayısıyla bu insanlığa acımak veya çok fazla merhamet göstermek, egoya, yozlaşmışlığa merhamet göstermek gibi. Niteliksiz kitle önümüzdeki zamanlarda elendikçe, kalanların birbirine hizmet etmesi zaten hayatın olağan akışı içinde kendiliğinden, hiçbir özel zahmet göstermeksizin gerçekleşecek diye tahmin ediyorum.


Bu bahsettiğin egoya ve yozlaşmışlığa merhamet göstermek ifadesini çok sevdim çünkü içimde hissettiğim ve tanımlandıramadan tepki gösterdiğim bir meseleyi ifade etmişsin adeta. Buna katılıyorum ilaveten bunun BH prensibiyle ilgili olduğunu da düşünüyorum temel olarak. BH mantığı kişinin kendi bilgisi ve farkındalığı noktasına tamamen uyumlu çalışıyor dersek heralde abartmış olmayız.

Kas.lar araştırılıp ilerleme katedilmeyen konuya yorum yapmıyor. En basitinden bir kişi öğrenip farkındalıp geliştiremediği bir konuda soru soramaz. Çünkü soru sorabilmek için fikir ve düşünce gerekir. BH mekanizması tamamen kişinin özgür iradesiyle uyumlu. Senin aklına gelemeyecek bir konunun karanlığı aydınlatılmıyor. Sen bir kibrit çakabilirsen belki devamında akış sağlayabiliyorsun. Demek istediğim pozitif temellerde de olsalar insanlığın çok ama çok geniş bir kısmında kibrit çakma düşüncesi hakim değil. Kendimizden başka şeylere odaklanmak boşu boşuna bir vakit kaybı olmasını geçtim bir yön karıştırıcı. Pusulayı bozuyorsun. Emin oldukların acaba'ya dönüşüyor. Enerji dağılıyor.

Alıntı yapılan: bozadi - 14 Şubat 2026, 10:41:49 "İnsan sevme - sevmeme" meselesinde genelgeçer bir cevap veremiyorum. Bazı ilham (aptallık?) anlarında, tanıdığım - tanımadığım çevremdeki tüm insanlarla sevgi dayanışması hayalleri kurduğum oluyor ama çoğunlukla ortamlara giren biri değilimdir, ciddi ölçüde yalnız yaşayan biriyimdir, evli olmama rağmen. Ve bunda tam da senin bahsettiğin faktörlerin önemli bir etkisi var.

Bize kıyasla toplumun genelinde enerji emicilik, enerji yayıcılıktan orantısız şekilde fazla. Dolayısıyla gelişigüzel yoğun sosyal veya toplumsal etkileşimin bizde ciddi enerji ve moral kaybına yol açması muhtemel sanırım. Özellikle de empatikliğimiz ve hassasiyetimiz yüksekse veya yüksek olduğunda.


Bence bu senin de ifade ettiğin gibi bazı empatik gelişime sahip insanlar (yani belki de bizler) -ki böyle bir sınıflandırmayı net başlıklara bölecek seviyede fikrim yok- pozitif enerjiyi tutma konusunda zorlanıyor olabiliriz. Ben katlanmakta da zorlanıyorum artık. Evet insanlık için bazı kirli oyunlara karşı farkındalık geliştirme noktasında bir uyanış yaşandığını kabul edebilirim. Fakat bu bana KH tarafından yeterli çoğunluğun sağlanamaması faaliyeti gibi geliyor. BH potansiyeli faaliyeti, 4YBH adayı faaliyeti değil. Sanki dalga ve etrafında dönen daimi savaşın bu fazında KH'a atılabilecek çelme de bu gibi. Kitlelerin düzene belki daha iyi şartlarda devam edebilmesi. Üst yoğunluğa adam kazandırabilmekle KH planını bozup 3Y düzenden göreceli daha temiz biçimde devam edebilmek BH açısından aynı şeymiş gibi geliyor bana.

Bazen ben de bu kardeşlik ve yaşam ütopyasına muhtemelen senin kadar dalmadan bir takım gerçeklik ve iletişim şekillerini kafamda hayali idealize etmeye çalışıyorum. Kaynak noktam şu oluyor; öncelikle kişinin niyet ve amacından emin olmalısın. Mesela sen benim niyetimle ilgili tamamen net olduğunda benim hatamı da eksikliğimi de maruz görürsün.

Bunu dışında gerçek bir güven olmaz. Güven olmazsa sevgi ve dayanışma olmaz. O sebeple kişilerin-enerjilerin-ruhların vs. ne dersek artık ayrışması net olmalı. Eşik geçilince yani gerçek bir BH olunca ki bu 4Y de olmak anlamına geliyor kimse bir daha KH'a geçmek gibi ihtiraslara kapılmıyorsa işte vicdani süzgeç böyle çalışmalı. Evet yine senin benim eksikliklerim olur, senin kolayın benim zorum, benin kolayım senin zorun olabilir ama amaçlar ve idealler birse bunların kesinlikle bir önemi kalmaz. Çünkü acıma yetime döner koyar ..... atasözündeki yüklem-eylem geçersiz kılınmış olunur. Bu sebeple ifade edilenle içten geçenin neredeyse hiç tutmadığı gezegenimizde sevgi anlaşılması çok zor birşey. Anlaşılamayan birşey de ana müfredat olamaz gibi.


Alıntı yapılan: Tgur - 14 Şubat 2026, 12:57:05 Madde aleminde ayırım baştandır
Artı ile eksinin arası sanki taştandır
Bu taşı kıracak kuvvet bilgide olsa da
Özle yoğuramazsan sonun hüsrandır

Tgur abi çok yerinde girdin dörtlüğüne yine sağol, var ol.


Alıntı yapılan: sirera - 14 Şubat 2026, 18:50:07 Sevgili gtp nin  kalbinin derinliklerinden açtığı bu derin konu vesilesiyle muhteşem bir ağ çalışmasını başlattığı için teşekkür edeyim öncelikle. Şiirlerin tınladığı harika bir melodi gibi geldi  hepinizin birarada sesi. 

Ben de sizlere teşekkür ederim. Evet melodi farklı notalarla anlamlı kılınabilir ancak.  :)

Alıntı yapılan: sirera - 14 Şubat 2026, 18:50:07 Şahsi fikrim  ruhsal konulara eğilimin sevgi yönünde bir artışı hazırlaması muhtemel olan çünkü anlayış kazanıldıysa sevgi yani ışık çoğalmıştır. Sorunun sorulduğu şekliyle yani sevgi yönünde olumlu bir artış yarattı mı ise durup düşündürdü. Sevginin artması genişlemesi olumlu olmayan bir durum oluşturabilir mi diye.

İlk cümlene tam olarak katılamıyorum çünkü ruhsal konulara eğilimin sevgi yönünde bir artışı hazırlayabileceğine dair şüphelerim var. Anlayış ve bilgi kazanılması bence sevgiden daha önemli çünkü tekamül dediğimiz süreçte sevgiden ziyade bunlar daha geçerli. Yani en azından 4'e kadar böyle. Ruhsal konulara ilgi ve merakla birlikte müthiş bir ivme kazanarak 4YKH adayı da olmak mümkün ama kastettiğini anlıyorum. Sen iyi niyetli bir insan üzerinden konuyu ele alıyorsun. Fakat benim çok net bir gözlemim bu ruhsal konulara girmiş kişilerin çok ciddi bir kısmının ruhsal olgunluk olarak çocuksu olduğu ve öğrendiği 3-5 şeyi bile hızlıca ego malzemesi haline getirerek kazanç ve ivmeyi ortadan kaldırdığıdır. Elbette gerçek sevginin olumlu olmayacak hiçbir yanı olduğuna inanmam. Fakat sevginin nasıl bir kendine hizmet döngüsüne dönüşebileceğini ve aslında sevgi sanılan şeyin sevmekten ne kadar uzak olabileceğinden bahsetmeye çalıştım.

İnsan olmanın gereğiyle manipüle edici güçlerin çalışmalarının da örtüştüğünü düşünüyorum. Dolayısıyla insanın özü pür-ü paktır diyemeyeceğim sanırım.

Alıntı yapılan: sirera - 14 Şubat 2026, 18:50:07 Yalnız kalmak, kendinle  bulunmak daha lüks, daha güvenli alanda olmak gibi değil mi. Ben de öyle yapıyorum. Biryere kadar. Arada sırada kabuğuna çekilip kendi halini sorup sorgulamak güzel elbette ancak  bunu bir yaşam biçimi halini getirmek kendi açımdan istediğim bir durum değil. Her ne kadar oraya doğru kayıyor olsam da kaymayıp dik durmak için gayret gösteriyorum. Bir arkadaşla sohbet etmenin tadını, ferahlatıcı hafifliğini unutmak istemiyorum. Kalın duvarları aralayarak yapılan ilahi  minnoş sohbetleri   seviyorum, öyle işte ne yapayım 🥹

Kesinlikte çok daha lüks olduğuna katılıyorum.  :D Hatta bana kalırsa şu hayatta en büyük lükslerden biri. Daha güvenli alanda durmak gibi ama burada da denge kilit unsur gibi. Güvenli alanı kurarken sanırım düşünmeye, daha iyi olmaya, gelişmeye de devam etmek gerekiyor.

Bu kendi kabuğunda olma meselesi herkes için eşit koşullarda ele alınabilecek bir durum değil. İnsanların sorumlulukları var ve yerine getirilmeli. Hepimizin hayatları farklı ve mevcut şartlara göre karşıdan konuşmak kolay. Kimisi için kısa aralar yeterliyken kimi bunu hayatının merkezi haline getirmek isteyebilir. Kimi de vakit bulamaz.

Sanırım herkes kendi doğrusunu bulmalı. Herkesin doğrusu da kendince farklı. Bir dostla edilen sohbetin tadı gerçekten ne kadar da hoş. Ben de çok seviyorum. Hayattaki en anlamlı anlardan biri bence bu. Sevdiklerimizle yanyana olmak hep çok güzel zaten. Ben bu sorularda bizi biz yapan en yakınlarımızı doğrudan kastetmek istemedim.  :)

Alıntı yapılan: sirera - 14 Şubat 2026, 18:50:07 Doğduğum günden beri demeyim de  (bebekken bir'i hatırladığımızı bildiğimden) hep bi yavanlık, manasızlık hisleri ve içe kapanıklık beni de epey meşgul etti. Ki hâlâ bunlar birer  gölge halinde dikilirler karşımda.
Bengü' nün sınır bilinci adını verdiği duvarlarımızı örmekten başka çare kalmamış durumda bizler için adeta.

Evet ne güzel söylediniz ikiniz de... Biraz da bu sınırlara, duvarlara mecburuz herkes gibi.